Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Şiir Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 01-02-2009, 21:08
sibel eylul sibel eylul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 473
Standart sibel eylül şiirleri

jozeph

jozeph
ıslanmış mektuplar yazıyorum kağıtsız kalemsiz ve de adresleri belirsiz
karanlık pencereme baykuşlar tünemiş dokunduğumuz her şey renklerini yitirmiş
tanrıların lanetlisi savaşın vahşeti cehennemi yaşatan azap günleri
alnına çizilen kara leke evrenin kalbinde siyah tonların soluklarında gizli
yerin ve göğün karmaşası şimdi duysun ıstırap çekmişlerin meleği
sen siyahtan başka renk gördün mü sevgili


jozeph
kağıtsız sevgilim
bu şimşek deli lime lime paramparça bu gök esir
bu yağmurlar edepsiz bu damlalar vicdansız ustura biler
havada benzin
havada kan
havada insan eti kokusu var
penceremde baykuşlar içimde kırılgan sözcükler
kartallar tepende düşlerini koru sevgili
bir sınırdan öteki sınıra savruluyorsun
uluyan sert rüzgârlar gibi

jozeph
ayın gölgesinde güleç yüzün iyi yürekli ellerin
enternasyonal kokan bıyıkların yıldızlara karışmış dalgalı saçların
o kör nokta seni anımsayışlarım o duvar dönemediğim
o dönemeç beni kurtuluşuma götüren seni ölüme yakınlaştıran
uzaklaş gelme bana kalabalık korkulu yüzler arasında
ummadığın bir yerde gözlerini bulur gözlerim nasıl olsa


jozeph
vatansız sevgilim
yaşam için umutlar için senin için
rengârenk düşler kuruyorum
biliyorum vaktin yok
uzaklarda sığınırken üşüyorsun sevgili
ay ışığı oynaşırken saçlarımla o beyaz evi
ağaçların vahşi huzurlu yeşilini
kırları gelincik tarlalarını
son istasyondaki kırlangıçları
iskeleye vuran köpüklü dalgaları
gökkuşağını düşlüyorum
güneşin kırıntılarını karalara savuruyorum
renkleri bulup bulup saçıyorum
biliyorum ki sen o karanlık yollarda
berrak sularla hiç sevişmedin sevgili

jozeph
Islanmış mektuplar yazıyorum kağıtsız kalemsiz ve de adresleri belirsiz
karanlık pencereme baykuşlar tünemiş havada soluduğum insan eti kokusu
gördüğüm toplama kampları saçları çıplaklıkları kırpılırken
bacak aralarından topuklara süzülen yahudi kadınların kanları
tenlere değen buzdan cam parçaları
toplu halde arındırılırlarken alevlere kucak açmadan önce
duydun mu son duaların çığlıkları gördün mü korkunun en dehşetli soğuk anları
tanık ıstırap çekmişlerin meleği alevleri saklayan kapıların açılırken mandalları
bebeklerin feryat eden ağıtları bu yaşatılanlar kimlerin ayıbı


jozeph
mülteci sevgilim
sınırlarda güvenlik sıkı yüzüne tutulmadan bir fener ışığı
deşsin kara çalılar masum tenini yaprağı bol bir ağacın en uç dalında
en kuytu köşesinde en dipsiz kuyuda aç susuz bir kuş bir karınca ol
sarıl gövdesine tek nefeste birlikte soluk ol
yaşamak yine de yaşamak diyorsa beynine tutunmuş yüreğin
intiharın eşiğine varmadan bir umuttur
sıcaktır hapishaneler tutukevlerinde eşittir lanetliler
savaş yorgunum kaçak yaralım ben seni uzaklarda sol yanımda saklarım


pencerem karanlık baykuşlar tünemiş
bu şimşek deli bu gök esir bu yağmurlar edepsiz
havada benzin
havada kan
havada insan eti kokusu
gözyaşı dökülmeden kara bavulundaki yırtık giysilerin yasına
sığınmacı bir küçüğün gözleri eşsiz tablolara dalarken
yıkıntılar arasındaki keman sesini dinlerken güzeli düşlemeden
içindeki ses barış diye haykırdı barışın içinde sevgi de vardı sevgilim
işte şu an yaşamak için büyüdüler mazlumlar sevgilim

jozeph
iyi yürekli vatansız sevgilim
sen savrulurken sert rüzgârlar önünde renkli barış dolu düşler kurarım
son nefesim avuçlarına düşmeden nasıl olsa gözlerini bulur gözlerim
ummadığın bir yerde sevgilim
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 03-02-2009, 21:07
sibel eylul sibel eylul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 473
Standart mutluluğun gizi aşkın dilbilgisi

.............

Konu sibel eylul tarafından (10-08-2009 Saat 11:22 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 04-02-2009, 15:17
sibel eylul sibel eylul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 473
Standart bez bebek


bez bebek

narin parmaklar
dikerken
bez bebeğin gözlerini

yeşermemiş fidesi
habersizce
oyunlar oynuyor
tepsinin üzerinde

örümcek ağlı beyinler
el sıkıştılar
ay ışığı vururken
sokaklara

ince belli
kanıyor
kapı eşiğinde
süpürgesi elinde

adettendir
ışık değmemiş evlerin
avlularında
çiftetelli

bir başka toprağın misafiri
yatağına alıp
sakladı nazeni

kadın oldu
büyümemiş çocuğun
ince bedeni

kirlendi
tepsinin ağırlığı altında
olgunlaşmamış bilinci

süzüldü
gözyaşları
kan damlamış
beyaz çarşaflara

satıldığı karanlık gülen yuvasında
asıldı
bez bebeği
hunharca

Konu sibel eylul tarafından (12-01-2012 Saat 14:41 ) değiştirilmiştir. Sebep: sibel eylül şiirleri
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 08-02-2009, 01:43
sibel eylul sibel eylul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 473
Standart baharı düşlüyorum

baharı düşlüyorum

baharı düşlüyorum sende
polenlerin raksıyla sere serpe
yeşillerin arasından mavilere dalan
gözlerinin büyüsünde
ışığın sevişmelerinin renk cümbüşünde
gölgelerinin yüzüne vurduğu
yansımalarının gizeminde

baharı düşlüyorum sende
karınca çiçeğin gövdesinde
her bir karesini öperken
düşmek teninin açtığı
yanardağın ortasına
uğur böceği olmak parmak ucunda
ve kanatlanmak sadık yüreğine
tutkularımla yüzmek
gülümseyişinin kıvrımlarına

baharı düşlüyorum sende
goncalarım açılıyor
kayboluyorum coğrafyanda
eşsiz güzelliğini yaşayarak
dokunuyorum kokluyorum
her bir bölgenin ayrı verdiği
tatlara doyarak

baharı düşlüyorum sende
polenlerin raksıyla sere serpe
ve sunuyorsun özgürce
yeşeriyoruz birlikte



sibel eylül

Konu sibel eylul tarafından (12-01-2012 Saat 14:42 ) değiştirilmiştir. Sebep: sibel eylül
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 08-02-2009, 02:00
sibel eylul sibel eylul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 473
Standart seni sevmek

seni sevmek

seni sevmek
tüm renklerin çarpışma anlarını kara bir leke gibi duvarlara taşımak
boşaltılmış bir köyün acı sessizliği içindeki çığlığı duyumsamak
taş üstüne taş konmuş sıvasız çıplak bir evin avlusunda
küçük darmadağın saçlı bir yeni yetmenin elleri
ve de kaygan koyunların memeleri
çaresiz zeytin gözleri dolu dolu okuma isteği
kirli yüzünde her bir damlanın süzülüşünde
birlikte akmak sevgili

seni sevmek
yuvasından düşmüş bir ürkeğin şaşkın korkulu bakışları arasında
demir parmaklıklar ardında mavi boncuktan işlemeli kuşların kanatlanıp uçuşunda
bir kaldırım yosmasının tutkulu sevdasının hıçkırıklı zoraki dokunuşlarında
küçük masum bir bedenin şiddete maruz kalmış inleyen mor yaralarında
yani seni sevmek
goncalara öpücükler kondurup açıp açıp çoğalmak
‘’bir ülkenin kirletilmişliğinin kan tarlalarında çiçek açtırmak’’
hayatın incinen bir yerine merhem olmak

seni sevmek
cennete sırt çevirip cehennemde ateşimizle zebanilere yetmek
hep aynı iskelede beyaz bir gemiyi beklemek
muhafazakâr sokaklarda cesurca doyasıya öpüşmek
yani seni sevmek
esaretin içinde yaşanan özgürlüğü fark etmek
okunan kitabın satır aralarında gülümsemek
sana yazılan bir şiire bütün kelimeleri kurban etmek

seni sevmek
her durakta bulup bulup yitirmek
parmak uçlarına dokunup ellerini tutamamak
çılgın bir sevişmenin ardından çarşaflara dolanıp kibrit çakıp alevlenmek
yarım kalacağımızı bildiğimiz fısıldanmamış bir sözcükle nefes almak
yıldızları avuçlayıp avuçlayıp karanlığa yapıştırıp aydınlığı saçmak
yani seni sevmek yaşama direnmek
ve seni sevmek
düşlerde buluşup aynı ırmakta akmak sevgili



sibel eylül


Konu sibel eylul tarafından (12-01-2012 Saat 14:45 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 09-02-2009, 10:05
sibel eylul sibel eylul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 473
Standart sibel eylül şiirleri

eşkıya ve umut
akşam / erken inermiş soluk ve de narçiçeği kızıllığında bulut bulut
sen orada paslı parmaklıklar küflü aşılmaz duvarlar
ben burada bin asır sonrası duyarım hâlâ şıngırdar kulaklarımda
seni esir alan zincirlerin ilk gün ki gibi sesini
sen ranzanda / ben / ben gün ağarışına yol alan efkârlı masamda
sigaramın dumanıyla halka halka
yaralı ve de özlemli kokarsın buram buram bu masada

bu özlemli ve de efkârı bitmez masada
dolu dolu gözlerimi kapayışımda
sinemde açılır yeniden bir yara
düşlerim kelepçede üşüyen ellerini
düşlerim kara gözündeki keskin bakışın hiç kaybolmayışını
darağacına yol alan adımlarını
düşlerim / gidişini hiç pişmanlık duymadan onurlu kararlı ve de haklı

bilmem / bin asır öncesi hatırlar mısın
o eşsiz parkın kuytu köşesinde yalnız ve de eskimiş bir kırık bankı
hatırlar mısın orada seni beklemelerimi / güneş aydınlığı yüzümü
hatırlar mısın sana hep gülerek bakan dipsiz kuyuların karanlığını
hatırlar mısın beni
hatırlar mısın bilmem
kaçamak kondurduğun eşkıya öpüşlerini

heeyt be asi küheylan bir umut
koş koş dörtnala tozu dumana kata kata
sen koşarken özgürlük adına yolun can yoluma

bak kaç zemheri kaç bahar kaç ayaz
sen ranzanda parmaklıklar ardında soğuk ve de karanlık
memleket insan ve de hak adına sevdan uğruna
bense burada sessizlik sensizlik hüzünlü bakışlar ardında
yaralarım bağlanırken kabuk kabuk ağlamaz mıyım içli içli dolup dolup

şimdi hatırlar mısın beni bilmem eşkıyam
sevdanı görev edindiğin memleket eşitlik adâlet ve de insan adına
her sabah asi bir küheylan koşar yüce bozkır dumanlı dağlarının yamaçlarında
bir umut
bilmem hatırlar mısın bin asır öncesi o zamanlar adım da umut
davan uğruna onurunla ardına dönüp bakmadan
koyup gittin ya beni ağlamaklı ve de yaralı
bir umut hatırladıysan beni
çıkarıp koymaz mıydım orada avuçlarına yüreğimi

sen şimdi bunu nereden bileceksin
yaralarımı hasretinin yangınlarını
nereden bileceksin
bir umut
bir umut o zamanlar adım da umut
bilmem hatırlar mısın bilir misin şimdi

heeyt be asi küheylan bir umut
koş koş dörtnala tozu dumana kata kata
sen koşarken özgürlük adına yolun can yoluma


sibel eylül
( şair A. Öztürk için bir zaman şair dilleri esintileri )

Konu sibel eylul tarafından (12-01-2012 Saat 14:46 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 10-02-2009, 15:47
sibel eylul sibel eylul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 473
Standart bana mı benzedin

bana mı benzedin

bana mı benzedin
giderken / seninle yasaklandı bu kent
yıllar sonra / ak kargalar sesleri hâlâ kulaklarımda
çağırırlarken yüzleşmenin tozlu yollarına
şimdi sen de yoksun oralarda
bana mı benzedin taşıyamadı mı yüreğin
‘’sonbahar rüzgârlarına kokunu da bırakıp gittin ‘’

boz dağlarla çevrili vadinin ortasında açan eflâtunda
esir kalmış çocukluğum değişmeyenim
yeşilin maviye dokunuşunda düşlerim
bir hilal’e asılı kalmasaydı bulutlar
belki düşerdi usul usul üzerime yağmurlar
seninle soluk alırdı bu güzel havalar

kalabalık caddelerinde çaresiz dolanır yüreğim
yasaklı kentin yasaklısı / kısık lambaların arsız soytarısı
nedendir bulut gözlerimin hâlâ seni arayışı
cilalanmış parlatılmış olsa da ara sokaklar
her bakışta canlanır sana dair tüm hatıralar
kazılı duvarlarında bizden kalma asi bir gençlik var
ufak tefek tanıdık izler
süpürüp silememişler / geçmişimizi

rotası yalnızlık suskun yine yürek
adımlarım gibi soğuk bu kaldırımlar
gecenin ortasına düşmüş sessiz ıslıklar
yarım kalmış sevdiğimiz bizli şarkılar
giderken intihar etmişti ya tüm genç yapraklar
uğramaz olmuş artık göçmen kuşlar
şimdi bulutlar haykırsın ne çare
gazeller savrulur soluk ve esmer her şey bizimle
darmadağın içimde
dört yapraklı yoncanın ucuz mavisinde
pasıyla asılı durur boynumda taşıdığım
umudum diyerek saklayıp sarmaladığım
bana mı benzedin taşıyamadı mı yüreğin
‘’sonbahar rüzgârlarına kokunu da bırakıp gittin ‘’


sibel eylül

Konu sibel eylul tarafından (12-01-2012 Saat 14:43 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 11-02-2009, 08:13
sibel eylul sibel eylul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 473
Standart beni hatırla

beni hatırla

beyazlar içinde elim göğsümde tam kalbimin üzerinde
size dönük aydınlığın umuduna avuç açmada
karanlıkların zulmün üzerinde meydan okumada
tam da o ince çizginin yaşarken ortasında
kelebekler tüm renkleriyle etrafımda
aynı ömrün kaderine tebessümle kanat çırpmada

sen / siyahlar içinde uzakta yasadışı sevmelerinle
adım altın sarısı buğday başaklarında ufukta alabildiğine
rüzgârın sevdasının okşayıcılığına karşılık verirlerken sessizce
dokun onlara yağmur damlalarını yüreğine sakla
beni hatırla / bil ki güneş o an sizi sevgiyle selamlamakta

ben / umut için dönerken kelebeklerle beyazlar içinde
mekânım olmasın gökyüzünde
gözlerimin hüznünün sevdası uğruna
bıkmadan usanmadan izlerimi takip eden
göğsümde tam kalbimin üzerinde her biri bir ülkede
her biri acı bir çığlık ayrı bir resmin içinde
bin yara bin kara delik hüznümün kuyularında

deprem ve kasırgalarda silahların hain acımasız saldırışlarında
her biri bir resimde can verenlerde elimi uzatamam sana
açlıktan gözyaşlarına sinek konan bedenlerde
akbaba’ya terk edilmiş minik bir yüreğin çığlık sessizliğinde
her biri bir resimde hüznümün içinde bin yara bin kara delik
kelebek ömrü sanki umurumda elimi uzatamam sana
mekânım olmasın gökyüzünde

sen / uzakta tâ ufukta gözlerimin hüznünün sevdası uğruna
izimi bulup kara delik yaralarımın kuyularının içine düşmeden
adım yağmur damlası buğday başağı süzülüp tüm renklerimle
kelebeklere eşlik ederken dokun onlara
beni hatırla / bil ki güneş o an sizi sevgiyle selamlamakta

esen yele direngendi ya hesap soran asi saçlarım
zamana yenik düştü tel tel
sırtımda saplanan binlerce ok paramparça bedenim
kanlar oluk oluk beyazlar üstünde
ben düşmeden bulursan eğer bak kara delik kuyularına
mekânım olmasın gökyüzünde
görebilirsen bir kıvılcım bir ışık / bak / kendini göreceksin
ve senden kaçışlarımın suskunluğunu anlayacaksın

adım yağmur damlası buğday başağı dokun onlara
beni hatırla / bil ki güneş o an sizi sevgiyle selamlamakta





( sibel eylül )

Konu sibel eylul tarafından (12-01-2012 Saat 14:47 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 11-02-2009, 13:42
sibel eylul sibel eylul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 473
Standart gita govinda

gita govinda


Aklının varaklarını zorluyor okunaksız kıvrımlar…Öteki tarafta gün ışığının çığlıkları aşılmaz duvarlara çarpar duyarsın yankılarını,çaresizlik sarar.Bahaneleri sıralarsın yaklaştıkça ürperir uzaklaştıkça üşürsün,korkularındır yokuşlardan bir adım geriye kaydıran,zorlayan.
Kıvrımlarından bir yaprak daha düşerken çırpınırsın bir yenisini yeşile boyamaya kalkarsın yeniden canlanmanın rengidir bu...Karanlık ve aydınlık odalarında gezinirsin kimine daha önce girdiğini anımsarsın kimine vaktin olmadı uğramaya ya da bulamadın anahtarlarını, görmezden mi geldin yoksa kaçtın bu kapılardan? Sahi çaresizliğin gübresi güneş mi? Akıllı bir deli umut etmiş tüm bunları.Bilirsin her şekliyle girebilir içeriye gün ışıkları,olsun bir nokta olsun kendin de çizebilirsin şekillerle desenleri…
Güneşin altında hayaller kuran ne çok kedi var etrafında,kimse senin gibi bakmaz düşen boncuk damlalara,mor renkli taç yapraklara kimse senin gibi çizemez karanlık sulara resimler,parmaklarınla dokunmuşsundur yaşantılara, tanıdık hepsi senin nezdinde,bilirsin bir yerlerde belki de denizin içinde, rengârenk dünyayı düşleyen çocuklar da var.
Kuruyorsa bir gövde, yetişebilecek misin yeşile boyanmadan düşen sarı kırmızı yapraklara? Hüzün senin adın, Fiji adasında haykırışları duyarsın…Yaşanır bir günün içinde dört mevsim...Milyarlarca yıl yaşanmış ilk yasak oda, dağılmış iz sürmüş, karanlığa boyanmış odaların.Kutsal olmayanı kutsal olandan ayırmanın ne önemi var yediğin yasak meyve de kutsal, acı ve öfke her yerde hep var.Bir kadın kutsallığı bir hayvanla eşdeğer,erkek hele rahipse dünyayı hep kırbaçlar,ressam çok önce girmiştir yasak odalara, tabloları böyle söyler.
Bir adım daha yaklaşırsın deliliğin kıyısına, bilirsin Barfly’ın sefilliğinde hep bir isyan var.Kutsallaştırmaya ne hevesli insanlar hep çarmıha gerilidir memeler,gözler,kıçlar…
Terazinin kefesinde bir senin yüreğin var,..Olmadı tapınanlar lingayı bir de alkollü okşar.
Nasıl olsa İsa zamanında biraz da Kirişna,İnsan kendi resmini kendi çizer,o çığlıklar duvarda hep var,her gün yıkılır her gün örülür.

Ve şairler kendi dilleriyle tapınmaya başlar.

“topuklarımızı kemiren orospu”girdi kanımıza,iliklerimizde engel tanımadan dolanır,akıl ve ruhtan sonra bedene kavuşur ve karşında duran hayal gerçeğe doğru yol alır…bu düşle,zaman ve mekân buradadır.

- göremediğim,ama var olduğunu bildiğim… boşluğunun hiçliğinde yapayalnız bir evrensin,terk edilmiş bu coğrafyada, birazdan yepyeni bir yaşam doğuracaksın …

sevdiğimi bilmen için
söyle hangi parçamı istersin
gecemin ışığı yüzerek gel düşlerime
gel tırnağımla etim arasına
damla damla sız göğsüme

- göremediğim ama var olduğunu bildiğim… kırmızı senin adın Fiji Adası’nda haykırışlarımı duyarsın beni çağıran senin nefesin,bildiğim tüm tanrıları efsaneleri kucaklayıp getirdim çölüne, anlaşılan onlar daha önce uğramıştı sana

yanında olabilmem için
söyle hangi parçamı istersin
mutluluk kaynağım
gücünün sol kaburga kemiği
benim yüreğim
sıcak ve soğuk
pamuksu bir dere değdi
her milimine
tanrılar orada
farklı kılıkta hep
birbirine benzer

- güzel peri Kuanin bir karınca gibi özgürce gezin odalarımda, esintilerin aralasın pencerelerimi

akılları esir eden
yaptığım büyüler
su tavuğu gagasındaki zerrem
ellerimle kararak
kaplumbağanın sırtında
yarattım seni
istersen ondört parçaya böl bedenimi
her parçama nakış gibi senin kokun işlendi

- sahi çaresizliğin gübresi güneş mi? öyleyse doğ üzerime tapınsın sana dönük gövdem,ateşine düşsün bir damlam

ışıkların yapraklarım için
çiçeklenecek tohumlarım için
yağsın bereketin toprağıma
aradığın kutsanmaksa
gerilsin gövdem
çarmıhım
senin gövden.

- kıvrımlarından yüreğine süzülen şahmaran bakışların, tüm tezat duygularla aksın kuyularıma şarkılar söyleyerek baykuş sessizliğinde

güzel peri Kuanin
gir cehennemime
hiç kovulmamacasına
her bedende
vardır iki farklı dünya
duy çığlıklarımı
dal karanlık odalarıma
zevk versin ışığın acıma

- delişmen karalığın,tılsımının tuzlu sularında oynaşan balıklarının eğlendiğini görmediğimi nasıl bilebilirsin

yaşamı doğuran
insan için
doğaya can veren
varlığım senin bir parçan
savursa da kasırgaların tufanların
çarşaflara dolanır alevlerin
uzanır yine zeytin dalım

İnsan bir evren farklı farklı dünyalar taşıyan.
Tüm bunlara rağmen yalnız kalamayan bir başka evrende farklı dünyaların kapılarını aralayan ve bilir zorlu bir yolculuktur bu aydınlığın nefes alabilmesi için karanlığa da ihtiyacı olduğunu,değişken ve özgürdür,araladığı odaların kapılarına renklerini vermeyi de sever,ustalaşmıştır duvar örüp yıkmakta…orkestra eşliğinde resimler karalarken gücünün yetmediği anlar da olur keşfetmekten çekindiği derinliklerin anahtarlarını kendi elleriyle yarattığı tanrılarına verir,kutsallaştırdığı sefilliğine yeri gelir imrenir,ona göre bazı şeyleri tanrılarına bırakmak gerekir.
Bizimse aramızdaki tek tanrı karaladığımız son resim mesafeleri birleştiren zaman…
Elbette tükenecektir,tanrımız duyarsa sesimizi…
Başlangıç tesadüf müdür koca bir bilinmezlik,tanrıları bilir ancak ve izin verirlerse bu zorlu yolculuk tamamlanır,işte o an iç içe girmiş bütünleşmişlerdir,terazideki ağırlıklarının göstergesi sıfırdır,beden zihin ve ruh üçlüsüyle eşitlenmişlerdir…
Duyduğun şehvet ve sevgiyle deliliğin kıyısındasındır artık,tâ ki kuruyana kadar gövden, bu düşsel anlarda kamasutra’nın sayfaları yavaş yavaş çevrilir.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 11-02-2009, 16:02
sibel eylul sibel eylul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 473
Standart şeytan kamburu çıkmaz sokağı

şeytan kamburu çıkmaz sokağı


yüreğini çağıran kıvılcımımdı
bir ayağı topal ustanın
siyah ellerinde
ağacın bir dalının özünde
kıvılcımımla gözyaşı içerisinde
işkencedeyken gündüzüm ve gecemde
içeriden çıkamayan umuttun sen
dolanır nefesim üzerinde

‘’tanrılar bizim için savaştı
bunu biliyordu da şair neden yazmadı’’

tanrılar bizim için savaştı
hiç sordun mu
ondan öncesi de vardı
hepten kaos
bunu biliyordu da şair neden yazmadı

mavi suratlı dalgaların köpüğüyle
ve de bir parça her şeyden vücut bularak
kabuk içerisinde
cezalandırılman için
sana geldim
‘beni de al içine ‘
unuttun toprak anayı
oysa ondan önce de vardı
hepten kaos


sibel eylül

Konu sibel eylul tarafından (12-01-2012 Saat 14:48 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 13:41


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum