Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Şiir Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #21  
Alt 28-11-2009, 00:38
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.226
Standart BİR N E F E S

BİR NEFES

candın benim için bir zamanlar
geçti o günler / sanma
tersine akar mı nehir!
durmadan geceye yaslasam da başımı
bugün konuşmasa da dünler
alaca hüzünlerle geziyor aramızda…

sihrinde boğulmuyor karanlık
bata çıka ve masumca yine öyle
doldurmaya çalışıyorum sevginin suyunu
hiç yaşlanmayan deve dikenleri gibi
büyüdükçe batıyorsun daha derinlerime
duymuyorsun kalbimin çağlayan sesini
akıp duruyor kendi kendine

gece vardiyalarında, bir bir dökülüyor ortaya
sana dair ne varsa /seriyorum pamuk tarlalarına
umut sancılarımı çoğaltıyorum
nisan yağmurlarını çağırıyorum üstüne

derdimi anlattığım duvarlarım isleniyor
her gece biraz daha
büyüyor durmadan hüzün çiçeklerim

gezginim / kendine serseri mayın
başka iklimlerde soldu vuslat
ilkyaz gelişini götürdün benden
sanrılı gelişlerde aşk ölüm / ölüm aşk

varlığında darlığım
bakışlarına hapsoluyorum
ellerindeki iple sorgusuz sualsiz
iniyorum kör kuyuya pervasız

uyanıyor içimdeki rüzgâr uğultusu
dönüyorum pervâne yokluğuna
hiçliğe karışmış gölgenden
çık gel bir an yağmurunla
bir nefes çek beni yukarıya
ellerin üzerime kapalı kalmasın
mutlaktır ölüm bilirim
ne olur ellerinden olmasın

Hâdiye Kaptan(sahaf)

Konu Hâdiye Kaptan tarafından (26-01-2010 Saat 02:32 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 29-11-2009, 01:43
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.226
Standart ONLAR BİLİR

ONLAR BİLİR

şehvetli ağzında kışın
uyumayan karayel öper gözlerini
kar yanığında yüzün
yoktur senin ilk yazın
bilmezsin dört mevsim(i)
babanın bilmediği adın
olmayan kafa kâğıdın
doğumun bilinmez ölümün gibi

gelir gider, kırk yılda birileri
maval okur utanç bilmez dilleri
toprak kapatmış yüzünü
sendeki telâşın, onda yoktur zerresi
yakalayamadığın uzak yol sesleri
tutunamayansın nilüfer gibi

çarkında, aynı döner durur zaman
kuru sıkı patlar düş tomurcuğun

bilmediğin hicaz nağmeler
düşer(sin) içine yokluğunun
kör kuyuda görmediğin su deniz
yuvarlağından haberin olmadığı dünya(n)
bilmediğin lunapark
çekeceksin yaşamak ağrısını hep
açık yarana el olmayan beyaz gömlek

bırakmadan suyunu
göğünden geçip gider her bulut
cennet bildiğin yerde
gülümsemez çocukluğun
olmayan salıncağında
dağılmaz sisi yalnızlığın

ana olacaksın, çocukluğu yaşamadan daha
doğduğun yılda kalacaksın ölene değin
oysa, sana da yaraşır, yakışırdı ışık
en az batıdaki kadar
ne yazık ne yazık
tıpkı senin gibi
yarınların da, ellerinde büyümeyecek çocuk…
utanma yoksulluğundan /yoksunluğundan
utanacak olan “ o n l a r “ bilir(mi) kendilerini

Hâdiye Kaptan(sahaf)

Konu Hâdiye Kaptan tarafından (26-01-2010 Saat 02:34 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 30-11-2009, 00:46
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.226
Standart CENNET

CENNET

şölendi gözlerime
yüzümü dolduran yüzün
kendini göremezmiş insan lâkin
olmayacak ne varsa, doldurmuşum içime

yabancı kulakların işittiğinden
dökülürken gerçekliğin
anladım
taze bahardan, yeni yol elbiseleri biçerken aklın
doğruyu söylemiyormuş yalancı dudakların
yalnızlığa hüküm giydi gülistanım

giderken
rüzgârının soluğuna kattığın ben
akşamın dar geçitlerinden sıyrılamazken kan revân
sonlanmamış efsânesin dilimde halâ…
rüyamda dahî, sürer saltanatın

sahipsiz bıraktığın adınla
cüce gölgem senden sonra
kabuğuna çekilmiş
suskun, uzak, dalgın, dar hevesim yaşama

yıkıldı içimdeki mihrap
dönsen de
eski beni göremezsin yerinde
mavi akisleri yitmiş
elini eteğini çekmiş bahar benden

dönen örekesinde
bir o yana, bir bu yana eğrilirken
kimse / kimseliğini götüremiyor yaşamda
yarım kalmış oyunuyla
ikiye ayrılan hayatın
ortasında kalmış derbeder çocuk
kaybolmuş ülke gibi ortada, yitik
beslenemedi nehir, deniz kadar yağmurla
sığmadı, sığdıramadı dar yatağına

güz kanırtırken içimi
elimde, yarım kalan bir mektup
uzayıp giden yollar gibi keder
aşkın sonsuzluğuna kim kefildir ki !

yüreğime yerleşmene izin verdiğim
cehennemmiş, cennet bildiğim bahçen

Hâdiye Kaptan
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 30-11-2009, 22:52
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.226
Standart KARA KUTU

KARA KUTU

ne içerden, ne dışarıdan silinmez
buğu, ki, beynimde

kesildi hızı, yavaşladı hayat
söz bitti; yol gibi, deniz gibi
geldi bağbozumu mevsimi
say dur aynı abaküs gece
eksilmez içimde

hangi çeşmeye dayasam ağzımı
sus / susuz (um)…
döner gelir güneş / dünya durmaz
esirger gözlerini
yüzüme ışığı değmez

güneyde mavimi çalıyor, gizlice sızan biri
bana kalan, kuzeydeki kara iklimi

oku oku, aynı sancılı satırları var mektubun
çığırtısı bitmez; yaşamadan eskiyen dünlerin
bu gidişle böyle
hevesi kursağında kalacak bugünlerin…
bilirim, hakkı üçtür cemrenin

şubattır kıyımdaki dalganın çakal sesleri / korkutur
pusmuş sardunyamın tomurcuğu
yoktur eski vakur duruşu

ormanın şakımayan kuşları
duruyor dallarda tazelenmeyen sesleri
sessiz harflerle sürmüyor senfoni

geceye sürmelenmiş sıkı sıkı
açmayacak gözlerini gökkuşağı
ilandaki kayıp gibi
kerbelâ /uzak dönme ihtimâli
bir tek kalem bilir ahvâli
bilmez insan, insanın hâlini
herkes ayrı bir kara kutu

Hâdiye Kaptan
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 01-12-2009, 22:44
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.226
Standart ÜÇ ELMA

ÜÇ E L M A

güz mevsimi artık
yapacak çok iş var toparlanmalı
yamalı bohçayı açmalı önce
itip tıkıştırdığım ne varsa bırakmalı ortalığa
yeri geldiğinde beni bulacaktır nasıl olsa

yaz kırıntılarını toplamalı kıyılardan
ne kalmışsa artık

sonra hayal penceresini açıp
sandığıma sığacak kadar, ne varsa çekip almalı

toprağı temizlemekten başlamalı işe ilk
yeşerecekler için taze sevinçler gerek

karanlığı yaratan
yabanıl duyguları kazıyıp
yaşayıp yaşayamadığım ne varsa
batıp gitmesini istediğim, su yüzüne çıkanı
alıp ellerime yüzleşmeli hepsinle
bağışlamalıyım kendimi bunun için

yeniden gülüşlerimi kondurmalıyım dudaklarıma
küçük bir sudan sönmeyecek
büyük bir ateşi yakmalıyım

notadan eksiği kalmamalı şarkılarımın
ben taşımalıyım geceme yıldızları
istemezken yalnızlığı
ıssızlığı sarsmalı bakışlarım

varsın gerçekleşmesin
düşlerimle de mutlu olmalıyım
doyumsuz sevmeliyim yaşamı bu mevsimde

kıyısından bakarken uçuruma hep temkinli
bağları gevşetmemeliyim
herkes alabildiğini alır, verebildiği gibi
yaşamın keyfi
“sessizliğin musikisinde” bile bir ses vermeli
yaşamak oyununun kuralı böyle

kapa gözlerini kalbim
dünyanın çirkefliğini görme
gökten üç elma düştü şimdi
biri alana, biri verene, biri de yağma
bilmem denk düşer mi sana!

Hâdiye Kaptan
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 02-12-2009, 18:06
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.226
Standart VARAMADIĞIN UZAKLARDA

VARAMADIĞIN UZAKLARDA

sürmelenmiş gözlerime
karanlığın bir kara büyü
elleri boğar günümü

bir kuru ağaç dalı tuttuğum
oysa, duyumsasan
beklemediğin kadar yağmurum
görmüyorsun; uzak, yaban bakışında duruyorum
yeşermiyorsun
yeşeremiyorum
farkındasız ellerinde ölüyorum

boşluğa dağılan aklımı toplayamazken
dönüp dönüp, geriye sardırıyorsun günleri
savruluyorum...
acım büyüdükçe, çoğalıyorsun kalıntılardan
ödenmeyen diyet gibi
fermânın ömürlük /sün bende…
ancak, kısacık bir ben olabiliyorum uzun gölgende

bir kırbaç şaklıyor durmadan
kurt bakışlı, zebâni zamandan
acı izleri çoğalıyor tenimde
kısılmıyor bakışı
ne kadar düşürürse düşürsün
yeniden/ yeniden kalkıyorum
daha çok /daha çok çoğalıyorum
içimde her köşe bucak, sen çıkıyor yollar

göksün, çimensin, denizsin
çıktığım yolculuk, gezdiğim yer
dinlediğim şarkı, söylediğim sözsün
hüzünlü bir gazelsin
durmadan uzayıp giden
bir yaz gecesi rüyası /sın
kucaklanamayan düş(ersin) kollarımdan
beklenmedik mevsim güneşisin
kaparsın ansızın

gelir bulur beni, esrarlı sesin
en olmaz yerde keser yolumu e ş k i y â s e v d a n
hummâlı bir sancı bırakır içime elemi
nereye sürüklendiğini bilmeyen
ilkbahara çarpmış kuş gibi
sırılsıklam(ım) nisan yağmurlarından
gitmez, alnımdaki cehennem ateşi…
söndür söndürebilirsen içimdeki geceyi

arafta durur şimdi yüreğim
eğer gelirsen! bil ki o zaman
varamadığın uzaklarda olacağım ben!


Hâdiye Kaptan(sahaf)

Konu Hâdiye Kaptan tarafından (26-01-2010 Saat 02:28 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 04-12-2009, 11:00
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.226
Standart HÜKÜM

H Ü K Ü M


giderken
hazan yastığına dayadın başımı

düşlerim
harman savruğundan, elimde kalan tek darı

yüzümde kıvrılıp kalan yüzünü
vurdum kendi darağacıma
sen yağmadan geçip giden
verimsiz bulut parçası
yeşertemedin beni
tek damlan düşmedi, göğsümdeki yarana


zakkumdan damlayan, acı çiydi merhemin
bir sus /uzluk düşürdün dudağıma


yalnızlığım
doyumsuz gardiyanım benim
dik yamacına sürerken yeniden beni
ateşlerden
yine yalınayak geçeceğimi biliyordum

bütün bunlardan, sana ne gaile
öksede, bir kanadı kırık kanayan
benim gazellerin telinde
kül olup dağılacak olan

muştun olsun hey hey...
göçüm başladı ellerinden
acıya hükmümü
hodri meydan vuruyor davullar şimdi



Hâdiye Kaptan
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 06-12-2009, 15:02
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.226
Standart S A Y I K L A M A L A R

SAYIKLAMALAR


zaman treni geçer gider
eskiyen günlerin, saklısında kalır anılar
dudaklarda durur / kalır, uçuk gülümsemeler
çıkmazındasın sokağın

tenhada ıssız
sesini dinlendiren zaman
yüzüm yok gölgesinde
solmakta yeşil git gide

gözleri gülümsemeyen bahar
sarnıcında birikmeyen su
içini ezen eksilmişlik duygusu
gecikmemeli düş
gecikmemeli düş
ama
yangın söner mi taşıma suyuyla?
söz /de kalmaya mahkûm
belki de hiç yok

üzerinde sarı elbise
mavi değil döneceğin kıble

ziyandan kârâ hınçla geçmişken
sözü birikmiş yüreğin

şimdi kaygan zeminler
düşüyor(um) gitmeler(e)
bütün günlerde a(e)cele bir telâş
kararsız ay ışığı ile güneş
mecâlsiz körüğünden
aynı koku gelir uyanan her günden

yere inen bakışlarında
eski gecelerin, açılmayan kilidi
ninniler ister uykusuzluğuna
kadın yüzünün altında
büyümemiş/ kalmış çocuk

ah! nasıl da değişmiş tadı sabah kahvesinin
aynı kokmuyor artık balkondaki fesleğen
göç dalgalarının şiddetinde
sığ deniz(de), baş aşağı vurmuş sevinç
bir görünüp bir kaçan
haylâz bir çocuk hayat

dalda tek bir yaprağı
tavukkarası yordamı
sürüyor sayıklamalarla soluk

Hâdiye Kaptan

Konu Hâdiye Kaptan tarafından (07-12-2009 Saat 14:39 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 08-12-2009, 14:46
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.226
Standart D İ Z

D İ Z
kendini hatırlamıyorsun
karanlığa teslim adımların
zehirli kanıyla sürüklerken bedenini
tatmadığın acıyı tadıyorsun
bitecek birazdan çocuk koşmaların
dünlerin gidecek onunla
yalnızlığın sesi düşecek ömrüne
silinmeyecek izi bir daha
savaşarak /olmayandan olduracaksın her şeyi

savrulacak yazlarının sıcağı
karaya sevdalanacaksın
bırakmayacak peşini
arsız gölgesi akşamın
hayat aynandaki yokluğun elleri
çizecek yüzünü durmadan
avazında duracak
çıkmayan sesin / dirilenmeyecek
durmadan kanayacak
durmadan kandıracaksın kendini
inkârda olacak aklın
bir daha asla başını dayayamayacağın
bulamayacağın o diz
anne dizini, hep arayacaksın


Hâdiye Kaptan
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 11-12-2009, 19:11
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.226
Standart SEN OLMASAN

-SEN OLMASAN


bâkirdi gündüzüm, sen gelmeden
gaipten gelen
deli koşmalara zimmetlendi geceye

öyle bir sus koydun ki dudağıma, giderken
gelse de yedi ceddi kilidin, beyhûde !

bozkırın bozlağındaki yanık hava
yüzümü alazlarken her dem...
içime ığıl ığıl akan, sıcak soluğunun
buz yansısında, heybetli bir dağ dikilir önümde
bozuldu huzurun mizanı, hasım oldum nevrimle !

uzuyor kışların içimde, git gide...
tütmüyor sevgi bacaları
ürkek bir kuş titremesi sarıyor bedenimi

ardındaki, uzak bir ufuk çizgisinde yitmiş
yorgun gözlerim
kozana saklanan sen, hâtıralarda geziyorken benimle
hem var, hem yokken aradığım iz
ne yapmalı, nasıl çıkmalıyım beyaz bir sabaha ?

uzun boylu hokkabazların gölgesinde
cüce bedenimdeki elim

poyrazının ardında, deli taylar gibi koşarken
canımın yongalarını, toplayamazken yollarından
hangi ölüm daha etkili olur bedenime
dilindeki sustan ?

hani, bereketli yağmurları yağdıracaktın üzerime !
düşlerim, sökülüyor yumağından azar azar
harım soğuyor, tükeniyorum gitgide

öksüz bir baharın, karmakarışık saçları dolanıyor parmaklarıma
çözümsüzüm / soluksuzum toprağımda!...

istihâreye yatırıyorum umutlarımı
harap kentin her sokağında
her pencerede bir cehennem açılıyor senden !

bir neyzen nefesinde uykuya yatsam, hiç uyanmadan
hani o, kendimi seninle yollara vurduğum gibi meczup olsam
bu defa aklımda sen olmasan

Hâdiye Kaptan
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tag Ekle
ırak kadın sevgisizlik

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 02:15


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum