Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Öykü Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 23-06-2008, 09:39
karşıcı karşıcı isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Ankara
Mesajlar: 21
Standart




<div id="pid_182">



--------------------------------------------------------------------------------



BABAM BİR İŞÇİYDİ



O sabah ilkokula yeni başlayan oğlumu okula götürürken, önümüzde
beraber yürüyen, çocuğunun elini sımsıkı tutmuş babayla oğlunu
tanımıyordum, ama babadaki o gururu anlayabiliyordum.

Kendi oğlumun okul giysilerinin içinde muhteşem göründüğünü düşünüyordum.

Başkaları bunu bir babanın yanlı görüşü diye düşünebilir, ama oğlumda o
elbiselerinin içinde mutlu görünüyordu önemli olanda buydu.

İster istemez babamın benim elimden tutup okula götürdüğü günler
geliyor aklıma, biraz korku, biraz heyecan, birazda merak, adını bir
türlü koyamadığım ilginç hisler doluyordu içime.

Oğlumu sonsuza dek koruyamayacağımın acısını hissettiğimde, orta yaş
krizinde olduğumu hissetmiştim, onun güçlü olması, zorlukların
üstesinden gelmesi gerektiğini biliyordum, onun yalnız ve yetersiz
olduğu duygusunu bertaraf etmesinde katkı ve çabalarım olmalıydı. Kendi
kendisine yetmesinin zamanla olacağını bilmesi gerekti.

Bunları düşünürken, duygu ve düşüncelerimi denetlemekte zorlandığımı
hissediyordum. Tesadüf karşılaşmaların güvenilir bir kavram olmadığını
düşünürken, aklıma babam gelmişti. O tüm yaşamını bize adamıştı, içine
kapanık sessiz duygularını dışarıya vurmayan bir insan olmasına rağmen,
müthiş enerji doluydu.

Okulda sınıf öğretmenimizin, ***8216;***8217;babanız ne iş yapıyor***8217;***8217; sorusunu
cevaplarken, arkadaşlarımın hava attıklarına şahit olmuştum, sıra bana
geldiğinde, utanarak, sıkılarak,***8217;***8217;babam sadece bir işçi***8217;***8217; demiştim.

Evet, babam bir işçiydi, onu çok sevdiğimden, öğretmenimizin verdiği ev
ödevlerinde bile, onun, işçi olduğunu hatırlatabilecek bir soru
çıktığında, ona sormuyordum, onun bir işçi olduğunu hissettirmemin
babamı üzeceğini düşünüyordum.

Annem benim böyle sıkıntılı anlarımı çok iyi anlardı, başlangıçta bunu
annemle bile konuşmak istemiyordum, biraz ısrar edince de konuşmak
zorunda kalmıştım.

Annemde bütün içtenliğiyle, babanın bir işçi olduğundan utanmamalısın,
hayatın her alanında büyük işleri yapanların, işçiler olduğunu
unutmamalısın, amaçların gerçekleşmesi için, yapılması gerekenlerin
baban gibi işçilerin sayesinde olduğunu bilmelisin. Babalarının
yaptıkları işten dolayı övünen arkadaşlarının, babaları olması da bile,
baban gibi üreten insanlar olduğu sürece her şey yolunda gider demişti,
bazen hayat istediğimiz gibi gitmiyor ama buna rağmen mutluyuz, benim
için harika bir eş olan baban birde sen her şeye değersiniz demişti.

Bazen hayallerimdeki kahraman rolünü kendi kendime yüzlerce kez
oynamıştım, ama o büyük işleri yapanların babam gibi insanların yapması
babamı benim kahramanım yapmıştı.

Zaman içinde ilk önce annem ölmüştü, o güzel insan artık aramızda
değildi, annem öldükten sonra babam büyük bir depresyona girmişti,
yaşamı bırakmış, her şeyden elini eteğini çekmiş, gittikçede ilerleyen
ağırlaşan bir hastalığa yakalanmıştı.

Bir gün nasıl olduysa, hasta yattığı yerden, gözlerini araladı, bir an
önce gitmek istercesine, annen beni çağırıyor oğlum, gitmem gereken
yere zamanımın gelmesini bekliyordum, işte zamanı geldi, fazla
bekletmemeliyim, beni bekliyor demiş, kısa bir sürede sonra bu dünyadan
göçüp gitmişti***8230;

Yıllar sonra üniversiteyi bitirmiş, önemli derecede önem verildiğim bir
fabrikada işe başlamıştım. Öğle yemek paydoslarında, işçilerin
yemekhanesinde olmayı onlarla birlikte yemek yemeyi, onların
masalarında bulunmayı seviyordum, sanki onlarla birlikte olmak, babamı
daha iyi anlamak ve anmak için bir fırsattı benim için, babama olan
saygı ve özlemimi dindirmemin bir yoluydu.

Ustabaşı***8217;***8217;muhittin amca***8217;***8217; babama pek benzememesine rağmen onu her
gördüğümde babamı görmüş gibi olurdum, dudak üstünden kestiği bıyıkları
beyazlamasına rağmen bakımlı, hafif kumral, olduğundan da yaşlı
gösteren, babacan tavırlı bir insandı,

Sesindeki yumuşaklığı yüreğinden geliyor hissi verirdi, okşar gibi konuşur güven verici bir yapısı vardı.

Onu ilk gördüğüm de, kadın bir işçinin intihar etmeyi düşünebilecek
kadar ağır bir sorunuyla ilgileniyordu. Onunla ilk konuşmamda da,
***8216;***8217;size güveniyorlar***8217;***8217; demiştim

Oda bana ***8216;***8217;bu hayatta herkesin güvenebileceği bir değeri***8217;***8217; olması gerek demişti.

Ustabaşı muhittin amca, önceleri bana seslenirken adımın sonuna***8217;***8217;bey***8217;***8217;
kelimesi koyarak hitap ederdi, sonraları da,***8217;***8217;bey oğlum***8217;***8217;demiş, daha
sonrada ona ***8216;***8217;oğlum***8217;***8217;dedirtmeyi başarmıştım***8230;

Başlangıçta benim işçilerin yemekhanesinde yemek yemem, onlarla benim
arama bir mesafe koyuyordu, benim orada bulunmamdan rahatsız olmuş
gibilerdi, yemek yediğim masanın önündeki masada boşluk bırakıp bir
sonraki masada karınlarını doyuruyorlardı.

Yaşadığım çevreye kolay uyum sağlayan bir yapım vardı, onların
yaşamlarıyla babamın yaşamı arasında bir bağ kurmaya çalışırdım. Bazen
onları görürdüm, birbirlerine, dikkat ve gizlilikle verirlerdi, alanda
aynı dikkat ve gizlilikle alır ceketlerinin içine saklarlardı,
saklamaya çalıştıkları şeyin ***8216;***8217;ne olduğunu***8217;***8217; bilirdim

Bazen de onların serzenişlerini duyardım,***8217;***8217;benim o taraklarda gözüm yok***8217;***8217; derlerdi.

Kimisi de işlerinden olurum korkusuyla o bildirileri, dergileri
alırlardı, kimisi de o dergilerden ***8216;***8217;bir şey çıkmaz***8217;***8217; düşüncesiyle
almazlardı, inanarak büyük bir şevkle alanlarda vardı.

Biliyordum ki aynı safta olanlar için ***8216;***8217;kavga***8217;***8217; insanları birbirlerine bağlıyan güçlü bir bağdı.

İnsanlar, kendileri gibi olmadıklarını hissettikleri insanlara,
önce***8217;***8217;merak***8217;***8217; sonra da ***8216;***8217;kuşku***8217;***8217;ile bakarlardı. Birine onun anlamadığı
bir şey söyleyerek, onun gururunu kırabilirsiniz, belki o an bozuntuya
vermez, ama için için senden soğur senden nefret eder ve uzaklaşır,
biliyordum ki insanlar akıl sır veremedikleri geçmişten, sonunu
göremedikleri bir yaşamın içinde yaşarlardı.

Zamanla benim onlarla aynı yemekhanede, yemek yememe,***8217;***8217;alışma***8217;***8217;
olgunluğunu göstermeye başladılar, belki de yakından bakınca, benimle
onlar arasında birbirimizden kesin çizgilerle ayrılan yanımın
olmadığımı görmeye başladılar, başlangıçta içimi ürperten şey,
yemekhanenin havası değildi, bir yönetici olarak, beni onların
karşılarında olduğumu sanmalarının, onlarda yaratacağı rahatsızlık
duygusuydu, kim bilir,***8217;***8217;ne bu yahu***8217;***8217; tuvalette demi rahat yok,***8217;***8217;iyi
bari***8217;***8217; birde tuvalette de rahat bırakmasınlar gibi serzenişte de
bulunabilirlerdi, oradaki bulunanlar sanki***8217;***8217;olmayanı oldurmaya çalışan
yanlarıyla vardılar***8217;***8217;***8230;

Ustabaşı muhittin amcayı kendine yakın
görenler,***8217;***8217;amca***8217;***8217;,görmeyenlerde,***8217;***8217;usta***8217;***8217;diye seslenirlerdi, her iki
seslenenlerin saygılarında kusur etme eğilimleri yok du.

Muhittin amcanın sendikal boyutlarını pek bilemiyordum ama işçilerin
ona bakarken bakışlarındaki, pırıltı ve ışıltıdan, ne kadar sevildiğini
anlayabiliyordum,***8217;***8217;gönüllerinin önderiydi***8217;***8217;sanki.

Bir sendika yöneticisinden daha çok, onların sorunlarına eğilmesinden
onu daha çok seviyorlardı. Onu,***8217;***8217;patroncu***8217;***8217; diye niteleyemiyorlardı.

Muhittin amcaya, neden sendikal faaliyetlerde bulunmuyorsun diye sormamama rağmen hep merak etmişimdir***8230;



Okul müdürünün, mikrofondan, velilere seslenmesiyle irkiliyorum.

Sayın veliler lütfen çocuklarınızı öğretmenlerine teslim ediniz.

Sekiz A gözüm üstünüzde.

Sessiz olun.

Gözüm okul binasının yanında oynayan, okulda biraz üst sınıflardan
sayılan çocukların, bana doğru gelen toplarına, ***8216;***8217;amca bize doğru
vururmusun***8217;***8217; sözlerine takılıyor.

Bana doğru gelen topu, onlara doğru atmamla, topu kapan çocuğun,
arkadaşlarına doğru dönerek, çabuk olun lan! Müdürün konuşması bitecek
gibi!

Hadi ne yapalım?

İkide devre, dörtte biter tamam mı?

Tamam lan!

Demelerinden sonra

***8216;***8217; hayali kalelere sahici goller atmaya***8217;***8217; başlamalarına şahit oluyorum.



Biliyorum ki, Ana baba yaşlanmadıktan sonra, evlat bir türlü büyümüyor,

İçimden kendi babalarının yaptıkları işten dolayı, utanıp sıkılmaması gereken öğrencilerin olmasını düşlüyorum.



Kendi oğlumun, dedesinin bir işçi olmasından, gurur duyan bir babası olduğunu biliyor olması her zaman bana onur veriyor***8230;



KENAN CAN YOLDAŞLAR.




<hr align="left" size="1" width="25%">
SI SE PUEDA
__________________
SI SE PUEDA
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 23-06-2008, 09:40
karşıcı karşıcı isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Ankara
Mesajlar: 21
Standart

öykülerim; kenan can yoldaşlar</span>


<div id="pid_148">



UNUTTUKLARIMIZA

SACİDE TEYZE



Yama tutmaz, yolunu şaşırmamış, nemli bir öyküydü

Sacide teyzenin yüreği.

Mektuplar gelirdi sürekli

Bazen postacı yanlışlıkla bizim bahçeye atardı

Zarfının üzerinde ***8216;***8217;görülmüştür***8217;***8217; damgası olan

Sanki açılan her mektup zarfından onlarca güvercin uçardı salınırdı gökyüzüne

Gelip omzuna konardı insanın

Sevgiyle kuşatılmış mektuplardı

İçine yüreğinin sevgisini koyup gönderen cayır cayır yanan mektuplardı

Yürek yangınıydılar

Bugün bile sürdürür ***8216;***8217;o***8217;***8217; yangını yüreğim

Yaşam gibi yazmak, yaşam gibi koklamak

Bunun için sarılmadık mı sevdaya diyormuş mektubunda oğlu rıza

Beklenen mektuplar

Sacide teyze için

***8216;***8217;umut***8217;***8217; olur

***8217;***8217;sevda***8217;***8217; olur

***8217;***8217;yaralı***8217;***8217; olur

***8217;***8217;pansumansız***8217;***8217; olurdu

En çok da ona ***8216;***8217;umut***8217;***8217; lu mektuplar beklediğini bilirdik.

Sömürülen, acı çektirilen çoğunlukların yanlarında

Oğlunun ***8216;***8217;Saf***8217;***8217; tutmasının haklı gururunu yaşardı

Sacide teyzeyi

Yazın balkonda

kışın da penceresi balkona bakan camın arkasında bir yerde koltuğunda otururken görürdük

Bazen yağmur yağarken, yağmurun cama vuruşunu izlerdi terlemiş camda buğulanmış gözlerini seçemezdik

Bazen balkonda dizlerine örttüğü kısa bir battaniyeyi, sıcakladığından
mı üstünden düşürürdü yoksa düşürdüğünün, farkına mı varmazdı pek
anlayamazdık

Bazen en yakın yıldıza

Bazen de en uzak yıldıza bakar gibi gelirdi gözleri

Çok uzaklardaki sırtı kambur gibi gözüken dağlara bakarken ***8217;***8217;oda severdi yağan yağmuru pencereden setretmeyi***8217;***8217; derdi

oğlu için

Gözleri artık iyice seçemez olunca

Oğlundan gelen mektupları okumak için benim ortanca kızı çağırırdı yanına

Kızım söylerdi

Bizleri sorar, selam edermiş her mektubunda

***8216;***8217;Sen***8217;***8217; dermiş

Gözleri ıslak bir şekilde

***8216;***8217;onu***8217;***8217; tanısaydın kesin sevdalanırdın kara gözlüme

Benden daha çok ***8216;***8217;sen***8217;***8217; beklerdin onun yolunu dermiş

Konuşurken, çok ama çok uzak bir tarihe bakar gibi kilitlenir kalırmış kendi yalnızlığına

Hüzünlü bakışlarla gökyüzünü seyre dalarmış.

Oğlu Rıza karakaşlı kara bakışlıydı

Uzun kirpiklerinin ortasında hemen fark edilirdi gözleri

Hep, oğlum ***8216;***8217;Bir gün gelecek, bir gün onlarla gelecek diyordu***8217;***8217; Secide teyze

Göreceksiniz onlarla gelecek

Ekmek köftesiyle ayran ikram edeceğim onlara diyordu

Bazen

Yaşamdan elini eteğini çekmiş gibi görünür

Sessizce içine akıtırdı gözyaşlarını

Bazen

Sanki yaşamı hiç bırakmamış gibi asla boyun eğmeyeceksin

Derdi gözleri

Bazen de

Suskunluğunun arkasında geç çözülen buzdağı gibi olurdu

Sacide teyze ayaklarının taşıdığı ölçüde oğlunun ziyaretine giderdi

Hiç yalnız bırakmazdı

Biz ise, çok uzun süredir göremiyorduk onu

***8216;***8217;O***8217;***8217; kendini yansıtmayan insanla ilişkisini hemen kesmez gidebildiği yere kadar giderdi

Dünyada var olan güzelliklerden

Hepimiz payımıza düşeni almalıyız derdi

***8216;***8217;Düşünmek***8217;***8217; Rızaya göre sorumluluktu

Sorumluluk sahibi olabilmek için de sonsuz nedeni vardı

Onun yüreğindeki sorumluluk

İnsanlaşma idi

(O) Yüreklerimizin içine girebilme ayrıcalığını

Bizlere açmıştı

Ama biz ona açmamıştık.

Bize aktarılanların, yap denileni yap, yapma, denileni, Yapma, ların dışında

Farklı bir şey mi var acaba sorusunu bile merak etmeyenlerden olmuştuk

Bazen sessizce

***8217;***8217;umut etmek***8217;***8217; benimde hakkım diyordu Secide teyze

Utanıyordum!

Onlar için yormadığım beynimden.

Onlarla yüz yüze gelmemek için, kaçtığım her şeyden

Bazen bütün bu ***8217;***8217;Yitirilişlerin***8217;***8217; İnsanların akıllarında kalmasını istiyorum

Anlamlı olmasını istiyorum.

İnsan bir şeyi sonlarken bile, bunları düşünmeden edemiyor.

İnsan İnsanlığından çıkmaya görsün

Bir an oluyor

***8217;***8217;Başkası***8217;***8217; oluyor

***8216;***8217;başkası***8217;***8217;gibi yaşıyor

Dokunduğu

Gördüğü

Ve

İnandığı her şeye

Yabancı İnsanlar oluveriyor

Onlar ki, kendileriyle yaşadıkları sonsuzluk anılarına çok derinden bağlılardı

Kimi sevseler

Bir ülkeden

Bir halktan

Paramparça edilmiş ***8217;***8217; bedenleri ***8216;***8217; oluyordu

***8217;***8217;Bedelleri***8217;***8217;.

İnançsız ve umutsuz olanlara

İnanç ve umut sağlamaya çalışan

Yaralı inançlı yürektiler

Bir yaşam ve yaşama umuduyla bağlandıkları hayatta ölebileceklerini biliyorlardı.

Çünkü umursamazlık

Duyarsızlık dünyasının ortasında

Yaraları en derin ve en sızlayanların yanlarındaydılar.

Ve yine biliyorlardı ki onlar

Arkalarına bile bakmadan, gece gündüz demeden,

Bavulsuz bir kara tren yolcusu gibiydiler.

Şimdi bana

Çok ama çok uzaklarda kalan

***8217;***8217;Tamamlanmamış***8217;***8217;

Bir ömrü hatırlatsa da Secide teyzenin oğlu Rıza

Daha çok bende onlar adına

Bizlerin ***8216;***8217;Bir şeyler***8217;***8217; yapamadığı beden buluyor.

Bazen

Sanki görebiliyorum onları

Bakışlarındaki o derin anlamı çözmeye çalışıyorum

Dünyaya bir daha gelsek

***8217;***8217;Aynı***8217;sını yine yaparız***8217;***8217;

Der gibi bakıyorlar.

Yıllar sonra ***8216;***8217;kazaran***8217;***8217; kendiliğinden olan

En son numara oğlumuza Secide teyzenin oğlunun ismini koymayı düşündüğümde

Hanımla şiddetli kavga etmiştik.

Hanım onun ismini koymak istememişti.

***8216;***8217;Bey bey***8217;***8217;Rızanın ismini çocuğumuza koyup da

***8216;***8216;Ağrımayan başımızı ağrıtalım mı***8217;***8217; ?

Bak evlerini sürekli polis asker basıyor

Polisle başı sürekli dertte olan birinin

İsmini koymanın ne gereği var

Hem bak onunla hemen hemen yaşıt olan en büyük oğlanı

Akıllılık edipte,

Önce köye,

Ardından da askere göndermekle ne kadar iyi ettik

Ne sağa ne sola karıştı,

Burada kalsaydı

Belki de oda Rıza gibi olurdu

Deyip birazda duygu sömürüsü yapıp,

Beni bir şekilde ikna edip, Rızanın ismini çocuğumuza koymamıştık.

Karımın bu tavrı

Benim yaşama karşı daha pasifleşmeme neden olmuştu.

Karımın gönlü bu kadar ***8216;***8217;dar***8217;***8217; olamaz diyordum.

Geçmişteki o özel duygular sanki kalmamışlardı.

Gidenlerinde, kalanlarında acısını paylaşmayan

Tek tip aile azınlığı olmuştuk sanki!

Onların, bu durumlarını ve yaşadıkları zor süreci anlayamıyorduk

Sanki bizi duyarsızlığa alıştırmışlardı

Sessiz kalıyorduk,

Alıştırılmak kötü oluyordu,

Paylaşmayı,

Göğüs germeyi başaramadığımız gibi beceremiyorduk da.

Aslında

Sacide teyzenin oğlu Rıza ceza evinde ölmüştü.

Ama o bunu bir türlü kabullenmiyordu.

Belki de inanmak istemiyordu.

Rızanın cenazesini gömerken bile

Olaylar çıkmıştı.

Bazen

Sacide teyze beni çağırırdı yanına

***8216;***8217;Mabal***8217;***8217; attırırdı bana

***8217;***8217;Oğlum geldiğinde söyle ona

***8217;***8217; Ekmek köftesiyle, ayranı hazır olacak***8217;***8217;

Deyip ısrarla eklerlerdi,

***8217;***8217;Onunla gurur duyduğumu muhakkak söyle Rızama.

Sacide teyze, birkaç gün balkona çıkmayınca, merak edip balkona tırmanabilen mahalle gençlerinden birini çıkarmışlar.

Koltuğunda

Pencerenin arkasında

Öyle hüzünlü bir şekilde bakarken ölüsünü bulmuşlar

Gözü açıkmış

Beni bekleyen o karanlık boşluğa gözü kapalı gitmemeliyim der gibiymiş gözleri.

Vicdanımın bir yerinde ince bir sızıdan kan akıyordu sanki

Öfkeyle saldıran

Azgın dalgalar içerisinde

Çaresiz ve kimsesiz bir deniz kabuğu gibi hissetmiştim kendimi

Bazen

Sacide teyzenin

Sağ iken oturduğu balkonun açık penceresinden

onca sevdayı içerisinde barındıran

Okundukça güzelleşen

Bir Yürek yanığı türkü sesi geldiğini duyar gibi oluyorum

***8216;***8217;O***8217;***8217; ses

***8216;***8217;O***8217;***8217; Türkü alır götürüyor beni

Ürpertiyor

Tepeden tırnağa

Öyle bir hüzün bırakıyor ki

Tıpkı çok ama çok uzun süredir görmediğin dostunla kucaklaştırıyor seni***8230;







Kenan can YOLDAŞLAR


__________________
SI SE PUEDA
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 23-06-2008, 09:42
karşıcı karşıcı isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Ankara
Mesajlar: 21
Standart

öykülerim; kenan can yoldaşlar</span>


<div id="pid_147">



ERTELENEN SEVGİLERE





Bazen gecenin sonunda, düşüncelerime veda ederken, eskisinden daha da
çok anımsadığım, parçalanmış duygularımla baş başa kalırdım.

Bütün yaşamım boyunca, arkama dönüp bakmadığım halde, bu konularda,
derin bir hüzün kalırdı, haykıramadığım, derinleşmiş yalnızlığıma
alıştırmıştım kendimi.

***8216;***8217;yorgundum***8217;***8217;

Yeniden başlama ya da veda seçeneklerim yoktu.

Ortasında idim yaşamın.

Bazen ne kadar zaman geçtiğini bilmeden, yüzümde garip bir hüzünle,
benlikte yitirilen bir şeyi, tekrar arar gibi yürürdüm, başımı, başımla
baş başa bırakır, başımı dinlerdim.

***8216;***8217;seni seviyorum***8217;***8217; sözünü ne zaman duysam, başkalarını bilemem ama bir
şeylerin tamamen bittiğini ve hep bu konudaki yalnızlığımı hatırlatır,
kanatarak geride bıraktıklarımı, geriye dönemeyeceğimi hatırlatır.

Kararlarımı, düşüncelerimi.

Acımasız yaşamın içerisinde, doğru dürüst yaşayamayan insanların,
sevinçlerini paylaştığımız gibi, acılarını da paylaşmamız gerektiğini
söylediğimde, ***8216;***8217;o***8217;***8217; ise, öylece durur, anlamsız bakar, yeni elbisesinin
neden farkına varmadığımı sorgulardı.

Oysa güçsüz olmak bize yakışmaz, yüreğimizde, iyi şeylere layık
insanlar için bir şeyler yapmamız gerek, demesini o kadar beklemiştim
ki.

Bazen tanıyamazdım onu,

***8216;***8217;hangisiydi***8217;***8217;

Bazen onu bu haliyle, görmeyi denerdim, bazen de gözlerimin içine bakarak anlamasını isterdim.

O ise diliyle sorardı, ***8216;***8217;beni seviyor musun***8217;***8217; diye, bazen benim vereceğim cevabı beklemeden, kuşkuyla bakardı.

Gözlerindeki ifadede, masum bakışlarını anlayabiliyordum, hazırlıksız yakalanışını***8230;

Sonra susardı, susmamam gereken meselemin olduğunu çok iyi biliyordu.
Sığınmazdım onun ağır basan duygularına, onun ağır basan duyguları bana
hafif gelirdi.

***8216;***8217;o***8217;***8217; alışırsın derdi

Bense, alışmak, duygusuz olmak derdim.

Seni seviyorum lafını ne zaman duyduğumda, eskimeyen ama yıpranmışlığı hatırlatır bana.

Yaşam bana, gerçekleri öğretmeseydi belki o zaman sıradan olabilirdim.

Bazen o birden uzaklaşırdı benden, ne kadar çabalasam da anlayamıyordu beni.

Düşün düşün iyice düşün derdim.

Bazen ne kadar kızsam da ona, istediği aşkı veremediğim için, benim
yüzümden acı çektiğini düşündüğümde olurdu. Anlamasını istediğim bende
bırakabileceği suçluluk duygusu değildi,

Benim meselelerimde, benzersiz sorumluluklarımdı. İkimizde öyle bir
yere gelmiştik ki, tıkanmıştık, bir boşlukta asılı gibiydik, gittikçede
bu boşluk derinleşiyordu.

***8216;***8217;bir yol ayrımındaydık***8217;***8217; beni bu şekilde bekleyecek gücü de
kalmamıştı, bunu anlayabiliyordum. Bense ***8216;***8217;mutluyu***8217;***8217; oynamayı
beceremiyordum.

Bu işin olmayacağını, herkesten önce o anlamıştı ama kabullenmiyordu. Kendini savunmasız ve hazırlıksız görüyordu.

Bazen geçmişte, onu, çözümsüz sorunlarla bırakarak, kimseye bir şey söylemeden ortadan kaybolmuşluğum da olurdu.

O ise, böyle durumlara dayanamadığını söylerdi, ben ona ne zaman bir
şeyler anlatmaya kalkışsam, yüzünü ekşitir, ***8216;***8217;kabul edilmez***8217;***8217;derdi.

Benimle sıradan bir hayata karışmak, sıradan bir yaşam istediğini söylerdi.

Yeşil panjurlu ev özlemini aşmıştı, ama yinede beyaz atlı prensinden
vaz geçemiyordu. Bir gönül yarası bile taşımayan insanları
hüzünlendiriyordu dinlediği şarkılar***8230;

İkimizin de sevgisi, çözülmesi gereken meselelerimizde saklıydı.

Bu yüzdendir ki, beni anlamak için çaba sarf etmedi, bu yüzdendir ki,
başkalarının acılarını kendi acılarım gibi gördüğümden, erteledim, seni
seviyorum sözcüğünü, hesap sormadım.

Kendimi onun gördüğü gözlüklerle görmedim, görmemde imkânsızdı. Biliyordum.

Diyemiyordu bana hesap sor, bende soracağım, susma.

***8216;***8217;senin için her şeyi yaparım***8217;***8217; ama âmâ***8217;dan sonrası yoktu.

Benzersiz meselelerimin içinde onunla hangi hayatı inşa edebilirdim.

Onun kavgası kendinleydi, kendinden vaz geçmenin yol ayrımındaydı, bir kopuş bir bütünleşmenin kavşağındaydı***8230;

Oysa bir ***8216;***8217;Ferhat gibi sevmemi bekliyordu***8217;***8217;

Oysa ustanın dediği gibi;

***8216;***8217;mesele***8217;***8217;

Ferhat ile şirin olabilmekteydi.

Sevgiden sevgiye fark var, insan sevgi üretir sevmesini bildiği için, bunun da yolu, seçeneğinden değil, insanlığından geçer.

Onurlu insanlar için, sevgide zorunluluk yoktur.

Sevgi üretmektir, sevgi insanı özgür yapar, özgür olmayan bir sevgide, ***8216;***8217;sevgi sayılmaz***8217;***8217;

Biliyordum!

Bundan fazlası yoktu onun için, kendi halinde sakin ve tepkisiz akıp gitmek istiyordu.

İnsanlarda olaylarda ilgilendirmeyecekti onu

***8216;***8217;var mısın***8217;***8217; demiştim ona

***8216;***8216;var mısın***8217;***8217;?

***8216;***8217;yoktu***8217;***8217;

Ve bunu da biliyordu zaten, kim bilir kaç kez bunu kendine sormuş ve kaç kez de kendi cevaplamıştı bile***8230;



kenan can yoldaşlar


__________________
SI SE PUEDA
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 23-06-2008, 09:44
karşıcı karşıcı isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Ankara
Mesajlar: 21
Standart


İNSANAT BAHÇESİ




Evden erken çıkmıştım. Hastanede yatan ağbimin, ziyaret
saatine kadar çok samimi bir arkadaşımın yanında biraz vakit geçireyim
diye düşünüyordum. Nasıl olsa hastaneye giden araçlar arkadaşımın
işyerinin önünden geçiyordu. Oraya yakın bir yerde indim, biraz
yürüyüp, içeri girdim, selamlaşıp, sarılıp öpüştük. Arkadaşımın işyeri
zengin semti denilen bir yerdeydi, yan komşusu, küçük bir market olan,
sekiz katlı bir apartman altıydı. Market girişinin yanında ekmek
dolabının önünde, saçı sakalı birbirine karışmış, üstünde yırtık pırtık
elbiseler, aylardır yıkanmadığı belli olan adamın biri duruyordu.
Kayıtsız, umarsız bir şekilde, sabit bir noktada durmuş, ekmek
dolabının içindeki ekmeklere ***8217;***8217;kedinin ciğere baktığı gibi***8217;***8217; bakıyordu.
Arada sırada trafik ışıklarının ritmik yanıp sönmelerini andırır gibi,
garip işaretler yapıyordu.

Bugün kabul günüm herhalde, daha hastaneye gitmeden, karşıma çıkmaya
başladılar diye kendi kendime söylenmeye başlamıştım.

Dolaptaki ekmeğe bakan adamın tam karşısında, birbirlerinin kollarına
girmiş hararetle, konuşan iki bayan, ona doğru yaklaşıyorlardı. Adamın
ya pantolonun fermuarı bozuktu ya da fermuarını çekmeyi unutmuştu.
İçinde külotu da yoktu görülmesi gereken görülüyordu. Ona doğru
yaklaşmakta olan bayanlardan biri, nasıl olduysa adamı fark etti ve
fermuarı açık olan bölgesine baktı. Birden yanındaki koluna girdiği
bayanı dirseğiyle dürttü, gördüğünü yanındakine de gösterdi. Kısa bir
şaşırmadan sonra adamın yüzüne baktılar. Adamın fermuarı açık olan
bölgesine bakmalarının, çevrede bulunanların gördüklerini mi
düşündüklerinden bilinmez mahcup mahcup ellerini ağızlarına götürüp,
dudaklarını kapatıp, birbirlerine sarılıp gülüşe gülüşe yoldaki
istikametlerini değiştirip, karşı kaldırıma doğru hareket ettiler.
Ayakkabısının topuğu uzun olan bayan, ayakkabısının topuğu kısa olan
diğer bayana tutunarak yere düşmekten son anda kurtuldu.

Üstü başı yırtık pırtık olan adamın, dükkânının önündeki ekmeklere
bakmasına kayıtsız kalan marketçi, ekmek dolabının içinden bir somun
ekmeği alıp, adamın eline tutuşturarak bir yandan da ***8217;***8217;git hadi git***8217;***8217;
git buradan, diye kızıyor, bir yandan da göz ucuyla etrafı kesiyordu.
Ne kadar uğraşsa da, gariban birinin karnını doyurmaktan daha ziyade,
dükkânına gelen müşterilerinin ***8216;o***8217; insandan, rahatsız olabileceğini,
düşündüğünü saklayamıyordu.

Adamın gitmediğini görünce ona olan tepkisinin dozunu arttırıyordu.
Dükkânın önündeki ekmek dolabını koklaya koklaya dönen başıboş bir
sokak köpeğini kovar gibi, adamı kovmaya çalışıyordu.

Üstü başı yırtık olan adamın elindeki somun ekmek kamuflesiydi sanki.

Arkadaşımın dükkânından, bu olayı bir film izler gibi izliyorduk.
Vicdanımız sızlıyordu buna nasıl çözüm buluruz yorumları yapıyorduk.
Nerdeyse kendi pantolonumuzu çıkarıp ona giydirmeyi bile düşünür
olmuştuk. Bu geçerli bir çözüm değildi bu defada biz pantolonsuz
kalacaktık. Arkadaşım, kalfasına, yakınlarda pantolon satan bir yer var
mı? Diye soruyordu. Kalfasına cebinden çıkardığı paraları verip git
meme yakınlarda bir yerlerden adamın bedenine uygun bir pantolon kap
gel, göz kararıyla da olsa bedenine uygun bir pantol bul diye tarif
ediyordu.

O sırada apartmanın kapıcısı içeri girdi, kendi pantolonun önünü sanki
tombala çekecekmiş gibi kaşıyarak, ***8216;***8217;Erhan ağbi, Erhan ağbi***8217;***8217; sanki
müjdeli bir haber verecekmiş gibi

***8217;***8217;adamı gördün mü? ***8217;***8217; dedi

***8216;***8217;hangi adamı***8217;***8217; Veysel efendi dedi arkadaşım.

***8216;***8217;hani şu dışarıdaki deliyi be ağbi***8217;***8217; dedi

***8216;***8217;evet, gördüm ne olacak***8217;***8217; dedi arkadaşım. Ah abi be, ben de gördüm,
şerefsizim imrendim be, lan var ya o ***8216;***8217;soyka***8217;***8217; bende olsun diyordu ki
apartmanın ikinci katından bir bayanın ***8216;***8217;Veysel efendi Veysel efendi ***8217;***8217;
diye seslenmesiyle konuşması bölündü. Bıktım be bu kadından! Allama
bunun yüzünden bu işi bırakacağım, şeytan diyor ki derken bir an
tereddüt etti etrafı kuşkuyla inceledi başını iki yana salladı nıc nıc
çekip dilinin ucuna gelenleri söylemekten vazgeçerek gelince devam
ederiz dedi ve seslenen bayanın verdiği talimatları yerine getirmek
için yanımızdan hızla dışarı çıktı. Kapıcı Veysel***8217;in dışarı çıkmasından
sonra arkadaşım Erhan ***8216;***8217;valla***8217;***8217; Veysel haklı bu konuda sesinden tanıdım
şirretin biri o kadın. Biliyor musun? Geçenlerde biraz işimiz uzamıştı
geç vakitlere kadar kalmıştık işyerimizde. Bizim kapalı olduğumuzu
sanıyordu zââr!

Evinin balkonundan taa ikinci kattan çöp poşetini aşağıya doğru atarken
suçüstü yakaladım. Göz göze geldik ama karıda utanma nerdeee hiçbir şey
olmamış gibi balkondan içeri girdi dedi.

Somunu sımsıkı tutan, eli yüzü kirli adam, somunu hem ısırıp hem de
yavaş yavaş oradan uzaklaşıyordu***8230; Başka bir yerde başka birinin,
kendisini yazmasını ister gibi, sanki kendini yazdırarak beni
cezalandırıyordu.

Ziyaret saati yaklaşınca ***8216;***8217;anca giderim***8217;***8217; diyerek Erhan***8217;dan müsaade istedim.

***8216;***8217;Hüseyin ağbime selam söyle***8217;***8217; diyerek kapıya kadar beni yolcu etti.
Hastahaneye giden bir dolmuşa binip hastahane önünde indim. Dış kapıdan
içeri girerken inşallah geçenlerde ufak yollu tartıştığım doktorla
karşılaşmam diye dua ediyordum. Bir ara ziyarete geldiğimde ağbimi
demir parmaklıklarla kapalı olan koğuşa koyduklarını görünce!
Endişelenmiştim. O koğuşu tamamıyla saldırganlaşanların bölümü olarak
gözlemlemiştim! Onların ağbime zarar verebilecekleri endişesiyle
doktorla tartışmıştım.

Doktora, ağbimin emeklide olsa polis memuru bir hasta olduğunu öğrenen,
geçmişte de polis veya askerle ***8216;***8217;kötü bir anısı***8217;***8217;olan bir hastanın ona
zarar verebileceği tahminini yürütmüştüm. Doktorun cevabı işine
karışılmasından hoşlanmayan, sanki siz bizden daha mı iyi biliyorsunuz?
Gibisinden yüzüme bile bakmadan ***8216;***8217;size öyle geliyor***8217;***8217; demek olmuştu.
Bir hasta yakını olarak hastamın güvenliğini düşünmemi en doğal hakkım
olarak görüyordum. Ama bazen de oranın doktor, hemşire, hasta bakıcı ve
personellerine hak vermeden edemiyordum. Allah yardımcıları olsun, biz
bir tane hastamızla uğraşamıyoruz, bunlar bu kadar hastayla nasıl
uğraşsın diyordum.

Hastanedeki hastam en büyük ağbim Hüseyin, on iki eylül askeri
darbesinden beri, ruh ve sinir hastalıkları hasta hanesinde tedavi
görmekteydi.

Darbe***8217;den sonra görevinden açığa alınıp, meslekten de atmışlardı, daha
sonra tam teşekküllü hastane heyet raporlarıyla, hasta olduğu
anlaşılınca açılan davalar sonunda, ***8216;***8217;malulen***8217;***8217; emekliye ayrılmıştı.
Tanısı da ***8216;***8217;kronik şizofren***8217;***8217;

Tedavisi mümkün değil ancak kontrol altında tutulabilir!

Artık ***8216;***8217;ölüsü olan bir gün, delisi olan her gün ağlar***8217;***8217; olanlardandık.

Artık bize Allah yardımcınız olsun dileklerine, Allah razı olsun
cevapları vermek düşüyordu. Ağbimse, kendince hastalığını
gerekçelendiriyordu ***8217;***8217;meslek hastalığı***8216;***8217; diyordu. Kendini iyi
hissettiği zaman, hasta olduğunu kesinlikle yabancı biri anlayamazdı.
Bir gece yarısı rahatsızlandığında alıp hastaneye götürmüştüm. Gece
nöbetçi kalan, hiçbirimizin tanımadığı, sanırım yeni tayini çıkmış bir
doktora denk gelmiştik. Odasına ağbimle beraber girdiğimizde doktorun
önüne ağbimin dosyası daha gelmemişti. Dışarıdaki görevli, dosyanın
resmi işlemlerini tamamlamaktaydı. Ağbim benim konuşmama fırsat
vermeden, gayet düzgün aklı başında, konuşmaya başlamıştı. Doktorda da,
ikimizi incelerken hangimizin hasta olduğu konusundaki kararsızlığını
hissedebiliyordum. Onu büyük sabırla dinleyen nöbetçi doktor ikimize
dönüp, kaş göz hareketleri yaparak

***8216;***8217;hanginiz hastasınız?***8217;***8217; diye sormuştu.

Ağbimin hasta olduğunu en çokta annem kabul etmezdi, belki de kabul
ediyordu ama böyle olmasını istiyordu, bazen hep ağbimi şikâyet ederdi.
Bak oğlum eskilerini çıkarmıyor, bak tiril tiril yıkanmış ütülenmiş
kıyafetleri giymiyor, gücümde yetmiyor ki, zorla giydireyim, hadi onu
da bırak oğlum, onun bu halini görenler, bizim bakmadığımızı düşünecek,
elin ağzı torba değil ki büzesin, kim bilir ne laf edecekler, söyle
oğlum şuna bir şeyler söyle? Der şikâyetlerinin sonunda da ***8216;***8217;delimidir
nedir***8217;***8217; derdi.

Ben, ağbime ne söylersem söyleyim dinlemiyordu bile.

Sen kendine bak oğlum ***8216;***8217;benim kendimi beğendirecek kimsem yok***8217;***8217; deyip eklerdi,

***8216;***8217;bedava akıl yok***8217;***8217;

Bu kadar deneyimden sonra hastanede kim hastadır kim değildir yorumunu
yapabilecek kadar tecrübeli görüyordum kendimi. Askerde altıncı bölük,
halk dilinde tımarhane, tıp dilinde ruh ve sinir hastalıkları
hastanesi! Karşınıza çıkarlar, ağbi bir sigara versene? Ağbi bir sigara
versene? Bazen de para isterler, para kavramını bilmeden. Onlar için
***8216;***8217;para***8217;***8217; sadece çay ve sigara almaya yarar! Bir yabancıyla konuşur
gibidirler, sözcükler ağızlarından çıkarken anlamsız olabilir. Onlar
için sıradan bir konuşma bile, bir anda sert bir tartışmaya hatta
şiddetli bir kavgaya dönüşebilir. Aldıkları ilaçların etkisinden olsa
gerek, genellikle sessizce otururlar, kimi bir ağacın altında, kimi
hastane içerisindeki kantin etrafındadırlar. Hastaneyi çerçeveleyen
yüksek duvarlar hepsini esir almış gibidir. Hepsi de, kendi özel
dünyalarının esiridir!

Bazen ***8216;o***8217; bakışlarına takılırsınız, bazen de hasta olup olmadığını
anlayamazsınız ama farklılıklarını hissedebilirsiniz, yinede kimin
hasta olduğu konusunda anlamakta zorluk çekersiniz. Kimi, sağ eliyle
sol elini kavramış konuşur eliyle

***8217;***8217;Hep senin yüzünden, hep senin yüzünden***8217;***8217;

***8216;***8217;kesecem lan seni kurtulacam senden ***8216;***8217; diye söylenir. Kimi bir köşede
aldığı ilacın etkisiyle uyur, kimisi de kendini oranın personeli sanır
ziyaretçilerle ilgilenir, kimi türkü söyler, kimide bayan hastaların
koğuşundan gelen seslere kulak kabartır, kimide her an üstünüze
atlayacakmışçasına sert bakar. Bazen, üstleri başları eskidir ama
temizdir. Her banyodan sonra kim kimin elbisesi olduğunu bilmez,
ellerine ne geçirirse giyerler, kimine kısa gelen pantolon kimine uzun
gelir, herkes herkesin terliğini giyebilir, tekeç tekeç terliklerle
ortalıkta dolaşırlar, bazen saçları temizlik amacıyla ***8216;***8217;üç***8217;***8217; numara
tıraşlı olur, hastane içerisinde gezerler, hastamıdır, hasta ziyaretine
mi gelmişlerdir anlayamazsınız. Oranın personelini giyimlerinden ayırt
edebilme tahmininde bulunursunuz.

Onların duygularını, zor bir süreçte olduklarını anlamada, uzun süredir
orada bulunan kendi hastamdan dolayı daha fazla anlayabiliyordum!

Orada her gördüklerime, sanki daha önceden tanıyormuşum gibi
davranırdım. Onları, dikkatlice inceler, bütün konuşmalarını sabır ve
şefkatle dinlemeye çalışırdım.

Az ilerde genç adamın biri dikkatimi çekti, elinde uzaktan seçemediğim
bir şeyi havaya atıyor o attığı şey yere düşüyor, o kişi yine düşen
şeyi yerden alıyor tekrar havaya atıyordu.

Biraz merakımdan biraz da yardımcı olmak amacıyla yanına yaklaşınca, o havaya attığı şeyin ölü bir kumru olduğunu gördüm.

***8216;***8217;uç***8216;***8217; diyordu

***8216;***8217;hadi uç***8216;***8217; ölü kuşu havaya her atışında, genç adamın yüzünde anlam veremediğim, çözemediğim bir ifade vardı.

Sanki o ölü kumruya can vereceğini düşünür gibiydi. Ne diyebilirdim.

Sessizce yanından uzaklaşıyordum ki önce ***8216;***8217;tekbiiir***8216;***8217; diye gür bir
erkek sesi, ardından da bir insanın ensesine vurulan tokat***8217;ın sesini
duydum.

***8216;***8217;yine dua***8217;yı unuttun? ***8216;***8217;

***8216;***8217;yine dua***8217;yı unuttun?***8217;***8217; değil mi diyordu tokat'ı vuran kişi, bir
altmış boylarında, otuz yaş civarlarında, eli yüzü düzgün birine
benziyordu.

***8216;***8217;ne unutması lan***8216;***8217; dedi tokatı yiyen, eğilip yerden bir taş aldı,
eline aldığı taşın küçük bir taş olduğunu anlayınca, daha büyük bir taş
almak için tekrar eğilince, tokat'ı vuran hızla oradan uzaklaştı.

Kendi kendime hayıflanırken, hemen yanı başımda bir ağacının altında bu
olaya kayıtsız şekilde bakan iri ve büyük burunlu birisine gözüm
takıldı. Çam ağacının altında sanki tünemiş gibi kollarını bacaklarının
üstüne kavuşturmuş, çenesi dizlerine yakın, biraz kirlice bir mendile
burnunu siliyor burnundan çıkarıp mendiline bulaştırdıklarını büyük bir
titizlikle inceliyordu. Yatağını ıslatan azarlanmış küsmüş bir çocuk
gibi anlamsızca bakıyordu.

Cevap vereceğini sanmıyordum ama verdi.

***8216;***8217;pıııst birader kim bu?***8216;***8217; dedim.

***8216;***8217;molla miraç***8216;***8217; dedi

İmamın oğlu, babası miraç gecesi oğlunun doğmasını kendine Allah***8217;ın bir
lütuf***8217;u olarak görmüş oğluna miraç ismini koymuş. Ona, küçük yaştan
beri din ağırlıklı eğitim vermiş, imam hatip son sınıftayken kafayı
sıyırmış dedi.

***8216;***8217;bir hasta bu kadar bilgiye nasıl sahip olur***8217;***8217; şaşkınlığını üstümden atmaya çalışırken,

Bazen kendini mehdi sanır, kimi dalgın ve ensesi biraz açık görürse,
yine duayı unuttun, yine duayı unuttun der, şaplağı indiriverir dedi.

Bizim bu konuşmalarımızı duyup, yanımıza gelen başını gökyüzünün sabit
bir noktasına asılı gibi yapan diğer bir genç adama ***8216;***8217;nereye
bakıyorsun***8216;***8217; dedim.

Gözlerini gökyüzüne baktığı sabit bir noktadan ayırmadan konuştu. Oraya
gitmem gerek sesler duyuyorum, gelip yapman gerekeni yapmalısın
diyorlar bana dedi, kendi kendine, takılı kalmış eski bir pikap plağı
gibi, anlayamadığım sözleri konuşa konuşa yanımdan uzaklaştı.

Elinde defter kalemle, yanıma yaklaşan yine genç biri, az önce seninle konuşan var ya?

***8216;***8217;evet ***8216;***8217; dedim

***8216;***8217;o kişi benimle küs***8216;***8217; dedi

***8216;***8217;eee***8217;***8217; dedim.

Siz ona rica edebilir misiniz?

Benim bu hatıra defterimi, onun gitmesi gerektiğini düşündüğü yere götürmesini istiyorum da dedi.

Olur, ama diyecektim ki

İyi sır saklar mısınız?

Evet, niçin soruyorsun?

Size bir sırrımı vereyim mi?

Ver dedim

Yeni tanıştığım insanların, hatıra defterime, düşüncelerini yazmasını severim

Sizde defterime bir şeyler yazar mısınız?

Ben de, onun bana uzattığı defterine bir şeyler yazarken,

Ne kibar birisi, iyi aile terbiyesi almış, hiç de hasta birine
benzemiyor, acaba hasta değil mi diye kendi kendime düşünürken, o devam
ediyordu

Daha yeni tanıştık ama siz iyi bir insan benziyorsunuz dedi.

Bunu söylerken, samimiyetini yüreğimde hissetmiştim.

Bir an düşünmeden edemedim, iyi bir insan olabilmenin ölçüsü neydi acaba?

Defterini ona iade edip teşekkür ettim. Rüyasında zafer kazanıp rütbe almış bir komutan edasıyla yanımdan uzaklaşırken

***8216;***8217;Sırrımızı unutma***8217;***8217; dedi

Sanırım onlar asla çözemeyeceklerdi, bizlerin kurallarını. Kendilerini,
bizlerin kurallarının dışına atmışlardı. Kendi kurallarına
tutunuyorlardı. Biz ne kadar kalabalıkta yaşıyorsak, onlarda kendi
tenha***8217;larında yaşıyorlardı.

Kendilerinden bile o kadar uzaktılardıki, sanki koparmışlardı kendilerini bizden. Sanki bu

Dünya da yaşayacak yer kalmamıştı onlara. Gitgide de yalnızlaşıyor ve yabancılaşıyorlardı.

Bizse, düşündüğümüzden fazla ileriye gidemiyorduk, kilitlenip kalıyorduk.

Bizlere bıraktıkları, kendi derinlerimize gömdüklerimizin çözümsüzlüğüydüler sanki***8230;

Onlar sanki hepimizin vicdanıdırlar!

Bu hayat bizi istemezse, bizde bu hayatı istemeyiz deyişlerini duyar
gibi oluyorum, sanki bütün sırlarını kendilerinde saklıyorlar ***8216;***8217;ne
ararsan ara kendinde ara***8216;***8217; der gibiler!

Az ilerde yaşlı bir amcanın, sözlerine, ister istemez kulak misafiri
oluyorum. Neden buradasın? Diye soruyordu genç bir adama.

Genç adam, bir robot gibi hareket ediyordu, düşündü biraz,

Herkesin beklentilerini yerine getirmediğim için buradayım diye
cevapladı yaşlı amcayı.

Ne demek anlayamadım dedi yaşlı amca.

Dolayısıyla ne siz, biz olabiliriz, nede biz, siz ***8216;***8217;anlıyor musun?***8217;***8217;Dedi

Pek değil! Dedi yaşlı amca.

Genç adam, tek düze mekanik hareketlerine devam ediyordu. Yaşlı amca
sessizce dinledi, gözlerini kaçırmak istiyordu, fakat gözleri genç
adamın gözlerine takılı kalmıştı. Genç adam konuştukça konuşuyordu
sonra birden bire, pili bitmiş bir saat gibi sustu.

Özür dilerim, bazen kafam karışıyor, kafamda bir şeyler oluşuyor,
lütfen beni bağışlayın dedi devam etti. Uzun süredir buradayım, sanırım
kim olduğumun ve ne olmak istediğimin de önemi yok artık dedi döndü,

***8216;***8217;siz ne zamandır buradasınız?***8217;***8217; dedi yaşlı amcaya, bu, beklenmedik
soru karşısında, yaşlı amcanın yüzü kızardı,

Ben hasta değilim yeğenim, burada hastam var onu ziyarete geldim beni
anlıyor musun? Dedi genç adama

elbette anlıyorum der gibi başını salladı genç adam.

Siz dedi

Şu duvarların dışındaki ***8216;***8217;İnsanat bahçesinde yaşayanlardansınız***8217;***8217; ***8230;







kenan can yoldaşlar
__________________
SI SE PUEDA
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 04:24


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum