Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Öykü Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 09-06-2011, 15:30
Sibel Kaya Sibel Kaya isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: May 2011
Nerden: Ankara
Mesajlar: 13
Standart Kuytu Köşe

Bu kargaşada çok da kolay değildi bazı şeyleri görebilmek. Çalışıyordun durmadan. Bir zamanlar bir nedeni vardı bu didinmenin. Ölçmüş biçmiştin enine boyuna. Ve bu daracık odaya kendini hapsetmene değecek kadar önemli, cafcaflı, süslü mü süslü bir hediye paketi gibi sarıp sarmalayıp koymuştun o nedeni, kalbinin en kuytu köşesine.

Eski albümlerdeki sararmış çocukluk fotoğrafın kadar aşina bir yüz gibi ama bir o kadar da unutulmuş...

"Emekliliğe ne kadar var daha?" diye soran o kadının sesinde saklı boşa giden bir ömre duyulan acıma ifadesi, yıllar yılı aklının ucuna getirmediğin o yadigarı saklandığı o yerden çıkarıvermişti birden.

"Üç yıl var daha." dedi elden geldiğince ifadeden arındırmaya çalışarak sesini.

Bazen bir ses ne kadar oyunbozan oluyordu. Sahibinin en büyük düşmanı olarak binbir renge bürünüvererek açık ediyordu saklanması gerken ne varsa her şeyi.

Mesela şimdi kontrolü eline almasaydı sesi ona nasıl ihanet edecekti kimbilir? "Pişmanım." diyecekti. "Bu duruma geleceğimi bilseydim burada çürütür müydüm ömrümü? Üç sene var daha bu hapis hayatından kurtulmama. Değil sene tek bir saniye bile fazla artık bana. Yeterince çaldım hayattan. Artık borcumu ödemeliyim ona."

"Çocuklar büyüdü maaşallah. " dedi kadın yine o aynı acıma ifadesiyle. "Hepsi okudu, meslek sahibi oldu. Bir anne baba daha ne ister?"

Dışarıdan görünen resim buydu işte! Hep onun için çalışıp durmamış mıydı yılllar boyu? Bir kadın dükkanına gelsin ve iyi bir baba olarak üzerine düşen her şeyi sonuna dek yaptığını ona yüreğinin en derininden gelen bir inaçla söyleyebilsin diye.

Peki niye öfkeleniyordu öyleyse? İşte o resmi anltıyordu kadın en parlak renklerle. Dükkanın loşluğunda bile seçilebiliyordu gözlerindeki parıltı. Onun iyi bir baba olmasını kutluyordu o ışıkla.

Baba olmayan taraflarıysa karanlıkta kalıyordu yine. Kimse ona kendisiyle ilgili ne övgüde, ne yergide bulunuyordu. Sanki başroldekinin durmadan değiştiği ama asla kendisinin olmadığı bir filmin içine tıkılıp kalmıştı. Çocukları, karısı, kardeşleri, annesi, halası başrolü kapıp duruyorlardı birbirlerinden. Kendisiyse dışarıdan bir seyirci gibi onları izliyor, ancak kendisine ihtiyaç duyduklarını hissettiği anda ortaya çıkmaya cüret edebiliyordu.

Bıkmıştı artık karanlıkta kalmaktan. Bu loş dükkandan da bıkmıştı. Övgü mövgü istemiyordu artık. Hatta birilerinin kendisine öfkelenmesini istiyordu.

"Kardeşim sen enayi missin? Çık şu artık kuytu köşenden? Çok da uzak deği zaten tamamen karanlıkta kalman? Yumup gideceksin gözlerini. Bir kutunun içine hapsedeceler seni. Ama sen daha şimdiden hapsetmişsin kendini başka bir kutuya. İki günlük dünyada yaşadığını anla biraz. Kemiklerin çürümeden ruhun çürüyüp gitmesin."


Zeliha'yı hatırladı birden. Kömür karası saçlarını savuruken ölüm ne kadar uzağa savrulurdu. Ruhu uykusundan uyanıverir, her şeyi çok daha net görmeye başlardı. Aşk bu muydu yoksa? Her şeyin üzerine sevdiğin insanın gölgesinin vurması...

Nerden hatırlamıştı o kızı? Dükkan daha da loşlaşmıştı sanki. Ama kalbi nasıl da gümbür gümbür atıyordu? Sanki bu havasız oda bile daha bir sevimli görünüyordu gözüne. Bir aşkın hayali bile yetebiliyordu her şeyi değiştirmeye.

Aşkın gerçeği çok uzaktı artık kendisine. Karısını seviyordu. Ama aşktan çok öte, daha çok şefakate benzer bir duyguyla... Zeliha'nın çok gerilerde kalmış aşkı bile karısına duyduklarının yanında çok daha güçlü bir kıvlcım uyandırıyordu içinde.

Emekli olup bu kuytu köşeden çıkınca gün ışığına hasret gözleri başka bir kadın olarak gösterirdi ona karısını belki de. Onu gerçekten görmeyeli o kadar uzun zaman geçmişti ki! Akşamları iş dönüşü yorgun ruhu çoktan uykuya çekilmişken görürdü onu. Masayı hazırlamak için mutfakla oda arasında mekik dokuyan narin bedeni bir kadından çok annesini hatırlartırdı ona, guruldayan karnını doyurmasını beklediği...

Akşamları yorgun olmadığı günler yaklaşıyordu gitgide. Artık önünde koşturan o bedeni ruhuna da gösterebilirdi. Uykuya çekilmek için erken saatler olacaktı artık o saatler. O bedende bir kadını görebilecekti artık.









Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 17-06-2011, 09:42
Sibel Kaya Sibel Kaya isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: May 2011
Nerden: Ankara
Mesajlar: 13
Standart Denizin Kucağında

Çok derine inmemeliyim. Yoksa yine aynı çıkmazlarda kaybolmam an meselesi olur. Ne diyeyim ki şimdi? Durumu kurtaracak, yüzeyde kalmamı sağlayacak bir şeyler söylemeliyim.

Ciddiyeti kovmalıyım masamızdan. Yoksa bu kafe o dehşetle beklediğim hesaplaşmanın merkezi olur çıkar. Evde yapılması gereken yüzleşmeler yabancı gözerin altında gerçekleşir. Bir kafesteki şempanzeler gibi çıplaklığımızı duyumsarız. Kendimize karşıdan bakarız. O ayıplayan gözlerin bulunduğu yerden...

Oysa bu mis kokulu kahve eşliğinde bir şeyler kotarılabilir pekala o yıkıntılar arasından. Kardeşimle ben başarabiliriz bunu. Kimsenin bilmediği kuytularımızda kaç kez karşılaştık birbirimizle? En saklı korkularımızı gördük oralarda.

"Sen bilirsin." diyorum. "Bence iyi fikir..."

Evde olsak bu kadar dolaysız bir şekilde söyleyemezdim fikrimi. O kadar yakınken karşındakinin aynısı oluyorsun. Bu kafedeki mesafede kavuştuğun benliğin oradayken bir silah gibi görülüyor.

Sanki kendin olmak bir suçmuş gibi elden geldiğince görünmez etmeye çalışıyosun farklılığını. İşte şimdi tüm bu saçmasapan oyuna gerek bırakmayacak kadar uygun bir mesafe var onunla aramızda. Ben masanın karşısından onun ablası olarak kendi görüşlerimi söyleyebiliyorum.

"Annemler ne der sence?"

"Ne desinler?" diyorum. "Başta şaşırırlar tabii. Ama sen nedenleri sıralayınca onlar da anlamaya başlarlar seni. Karşı çıkmazlar bence."

Teyzemde kalmak istiyordu kardeşim. Bize yakın bir yerde oturuyordu teyzem. Ama bir dünya kadar da uzak... Denizi görüyordu evi. Martı çığlıklarıyla doluydu odalar. Teyzem çok güzel kurabiyeler yapardı. Çayın yanında onlardan ikram eder, pencere karşısındaki koltuklardan birine kurulurdu. Onunla konuşmak enginlere sürüklerdi insanı. Bu hayatın içindeki onca ayrıntı o kadar anlamsız kalırdı ki o pencerenin önünde! Maviliklerde süzülen martıların kanatlarında çok uzağa savrulurlardı sanki.

Teyzem durmadan bir şeyler anlatırdı. Temposuna yetişmeye imkan yoktu. Bir bakardın küçük bir kzıdan bahsediyor. Kendisi olduğunu anlayıncaya kadar çoktan sevmiş olurdun o tanımadığın kızı. "Teyzemmiş meğer!" derdin ve o küçük kız sayesinde iki kat daha fazla severdin karşında oturan bu muazzam kadını.

İşte o kadınla birarada yaşamaktan söz ediyordu kardeşim. Buna kim karşı çıkabilirdi ki! Bizim evin insanın üzerine gelen duvarlarından kırtulup o deniz manzaralı evde, gündelik telaşelerin çok uzağında bir kıyıdan dünyaya bakmayı kim istemezdi ki!

Kardeşim evden ayrılma gerekçelerini uzun uzadıya sıralamıştı az önce. Annemden, babamdan söz ederken şimşek yüklü bulutlarla doldurmuştu masamızın üzerini. Bense nedenlerden çok sonuçlarla ilgiliydim. Evin odalarına dalıp geçmişin gölgelerini kovalamaya bir başlarsak neler olacağını tahmin edebiliyordum çünkü. Seslerimiz şimdiki tatlı kedi mırıltıları kıvamından çıkar, evde asla yakalayamadığımız o uyum bir anda yok olurdu.

"Ben de sık sık gelirim." dedim, geçmişe bir sünger çekmeye kararlı... "Ama geldiğimde teyzemin karşısındaki o koltuğa ben otururum, ona göre... Sen her gün denizin kucağında olacaksın zaten. O manzaraya hasret kalacak olansa benim."
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 14:18


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum