Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SANATIN DİĞER DALLARI > Sinema - TV

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 07-01-2018, 15:38
admin admin isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 1.806
Standart Ali Özgentürk’ün yarım asırlık sanat serüveni


Ali Özgentürk’ün yarım asırlık sanat serüveni





Türkiye'nin ilk sokak tiyatrosunu o kurdu. Birçoklarına göre Türk sinema tarihinin en iyi filmi 'Selvi Boylum Al Yazmalım'ın senaryosu ona ait. Hazal, At, Bekçi, Su Da Yanar, Çıplak, Mektup gibi filmleri dünya çapında beğeni kazandı. Geçtiğimiz 2017'de 50'inci sanat yılını kutladı. 50 yıl boyunca sanat adına üretti ve üretmeye de devam ediyor. Yeni yılda kitaplarıyla sanatseverlerin karşısına çıkacağını müjdeleyen Ali Özgentürk, "Birlikte işler yaptığımız sinema alanındaki sanatçıların, o geçmişi birlikte anma duygusu beni sevindirdi. Ben, bu 50 yılda bana kalanların tortusunu seviyorum. Çalışmaya devam ediyorum. Yazıyorum" diyor...

2017’de 50’inci sanat yılınızı kutladınız. Birçok yerde sizin için etkinlik düzenlendi. Nasıl geçti sizin için geçtiğimiz sene?
Güzel oldu. 50’inci yıl etkinlikleri çok hoşuma gitti. 51’inciyi de yapsak iyi olacak (Gülüyor). Adana’da çok etkili oldu benim için. Büyük bir kalabalık vardı. Oyuncularımın çoğu geldi. Türkan Şoray, Halil Ergün, Gülşen Tuncer, Ayşe Kökçü, Güler Ökten…

Geçen 50 yıla bakınca nasıl bir tablo canlanıyor kafanızda?
Topluca göremiyorsun tabi. Sanki, geçmişte yaptığın her şeyi, yeniden yapmak gibi bir alana itiyor. Olumlu şeyler var, olumsuz şeyler var. Onlarca ödül almışsınız, bazı filmleriniz çok başarılı olmuş, bazıları olamamış. Bütün bunlar tabii hayatın kendisi gibi. Beni sevindiren, birlikte işler yaptığımız sinema alanındaki sanatçıların, o geçmişi birlikte anmak duygusunu paylaşmaları. Ben, bu 50 yılda bana kalanların tortusunu seviyorum. Çalışmaya devam ediyorum. Yazıyorum.

50 yıl boyunca durmadan ürettiniz. Yeni bir proje görebilecek miyiz sizden?
2011’den bu yana sinema filmi yapmadım. Zaten dizilerle aram yok. Dizileri becerebileceğimi sanmıyorum, girmedim o dünyaya. Yine de 2011’den bu yana sanki çekecekmişim gibi birkaç senaryo yazdım. Ancak klasik hikaye sineması dünya genelinde bir tökezleme döneminde. Bilgisayar oyunlarına benzeyen Amerikan filmleri, kaba komedi gibi işler ilgi görüyor. Bundan 5-10 yıl önce Jodie Foster, Julia Roberts gibi. Artık starlar da değişiyor.

Bir de zamanın hızlanması durumu var değil mi?
Bundan 40 yıl önce, dünya adlı gezegende 40 bin sinema filmi yapılıyorsa, şimdi 4 milyon yapılıyor. Bir de sosyal bilimlerdeki uzmanlar, karanlık şeyleri çok seviyorlar. İnsan, bundan binlerce yıl önce de savaş yaptı. o kadar çok korkunç yanı var ki!

FAZLA ‘AKILLI’ BİR HAYAT
Sizin kült olmuş filmlerinizde ve eski dönemde yine kötü olaylar vardı ama, karamsarlıklardan ziyade iyilik-güzellik öne çıkarılıyordu. Şimdi pek göremiyoruz bu durumu. Sizce neden?
Akıllı telefon, akıllı buzdolabı, akıllı aşk, akıllı sevişme gibi fazla ‘akıllı olmak’, yeni jenerasyonun hayat tarzı oldu. Bu alternatifleri çoğalttı. Arkadaşlık kavramı değişti. Görmediğin insanlar arkadaşın oluyor.Yeni kuşaktakiler merak etmiyor. Her şey ellerinin altında gibi hissediyorlar. Türkan Şoray’dan rica ettim, “Derslerime gel, söyleşi yapalım” diye. 20 kişi geldi etkinliğe. Bu kuşak, Türkan Hanım’ı bilmiyor mu? Biliyor. Yeni kuşak eskinin ikonlarının peşinde değil, kendi ikonlarının peşinde.

Çabuk harcayabileceği, değiştirebileceği ikonlar yaratmak istiyor, katılır mısınız?
Tabii. Sevgiliyi de çabuk değiştiriyor, arkadaşı da. Telefonunu hemen değiştiriyor.

Bu durum sizin şu anki üretiminize nasıl etki ediyor?
Film yönetmeni öldüğünde kafası film ceninleri vardır. Yazdığım senaryoların çekilmeyeceğini biliyorum. Ama çekilecekmiş heyecanıyla yazdım. Bir yapımcıya da gitmedim. Çünkü, onlara yatırım yapmıyorlar artık. Bir de tiyatro oyunu yazdım. O oynanacak. Bir roman var kafamda ayrıca. Bir yayınevi Mart-Nisan ayında kitaplarımı basacak. Birkaçı hazır. Bir tanesi ‘En İyi Filmim Hayatımdır’. Hatıralar kitabı olacak. Diğeri de ‘Rejisörün Gizli Defterleri’.


Ali Özgentürk ile Atıf Yılmaz, sansüre karşı yürüyüşte.

KADIN CİNAYETLERİNDE DİZİLERİN ETKİSİ VAR

Yeşilçam içerisinde birçok sırrı da barındırır derler. Doğru mu?
Yeşilçam’la ilgili “bilmem kim, rejisörün yatağından geçer falan” derlerdi. Ama ben insan ilişkilerinde bu kadar saygılı olunan başka bir yer görmedim. Sinemanın starlarının başında hale vardır. Şimdi diziler star yaratıyor ama, bunlar sinemanın yarattığı starlar gibi değil. Bence son yıllarda her gün bir kadın öldürülmesinin altında dizilerin çok büyük faktörü var. Şiddetin tarafında duruyorlar.

YAŞAR KEMAL İLE ÇALIŞMAK ZORDU

Atıf Yılmaz, Aziz Nesin, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal gibi isimlerle çalıştınız. Çalışmak en çok hangisiyle zordu? En öne çıkan özellikleri nelerdi?
Yaşar Ağabeyle zordu. Yumuşak gibi görünür ama sertti. Tabii çok değerli özellikleri vardı. Net bir insandı. “Hayır bu böyle olmaz” derdi. “Tamam ağabey” derdik. Atıf Yılmaz bence Türk sinema tarihinin peygamberiydi. Çok yönetmen doğurdu. Halit Refiğ, Şerif Gören, Zeki Ökten gibi birçok yönetmen Atıf Ağabey’in paltosundan çıktı.

‘ASYA’, TEYZEMİN ADIYDI
Selvi Boylum Al Yazmalım, çoğu kişiye göre, en iyi Türk filmi. Bu başarıyı yaratan unsur neydi sizce?
Bu toplumun 100 özelliği varsa 80’i toplandı. Ama bu hesaplanmıyor. Hikaye ilk bana verildiğinde, bir Sovyet kolhoz hikayesiydi. Cengiz Aytmatov’un yazdığı… Daha sonra film Moskova’da gösterilmişti. Aytmatov bana, “Ali, senin hikayen benimkinden daha güzel” dedi. Çünkü ben hikayeye kendi hayatımdan da bir şeyler kattım. Orada Asya (Türkan Şoray’ın canlandırdığı karakter) mesela teyzemin adıdır. O sırada da ilk kızıma ben bakıyordum. Annesi Işıl Özgentürk, işe gidiyordu. “Sevgi emekti” lafı da oradan doğdu. Bazı filmler böyle olur. Bunu önceden hesaplayamazsınız.

KUBRICK’TEN ÖDÜL ALDIM, MİT BENİ İZLEDİ
Peki, bugünkü toplumsal kutuplaşmaya nasıl bakıyorsunuz?
Bu kutuplaşma yalnız siyasilerden olmadı. Geleceğe bakmak lazım. 10 yıl sonra bunlar olmayacak. “Ne saçma sapan şeyler yaşadık” diyeceksin. 27 Mayıs oldu, Adana’nın bir köyünde tiyatro oynuyorduk. Jandarma geldi bizi aldı, nezarete girdik. 12 Mart oldu, sokak tiyatrosu yapıyordum. 90 oyuncum vardı. Yarısı içeri alındı. Ben Anadolu’ya kaçtım. 7-8 Datça’da yaşadım. Orada savcıyla arkadaş oldum. Halbuki aranan birisiyim (Gülüyor). Datça Cezaevi’nde de İşçi Partisi’nden arkadaşım yatıyordu. Tek kişi. “Ya savcı bey, bu tek arkadaşı çok merak ediyorum, tanışayım” dedim. İzin verdi. Her gün o arkadaşımı ziyaret ettim. 12 Eylül oldu, 9 dakikalık ‘Yasak’ diye film yapmıştım. Stanley Kubrick’in elinden ödül aldım, ama bu film yüzünden MİT, iki yıl beni izledi. O dönem bütün arkadaşlarım içeride yattı. Ben de 1,5 yıl Davutpaşa’da kaldım. 5-6 yıl o dönem yatan insanlar oldu. Bugün Kenan Evren’i savunanlar biraz utansın. Bazı savunanlar var. Çok ayıptır. O Kenan Evren’in resimlerini alanlar utansınlar. Onlarca insanı idam eden, yüz binlerce insanı işten, hayattan, çoluğundan çocuğundan yok eden askeri darbe… Ama açıkça söylüyorum. 27 Mayıs, Türkiye’nin ikinci rönesansıydı. Birinci rönesans, idealizmin dönemi, cumhuriyet… Herkes okuma-yazma öğreniyor. İkinci rönesans ise kitapçıda Nazım’ın kitabının satıldığı, İşçi Partisi’nin kurulma izninin verildiği 1961-1962’dir. Bu da 12 Mart 1971’e kadar sürer.

Sercan MERİÇ
sözcü.com.tr




Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  ali ozgenturk.jpg
Görüntüleme: 254
Büyüklüğü:  66,4 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  ali ozgenturk atif yilmaz.jpg
Görüntüleme: 171
Büyüklüğü:  51,8 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 02:26


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum