Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Şiir Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 05-04-2009, 14:38
Erdoğan Bakar Erdoğan Bakar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2009
Nerden: Karatas/Adana
Mesajlar: 59
Standart Şiirlerim

erdoganbakar748@gmail.com/

TOPLUMSAL ÖZELEŞTİRİ

7.

Tutarlı olmanın, tutkunluğun
Kararlılığın dışında duran
Keyfiliğimiz olmasaydı;

Sonsuz değişimlerin, ölümsüzlüğün,
Bilginin inkârı ile çoğalan
Acılarımızı tekrarlatan
Unutkanlığımız olmasaydı;

Işıksız, kutsal şantajlı
Zorunluluklarımız, kör inançlarımız,
Önyargılarımız olmasaydı;

Çözümsüz yiğitlikler, kahrolası kalleşlikler
Yanılgılarımız olmasaydı;

Bin türlü, bin bir biçimli
Günlük acıların darağaçlarında
Umutlarımız sallanmaz,
Hasretlerimiz yumak yumak
Ellerimizde yanmazdı.

Aralık 1997
Erdoğan Bakar


Konu Erdoğan Bakar tarafından (15-04-2009 Saat 15:22 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 05-04-2009, 14:45
Erdoğan Bakar Erdoğan Bakar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2009
Nerden: Karatas/Adana
Mesajlar: 59
Standart "Şiirde Bilim Yönteminin Yeri ve Gerekliliği"

Şiirde bilim yönteminin uygulanabilirliği konusundaki düşünceleriniz nelerdir?
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 11-04-2009, 12:13
Erdoğan Bakar Erdoğan Bakar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2009
Nerden: Karatas/Adana
Mesajlar: 59
Standart ŞİİR ÜZERİNE -1-

Bir gün gelecek, şiir kafayla okunacak.
Paul Eluard



ŞİİR ÜZERİNE -1-


Dokunulmazlıkla hücrelerde, karartma gecelerinde değilse
Şairin hem gündüzü hem lambası geceyse eğer
Topraktır şairin kanı, işlenmiş alkolle, endişeyle
Paylaşımsız, gelişimsiz daldan dala devinimsiz atlayan
Kendi ‘ben’inin körelmiş bilinçaltını sayıklayan
Dirençsiz karnındadır ‘şair’in kendisini dayatmayan anlam
Doyumsuz bir iştahla nereden üflenmişse o havaliyi yansıtan
Omzumuza konan bu küçücük sabun köpüğünden küre / balonda
Yüzümüze çarpıp dağılan görüntü / hayatlar
Bir küçücük dokunuşla kayboluveren yansıma / dünyalarla
Sözcüğün, biçimin, içeriğin, anlamın iktidarını kırma hevesi
Uzun ömürlü olmayan yalandan ibaret ‘küreselleşme’ / imaj
Bir bütünlük içindeki bilgiden, kalıcı gerçeklikten kaçış
Ve “saf, belki de boş, anlamsızlıkçılık”, ‘mızmız'lık...
Şiirin şerefine, insanlığın geleceğine saldırmaktadır!

Ocak 1998 / Şiir Üzerine -1-
Erdoğan Bakar


Yazınsal anlatım biçimi özelliği yönünden düzyazı sayılmayan yazın ürünü şiir, edebiyat türlerinin en eskisi olarak bilinir.
Şiir, eskil çağların sanatı, büyüye ve dine en yakın olanı. İnsanın kendini dile getirme araçlarının, müzik ve resimle birlikte ilklerinden biri. Bugüne kadar kalabilmesi bir tansık. Düzyazı ise, dile egemenliğin, dilin gelişiminin, aydınlanmanın, kısacası uygarlaşmanın şaşmaz bir belirtisi. İnsanın yenilmez sanılan doğa güçleriyle uğraşmaya başlaması, bu çabada kutsal güçlere değil, kendi gücüne güvenmeyi öğrenmesi, var olana boyun eğmek yerine onu değiştirmeye çalışması, ancak doğaya karşı verdiği bu savaşımda kazanımları üzerinde durup bir daha düşünmekle, vardığı sonuçları başkalarıyla tartışmakla, edindiği bilgileri biriktirmek ve gelecek kuşaklara aktarmakla mümkün olmuştur. Bununsa dilden ve yazıdan başka bir aracı yoktur. Masallar ve destanlar eskil çağların sanat ürünleri iken, romanın bir aydınlanma çağı ürünü olması boşuna değildir.
Giderek, bugüne kadar kalabilmesini bir tansık saydığımız şiir de, bu tansığı ancak büyüden, ayinden, şarkıdan kurtularak, koparak, esinden çok akla, düşünceye yaklaşarak başarmıştır. Bu işi yine kendi bildiği yoldan, yani şiir olarak kalmakla yapmıştır, ama bireyselleştiği ölçüde düşünceye yaklaştığı da kesin. Daha 1940’larda Paul Eluard’ın “ Bir gün gelecek, şiir kafayla okunacak” demesi, aslında bu gerçeğin çok geç bir ifadesi bence. Çünkü pagan toplumun, çoktanrılı dinlerin şiir dostu olmalarına karşın, şiirden korkunun, şairin lanetlenmesinin tektanrılı dinlerle başlamış olması bir rastlantı değil, inanma’ya karşı bilme’nin, düşünme’nin savaşımıdır, insanın düşünme, yaratma, değiştirme çabasına karşı duyulan korkunun bir belirtisidir. Platon’un tektanrılı dinlerden önce şiire karşı çıkması ve şairleri Devlet’inden kovması, aslında bundan farklı bir şey değildir, çünkü tektanrılı dinlerin başlangıçsız ve sonsuz evren ve tanrı düşüncesine karşılık onun da, evrendeki her şeyin bir kopyası olduğu idea’ları vardı. Dünya, bu idea’ların yansımasının bir toplamıydı ancak. İnsanlar, olsa olsa bu yansımaların yansımalarını yaratabilirdi.
Böylece, şiirin kurtuluşu, insanlığın insanlaşma serüvenine, uygarlığın gelişmesine, özündeki yaratıcılık ve karşı çıkma niteliğini yitirmeden katılmasıyla mümkün olmuştur. Başta şiir, bütün sanatların özündeki bu karşı çıkma, inanca başkaldırma özelliği, onların bugün de biricik varoluş gerekçesidir. Bu başkaldırının temelinde insanı insan yapan birinci özelliğin; düşünmenin ve değiştirmenin yatması sanatları insanın en yüce eylemlerinden biri yapmaktadır.
Şiir yazmak bir eylem biçimidir, bir yaşama biçimidir. Dünyada insanca varoluşun vazgeçilmez koşullarından biridir.
Şiirden düşünceyi kovup onu yalnızca esine ve duygulara teslim oluş sayanlar, ondaki şiirce düşüncenin, şiire dönüşmüş düşüncenin farkında değiller. Ondaki düşünceyi, konuşmadaki, felsefedeki, düzyazıdaki düşünceyle karıştırmaktadırlar. Oysa şiirde düşünce, hiç de alışılmış biçimiyle, düzeniyle görünmeyebilir. Deyim yerindeyse, yanlış anımsamıyorsam, bir konuşmasında Melih Cevdet Anday’ın dediği gibi bir karşıt düşünce, karşıt felsefe biçiminde de gözükebilir. Tıpkı resimde, müzikte olduğu gibi şiirde de düşünce, resimsel, müziksel, şiirsel bir kılığa bürünmüştür. Tersine, şiiri yalnızca düşünceye bağımlı sayanlar da onu bu alışılmış kılığına sokmaya çalışmaktadır. Her iki durumda da şiir, doku uyuşmazlığı nedeniyle düşünceyi bu haliyle reddetmekte, dolayısıyla yazılanlar şiir olmamaktadır. (Mehmet H. Doğan, “Şiir, Bugün”, Şiirde Düşünce, Sayfa 16. Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı, Ağustos 2001)

Cahit Sıtkı Tarancı’ya göre şiir: Sözcüklerle güzel şekiller kurmak sanatı...
Ahmet Haşim’e göre şiir: Nesre çevrilmesi mümkün olmayan nazım, olarak tanımlanır.
R.M. Rilke’ ye göre: Tek bir dize yazmak için birçok şehri, nesneyi ve insanı görmüş olmak, hayvanları tanımak, kuşların nasıl uçtuğunu duymak ve sabahları çiçeklerin açılırken nasıl titrediğini öğrenmek gerekir.

Şiir, öznel nitelikleri ağır basan, kişiden kişiye, çağdan çağa değişen bir yazın türü olduğundan, günümüze kadar, şiirin birbirinden farklı birçok tanımı yapılmıştır.
Bence, şiiri yücelten en çarpıcı söz, kendi deyişiyle hiç de hoş olmayan bir atasözümüzü değiştirip Mehmet H. Doğan tarafından söylenmiştir: Söz gümüşse, şiir altındır.
Sözlük anlamıyla şiir; duygulardan, düşüncelerden, düşlerden, özlemlerden vb. süzülmüş yaşantı birikimleri olarak, ozanların, sözcüklerin sözlük anlamlarına kimi zaman değişik anlamlar da yükleyerek, dil içinde özel bir dil yaratarak oluşturdukları imgelerden, söz sanatlarından, ritimden, uyumdan yararlanarak ortaya koydukları ve okurda estetik duygular uyandıran yazın ürünüdür.
Şiir, öz olarak dizelerden oluşan, okuru duygulandıran, heyecanlandıran yazınsal (=edebi) anlatı türüdür.
Her ulusun edebiyatı gibi Türk ulusunun edebiyatı da şiirle başlar. Destanlar, koşuklar, sagular... Türk şiirinin en eski ürünleridir. İlk Türk şairi, 8. yüzyılda, Uygurların ilk döneminde şiirler yazmış olan Aprınçur Tiğin’dir.
Şiirimiz, yüzyıllar boyunca çok değişik aşamalardan geçmiş, çeşitli faktörlerden etkilenmiş ancak hece ölçüsüne dayalı halk şiirimiz çok eski dönemlerden günümüze kadar özünü koruyarak ulaşmıştır.
Çeşitli uygarlıkların etkisiyle pek çok değişimler geçiren Türk şiiri, Tanzimat’tan sonra, özellikle içerik yönünden değişmiş; Edebiyat-ı Cedide, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet döneminde kendine özgü nitelikler kazanmıştır.

Eski Yunan ve Latin edebiyatlarından alınan klasik sınıflandırma şiiri beş türe ayırır.

Özelliklerine göre şiir türleri şunlardır:
1. Epik Şiir
2. Pastoral Şiir
3. Dramatik Şiir
4. Lirik Şiir
5. Didaktik Şiir


Şiirin bu türlerinden başka, ölçüye ve uyağa (=kafiyeye) bağlanmayan ancak duygu, düşünce ve düşleri şiirde olması gerektiği incelikte işleyen, bir düz yazı türü olan mensur şiir, 19. yüzyılda Fransa’da edebiyat yaşamına girmiştir.

“Mensur şiir” terimi, 1860 yılında ilk kez Fransız şair Beaudelaire’in “Küçük Mensur Şiirler” adlı yapıtında kullanılmıştır.
Mensur şiir türünde,Halit Ziya Uşaklıgil’in (1866-1945) “Mensur Şiirler” adlı eserinden başka Servet-i Fünun, Fecr-i Ati ve Milli Edebiyat dönemlerinde birçok yapıt edebiyatımıza kazandırılmıştır.

Halit Ziya Uşaklıgil’in ‘Mensur Şiirler’inden bir kesit:

Güneşin doğuşundan önce çıkmak, batışından sonra girmek; çalışmak, çabalamak, iler tutar yeri kalmamak... Ne için? Bir lokma ekmek için.
Soğuklarda üşümek, yağmurlarda ıslanmak, topraklarda yatmak, donmak... Ne için? Başkalarının dinlenmesini sağlamak için.
Yer altlarında hayat geçirmek, zehirli havayı solumak, rutubette ömür sürmek, güneş görmemek, insanken bir yılan gibi yaşamak, verem olmak, ölmek... Ne için? Ölmemek için...”


Derdimiz, bir gülü yaşatmak.
Sabit Kemal Bayıldıran


Söz gümüşse, şiir altındır.
Mehmet H. Doğan


ŞİİR TÜRLERİ


1. EPİK ŞİİR


Epik şiir, yiğitlik konularını işleyen, öyküleyici uzun şiir türüdür. Epik şiirlerde yiğitlik, kahramanlık, savaş vb. temalar işlenir. Destanların tümü epik şiir türündedir. Ör. Alp Er Tunga Destanı, Homeros’un İliada Destanı...
Yunancada“destan” anlamındaki “epope”den türetilen Fransızca “epik” sözcüğü,destana özgü, destansı, destanla ilgili, destan biçiminde yazılmış olan yapıt, yiğitlik konularını işleyen şiir anlamlarına gelir.
Tarihsel gerçeklerden kaynaklanan epik şiirde, yaratıcısının düş gücüyle tarihi gerçeklik zenginleştirilip, genişletilerek genellikle nesnel biçimde işlenmese de yine de o dönemle ilgili önemli ipuçları bulunabilir.


Epik Şiire Örnek:

Tokuş içre uruştum = Savaş içinde vuruştum
Uluğ birle karıştım = Ulularla bir oldum
Töküz atın yarıştım = İyi koşan at ile yarıştım
Aydım: Emdi al Utar! = Dedim: İşte al Utar!

(Alp Er Tunga Destanı’ından)


Anımsatma:
Epik şiirle ilgili olarak bkz. Yazınsal Anlatım Türleri, Destan



2. PASTORAL ŞİİR


Pastoral şiir, köy ve kır yaşayışını, çobanca yaşamayı konu alan, bu yaşayışı sevdirmek ereği güden şiir türüdür.
Ali Püsküllüoğlu’nun “Türkçe Sözlük” yapıtında, Fransızca “pastoral” sözcüğünün Türkçede karşılığı, “çobanıl” ya da “çobanlama”; “pastoral şiir” teriminin karşılığı ise “çobanıl şiir” olarak yer almaktadır.
Çobanıl şiirin öncüleri, eski Yunan edebiyatında Teokritos, Latin edebiyatında Virgilius, Türk edebiyatında ise “Sahra” adlı yapıtıyla Abdülhak Hamit Tarhan’dır.

Her çeşit süsten, yapmacılıktan, gösteriş ve söz oyunlarından uzak bir yapısı olan pastoral şiirin iki biçimi vardır:

1. İdil: Kır yaşamının güzelliğini, çobanıl aşkı konu alan, bir ozan tarafından yazılan kısa şiirlerdir. (İdil; Fransızca bir sözcüktür.)
2. Eglog: Doğadan, kırdan söz eden eglog, birkaç çobanın aşk ve kır yaşamı üzerine karşılıklı konuşmalarını yansıtan çobanıl şiirlerdir. (Eglog; Yunanca bir sözcüktür.)
Kır yaşamıyla ilgili bir olayın anlatıldığı eglog türü şiirler, bu yönüyle küçük bir piyes özelliği taşır.


3. DRAMATİK ŞİİR,


Bir yönüyle epik şiire benzeyen dramatik şiir, kimi edebiyat kuramcılarına göre, epik şiirden doğmuş, tiyatroyu oluşturmuştur.
Şiirsel söyleyişle, insan yaşamını gerilim, çatışma, çeşitli olaylar ve karşıtlıklarıyla gerçeğe uygun biçimiyle öyküleştiren şiirler, dramatik şiirlerdir. Manzum yazılmış (düz yazı olmayan, ölçülü, uyaklı, koşuk biçiminde yazılmış) tiyatrolar (tragedyalar, komedyalar ve dramlar) dramatik şiir türünde yapıtlardır.
Eski Yunan edebiyatında Euripidies, Sophokles, Aristophanes, Aiskhylos dramatik şiir türünde tanınmış sanatçılardır. Türk edebiyatında ise dramatik şiirin temsilcileri, Namık Kemal Abdülhak Hamit Tarhan, Faruk Nafiz Çamlıbel’dir.



4. LİRİK ŞİİR


Lirik şiir, ozanın kişisel içten gelen duygularını ya da toplumsal ortak duyguları yansıtan çok etkileyici, coşkun, akıcı anlatımı olan bir şiir türüdür.
Eski Yunanlılarda, ozanlar şiirlerini lir (Yunanca:“Lyra”) eşliğinde söylediklerinden bu tür coşkulu şiirlere “lirik” denmiştir.
Lirizm, kişisel duyguların coşkulu ve etkileyici bir biçimde anlatılmasıdır.
Batı edebiyatında, Rönesans dönemi ozanlarının (Petrerca, Ronsard...) daha sonra da ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik sanatçıların (Lamartine, Goethe, Hugo, Schiller...) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirleri lirik şiir örnekleri olarak dünya edebiyatında yer almıştır.
Türk edebiyatında ise Yunus Emre, Fuzuli, Nedim, Karacaoğlan, Nazım Hikmet, Ceyhun Atuf Kansu, Ahmet Arif, Adnan Yücel ve birçok ozanımızın şiirleri lirik şiir türündedir.
Günümüzde, edebiyatın her alanında olduğu gibi bu türde de yazan, yaşayan, değerli pek çok ozanımız vardır.



5. DİDAKTİK ŞİİR


Didaktik, öğretim yöntemleri bilimidir. Öğretme ereğini güden öğretici yapıtlara didaktik yapıt denir.
Eski Yunan edebiyatında, Hesiodos, didaktik şiir türünün öncüsü olarak tanınır. Hesiodos, “İşler ve Günler” adlı yapıtında tarım, gemicilik ve ahlak üzerine bilgiler vermiştir.
Didaktik şiir, bilim, sanat, felsefe, ahlak, din vb. alanla ilgili bilgi vermek amacıyla yazıldığı için içerik yönünden eğitici, öğretici bir nitelik taşır. Öz olarak öğretici, eğitici şiirlere didaktik şiir denir.
Satirik (yergisel) şiir olarak da bilinen hiciv (=yergi) şiirleri de didaktik şiir sayılır.
Edebiyatımızda, didaktik şiire örnek pek çok şiir vardır:
Yusuf Has Hacip’in, ideal bir devlet yönetiminin nasıl olması gerektiğini simgelerle anlattığı Kutadgu Bilig (Hükümet Olma Bilgisi) adlı yapıtı... Aşık Paşanın, Türklere tasavvufu öğretmek için, Garipname’si... Edip Ahmet Yükneki’ nin, ayet ve hadislere dayanarak İslam ahlakını öğretmeye çalıştığı, Atabet-ül Hakayık (Gerçeklerin Eşiği)... Hoca Ahmet Yesevinin, Divan-ı Hikmet (Bilgece Söylenmiş Söz Divanı)... Nabinin, oğluna yaşadığı dönemin toplumsal yaşamını, geleneklerini, İslam ahlakını öğretmek için yazdığı, Hayriyye adlı mesnevisi, didaktik şiir türünde yapıtlardır. Ziya Paşa, Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy ve birçok ozanımız da edebiyatımıza didaktik şiir türünde önemli yapıtlar kazandırmışlardır.
Günümüzde, didaktik şiiri, şiir değeri taşımayan bir koşuk yazı olarak tanımlayan (Ör. bkz. Türkçe Sözlük, Ali Püsküllüoğlu, didaktik şiir: biçimsel yönden şiire benzemekle birlikte şiir değeri taşımayan, gerçek ereği bir düşünceyi aşılamak, belli bir konuda öğüt vermek, bilgi aktarmak vb. olan koşuk yazı.) ve didaktik şiiri şiirden; didaktik şiir türünde edebiyatımıza çok önemli yapıtlar kazandıran büyük ozanlarımızı da şair saymayan bugün var yarın yok kimi entelektüellerin didaktik şiirle ilgili yargılarına karşılık, Tevfik Fikret, Nazım Hikmet ve didaktik türde yapıtlar veren, ölümsüzleşen, yukarıda adlarını andığım ozanlar, acaba ne yanıt verirlerdi? Bilmiyorum.

Kesin olan şudur: Şiir, düşüncesiz olamaz, çünkü bütün sanatlarda olduğu gibi şiirin özünde de var olana boyun eğmek yerine onu değiştirme çabası, boş inanca başkaldırı ve yaratıcılık vardır. Şiir, insanın düşünme, yaratma, değiştirme çabasının bir ürünü ve inanma’ya karşı bilme’nin, düşünme’nin savaşımıdır.

Şiiri düşüncesizleştirmek isteyenler, insanın düşünme, yaratma, değiştirme çabasından korkanlar ya da insanlığın insanlaşmasında, uygarlığın gelişmesinde sanatçı sorumluluğundan, sorunlardan, kalıcı gerçeklikten kaçışı bir şairin, bir sanatçının, bir aydının tarafsız yaşam biçimi sananlardır.

Birincilerin, şiirden, düşünceden korkanların Platon’ dan günümüze kadar yüzyıllardır şairlere, aydınlara neler ettikleri yüzlerce ciltlik başlıbaşına bir araştırma konusudur.
İkinciler ise sırça köşklerinde, sözcüğün, biçimin, içeriğin, anlamın iktidarını kırma hevesiyle, parçalanmış yaşamların, baskının ve nefessizliğin, umutsuz kalmanın, yani insanoğlunun kırık imajının yansımalarını toplamaya çalışarak ‘hayatta kalabilme savaşımı’ veriyorlar, tümüyle içe kapanışın, kendini tekrarın ve anlamsızlığın derin sularında boğulmuş durumda.


(...)
bu masallar masalı “kağıt aleminin”
tükenmişliğin bilinçaltını sayıklayan son yolcuları birer birer
gözden kaybolurken “tuzlu suyun önünde”
coşkulu, bilgi dolu, bilimsel şiirler yerine
“saf, belki de boş, anlamsız...” söz yazarak
giderek azalan sayılı sözcüklerle
“yıllarca zarfları kanatıp” eskinin sarayında
hiçbir iç bütünlük taşımayan lafebelikleriyle kıs kıs gülerek:
“yine anlayamadı salaklar...” tepkisi gelecek olsa da
bizim için, söylenecek ancak bir söz var:
“onlar ermiş hayaline,
“biz erelim hakikatine!”

Aralık 1997
Şiir Üzerine -2- Son Bölüm

Erdoğan Bakar

Konu Erdoğan Bakar tarafından (11-04-2009 Saat 23:00 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 11-04-2009, 12:28
Erdoğan Bakar Erdoğan Bakar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2009
Nerden: Karatas/Adana
Mesajlar: 59
Standart


“Yeniden gerekseydi yaşamam
Giderdim yine aynı yoldan
Demir ökçelerinize aldırmadan
Geleceğin türküsüyle”
- Louıs Aragon -


BARIŞÇI BİLİMSEL DEMOKRASİ / UMUT

2.

Sanal görüntüler, anlamsız gerçeklikler içinde
Aptalca
Görülse de
Umut:
İhtiyaçtan doğan bir inanç değil
En çetin kar kıyamet kışlarda
Acımasız işkencelerde düşlerimi ısıtan
Ak mı ak bir sıcacık ekmektir her zaman
Kahrolası Yeni Dünya Düzeni’nde
Bütün hamlığı ve bönlüğüyle
Terörist devletler / küresel çeteler
Vahşice bölüşende emeğimizi
İnsana yitirilmeyen güvençtir…
Örgütlü – örgütsüz
Eziyetlere aldırmadan birlikte
Üretken, onurlu ve korkusuz
Gelecek güzel günlerin türküsüyle
Kızılırmak insanları yürüdüğünde
Yürekleri ellerinde kurşunsuz...
Barışçı Bilimsel Demokrasi’dir sömürüsüz, sonsuz
Sıcak mı sıcak, bütün kötülükleri yok edecek
Umut, ışıktır salkım saçak!
Her türden zorbalığa,
‘Saçaklı mantığa’, teslimiyete inat!


Ocak 1998/2005
Erdoğan Bakar

Konu Erdoğan Bakar tarafından (14-04-2009 Saat 23:54 ) değiştirilmiştir. Sebep: Yeni Şiir
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 11-04-2009, 12:33
Erdoğan Bakar Erdoğan Bakar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2009
Nerden: Karatas/Adana
Mesajlar: 59
Standart Hasretleri Hasretimdir

HASRETLERİ HASRETİMDİR

33.

Fıraaat!
Fıratım!
Beni duyuyor musun?
Şu köyde öğretmenim...
Dinamit atılır ara sıra ağzına.
Bilirsin, bura insanı balığa hasret.
Canın yanar.
Canları yanar yüzyıllardır.
Kavgasız, acısız ekmeğe hasret.
Kitaba, ilaca, toprağa hasret.
Anadilde eğitilen çocuğa,
Hayatını değiştirecek tohuma.
Yağmura, yola, sılaya hasret!

Fırat!
Fıratım!
Yokluklardan süzülen
Yüreklere saplanan acıyı,
Bal eden sabırdır, dirençtir…
Var olma hakkını, yaşama hakkını
Bütün devletler tanır, oysa...
Beş bin yıldan beri bura insanı
Kendi vatanına, kendi işine
Uluslararası adalete hasret.
Herkesin bunları söylemeye
Dili varmaz nedense?

“Namus işçisi… yani
Yürek işçisi.”
Şairin dediği gibi:
“Yivlerinde yeşil güller...”
Yerine, kan fışkırmış...
“Susmuş dağ,
Susmuş deniz.
Dünya mışıl - mışıl
Uykular derin,”
Mezopotamya’dır burası.
Sümer kitabelerinde bura insanına:
“Guti” veya “Kuti” denir.
Burada,“Yılan su getirir...” di.
Bir zamanlar “yavru serçeye”
Bilirsin!

1977 / 2002
Erdoğan Bakar

Konu Erdoğan Bakar tarafından (14-04-2009 Saat 23:41 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 14-04-2009, 23:48
Erdoğan Bakar Erdoğan Bakar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2009
Nerden: Karatas/Adana
Mesajlar: 59
Standart

***350;***304;***304;RDE B***304;L***304;M Y***214;NTEM***304;

1.

Bana, bu alacakaranl***305;***287;***305;n, umars***305;zl***305;***287;***305;n
Nas***305;l bitece***287;ini bildiren
Tertemiz a***351;klar***305;n, tutkular***305;n, cinselli***287;in
***304;hanetle yer de***287;i***351;tirmedi***287;i
Ak sevdal***305; dizeler getirin ***231;ocuklar!
G***252;nden g***252;ne giderek
***199;***252;r***252;yen
Da***287;***305;lan
Bilin***231;alt***305;n***305;n
Ac***305;mas***305;zl***305;***287;***305;n, bencilli***287;in felsefesi pragmatizmin
Bilim d***252;***351;man***305; metafizi***287;in
Say***305;klanmad***305;***287;***305;
Dizeler getirin ***231;ocuklar!
Bu belirsizli***287;in, ilkesizli***287;in
Bu k***252;resel adaletsizli***287;in, korkular***305;n
***304;***231;tenlikten uzak, ki***351;iliksiz
Maskeli, maskesiz i***351; bitirici dostluklar***305;n
***8216;Zarif***8217; bask***305;c***305; politikalar***305;n kar***351;***305;s***305;nda
***220;lkemin nas***305;l iyile***351;ebilece***287;ini
Nas***305;l g***252;zelle***351;tirilebilece***287;ini anlatan
Kararl***305;
Yarat***305;c***305;
Bar***305;***351;***231;***305; dizeler getirin ***231;ocuklar!

Sevgili dolu, co***351;ku dolu
***304;nsan beyninin,
***304;nsan ufkunun,
***304;nsan ellerinin...
Tek tek ac***305;lar***305; s***252;zerek
***304;nsan hayat***305;n***305;n
En zay***305;f yanlar***305;n***305; y***252;celtmeden
Nereye uzanabilece***287;ini g***246;steren
***304;ncelikli
A***287;***305;rba***351;l***305;
Bilimsel dizeler getirin!
B***252;t***252;n k***246;t***252;l***252;klere kar***351;***305;
Tutu***351;un y***252;re***287;inde yurdumun
***214;zg***252;rl***252;k i***231;in, bar***305;***351;***231;***305; bilimsel demokrasi i***231;in
Tutu***351;un ***231;ocuklar...
Tutu***351;un el ele!

Sava***351;s***305;z, s***246;m***252;r***252;s***252;z, ac***305;s***305;z
***304;nsanca payla***351;abilmek
***304;nsanca ya***351;amak, ya***351;atabilmek i***231;in
B***252;t***252;n g***252;zellikleri hep birlikte;
Yalan***305;, yan***305;lg***305;lar***305;, ayr***305;mc***305;l***305;***287;***305;
Yenebilmek i***231;in hep birlikte
Tutu***351;un ***231;ocuklar!
Tutu***351;un anneler, babalar, ***246;***287;retmenler...
Tutu***351;un y***252;re***287;inde yurdumun
Tutu***351;un el ele
Canl***305;, anlaml***305; her yerde...

1996
Erdo***287;an Bakar
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 14-04-2009, 23:51
Erdoğan Bakar Erdoğan Bakar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2009
Nerden: Karatas/Adana
Mesajlar: 59
Standart

ŞİİR ÜZERİNE -1-

Dokunulmazlıkla hücrelerde, karartma gecelerinde değilse
Şairin hem gündüzü hem lambası geceyse eğer
Topraktır şairin kanı, işlenmiş alkolle, endişeyle
Paylaşımsız, gelişimsiz daldan dala devinimsiz atlayan
Kendi ‘ben’inin körelmiş bilinçaltını sayıklayan
Dirençsiz karnındadır ‘şair’in kendisini dayatmayan anlam
Doyumsuz bir iştahla nereden üflenmişse o havaliyi yansıtan
Omzumuza konan bu küçücük sabun köpüğünden küre / balonda
Yüzümüze çarpıp dağılan görüntü / hayatlar
Bir küçücük dokunuşla kayboluveren yansıma / dünyalarla
Sözcüğün, biçimin, içeriğin, anlamın iktidarını kırma hevesi
Uzun ömürlü olmayan yalandan ibaret ‘küreselleşme’ / imaj
Bir bütünlük içindeki bilgiden, kalıcı gerçeklikten kaçış
Ve “saf, belki de boş, anlamsızlıkçılık”, ‘mızmız'lık...
Şiirin şerefine, insanlığın geleceğine saldırmaktadır!

Ocak 1998 / Şiir Üzerine -1-

Erdoğan Bakar
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 15-04-2009, 00:01
Erdoğan Bakar Erdoğan Bakar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2009
Nerden: Karatas/Adana
Mesajlar: 59
Standart

ŞİİR ÜZERİNE -2-

26.

annesinin kendisini sevmediğini öğrenen şair:
“siyanür ve akik ya da İsa ile Yehuda, belki de lavanta,
kadife, ipek, ayna” diye, mırıldanıyordu oturduğu yerde;
yaşlılığın diliyle konuşan genç şair
kokain ve çiçek uzattı ona ve dedi ki:
“dostum, kendi aşkına tutunmaktan başka çaren yoktur
başına ne geldiyse; mevsimlerin hep soğuk olduğu
ölü evrende ölü bir kadının rahmine düştüğün,
doğmadan önce yanlış zile bastığın içindir”
şairlikten istifa eden şairin gerekçesi şöyleydi:
oturup bir şiir yazarsın ve ışık
ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda...”
“kaç gün sonra diye sayıklama, ölüme kaç var, diye düşün!”
önerisinde bulunan şairle,
istifacı şair birlikte yürümeye başladılar;
somutluk yerine soyutluğu tercih ederek;
kendini dayatmayan
rastgele seçilmiş mevzuları derin derin düşünerek:
“anlam şairin karnındadır!” diyorlardı
ve bir sümüklü böceğin gümüş pabucundan bir şeyler içiyorlardı...
“Ensest! Gel mıncıkla!” diye bağıran kadın şair göründü uzaktan;
kucağında menopoza girmiş bir kedi taşıyordu;
peşinde bir başka şair de vardı...
tümüyle içe kapanışın ve anlamsızlığın
derin sularında boğulmuş durumda
karanlık bir denizden çıkıp geliyor, hiç durmadan:
“binlerce hiç kimseyim, binlerce hiç kimseyim,
sevmek diye bir şey yoktur aslında” diyerek ağlıyordu...-bu nedenle-
durmadan zar sallayan ve attığı zar hep
kırık gelen, şair dostunu fark etmedi bile;
acımasız düşmanları son kapısına da dayanmışlardı
kapının ardında başıboş yalnızlıklar, korkular dolaşıyordu...

‘yeni ben’e varma yollarında onu yüreğinden yaralayan
o kadar çok şey vardı ki; lal kırmızıdan eflatuna kayan bir tonlamada
eski donelere karşı yeni doneler bulmaya çalışıyor,
parçalanmış yaşamların,
baskının ve nefessizliğin,
umutsuz kalmanın,
yani;
insanoğlunun kırık imajının yansımalarını topluyordu
Divan’ı yaşatmakla,
ironical sıçramalar yapmakla tanınan şair...
New York’taki ışıklı Noel gecesini,
Toledo’daki müthiş tembel haziran sabahını
Prag’daki uğultulu sonbaharı yazan şair uçan halısından indi,
küf yeşili parmaklarıyla Louis Quince’ye şekil vermeye çalışan şairden
tozlu dilini, sedef kakmalara gömebilmek için izin istedi:
“ilk kim bakmış gölün bez olduğuna, bez olan mı?” diyerek...

bu masallar masalı “kağıt âleminin”
tükenmişliğin bilinçaltını sayıklayan son yolcuları birer birer
gözden kaybolurken “tuzlu suyun önünde”
coşkulu, bilgi dolu, bilimsel şiirler yerine,
“saf, belki de boş, anlamsız” şiirler yazarak
giderek azalan sayılı sözcüklerle,
“yıllarca zarfları kanatıp” eskinin sarayında
hiçbir iç bütünlük taşımayan lafebelikleriyle kıs, kıs gülerek:
“yine anlayamadı salaklar”, tepkisi gelecek olsa da
bizim için, söylenecek ancak bir söz var:
“onlar ermiş hayaline,
biz, erelim hakikatine!”

Aralık 1997

Erdoğan Bakar

Konu Erdoğan Bakar tarafından (15-04-2009 Saat 17:36 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 15-04-2009, 00:06
Erdoğan Bakar Erdoğan Bakar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2009
Nerden: Karatas/Adana
Mesajlar: 59
Standart

MEDENİYETLER ÇATIŞMASI

27.

Elektronik bir oyunmuş gibi
Ekranda yanıp sönen ışıkların altında
Sanki hiçbir şey olmamış gibi,
Milyonlarca insana izlettirilen
Çiçeklerin, çimenlerin, camilerin, çevrenin
Çoluk çocuk mışıl mışıl uykusunda bir kentin
Göz açıp kapayıncaya kadar
Gecenin bir vaktinde ırzına geçildiği
300.000 kişinin katledildiği
Körfez Savaşı’nda
Elektrikli bir telin ucunda
Kapitalizmin bilinç endüstrisine
Pislik yetiştiren
Sanki birden başlayıp birden biten
O kadar çok şeye rağmen
Gelip geçici, delip geçici “aşırı hızdan”,
Üstün ırk paranoyasından uzak
O kadar çok bir şeyler var ki...
“Miskin”, yavaş, fakat ağırbaşlı, kalıcı, kararlı...
Duygulu, insancıl, evrensel değerlere saygılı
Sonsuzdan gelip sonsuza giden
Birden başlamayıp birden bitmeyen hayatta
Irkçı, faşist, terörist, tekbenci, emperyalist,
Batılı alçaklarla uzlaşmayan
Doğal metabolizmik, ritimle çatışmayan...

O kadar çok bir şeyler var ki...
İğrenç emelleri uğruna insanlığa meydan okuyan
Yüksek kazanç
Mutlak egemenlik hırsıyla kudurmuş
Soysuzluğun mimarlarına meydan okuyup
Barışçıl, özgür bir gelecek hazırlayabilmek için
Barışçı Bilimsel Demokrasi’yi kurabilmek!
Neden?
Nasıl?
Niçin?
Sevmemiz gerektiğini bilerek sevebilmek!
Neleri, değiştirmemiz gerektiğini
Bilerek, değiştirebilmek gibi!

Ocak 1998

Erdoğan Bakar

Konu Erdoğan Bakar tarafından (15-04-2009 Saat 00:26 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 15-04-2009, 00:34
Erdoğan Bakar Erdoğan Bakar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2009
Nerden: Karatas/Adana
Mesajlar: 59
Standart

DELİCESİNE

31.

Attım bir taş da ben
Delicesine
Bu kuyuya!
Deli gibi
Hem doğusuna
Hem de batısına
Haydi!
Çıkarabilirseniz
Çıkarın bakalım
Taş sevici,
‘Sözde bilimsel felsefeci’
Akademik ‘akıllılar’!

Şubat 1996

Dikkat Elinde Kalem Var!

Konu Erdoğan Bakar tarafından (15-04-2009 Saat 17:40 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 17:30


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum