Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > KİTAPLAR - DERGİLER - KİŞİSEL SİTELER > Kitap İnceleme ve Tanıtımı

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 05-09-2017, 10:41
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart Kimseye Söylemedim - Ayten Kaya / Hasip Akgül

Varolduğumuzu anlamak için: Öykü

Hikâyeler kısmen bildiklerimizi bize hatırlattıkları, kısmen de önemli bulduğumuz şeyleri yeniden düşünmemizi sağladıklarından bilincinde bir yazarla karşı karşıyayız.



Arıza Babaların Çatlak Kızları Ayten Kaya Görgün’ün Ayrıntı Yayınları'ndan çıkan ilk romanıydı. Yazar bu kez raflara Ayizi Yayınları etiketiyle çıkan bir öykü kitabı koydu: Kimseye Söylemedim.

Anadolu insanı sevdiği sebzelerden türlü değişik yiyecekler üretir. Yemeği, kızartması, böreği, turşusu, dolması, kurutulanı... Böyle her bir şeyi olan lezzetli ve faydalı sebzeler vardır.

Kitabındaki öyküler okundukça, insana film konuları, roman olanakları üşüşüyor. Ayrıca mezarlık teması etrafında bu öykülerin bir anlatıcı-oyuncu eşliğinde tiyatro uyarlamalarının da yapılabileceğini düşündürüyor. Gerçekten kitap ilerledikçe sinemasal bir anlatımla karşı karşıya olduğunuzu da fark ediyorsunuz. Sözcükler cümlelere dönüşmeden görüntüleri ortaya çıkarabilen bir anlatım! Sinemanın dışında romanı yapılabilecek öyküler de var Kimseye Söylemedim içerisinde. İlk iki öyküdeki içiçelik aynı zamanda bir romanı okuyorum duygusunu da veriyor. Daha doğrusu geçişteki güzellik ve kurgu, bu olasılık ve olanakları da taşıdığı duygusunu yaşatıyor. Dilini, söyleniş kolaylığını, yakınlık duygusu uyandıran sadeliği seviyorsunuz. Ama bıçkın esprilerini de. Bir metin içinde espri yapmak zorken bunu yazınsal bir gerçekliğe dönüştürmek daha da zordur. Kaya Görgün’ün kalemi çoğu yerde güldürüyor. Kocasının mezarındaki mermerleri eliyle ovalayarak yıkayan yaşlı bir kadın bir yandan konuşuyor: ("Ooh" dedi "ooooh" rahmetlinin canına değmiş gibi…) Mizahın tonu anlattığı trajik olaylarla genelde dengeli gidiyor ve mizahında ezenle ezilenin yer değiştirmesinden sıkça yararlanılıyor. (Küçük bir eleştiri olarak, belki bunun dışında kalan bir öyküden söz edilebilir: “Dırej'in Son Oğlu” öyküsündeki geleneksel hikâye anlatısının, finalde gençlerin çağdaş fıkralarındaki bir espriyle bitmesini şaşırtıcı bir sürpriz olarak kabul etmek mümkün. Ancak bu öykünün diğerleriyle kıyaslandığında bir espriye kurban edilmesine,“O çocuğun tuhaf ismine, zaten ağır bir komikliği orada yaşıyorken gerek var mıydı?” diye düşünmeden edemiyor insan.)

Yazarın öykülerinin çoğunun mekân edindiği mezarlıklar, eskiden bir ören yeri, gezinti alanı olarak da kullanılan yerlerdi. Bunun değerli bir nedeni var. Çünkü o yerlerin gezilmesinden hayatın maddi yönüne kendini fazla kaptıranların yaşamın geçiciliğini de görebileceği düşünülürmüş. Mekân olan mezarlıklar Kaya Görgün’ün öykülerinde insanı belli bir katharsise (arınmaya) zorluyor ya da davet ediyor.

Kapı öyküsü 15 Temmuz’dan sonra yaşanılanların edebiyata ilk yansıması. En azından okuduklarım arasında demeliyim. Hayat tarih kitaplarından çok edebiyata daha sahici yansır. Çünkü öyle dönemlerde yaşanan ayrıntılar, sesler ve konuşma biçimleri tarihten çok edebiyatın kayıtlarındadır. “… Adam ‘Siz burada ne yapıyorsunuz?’ diye sordu. ‘Hiçbir iş yapmıyoruz’ Adam gülümsedi; ‘Nası yani?’ ‘15 Temmuz’dan beri hiçbir iş yapmıyoruz. Gördüğünüz gibi bilgisayarlarımız da yok. Hoş olsa da yine yapmayacaktık. Çünkü bizden bir iş isteyen olmadı’ Adam güldü, hem de kahkahalarla; ‘Biz günlerdir kendi aramızda şakalaşıyoruz, bu odalarda unutulmuş tank bulabiliriz, mermi bulabiliriz diyorduk da unutulmuş memur bulacağımız hiç aklımıza gelmemişti’…”

Çok çok kısa olan öyküler de var Ayten Kaya’nın kitabında. Özellikle Ağladım mı, Deliymişim, Kaynana Çıkmazı hayranlıkla okunuyor. Bu kadar az sözcükle atmosfer kurmak, belli bir duygu yaratmak yazıda yetkinlik işi. Kurguları şaşırtıcı. Edebiyat başlı başına dönüştürücü bir güçtür. Bunun gerçeği ve organik olanıyla az karşılaşıldığını iyi okurlar bilir. Kurmaca diyerek yaşadığı toplumdan da kopmayı tercih etmiyor Ayten Kaya Görgün. Sonuçta hikâyeler kısmen bildiklerimizi bize hatırlattıkları, kısmen de önemli bulduğumuz şeyleri yeniden düşünmemizi sağladıkları için var olduğunu bilen bir yazarla karşı karşıyayız.
Eski çağlarda köylerine hikâye anlatmaya gelen destancı, ozan ya da dengbejlere oradaki insanlar “Hele bizim öykümüzü bir de sen anlat bize” diye yalvarıp hediyeler verirlermiş. Hikâyesi olmadığını anlamak varlığımızın anlamsız olduğunu fark etmektir. Bu gerçek eskiden olduğu gibi bugün de önemini koruyor.

Görgün bu işi bırakmamalı ya da tüm diğer işleri bırakıp bütün gücünü bu işe vermeli. Bize bizim hikâyelerimizi anlatmayı sürdürmeli. İhtiyacımız var; gülmeye, düşünmeye, hayal kurmaya ve var olduğumuzu anlamaya.

KİMSEYE SÖYLEMEDİM
Ayten Kaya Görgün
Ayizi Yayınları, 2017



Hasip Akgül
birgun.net





Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  ayten kaya.jpg
Görüntüleme: 369
Büyüklüğü:  53,4 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 23:39


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum