Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Deneme Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06-08-2012, 15:47
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart işçi sınıfının iktidar denemesi - SSCB

GİRİŞ

Ekim devrimiyle, Paris Komünü’nden sonra işçi sınıfı bu sefer bir başka ülkede; Rusya’da iktidar oldu. Ama o günün kendine özgü şartları içinde, birinci paylaşım savaşından çıkan ulusların içinde var olan işçi sınıfının oldukça yıpranması, özellikle de Rusya işçi sınıfının Dünya ve Rus kapitalistleri tarafından ve de toprak sahiplerinin saldırılarından kaynaklanan uzun süreli bir iç savaşa girmesi Ekim devriminin yeni ortaya çıkarttığı iktidar güçlerini çok zor şartlarla karşılaşmasına ve işçi Sovyetleri iktidarında iktidarın birçok ağır sorunu devir almasına sebep oldu. Bu durumda değil sosyalizme geçmek, böyle bir sisteme geçişi sağlayacak gelişmiş bir üretici güce ve asgari bir üretim seviyesine bile sahip değildi.

İlk adım olarak da açlığa çare bulmak gerekiyordu. Bu çare Yeni Ekonomi Politika ( NEP) adı altında işçi iktidarının denetiminde özel teşebbüse yer veren kapitalist ilişkilerin yeniden örgütlenmesiyle bulunacaktı.

Yeni Ekonomi Politikanın uygulandığı süre içinde işçi sınıfı çok ağır koşullarda çalışmasına karşın, kısa sürede kapitalistleri ( Nepman) tasfiye edecek güce erişti. Böylece onların ellerindeki ürünler ve üretim araçları kendi iktidarlarının organı olan devlete devredildi.

Bu ilk adımdan sonra da ‘’ Devletleştirme’’ dönemi başladı.

Devletleştirme süreci içinde Sovyetler Birliği’nde var olan tek parti ve üyeleri devlete ve dolayısıyla toplumsal ilişkilere yalnızca kendileri denetim kurdular. Bu sırada var olan devletleştirme işine, içinde bulundukları toplumsal üretim ilişkilerinin niteliğini dikkate almaksızın sosyalizm dediler.

Hâlbuki var olan durum bu değildi. Yeniden örgütlenmiş kapitalist ilişkiler, kapitalistlerin tasfiyesi ile tasfiye edilmemişti. Onların bu ilişkiler içinde üretim araçları ve ürünler üzerindeki mülkiyetlerine dayanan işlevlerini, devletin mülkiyetine geçmesi ile devlet devir almıştı. Artık özel mülkiyete dayanan sınıflarında içinde bulunduğu kapitalist ilişkilerin yerine sermayenin büyük bir kısmını elinde bulunduran devletin ve onun aracılığıyla bir başka biçimde örgütlenmiş kapitalist ilişkilere, devlet kapitalizmi biçimine bürünmüştü.

Bu durum beraberinde, kapitalizm içinde egemen sınıf olan özel mülk sahibi kapitalistler yerine devletin yönetiminde bulunan ve devlet aracılığıyla denetim kurmuş yeni ve yöneticilerden oluşan bir tür egemen sınıfı meydana getirmiş oldu.

Sovyetler Birliği’ndeki ‘’devletleştirme’’ ile sosyalizmin devlet kapitalizmine indirgenmesi üzerine ortaya çıkan teoriler varlığını ve gücünü hala muhafaza etmektedir.

Bu kitabın konusunu da genel olarak bunu oluşturacaktır. Burada Sovyetler Birliği’ndeki devlet kapitalizmini ve ilişkilerinin ne olduğunu incelemeye çalışacağım.

Amacım kapitalist toplumsal sisteme ait ekonomik kategorilerin Sovyetler Birliği’ indeki varoluş biçimlerini incelemek ve sosyalizmin kapitalizmden tamamen farklı toplumsal ve tarihsel bir sistem olduğunu göstermektir.

Bu kitap da ki Sovyetler Birliği’ne ilişkin açıklamalar genel olarak Sovyetler Birliği’nden bir grup iktisatçının yayımladığı bir kitapdan oluşmaktadır. Adı geçen kitap G.P. Solus’ un redaktörlüğü altında P.V. Balenko , V.V. Diyaçenko , V.R. Kuzmiçev , F.F. Lurtsev , L.I.Dunanov, G.H. Hudakomov’ dan oluşan bir ortaklığın ürünü; ‘’Economi Politique du Socialisme’’ adı ile 1967 yılında Edition du Progres yayınlarınca Fransızca olarak yayınlanmış. Bizde de Sol yayınları 1975 ve 1979 da ikinci baskısı okuyuculara N.S. Kabagil tarafından dilimize çevrilerek ‘’Sosyalizmin Ekonomi Politiği’’ adı ile sunulmuştur.

Burada dikkat çekeceğim en önemli nokta sosyalizm için son derece pervasızca yapılan tanımlamalardır.
Üzerinde özellikle durduğum beşinci bölümüne şu başlığı koymuşlardır: ‘’Sosyalizmde meta üretimi ve değer yasası.” Evet, okuyucu kitabın bu bölümünü okumaya başladığında kapitalizm hakkında bildiklerinin burada sosyalizm diye anlatıldığını görecektir. Başlıkta bu konuda yeterince ilginçtir zaten...

1983 / Ankara
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 09-08-2012, 14:32
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

I - META ÜRETİMİ, META EKONOMİSİ VE SOVYETLER BİRLİĞİ


1-) Meta üretimi ve kapitalizm

Toplumsal iş bölümleri, farklı nitelikte işlerin varlığı ve buna farklı nitelikte emeklerin gerekmesi ile kendiliğinden bir biçimde tarih sahnesine çıkmıştır.

İhtiyaçlar bu iş bölümleri içinde yer alan üreticilerin karşılıklı kendi emek ürünlerini değişime sokması ile giderilmiştir.

Ürünler, değişime sokulmaları ile metalar haline dönüşmüşler ve değişim ilişkilerinin gelişmesi ile de meta üretimi yaygınlaşmıştır. Bu gelişme, ticaret gibi bir işi ve bununla beraber bu işle uğraşan tüccarlar sınıfını ortaya çıkarmıştır.

Toplumun bağrında var olan işbölümlerine bağımlı bireysel üreticiler, ürünlerinin sahipleri olarak ihtiyaçlarını ya basit değişim yolu ile takas ederek ya da pazarda tüccarlar sınıfının getirdiği metaları satın alarak gidermişler ve üretimde bulunmuşlardır. Onların bütün bu ilişkileri ve üretimi yapış tarzı, bu koşullarda, bir alış veriş ilişkisi koşullarında gerçekleşmiştir. Ve de daha gelişmiş haliyle gerçekleştirilmektedir.

Bir meta üretimini bütün bu koşullar içinde değerlendirmek gereklidir. Meta üretimi var olan bu işbölümlerinden değil, bu iş bölümleri içinde yer alan ve pazar için üretim yapan mülk sahipleri sınıflarının varlığından (da) kaynaklanır. Daha sonra da tartışmasını yapacağımız, bu mülk sahiplerinin sahip olduğu mülkiyet biçiminin ( ya da bireysel mülk sahipliğinin ) meta üretimi için gerekli tek bir mülkiyet biçimi olmadığını göreceğiz.

“ Kapitalist toplumda, meta üretiminin birinci niteliği üretim araçları ve üretilen maddeler üzerinde özel mülkiyetin egemenliğine bağlanır...’’ (Adı Geçen Eser SF- 116 ) diyerek meta üretiminin yalnızca bir mülkiyet biçimi ile açıklamasını yapmak yanılgıdır.

Yazarlarımız ve ekonomi politiği anlamayanlar meta üretimi ve özel mülkiyet ilişkisini karıştırmaktadırlar. Onlar bazı ön şartlar ve yargılar koyarak meta üretimini açıklamaktadırlar. Buradaki amaçları ise bize kapitalist toplumu açıklamaları ve bu açıklama yaptıkları toplumsal biçimi ile Sovyetler Birliği’ indeki toplumsal biçim arasında farklı sosyal ilişkiler olduğunu göstermek istemeleridir.

Mülkiyet biçimleri açısından ele alındığında, değişik mülkiyet biçimlerinde meta üretiminin var olduğu görülür. Kabilenin elindeki ürün fazlasını, kabilenin ihtiyaçları doğrultusunda diğer bir kabilenin ürün fazlası ile takas edilerek ürünlerin meta olması ya da serf in ürettiği ürünlerin toprak mülkiyetine sahip derebeyi ne verilmesini karşın ürünlerin meta olmaması gibi.

Üretimin toplumsallaştığı, üretilen eşya çeşitleri ile toplumsal gereksinmelerin karşılandığı ve aynı zaman da bunların üretilmesi için harcanan emek-güçlerinin toplum tarafından ama yukarda belirttiğim çerçeve içindeki ilişkiler ile kullanıldığı, toplam emek - gücünün bir öğesi olduğu ve emeğin toplumun bağrında var olan iş bölümüne bağımlı olduğu bir üretim meta üretimidir. Ve bu tarzdaki meta üretiminin ve üretim ilişkilerinin egemen olduğu toplumsal biçim de kapitalizmdir.

Her ürün değişime girerek ( tabii bir toplumsal ilişki çerçevesinde) meta olma vasfını kazanırken şüphesiz sahibi tarafından değişim ilişkilerine sokulmaktadır. Fakat bu aynı zamanda üretilen metaların ve üretim araçlarının böylesi bir ilişkide ‘bireysel’ yani ‘özel mülk sahibi’ nin elinde olmasını gerektirmez, bu bir devlet de olabilir Ya da daha açıkçası Sovyetler Birliği’ nde olduğu gibi, devlet aracılığı ile ürünlere denetim kuran ve bu anlamda sahip olan yönetici sınıf tarafından da sokulabilir.

O halde kendileri dışında ki farklı kapitalist ilişkiler biçimine dayanarak bunların hukuki ifadesi olan oradaki mülkiyet biçimini kapitalizmin değişmez mutlak mülkiyet biçimi olarak getirmek ve de bu farklı biçimdeki mülkiyet ilişkilerine dayanarak kendi toplumlarında ki (SSCB) üretilen metalarının ‘özünün’ ve ‘özelliklerinin’ değişebileceğini göstermeye çalışmak kendi kuruntularından başka bir şey değildir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 14-08-2012, 15:06
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

2- ) S.S.C.B. ve Meta Üretimi


“Sosyalist toplumda, meta üretiminin özü kapitalizmde olduğundan tamamen farklıdır. Sosyalist rejimde, meta para ilişkileri uzlaşmaz çelişkiler taşımaz, yöntemli bir niteliğe sahiptir ve sosyalist devlet bu ilişkilerden, toplumsal üretimin gelişmesi için yararlanır.’’ (Adı geçen eser SF-115) .

Sovyetler Birliğindeki sosyalizm için işte yazarlar böyle diyorlar, daha başkaları da başka biçimde buna benzer şeyler söylemektedirler.

Devrimin ilk yıllarında geçici bir dönemin varlığından söz etmiştik, bu dönem N.E.P dönemidir. Bu dönemde görülen durum genel olarak şöyledir: Yeni topraklar kazanmış küçük üretici düzeyindeki köylüler, daha büyük toprak sahipleri , ( o dönemin adı ile Kulak’lar) orta köylüler, tüccarlar ve küçük işletme sahipleri; batan bir ekonominin yeniden canlandırılışının ve üretimin yeniden başlatılmasının önemli kaldıraç unsurları, bir de devletleştirilme ile büyük sanayi işletmeleri ve tarımda az miktarda bir toprağın işletmeciliği ve işçi sınıfının kendisinden oluşmaktadır. Gerçekte bütün bu saydıklarımız kapitalist bir toplumun ekonomik kategorilerini oluştururlar.

Devletin kapitalizmin öğeleri ile örgütlendiği üretim tarzı; devlet kapitalizmidir. Sovyetler Birliğinde ki yeni devletin de yaptığı budur. ‘Ayni Vergi’ üzerine yazısında Lenin bunu açıkça belirtmiştir. Yani kapitalizm yeniden örgütlenmiştir. Bu örgütleniş ise, devlet ve yönlendirici parti tarafından bilinçli bir şekilde yapılmıştır.

Sadece bu kısma ve işçi sınıfının iktidar da olması koşuluna bağlı olarak biz bu toplumda sosyalizmin var olabileceğini söyleriz. Ama bu henüz sosyalist toplumsal ilişkilerin toplumda egemen ilişkiler olduğu anlamına gelmez. Nitekim Sovyetler Birliğinde de durum böyleydi.

Devlet kapitalizminin sosyalist toplumsal ilişkileri egemen kılmada kaldıraç olarak kullanılması düşünülüyordu ve bu olabilirdi fakat devlet kapitalizminin yapacağımız incelemede de görüleceği gibi sosyalizm ile hiç bir benzerliği yoktur.

Yukarıda ki alıntıda yazıldığı gibi, yazarlar o geçici dönemin hesaplarını sanki bu günde de aynı koşullar varmış gibi, hem de oldukça farklı bir biçimde ‘Ayni Vergi’ üzerine yazısını anıştırarak bize sunuyorlar. Ama getirdikleri bu anlayış da çizdikleri toplumsal model tümüyle bir kapitalist toplum modelidir. Yoksa devlet kapitalizmi ( ki şimdi yazarların tam aksine olarak o zaman Lenin bunu açıkça kapitalizm diye belirterek söylemekteydi.) sosyalizm için bir araç olarak uygulanacak ve bir dönem yararlanılacak bir iktisadi örgütlenme biçimi olarak tanımlanmaktaydı.

Sovyetler Birliğinin sahip olduğu ve yazarlarında belirttiği meta-para ilişkisi, metalarla paraya sahip olanların bir alış verişi ya da ticari bir ilişkisidir. Bu tür ilişkinin toplumda egemen olması bize o toplumun kapitalist bir toplum olduğunu gösterir.

Buna karşın sosyalist toplumda bu tür ilişkinin tam aksine bireyin topluma verdiğinin karşılandığında toplumdan kendi çalışma süresi kadar bir tüketim nesnesi alması ilişkisi vardır. Ne aldığı bir meta olacaktır, ne de bunu parayla satın almış olacaktır.

Meta üretimini özel mülkiyet varlıkları ile açıklayan yazarlar örneğin : “... Gene de sosyalizmde meta üretimi vardır...’’ (A.G.E. SF-116) demekle de aslında Sovyetler Birliğindeki özel mülkiyet gerçeğini de ayrıca vurgulamaktadırlar.

Tarım da tarımsal kooperatif işletmeleri olan Kolhoz’lar aslında özel mülkiyetin değişik bir şekilde örgütlenmiş biçimidir. Onlar sahip oldukları ürünlerini devlet ile bir ticari ilişkide değişirler, ayrıca çok sık söz konusu olan kooperatif üyelerinin pazarda mallarını satması olgusu da bu işin daha da bireyselleştiğinin ifadesidir.

İşçilerin belirli bir hisse karşılığı, fabrikalara ve işletmelere iştirak edilmesi gibi kolhozlar da, küçük üretici olan köylülerden oluşan işletme biçimleridir. Kolhoz üyeleri belirli bir ölçümlendirme ile gelirlerini (Kolhoz gelirini) paylaşırlar. Gelirlerini, pazarlarda mallarını sattıkları örneğin: işçilerden, kendi gibi küçük üreticiden v.s. ve asıl olarak da devletle olan ticari münasebetlerinden elde ederler. Büyük malların değişimini ancak devletle yapabilirler.

Yazarlar meta üretiminin ‘’bütün kendine özgü çizgilerinin...’’ kolhozların ürettikleri metalarda gözükeceğini söylemektedirler. Şüphesiz ki, ticari ilişki kurulduğunda taraflardan yalnızca bir tanesinin ürettiği nesne meta haline dönüşmez, onun meta olduğunu gösteren şey de metaın, karşısındakinin ölçüsü olduğu anlamına gelmesidir. Karşılıklı değişimde, bunlar metalar haline dönüşmüş olurlar. Devlet ve bireysel tüketiciler, kolhoz mallarını belirli bir karşılıkları ile değişerek alacaklardır. Bu; para veya iş aleti biçiminde olabilir.

O halde meta üretimini kolhozlarla sınırlı tutmak mümkün değildir. Özellikle ulusal toplam sermayenin büyük bir kısmına denetim kuran devlet ve onun sahip olduğu işletmelerin yaptığı üretim, meta üretimi olacaktır.

Devlet işletmelerinin kendi aralarındaki malların devrinin para aracılığı ile olmaması ilişkinin özelliğini değiştiren bir olay değildir.

Devlet işletmelerinin yaptığı üretimin sonucu olan mallar, diğer devlet işletmelerinin sermayesi haline dönüşürler veya yine bu mallar bireysel tüketime arz edilerek tüketicilerin satın aldığı mallar olur.

Satılan bu malların tüketimi genellikle toplumda önemli bir çoğunluğu temsil eden ücretli sınıfın aldıkları ücretlerle gerçekleşmektedir. Böylece tüketim nesneleri üreten işletmeler ürünlerini pazarlama şirketleri aracılığıyla müşterilere devreder bu sırada da ücretliler ücret olarak aldıkları parayı devlete devretmiş olurlar. Dolaşımda ki bu para çok kısa bir devir süresinden sonra, sermayenin parayı temsil eden kısmı olarak yeniden sermaye işlevini görür ve işçi ücretleri olarak ödenir.

Artık burada bu ilişkileri ‘’geçici’’ ve ‘’yararlanılan’’ ilişkiler olarak değil toplumsal egemen ilişkiler ve belli alışkanlığın oluştuğu ilişkiler olarak görürüz. Şimdi yazarların açıkça kapitalist ilişkileri ( Sovyetler Birliğinde) belirttiği ve sosyalizmi de bir devlet kapitalizmine indirgediklerine ait bir örnek verelim:

“Sosyalist üretimin özgül niteliği, kendini meta üretimi sonuncunun, yani metaın özelliklerinde ve meta üretiminin kaynağında yani meta üreticilerinin çalışmasında gösterir.’’ (A.G.E. SF- 122 )

Görüleceği gibi kapitalist üretim ilişkilerinin bütün kendine ‘özgü nitelikleri’ sosyalist üretimin ‘özgül nitelikleri’ olarak getirilmektedir.

Nihayet günümüzde meta ekonomisinin egemen olduğu bir dünya kapitalist sisteminde bulunmaktayız. Bu sistemin kendine özgü özellikleri ile bir parçası olan Sovyetler Birliği bütün üretimini, pazar ilişkilerinin tayin ettiği koşullar içinde gerçekleştirmektedir. Bu üretim arz ve talep dengelerinin sürekliliği ve değişkenliği ile sarsılan bir koşulda yapılan üretimdir. İnsan ihtiyaçları için değil, kâr gayeleri ile yapılır, eldeki sermayeleri sürekli olarak daha büyütmek amacını güder, bu sermaye birikimleri başka sermaye birikimleri ile rekabet eder ve dünya kapitalist pazarında kendini genişletecek yeni yerler arar, kendi ulusal sınırlarını taşarak ( ki sermaye ihracı olur) kapitalist dünya pazarının bir öğesi olan bir başka ülkede yatırım, üretim ve kâra dönüşür.

Artık sürekli bir rekabet bulunduğu dünya pazarında, tesadüfen veya sonuçlarını önceden kestirebileceğimiz ekonomik ilişkilerle sahip oldukları sermaye takip edilemez ve üretici güçlerin gelişmesini de köstekleyen bir güç haline gelir. Bunların sahibi oldukları sınıflar, özel mülk sahibi ya da Sovyetler Birliğindeki gibi devlet yönetici sınıf olsun dünya pazarında sürekli kapışan güçler olarak tarih sahnesinde yer alırlar.

Sovyetler Birliğinde de kapitalizmin yasaları, toplumun egemen yasalarıdır ve sonuçları da aynı olacaktır. Üretim anarşisi, üretici güçlerin gelişmesinin engeli ve tahribi gibi. Planlama kurumu ile düzenleme yapabileceklerini sandıkları kapitalizmin yasalarına ve sonuçlarına, ne kendi sübjektif niyetleri ne de ‘Planlamanın’ planlamaları ile engel olamayacaklardır. Aksine yasaları ve ilişkileri belirleyen kendi iradeleri değil iradelerini belirleyen yasalar (iktisadi) ve ekonomik ilişkiler olacaktır. Tabi ki onlar kapitalist ilişkilerle yaşamayı düşündükçe ....

İşte onların düşüncesi : ‘’ ... Bununla birlikte meta üretiminin alanının kısıtlanması sosyalist toplumda meta para ilişkilerinin daralması anlamına gelmez. Tersine bu ilişkiler ulusal ekonomimizin gelişmesini kolaylaştırdığı zaman, onlardan yararlanmak gerekir.’’ (AGE SF-123) Onlar meta-para ilişkilerini genişlemesi gereken ilişkiler olarak görmektedirler ve kendi ‘ulusal ekonomilerini’ yani Sovyetler Birliğinin ekonomik gelişmesini kolaylaştırıcı bir ilişki olarak, ilişkinin genişletilmesi amaçlamaktadırlar. Ve bütün bunlar sosyalist bir toplum olduklarını iddia etmelerine karşın söylenmektedir.

En azından sosyalizmin sahip olduğu; herkesin yeteneğine göre topluma vereceği ve herkesin toplumdan ihtiyacını alacağı bir amacı vardır. Onlar buna karşılık hem her işin önüne sosyalist kelimesi ekleyecekler hem de kapitalist ilişkilerinin genişlemesi gerektiği amacını koyacaklar. Bununla kalmayıp sosyalizmin böyle bir amacı olduğunu gülünç ve bayağıca iddia edecekler.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 21-08-2012, 17:02
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

3 - ) Sosyalizm


Gelecek komünist toplumun ilk evresi olan sosyalizm de, aynı zamanda Sovyetler Birliğinin de dâhil olduğu dünya kapitalist sisteminin aksine üretim araçlarının toplumsallaştırılmasıyla üretim bir meta üretimi olmayacaktır. Sadece geçici bir dönem için -ki bugünün üretici güçlerindeki gelişme ile bu kısa bir süre olacak - tüketim ürünlerinin, hala kapitalizmden arta kalan ‘doğum lekeleri’ ile belirlenebilecek ve bu anlamda emek-zamanlarına göre eşitlenmesiyle ürünlerin üretenlerin çalışma zamanlarına göre eşitlenmesiyle el değiştirmesi söz konusu olacaktır. Fakat bu eşitlenme ve buna bağlı olan ilişki alım, satım ilişkisi olmayacaktır.

Böyle bir toplumda ticaret ilişkileri, geçerli ilişki olmayacaktır ve ürünler bu ilişkilerce dağılıma ve bölüşüme sokulmayacaktır. Sosyalizm ürünlerin ve üretim araçlarının tümüne onların yaratılmasında çalışanların sahip olduğu sosyal bir sistemdir. Kendiliğinden başlayan değişim ilişkilerine karşın, gelecek toplumda; üretimin kendiliğinden bir şekilde yapılması söz konusu olmayacaktır. Üreticiler üretime bilinçli bir şekilde katılacaklar ve böylece toplumsal iş bölümlerine kölece bağımlılık kalkacaktır.

Ne tekelleşmiş büyük şirketler aracılığı ile ne de tekel olan devlet ve işletmeleri aracılığıyla ürünleri denetimi altında bulunduran yönetici sınıflar olacaktır. Tüm çalışanların, tek tek ürünlerin üretilmesinde ve denetiminde söz sahibi olacağı ve ihtiyaçların kendilerince ve karşılıksız bilinçli ve planlı bir şekilde yapılacağı ayrıca sürekli olarak üretimin ve üretici güçlerin geliştiği zenginliğin arttığı bir toplum olacaktır gelecek toplum.




Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27-08-2012, 20:37
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

II - SOVYETLER BİRLİĞİ’NDEKİ
META ÜRETİMİNDE
META VE PARA


1- ) Meta ve değer

Meta üretimi olan bir toplumda, bu üretimin bütün özelliklerini gösteren tek bir meta, üretilmelerindeki farklılıklar ne olursa olsun, nitelikleri ve toplumsal özellikleri bakımından ayrıcalıklar göstermez.

Nedense yazarlarımız sürekli olarak Sovyetler Birliğinde meta üretiminin ve bu üretim tarzının egemen bir tarzı olduğunu söylemelerine karşın, ürettiklerinin farklı bir meta olduğunu iddia etmektedirler.

Bir nesne belirli bir nitelikte emeği içeriyor ayrıca da bir insan ihtiyacını karşılıyorsa, onun bir kullanım-değerine sahip olduğunu biliyoruz. Sovyetler Birliğinde ise değeri olmayan, yalnızca kullanım - değeri olan meta ürettiklerinden söz etmektedirler. Fakat düşünüldüğünde o zaman bunlara meta değil, ürün denmesi gerekirdi, meta demelerine gerek kalmazdı ve bütün bu ilişkiler tartışma konusu olmazdı.

Kullanım-değerine sahip nesne, değişim ilişkilerine girdiğinde, meta haline dönüşür. Bu sırada kullanım - değerinden bambaşka bir özelliğe sahip olur. Bu da onun değeridir. Üretilmesi için harcanan gerekli toplumsal emek zamanı içermesi ile meta, belirli bir değer büyüklüğüne sahip olmuştur. Bu değer büyüklüğü ise onun başka metalarla değişilmesinde ölçü olur.

Görüldüğü gibi bir ilişki ve nesnelerin bir meta olması olayı birlikte bir toplumsal ilişkiyi yansıtır. Bu ilişki günümüzde kapitalist bir ilişkidir çünkü: en gelişmiş haliyle meta ve değişim ilişkisi bu toplumsal biçimde vardır.

Yazarlarımız bu tür bir ilişki için ne demektedirler ve onlar Sovyetler Birliğindeki ilişkiyi nasıl yorumlamaktadırlar : ‘’... Ama sosyalist toplumda değerde çok büyük bir rol oynar üreticilerin meta içinde cisimleşen soyut emeğini temsil eder ve sosyalist üretim ilişkilerini dışa vurur...’’ ( AGE SF-124 )

Değer ilişkisinin söz konusu olduğu Sovyetler Birliğinde, değer şüphesiz büyük bir rol oynar ama ellerinde rubleleri olan alıcılar ve satıcılar yani meta sahipleri karşı karşıya geldiğinde bir değer ilişkisi söz konusu olduğunda değer, hiç de yazarların dediği gibi sosyalist üretim ilişkilerini dışa vurmaz, aksine değer ilişkisi, gelişmiş haliyle kapitalist toplum özelliklerini yansıtır.

Metaların üretilmeleri için yapılan bütün üretim sürecindeki emek harcamalarının toplamı o metaın değer büyüklüğüdür. Bunun keyfilikle değiştirilmesi söz konusu değildir. Böyle düşünüldüğünde bile gerçek ilişkilerde alıcılar ve satıcılar iradi bir değer büyüklüğü belirlenmesi olamayacağını gösterecektir. Eldeki var olan üretim araçları ve iş-gücü yeteneği gerçek koşullardır ve ancak iradi olarak bunların o andaki mevcut durumları değiştirilerek elde edilen metaların değer büyüklüklerinde bir değişme söz konusu olacaktır. Sovyetler Birliğinde fiyatların tespit edilmesindeki iradilik bazılarını bu şekilde aldatırken beraberinde ‘sosyalizmin’ başarısı olarak getirilmek istenmektedir. Sermayenin tek elde toplanmasının, devletin fiyatlar üzerinde bir tespitini getirecektir. Ama bu durum hiç de değer büyüklüğünün de değişebileceği anlamına gelmez.

Metalar için devletin tespit ettiği tek fiyatlara karşın, farklı emek üretkenliklerine sahip işletmelerde farklı değer büyüklükleri elde edilecektir. Bu da metalar, kendi iç pazarlarında ve dünya pazarında başka mallarla değerlerine yakın bir fiyatla zorunlu bir değişime zorlanacaklardır demektir. Aynı malların daha küçük değerlerle dünya piyasasına sokulması ise, mal sahipleri taraflarını kaçınılmaz olarak rekabete zorlayacaktır.

Böylece değer büyüklüklerinin ‘’Plan içinde oluşması’’ ve planlamanın bunu ‘’düzenler’’ gibi düşünceler ileri sürmek gerçek ilişkilerle çelişir ve bildiğimizde gerçek ilişkilerin kendisini kabul ettireceğidir.



Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 03-09-2012, 14:02
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

2- ) Meta ve para

Sovyetler Birliğinde çok bilinen değişim aracı Ruble’dir ve bu araçlarladır ki mallar el değiştirir. O bu işlevi görürken metaların parasal ifadesi de kendiliğinden oluşmuş olur. Tabii metalar dolaşımda iken metalar sürekli olarak paraya, para da metalara dönüşmektedir. Bu durum devletin elinde paranın birikmesi, sermaye haline dönüşmesi, dolaşım aracı olarak piyasaya yeniden sürülmesi demektir.

Devlet bankasınca birikimi sağlanan para, faiz getiren, ücrete dönüşen, değerler ölçüsü olan bir metadır. Diğer meta kitlesi gibi Rublelerin toplam kitlesi de mutlak bir büyüklük değil giderek çoğalan bir büyüklüktür. Bu da en azından ilişkilerinin de giderek yaygınlaşacağı anlamına gelir. Yazarlarımızın ki gibi ‘’ paranın istikrarından’’ bahsederek toplumlar arasında üstünlük yarışı ile paranın gördüğü işlevler açısından pek anlamsızdır. Hele hele ‘’...Sosyalizm de para, ekonominin emekçiler yararına planlı bir yönetim aletidir. Sosyalist üretim ilişkilerini dışa vurur ...’’ (AGE SF-130) demek; aklına ilk geleni söylemek demektir.

Bütün bu bilinen ilişkilere rağmen ve sosyalizmden henüz haberi olabilecek bir kimsenin hemen tespit edebileceği tek bir şey vardır ki o da sosyalizmde paradan bahsetmek düpedüz saçmalıktır. Bununla birlikte onlar paranın yeni bir işlevini ‘’ emekçiler yararına yönetim aleti’’ olma işlevini bulmaları ile ekonomi politiğe katkıda bulunabilmişlerdir.

Para hangi ilişkilerin göstergesidir? Biz zaten kendi gözlemlerimizle, piyasada para aracılığıyla alıcıların ve satıcıların değişim ilişkileri içinde bulunduğu ve ancak meta alıcılarının ve satıcılarının bu ilişki içinde bir araya geldiği kapitalist toplumda, paranın bu toplumsal ilişkilerin göstergesi olduğunu biliyoruz, görüyoruz, yaşıyoruz. Buna karşın okuyucunun ise yazarların anlattıklarına bakarak sosyalizm ile kapitalizmin arasındaki farkın ne olduğunu sorma zorunluluğunu duyacağını sanırım.

“Üretim araçlarının toplumsallaştığı ve meta üretiminin olmadığı gelecek toplumun ilk evresinde üreticiler sadece, gerekli toplum hizmetleri ve üretimin devamı işin gerekenin ayrılmasından sonra geriye kalan bireysel tüketim nesnelerini, çalışma sürelerini gösteren bir kuponla, belli oranda alacaklardır.” Bu durumun yukarıda belirtilen kapitalist toplum ilişkileri ve onun ‘’göstergesi’’ para ile hiçbir ilişkisi yoktur. Kaldı ki ilk evrede ki bu durum geçici ve amaçlanmayan bir durumdur.

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 09-09-2012, 21:06
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

III - SOVYTELER BİRLİĞİ’NDE
İŞ - GÜCÜ METAI VE ARTI - DEĞER


1-) İşgücü


Yazarların yaşadıkları toplumda görülen ücretlilik sistemi karşısında ne demektedirler bir bakalım : “ Burada, ücretlilik sisteminin emekçilerin çalışma sonuçlarından maddi çıkar sağlamalarında önemli bir rol oynadığını belirtmekle yetineceğiz...’’ (AGE SF- 160) Biz ücretlilik sisteminin, emekçilere maddi ‘’çıkarlar’’ sağladığı ‘geçeğini’ söylemiş olduğumuzda ücretlilik sisteminin varlığı ile emekçilere üretim araçlarının arasında bir ayrılma olduğu gerçeğini ister istemez kabul etmiş oluruz. Bu da, emeğin ürünleri ve doğal kaynakların sahibi olan ve her şeyi denetimi altında tutan bir alıcılar (işveren) grubu ile yaşamaları için gerekli malları satın almak için iş-güçlerini satan kol ve beyin güçlerinden başka bir şeyleri olmayan bir satıcılar grubunun varlığı demektir.

İşçiler iş güçlerini satarlarken bunu belirli süreler için yaparlar, eğer sınırsız bir süre için iş güçleri satılacak duruma gelseydi o zaman işçilerin kölelerden farkı kalmazdı. Yazarlarımız işçilerin devlet işletmelerine ne kadar süre için iş güçlerini sattıklarını gösteren bazı rakamlar vermektedirler. Bu ( AGE SF-102) 1964 yılında günde 7 saattir. Önlerindeki 5 yıllık plan içinde ise haftada 5 günlük çalışma süresi olarak belirlenmiştir. Fakat bu gerçekleşmemiştir. Ancak Polonya’da işçi sınıfının siyasi mücadelesi sonucunda yeni gerçekleşmiştir.

İş gücünün belirli süreler için satılması son derece önemlidir ve işçilerle, üretim araçlarının sahibi devlet yöneticileri arasındaki bu sürenin belirlenmesinde doğan kapışma doğrudan iki sınıfın çıkar çatışmasıdır.
İş gücünün satıldığı ve meta olduğu Sovyetler Birliğinde de şüphesiz bu metaında bir değeri olacaktır. Emek gücünün değeri de öteki metalar gibi üretimi için gerekli - emek niceliği ile belirlenir. Bu da iş gücünün üretimi - ki kendi neslinin devamı- geliştirilmesi, saklanması ve sürdürülüp gitmesi için gerekli temel ihtiyaç maddelerinin değeri tarafından belirlenmesi demektir. Bu yüzden bu metaların fiyatları demek aynı zamanda iş-gücü için ödenen ücret demektir.

Ücretlilik sisteminin olduğu kapitalist toplumda iş gücü satıcıları, toplumda belirli bir sınıfı oluştururlar ve bu sınıf iş aletlerinin ve ürünlerin tümünün mülkiyetinden yoksun olan bir sınıftır. Onların sahip olabileceği tek şey de çalışmaları sonunda ücretleri aldıkları tüketim mallarıdır ve bunlarda tekrardan aldıkları fiyatları üzerinden satabilecekleri şeyler değildir.

Bunun karşısında üretim süreci ile kendilerinin sınıfsal durumlarını var eden koşulları geliştirmekte hem de kendilerinin sahip olmadıkları yığınla nesne üretmekle bunların denetimine sahip olan sınıfı da sürekli olarak güçlendirmektedirler.

Ancak bir devrimle bu toplumsal üretim düzeninin (veya örgütleniş tarzının) yıkılması sonunda emekçilerin bilinçli eylemleriyle yeni bir toplumsal sistemin örgütlenişinden sonradır ki, iş gücü bir meta olmaktan çıkacak toplum ihtiyaçların karşılanmasında kullanılan bir güç haline gelecektir. Ürettikleri tüm ürünler toplumun (yani kendilerinin) olacağından kendi bireysel tüketim fonu dışında kalan ürünlerin çoğu yeniden toplumsal hizmet ürünleri olarak kendilerine sağlamış olacaktır. Bu da kapitalist toplumda anlaşılacak bir şekilde ifade edilirse, iş güçlerini kullanan emekçiler bu güçlerini kullanan emekçiler bu güçlerini topluma bedava sunacak karşılığında da üretilen ürünlerden bedava olarak yararlanacak demektir.


Ayrıca bir emekçinin kendi kişisel tüketim fonundan alacağı tüketim nesneleri ise kapitalizmde olduğundan farklı bir bölüşüm ilkesi ile paylaşılacaktır. İş gücünün değeri olan, geçimi için gerekli nesnelerin değerlerinin toplamına denk düşen bir ücret karşılığı ile asgari bir miktar değil tüketim fonunda bulunan toplam miktara göre kendine ne düşüyorsa o kadar bir büyüklük olacaktır. Kendilerinin üretimi arttırdıkları ölçüde ve üretici güçlerdeki gelişmelere bağlı olarak bireysel harcamalar için ayrılan tüketim fonunun çoğalması ile sürekli olarak kendi alabilecekleri miktar da artacaktır. Nihayet... Bunu belli oranda değil artık ihtiyacı oldukça dilediği her üründen alabileceği gelecek toplumun üst evresi aşamasına geçerek tamamlanmış olacaktır. Böylece tarihe karışmış olacak olan eski toplumsal sistemden hiç bir iz kalmayacaktır.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 21-09-2012, 09:44
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

2-) Artı-değer

Ve nihayet bütün burjuva yazarlarının, sürekli olarak gizledikleri ve gizlemeye çalıştıkları meseleye geldik: Artı-değer.

Bütün toplumsal biçimlerde üreticilerin ürettikleri sürece kendi kişisel ihtiyaçları dışında biriktirdikleri bir bölüm vardır. Bu da artık ürün dür. Bu onların diğer kişisel ihtiyaçlarını sağladığı gibi üretimlerinin devamını ve kendi yaşamlarının korunmasını da sağlamaktadır. Olayı, toplumun yaptığı tüm üretim açısından ele aldığımızda toplum içinde çalışan sınıfların kendi ihtiyaçlarının giderilmesinden sonraki bölümünün artı-ürün olarak üretildiğini görürüz. Köleler, serfler ve nihayet proletarya, toplum içinde bu üretimi sürekli olarak yapan değişik toplumsal biçimlerdeki farklı başlıca sınıflardır. Onlar tüm üretimin bir parçası olarak işlev görürler, bütün ürettikleri ürünler ve fazlalıkları kendilerinin üzerlerinde çalıştıkları iş aletleri ve toprağın sahibinin mülkiyeti altındadır.

Kapitalist toplumda proletaryanın yarattığı ise artı-değer olarak gerçekleşmektedir. Bu artı-değeri doğrudan mülkiyet ilişkilerinden dolayı kapitalist sınıf ya da Sovyetler Birliğindeki gibi devlet yöneticileri tarafından el konur.

Bilindiği gibi metaların üretimi işçiler tarafından, iş güçlerini satmaları ile yapılmaktadır. Metaların sahip olduğu değer büyüklüğü işçilerin bu çalışma süresine göre belirlenmektedir. İşçiler aldıkları ücreti belirli bir süre çalışmak için almıştır. Bu aldığı ücret onun harcadığı tüm süreye tekabül etmemektedir. O (işçi) çalışması sırasında ücretinin karşılığında alabileceği malların değer büyüklüğünü belirli bir süre çalışarak meta üretiminde ve değer yaratmasıyla karşılamaktadır. Böylece alabileceği malların değer büyüklüğüne eşit miktarda değer yaratmaktadır.

Eğer işçinin çalışması bu kadarla kalsa yarattığı değer büyüklüğü ile aldığı malların değer büyüklüğü eşit olacak, böylece çalışmasının tüm karşılığını almış olacaktı fakat aldığı ücret ve onunla sağlayacağı malların değeri, çalışmasının sadece bir kısmına tekabül eder. İşçi o ana kadar sadece kendisi için çalışmıştır ve değerin (değer büyüklüğünün) yaratılması için geçen süre, daha önce yaptığı pazarlığa göre anlaşmış olduğu çalışma süresinin yalnızca bir kısmıdır. Bundan sonra çalıştığı her saniye ve saat içinde üretilen metaların değer büyüklükleri iş-gücünü kiralayana kalır. Artık işçi bu geri kalan değeri bir başkası için üretmektedir.

İşte yaratılan bu değere biz artı-değer diyoruz. Bu değerin yani artı değerin büyüklüğü ise işçinin kendisi için çalışmasının dışında kalan kısmın süresine bağlıdır. Bu süre büyüdükçe kendisi için harcayacağı süre kısalır, ya da tersi olur. Bu yüzden de ücretlerle birlikte çalışma süreleri ile ilgili yapılan pazarlıkların aynı zamanda bir sınıfın kavgası olması bundandır. İşçinin harcadığı toplam emek-gücünü, kendisi için çalıştığı kısma gerekli emek, iş-gücünü kiralayana giden geri kalan kısma da artı-emek diyerek bölebiliriz veya bu durumu bu şekilde ifade edebiliriz.

İşte yazarlarımız bu tarz bir ifadeden hareket etmektedirler. Ama onlar üretim sürecinde gerçek ilişkileri belirtmeden yaptıkları bu tür açıklamalarla artı-değeri ve onun kapitalist ilişkilerin bir sonucu olduğunu gizleyemeyeceklerdir.

‘’...Emeğin, gerekli emek ve artı emek olarak bölünümü sosyalist toplumda varlığını sürdürür, ama toplumsal ve iktisadi içeriği kapitalizmde olduğundan büsbütün farklıdır.’’ (AGE SF-104)

Yazarlarımız sosyalizm için işte böyle demektedirler birçok aydında da sahip olunan görüş budur. İlkin Sovyetler Birliğinde emekçi, iş gücünü satan ve bunun karşılığında ücret alan bir ücretlidir ve ücreti karşılığında onun devlete sattığı belirli bir saat süresince iş-gücüdür. Bu yüzden üretimin bir parçası olarak onlara verilen ücretler, üretim için yatırılan sermayenin bir kısmını teşkil eder ve gerekli emek dedikleri, bir işçinin yaşamasını sağlayan gerekli asgari tüketim malları miktarıdır.

Yazarlarımız bu tür bir ayrışmanın ancak kapitalizm koşullarında olabileceğini anlayamamışlardır. Şüphesiz gelecek toplumda da artı ürün olacaktır. Bu artı-emeğin olacağı anlamına gelir ama gelecek toplumda (ya da sosyalizmde) gerekli emek diye neye denilecektir? Yaşaması için gerekli asgari tüketim malı üreticinin alacağı miktardır diyebilir miyiz? Ki buna denk düşen emek miktarı gerekli emek olsun ve böyle bir ayrım yapılsın.

Kapitalist toplumda ‘gerekli emek’ dedikleri miktara denk düşen bir ücret verilmektedir ve bu da ücret karşılığında iş gücünün belirli bir süre için alıcısına kiralanması ya da satılması demektir. Bu durumda görülen, belirli bir anlaşma ile ilk olarak ücretin verilmesi ve buna denk düşen değerin yaratılması söz konusudur. Bu ücret ise daha önceden belirlenmiştir. Hâlbuki gelecek toplumda ilk olarak tespit edilecek olan üretilen ürünlerin toplam miktarıdır ve ilk olarak da bundan düşülen zorunlu kullanımı gerektiren paylardır. Bunlar düşüldükten sonra geriye kalan toplam ürünün bir kısmı kişisel tüketim nesneleri toplamıdır. Şimdi biz bu toplama ücretler toplamı diyebilir miyiz? Kişi başına düşen miktar bugünkü ücretlerle sağlanan miktardan daha az bile olsa bunun belirtilen ‘gerekli emek’ diye ayrılan bir bölümle hiç bir ilgisi yoktur. Kaldı ki planlı ve bilinçli bir üretimin yapılacağı gelecek toplumda, gerekli ihtiyaç maddelerinin düşülmesi ile ayrılacak olan tüketim nesneleri miktarı, kapitalist toplumda bir işçinin yaşaması için gerekli olan asgari tüketim malları miktarından daima fazla olacaktır.

Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 30-09-2012, 09:38
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

3-) ‘Yaratıcı Yarışma’
Artı değerin arttırılması


Değer konusunu işlediğim bölümde belirttiğim gibi, değer büyüklüğünü belirleyen şey emek zamanıdır. Malların üretilmeleri sürecinde aynı emek zamanı miktarı içinde daha fazla mal üretmek veya malları daha düşük bir emek zamanında üretmek o malların değerini düşürecektir.

Belirli bir malın üretiminin yapılması için önceden işçi ile işveren arasında anlaşmayla saptamış olan emek-zamanı içerisinde işçi ne kadar çok çalıştırılırsa o kadar çok mal üretmiş olacak ve o kadar çok kâr elde edecektir. Bu kârın gerçekleşmesi, belirli bir fiyat üzerinden satılan birim malların değerlerinin yukarıdaki şartlar yerine geldiğinde değerin düşmesi ile olmaktadır. Bura da kâr (ya da artı değer ) malın eski değere denk düşen fiyatla satılmasına rağmen, değerin düşmesi ile doğan farktır. Buna işverenler el koymaktadır. Marx bu doğan artı-değere nispi artı değer demektir.

Kârın arttırılmasında bir başka yol da üretilen malların üretilmeleri için harcanan zamanın, işçinin çalışma biçimini değiştirmekle değil de üretimde kullanılan makinelerin yenilenmesi ile daha kısa sürede üretmekle gerçekleştirilmektedir. Buradan doğacak olan artı-değer de yine nispi artı değerdir.

Demek ki, işçinin anlaşma yaptığı süreler içerisinde işçiyi fazla çalıştırmak, organizasyona gitmek ya da teknolojik yeniliklerle üretimi arttırmaktaki amaç eski değeri ile yeni ve daha düşük olan değeri arasındaki farka; fiyatlar bir değişikliğe uğramadığından dolayı el koymaktır.

Rekabetin olduğu koşullarda, diğer işletmelerde de aynı uygulamalara geçilmelerinden dolayı bu aradaki fark kalkar ama rekabetin olmadığı ve malların üretiminde devlet tekeli olan Sovyetler Birliğinde böyle bir şey gerçekleşmez, ancak malları uluslararası pazarda rekabete girdiklerinde bu gerçekleşecektir.

Artı değer üretiminin arttırılmasında geçerli olan bir yolda işçinin çalışma süresinin uzatılmasıdır. Yani sekiz saatlik çalışma süresini dokuz veya on saate çıkarmak. Marx buradan doğan ( ki fazladan işçi bir ya da iki saatlik değer yaratmıştır.) artı değere; mutlak artı değer demiştir.

İşte Sovyetler Birliğinde ki kapitalist ilişkiler içinde ‘yaratıcı yarışma’ olayı budur. Her yaratıcı yarışma çığlığı artı değerin daha fazla üretilmesine çağrıdır.

İlk defa ‘komünist cumartesi’ leriyle yaratıcı yarışma sürecinin başladıklarını söyleyen yazarlarımız aslında bu çalışmanın anlamını çarpıtmaktadırlar.

İşçiler 1919 yılında iktidarlarının korunması için bilinçli olarak ve karşılığında herhangi bir şey talep etmeksizin cumartesi günleri de çalışmışlardır. Bu işin önemi, çalışmalarını toplum (işçi sınıfı) ve iktidarları için yapmalarında yatar. Toplum için çalışma bilinci ve hiç bir hak ölçüsü gözetmeden çalışma ancak komünist toplumda gerçekleşeceğinden, Lenin işçilerin daha o zamandan bu tür çalışmalarını gelecek komünist çalışmanın tohumları olarak belirtmiştir. Komünist cumartesiler bugünkü yöneticiler sınıfınca sürekli olarak istismar edilerek artı değeri arttırmanın aracı olarak kullanılmaktadır.

Daha sonrada çok bilinen Sthanov hareketi gelir ki, bu hareketin amacı; belirli bir çalışma süresi içinde çalışmayı ve üretimi arttırmaktır.

Bu hareketle birlikte yönetici sınıf olaya daha bilinçli bir şekilde yaklaşmış sürekli olarak bu tür hareketleri teşvik etmiş ve zorlamıştır.
İşçilerin o ana kadar üretimde bakabildikleri makine sayısını arttırarak daha fazla makineye bakarak üretim yapmak, çalışma sürelerini uzatmak, üretim içinde yeni organizasyonlara giderek üretim artışını sağlamak yeni teknoloji uygulamak v.s. ve böylece artı değeri arttırma işi büyük propagandalar, ödüllendirmeler daha sonra da ücret artışları sağlanarak geliştirildi.

Yazarlarımızın konuya ilişkin görüşlerine bir göz atarsak sanırım Sovyetler Birliğinde yaratıcı yarışmayla olup bitenlere biraz daha açıklık getirilmiş olunur. ‘’.... Sosyalist yarışmanın amacı, üretim planlarının uygulanması ve aşılması ekonominin iç yedeklerinin harekete getirilmesi ve sosyalist ekonominin açılıp serpilmesidir. Sosyalist yarışmada aslolan emek üretkenliğini yükseltmek...’’ (AGE SF-109 ) yani yarışmanın asıl hedefi daha fazla mal üretmek ve devlet sermayesinin yatırımlarının istenilen sonuçlarını elde etmektir.

‘’ Öncü emekçiler, dikkat çekici başarıları ile yeni tekniği, yeni çalışma yol ve yöntemlerini öğrenmelerine, bireysel çalışmalarının büyük toplumsal değerinin bilincine yardımcı oldukları geride kalmış emekçileri arkalarından sürükler.’’ (AGE SF-109)

Böylece üretim sürecinde, bunu etkileyen ve üretim artışını sağlayan bir değişiklik o üretimde asgari norm olarak belirlenmekte ve diğer işçilerde bu kadar (yani norm kadar) üretmekle yükümlü kılınmaktadırlar. ‘’...Bugün SSCB sanayinde %1 lik bir emek üretkenliği artışı yılda iki milyar ruble dolaylarında bir değerde ek üretim sağlar.’’ (AGE SF-112 ) İşte yutturmacının aslı budur. Artan üretkenlikle çoğalan rubleler.

Kapitalizmden ve şüphesiz Sovyetler Birliğindeki bugünkü kapitalist sistemden farklı olarak gelecek toplumda; insanlar kendilerine, ihtiyaçlarını karşılayacak yeter düzeyde üretimde bulunacaklardır ve bunu da en kısa süre içinde yapmaya çalışacaklardır. Bu tek tek kendileri için ayırabilecekleri süreyi arttırmak demektir. Onlar, toplum ihtiyaçlarını karşılayan birer kol işçisi, günün bir diğer bölümünde de başka bir faaliyette bulunan kişiler olacaktır. Ve yine onlar, toplumsal gelişmenin ve kendi bireysel zevklerinin arttırmanın bir tek yolunun zorunluluk âleminden kurtulmak ve zorunlu üretim zamanını en aza indirmek olduğunun bilincinde olacaklardır.



Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 10-10-2012, 09:25
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

IV- ARTI - DEĞERİN
AYRIŞTIĞI BÖLÜMLER


1-) Kâr


Bir meta değerine satıldığı zaman kâr gerçekleşmiş olacaktır. Daha öncede belirttiğim gibi bir malın değerini içerdiği emek niceliği toplamı belirler ve bu niceliğin bir kısmı karşılığı ücret olarak ödenen bir değeri temsil eder. Geri kalan kısım ise ödenmeyen bir değerde cisimlenmiştir. Bir malın değerine satılması halinde bu iki kısımda satılmış olacaktır. İşte Sovyetler Birliğinde gerçek durum da budur. Yazarların ücretleri sanki işçilerin bir ‘geliri’ imiş gibi göstermeleri bu yüzden yanlıştır.

Meta değerinden satıldığı zaman devlet işçilere ücretleri yeniden verecek miktarı elde etmiş olacaktır, aynı zamanda işçinin emek gücünün yarattığı ve ödenmemiş kısmı temsil artı değer ise Sovyetler Birliğindeki yönetici sınıfça el konulmaktadır ve burada da el konulan bu kısım genel olarak kâr, faiz, rant biçiminde bölünür.

Sermayenin tümünün devlet elinde olduğu düşünülürse bütün bu bölümler nihayet devlet elinde toplanmış demektir. Ya da artı değerin tüm sahibinin devlet olduğu görülür. Özellikle faiz ve karı elinde bulunduran devlettir. Artı değerin geriye kalan kısmı da kolhozlara getirim olarak gider.

Sermayenin devlet elinde olması ve artı değerin faiz, kâr, rant gibi bölümlere bölünmeyeceği anlamına gelmez. Çünkü: Sovyetler Birliği ekonomisinin örgütlenmiş biçiminde artı değerin bu tarz bölünmelere uğrayacağı gerekli koşullar vardır. Fakat asıl önemli olan artı değerlere devlet yönetici sınıfınca el konmasıdır. Artı değerin faiz, kâr ve rant gibi bölümlere bölünmesi ikincil önem taşır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 20:09


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum