Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞİİR > Şiirle İlgili Genel Yazılar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 16-03-2007, 13:55
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Şiirin de ötesinde bir şair <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />

HAYDAR ERGÜLEN

Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı bildiğimiz, varsaydığımız anlamlarıyla bir 'şair', yazdıklarını ise niteliği ve çokluğuyla bir 'şiir' olarak nitelemek hayli zor. Dağlarca şairliğin de şiirin de ötesinde bir konuma sahip




1.Dağlarca bir 'başyapıt'tır
Fazıl Hüsnü Dağlarca'yla ilgili çoğu yazıda, şu tarz bir cümleye rastlanması adettendir:"Dağlarca'nın başyapıtı <I style="mso-bidi-font-style: normal">Çocuk ve Allah’[/I]tır." İhsan Deniz, Dağlarca'nın 138 yapıtı olduğunu belirtiyor. Öyleyse, 94 yaşındaki Dağlarca'nın doğumundan itibaren her yıl 1.5 kitap yayımladığı gibi muzzam bir sonuç çıkar bundan. <I style="mso-bidi-font-style: normal">Çocuk ve Allah[/I] 'ın bir başyapıt olduğu doğrudur, ama bu yazılarda katılmadığım şey, Dağlarca'nın bir daha o yetkinliğe ulaşamamış olduğu yolundaki yorumlardır. Bunu yazanlar, Taş Devri'ni, Uzak1arla Giyinmek ve daha birçok yapıtını unutmuş görünüyorlar. Bence Çocuk ve Allah'ın yanı sıra, 138 yapıt veren Dağlarea'nın kendisi de bir 'başyapıt'tır.

2. Dağlarca için dünya düzyazı, evren şiirdir
Dağlarca'nın konuşmalarının onun düzyazıları olduğunu düşünüyorum. Belki de yanılıyorum, çünkü o söyleşileri okuduğumda bunların da Dağlarca'nın toplamına eklenebilecek, şiirler olduğunu görüyorum. Öyle bir mucize ki baktığı, dokunduğu, gördüğü, söylediği her şey şiir oluyor Dağlarca'nın. Eski atalarımızın soyundan bir 'temsilci' olan günümüzün 'ata'larından Dağlarca için şiirin sınırları çok geniş, bu dünyadan da geniş, ki ancak evrenle karşılaştırılabilir, evrene sığabilir. Onun şiirlerinde gezinmeye n hiçbir şey yok gibidir. O yüzden düzyazıya gönül indirmemiştir Dağlarca, dünyayı 'şair'lere bırakmış, sonsuzluğun şiirini arama çabasında 'evren'sel bir şiire ulaşmıştır.

3. Dağlarca'nın yazdığı bir 'meta-şiir'dir
Dağlarca'ya antolojilerde rastlamak olası değildir, çünkü yer almak istemez. Bu anlaşılabilir bir şeydir. Tepeden tırnağa şiir kesilmiş, ruhuyla gövdesiyle, içindeki 'şiir hayvanı'yla varlığını doğrulamış bir 'mucize' belli ki 'diğerleri'ne haksızlık etmek istemiyor. Dağlarca kendini bir sanat yapıtına, bir şiire dönüştürebilmenin eşsiz bir örneğidir ve yazdıkları da 'şiirötesi'dir, yani 'meta-şiir'dir. Dağlarca'yı bildiğimiz, varsaydığımız anlamlarıyla bir 'şair', yazdıklarım ise niteliği ve çokluğuyla bir 'şiir' olarak nitelemek hayli zor. Dağlarca şairliğin de şiirin de ötesinde bir konuma sahip.

4.Dağlarca bir 'düşünce şiiri' yazar
'Şiir kelimelerle yazılır' elbette, bunu en iyi bilenlerin başında da Dağlarca gelir. varlığı sorgulayan, fizikötesini kurcalayan ve imgelerle düşünen bir filozof görürüz Dağlarca'da. Kesinlemeci değil soru soran, yanıtlayan değil sorularla derinleşeni derinleştiren bir şair-filozof. Dağlarca'nın şiirlerinde yanıt gibi duran dizeler de aslında yeni ve daha kapsamlı sorulara bir hazırlıktır. Siz yetinirken, onun yetinmezliği, doymazlığıyla ufkunuzu genişlettiğini de görürsünüz. Bir Dağlarca uzmanı olan Ahmet Soysal'ın da belirttiği gibi, Dağlarca'nın şiirinde "Dil, imge, ritm özellikleri düşünsel özellikten kopuk değildir. Dağlarca'nın en zor, en kapalı şiirinde de bir düşünce, bir düşünceye 'işaret etme', bir düşünceye çağrı ya da çağrışım bulunmaktadır. Böyle bir devinim, felsefenin eskiden daha çok taşıdığı, aslında hep taşıması gereken devinimi akla getirmektedir. Buna göre, değişik düzlemlerde, değişik yoğunluklarda bir düşünce şiiridir Dağlarca'nın şiiri." (<I style="mso-bidi-font-style: normal">Eşsiz Olana• Yakınlık[/I], Kanat Y, 2006, s.75)

5.Dağlarca belki de bir 'Şaman'dır
Dağlarca'nın 'ne' olduğunu düşünürken, yapıtlarının toplamı, kapsamı; genişliği, derinliği, 'sözcü'nün, yani Dağlarca'nın verimi, düşünce sürekliliği, şaşırtıcı yoğunluğu bende onun Dünyaya düşen adam' olduğu fikrini uyandırıyor. Daha doğrusu dünyanın kadim zamanlarından günümüze kalmış bir büyücü, bir şaman olduğunu. 'Şair değil' dedim ama onu da kapsayan biri olmalı Dağlarca. Topluluğun gidişine bir şairfilozof olarak zaman zaman şiir yoluyla müdahale etmesi, uyarması, doğadan ve kainattan beslenmesi ve sözü de beslemesi, ancak bilgeler ve velilerde rastlanacak türden 'hikmet'lerle gizli bir şiir yazması ... Şamanın, kabilenin aynı zamanda şairi olduğu bilgisini de eklersek, Dağlarca'yı bir Şaman olarak düşünmemiz sanırım kolaylaşır.


Dağlarca'nın 'ne' olduğunu düşünürken, yapıtlarının toplamı, kapsamı, derinliği yani Dağlarca'nın verimi, düşünce sürekliliği, şaşırtıcı Yoğunluğu bende onun 'Dünyaya düşen adam' olduğu fikrini uyandırıyor

6.Dağlarca'nın şiiri 'ilkel' bir şiirdir
Dağlarca 1999'da yapıtlarının konularına göre dokuz başlık altında toplanabileceğini belirtmişti. Çocuklar üzerine yirmi, yeryüzü konusunda on üç yapıtı var, yani çocuk ve hayvan üzerine toplam otuz üç şiir kitabı. Çocuk ve hayvan, Dağlarca şiirinin iki ana temasıdır. Sanki onlardan yola çıkarak yazmıştır tüm şiirlerini. Çocuk saflığı, özü, hayvansa ilkelliği, yabanıl olanı imler. iki sözcüğün tanımları arasında yapılacak bir yer değiştirme de aynı sonuçları verir: İlkel ve öz olanı. Dağlarca'nın Türkçe'nin en çok çocuk şiiri yazan şairi olmasında, Şaman geleneğini sürdürmesinin ve şiirin de özü, ilkeli araştırmada en 'hakiki' yol olmasının da payı olabilir.

7.Dağlarca bir 'sınav'dır
Dağlarea üstüne çok yazmak, onu anlamayı kolaylaştırmıyor, tam tersine, ondaki ve şiirindeki bilinemezliği artırıyor. En azından benim başıma gelenin bu olduğunu söyleyebilirim.
7 -8 yıl önce yazdığım "Dağlarca 'bir' 'çok'tur" başlıklı yazımda, onun tek başına bir 'antoloji' olduğunu söylemiştim, bundan vazgeçiyorum, ve şimdi onun tek başına bir 'şiir ansiklopedisi' olduğunu söylüyorum. Bu ansiklopedinin içinde neler yok ki? Aşktan savaşa, barıştan çocuğa, doğadan hayvana, dünyadan kainata, bir bakıma açık bir bakıma da gizli sırlar ve ilimler ansiklopedisi adeta. Üstelik de binlerce sayfalık bir destandan oluşan bir ansiklopedi. Dağlarca'nın genç şairleri Divan şiirinden, aruzdan sınava çektiği söylenir, galiba asıl genç-yaşlı demeden hepimizi Dağlarca'dan sınava çekmeli!

8.Bir Dağlarca mı, çok Dağlarca mı?
Dağlarca'nın başyapıtlarından uzaklarla Giyinmek (Sığmazlık Gerçeği)'nin (1990) adının da işaret ettiği üzere, Dağlarca karşısındaki şaşkınlığımız biraz da onu tek bir şaire sığdıramayışımızdandır. Yalnızca dünyayı değil kainatı da, yalnızca bugünü değil, geçmişi ve geleceği de içeren, kuşatan bu dev yapıtı, üstelik aynı temaları yazarken, aynı konular etrafında dolaşırken bile tekrara düşmeden, her seferinde yepyeni şeyler yazma, alışılmadık düşünceler açma hünerini gösteren bu şiiri, bir tek insanın yazmış olabileceğini düşünmek neredeyse imkansız. Bu yüzden Dağlarca'yı da 'vazifeli' şairler soyundan görüyorum. Dünyaya sanki bir 'tarih' yazma ve üstelik bunu şiirle yazma vazifesiyle gönderilmiş bir 'mucize' olarak bakıyorum Dağlarca'ya: Evet, 'bir' Dağlarea var, ama onun içindeki 'çok'luğu biz değil, o değil, ancak Tanrı bilebilir.

9.Dağlarca şiirinin yaşı yoktur
Dağlarca beşinci kitabı Taş Devrim ilk 1945'te yayım1adı (Marmara Kitabevi), ikinci baskısı yakınlarda çıktı (Norgu* 2006). Hemen ardından da <I style="mso-bidi-font-style: normal">İçimdeki Şiir Hayvanı[/I] (Norgunk, 2007) ile <I style="mso-bidi-font-style: normal">Orda Karanlık Olurum[/I] (YKY, Mart 2007) yayım1andı. <I style="mso-bidi-font-style: normal">Taş Devri[/I]’yle <I style="mso-bidi-font-style: normal">İçimdeki Şiir Hayvanı’nı[/I]n adlarının yakınlığına da dikkat çekerek söyleyelimağlarca şiirinde 'gelişme', 'değişme' gibi şairler için sıkça kullanılan süreçler söz konusu değildir. Taş Devrini bugün, <I style="mso-bidi-font-style: normal">İçimdeki Şiir Hayvanı[/I]’nı 1945'te ve <I style="mso-bidi-font-style: normal">Orda Karanlık Olurum[/I]'u da sözgelimi 1970'lerde yayım1asaydı da, hiçbir şey fark etmezdi. O şiirini zamana ve güncel olana kaptırmamıştır, 'tarihi' bir şiir yazmıştır. Cezayir'i, Vietnam'ı, Çanakkale'yi, Mustafa Kemal Atatürk'ü, Mevlana'yı, Yunus Emre'yi, Şeyh Galip'i buluşturan 'cesur' bir şiir yazmıştır. 'Tarih'e
de kök salmıştır diyebileceğimiz böyle bir şiirin elbette 'yaşı' da olmayacaktır.

10. Dağlarca'da 'gençlik' kadim bir kavramdır
'Kadim' dururken 'eski' diyemem, hele Dağlarca söz konusuysa Her zaman kadim bir gençlik ve yenilik taşır onun şiiri. Öyleyse Türkiye'nin yaşayan en büyük şairini son yapıtlarından dizelerle selamlayalım: "Ne kadar razı, ağaçlar altında / Yemek için mi, acıktık./ Ancak bir başka hayvanla dolabilir,/ İçimizdeki yalnızlık" ("Taş Devri"nden), "Sen ey içimdeki hayvan / Eşittir değil mi / Senin yalnızlığın / Yaradılışın doğumuna" (İçimdeki Şiir Hayvanı’ndan), "Bir ağaçtır kişi! Allaha inanırken / Yaprak döker yarısı / Yapraklanır yarısı yeniden"(Orda Karanlık Olurum'dan).
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 07:05


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum