Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Deneme Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06-03-2007, 07:52
san_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.130
Standart

</PRE>
doğumgünü acılanması</PRE>
hala sancısı içimde şubatların.sanki beni ben doğurmuşum.
ağrısı tükenmeyen, durmadan yenilenen zor bir doğumla.karnımı yaran, bitmeyen acılar.
ahh... içimi kemiren karıncalar, sarı sancılar ah!
çocuk ananın çocuğu.gözünün ilk ağrısı.ilk acemiliği.kendinin olamayan bebeği.
neredeyim ben?
kayboldum!
içine çocukluğun aktığı leğen, kalaylı bakır tas, beyaz havlular.
çığlık çığlığayız nigar kız ve kızı ben.
elimi kolumu bağlamak için işlenmiş bir metrekare patiska kundak.
kundaklanmış bir hayata merhaba!

sanki beni ben doğurmuşum, sanki anamın değil benim karnım
yarılmış ta, kendimden zorla doğmuşum.
</PRE>çenemin titrediğini söyleyen büyükanne,
üşüdüğümdendir, anlamışsındır.
zordur şubata doğmak. bilsen, ben hala titrerim yazın
ateşinde bile.
üşüyorum büyükanne.
seni istiyorum. sevgili koynunda ısınmak,ağlamak istiyorum
çocukluğumu tırnağımla kanatarak.
kulağıma koyduğun saklı umutları sana geri verip, koru istiyorum.
</PRE>üzülme canım da;
ben ilk kez, bir doğum günümde ölmek istiyorum.

bir avuç anıyla avunmanın salaklığından bıktım.
</PRE>


bu sabah baktığım aynada utanmadım hiç kendimden.
ama;
soluk, ferine parmak batmış bir çift gözdü bakan bana.
sisli havalarda sarı ölgün ışığını iz bilmeze tutan, yorgun bir fener gibi,
baktık birbirimize, öylece...
kahverengi.

elimin altındatek, kalbim var. hala seyriyenim.
içine işlediğim herşey sökük, her koyduğum darmadağın, kırık.
tut bak canımın içi acıyor.
eprimiş sanki, tel tel dökük!
tanıdığın, adına heves dediğin, gönlüyle gülen, gönülden seven, gönüle yanan kız
bilmediği bir yerin susuz kuyusunda.
yok oluşluğuna seyre dalan insafı tükenikhayat. bak bana ben kayboldum!
biri beni bulsa çıkarsa.
elimi kolumu bağlamasa ama...ağlatmasa karanlıkta. yüreğimi emmese ağulu dişini geçirip.
gözlerimi öpmese...

usulca bir yere bıraksa.
bir kuytuya.
bir ıssıza.

yanına olabilir büyükanne. bir daha, ıslak saçlarını örerken, sonu sevinçli biten öyküler anlatma bana! onlar çok çocukça. ikimizde büyüdük fethiyeanne.
iyi bilirsin, bana yıllar geç anlattı,sonu mutlu biten bütün öyküler, palavra!

ne hazin birgün.
bügün benim doğum günüm.
anne...
ben neden öldüm?
h.nebahatyalçın
Edited by: san_
__________________
ayaklar çırpınırken, dansediyor eller...
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 07-03-2007, 06:58
san_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.130
Standart






baba!! ölüm nasılsavunulur?


kim savurdu ayağının ucuyla taşı?
taş veküçük kuşuçtu ürküp.kim?
horoz sessiz.bak.
sarı ineğin buzağısı kimsesiz doğdu.


bir çınar dallarınısavurup herbir yana,devrildi bahçeye.
sus sus....
bir kadın ağlıyorbabayı sahip bilen, sahipsizliklerine.


çok zaman önce:
umutlar henüzsu , gönül 17lik esintilerletaze.
uzaklarda şımaran yeniyetme kız, bilmediği bir evde, tanımadığı insanların, kalaylı süt kaplarının durduğu bölmeyesürüklendi telaşla...
gezmeye gelmişti ankara'ya. ankara başkentti. ankara'da birçok şeyin bilenen ve bilinmeyen savaşı veriliyordu. ankara çok esrarlıçok önemliydi.
ama o, doğudan daha uzak bir yerde gibiydi.
kocaman bahçesi yemyeşilverimli meyva ağaçlarıyla dolu, bir yanında kümes ve ahır olan beyaz badanalı kerpiç bir evdi geldiği..
rüya gibi...
sabun kokan yemeniyiörttüklerinde başına, şaşkın bir mutluluk içindeydi. ne olduğunu anlamamıştı ama,heyecanla hazırlamalarına teslim olmuştu.
kalbi türk dünya romantizmiyle süslü, beynimemleketinin 68in den nasipli, hayata duyguları ve idealleriyle başkaldırmaya hazır,devletin parasını almak için bile yaşı tam olmamışbir öğretmen.tek derdi yurt hizmeti ve kitaplardan bellediği aşk.
( bütün hayatı kapsayan iki şey olduğundan habersiz)


hücrelerde şiir okuyan bir kuşağın talihlilerinden.

hayat her haliyle onun için bir serüven. bakmayın kalabalık ailesinde pamuklara sarılıp sarmalandığına. bakmayın savruk saçlı bakımlı tırnaklı oluşuna... kendini bile şaşırtacak çetin bir kadın olacak bütün kırılganlığında.

o ev;
o taze süt vehelal ekmek kokan ev
sevdiğininevi!
değeri, değerlisinden.


telaşladüzelttiler orasını burasını. olanların ne anlama geldiğini anladığında, geç kalmıştıaslında saklanmakta.!

kendi dünyasının tek hükümdarı, sert mavi delici bakışların sahibiyle karşılaşması baskın gibiydi. tam toparlanamadan, söz dinlemez saçlarını örtünün içine tıkamadan daha, ağır bir elle perde açıldı.. şaşırdılar ikisi de,
bakıştılar.
maviliğin derinliğinde ılık su, kahverengiliğin içindetemiz toprak... tanıdılar birbirlerini.
fısıldadı kız içine içine.."baba!" henüz nesi olacağını bilmeden.
baba!!!
gözlerini kaçırmadı.
dost oldular.


o kız,ailede herkesin,öfkesininşiddetinden korkupyaklaşamadığıbabadan, korkmadı hiç.

ilk perde!

küçük dünyaları sevgiyle büyüdükçe,
genç kız; önce gelin, sonra kadın ve anne, kardeş arkadaş oldukça o eve, sevildi sevdiğinden bile çok.
evin;
esmer ufak tefek, yüreğikavruk ela gözlü kaviarkadaş anasıve mavi gözlü güneş yanığı herşeye hakim babası ile hep dost oldular.

ona çok yabancı dünyalarına, aşklagelen kızı gönüllerinde beslediler..
gagalayan horazdan korkmasını, ineğe yaklaşamamasını, çamaşır yıkayamayıp ağlamasını, sobayı yakamamasını

sofrayaelini yere koymadan oturamamasını anladılar. arada bir baba eline bakıp görmezlikten gelse de uzun tırnaklarını.
yaşanan en güzel yıllarda birlikteydiler!

babayla ilk haylazlıkları:
sıcak bir yaz öğleninde, abdest alıp odaya giren babaya havlu sunmak için ayakta bekleyen gurbet
kuşu gelininesu şakasıyla başlar.
yüzüne sürdüğüıslak ellerininserinliğiyle ısınan yüreği o saatten sonra hiç soğumadı.
başında zaten eğreti duranörtü savrulurken, ayağını uzatıp taktığı çelmeyle tökezleyen o dehşet korkulan BABAyı, içinde sakladığı çocukla yakaladı gelin. gülüştüler şaşkın bakan ev ahalisinin tanıklığında.
bir daha onun kendine saklanmasına izin vermedi hiç. sevgiyi göstermeye mahkum etti koca adamı...


en güzel perde!!!

çoğaldılar gittikçe..
torunlar hayata anlam kattıkça sevgide büyüdüler. ardarda doğan üç oğul umudu, neşesi, gururu oldu.bastı bağrına. türkü söyledi masal anlattı saman yükletti, köylerde gezdirdi.insan ve hayvan dostu oldular sayesinde. herbirini tutkuyla sardığı kucağından, asladönmediği güven dolu, sırım gibi sırtından indirmedi.
büyüdüler güzelleştiler gittikçe...

bir asıra ne sığmaz?
neler yaşanmadı ki...
bir asır kaç kitapta yazılabilir?
ama asırlık adamın özeti şudur;
hiç boyun eğmeden, ezilip büzülmeden,
doğru bildiğinden bir milim şaşmadan,
inançlarını kimsenin sarsmasına izin vermeden,
kızdığının yüzüne küfredecek kadar delikanlı
ekmeğini daima kapısına gelenle paylaşacak kadar derviş yürekli,

kapısı açık,
aç bırakmayan, tok yatmayan,
yetim sıvazlayan engin gönlüyle... bir erdem örneği.
bir İNSAN.


çalıştı bir ömür.
cepleri çivi kokardı.
işinegösterdiği saygı sonsuzdu. kendini beğenirdi. bir tanesi izinsiz alınsa gereçlerinin, kıyamet kopardı.
öfkesi onu tanıyan herkesin aklındadır. kükrerdi, saklanacak yer aratırdı insanlara..

ne usandı ne yoruldu.
sıcak yaz günlerinde işten döndüğünde ağaç ve kerpiçtiduruşu, sağlam.
öpülüp alna koyulası emeğinin, terden sırılsıklam gövdesine yapıştırdığı mintanı hiç kötü kokmadı.
içi toz dolmuş ayakkabısını kapı önündeki tahta sandalyede oturup çırparken, bütün gün çoraptan çıkmayan ayakları
hiç kötü kokmadı.
sonunda günlerce açlığa mahkum ettiği nefesi, o gül soluğu hiç kötü kokmadı. gelin temizliği severdi.
bin kez daha sevdi babasını.

gitmeden yoksulun orucunu tuttu üç ay.
kefaretti.
sona yaklaşırken,

her son gibi günler önceden hazin bir sis vardı yatağının çevresinde.kocaman nasırlı elleri yorganın üstünde çaresizliğine ağladı.
yüzüne eğildi gelin...
-baba diren n'olur, torunlarınayok dedeniz diyemem, gelecekler bayramda. (adetti. mutlaka bir bayram hepsi toplanırdı.)
elinı sıktı, gözyaşları karıştı birbirine. anlaştılar. kimse bilmedi!

gitmedi bırakıp yarıda, hep yaptığı gibi, bekledi .
bayram ettiler!


düzgün, çıra kokan tahtalar belleri bağlı duran gelin kızlar kadar hüzünlüydüler.
yalnızlığı sevmeyen ustayı bir odaya uzattıklarında, görmek istemedi gelin. kimse anlamadı,o anladı.


sevgili ortancası, göksu'su, ona benzeyen onun ruhunu alan torunu, girdi odaya. vaktigeldi, vasiyeti yerine getirmek gerek.
ayaklarını yıkadı susturamadığı deli delikanlı kederiyle..öptü helallaştı. öptü kucaklaştı. onlara doymayan sevgili dedeyle.
ağladı, çaresizliğe ağlaştılar anasıyla. gözlerine kanoturmuştu.
hüznün göze geldiği an!
bakıştılar ana oğul, acıya sarıp dünyayı.

KUL DURMUŞ;

hiç sarsılmayan, samimi bir inançla bağlı olduğu sevgilisi çağırdığında gitti...
gözlerine baktığı, gölgelenmesinekıyamadığıtorunlarınınomuzla rında. hani ağlatmazdı onları? yollara keder yağdı yüreklerinden.
kendi eliyle hazırladıklarına sarınarak.
tertemiz.

hiç leke bırakmadan hayatında.
keseriyle yonttuğutahtalarının çıra kokusuna emanet, vakur sessiz gitti...

bakakaldı ardından babasına gelin.

hüznün aralanan perdesi.

soba yandı yanmasına da, başına yakışan koca elliyle ekmek kızartıp sunan,o heybetli yürek nerede?.
ıssız ev. bayramlarda öksüz kalacak bundan böyle herşey.
yanan soba ısıtır mı eskisi kadar?
kızarmış ekmek kokar mı?



biri hıçkırdı. diğeri gözlerini kaçırdı. belli içleri yanıyordu yalnız kalışlıklarına.

kuş kondu pencerenin önüne.
ıslak ekmekti o günden debeklediği. aç kaldı. maviyi özledi birden,ekmek koktu gökyüzü.uçtumaviye doğru.

bir başka kuş şaşkın baktı kalabalığa...anlamadıBÜYÜK BÜYÜKBABASININneden artık olmadığını küçüklüğü.
köşesi boş kalmıştı. boş... ne demek öğrenecekti büyüdüğünde.
korktu kalabalıktan, ağlayan maannesini kucakladı. gelin gömdü torununun taze kokusuna yüzünü. sustu.
ölümü kim anladı, kim savunur acaba diye geçirdi içinden?

"yeri nur, hep öptüğü toprağı bol olsun" diye bildikleri duaları ettiler gelenler. eş dost tanıdıklar, sofrasına oturmuşlar çayını içmişler dertlerini dökmüşler.
iyi bilirlerdi DURMUŞ USTA'YI.
bilmedikleri şey;şubatta ölümler zordu, doğumlar kadar!

bir yıl ne çabuk geçti.
zaman
acelenne?
h.nebahatyalçın
Edited by: san_
__________________
ayaklar çırpınırken, dansediyor eller...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 16-03-2007, 08:02
san_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.130
Standart






yokluğunun sızısı içimizde kalacaklar listesinde
önlerde olacak bir ADAMIN arkasından...
ekimlerden onbir yıllardan 2005



gözlerinden sakin yalnızlığını, bakışlarından delici sezişini, çizgilerinden bildikleriyle biriktirdiklerinin sabırsız izlerini alıpta gidene dek;
kah gülüp neşelendi, kah çaresizlikle öfkelendi, eski aşklarda keyflendi. hayata dair ne biliyorsa ki çok şeydi bildikleri, anlattı anlattıdur durak bilmeden.

bitiremeden aşkları, son sözü söyleyemeden daha gelenölüm, ölümgibi.

"bilgiyle donanmış öğretmen, sevgili arkadaş, keskin lider, kırılgan sevgili,
bak, elini koyduğun masa boş.
karanlığına ışık tuttuğuntarih,sürmesini öfkeyle sildiğinsiyaset, yürek ezintisiaşklar
dosyalanamadan yeniden, rafa konamadan daha...gittin., aceleden kontenjanıyla ölümün.
çok dağınık sensiz, kütüphanen ."

hayallerimizinşehri Paris, şimdilik bekleme,seine nehrin de şiir okumayolculuğumuz bir başka bahara...

ölümü yaşama inat; sade, ani, sakin ve elemli.
zamanı tamamlayıp ayrılırken, gözlerine siper ettiği kasketin içinde; gizlediği hevesleri, korkuları, sevdaları henüz terli,
sitemkar bakışlarından belli.

yarı açık gözlerinde umarsız bir keder; yalnızlık.

bir ömür, kalbini tutuşturup o güzelim şiirleri yazdıran kadınları neredeydiler kimbilir?
elini tutmalı, terini silmeli, gözlerine akmalılardı aslında. ölümden herkes korkar.
gülümsemeli el sallamalıydılar son yolculuğa. yaşadıkları güzellikler hatırına.

kaç kadın vardır, kaç talihli?
"ben sana mecburum. bilemezsin." densin ardından?
mecbur olunanlar,yanık sevdalar sizi nasılaffedecekler?

"zaten yok" olanlardan biri, elleri titreyerek, serin bir bardak
su vermeli değil miydi veda ederken? mesela, bir aşk şarkısıylasilemez miydi terini ?
kadını kutsayan, aşkıyere göğeyazan, insanıinsan görenADAM son perdesinde hayatın, yalnız mı oynamalıydı oyunu?
vedasında yüzüne damlayan
gözyaşları,
sevgili sıcaklığında olmalıydı, kardeş çaresizliğinde değil aslında.
hiç olmazsa başında bir kadın daha bulunmalıydı şiirlerinden kopup
gelen...

belki o şahane derinliği besleyen bu büyük yalnızlıktı.
belki böylesi daha anlamlıydı.
kim bilebilir?

aklımızda;
etkileyici sesi, gözlerinin binbir anlamını gölgeleyen haki kahve gri, çapkın
kasketleri,
sonbahar yapraklarının üstünde gözlerini kısarak başı bulutlarda gibi yürüyen sağlam adımları,
zeki, bilge, muzip kısık gözlü haliyle kalacak... öylece kalacak...

bir şairin, yazarın , düşünürün, gezginin ardından söylenecek çok şey
bulurduk elbet, eğerdilimize "adım sonbahar"ı dolamasaydık...

hazan mevsiminde aramızdan ayrılan, güz renkli
adama selam olsun!

vatan
ulus
insanlık
ve aşk adına.

artık olmasa daATTİLA bu bahar, nasılsa şiirlerde...
MUHAYYER

önemli gizli boyutlarıyla yeryüzündeki yaşantımız
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
söylediklerimizle değil söylemediklerimizle varız
o gün ki ölümün perdesine yapayalnız yansırız
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız

bir incesaz ki süreklidir yaprak döken korularda
çılgınlıkları oluşturur en çapraşık duygularda
büyük çıkmaz akla gelip de sorulmayan sorularda
bazı insan içten içe düşünür hesaplar da
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız

üflediğimiz sustuğumuz tutkuların düşlerimizi çokçadır
çocukluktan çıktığımızı sanmak aslında çocukçadır
gerçi gençlik bir uçta yaşlılık bir uçtadır
birleştikleri gerçek o müthiş sonuçtadır
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
tutuklunun günlüğü
ATTİLA İLHAN
h.nebahat yalçınEdited by: san_
__________________
ayaklar çırpınırken, dansediyor eller...
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 19-03-2007, 21:03
pastoral_rapsod pastoral_rapsod isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 8
pastoral_rapsod - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



ne bedbaht bir doğum her gün kendini yeniden doğurmak..


binlerce ölü ve binlerce diri bırakmak geride..


insan ne için yaşar ki.ne için ölür...


kendimden evvek ve kendimden sonra...


ah keşke bilmeseymişim hiçbişeyi..


taşımıyor omuzlarım bu vebali..


ölüm sevgili ölüm..


kanatlarından öpüyorum seni..


Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 20-03-2007, 01:06
san_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.130
Standart






ben de, ölümü gören gözlerinizden...Edited by: san_
__________________
ayaklar çırpınırken, dansediyor eller...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 18-04-2007, 07:06
san_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.130
Standart




gelincikler gitmeden
bizi terketmeden



öncesi var mıydı bilmiyorum?
ilk anım, elime alır almaz yapraklarını döküşü ve benim kederle bakakalışımdı.
gelinciklerin,koklanıp saklanamayacaklarını öğrendim o gün. gönüllerimiziniçli kırılganlıklarını tanıdım yapraklarında.bir daha, papatya toplarken bile onlara hiç dokunmadım.
gelincikler belki de, buncadukunulmazlığıçayüstü köyünün, sonsuz kırlarındabüyütmüşlerdi özgürce...
güzel bir vadi eteğinde annemin köyü.
hala dağlarında menekşeler açar. ışgınlar boy verir tarlalarında. kenger sakızlar toplar köyün gelinleri.
gidişi keyf, dönüşü yorgunluk olan, sevdiğim bayır.
yıllar sonra, öğretmen olarak atandığım, dere yatağının şenlendirdiği yeri, binlerce gelincik içinde bulduğumda nasıl sevinmiştim.
çocukluğumu bana veren gelincikler,herzaman güzel,heryerde narindiler.
özgürlük aşığı kır çiçekleri, geçmiş zamankalanları...
güneşlikapılardan radyo seslerinin sokaklara taştığı,komşutuzununher an paylaşılmaya hazır olduğu,dost mahallelerimizi getirmişti aklıma, temiz sokaklarına girdiğimde.
sabah adetlerinden, sulanan kapı önlerininkokusunu hatırlayanlar, çocukların elindeki süpürgelerle,teneke kutulara çöp niyetine dökülen, topraklarıda bilirler.
şimdi, yanından geçerken soluğumuzu tuttuğumuz, kokan akan iğrenç demir yığınlarınahiç benzemezdi o kutular.
duvar dipleri yerleriydi.bekleşirlerdi gelinciklerin yanında uslu uslu, takılan olmazsa tıngırdamadan.
çiçekler, sokaklar, insanlar dosttular bir zamanlar.
düşmanlık,bu kadar azgın değildi. bu kadar gözü dönmüş ve akılsız değildi insanlar.
çocuklar ve çiçekler gerçekten birbirlerine benzerdi.
sabah güneşi sokaklara doğardı sakin. nineler otururdu güneşe karşı torunları kucaklarında.anaların demlediği çay kokusu sarardı dünyayı, o saatlerde.
sabahın sesi, simitçiiii....
simitçi, başında taşırdı ekmek parası kazandığı taze simitlerini. nineler, sevgili titrek sesleriyle "gel oğlum geeel" diye seslenir,ceplerinde hiç bitmeyenparalarıyla, susam kokusu alırlardı torunlarının anılarına.
yılların,üzerine binbir anı yazdığı, yanakları öpülesi ninecikler. eskiyen eteklerinin, yeni kalmış yanlarından diktikleri, küçük minderlerine oturup, dert dinleyen, sözü söze derman eyleyen,yürekleri engin, bilen kadınlar.
onlar dabir zamanlar gelinlerdi. kınalı avuçları gençlik kokardı. belki aşıklardı kocalarına, aşkı bilmeden.
zaman dolup taarkalarından gidecekleri güne kadar,yanlarındagötüreceklermiş gibi iştahla, güneşi toplarlardı sabahları.
gün görmüş, gün göstermiş, boş durmayı hazzetmeyen elleri, oturdukları yerde,ayrık otlarınıtemizlerdi.
çiçekler kadar narin, kırılgan, tek veömrü azalmış gelincikler kadar yalnızlardı bazen...
çok mu eskidik?
koparamazdık dünyamızı güzelleştirenşeyleri bu kadar hoyrat. ellerimiz yüreğimizle titrerdi.
yanlış olan neydi ki,böylesine kirlendik?
hanigelincikleri anladığımızda insan olmuştuk?
duvarlarımız dipsiz artık. gelincikler köksüz. simitçilerin "sarayları(!)" var, sigara dumanında boğulan. nineler taş duvarlı, çiçeksiz binalarda, tutsak. ayrık otları yok ayıklayacak. sabah güneşi doğmuyor, örgülü saçlarını kapatan yemenilerine.solmuşbaşörtülerinin oyaları kopuk.
gidenler ve kalanlar yapayalnızız...

gelinciklerve eski zaman gelinleri,yakınımızdayken, dünya daha güzeldibelki.

keşke,
bir elim kara saçlı, savaşı bilmeden savaşan çocukta, diğeri al kınalıninedeolsa,başımızda gelinciklerden taç...
gitsek savaşın acılarına serpilsek...
yutsak anlamsız nefretini.
günahsızlar, kanlarından, kırmızı gelincik olupdoğsa yeniden.
heryerde özgür çiçekler açsa...
nineler kendi evlerinde ölse, dünyayla helallaşarak.

dünya çocukluğumdaki kadar güzel olsa.
h.nebahat yalçın
Edited by: san_
__________________
ayaklar çırpınırken, dansediyor eller...
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 18-04-2007, 14:07
Dursun Nadir Dursun Nadir isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 87
Standart






Sevgili Nebahat ,


Gelincik tarlasında dolaştım durdum bir süre.Köyümü özledim.Gelincikleri , papatyaları özledim... dönmeyecek olan çocukluğumu...





Not:Yazıyı imlâ kurallarına uygun hale getirseniz... daha rahat okunacak...Edited by: Dursun Nadir
__________________
Dursun Nadir
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 18-04-2007, 20:40
san_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.130
Standart






haklısınız. düzelttim sanırım. gördüğünüz bir hata olursa uyarın lütfen. ilginize teşekkürler. beğeninize de...
__________________
ayaklar çırpınırken, dansediyor eller...
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 18-04-2007, 23:42
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart






Severek ve beğenerek okudum.
Kendimi kırlarda hissedergen gözlerimize dökülen betonun da acısını farkettim yeniden.
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 14-07-2007, 10:29
san_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.130
Standart






beytahtı

beyler taht mı kurmuş oralara bir zamanlar, bilmiyorum?bildiğim; çocuk zihnimin güzel karelerinden çoğunun oraya ait oluşudur.

"kıra gitmek"ti eskiden adı, piknik yapmanın.
yaz aylarında,aynı sokakta oturanlar, birlikte giderdik kırlara. 6-7 aileydik. uyum içindeydi herkes. analar babalar arkadaş, biz çocuklarkardeştik sanki...

yılları devirmiş, koca gövdeli,gölgesi herkese yeten ağaçların olduğu, kır çiçekleriyle süslübayırlar, deli bir çağlayan eteği,ya dasakin akan derelerin kenarı, keyf yurdu olurdu.
gelinlik kızlar gibi sular, taze, temiz, bakir, oradan orayataşırlardı dar yataklarında kendilerini, nazlı nazlı... gözelerköpürürdü içlerinden...
göz gözdü sular hevesten. öfke değil huzur kaynardı.
başımızı sokar, akan suyun içinden, tatlı temiz suları bulur, içerdik.
taşlar kayardı elimizden...

suda gözlerimizi açar, orada kimin saklı olduğunu, bize bu sürprizi kiminhazırladığını görmeye çalışırdık. öperdi kirpiklerimizden minicik kumlar...
neden böyle yaptığımızı soran ninelere merakımızısöylediğimizde;
"tövbe tövbeee , tabiiki allahtan" derlerdi,bize kızarak vekınayarak...
gülerdik.
saçlarımız ıslanır yapışırdı yüzümüze. silkeleyerek çevreye yağmur yağdırırdık.
annelerimiz uyarırdı;
-çocuklaaaaar... uzaklaşın,sofraya sıçrıyorrr.
kaçışırdık. diken batardı bazen çıplak ayaklarımıza, ağlardık.
en yakındaki amca teyze koşar, çıkarırdı dikeni. öperdiacıyan yeri, acısı geçerdi.
onlar bizi, biz çocukluğumuzu severdik.

sahi... bir zamanlar çocuktuk.
ninelerimiz vardı bizi anlamayan. ve aklımıza zekamıza hayran kalıp, bizi, dünya sonunun alameti sayan.

beytahtı, ağaçlarının eteğinde yalnızlığa saklandığım yar.
beni ele vermeyen, yeşil dost. bıraktığım gibi bulamayacağımın korkusundan gecikiyorum.
yoksa; sana şiirler okuyup, aşklar anlatacağım. şikayetlerim var hayattan, onlara ağlayacağım. büyükannemin sesini arayacağım sırtlarında. çiçeklerini toplayacağım kurutmak için..
bir zamanlar seni şenlendiren, senin zevklendirdiğin,neşeli kahkahaları, sakladığın yerden çıkarıp insanlara serpeceğim, dudaklarında donan sahte gülümsemelerini çözsün diye...

ah.. beytahtı, güzellikler için verilen bütün caba nafile. hiçbir şeyin doğal hali kalmadı. isteyen de yok zaten.
ne seni beğenen bulunur, ne seni dinleyebilir, duyabilirler. kokundan hebersiz ölecekler. ne yazık!!
artık, insanların çoğunun tatilden anladıkları;
deli paralar döküp,çiğ et, yağlıdeniz içindeyapış yapış,tek gecelik sevişmelerden ibaret günlerin barındığı mekanlarda, birkaç gün geçirmek...
gittiklerinden yorgun dönüp, bir dahaki tatile kadar, yorgunluktan şikayet etmek.

gök delindi buralarda haberin var mı?
güneşöfkesinden, demir gibi dağlıyor teni.
ölümümüz artık başka nedenlerden. susuzluğumuzdan bizi koru!
serinliğin dursaydı o eşsiz kuytularında. sığınsaydım gölgelerine. ayaklarımı sokup serin sularının öpüşerek birleştiği yerlere şarkılar söyleseydim...
babam gibi, bir elli sene daha yaşardım kuşkusuz.

siyah beyaz fotoğrafların en renkli anılarından fışkıran beytahtı, özlediğim güçlü kollarına al beni.
sakla. bu dünyadan korkuyorum.
terim sana aksın, aşkım sende saklı kalsın. göm onu en eskisalkım söğüdünündibine.hani o etekleri yerlere kadar uzamış söğüt? çadır gibi koruduğu, sabah kahvaltısı yaptığımız, adacığa da sahip çık.
küçük kilimim duruyor. yastığım da. uzanıp altınaseni dinleyeceğim. eskisi gibi.
bir karpuz at suda çatlasın.kavun üşüsün gerektiğinden fazla. tulum peyniri ve tandır ekmeği huriye teyzemden, küçük rakı babamdan kalmıştır biryerlerde. bak bulursun.

beni bekle... er geç geleceğim. sana zin 'i anlatıp canımıyakacağım.
seni de bulamazsam kaybolacağım...
h.nebahatyalçın
Edited by: san_
__________________
ayaklar çırpınırken, dansediyor eller...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 08:11


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum