Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞİİR > Şairlerimizden Şiirler

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 16-02-2011, 20:14
Baran Oktay Baran Oktay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 63
Standart Yılmaz Odabaşı Şiirleri

Yılmaz ODABAŞI (1961- )

Diyarbakır'da doğdu. İlköğretimini Diyarbakır Erdil, Ankara, Kayseri ve Gaziantep'te, ortaöğretimini de Diyarbakır'da Diyarbakır Lisesi'nde tamamladı. İzmir Hukuk Fakültesi’nde öğrenciyken siyasi nedenle tutuklandı Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde bir yıl hapis yattı. Öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kaldı.

Bir süre tabela ressamlığı, otobüs şirketinde yazıhane katipliği, bir ilaç firmasının Güneydoğu temsilciliği ve Diyarbakır'da kitapçılık yaptıktan sonra gazeteciliğe başladı. Akajans Muhabirliği, UBA (Ulusal Basın Ajansı) Diyarbakır temsilciliği, Ortadoğu Haber Ajansı Haber Müdürlüğü, 2000’e Doğru Dergisi Diyarbakır büro şefliği ile Türkish Daily News Gazetesi Güneydoğu temsilciliği yaptı ve Sokak, Gerçek, Söz, Aktüel, 200'e Doğru, Exspress, Özgür Gündem, Aydınlık, Siyah Beyaz, Cumhuriyet, Radikal İki, Evrensel ve Birgün Gazetesi'nde köşe yazıları yazdı .

Birçok kez "düşünce suçu " kapsamında yargılandı; Ankara Ulucanlar, Haymana, Bursa E Tipi ve Saray Kapalı Cezaevleri'nde tutuklu kaldı. Uluslararası yazar ve gazeteci örgütlerine üye olan Yılmaz Odabaşı, Türkiye’ de ise 2000 yılından sonra Mesam ve Nazım Hikmet Vakfı’nın Yönetim Kurulu Üyeliği dışında diğer meslek örgütleri üyeliğinden ayrıldı. Halen Yalova'nın bir köyünde Münzevi bir yaşam sürdürüyor.

İlk şiiri '81'de Oluşum, Edebiyat 81 ve Yeni Olgu dergilerinde yayınlandı. Sonraki yıllarda şiir ve düzyazılarıyla: Yarın, Yamaç, Sanat Rehberi, Yazıt, Öğretmen Dünyası,Temmuz, Broy,Yeni Düşün, Çağdaş Türk Dili, Yazılı Günler, Gökyüzü, Parantez, Evrensel Kültür, Düşler, Şairin Atölyesi, Cumhuriyet Kitap Eki, Birikim, Varlık, Gösteri, Edebiyat ve Eleştiri, Sonbahar, Son Duvar, Hişt, Ütopia, Öküz, Esmer vb.gibi süreli yayınlarda göründü. Şiirleri değişik dillere çevrildi.

İlk şiir kitabı Siste Kalabalıklar 1985’te, ilk hikaye kitabı Kül Aşklar 1991’de yayınlandı. Şiirleri çeşitli dillere çevrildi; 1992'de Irak’ın Duhok ve Almanya’nın Köln kentlerinde iki kitabı yayınlandı. 2005'te AB spon-sorluğunda Munster Literature Centre adlı yayın merkezi tarafından bütün şiirlerinden oluşan bir derleme Everey-thing But You adıyla İngilizceye çevrilerek İrlanda ve İngiltere’de, Feride adlı kitabı da Çetin Toprak’ın çeviri-siyle Kürtçe olarak yayınlandı. 1975-2000 yıllarını kapsayan Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi’ni derledi.Şiir kitaplarının yanı sıra, Nice Küllerden(1996, Anadolu Müzik) ve Kalbimde Hazan (1999,Yeni Dünya Müzik) adlarıyla kendi sesinden şiir albümleri çıktı, çok sayıda şiiri Ahmet Kaya, Edip Akbayram, Ferhat Tunç, Onur Akın, İlkay Akkaya, Hakan Ye-şilyurt, Metin Yılmaz, Grup Yorum, Grup Kızılırmak gibi müzik adamları ve grupları tarafından yorumlandı..

Yapıtları:
Yurtsuz Şiirler (1987)
Reşo, Talan İklimi (1987)
Aynı Göğün Ezgisi (1988)
Feride (1990)
Her Ömür Kendi Gençliğinden Vurulur (1992)
Günlerin Çarmıhında (1994)
Cehennem Bileti (1995)
Aşk Bize Küstü (1997)
Siste Kalabalıklar (1979-1984 şiirleri)
Kül Aşklar (Hikayeler, 1.Basım 1991)
Eylül Defterleri (anı, 1.Basım 1991)
Çocuklar ve Adresler (Hikaye, 1.Basım 1992)
Güneydoğu’da Gazeteci Olmak, (Araştırma-inceleme, 1.Basım 1994)
Bütün Kanamalar Umuttan (Günlükler,1.Basım 1995)
Sevginin Herkesten Şikayeti Var (Denemeler, 1.Basım 1996)
Düş ve Yaşam (Gazete Yazıları, 1.Basım 1006/Toplatıldı.)
Asef’in Dağları (Şafak Keya’da Çıplaktı / Film öyküleri, 1. Basım 1998)
Hayat Bilgisi Notları, (Denemeler,1.Basım 2002,)
Kuşlar Uzaktı Sonra (Hikayeler,1.Basım 2002)
Şarkısı Beyaz (Roman, 1.Basım 2004).

Ödülleri :
1987 Temmuz Dergisi -halk ödülleri-Şiir Yarışması Ödülü (Birincilik)
1988 Tayad Hikaye Yarışması (Üçüncülük)
1989 Tayad Şiir yarışması (ikincilik)
1990 Cahit Sıtkı Tarancı şiir ödülü
1992 Adana Altın Koza Film Festivali Film Öyküsü Ödülü,
1992 Çankaya Belediyesi Çocuk Yazını Yarışması (Üçüncülük)
1994 Petrol-İş Sendikası IV. şiir yarışması (ikincilik)
1994 ÇGD Çağdaş Gazeteciler Derneği “Yılın Gazetecisi” Ödülü
1996 PEN/ Onat Kutlar Film Öyküsü Yarışması Özel Ödülü,
1996 Adana Altın Koza Film Festivali Film Öyküsü Ödülü,
1998 Sabri Altınel Şiir Yarışması Birincilik Ödülü,
1992 ve 1998 HUMAN RIGHT WATCH/ Hellman-Hammet “Baskıya Karşı Cesaret” Ödülü, Nev York-ABD),
1999 Orhan Murat Arıburnu Şiir Yarışması 10. yıl Ödülü
1999 İsveç P.E.N. Onur Üyeliği Ödülü.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 16-02-2011, 20:15
Baran Oktay Baran Oktay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 63
Standart

KENDİNE BENİM İÇİN BİR GÜL VER

(Sensizlikle flört etmeyi sen değil, sensizlik bilir;
sesi ses, sessizliği sensizlik bilir…)

Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
ellerinden tut!
Çok ağrımış kendinin, siyah
ve ayaz kendinin.
Hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver...

Bak, Palandöken dağlarında karlar erimiş,
teknelerle kol kola bir bahar sulara inmiş;
dağlar için, sular için bana bir gül ver.
Bir gül ver söküldüğüm günler için
-ve önce kendinin ellerinden tut.-

Kendimin ellerinden tutunca,
içimden nehirler gibi akmak geliyor;
yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor.
Geberesiye içip salaş meyhanelerde,
buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor…

Tutunca kendimin ellerinden,
pusulasız gemilerde yatmak;
yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda
sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor…

Sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden,
ömrümün içinden akmak geliyor...

(Sessizlik sensizliği ezbere bilir;
sensizlik her şeyi bilir...)

Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
ellerinden tut;
sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin
ellerinden...

Bak, yıllarım sırılsıklam/ yağmurlar giymiş,
günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş;
dağlar için, sular için bana bir gül ver.
Avuttuğum düşler için bana bir gül.
Bir
gül
pusulasız gemiler, sökülmüş günler için...

(Ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım;
sen kendinin ellerinden tut
ve kendine benim için bir gül ver.)

Kendine
bir
gül(ü) ver

Yılmaz ODABAŞI
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 18-02-2011, 14:19
Baran Oktay Baran Oktay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 63
Standart

KONUŞSAM SESSİZLİK GİTSEM AYRILIK

Resmin rehindir gurbetimde.
Gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin.

Alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana.
Sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına;
konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...
Ve akşam, bir kez daha;
saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara!
“Bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”:
Çekmiyorsun!

Akarsuları imrendiren yüzün de,
sabahçı kahveler de biliyor:
Görüşmeyeli yorgunum
yıkık kentler kanadı sevinçlerimle.
Görüşmeyeli ya sen nasılsın,
adım, adresim durur mu defterinde?

Şimdi Siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim.
Beynimde iklimsiz papatyalar
ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde.
Sokakların gün batınca neden boşaldığını
ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum.
Konuşsam sessizlik/ gitsem ayrılık…

Sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne.
Al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara,
gurbetini rehnetme özlemimde…

Yılmaz ODABAŞI
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 21-02-2011, 11:40
berivan aktaş berivan aktaş isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 35
Standart




SANA YAĞMUR DİYORUM

Gidersen hani sığınaklarım?
Eksilir, zarar kalırım…
Kalırım!
Yeni günün tenine dağılır yaralarım.

Sana yağmur diyorum…

Uzun boylu umuttun,
tadında unutuldun.
Nerde büyük uçurumların,
kış suların, yaz uykuların?

Sana yağmur diyorum ıslaklığım bundan.
Yağ da ıslanalım, ama uslanmayalım,
uslanmayalım!

Gün, vursun yükünü gecenin hırkasına;
yol, vursun sesini uzaklığın pasına,
sesime kibrit çaksan tutuşacağım…
Sargısızım,
çoğalırım,
çoğaldıkça arsızım!

Sana yağmur diyorum…

En haklı aşk,
alkışsız sürebilendir
ve en haklı kavganın öznesi,
ölmemek için dövüşürken de ölebilendir…

O an…
İşte o an,
ey bizi ayrı takvimlere düşüren zaman,
yere bir bahar dalı düşmüş gibi mi olur?
Sıradağlar mı tutuşur bağrının orta yerinde?

Yeter, kan sıçratmayın sabahın seherine;
Boğulursunuz…Boğulursunuz!

Yılmaz ODABAŞI


Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 25-02-2011, 13:18
Baran Oktay Baran Oktay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 63
Standart



SENİ BİR TUFAN GİBİ SEVDİM

(Martılar gelmezdi ki sizin ordan,
martılar sizindi ey evlerinin önü deniz;
bizde ölen kartallardan, dağlardan size haber veriririz,
bir bakımlık deniz, bir avuç imbat göndermediniz…)

I
Seni bir çığlık gibi sevdim.
Uzanıp sesimin avlularına sen de her sabah
Sabah/ sevince bir sevgiyle gideriz.
Sonra durur vitrinlerden çiçekleri seyrederiz;
puştluklar bizi seyreder, biz çiçekleri...

II
Seni bir kar gibi sevdim;
üşüye üşüye e-ri-diim!
Bak, kentleri de, dağları da bozdular;
başka rüzgârlar giydirdiler kentlere,
dağlara başka tüfekler.
Kalk,
gidelim;
buralardan gidelim!

III
Seni bir namlu gibi sevdim
Sen ise tetiklerimi ezberliyordun
kıyametler koparken alnından bu kentin;
seni bir tufan gibi sevdim
bedenim alabora!

Yılmaz ODABAŞI



Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 05-03-2011, 14:54
Baran Oktay Baran Oktay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2010
Mesajlar: 63
Standart

HAYAT GÜL KOKULU BİR SAĞANAK YİNE

Gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı.
Ne varsa uçurumlar eşiğinde,
hüzünlerle yalpalayan ne varsa
gözlerimin önünde,
ve hayat gül kokulu bir sağanak yine…

Bir şeyler anlatmak istiyor hayat
ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına…

Gün batıyor...
Gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım.
Unutuyorum sevgilim suretini;
durgunluğum “niçin”di unutuyorum…

Gün batıyor...
Gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma.
Umurumda değil ne yağmur ne ayaz
ne de bu kerpiç kokusu havada;
unutuyorum, sabaha kadar, gün batıyor
ve geciken sabahlara koşuyor kuşlar,
gözlerimin önünde
ve hayat gül kokulu bir sağanak yine…

Yılmaz ODABAŞI
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 12-03-2011, 16:44
berivan aktaş berivan aktaş isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 35
Standart


Senin İçin

Her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni,
yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin,
gelişigüzel bir nesne, bir iskemle gibi,
yazla birlikte biten kısa bir tatil,
çekmecede bir kart gibi bırakıp gittin...”
-L.Aragon-

Senin
için
yaz,
hep aynı bulutlarla geliyor.
Gönlüne sokulan yeşiller sararıyor
ve yazgısı iklimlerin
hep daracık pencerende kalıyor...

Senin
için
şu upuzun sokaklardaki daracık bahçelerde
kısacık güller oturuyor;
sahillerde takalar,
şehirlerde kışkırtıcı sevinçler dolaşıyor...

senin
için
yalnızlık,
kalbine kırbacıyla giriyor
eski güftelerin sözleri birden ayaklanıyor...

Senin
için
odalar, sofalar utanıyor;
o saat bulvarlara serseri yağmurlar yağıyor…
Yağıyor…
Sen eskiyen bedenini kederle ovuşturuyorsun;
sen şehrin dinmez uğultusunda
geceye şarkılar söylüyorsun...

Senin
için
yoksul ve mahcup evlerde fokurdayan demliklerin buğusu
gözlerine düşüyor;
anılar defter sayfalarında kurutulmuş çiçekler gibi susuyor…
Susuyor!

Senin
için
terk edilmiş bir adam şimdi şiirler yazıyor;
göğsünde yerin bomboş duruyor…

/Herkes seçti adamını ey kadın
Herkes sana bıraktı yalnızlığını! /

Senin
için
sensiz her günümü bir yüzyılla saydım,
yeni bir yangına milat var artık;
düştü tetiği yüreğimin yığıldım kaldım...


Yılmaz ODABAŞI




Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 14-04-2011, 14:15
berivan aktaş berivan aktaş isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 35
Standart

GÖZLERİN GÖKYÜZÜNDE BİR DOLUNAY

diyelim ki sessiz gecede poyraz
sis çökmüş o heybetli dağlara
yurdun da kar altında, gözlerin gök-
yüzünde bir dolunay

diyelim ki sınamışsın uzaklığın ihanetini
seslere çarpmış sesin
ama ulaşmamış nefesin

diyelim ki şarabın dökülmüş, suların kesik
bu hayat seni bir oyuncak sanıyor

diyelim ki sana çıldırmak yasak, sana ağlamak
yasak, yarın yasak, düş yasak sana

diyelim ki üşüyorsun kısacık bir ömrün sığınağında
bir çay bile ısmarlamıyor hayat!

diyelim ki lekesiz hiçbir şey kalmamış artık
sis çökmüş güvendiğin dağlara...

kederli bir süvari ol
orda! sen orda
bırakma atını mahmuzlamaktan

bıkma bu puştlar panayırında
berrak nehirler aramaktan!

yaslı bir kışa rehin düşse de günler
kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt
o tomurcuk düşlerin yağmuruyla ıslansın

(o tomurcuklar ki bahçedir bir gün insanlığa güllerden
hep ilenç mi?
sevinçler de devşirmeli bu ayaz mevsimlerden!)

çünkü her insan bir limandır baş ucunda tekneler
çünkü herkesin hüznü kocaman, aşkları dalgın

kimi kesik, kanıyor şah damarından
kimi bozgunda yetim dervişan
kimi aşklarıyla, düşleriyle perişan

(yamalı yerlerinde
kanıyor hayat
tutunduğun yerlerinden
soluyor hayat...)

bu yüzden salıver düşlerini kendi uğruna yansın
salıver düşlerini ateşlere abansın!

tutunduğun yerlerinden solarken hayat
bıkma atını mahmuzlamaktan

bıkma sendeki insan için
derin uçurumlar arşınlamaktan...

yaslı bir kışa rehin düşse de günler
bir gün rüzgar esecektir suların serinliğinden
bir gün kırlangıçlar da geçecektir göğün genişliğinden

yaslı bir kışa rehin düşse de günler kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt
o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın

çünkü senin de bir ütopyan varsa,
i n s a n s ı n...

Yılmaz ODABAŞI
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 27-04-2011, 12:18
berivan aktaş berivan aktaş isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 35
Standart





HER ÖMÜR KENDİ GENÇLİĞİNDEN VURULUR


-İsa’dan sonra XX. yy.-

I
Yaşarken de söyledim kimse bilmeyebilir bunu,
Fatiha suresi kadar eski,
günlerin çarmıhında isa kadar yaslıyım
ve tanrılar kadar çok yaşadım
kimse bilmeyebilir...

Daha kırlangıçları yalancı bir dünyada yaşıyorum;
dağları yıkılan, dalları kırılan bir dünyada.
Kayıp suretler için fotoğraflara koşuyorum
kimse bilmeyebilir...

Günlerin çarmıhında
Küle savruldum, ayrılıkları saydım,
bir hançer sapladım nevrozlu bir sevgiye;
kan bile damlamadı, yürüyüp gittim.
Yüzüme yalancı bir sevinç iliştirdim...

II
Fal bakan çingeneler esmerdi, yalancıydı,
dönmeyecektin!
Belki kuruyacaktım,
belki çarpa çarpa akacaktım o denizlere;
İntiharlara aktığım gibi o denizlere,
bilmeyecektin!

Çıkıp sina dağına o denizlerle
İbranice konuşacak, İblis’i kovacaktım;
İblis’i
kovmak
belki,
yarısını dünyanın
kovmak demekti...

III
Bir gülün bir odayı,
bir leşin bir semti kokuttuğu kentlerde,
bir ömür,
çarpar,
akar
da nasıl eskitir yatağını
kimse bilmeyebilir...

Tanıktım,
yargıç
ve sanık;
Yürüyüp gittim…
Yüzüme yalan bir mutluluk iliştirdim:
Günlerin çarmıhında İsa gibiydim…

IV
Günlerin çarmıhında
seni ağrıyan yanlarımla sevdim,
tutuklu kollarımla;
yokluğunda burada yıllar verdim.
Yokluğuna
burada!

Herkes bilecek bunu; tabancaya gerek yoktur…
Tabancaya gerek yoktur!
Sen haklı bir cinayetsin günlerin duvağında:
H e r ö m ü r k e n d i g e n ç l i ğ i n d e n v u r u l u r...

Yılmaz ODABAŞI



Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 16-07-2011, 22:12
tiryakinim tiryakinim isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 1.137
Standart

BU SENSİN

Bu sensin
Ve sesin

Bu terin ve tenin haklı ıslaklığı
Kal öyle
Isıt gözlerimi gülüşlerinle

Birazdan kapılar kırılacak belki de
Birazdan kapkara bir örtü olabilir gözlerimizde
Biz diz kırarken sinesinde sancının
Yolunur papatya
Deşilir ten
Ve yara da !
Çünkü ölmek günleri biraz da
Gülmek günleri(de), inadına
Gün gülümsemeleri ardında

Gün gülümsemeleri ardında
Dağlandıkça
Dağlaşmak
Ve dağları sevmeye yaraşmak
Yaraşmaya
Yanaşmak günleri

Sen de yanaş kıyılarıma bir vapur gibi
Çarpıp durayım güvertelerde gözlerine

YILMAZ ODABAŞI
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 04:53


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum