Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Deneme Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 27-09-2008, 22:00
ahker ahker isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 90
Standart

<DIV ="dei***111;nwrapper">

<DIV id=c***111;ntent-wrapper>
<DIV id=crosscol-wrapper style="TEXT-ALIGN: center">
<DIV id=crosscol ="crosscol secti***111;n">
<DIV id=main-wrapper>
<DIV id=main ="main secti***111;n">
<DIV id=Blog1 ="widget Blog">
<DIV ="blog-posts hfeed">
<H2 ="date-er"></H2>
<DIV ="post hentry uncustomized-post-template"><A name=4833132339729846698></A>
<H3 ="post-title entry-title">memleketimden şair manzaraları </H3>
<DIV ="post-er-line-1">
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">"Bir kolundan şah tuttu bir kolundan padişah
Siktiler cebren götünden mâder-i hürriyeti"
Şair Eşref
***
Siz de bilirsiniz: Aziz Nesin, halkımızın her üç kişisinden dördünün şiir yazdığını söylerdi. Bu cümlede, eleştirel ve ironik bir dokundurma var bana kalırsa. Cümleden, istenirse, şiirsever, şiire meftun bir halk olduğumuz sonucu da çıkarılabilir ya, ben burada Nesin***8217;in, onu demek istediği kanısında değilim. Tersine, Nesin, mezkur cümlesiyle, halkımızın şiiri hiç önemsemediğini, ciddiye almadığını; şiiri şıpinişi yazılabilen bir uğraş olarak gördüğünü; şairliğin ***8220;boş işler müessesesi***8221; ve şairin de ***8220;kaldırım mühendisi***8221; gibi algılandığını söylüyordu. O bunu demek istememişse de, ben böyle yorumluyorum ve yorumumun da sonuna değin arkasında duruyorum.

Gündelik konuşmalarda, yeni tanıdığınız kişilerle ilişkilerinizde, siz de sıkça rastlamışsınızdır: ***8220;Ah gençliğimde ben de şiir yazardım***8221;, yahut, sizin şiir yazdığınızı ve yayın organlarında yayımladığınızı nasılsa işitmiş birinin ***8220;ben de şiir yazıyorum***8221; deyiverdiğini. Saftorikliğinize gelir de, ***8220;görebilir miyim bir şiirinizi***8221; derseniz, çoğu kez eksiksiz bir yandı gülüm keten helvası havasıyla karşılaşmanız işten bile değildir. Günümüzün gazete diye çıkan magazinel-sansasyonel paçavralarında, kadın bedeni ve ayaktopu faşizmi üzerinden izlencelerle yüksek meblâğlarda paralar kazanan tv kanal(izasyon)larında arz-ı endam eden ***8220;kaset şairleri***8221;nin çığırtkanlıklarına benzeyen safsataları, tırnaklarınızı kemirerek, ***8220;yeter be!***8221; dememek için nerdeyse kalp spazmına yol açabilecek gerilimlerle dinlemeye hazır olun artık. Döktürürler de döktürürler! Analar ne arslanlar doğurmuştur! Hira Dağı***8217;nda Muhammed***8217;e, Tur Dağı***8217;nda Musa***8217;ya gelen vahiyler bile, böylelerinin ilham zenginliğinin yanında halt etmiştir! Bir de beğenmek mecburiyetiniz vardır ha, çektiğiniz işkence seansları yetmez. Beğenmezseniz, sizi burnubüyüklükten tutun, derece derece genişleyen başka olumsuz sıfatlarla karalamaya kadar varan hazır kıtaya dönüşüverirler oracıkta.

Yukarıdaki iki paragrafta, halkımızın şiir beğenisi fukaralığına değindim. Şiire ve şair kişiye bakışındaki sakatlıkları / salaklıkları elledim. Şimdi biliyorum, kimi ***8220;romantik halkçılar***8221;, kimi ***8220;kitle kuyrukçuları***8221;, kimi ***8220;öldür Allah Marksçılar***8221;, beni Bekir Coşkun***8217;a benzetecekler. Seçkincilikle (elitist olmakla) itham edecekler. Halkımızı ***8220;bidon kafalı***8221; ve ***8220;kıllı göğüslü***8221; şebelekler diye tasavvur ettiğimi savlayacaklar, olsun, ben bu minval safralıklarla çok çarpıştım, vız gelir, tırıs gider.

Ben, günlük aş-iş kavgasındaki insanların şiire yaklaşımlarını beğenmiyorum diye, onları dışlamıyorum ki. Halktan ve halk çocuğu olduğumu yadsımıyorum ki. Kökence yoksulluktan gelmiş biri olarak yadsıyamam da. Bu ülkenin önde gelen üniversitelerinin birinden dereceyle mezun olduğum halde (bunu söylerken yüzüm kızarıyor), kıtkanaat yaşamanın ne demek olduğunu gayet iyi biliyorum. Bu necipliğinden ve nezihliğinden sual olunmaz Emlâk Memleketi***8217;nin coğrafyası ve tarihi, benim talihimi hiç güldürmedi.Uzun yıllar***8220;sol sakıncalı***8221;ydım devlet arşivlerinde. (Şimdi aklandım mı, vallahi bilmiyorum). Çok yüksek puanlarla kazandığım sınavlara karşın, cüzamlı muamelesine tâbi ***8220;negatif ayrıcalıklı bir Türk***8221; olarak, kamu hizmeti koltuklarından ırak tutuldum. Böyleyken, ne diye küçümseyeyim halkı? Benzer acılardan geçtik, benzer ağulardan içtik, ben bu halkın mütemmim cüzüyüm. Halkla hesaplaşmak gibi bir derdim yok benim. Onun yaşadığı maceraların içinden geldim, içinden gidiyorum. Bir olguyu saptıyorum burada, nesnellikle saptıyorum: Bu halk, sadece ekonomik açıdan değil, toplumsal, kültürel, siyasal açılardan da kuyruk sokumuna kadar sömürüldü. Sanatsal (estetik) açıdan derseniz, vandallarca tam bir soykırıma uğratıldı. Sonuç, kaçınılmaz olarak böyle olacaktı. Karnını doyurması, barınması vd. en yaşamsal gereksinmelerini sağlaması engellenen insanların şiirle hemhal olmasını beklemek, hamakatlık değilse hamhalatlıktır, o da değilse hamhayalciliktir. Bu sebepten, halkın şiir beğenisinin düşüklüğünü göstermek, haddizatında onun müstahak olmadığı bir yerde durduğunu, tutulduğunu belirlemekle eşdeğerdir.

Halk Cephesi***8217;ndeki şiir ahvalini böylece berraklaştırdıktan sonra, gelelim madalyonun öbür yüzüne: Şairler Cephesi***8217;ne***8230;Hemen itiraz edilebilir bu deyişime: ***8220;Şairler Cephesi de ne demek, şairin cephesi halkın cephesinden başka bir cephe midir?***8221; diye. Doğrudur, şair de esasta emekçidir ve ezilen sınıfların sesidir; dahası has şairlerle halklar etle tırnak gibidirler, ayrılmazlar (burada tekil örnekler sunmak gereksiz, bilenler biliyor). Öyleyse, şair cephesi ve halk cephesi türünden bir ayrıma gitmek, sosyolojik olarak yanlıştır; ama, sanat fenomenleri bağlamında doğrudur ve ben bu ayrıma burada, kategorik olarak değil, kuramsal olarak gidiyorum.

Bir kere baştan demeliyim ki: Çok iyi, estetik ve etik seviyece çok güçlü şairlerimiz var. Ve onların dünya şiiriyle boy ölçüşebilecek şiirleri var. Bunları bir kenara bırakarak, ben bu yazımda, şiir dünyamızı arsız ayrık otları gibi kuşatan, zehirli sarmaşıklar gibi sarmalayan, benim kaba hatlarıyla ***8220;olumsuz şairler***8221; veya şair nitemine yaraşır bulmadığımdan, kasten aşağılayıcı bir biçemle ***8220;müteşairler***8221; diya adlandırdığım kesimin topografyasını çıkarmaya, profilini çizmeye çalışacağım. Öyle bir müteşairler tipolojisidir ki bu, neresinden deşmeye kalkışsanız orası elinizde kalıyor. Şair ve şiir adına üzgülere gömülüyorsunuz, mahvoluyorsunuz özcesi. Şairden de şiirden de buz gibi soğuyorsunuz hattâ. Hani, Muhammed Peygamber***8217;e izafeten söylenen bir söz var: ***8220;Ben Arabım ama, Arap benden değil.***8221; Siz de hayatınızı şiire adayan, insan olmanın anlamını şiirle doldurmaya çalışan bir şairseniz (şiirseverseniz), ***8220;Ben şairim ama, şairler benden değil***8221; demek demek mecburiyetinde kalıyorsunuz, elinizde olmadan.

Söz konusu olumsuz şairlerin / müteşairlerin niteliklerini birbirinden kalın çizgilerle ayırmak pek olanaklı değil. Bu nitelikler öylesine benzerlikler taşıyabiliyor ki bazen, biri diğer(ler)ine sınırdaş, biri diğer(ler)inin içinde, biri diğer(ler)ine yapışık olabiliyor kolaylıkla. Öbekler halinde anlatacağım niteliklerin sadece birini taşıyan bir şair olabildiği gibi, birkaçını ya da hepsini birden taşıyan şairler de var. (Burada kullandığım ve aşağıda sürekli kullanacağım şair ibaresini, lâfın gelişi kullanıyorum, onları şair gördüğümden değil). Hemen söyleyeyim ki, benim burada saptadığım niteliklerden çok daha çeşitlisini siz de saptayabilirsiniz.

1.BENMERKEZCİ ŞAİRLER: Bu şairler, büyük dağları Allahın yarattığına inanırken, orta boy dağları da kendilerinin yarattığına iman eden şairlerdir. Varsa yoksa onların yazdıklarıdır şiir! Çağlar-üstü ve zamanlar-ötesi bir konumları olduğunu, bu kahpe dünyaya bugüne değin kendilerinden büyük bir şair gelmediğini, bu Allahsız-Kitapsız yeryuvarlağına daha sonra da kendilerinden büyük şair gelmeyeceğini düşünürler ve söylerler. Şiir, onlarla başlamış ve onlarla bitmiştir, sürecekse de onlarla sürecektir! Bunlar arasında, her nasılsa, poetikçe ve estetikçe yetkin şairler olabilmekle birlikte, çiziktirdikleri sinek boku mesabesinde olmayanlar da vardır. Florinalı Nâzım***8217;ın postmodern imitasyonları.

2.REKLAMCI ŞAİRLER: Kendilerini görünür kılabilmek için, tüm insanca değerlerin üstünden yıldırım hızıyla geçebilirler; yeter ki, gündemde olsunlar ve tüm kamuâlem onlardan bahsetsin. Ekranlarda boy göstermek, şiir şenliklerinin müdavimi olmak, ulusal-uluslarası şiir organizasyonlarının vazgeçilmez elemanı olmak, bunların has işleridir. Gorki, o paha biçilmez değerlerle yüklü cümlesini, böylelerini iğnelemek ereğiyle söylemiş olamaz mı: ***8220;Bütün düğünlerde onlar gelin ve damat, bütün cenazelerde onlar ölü.***8221; Sponsor bulmakta asla zorlanmazlar, zira dirsek temaslarını, ayak oyunlarını ve kimin arabasına binerlerse onun şarkısını (şiirini) söylemeyi müthiş kıvırırlar. Bukalemundurlar, araziye uyma yetenekleri konusunda bunların eline kimse su dökemez. Sağcı, solcu, dinci, lâik, milliyetçi, liberal, fark etmez, bilumum iktidarlarla çok iyi geçinmekte de gayet mahirdirler.

3.YARIŞMACI ŞAİRLER: Ben bunlara ***8220;hipodrom şairleri***8221; diyorum. Yorulmak bilmez atlar gibi koştururlar ordan oraya. İster en ücra bir taşra kasabasının belediyesi, ister yerel bir gazete, ister entipüften bir sanat dergisi düzenlesin, her boydan ve her boyadan şiir yarışmasına balıklama atlarlar. Hele bir de, faraza bir plaketle, birkaç kuruş parayla veya bilmem işte birincilikle, beşincilikle filan ödüllendirilmesinler, seyredin o vakit gümbürtüyü. Bunu internet sitelerine, kendilerini tanıtırken yazmayı mümkünü yok unutmazlar. Mesela ben bilirim, o zamana kadar birkaç da kayda değmez kitap yayımlamış orta yaşlı bir taşra şairi, bir yerel gazetenin düzenlediği şiir yarışmasında, 20 bilmem kaçıncı geldiğini, sonradan yayımladığı kitaplarının arka kapağına yazıp durmuştu. Gene, çok yakınlarda, adı-sanı bilinmez bir dergiciğin düzenlediği ve katılımcı sayısının 10***8217;u bile bulmadığı şiir, öykü, deneme yarışmalarında sırasıyla 1.ciliğe, 2.liğe ve 3.lüğe lâyık(!) görülmüş ***8220;profesyonel***8221; (futbolcunun profesyonelini işitmiştim de, şairin profesyoneli nasıl olur, aklım hiç almaz ya) bir internet şairi de bunları, sanal bir edebiyat sitesinde şişine şişine bildiriyordu. En çok, yarışmacı şairin egosunun patlamasından ürkerim. Bunlar, şiirleriyle değil, istatistiki birtakım rakamlarla ayakta durmaya çalışırlar ki, şiirin haysiyetini yerin dibine sokan şair tipi de en çok bunlardan zuhur eder. Şiirin, temelde ontolojik (varoluşsal) bir ıralanmakla yükümlü olduğunu, kıraçlıktan çatlayan akılcıklarının kıyısından dahi geçir(e)mezler. Ayrıca, kimin hangi sidik, af edersiniz, şiir yarışında kaçıncı geldiğini de size bircik bircik sayabilirler. Kıskanç ve dedikoducudurlar ayrıca. Ellerinde bir mezura, pardon bir şiirmetre, hangi şair müsveddesi, hangi kulvarda hangi ipi göğüslemeye çalışmaktadır, onun derdindedirler. İhtiyar dünyamızın gördüğü ve göreceği en gülünç (komik değil) şairprototipidir bu. Ben kendilerine acımaktan ölüyorum hakçası, öylesine patetiktirler ki. Sanatlar alanının, kendine özgü paradigmaları ve yasaları bir yana, öznelliklerle ıralandığını, bu yüzden de sanat insanlarının ve onların eserlerinin yarıştırılmasının, sanatı / sanatçıyı bir emtiaya, bir eşyaya dönüştürmek isteyen maddeperest ve ruhsuz kapitalizmin pis bir tuzağı olduğunu bunlara anlatamazsınız. Kısacası: Şöyle bir parlatılıp, bir süre kullanıldıktan sonra çöplüğe fırlatılmak üzere numaralanmış, Türk Şiir Oligarşisi***8217;nin oyuncak-şairleridirler onlar. Şiir tiranları ve şiir sömürgenleri, onları kullanırken, onların aşağılık komplekslerini tamir etme ameliyesini de aksatmaz tabii.

4.SAVSÖZCÜ ŞAİRLER: Bunlar, şiir söylemezler, şiir yazmazlar. Bangır bangır bağırırlar. Üstlerini-başlarını paralarlar adeta. Ortalığı kurugürültüye boğdukları kadardır şairlikleri. Üş-beş kalıp-kavramdan gerisini bilmezler Bu cenahta saf tutmuşun da envayi çeşidi vardır: Sert devrimciler mesela. Nâzım***8217;dan başka şair, kargadan başka kuş tanımazlar. Ece Ayhan mı, bırakın şu marjinali! Cemal Süreya mı, İlhan Berk mi, erotizmacıdır onlar, erotizma devrimciyi bozar. Sabri Altınel de devrimcidir ya, hem de şiirinden ödün vermez bir devrimcidir ama, ne gam, adını duymamışlardır! Gonca Özmen mi, Zeynep Köylü mü, amaaan siz de, burjuva süprüntüleri işte!..Mümini-mütedeyyini başka bir âlem: Vaaz etmekle şiir yazmayı birbirinden ayıramayan bir tuhaf mahlukattır. Madem, bizi Allah yoluna çağırmakla yükümlü sayıyorlar zat-ı âlilerini, neden müftülükle, o olmazsa neden bir köy camisinde imamlıkla iştigal etmediklerini düşünedurmuşumdur hep...Milliyetçisi mi: Hira Dağı kadar Türk olmanın dayanılmaz ağırlığından mustariptirler. Ergenekon ve Oğuz Kağan masallarından mülhem anakronik ruhlarını dezenfekte etmenin çaresini, neden şiirde ararlar, onlara da aklım ermez hiç. ***8220;Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır / Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır***8221; hamasetini şiir zannetmekten şekvacı olmadıkları gibi, çok enteresan, ziyadesiyle hoşnutturlar.

5.SULUGÖZLÜ ŞAİRLER: Bunlar, ağlamakla-sızlamakla şiir yazmayı, birbirine feci halde karıştıran şairlerdir. Modern değil,pre-modern çilekeşler! Ahları-vahları, yerleri-gökleri tutmuştur. Kahpe Felek, olanca insafsızlığını sadece onlara harcamıştır! Mağdur ve mazlum pozisyonlarında durmaktan mazoşistçe ve hedonistçe tatlar devşirirler. İki gözleri iki çeşmedir her daim. Kendilerine acımakla kalmazlar, sizi de acındırmaya savaşırlar. Hep onlar terk edilmiştir ve mahut sevgililerine ***8220;ya benimsin, ya kara toprağın***8221; tarzında inciler döktürmekten telef olurlar. Hep onların hakkı yenmiştir ve günü gelir sizi de, hiçbir dahliniz olmadığı halde, vicdan azaplarına gömerler! Şiirleri dilenci çıkınlarına benzer.

6.İNTERNET ŞAİRLERİ: Şunu vurgulayayım önce: Şairlerin internette şiir yayımlamalarına mutlak olarak karşı değilim. Ne var ki, internette şiir yayımlamayı mutlaklaştıran şairlere, gündüzünü-gecesini sanal edebiyat sitelerine şiir yollamaya hasredenlere karşıyım. Bunlar, düpedüz msn manyağıdır ayrıca. Şiirlerini oraya buraya yollamaktan bitap düştükleri çok görülmüştür. Sonra, ardı ardına yorumlar gelir şiirlerine. Ne yorumlardır ama: ***8220;şahaneydi, çok güzeldi, tebrikler, sevgilerimle, saygılarımla***8221; kuruluğunu ve samimiyetsizliğini asla ve kat***8217;a aşamayan, tırşıkçılığı kimselere bırakmayan, yırtık-çuval yorumları hepsi de. İnternet şairi bunları hemen onaylar ve şiirinin altına kayıtlar. Keyfine diyecek yoktur, şairliği tescillenmiştir zira. Aynaya bakar azamatle ve şükreder Allahına, müdahildir artık Şuara***8217;ya, kimseler koparamaz. Ama, bir şey daha yapması gerekir: Şiirine bol keseden övgüler püskürten kişinin şiirlerine bakar, dudaklarını büzer, yüzünü buruşturur, beğenmez de eli mahkumdur; tutar, o da onun şiirlerini yıkayıp yağlar. Tamamdır artık, ***8220;şiirci kötülük dayanışması***8221; yürürlüktedir. Karşılıklı mesajlaşmalar başlar ve buradan büyük olasılıkla şiiri dışlayan ama duygusal iletişimleri başlatan çağrışımlara geçilir. Olağanüstü bir aşk***8217;ın ilk kıvılcımları çakmıştır! Mutluluklar!

7.ELEŞTİRMEN DÜŞMANI ŞAİRLER: Her yumurtladıkları, muhteşemlik âbidesi şairlerdir. Kıllarına dokunamazsınız. Kırk gün sırtınızda taşıyın bunları, bir dakikacık indirin, görürsünüz hanyayı-konyayı. Çoğunun yazdıklarının şiirle kıyıcığından bir âşinalığı olsa, âmenna! Öyle değil ama! Demokratlık nedir, azıcık bilseler, sorun çözülecek oysa. Hem yayımlıyorlar yazdıklarını, hem de herkesin avuçlarını patlatırcasına alkışlamasını bekliyorlar. Demokrasi kültürü, eleştiriyi, eleştiriye katlanmayı ve özeleştiriyi de içermez mi? Siz yayımlayacaksınız, beğenen de olacak, beğenmeyen de. Beğenmeyenler, neden beğenmediklerinin yazınsal / estetik gerekçelerini tutarlılıkla sergiliyor ve sizin kişiliğinize saldırmıyorsa, bundan gocunacak ne vardır? Siz de, anti-tezlerinizi ileri sürer, sanatınızı savunursunuz. Erdemlilik, bütün bunları basiretle, ferasetle karşılamaktır. Karşılayamıyorsanız, şair olmak bir yana, düz bir insan bile olamazsınız. Kaldı ki, sizin eleştirmen dediğiniz kişi, sizin emrinizde çalışan, ağzı var dili yok maaşlı devlet memuru değildir ki, sizin her dediğinize biat etsin!..Eleştirmen düşmanı şairler içinde, az da olsa, şiiri bihakkın bilen şairler de var. Hadi cühela takımı şuara neyse ne de, bunlara n***8217;oluyor Allah aşkına! Bunlar, nasıl oluyor da, çapsızlaşıyor, kertikleniyor? Şiirin ***8220;salt estetik***8221; işi olduğu, şiir denen estetik nesneyi yazan şair-öznenin ***8220;etik***8221; davranmasın da zorunlu olmadığı zehabında mıdırlar mütemadiyen? Ahlâksız şairin şiirinden kim ne türden bir etkilenme yaşayabilir ki? Yaşasa bile, o etkilenmenin okuyanı / şiirseveri dönüştürücü bir işlev taşıması mümkün müdür? Böylelerinden yediğim küfürlerden Tuna***8217;ya köprü olur.

8.EDİTÖR TASLAĞI ŞAİRLER: Kıytırık dergilerin editörleri de dahil, çoğunun sahte asaletten ve gururdan başı dönmüştür. Dergilerinde yazmanız için sizi baştan bir güzel yağlayıp ballarlar. Ne derseniz deyin ***8220;kahve dövücünün hınk deyicisi***8221; gibi başlarını sallarlar. Özgür ve demokratik bir ortamda yazdığınız illüzyonunu yaşatırlar size bir süreliğine. Geçici ve kandırıcı bir mutluluktur bu. Çok sürmez, dergi birkaç sayı çıkmış ve hatırı sayılır bir okur kitlesine ulaşmıştır. Birkaç dost mahfilde de adı geçmiştir. Yazı ve şiir sağlama sıkıntısını da nispeten atlatmıştır. Editörün biti kanlanır, çehresine taktığı maskeyi indirir ve size ihtiyacının kalmadığını hissettirmeye başlar. Her yazdığınıza maydanoz olmaya başlar, muradı ***8220;ben dergi patronuyum, bir statüm var artık, yanısıra şairim de***8221; görüntüsünü meşrulaştırmaktır. Bunu başarır da nitekim. Hepi topu beşbuçuk şiir yazmıştır ama, sizin yıllardır edindiğiniz birikimin üstüne, bu beşbuçuğu sıvamasını da becerir. Şiirinizin haysiyeti vardır, çeker gidersiniz ordan. Hayır, siz özgür iradenize göre kopmamışsınızdır dergiden; o sizin şiirlerinizi beğenmemiş ve size ***8220;yol göstermiştir***8221;! Şairdir ya bir yandan da, kibarlığına halel gelmesin diye, kovdum demeyebilir; bunu bir iyi niyet belirtisi sanmayın sakın, görgüsüzlüğünün ve ahde vefasızlığının kılıfıdır.

9.MEMUR (KILIKLI) ŞAİRLER: Çoğu, halihazırda çalışan veya emekliöğretmendir. Memur kılıklıların kimisi detapu dairelerinde, yerel yönetimlerdeki arpalıklarda filançöreklenmiştir. Emniyet mensubu, asker, hekim, avukat, öğretim üyesi vs. olanları da var. Yahut, meslekçe memur olmadığı halde (kaldı ki memurluk meslek değil, bir pozisyondur), ruhça memur olan şairler. Şiir, onlar için, dost meclislerinde meze olmaktan öteye geçmez pek. Gül gibi meslekleri vardır zaten, şairlik de şanları olsun! Süs eşyası, yüzgörümlüğü cinsinden bir şey işte. İstediklerinde takacakları, istediklerinde çıkaracakları bir kravat gibi mesela, yahut bir silindir şapka. Daha fiyakalı görünmenin bir çeşit alâmet-i farikası! Âmirlerinin müsaade ettiği kadar şairdirler, maazallah ekmek teknelerinden olurlarsa, evlâd-ı iyallerine kim bakar sonra! Kaytan bıyıklısı da var, kayık ayakkabılısı da.Takım elbise giydirilmiş robotlara benzerler.

10.ŞİİR KONTROL HAPI KULLANMAYAN ŞAİRLER: Hastalıklı keçinin bokunu fırlatması gibi, şiir fırlatırlar beş vakit. Günde bir kitap boyutunda yazanlarına rastlarsınız. Yüce Allah bunlara bir ilham bağışlamıştır ki, yaratıcılıklarının haddi-hesabı yoktur! Her satırları değil yalnız, her sözcükleri ve her heceleri, hattâ her harfleri mukaddestir, hadis hükmündedir nerdeyse! Ol sebepten ki, arkalarına bakmadan tam gaz yazarlar, şiirlerinin kılı-kılçığı var mıdır diye düşünmezler hiç. Yoktur, Allah olanca rahmetini onların kalbine doldurmuştur! Öyle ki, kitaplısından vazgeçtim, internet budalasının panelinde bile, binlerce şiirle yüzgöz olmak zorunda kalabilirsiniz her an. Nuh Nebi***8217;den kalma kafiyelerle yazarlar ve yazdıkça da azarlar. Durdurabilene aşk olsun!

11.HİÇ OKUMADAN HABİRE YAZAN ŞAİRLER: İçlerinin bir okyanusları vardır ki, tükenecek cinsten değil. Kimilerinin kendince mazeretleri var, yerseniz artık: Etkilenmemek ve özgün kalmak için okumazlarmış. ***8220;Hadi şiir okumuyorsun bu yüzden diyelim, peki başka birşey neden okumuyorsun***8221; deyin hele, ağzınızın payını derhal verirler: Senden mi sorulacak? Bundan yıllar önce, gözlerimle gördüm, kimi kitaplarını 10.000 bastırmış emekli ilkokul öğretmeni bir şair tanımıştım bizim Trakya***8217;da. Kendisine hangi şairlerden hangi şiirleri sevdiğini sormuştum, cevap Allahlık Ali Bey cevabıydı: ***8220;Ben öğretmen okulundan mezun olduğumdan beri hiçbir şey okumadım.***8221; Böyledir bizim memleketin şairi, var mı bir diyeceğiniz, okumaz okumaz, size ne!..Bir keresinde de, henüz bir ay kadar önce, şiirlerini hakçası beğendiğim, üniversiteden Tarih mezunu bir gençle yazışıyorduk internetten. Kimi sanat-edebiyat dergilerinde şiirleri yayımlanmış, bir de düzyazılardan oluşan bir kitabı varmış. Ece Ayhan***8217;dan söz ederken, ben, Ece diyormuşum da, ***8220;o kadın şair***8221;le o kadar samimiymişim de, onun için mi Ece diyor muşum; bunu soruyordu bana. Ece Ayhan***8217;ı kadın diye tahmin ettiği yetmezmiş gibi, İkinci Yeni***8217;nin en sıkı şairinin öldüğünden habersiz olduğu gibi, üstüne üstlük onun kadın olabileceğini düşünmüştü. Aklımı kaçırayazdım! Meğerse, bir-iki gün sonra anladım ki, sanal edebiyat sitelerinden başka kitabı yokmuş garibimin!

12.SIKIŞINCA ***8220;AMA BEN ŞAİR DEĞİLİM Kİ***8221; DİYEN ŞAİRLER: Sağda solda hasbelkader şiirlerimiz eleştirilerimiz yayımlanıyor ya, kimi insanlar bizden de yazdıklarının yorumlanmasını, değerlendirilmesini istiyorlar. Doğrusu, ısmarlama eleştiriden yana değilimdir ya, genelde kıramıyorum insanları, yazıyorum ben de. Baktım, bir, iki üç,..derken aldı başını geliyor bize küfürnameler. İlkin sırtımızı sıvazlayanlar, yazdıklarını olumsuzlayınca, sırtımızdan hançerlemekte hiçbir beis görmez oluyorlar bir aşamadan sonra. Allahtan ki, aralarında ***8220;ama ben şair değilim ki***8221; demekle yetinenler de var. Aksi halde, ne anamız sağlam kalacak, ne avradımız. Onlar, şair olmadıklarını söyleyince, bize de ***8220;madem ıspanakçısın, neden şiir yayımlıyorsun***8221; gibisinden sormak kalıyor doğallıkla. Akabinde, küfürler yağmur gibi yağmaya başlıyor ***8220;ama ben şair değilim ki***8221; cemaatinin müritlerinden de. Sıvışıyorum yavaşça: Onlar sağ, ben selâmet!

13.KÜFÜRBAZ ŞAİRLER: Küfür etmeyen şair var mıdır, bilmiyorum; ancak küfür edenleri basitçe iki bölükte topluyorum ben: a) Eleştirmen düşmanı şairler, b) Ama ben şair değilim ki, diyen şairler. Şüphesiz, yukarıdan beri saydığım şair kümelerinin diğerleri içinde de, nüansları farklı olmakla birlikte, küfürbazlığa yakın duranları vardır; vardır da, bu iki öbektekiler ölçüsünde kallavi küfürler savurabileceklerini tasarlayamıyorum. Dediğimi netleştirmek için, çok sıcak, çok somut bir örnek bu noktada: 4 şiir kitabı yayımlamış, üniversiteden felsefe mezunu, emekli öğretmen bir şair var tanıdığım. Benim de bir dönem şiirler ve eleştiriler yazdığım dergilerin birinde, geçen yıl dizginsizce atıp duruyordu bu şahıs, üstelik fazlasıyla ***8220;sokaklaşmış***8221; bir ağızla: Bilmem, sonuncu kitabının dünyada (Türkiye***8217;de değil, dünyada ha!) eşi-benzeri yokmuş da, yok eleştirmenler onun şiirlerinden bir şey anlamadıklarından, onu görmezden geliyorlarmış da, falan filan. Bunları desin de, dürüstbütün bir Türkçeyle desin, değil mi? Değil işte, kelimelerin gözünü çıkarıyor, kafasını yarıyor resmen. Bir de Avrupai pozlarda ki, bir Fransız(ca) hayranlığı ki sormayın! Baudelaire, Fransızlığına karşın ***8220;Paris Sıkıntısı***8221;nı yazmamış mı, bu da sanırsınız Türklüğüne karşın ***8220;Paris Takıntısı***8221;nı yazacak!..Tuttum bir eleştiri yazdım, dedikleri (saçmaladıkları) üstüne. Kişiliğine yönelik tek sözcük kullanmadığım ve edebi eleştirinin dışına milim taşmadığım halde, bu eleştiriyi okur okumaz, bana hem fiziksel olarak saldırdı, hem de sözel olarak. Fiziksel saldırısını göğüslersin, onun yarası kapanır da, savurduğu sövgüleri nereye koyarsın! Ne orospu çocukluğum kaldı, ne ölümle tehdit edilmediğim!

14.MAHALLİ-KÖYLÜ (KILIKLI) ŞAİRLER: Fakir Baykurt***8217;un Amerikan Sargısı, Irazca Ana, Irazca***8217;nın Dirliği, Kaplumbağalar, Tırpan gibi romanlarını çoğunuz okumuşsunuzdur. Baykurt, romanlarının yazınsal düzeylerini sonraları yükseltmiştir yükseltmesine de, bu kitaplarında yavandır, verimsizdir, sığdır. Ak-Kara karşıtlığına dayalı bir sertlikle malul şablonlar, ete-kemiğe büründürelememiş karton kişilikler, bu romanlarından hiç eksik olmaz. Tüm öğretmenler ve onların kendilerine Lâik Cumhuriyet'in otoriteryen ideolojisini aşılamaya çalıştıkları köylüler, istisnasız ve felsefece bir terimle de söyleyelim: önsel(apriori) olarak iyi; din adamlarının ve patronların hepsi de kötüdür! Kurgunun iskeleti hemen her romanda aynıdır: Az önceki kör-pozitivist zıtlıkları da saymazsak, çelişkisiz, devinimsiz ve olanca iddiasına rağmen diyalektiksiz. Yazar, roman karakterlerini atipik kılmak ve dondurmak için adeta özel bir mesai sarf etmiştir. Başka birçok Köy Enstitüsü kökenli yazarda gözlediğimiz bu durum (dönemlerinin sosyo-ekonomik parametrelerine bakınca, Baykurt***8217;a ve benzeri yazarlara yüklenirsem haksızlık etmekten de korkarım), bizim mahalli-köylü şairlerimizin çoğuna da sirayet etmiş, onların kerameti kendinden menkul şairliklerinin turnusol kâğıdı olmuştur. Bu olumsuzluk, günümüz şiirinde yüzde doksan aşılmışsa da, tümüyle silinmiştir diyemeyiz. Hâlâ kimi feodal zihniyetli şairler var ki, tırpanı-çapayı, şalvarı-poşuyu yüceltmeyi şairlik, şair olmak için de, "(yanlış) devrimcilik***8221;te direnmeyi bir matah sanıyorlar. Çağın dinamiklerini ve binbir saçaklı değişkenliğini irdelemek zor geldiği için yapıyorlar bunu ve tutuculuğun daniskasında buharlaşıyorlar, farkında değiller. Onlara, postmodernist emperyalistlere güzelleme yazın, demiyoruz. Ne diyoruz: Dünya, her gün bir öncekinden daha farklı bir hızla dönüyor, sınıfsal mevzilenmenizin logaritmasını algoritmasınıo yüzden her gün yeniden hesaplamakla yükümlüsünüz diyoruz. Anlaşılmayacak ne var bunda?

15.SEÇKİNCİ (ELİTİST) ŞAİRLER: Bunlara bakarsanız, şiir erişilemez, doğa-ötesi ve zaman-ötesi birşeydir. Bu yüzden de, şiiri ancak, kendileri gibi insan-üstü varlıklar (üst-insanlar), Nietzsche***8217;nin kavramıyla: ***8216;übermensch***8217;ler) yazabilir ancak. Gündelik hayatın karmaşasıyla boğuşan, geçim derdinden nevri dönmüş, sizin benim gibi ortalama kişilerin işi değildir. Yazmak anlamında böyle olduğu gibi, okumak / algılamak anlamında da böyledir: Şiir, bir meta-sanat olarak, Tanrıca seçilmiş, yarı-tanrısal insanlarca yaratılabilir, paylaşılabilir ve yeniden üretilebilir!..Dikkat ederseniz, bunların indinde, şair de, şiir de, şiiri alımlayan da, bir tür kutsallık hâlesiyle kuşatılmış, nerdeyse ilâhi bir mertebeye yükseltilmiştir. Görüntüde seküler, özünde tamamen dinsel bir fanatizmle, apayrı bir teolojik kodlama durumuyla karşı karşıyayız burada: Şairlere, tanrı değilse bile yalvaç, şiirlere sure, şiir kitaplarına da hadisler gibi bakılmaktadır. Öyle olunca da, kaçınılmaz olarak, o şairler eleştiriden otomatikman muaftırlar! Eleştiremezsiniz, çünkü kendiliğinden şiir cahilisiniz, saçınızın son telinden ayak tırnaklarınızın ucuna varıncaya değin ümmisiniz! Dolayısıyle, burada,önsel bir temellendirme, ezel-ebed bir önkabul vardır ki, onu kaldırmadığınız sürece, şiiri ve şiir dolayımında şairi konuşamazsınız. Dokunulmazlık, dogmatizmin dölyatağıdır kuşkusuz. Dokunamadığınız şey belirsizdir de bir bakıma ve anlaşılmaya kapalıdır doğallıkla. Şair ve şiir, olanca ulaşılamaz haşmetleriyle orada gözlerinizi ve gönlünüzü kamaştıran birer ***8220;uhrevi salınım***8221; olarak, paranteze alınmışlardır nasılsa, beyhude didinmeyin, giremezsiniz***8230;Şimdi bana, benim şiire ilişkin yazılarımı okuyanlardan kimileri, "ama sen de, şiirin metafizik bir ürperti taşıması, felsefi dolanımlar içermesi gerektiğini; böyle olunca da onu herkesin algılayamayacağını söylemiyor musun***8221; diyebilirler. Haklıdırlar ve doğrudur, bunları söyleyen benim. Ne var ki, bu, elitist zümre şairleriyle aynı telden çaldığım mânâsına gelmez. Ben böyle derken, şiirin şiir olarak işlerliğini yükseltme çabasındayım, avamileş(tiril)mesine karşı çıkarak. Şiirin, tinsel bir arınma (katharsis), dünyevi ve istenirse uhrevi ruhsallıkların tümünü sarmalayarak gelişen bir ihtilâl olduğunu öne sürüyorum. Ve onun ötesinde, şiirin, ***8220;her şey***8217;in üstünde bir şey olduğu***8221;nu değil, bizatihi ***8220;her şey ve hiçbir şey***8221; olduğunu söylüyorum. Kökten farklı şeylerdir dediklerim.

16.ÇİÇEK-BÖCEK (GÜL-BÜLBÜL) ŞAİRLERİ: Nahif doğaseverliğin çok çok altında bir görünümleri vardır. Genelde güllü-bülbüllü şiirler yazarlar. Gül***8217;ü de, bülbülü de yazarken, onların deneysel (ampirik) varoluşlarının ötesine geçmeyi denemezler. Gül ***8220;salt bir gül***8221;, bülbül de ***8220;salt bir bülbül***8221;dür. Kendilerini çepeçevre kuşatan doğasal-evrensel hakikatten soyutlanmış, dekoratif birer ögedirler, kartpostaldırlar yani. Çağın gerçekliğine yabanıl, ayrıksı ve ***8220;sâfi mâsumiyet***8221;ten müteşekkil birer süs nesnesi. İçerdikleri ***8220;kendinde şiirsellik***8221;leriyle, şiire dışardan bir şey taşıma potansiyelinden yoksunluklarıyla oradadırlar zaten. O halleriyle şiire eklemlenmeleri, şiiri bir yere götüremez elbet...Çiçek-Böcek şairlerinin karakteristik vasıflarından biri de, moderniteyi demeyeyim ama, modernliği de radikal bir karşıtlamayla reddetmeleridir. Bu kuramsal olarak anlaşılabilir bir şeydir de, pratikte geçerli değildir. Dünyanın süreçlerinin logaritmik / trigonometrik değişkenlikleri, ***8220;Taş Devri Daüssılası***8221; nın yaşanmasına, jeolojik olarak da, teknolojik olarak da, başka lojik bakımlardan da müsaade etmez. Kavranması gereken halka budur.

17.(ANA)DİL***8217;İNE ÖZENSİZ ŞAİRLER: Sanırım,en mühim konuyu en arkaya bıraktım. Nâzım Hikmet'ten mealen aktarıyorum: ***8220;Marangoz için rendesi, işçi için çekici neyse, şair için de dili odur.***8221; Nitekim, Wittgenstein da ***8220;Dil, bizim evimizdir.***8221; diyerek, mevzuya başka bir bağlamda katkıda bulunur. Ne yazık ki, günümüzde şiir yazanların çoğunda bu bağlanmayı, bu dil sorumluluğu bilincini göremiyorum. Dil, sözdizimiyle (sentaks), anlamsal katmanlarıyla (semantik), ses yapısıyla (fonetik), uzak-yakın çağrışımlarıyla, lirizmiyle, tınısıyla, grameriyle, iletişimselliğiyle..muhteşem bir orkestrasyondur. Onu içselleştirebildiğimiz (temellük edebildiğimiz) ölçüde insanlaşabiliriz, sanatsal yaratılarımızı gerçekleştirebiliriz. Böyleyken, ne yazık ki, birçok şiir yazıcısı, son derece savruk, sallapati, gelişigüzel bir ***8220;dil(sizlik) ortamı***8221;nın içinden yazıyor. Sözcüklerin rayihası, birbirlerine dokunurken çaktırdıkları kıvılcımlar; bağlaçların, soru eklerinin doğru yerde kullanılmaları vb. gibi birçok önemli mesele, bunları zerrece enterese etmiyor, ceffelkalem yazıyorlar da yazıyorlar. Örnekleri uzatmayarak, birkaçıyla yetineyim: ***8220;Bu da***8221; demek istedikleri halde, ***8220;Buda***8221; yazarak, bir Uzakdoğu tanrısını imliyorlar. ***8220;Gelicem***8221; diye yazıyorlar. Kârlarıyla karılarını karıştırıyorlar***8230;Dil konusunda yazıştığım şairlerin çoğunda hayal kırıklığına uğramışımdır. Anlamak isteyen anlar, diyenini mi ararsınız; dil benim için mühim değil, diyenini mi; beğenin beğenin, seçin artık***8230;Dil, organik bir süreç, alabildiğine değişken içlemleri var, kabul ediyorum bunu; gelgelelim, böyledir diye, onun kendine özgü bir anayasası olduğunu ve temel doğrultusunun oradan şekillendiğini yadsıyamayız ki...Ece Ayhan***8217;ın da Dil***8217;le oynadığını, Dil***8217;i yerleşik boyutlarının dışına taşırdığını söyleyerek, kendilerine Ece Ayhan üzerinden dayanak sağlamaya çalışanlar görüyorum sağda solda. Ayhan***8217;ın Dil***8217;le oynamasının kaynağında, dil***8217;i bahane ederek, toplumsal bir muhalefeti örgütlemek güdüsü var ama, bunu düşünmüyorlar hiç. Üstelik, Ece, bunu bilinçle yapıyordu, ***8220;cehennet***8221; diyordu örneğin, ***8220;aparthan***8221; diyordu, fakat ***8220;cennet***8221; veya ***8220;apartman***8221; yazmasını bilmediğinden değil, bizzat devrimci bir yıkıcılıkla, Emlak Cumhuriyeti***8217;nin diline saldırıyordu. Sözdizimini tersine çeviriyordu düpedüz. Bunu kitabının adı olarak benimseyecek biçimde hem de: ***8220; Bakışsız BirKara Kedi***8221; değil, ***8220;Bir Bakışsız Kedi Kara***8221; diyordu. Farkındaydı ki, dilini yıkmaya yeltendiğiyle arasında sosyo-ekonomik, sosyo-politik vd. yığınla uzlaşmaz çelişki (antagonizma) vardı. Dahası, yıktığının yerine yenisini inşâ ediyordu. Antitezini ***8220;egemen tez***8221;le dövüştürerek, başka bir sentez (bireşim) oluşturuyordu. Ya nevzuhur şairler öyle mi? Katiyen değil! Okumuyorlar, dil üstüne düşünmeyi külfet sayıyorlar ve böylece anadillerine üvey evlât muamelesinde bulunarak hakaret ediyorlar. Bir ziyanlık ki, o kadar olur.
***
EK 1: Bu yazıyı ben, şair merkezli yazdım. Siz isterseniz, şair yerine yazar sözcüğünü de koyabilirsiniz. Manzara-i umumiye değişmez. Ne acı, değil mi?

EK 2: Bu yazıdan alınan alınır, alınmayan alınmaz. Ben, "olumsuz şair tipleri"nin kabaca bir fotoğrafını çektim kendimce. Yanılgılarım vardır, mutlaka.
<DIV style="CLEAR: both">
<DIV ="post-footer">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-1">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-2">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-3">
<H2 ="date-er"></H2>
<DIV ="post hentry uncustomized-post-template"><A name=4971025625291465726></A>
<H3 ="post-title entry-title">kışkırtıcı yazılar- 4 / ölüm'e dair </H3>
<DIV ="post-er-line-1">
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">"(...)
Elveda dostum, el sıkışmadan
Sessizce...Ne keder ne tasa gerek:
Ölmek yeni bir şey değildir bu dünyada
Ama yaşamak da yeni bir şey olmasa gerek."
(Sergey Yesenin)

1. Yeryüzü tanrılarına secde edenler! Ölüm rüzgârlarıyla şişirdim yelkenlerimi. Göçüyorum bok çukuru mabedinizden.

2. Susmaktır ölüm çığlık çığlığa: Sonsuzluğun rahminde.

3. Fenomenolojik bir sondaj gerekir: Bir kıymıcık bilebilmek için ölümü.

4. Aykırıdır ölüm. Aykırılar aykırısı. Aykırılığı, hayata tersliğinden değil, bilfiil kendinden kaynaklanır.

5. Bağlara bahçelere, yollara bellere, dağlara taşlara sinmiştir de ölüm, sinmeyecek miydi insana?

6. Cevvaldir ölüm: Aşk acısından bile.

7. Çağıl çağıl çağıldar ölüm: Taçyaprağında kalbimin.

8. Durun kuru-kalabalıklar, kesmeyin yolumu! Ölüme gidiyorum: En sevgilime.

9. Ey şiir: Ölümün okyanuslara açılan tarafı!

10. Ne kadar da fukara kalıyorsun ey hayat, zenginliği karşısında ölümün.

11. Gözlerimi sonsuz sayıda güzle çarpsalar, ölümüm fışkırır ortaya.

12. Heva ve hevesten arındıkça ben, bürünürüm ölüme.

13. ***8220;Kapansın el kapıları / Bir daha açılmasın***8221;. Ölümün kapısı açıldı bana.

14. Maymuna döndürdüler özümüzü: Buz gibi soğutsunlar diye bizi ölümden.

15. Nereden ve nasıl bakarsam bakayım sana, ey ölüm, çağla rengi gözlerini görüyorum.

16. Kimilerinin ölümü bir ihtilaldir, ***8220;puşt ahali***8221; fark etmese de onu. Dünyayı değiştirir bir ucundan öyle ölümler.

17. Pırıltısızdır ölüm: Pırıltısızlığından alır derinliğini.

18. Issızlığın kazıbilimcisiyim ben. Bu yüzden ki hiçbir vakit tiksinmedim ölümden.

19. İspiyoncular ve emlakçılar korksun ölümden. Bana ne!

20. Nesneler dünyasını tümüyle askıya almadan, tadamazsınız ölümü.

21. Lâleler, lâleler! Söyleyin bana, ne var ölümden güzel?

22. Tugaylar, tümenler, kolordular, ordular! Ölüm hepinizden daha görkemli.

23. Hakkaniyetlidir ölüm: Sadece o eşitler herkesi.

24. Kafka der ki. ***8220;Edebiyat, her zaman gerçeği ele geçirmek için düzenlenmiş bir seferdir.***8221; Ben de diyorum ki: Ölüm de öyle, ölüm de.

25. Apışır kalır ölüm karşısında Materyalizm.

26. Gündeme gelince ölüm: Patlak ampullere döner şairler.

27. Ne diyordu Albert Camus: ***8220;Bir insan, söylediklerinden çok söylemedikleriyle insanlaşır .***8221; Ne var ölümden daha insani?

28. Sevgilim, kâfidir ölüm. ***8220;Ver elini, düşünme, gel gidelim.***8221;

29. Nefret eder ölüm, ölümperestten.

30. Ölüm, ölümsüzlüktür.

31. Hep şu soru-dizelerle dönendim içimde: damla damla yığdığım / ölümden başka ne kalır / benden geriye?

32. Başka ne çağrıştırabilir ölümü bir zambak kadar?

33. Düşündükçe başımı döndürüyor, ölümün romansı.

34. Allahın umarsızlığı mıdır ölüm, sonsuzluğu mu?

35. Gizemlidir ölüm, ah bir de sembolist olsa!

36. Uzay Geometrisi, çocuk oyuncağı kalır ölümün yanında.

37. ***8220;Seni benden ne bu kapı ne bu duvar ayıracak / Seni benden ne bu kara kara gelen ölüm***8221; (A. Kadir)

38. Ölüm, benim açımdan bir küheylandır.

39. Tek bir şeyin şiiri yazılabilir: Ölümün.

40. Ölümsemek gülümsemekten daha soyludur.

41. Ne kadar acısak yeridir, ölüm bilgisinden mahrum birine.

42. Dirimselliktir ölüm.

43. Genceciktim, mühendislik öğrencisiydim daha. Bizim ilçenin civar köylerinin birinde, bir kahvehanede oturuyordum. Bir cenaze geçiyordu. ***8220;Ölüm vaaar!***8221; diye bağırdı, orada oturan yaşlı köylünün biri. Ölüm vardı. Ve nasıl da mânidardı.

44. Serçe kanadından daha hafiftir ölüm; bin sarnıçtan daha ağır.

45. Hayır gelmez, ölümle hemhal olmasını bilmeyen kişiden.

46. Çoğunluğun hakkı değildir ölüm.

47. Yöntemsizliğindedir ölümün diyalektiği.

48. Hermetiktir ölüm. Hayvani reflekslerinin esiri güruh, algılayamaz onu.

49. Kaos ile Kosmos nerde çarpışıyorsa, ben oralarda aradım ölümü.

50. Öteler ötesidir ölüm, ötelenemez.

51. Herkes kendi ölümünü yaşar yalnızca.

52. ***8220;Eylülde gel***8221; diyor bir şarkı, bilirsiniz. Ben Eylül***8217;de gelemem, ancak ölürüm.

53. Ölüm bir boyutsuzluk; beş duyuya sığmaz ki.

54. Ölümün de bir estetiği var, görmesini bilene.

55. Ölüm ahlâkıyla ahlâklanalım, başka çare yok.

56. İnsanlaşmak olanaksız: Ölüm ideası***8217;ndan pay almadıkça.

57. Kıpkırmızı gül üstüne avuç avuç kül dökün: İşte size ölümlerden bir ölüm.

58. Yaşamaktan korktuğum kadar değilse bile, ne yalan söyleyeyim, korkuyorum ölümden.

59. Eksikliyim, sonluyum ölüm! Gel ve beni tamamla!

60. Ölüyorum, öyleyse varım.
<DIV style="CLEAR: both">
<DIV ="post-footer">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-1">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-2">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-3">
<H2 ="date-er"></H2>
<DIV ="post hentry uncustomized-post-template"><A name=3976679439679094578></A>
<H3 ="post-title entry-title">(ana)dil(i) bağlamında dasein veya das mann olmak </H3>
<DIV ="post-er-line-1">
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">Taraf gazetesinin dünkü nüshasında (5.8.2008), Rengin Soysal, ***8220;Vatandaş Türkçe Konuşamıyor***8230;***8221; başlıklı yazısının girizgâhında, benim gözlerimi nemlendiren şu cümlelerle sesleniyor okurlarına: ***8220;Henüz yirmili yaşlarımıza bile varmamıştık. Başka bir şehirden gelen yakışıklı bir delikanlı, nasıl olduysa, hep birlikte gezip eğlendiğimiz grubumuza dahil olmuştu. İçimizden biri de görür görmez hoşlanmıştı bu gençten. İlgisi karşılıksız değildi, hep birlikte, aralarında gelişmeye başlayan romansa tanık olmanın keyfini çıkarıyorduk. Konuşup eğlenecek yeni bir konu bulmuştuk. Sanki âşık olan bizmiş gibi heyecanla ***8216;gelişmeleri***8217; bekliyorduk. Sonra bir gün aniden bütün büyü bozuldu. (Burada ben olsam, ***8216;aniden***8217; değil, ***8216;âniden***8217; diye yazardım.-B.D.) Çocuk konuşurken, ***8216;gardolap***8217; demişti. Kulaklarımıza inanamamıştık. Arkadaşımız bize dönüp, şaşkınlıkla, ***8216;gardolap dedi ya***8217; dediğinde ise daha fazla kendimizi tutamayıp (Burada ben olsam, ***8216;daha fazla kendimizi tutamayıp***8217; değil, ***8216;kendimizi daha fazla tutamayıp***8217; derdim.-B.D.) kahkahayı basmıştık. Aşk başlamadan bitmişti. O gencin adı aramızda ***8216;gardolap***8217; olarak kaldı. Zaten üstünden çok vakit geçmeden de onunla yollarımız ayrıldı. Anadilini doğru dürüst bilmeyen biriyle, değil sevgili olmayı, arkadaşlığı bile yürütemiyorduk çünkü.***8221;

Yukarıda alıntıladığım bölümü, bir silah sayarsak, son cümlede hedef 12***8217;den vurulmuştur: ***8220;Anadilini doğru dürüst bilmeyen biriyle, değil sevgili olmayı, arkadaşlığı bile yürütemiyorduk çünkü.***8221; Düğüm noktası, bam teli, yoğunlaş(tırılmış) hassasiyet burada. Konuyu, burayı çıkış merkezi kabul ederek, kuşatıcı biçimde irdeleyebiliriz. Ne diyordu Heidegger, anımsayalım: ***8220;Dil bizim evimizdir.***8221; İnsan, evinin içini kalbinin içi saymazsa, o evin fiziksel-ruhsal atmosferiyle bütünleş(e)mezse, yabansılığını yenebilir mi? Yabansılığını yenemediği için de, kişiliğinin eksik-gediklerini keşfederek, onları aşma yollarını deneyebilir mi?..Dil-Ev Benzeşmesi bağlamında baktıkta, anadiline özensiz kişinin, evine özensiz kişiden daha mâsum olduğunu söyleyebilir miyiz? Hattâ, anadilini savsayan kişi, evini savsayan kişiden daha saygısız, daha sevgisiz, git git daha sorumsuz biri değil midir? Öyledir, tastamam öyledir. Kişinin dilini yasaklayın bakalım, ortada onun posasından başka ne kalır? Kişi Türktür, Kürttür, Rumdur, Bulgardır, Arnavuttur, Araptır, Almandır..her neyse artık, ama her şey den önce bir ***8220;dil varlığı***8221;dır; bu sebepten ki, Türkçe Türklükten, Kürtçe Kürtlükten, Rumca Rumluktan, Bulgarca Bulgarlıktan..çok daha önemli ve değerlidir. Türkçe, Kürtçe, Rumca, Bulgarca.. kişi olmanın, Heidegger***8217;ce bir kavramla ***8220;Dasein***8221; olmanın olmazsa olmazıdır. Ben-özdeşliğini kurmanın (benleşmenin), özneleşmenin, bağımsızlaşmanın, bireyselleşmenin sigortasıdır. Ben-özdeşliğini kurabilen (benleşen), özneleşen, bağımsızlaşan, bireyleşen (bireycileşen değil!) insan ancak ***8220;kendini gerçekleştirebilir.***8221; Kendini gerçekleştirebilen insansa, toplumsal ve doğal çevresinin dinamiklerini doğru-devrimci bir içerikle kavrayabilen, kendiyle çevreleri arasındaki diyalojik ilişkilere an be an yaşamsallık katan insandır. Kişilik, kendini bu temel üstünde inşâ eder; insan teki , kişiliğiyle ***8220;varlaşır***8221;, varlıklı değilse bile ***8220;var-olur***8221;, etikleşir, ***8220;felsefi insan***8221; mertebesine yükselir. Oysa Türklük, Kürtlük, Rumluk, Bulgarlık..öyle değil. Bunu açımlayabilmek için, gene Heidegger***8217;den bir kavramı ödünç alacağım, ***8220;Das Mann***8221; kavramını. Das Mann, Dasein***8217;ın karşıtı bir kavram. Benleşmemiş, benliğini cemiyetlerin, cemaatlerin, kliklerin, siyasal partilerin, derneklerin, kimi mahfillerin ***8220;ortak-akılları***8221;na, o güya sosyalleşmiş ***8220;genelgeçer rasyo***8221;larının hükümranlığına terk etmiş; başka bir deyişle, ***8220;sürü-toplum ahlâkı***8221;nı kutsamış, kişileşmek gibi bir tasası olmayan insan demek. Öyle olunca da, (ana)dil(i) gibi, insanı bir ***8220;süreçler varlığı***8221;na dönüştürme yetisiyle donatılmış olanaklarla değil; doğuştan hazır bulduğu yaftalarla tanımlar kendini. ***8220;Kişilik***8221;liolmak değil, ***8220;kimlik***8221;li olmaktır önemli olan. Kartvizit gibi kullanabileceği bir kimlik (bir etnik kökene, bir dinsel öğretiye, bir siyasal oluşuma bağlanma vs.), onun için gereğinde sığınabileceği bir şemsiye, gereğinde sallayabileceği bir bayraktır. ***8220;Nesne leş(miş) / şeyleş(tiril)miş***8221; bir pozisyondur bu; dolayısıyle, Das Mann, duruk / donuk, git git gerici içeriklidir. Das Mann, mikro veya makro milliyetçi tepkilenmelerin tuzağında büyütür öfkesini. Her ne kadar ***8220;rasyonel***8221;lik taslasa da, asla değildir ve sonuna değin patolojiktir. Anadili bilinci, Dasein***8217;le Das Mann arasındaki bu uzlaşmaz karşıtlıkta, Dasein***8217;i besler, onu gövertir; Das Mann***8217;ın çarpık algısıyla kıyasıya dövüşür. Anadili, biçimce her ne kadar milliyetçiliğe açıkmış gibi görünse de, öyle değildir; zira, kendi anadilinin haysiyetini yükseklerde tutanlar, ***8220;öteki***8221;nin anadiline de, aynı değer yüklemleriyle yaklaşırlar.

Şimdi, biraz da felsefeyle sınırdaş görünen bunca şeyi, Rengin Soysal***8217;ın değindiği noktayı daha bir belirginleştirmek ve berkitmek için kullandığımı söyleyerek; Anadilinin (Dil***8217;in), insanı insan eden, hem bireysel, hem de toplumsal bir etkinlik sistematiği olduğunu vurgulamalıyım. Öyleyse, Rengin Soysal***8217;ın genç kızlığı döneminde, genç kızlar (muhtemelen erkekler de), anadillerini düzgün konuşmayanlarla, sevgili olmak bir yana, arkadaşlığı bile yürütemezken; yani onun insanı insan etme yönünü bu derece önemserken; günümüzde bu manzara ne oldu da bu derece tersine döndü? Nedenlerini eşelemek, esasta toplumbilimcilerin ve eğitimbilimcilerin uzmanlık alanına girse de, sonuçları dolaysız olarak hepimizi ilgilendiriyor. İçler acısı bir kültürsüzlük ummanında debelendiğimiz, herkesin bilgisi dahilinde. Sözcükler, deyimler, tekerlemeler, atasözleri, mecazlar, şarkılar, türküler..tümüyle dil dağarımız, işgal altında. İşgalcileri dışta aramayalım, bizatihi biziz onlar. Sanal ortamda yazışırken, paranoyayla malul bir antiemperyalist değilsek, Amerikalıların veya İngilizlerin ensekökümüze tomsonlarını dayayarak bize ***8220;slm, mrb, ok, naber, geliyo, yapmıcam, by by***8221; vd. yazdırttıklarını düşünemeyiz herhalde. Selam (ki sözcüğün bu haliyle bile içi boştur, bir eylemleme yok ortada) gitti slm geldi; merhabayı katlettiler, mrb geldi; ok, tamam (peki) demekmiş; naber, ne haberin cenazesi; geliyor, telaffuz edildiği gibi geliyo diye yazılıyor; keza, yapmayacağım da geliyorun yazgısını paylaşıyor; by by***8217;ı bilmeyen yok sanırım..ne bu yahu? Dil mi, azmanlaşmış bir sözcük gömütlüğü mü? Söz öbeklerindeki ucubelere hiç dokunmayayım şimdi, ağzımdan çok sevimsiz laflar çıkabilir sonra.

Sanal ortamda, tek işleri, temel özgörevleri: edebiyatı iğdiş etmek, insanlığın duyarlıklar hazinesini köküne kadar kurutmak olan bazı ***8220;edebiyat (!) siteleri***8221; var. Bir dolaşın onları isterseniz, aman ya rabbim, ne kepazelikler sergileniyor edebiyat ve kültür maskesi arkasında, ne cinayetler işleniyor, bir görseniz! O sitelerde gününü-gecesini öldürdüğünün zerrece farkında olmadan, gayet kültürel-sanatsal etkinliklerde bulunuyormuş havasında dolaşan ne selvi boylu genç kızlarımız, ne taş gibi oğlanlarımız var, bir bilseniz ah! Hele, oralarda yayımlanan şiir, deneme, öykü, makale müsveddelerine getirilen yorumları okumaya kalkarsanız bir de, yükselen kanalizasyon kokusundan bayılma riskiniz de var, haberiniz olsun! Herkes birer Das Mann, hem de en vasatından; ne var ki, herkes birer Dasein pozunda doşaşıyor. Fil***8217;e benzemek için şişinirken çatlayan kurbağanın en özgün (!) örnekleri hepsi de! (İleriki yazılarımda, buralardan dudak uçuklatacak kertede, dokuzuncu sınıf düzeysiz yazı ve şiir taklitleri göstermek istiyorum.) Adam mesela, körükörüne desteklediği futbol kulübünün adındaki harfleri alt alta yazarak, sözümona akrostiş bir şiir döktürmüş, aklının olanca yetmezliğiyle; genç kızlar o şiirin üstüne, gübrelik sinekleri gibi bir çullanmışlar, ne estetçe yorumlar artık, ne edebi saptamalar; Fethi Naci halt etmiş yanlarında!

Rengin Soysal, duyarlıklı bir çağın genç kızıymış, çok şanslıymış; anadillerine saygısızlarla ve sevgisizlerle sıradan arkadaşlıkları bile sindiremeyen bir onurlu çağın. Ya şimdiki genç kızlar? Ve genç erkekler? Şiirsiz, felsefesiz, şarkısız, türküsüz, düşsüz, düşüncesiz? Ve de dilsiz dipten doruğa! Sahiden hangi çağın kızları bunlar? Hangi çağın erkekleri? Necatigil***8217;in ***8220;çok çiğ çağ***8221;ının, ilkin ve ille de kendi bedenlerine tapınan, zihince-tahayyülce ihtiyar gençleri mi?..*

(*): Söylemek gerekir mi: Kümesinin tek bir elemanını dahi dışta bırakmayan ***8220;tümel***8221; bir önerme değil dile getirdiğim. ***8220;Hangi çağın gençleri?***8221; sorusu, salt, günümüz için değil, tüm zamanlar için, mantıksal olarak da, uygulayımsal olarak da, ***8220;tikel***8221; içeriklidir ve benim indimde ***8220;ezici çoğunluk***8221;a denk düşen ***8220;kimiler***8221;ini kapsar. Kaldı ki, toptancılık / indirgemecilik: gerçekliği dürüstlükle saptama girişimini engellemenin teorik kılıfından başka bir şey de değildir.
<DIV style="CLEAR: both">
<DIV ="post-footer">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-1">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-2">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-3">
<H2 ="date-er"></H2>
<DIV ="post hentry uncustomized-post-template"><A name=826232920710326829></A>
<H3 ="post-title entry-title">vurun eleştirmen(ler)e! </H3>
<DIV ="post-er-line-1">
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">Kim ne derse desin, eleştirmenler, özelde edebiyatın (genelde sanatın) üvey evlatlarıdır. İki kez ikinin dört ettiği kadar kesin bir gerçektir bu. Şairler / yazarlar (sanatın hangi dalında olursa olsun, eser verenler), veya kendilerini şair / yazar (sanat insanı zanneden birtakım yeteneksizler) eleştirmenleri, bitleri kadar, günahları kadar sevmezler. Överseniz, olumlarsanız, mesele yok; bir kupkuru teşekkürle yetinir çokçası (aralarında kuşkusuz değerbilir davrananları da var); ama beğenmezseniz, eser(ler)inin estetik / poetik eksikliklerini bircik bircik dökerseniz ortaya, yandı gülüm keten helvası! Hemen çıkarırlar vantuzlarını ve sipsivri mızraklarını, sanatsal değerlerin yüceliğini ve evrenselliğini hiçbir çıkar güdüsüne saplanmadan savunan zavallı eleştirmenlere saplamaya başlarlar. Ne estetik, ne etik hiçbir kaygu taşımazlar bu konuda. Feryat-figân ve çığlık çığlığa saldırırlar da saldırırlar.

Ben bu yazıda, denememin nesnesini edebiyat eleştirmenleri dolayımında, edebiyat sanatçılarıyla (şairlerle ve yazarlarla) sınırlayacağım.

Sözkonusu şair ve yazarlar içinde en karacahilleri, hemen şöyle bir silaha sarılır: ***8220;Madem sen biliyorsun, iyi şiir yazmasını, iyi romancılığı vs. sen bir ürün koy ortaya da görelim.***8221; Oysa, eleştirmen kişinin bir sanat eseri ortaya koymak gibi bir zorunluluğu asla yoktur ve olamaz. Eleştirmen, doğası gereği sanatçı değildir ki; imgelerle, mecazlarla, metaforlarla çalışmaz o; onları açıklar elbet, ama nasıl açıklar: kavramsal matrislerle, düşünsel yönelimlerle açıklar. Eleştirmen odur ki, bilimlerle sanatların kesiştiği bir arakesitten yazar yazacağını. Söylemek gereksiz: Eleştirmenler arasında da, sanat yapıtları ortaya koyanlar var elbet; ancak bu durum her eleştirmen için geçerli değildir. Kaldı ki öyleleri, temelde eleştirmen değildir çoğunca; arada bir eleştiriler de yazan şair ve yazarlardır (sanatçılardır). Bizde Ahmet Oktay, Cemal Süreya, Veysel Çolak gibi şair ve yazarları bu grupta görebiliriz örneğin. Gelgelelim, bir Fethi Naci, bir Mehmet H. Doğan, bir Mehmet Kaplan, bir Asuman Kafaoğlu Büke, bir Cengiz Gündoğdu (ne dobra dobra eleştirmendir o), bir Asım Bezirci, bir Ömer Türkeş, Bir Önder Otçu, Bir Semih Gümüş..ne roman, ne şiir, ne öykü yayımlamışlardır. Burada hoş görün, indirgemeci ve yalınkat bir yaklaşımmış gibi görünme riski taşımasına karşın, savımı somutlaştırmak için, yalın bir benzetmeye başvuracağım: Eleştirmenler tavukçu, şair ve yazarlar ise tavuk konumundadır bence. Tavuk yumurtlar (sanatçı eser verir), tavukçu ise, yumurtanın bozuk veya sağlam olduğunu saptar (eleştirmen eserin niteliğini belirler). Tavuk nasıl yumurtasının iyi mi kötü mü olduğunu bilemezse, yazar / şair de, ayrı bir tartışma ve irdeleme konusu olması gereken nedenlerle, kendi yazdıklarının niteliği konusunda yanılabilir. O, eserini ortaya koyduktan sonra, çekilmelidir artık; eserine ilişkin yargı hakkı, eleştirmenlerin (ve elbette bilinçli-donanımlı okurların) olmalıdır. Eleştirmen ve okur, beğenir-beğenmez, sever-sevmez; ama sonuçta yazınsal bir temellendirmede bulunur. Bu temellendirmenin gerekçeleri de, öncelikle ve şaşmaz biçimde estetik, sonrasında da etik vd. ölçütlere yaslanmak zorundadır. Bu ölçütlerden yalıtık yorumlamalarda bulunan eleştirmenler ve okurlarsa, ne yazık ki gerçek eleştirmen ve gerçek okur sayılamazlar. Diyeceğim: okuru bir yana bırakalım da, eleştirmen: eser yazmakla ıralanmayan ama bir başkasının ortaya koyduğu eserin estetiksel mimarisini, kendi değerlendirme sistematiğini tabanından tavanına dek kavramsal ve düşünsel koordinatlara yaslanarak çözümleyen bir edebiyat / felsefe entelektüelidir. Bu noktanın özeti şu: Eleştirmen tavukçudur ve ona, ***8220;yumurtadan anlamak için tavuk olmalısın***8221; deme hakkına hiçbir Allahın kulu sahip değildir. Onlar bana, iyi yumurtayı kötü yumurtadan ayırt edebilecek hiç değilse tek tavuk gösterinceye kadar, ben bu tezimi hararetle savunmaktan asla vazgeçmeyeceğim. Geçerken şunları da eklemeliyim: Bunlar, külliyen apolitik, nemelazımcı, kimin arabasına binerse onun şarkısını söyleyen; kendilerini kabilelerinin bir üyesi olarak algılayan, dirsek temasçısı ve feci hâlde yıkama-yağlamacıdır. Dar grupçuklarının oportunist ve menfaatperest kurallarına göre hareket ederler. Filozofik anlamda ***8220;varolmak***8221; diye hiçbir dertleri yoktur; salt ***8220;görünmek***8221; isterler. Bu sebepten de ödülden ödüle koştururlar, yarışmadan yarışmaya seğirten hipodrom atları gibidirler. Kıytırık bir kuruluşun formaliteden ***8220;kakaladığı***8221; bir plaketle ve birazcık parayla hemen büyük şair, erişilmez yazar havasına girerler. Taşra gazetelerinde veya niteliksiz bir-iki dergide de üç-beş şiir / yazı mezbelesi yayımlamışlarsa bir de, Olimpos***8217;un tepesine çöreklenmiş Zeus sanırlar kendilerini. Şiir yazarken kafiye tutturmak, yazı yazarken ***8220;başöğretmenlik taslamak***8221;, en belirgin özelliklerindendir. Kitaplarla, kültür-sanat dergileriyle başları hiç hoş değildir. Dil, onlar için asla mühim değildir; kırık-dökük sokak ağzıyla yazmayı edebiyatın haysiyetine hakaret olarak görmezler.

Eleştirmen düşmanı başka bir bölük şair ve yazar var ki, bunlar ***8220;ideolojik***8221;, dahası jakobence davrananlardır. Bunlardan bizim talihsiz edebiyat tarihimizde mebzul miktarda var. Eleştirmen, tabii ki haklı olarak, ne vakit estetik ölçütlerden söz açsa, onlar artık siyasal, dinsel vö. meşrep ve mezheplerine göre değişen tavırlarda ***8220;toplum***8221;,sınıflar***8221;, ***8220;din, iman***8221;, ***8220;millet, memleket***8221; diye titreyip dururlar. Eleştirmen, onlara bakarsanız bunları bilmiyor ya, bu retorikçi baylar ve bayanlar ona derslerini verirler cevvaliyetle. Didaktirler, kupkuru bir söylemle birtakım ***8220;hakikatler***8221;in tellallığına soyunmuşlardır. Kendilerine ahir zaman
peygamberliği vehmedenler bile var bu allame-i cihanlar içinde. Şiir de neymiş, estetik ölçekler de neymiş; ilkin kitleleri sarsacaksın, onlara ödevlerini bildireceksin! İyi de, o işi uğraş düzlemleri toplumlar olan toplumbilimciler, siyasalbilimciler, makale yazarları, gazeteciler ve ilahiyatçılar zaten yapmıyorlar mı? O zaman sanata ne hacet? Tüm insanlığı kurtarma özgörevini heveskârlıkla omuzlamış bu çokbilmiş erbabına, birtürlü anlatamazsınız edebiyatın farklı bir atmosfer istediğini. Dediğim dedik, çaldığım düdük demekte diretirler de diretirler bunlar ve ahbap-çavuş ilişkilerini ne hikmetse çok da iyi becerdiklerinden, tüm cenahlarda el üstünde tutulurlar ve saygınlık da görürler! İki sloganik cümleyle ve birkaç klişe tanımlamayla sınırlıdır dağarcıkları. Kültürel-duyarlıksal donanımca çok zayıftırlar. Dinamizmden yoksun, kof bir romantizmleri ve ağlamaklı bir nostaljileri vardır.

Eleştirmen-sevmez bir başka öbek şair ve yazarsa, postmodern görünmek adına çeşitli sanatsal hokkabazlıklara gönül indirenlerdir. Sayıları çok az olmakla beraber, etkinlik alanları geniştir bunların. Hemen üst paragrafta işaret ettiğim tiplerin biçimsel olarak asimetriği gibi görünseler de, özsel olarak simetriğidirler. Bunlar da, şiirin ve yazının hiçbir şey söylemediğini ve onun ereğinin kendisine içkin olduğunu ileri sürerler. Sanatı saklambaç gibi bir oyun derekesine indirgerler. Estetiksel eylemselliği, bireysel / toplumsal / tarihsel boyutlarından bütünüyle soyutlayarak gülünçleştirirler. Bir tür ***8220;kaçış***8221; şairi ve yazarlarıdır bunlar. Sırtları bozukdüzen yandaşlarının sahipleri tarafından ömürleri boyunca sıvazlanır. ***8220;İmtiyazsız-sınıfsız, kaynaşmış kitleler***8221; palavrasının edebiyattaki azılı avukatlarıdırlar. Emek ve emekçinin kavramından da kendisinden de gulyabani görmüşçesine kaçışırlar.

Ben üç gurup eleştirmen-sevmez***8217;e değindim edebiyat içinden. Daha nicesi var ya, bu yazının sınırlarını aşar.

Bir de edebiyat-dışı kesimlerden eleştirmen-sevmezler var. Onların demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi evrensel- insani değerlerden korkmasıyla tastamam çakışan bir sevmezliktir bu ve futbol fanatizmiyle, televole kültür(süzlüğ)üyle, iliklerimize değin nüfuz ettirilmiş fast food davranış modelleriyle ve daha binbir çeşit çirkinlikle sevişirken şehvetlenen kuru kalabalıklardır bunlar. Mülkiyet ve para azgınları da var içinde, açlıktan nefesi kokanlar da. Holding beslemesi profesörü de var, ilkokul kapısı görmemişi de. Dindarı da var, dinsizi de. Sağcısı da var, solcusu da. Kadını da var, erkeği de, eşcinseli de. Varoğlu var işte. Olmasaydılar, demokrasi ve eleştirmen düşmanlığı bu derece dallanır-budaklanır mıydı hiç?

Onu bunu bilmem: Eleştirmen düşmanları, sallantısız demokrasi düşmanıdır aynı zamanda. Demokrasi düşmanından, ortalama anlamda bir insan olunmaz ki; yazar / şair nasıl olunabilsin!

Bana kalsa, öldükten sonra ardımdan, kötü bir şair / yazardı diyeceklerine, iyi insandı desinler yeter. O yüzden eleştirmenim işte.
<DIV style="CLEAR: both">
<DIV ="post-footer">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-1">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-2">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-3">
<DIV ="post hentry uncustomized-post-template"><A name=4376402638558652931></A>
<H3 ="post-title entry-title">şiir ve şair, tarafsız olamaz. </H3>
<DIV ="post-er-line-1">
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">Çeşitli şairler ve yazarlar, şiiri farklı bağlamlarda algılamış, değişik biçimlerde yorumlamış hep.

Abdülhakhamit Tarhan, ***8220;Şiir, göklerde uçan nazenin bir balondur***8221; demiş örneğin. Son derece zararsız, suya sabuna dokunmayan, egemen sosyo-ekonomik sınıfların tekerine çomak sokmak şöyle dursun, öyle bir başkaldırıyı imâ dahi etmeyen bir tanımlama. Şiiri, sınıflarüstü, emek-sermaye çelişkisinin bütün bütüne dışında, hattâ toplumsal devinimleri hiç hesaba katmayan, deyiş yerindeyse ***8220;topluma aşkın***8221; bir yaklaşım bu. Peki, dolaysız olarak toplumun bağrından filizlenen bir sanat olarak, şiirin topluma aşkınlığının olanağı var mı? Yok! Var diyorsak, teolojik veya çok çok söylencesel (mitik) bir şeyden bahsediyoruz demektir. Dolayısıyla, şiiriyle de, yaşam biçimiyle de devrimci şair Pablo Neruda***8217;nın ***8220;saf şiir yoktur***8221; argümanı bir kez daha doğrulanmış oluyor böylece, emek kesimlerinin sözcüsü olmayan şair Hamit tarafından ve belki de onun seçkinci-burjuva iradesinin dışında. Şiirin ironik yanlarından biridir bu; kendisinin dışında bir şeyle, kendisiyle ilgisiz sözel veya yazısal bir gereçle bile, kendisine varılabilinir. Şunu demeye getiriyorum: Hamit, sözümona ***8220;tarafsız şiir***8221;den yana bir tavır koymuş, başaramamış ama, çünkü: ezenle ezilenin, haksızla haklının, namussuzla erdemlinin, korkakla yiğidin, faşistle demokratın, kötülükle iyiliğin, çirkinlikle güzelliğin vbg. yan yana ve karşı karşıya bulunduğu bir dünyada, hiç kimsenin, ***8220;ben bu çelişmelerin dışındayım***8221; deme lüksü ve konforu yok. Diyorsa, bilin ki o kişi, son çözümlemede, mazluma karşı zalimin yanındadır kendiliğinden. Aynı yargıyı şair ve şiirine ilişkin de dile getirebiliriz. Hiçbir şair ve şiir yoktur ki, bu genelgeçer doğrunun dışında kalsın.

İlhan Berk***8217;in şiir tanımı ise daha ziyade cinsel ve dilsel içerikli. Onun tanımını zorlarsak, pornografik görebiliriz ama, bence öyle değil; kimbilir belki öyledir de, bana öyle görünmüyordur. İ. Berk***8217;in tanımını aktarayım da, siz ne diyeceksiniz bakalım: ***8220;Şiir, Dil***8217;in belini getirmektir.***8221; Nasıl? Bana kalırsa, tanım, pornografiye birazcık göz kırpmıyor sayılmaz, ama gene de pornografik değil; erotik! Berk***8217;in tanımını pornografiden kurtaran, acaba, bir kadının değil de, ***8220;dil***8221;in belini getirmekten söz etmesi mi? Muhtemelen o! Berk burada, yazınsal düzlemde kalmış böylece; kaba-cinselliğin çeperlerini çatlatarak, tanımını estetik bir ortama taşımasını bilebilmiş. Öyle de, Berk***8217;in şiir tanımını, sınıflar mevzilenmesinde nereye koyacağız? Emeğin yanına mı, sermayenin yanına mı? Kişisel bakışlara göre değişir kuşkusuz, dogmatik bakmamalıyız. Düpedüz ve tepetaklak bir cinsellik anıştırması, şiirin tanımını da, dolaylı olarak cinselliğin içlemini de iğdiş edebilirdi ya, Berk öyle yapmamış: İlk ve son kertede toplumsal bir olgu olan Dil***8217;i katmış işin içine. Dil***8217;le Şiir arasındaki olmazsa olmaz bağlantıyı da dikkate aldığımızda, Berk***8217;in şiir tanımının, olanca kışkırtıcılığına karşın, yabana atılması gereken bir tanım olmadığını ve emek cephesinde düşünülmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum. Kimilerinin aklına, ***8220;cinsellikle sınırlasaydı tanımını, tersi bir yargıda mı bulunacaktım acaba?***8221; cinsinden bir soru üşüşebilir. Hayır, cinsellik de, bireysel ilmeklerinin çok katlılığı bakımından bir yana, kültürel kodlanmalar açısından da toplumsaldır. Öyleyse net konuşalım: Şiirin emek safında yer alması, kesinkes ***8220;ideolojik bir pencere***8221;den bakmayı koşullamaz. Sözü buraya bağlamak için dedim bütün bunları.

Nurullah Ataç ise, düzyazıyı yürüyüşe benzetirken, şiirin dans olduğunu söyler. Analojik olarak da hoş, uyandırdığı çağrışımlarca da. Yürüyüşte çizgisellik (lineer) var, bir doğruyu / doğrultuyu izlersiniz. Yürüyüş, bu yönüyle, bir yerden bir yere gitmenin adı. Dans öyle değil, daha çok eğrisel içerikli. Dans, parabolik ve helezonik. İnsanın, kendinin ve partnerinin ***8220;içine akma***8221; harekâtı bir tür. (Semah dönmelerdeki ve Mevlevi âyinlerindeki dans ıralarını da, tanrı-sevgilide erime metaforu bağlamında anımsayalım.) Yenilenme, tekrarlanma ve sürgit bir inşâ operasyonu âdeta. Şiirselliği de burada! Danstaki gizemselliği yürüyüşte bulabileceğimizi hiç sanmıyorum. Yürüyüşü tek de yapabilirsiniz, (çok zamandır dansı da tekilleştirdiler ya, o uyduruk / kaydırık bir şey) dans ise, en azından olması gerektiği hâliyle öyle değil. Dansı dans kılan şey, onun birlikten çokluğa demeyelim de çoğulluğa yönelmesidir bakıma. Bu ise, toplumsallaşmadan başka bir şey değil. Her toplumsallaşmanın emek eksenli olduğunu söylemesek de, danstaki devinimlerle toplumlardaki devrimleri birbirine benzeştirerek, Ataç***8217;ın yorumunu da, ezilenler cephesine yazmakta bir mahsur görmüyorum ben.

Özetlersek: Şiirler ve şairler, sonuçta şu veya bu toplumsal katmandan yanadırlar. Hele çağımızda, her türden çatışkının ve toplumsal patlamanın ayyuka çıktığı bir dünyada, ***8220;ben şiirimi yazar keyfime bakarım***8221; diyemezsiniz. Deseniz bile, sizi estetik ve etik alanlarının yetkin kişileri başta olmak üzere, gerçek şiirseverler asla ciddiye almaz. Neruda, ***8220;Şiir boşuna yazılmış olmayacak***8221; derken, sallantısız bunu demek ister gibidir. Şiirin tarafsız olabileceğine dair ileri sürülen savların geçersizliğini vurgulayarak.

Beni enikonu zıvanadan çıkaran, çok somut bir bireysel / toplumsal kokuşma örneğiyle noktalıyorum yazımı: Emekçi kitleleri derin uykulara gömmenin ve dipten doruğa söğüşlemenin aracı haline getirilmiş futbol kulüplerine hayranlıklarını ve fanatik ihtiraslarını, onlar adına insanı şiirden bezdirecek ölçüde zırvalıklar düzerek ortaya saçarken, şiir yazdığını zanneden zavallıların (evet zavallıların!), günümüzde tastamam zalimlerin yanında saf tuttuklarını es geçmeyelim bu arada. Aman ve lütfen!
<DIV style="CLEAR: both">
<DIV ="post-footer">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-1">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-2">
<DIV ="post-footer-line post-footer-line-3">
<H2 ="date-er"></H2>
<DIV ="post hentry uncustomized-post-template"><A name=2664292733258800656></A>
<H3 ="post-title entry-title">anlaşılmaz şiir,anlaşılır şiir derken. </H3>
<DIV ="post-er-line-1">
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">Melih Cevdet Anday,Hulki Aktunç***8217;un ***8220;Islıkla Tarihçe***8221;sini değerlendirirken,şöyle demiş: ***8220;Ne anlıyorum bu sözlerden? Hiçbir şey anlamıyorum,sadece onların tadına varıyorum. Bir şiiri anlamak da bu demektir gerçekte.***8221;

Acep öyle mi? Bir şiiri gerçekten anlamak demek,o şiirden hiçbir şey anlamamakla mı mümkün? Ben o kanıda değilim. Anday***8217;ın yargısı,bana kalırsa tekil,çok çok tikel bir yargıdır. Ahmet Oktay***8217;ın da Anday***8217;a hemen katılarak,o yargıyı tümel bir doğruymuşçasına arkalaması,bir yanılsama,yanılsama değilse çarpıtmadır.

Anlayamadığım şiirlerden / dizelerden benim de epey tat aldığım oluyor. Örnekse: ***8220;Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene***8221; (Cemal Süreya), ***8220;Bir sözcükte büyülenmiş / Yatıyor***8221; (Sabahattin Kudret Aksal), ***8220;Göründü görünecek raflarından gökyüzünün***8221; (Can Yücel), ***8220;-çıngıraklı yılanlar almıştın hani bana yaşgünümde-***8221; (küçük İskender) gibi,istesek daha onlarcasını anacağımız dizeler var böyle. Şimdi,bu dizelerin bildirisi seçiklikle ortaya konmamış. Okurdan belli bir estetik / epistemik kültür bekliyorlar ***8220;anlaşılmak***8221; için. Böyledirler diye,bu dizelerin elitist bir mantaliteyle yazıldığını,dolayısıyle şiirselliklerinin sorunlu olduğunu söyleyecek değilim. Ne demek sorunlu olmak,kendi payıma onları da zevkle okuduğumu,kimilerini belleğime kazıdığımı bile diyebilirim rahatça. Burada, ***8220;anlamak***8221; sözcüğünün dibini eşelemek gerekir. Anlamak nedir? O dize-metinle bütünleşmek,o dize-metni ***8220;temellük etmek***8221;,bir bağlamda o metnin ***8220;içine yerleşmek***8221;tir. Sonrası, o dize-metni ***8220;keşfetmek***8221;, ***8220;yeniden üretmek***8221;tir. Demek, ***8220;algısal derinliği***8221; yakalamak, o derinliğin varoluşsal enlemlerine-boylamlarına yapışmaktır. Ne var,bu süreçler,mutlaka toplumsal,dinsel,siyasal,felsefi,teknik metinleri anlamakta olduğu gibi gerçekleşmez hiçbir vakit. Çünkü:söz konusu şiir-dışı metinlerde,mantıksal göstergeler görece birbirinden farklılıklar içerse de,temelde somut,algılanabilir,ya da bilemediniz birkaç hamlede anlaşılabilir nitelikteyken,şiirde durum hiç de öyle değildir. Şiirin dili soyutluklardan kurulu da olabilir,gündelik hayatla bağlantısız da olabilir,yüzlerce hamlede de kavranamayabilir. Nitekim,Ovtavio Paz***8217;ın ***8220;Güneş Taşı***8221; adlı yapıtı,bu türden ***8220;zorluk***8221;ların nicesiyle yüklüdür. Binlerce barikat,binlerce tuzak vardır vardır Paz***8217;ın şiir(ler)inde. Her dize,handiyse bir mayın tarlasıdır. Bizde Asaf Halet Çelebi,Ece Ayhan,küçük İskender ve onlarca şair,şiirlerinin yollarına dinamit lokumları döşemiş gibidirler. Böyle olduklarından,biz onları ***8220;ileti yoksunu şairler***8221; diye dışlamıyoruz elbet;iletiden bile-isteye kaçındıklarını,şiiri ***8220;doğrudan ileti***8221;yle değil de ***8220;iletişim-dışı ileti***8221; kanallarıyla kotarmaya çalıştıklarını düşünüyoruz. Hiç olmazsa ben böyle düşünüyorum.

Benim karşı çıktığım şurası: Anday ve ona katılan Ahmet Oktay,kendilerine yetkin gelen şiirleri düşünüp tart(ış)maksızın,küçük delikli bir estetik kalburunda elemeksizin idealize ediyorlar. Böylelikle,bir başka düzlemlerin şiirleri,kolay anlaşılır şiirler yahut belli bir çabayla anlaşılır şiirler,örtük biçimde,utangaçça,şiir değilmiş gibi değerlendiriliyor. Gelinen noktada,sözgelişi Ahmed Arif,A.Kadir,Afşar Timuçin,Hüseyin Yurttaş,Metin Demirtaş,Nihat Behram gibi hemen bütün toplumsalcı şairler,bir kenara atılıyor. Bu,bağışlanamaz bir yanılgıdır,dipsiz bir değerbilmezliktir. Değişik şiir seslerine kulak tıkamaktır. Daha tehlikelisi de: Şiirin şiir olabilmesi için, ancak ve ancak ***8220;anlaşılmaz***8221; olması gerektiğini,kurnazca meşrulaştırmaktır.

Şunları da diyeyim: Melih Cevdet Anday,50 yılı aşkın bir zamandır,şiirle düşüp kalkıyor. Ahmet Oktay da, takriben 40 yıldır bu işin içinde olmalı. Şiiri, ***8220;anlaşılma / anlaşılmama***8221; kıskacında boğmak ve bu sonuna değin zorlama / yapay ikilemde ***8220;anlaşılmayan***8221;ın yanında saf tutmak,onlara yakışmıyor. Gene de burada bir ***8220;kasıt***8221; aramıyorum;aksi takdirde daha bambaşka şeyler söyleyebilirdim.

Attilâ İlhan ***8220;1.Yeni,İnönü Faşizmi'nin;2.Yeni ise,Bayar-Menderes Diktası'nın şiiridir***8221; türünden indirgemeci,indirgemeci olduğu kadar insafsız şeyler söyler durur öteden beri. Bana kalırsa,şairlerle (ve şüphesiz öteki sanat insanlarıyla),içinde boyverdikleri toplumsal ortam arasında, ***8220;bire bir***8221; ilişkiler / bağlantılar kurmak,toptancılıktan başka bir şey değil. Siyah-Beyaz denklemine sıkışıp kalmaktan ve ara renkleri yadsımaktan başka bir şey değil. Bu türlü yorumların eklektik olduğunu,toplumların karmaşık yaşamalarını ve dalgalanmalarını, doğrusal bir mantıksızlığa mahkum ettiğini düşünüyorum. Ben de Attilâ İlhan kafasıyla baksaydım şiire ve şiir süreçlerine,o vakit şöylesinden cümleler kurmaya yanaşabilirdim fütursuzca: ***8220;Anday ve Oktay,12 Eylül Cuntası'yla uzlaşmanın faturasını ödemeye,bu uzlaşmanın teorisini kurmaya çalışıyorlar. Kaçınılmaz olarak da, ***8220;bildiri / ileti***8221;yi sanat yapıtından kovalamanın derdindeler.***8221; İzandan,insaftan arınmış,ne denli gaddarca bir yaklaşım olurdu bu,düşünsenize! Ne var ki,Ahmet Oktay***8217;ın,uzunca bir süredir yazdıklarından ***8220;anlaşılmayan***8221;ı öne çıkarmayı yeğlediğini ve onun bu çabasının ***8220;eylülist politika***8221;yla uyumlu görünme kaygusu taşıdığını düşünmeden de edemiyorum. Keza,Melih Cevdet***8217;in son şiirlerini ve şiire ilişkin yeni tezlerini de,yazımın başından beri yakındığım oportünist tavrın tipik bir örneği olarak görüyorum.

Problemin aşil topuğu şurası: Kendi poetikalarını,***8221;tek doğru***8221;ymuşçasına ileri sürmeleri. Bölümlemeci kafadan vazgeçerek,şiir orkestrasının tüm araçlarını ve metotlarını meşru sayan bir şiir anlayışını savunmak,bu iki bilge-şair için daha ilkeli bir tutum olurdu kanımca.

Son olarak da şu: Ahmet Oktay, ***8220;Yol Üstündeki Semender***8221; adlı yapıtında,hiç de ***8220;anlaşılmayan***8221; şiirlerle çıkmıyor karşımıza. Bu paradoksa ne diyecek Ahmet Oktay? Söylemle eylem,birbirini doğrulamak zorunda değil mi?


<DIV ="post hentry uncustomized-post-template"><A name=1413468988998082447></A>
<H3 ="post-title entry-title">"dil olayı" (!) </H3>
<DIV ="post-er-line-1">
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">Nedense herkes, "modern" görünme savaşımında. Batılı ve çağdaş görünmek,insan olmaktan önce geliyor. Giyimde-kuşamda,davranışta,konuşmada,yiyip-içmede,hep bir "frenkli" görünme sevdası. Hal-hatır sormamız,el-kol hareketlerimiz,sevmelerimiz-sevilmelerimiz bile.

Bu savlarımı teker teker temellendirmeyeceğim. Az-biraz gözlemleyin çevrenizi,ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Bana,batılı yapaylığın (gerçeklikte,yapaylığın batılısı-doğulusu olmaz;yapaylık yapaylıktır) her türlüsü dokunuyor. Hele,konuşmalarımızdaki özenti ve bu özentinin ivmelendirdiği acınası aşağılık komplekslerimiz. Kültürel aşınmalarımızın / kaymalarımızın en çarpıcı örnekleri "dil"de tezahür ediyor. İnsanlar,cümlelerinin arasına bir-iki İngilizce,Fransızca sözcük çatmayı,matah birşey sanıyorlar. Böylece,karşısındakinin üstünde bir çeşit "dil terörü" estiriyorlar. Bilgiçlikleriyle onları "esir alıyorlar" bir bakıma.

Nurseli İdiz,geçenlerde,İnterstar'da sürdürdüğü şu mahut yarışma programında,yorumculara "relaks olun" diyordu. Yarı Frenkçe-yarı Türkçe. Rahat olun,diyemez miydi;derdi de,hava basmak kimlere kalacak o zaman? Halkın dilinin ırzına geçiliyormuş, anadilimize hürmetsizlik ediliyormuş,mühim değil bunlar. Nurseli'nin gelişmişlik düzeyine gıpta ediyoruz ya,yeter bize.

Prof.Mustafa Altıntaş,iki gün kadar önce,Cumhuriyet'te "nüans ayrımı" diyordu. Bir bilim insanı,üstelik,duyarlı / entelektüel birikimli bir bilim insanı,nüansın zaten "ince ayrım" demek olduğunu bilmesin olur mu? Böyle derken,sayın Altıntaş,"ayrım ayrımı" demek gülünçlüğüne düşmüş olmuyor mu?

Birçok yerde rastlıyorum: "1943'lerde,1987'lerde filan..." diye yazıyorlar. Hem de,edebiyatın rahle-i tedrisinde 40 yıldır dirsek çürütenler (Demirtaş Ceyhun gibi) var böylelerinin arasında. Kaç 1943,1987 var ki? Tarih,yılca tam saptanıyorsa,1943'te,1987'de; tam saptanamıyorsa,1943'lerde yerine,1940'ların ilk yarısında;1977'lerde yerine,1980'lerin ikinci yarısında denmesi değil midir doğru olan?

Cem Özer,Orhan Boran* ve daha sayılmakla bitmez birçok medya şöhretlisi ise,bir "bizim jenerasyon"dur dolamışlar dillerine,doludizdin koşuyorlar. "Bizim nesil" yahut "bizim kuşak" demenin güzelliğine neden dudak büküyorlar,hiç anlayamıyorum.

Herkes,modernlik budalasına dönüşmüş dediğime bakmayın. Osmanlıca heveskârlığı da almış başını gidiyor. Beni bilenler bilir: Sözcüklerin,kavramların,deyimlerin,çağrışı msal zenginliklerinden ve tarihsel ağırlıklarından yararlanmanın,dilimiz için bir kazanım olduğunu düşünürüm. Ne ki,söz konusu söz ve söz öbeklerinin artık daha anlaşılır,daha Türkçeleşmişleri varken ve bunlar toplum katmanlarınca da enikonu benimsenmişken,eskilerinin kullanılmasının da,dallanmış-budaklanmış bir dil özensizliği,bir dil savrukluğu olduğunu düşünürüm. Onun için,ağdalı Osmanlıca'ya (Arapça / Farsça kırması bir dil olarak) düşkünleri de unutmayalım derim. Onlar da apayrı bir âlem. "Mündemiç"ten,"tespit"ten,"malum"dan,"evvela"dan ,"netice"den kopamıyorlar birtürlü. (İçkin,saptama,bilinen,ilkin,sonuç sözcüklerinin neresi çirkin ve anlaşılmaz?) Osmanlıcasını yazınca / konuşunca,daha ağırbaşlı ve oturaklı göründüklerini,daha "ilmi" (onlar "bilimsel"demezler) bir "hüviyet" (onlar "kimlik" demezler)kazandıklarını mı sanıyorlar ki? Oldu olacak,Mercimek Ahmed'lerin,Abdülhak Hamid'lerin dillerini diriltelim de,onlar sağ,biz selamet artık!

Bazı yaraları deşmekten,vallahi de billahi de gına geldi. "Dil olayı"(!)ndan da!

(*): Orhan Boran'a haksızlık olmasın bu arada. Dilimizin üstadlarından,deryadil bir hatiptir bence.Edited by: ahker
__________________
\"Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan iyidir.\"
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 28-09-2008, 02:11
san_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.130
Standart



sevgili bünyamin durali,
eğer "yazı gücü(m)" ve "dil"(im) yetseydi, eletirmenlerin çapsızlarını da ben, sizin gibi, anlaşılır harika örneklerle anlatırdım.
gerçekte; okuma özürlü olan şairlere benzerlikleri çok, alınlarındanişaretlenecek olanları da.laf olsun diye konuşan veyazanlar onlar. ben bilirim-ciler yani.
rastlayıp okuduklarımvar, hele okuyamadan kapattıklarım,dayanılmazlar yani.

sınıflandırdığınız 17 ayrıtarzşairi özetlediğiniz bölümü okuyup bitirdim.düşündüğüm çok şeyi bulmak doğrusu hoşuma gitti.
"ee bu adam başka ne yazacak ki, herşeyi özetlemiş işte!"yi geçirirkeniçimden;
kışkırtıcı yazılar-4/ ölüme dair-le, denemeniz, denedi yeniden ilgimi. (eksik kırlangıcı tuttum kanadının eksik yanından,"daha"sını bulmayı başka zamana bıraktım)

kahvemi tazeledim, arkama yaslandım keyfle. anlaşılan o ki; yazınızı sonuna kadar, sizi dinler gibi okuyacaktım.
diliniz, karşılıklı sohbette alacağım tad kadar akıcı ve ulaşıcıydı.

geç bir saatte, şöyle bir bakıp çıkacağım sitede (ana)dil(i) bağlamında dasein veya das mann olmak ı atlayamadım, kapatamadım makineyi?( bu bir makine midir? bilmem.)

yani hani, tamamına yakınını; babamın birşeyi onayladığızamanki gibi, başımı öne belli belirsiz sallayarak okuduğum,öğretici, zaman zaman keskinve düşündürücü denemenizdenkeyf aldığımısöylemek isterim.

şair ve şiirin taraflılığından, şiirin anlaşılırlığına geçmiş, ne de iyi etmişsiniz.
benim gizli saklı "bazı şiirleri, anlayıp algılamakta zorlanıyorum, iyice yaşlandım sanırım" kuşkuma, avuntu olduyazınız. hay siz sağolasınız.
hele şu dilkonusuna girişiniz.. doğrusu çıkışınızdan dahavurucu olmuş.
yapay dünyanın ipliğini pazarda gördüm.
-Nedense herkes, "modern" görünme savaşımında. Batılı ve çağdaş görünmek,insan olmaktan önce geliyor. Giyimde-kuşamda,davranışta,konuşmada,yiyip-içmede,hep bir "frenkli" görünme sevdası. Hal-hatır sormamız,el-kol hareketlerimiz,sevmelerimiz-sevilmelerimiz bile.-
ne yazık ki evet, görünen o.
son paragrafın başında kurduğunuz dengeyle de, "ama ya ağdalı dil saplantısı??" sabırsızlığımın,son söz olmayı bekleyen, sabırlıyanına sıra geldiğinde, sakinleştim.
-Herkes,modernlik budalasına dönüşmüş dediğime bakmayın. Osmanlıca heveskârlığı da almış başını gidiyor.-
nasıl da haklısınız.
sizi bilenlerden olmadığım için hayıflandım.
yazınızı baştan sona su gibi içtim. serinledim.
sevgiyle kalın.


Edited by: san_
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 28-09-2008, 10:17
ahker ahker isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 90
Standart

merhaba sayınsan,

baştan, eleştirel-okur tutumunun özgün bir örneği olarak,yazılarıma ilişkin hacimlideğerlendirmeniz için teşekkür ederim. bize özgü "edebiyat arenası"nda pek rastlamayan bir zarafet sizinki.

eleştirmenler için kurduğunuz ilk cümlenize, indirgemeci olmadığınızı düşünerek, tamamen katılıyorum. ben, "eleştirmensever" ama "şairsevmez" biri değilim, ilkin bunu bilmenizi isterim. kaldı ki, her iki alanda da hasbelkader kalem oynatan biri olarak, böyle davranırsam, nesnel olamam ki, dediklerime ters düşerim. işaret ettiğiniz eleştirmen tiplerini de birgün bu sitede ele almak istiyorum. "şiir, öykü, roman, bilmem ne yarışması" adıyla, şair ve yazarları horoz dövüşüne kışkırtan, "sidik yarışı düzenleyicisi"butayfanın dokunulmazlığı yok ya! bütün yarışmaların "başgedikli"si ve "demirbaş eşya"sı konumunda olanların özellikle tabii. anlıyorum ki, siz de enikonu yaralısınız "edebiyat derebeyleri"nin egemenliğinden ve mustaripsiniz. Haklısınız. Sizi bu yüzden, bundan böyle omuzdaşım sayıyorum.

öteki dediklerinizse, bana övgü bölümüne giriyor ki, sürekli kargışlanan biri olarak, alışkın değilim bunlara. yalnızca teşekkür ederim demekle yetinsem, beni hoş görürsünüz değil mi?

unutmadan diyeyim ki: ben, müzmin bir sanal edebiyat sitesi muhalifiy(d)im. bilmem nasıl, şiir akademisi, öteki sitelerden büsbütün farklı, düzeyli ve tutarlı tutumuyla, benim bu önyargımı tuz-buz etti. kuşkusuz bunda, emrebey gibi devrimci-demokrat bir aydıninsanın ve hilmi haşal gibi nev-i şahsına münhasır bir şairin sitedeki yönlendiriciliklerinin büyük payı var. sitede sanatsal çıtası çok yüksek şiirler, öyküler, denemeler, yazınsal mektuplar okumuş olmanın getirdiğikazanımlar, esas unsurlar tabii.o donanımlı yazı ve şiirler hakkında, zaman zaman değerlendirmelerde bulunmak için, şimdiden sabırsızlanıyorum. bir kez daha anladım ki: mutlakçılık her durumda ve öncelikle reddedilmesi gereken, çarpık bir tavır.

yazdınız ve ne güzel ettiniz.

esenlikler dilerim.

Edited by: ahker
__________________
\"Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan iyidir.\"
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 29-09-2008, 12:13
ahker ahker isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 90
Standart

<H3 style="MARGIN: 0in 0in 0pt; white: ">sevdanın resmi yapılabilir mi? <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" /><O:P></O:P></H3>
<DIV style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; PADDING-RIGHT: 0in; BORDER-TOP: medium n***111;ne; PADDING-LEFT: 0in; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; PADDING-TOP: 0in; mso-element: para-border-div; mso-border-bottom-alt: solid text .75pt; white: ">
Nâzım Hikmet, Abidin Dino'ya: "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" diye sorar bir şiirinde.

Mutluluk gibi,"insanı içerden kuşatan", beş duyu organlarıyla algılanması ve tasavvur edilebilmesi mümkün olamayan, içine-içeriğine ancak "yaşanarak deneyimlendiğinde" erişilebilinen en üst düzeyden bir "duyarlılık hali"nin, diyelim buradaki konumuz gereği, resmedilmesi söz konusu mudur? Nâzım'ın, kuşkusuz, şiirsel bir sofistikelik içinden sorduğu bu soruyu, Dino nasıl cevapladı bilmiyorum. Cevabı ne olursa olsun, Nâzım'ın sorusu, üstünde dört boyutlu düşünülmesi gereken bir soru.

Ama,ben soruyu, Nâzım'ın, -kim ne derse desin, özünde bir sevda şairi olduğunu düşünerek, "sevdanın resmi yapılabilir mi?"ye taşımak istiyorum. Günümüze değin yapılagelen ve halihazırda yapılan resimlerin yüzde kaçı sevdayı betimlemiştir, betimlemeyi amaçlar? Sevdayı, dörtbaşı bayındır biçimde bize hissettirebilecek, kaç resim tablosu vardır cihanda? Bunu da bilmiyorum, ille de bilmek de istemiyorum. Şunu biliyorum çünkü: Sevda, resim tablolarına sığmaz; o tabloların ışıklarını ve gölgelerini, renklerini ve görüngülerini(perspektivlerini) darmadağın eder; çerçevelerini çatlatır: dışarı, hayata, halkın arasına karışır, bütün serdengeçtiliğini kuşanarak: oralarda soluklanır çünkü, kan damarlarını ve can damarlarını oralarda genişletir.

Kerem ile Aslı'nın, Tahir ile Zühre'nin, Ferhat ile Şirin'in birbirlerine kendilerini feda edercesine bağlılıklarını (bu sevdaları somutlaşmış değil de, mitik ve / veya imgesel bağlamda varsaysak bile), hangi ressam, hangi renk ve çizgi çılgını resmedebilir? Resmedemez, çünkü sevda, sanattan (da) fazla birşeydir; sanatın potansiyellerinin, sanatın fiziğinin ve metafiziğinin daha derinlerinde, daha ötelerinde biryerdedir. Sevda. Bir bakarsınız, "sevda"kavramını bile yetisiz / yetersiz bulmuş; hayatın ve ölümün kesiştiği bir noktada, dünyaya ve tanrıya meydan okumaya başlamıştır.

Hem, sevdanın uçarılığı, hercayiliği, ele-avuca sığmazlığı; onun bir kısım şablonlara ve şematik kalıplara sığmayacağının; bazı ölçüm-biçim meraklılarının ve toplum mühendislerinin heveslerini, daha baştan ve eyleme geçmeden önce bile, kursaklarında bırakacağının göstergesi değil midir? Sevdaya sınırlar çizmek, tanımlar getirmek, onun ontolojisine ve kendine has pedagojisine taban tabana ters düşer. Bu incelikli farkındalıktan bihaberseniz, "sevdalanma zamanı"nda değilsiniz demektir.

Sevdayı, karşı-cinsiyettekine abayı yakmakla kısıtlayanlar, onu da bayağılaştırarak, ***8220;apış arası ziyafeti"ne indirgeyenler yok mu bir de? Sevdalanmak, onlara kalırsa, "tak fişi,bitir işi" kolaycılığında bir duygusuzluk ve mekaniklik. Ay ışığıymış, şiirmiş, gönüldeşlikmiş boşvermeliymişiz hepsine; sevda denen birşey varsa, bir kadınla bir erkeğin "etlerinin kaynaşması"ymış olup-biten. Söze ve sevgiye ne hacetmiş? Bu zihniyettki erkek kadını(nı) frijit , bu zihniyetteki kadın da erkeği(ni) iktidarsız etmez mi?

Evet, ne diyordum: Sevdanın dili, başka bir dildir. Bir şiirimde (Hoş Geldin Vera) dediğimce: "diller dili bir dildir sevda dediğin". Bir çiçeğe, bir çocuğa, bir düşün akımına, ebeveyninize, öğretmeninize, ütopik bir değerler dizgesine..sevdalanamaz mısınız, neden olmasın? Sevda deviniminin akışkanlığı "kendiliğinden" ve "kendinde"dir; dışsal kımıldatıcılara da gereksemesi yoktur çoğunca.

Organik yaşlılığı, sevdanın önünde engel görenlere de değineyim. Demek istiyorlar ki: Beden yıpraksa, sevme enerjisi de yıpraktır. Yıprak enerji eylemselleşemez. Açıkça değil, utangaçça söylüyorlar bunu, örtük biçimde; gene de söylüyorlar ya. Ama, sevdalanmak, enerjiden çok bir sinerji işidir, bunu bilmiyorlar işte. Olumsuzda, bir önyargıda takılıp kalıyorlar. Onların evlere şenlik mantığıyla "kıl oldum abi" diye zırlayan 18'lik bir delikanlı, her an sevdalanabilir; ne var, sanatsal değerlerin hemen hepsinden tatlar devşirmiş, yaşamının tümünü düş-düşünce odaklı etkenlerle şekillendirmiş 78'lik Aziz Nesin sevdalanamaz! Böyle mantığın ortasına, horoz tüyü dikmez misiniz?

Ben o kanıdayım: Aziz Nesin, kasımpatıları, buğulu temmuz akşamlarını, yürek yakan turna uçuşlarını, sabah sabah bir lodosun pürkürttüğü yoksulları, ayrılıklardaki direngenliği ve devrimlerdeki gizemsiliği; "fast food" beslenen, "full teim" çalışan, "Cafe dö Madame"lerde ömür çürüten "frenk kırması jenerasyon"dan çok daha fazla seviyor. Sırf bu sebeplerden de, sevdayı çoğumuzdan daha fazla hak ediyor.

Bu yüzdendir ki: Görsel ve dijital iletişim(sizlik)araçları, bu "türedi nesiller"in sanal sevişmelerini dakika be dakika resmediyor da, Aziz Nesin'in sevdasını görmezden geliyor. Hoş, böyle sevdaların resmi yapılamaz ki!<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
1993<O:P></O:P>
<H3 style="MARGIN: 0in 0in 0pt; white: ">kupkuru bir ağaç olun! <O:P></O:P></H3>
<DIV style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; PADDING-RIGHT: 0in; BORDER-TOP: medium n***111;ne; PADDING-LEFT: 0in; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; PADDING-TOP: 0in; mso-element: para-border-div; mso-border-bottom-alt: solid text .75pt; white: ">
"Bu sessizlik, bu ayakların yere basmadığı, düşüncelerin ve sözcüklerin kimseye varmadığı ülke, bu yaşam ve ölüm arasında uzanan sesiz, serin ülke, nsanların yalnızlıkları içinde gözlerini bile kaldırıp öbürlerine bakmadığı ülkenin daha kuzeyindeki kapılar gerçekten belki ölüme giden yollarla dolu."

"Yaşamın Ucundaki Yolculuk"unda böyle diyor, Tezer Özlü Kıral.

İnsan tir tir titriyor bu satırları okurken. İliğime-kemiğime dek donduğumu sandım.

Bir sessizlik ki, arifine kitaplar yetmez.

Düşünceler ve sözcükler hep isabetsiz,karavana kurşunlar gibi hep.

Yaşamla ölüm arasında,yaşamdan yaralı, ölümden karalı bir ülke.

Kimsecikler kendi kaskatı kalıplarını kırmaya, içine çengellendiği kafesinden dışarı çıkmaya niyetle değil bu ülkede.

Herkes, "ben ben ben" diye yırtınıyor; "sen sen sen" diyenin alnını karışlıyorlar.

Hadi, "sen sen sen" demeyelim; ***8220;sen de, sen de, sen de" diyelim hiç olmazsa: "hem ben, hem sen, hem o; hepimiz hepimiz hepimiz" diyebilelim bir kerecik de, dilimiz aşımmaz ya, odumuz-ocağımız sönmez ya!

Aynı zamanda ve mekânda "hem ağaç, hem orman olmayın" diyorlar bize; bencilliğin en acımasızını öğütlüyorlar, vicdandan en yoksununu. "Ormanı mormanı boşverin" diyorlar, "ağaç olmak" neyinize yetmez.

İyi ya, ağaç olalım, ağaç olmakla yetinelim, buna da razıyız. Bu kez de "özsuyunuz olmasın ama, çiçeklenmeyin, yapraklanmayın zinhar, dallanıp-budaklanmayın öyle" diyorlar.

Kupkuru bir ağaç olmalıymışız. Tezer Özlü'lerin acısının yoldaşı değil!<O:P></O:P>
<H3 style="MARGIN: 0in 0in 0pt; white: ">(en'siz) sevdiklerim <O:P></O:P></H3>
<DIV style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; PADDING-RIGHT: 0in; BORDER-TOP: medium n***111;ne; PADDING-LEFT: 0in; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; PADDING-TOP: 0in; mso-element: para-border-div; mso-border-bottom-alt: solid text .75pt; white: ">
***8220;nokta kadar bir(er) ikarus olmak***8221; adlı yazıya beni, bir arkadaşımın e-postası kışkırttı. O arkadaşım bana, ***8220;en sevdiğim***8221; (!) kimi şeyleri soruyordu.

Kendisine, ***8220;enleri ve encileri sevmediğimi***8221;, ancak, sevgisiz biri olmadığımı da hemen belirttim. Bu sorularının ateşlediği cevaplarımı da ilettim.

Baştan, büyük (en büyük değil) şairlerimizden Melih Cevdet Anday***8217;ın meşhur ***8220;Anı***8221; şiiri çöreklendi aklıma. Anday, ***8220;Anı***8221;yı, Amerika***8217;nın en ufak bir toplumsal kımıldanışı bile komünistlikle suçladığı ve şiddetle bastırdığı Mc Carthyizm Dönemi***8217;nin bir uzantısı olarak kabartılan karşıdevrimci dalgayla boğduğu karı-koca Rosenberg***8217;lerin anısına yazar. Julius ve Ethel Rosenberg***8217;ler, casus oldukları gerekçesiyle, tamamen iftiracı bir komploya kurban edilirler. Elektrikli sandalyede son verilir yaşamlarına. Oysa, mâsumiyetlerini tarih kanıtlamıştır sonradan. Devrimsever birer fikir militanı olmaktır olanca kabahatleri. Uzun hikâye!..Buraya şuradan geldim: O altı dörtlüklü efsanevi şiirin üçüncü dörtlüğü şöyledir: ***8220;Sevdiğim çiçek adları gibi / Sevdiğim sokak adları gibi / Bütün sevdiklerimin adları gibi / Adınız geliyor aklıma***8221;...Dahası, iyi şair Akgün Akova***8217;nın ***8220;Sevdiğim Kadın Adları Gibi***8221; adlı bir şiir kitabı vardır; Anday***8217;ın şiirinin ardından, o kitap üşüştü zihnime***8230;Arkadaşımın sorularının çoğunu bir yana koyarak, kendi ***8220;en***8217;siz sevdiklerim***8221;in bir dökümünü yaptım. Çiçek adları, sokak adları, kadın adları vardı sevdiklerimin önünde (en önünde değil). Bunlara pek pek, birkaç şehir adı, birkaç şair ve şiir adı, birkaç musiki üstadı, birkaç filozof, birkaç yazar , birkaç ressam daha ancak ekleyebilirim. (Aktörlerden ve tiyatro emekçilerinden, heykeltıraşlardan, seramik sanatçılardan da sevdiklerim var ya, saymayayım onları. İlgi alanlarının genişliğiyle şişinmeye çıkmış buraya, demesinler. Ağaçsan, ne mene bir ağaç olduğunu, kuturunu filan bileceksin). Olancası buydu. Şimdi onları sıralamaya savaşayım, delikleri küçükçe bir kalburdan geçirerek elbette:

-Sevdiğim çiçek adları: Zambak, Gelincik, Kasımpatı***8230;

-Sevdiğim sokak adları: Şair Çıkmazı Sokağı, Şair Eşref Sokağı ve diktatörlerden esinlenmemiş bütün sokak adları***8230;

-Sevdiğim kadın adları: Şu gelgeç yaşamıma aşkla katılan tüm kadınların adları***8230;

-Sevdiğim şehir adları: İstanbul (His-tanbul, Mis-tanbul) ve İzmir (Söz-mir, Siz-mir, Giz-mir, Güz-mir, Yaz-mir, Töz-mir, Köz-mir, Kız-mir***8230;)

-Sevdiğim şair ve şiir (kitabı) adları: Yunus (halkçı bir mistisizm), Pir Sultan (devrim alfabesinin elifi), Karacaoğlan (karasevsaların kara-çocuğu), Şeyh Galip (inceliğiyle), Nedim (kalenderliğiyle), Ahmed Haşim (melankolizmiyle), Nâzım Hikmet Ran (devrimci şiirlerinden çok aşk şiirleriyle), Melih Cevdet (matematiksel ve felsefi harmonisiyle), Sabri Altınel (imgesel derinliğindeki devrimci romantizmiyle), Ahmed Arif (olağanüstü canhıraş sesiyle) , Gülten Akın (acıya kattığı katışıksız lirizmiyle), Ece Ayhan***8217;la (resmi ideolojiye ve resmi şiire diklenen estetiğiyle) birlikte İkinci Yeni***8217;nin dindar ve dinsiz tüm iyi şairleri, Metin Altıok (vahşi bir siyahlıktır onun şiiri), Behçet Aysan ("beyaz ölüm"ünde dalgalanır yüreği), Ahmet Erhan(1980'ler gençliğinin dumanlı sesi) ve adlarını anmadığım yığınla gencecik şair..Octavio Paz (akıl-dışı bağdaştırmaların şairi), Mayakovski (umutla umutsuzluğun sevişmesi), Aleksandr Puşkin (yiğitliğin şiirsel örneği), Yannis Ritsos (mitolojik bir anti-kahraman), Rafael Alberti (derbeder ve âsi), Charles Baudelaire (seslerin sessizliği), Arthur Rimbaud(ömrü yok bir şiir efsanesi) Mahmud Derviş (filistin göklerinin ebatları bilinemez bayrağı)***8230;/ Memleketimden İnsan Manzaraları, Simavne Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Destanı, Anı, Zamanın Yüreği, Hasretinden Prangalar Eskittim, Kestim Kara Saçlarımı, Devlet ve Tabiat, Üvercinka, Mona Rosa, Gül Muştusu, Yedi Güzel Adam, Tragedyalar, Düello, Bugün de Ölmedim Anne ve yığınla gencecik şiir***8230;

-Sevdiğim musiki insanları: Hafız Burhan, Sadi Hoşses, Safiye Aylâ, Müzeyyen Senar, Âşık Mahzuni, Neşet Ertaş, Musa Eroğlu, Erkan Oğur, Erol Parlak, Cem Karaca, Erkin Koray, Aynur Haşhaş, Mustafa Kandıralı, Kazancı Bedih, Bülbül Hoca, Fikret Kızılok, Funda Arar, Nur Yoldaş, Ergüder Yoldaş, Burhan Öçal, Ahmet Kaya, Rahmi Saltuk,Orhan Gencebay (Şaşırdınız mı, ne var bunda)..Emil Dimitrov, Lili İvanona, Kadriye Lâtifova, Suzan Kardaş, Mercedes Sosa, İbrahim Ferrari, Miles Davis, Frank Sinatra, Grapelli ile Pink Floyd ve Led Zeppelin gibi bazı gruplar***8230;

-Sevdiğim filozoflar: Sokrates, Platon, Sinoplu Diogenes, Nietzsche, Karl Marks, Sühreverdi, Farabi, Jean Paul Sartre, Albert Camus, Henry Bergson, Edmund Hussserl, Spinoza..Cemil Meriç, Selahattin Hilav, Nermi Uygur, Ahmet İnam, Afşar Timuçin***8230;

-Sevdiğim yazarlar: Franz Kafka, Dostoyevski, Tolstoy, John Steinbeck, Anton Çehov, Cioran, Bukowski, Andre Gide, Maksim Gorki, Cengiz Aytmatov, Bertolt Brecht, Samuel Beckett..Orhan Kemal, Sevgi Soysal, Memduh Şevket Esendal, Sait Faik, Erhan Bener, Kemal Bekir, İnci Aral, Erendiz Atasü, Tezer Özlü, Oğuz Atay, Ayfer Tunç, Mustafa Kutlu, Nuri Pakdil, Ayşe Kilimci***8230;

-Sevdiğim Ressamlar: Leanorda Da Vinci, Salvador Dali, Van Gogh, Edvard Munch..Erol Akyavaş, Nuri İyem, Salih Acar, Utku Varlık***8230;

Anımsayamadığım, kendilerinden bilgiler / görgüler edindiğim, başkaları da vardır mutlaka. Cehaletime versinler.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<H3 style="MARGIN: 0in 0in 0pt; white: ">turgut uyar'ın "bir şiirden"ini anlamak <O:P></O:P></H3>
<DIV style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; PADDING-RIGHT: 0in; BORDER-TOP: medium n***111;ne; PADDING-LEFT: 0in; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; PADDING-TOP: 0in; mso-element: para-border-div; mso-border-bottom-alt: solid text .75pt; white: ">
Turgut Uyar***8217;ın ***8220;Bir Şiirden***8221; adlı inceleme kitabını okudum geçenlerde. Abdülhak Hâmit***8217;ten Cemal Kıca***8217;ya (bu şairin adını hiç işitmemiştim) değin 21 şairimiz, sadece birer şiiriyle ele alınmış.

Turgut Uyar, sıkı şairlerimizden. Hem de sımsıkı. Her dizesinin, sözcüğünün, hecesinin hakkını, köküne kadar verebilen az sayıdaki şairlerimizden biri. Öleli şunca yıl olmuş (13 yıl), etkinliğinden birşey yitirdiğini sanmıyorum. Yitirmek ne, şiir üstüne yazılarda, onun şiirine ve şiir görüşlerine, nice göndermelerde / anıştırmalarda bulunuluyor hâlâ. Olumlu, sevinilecek bir durumdur bu. Çünkü: Turgut Uyar, şairliğinin yanında, şiir felsefesiyle de, ileri derecede ses getirmiş bir yazarımız. Yazdıklarıyla / dedikleriyle, ***8220;değerli ağırlığı***8221;nı her zaman hissettirmiş, edebiyat izlerçevrelerinde sürekli kaale alınmıştır. Denemeciliği / incelemeciliği, yazınsal yaşamımızın haritasını yetkinlikle çıkarabilecek bir üst-yetenekte olduğunun; bu alandaki yaratımlarla ilgili nabız vuruşlarının çetelesini tutabilecek üç-beş aydınımızdan biri olarak yaşadığının örnekleriyle dolu.

***8220;Bir Şiirden***8221; adlı yapıtı, okumak mutluluğuna erişebildiğim bereketli emeklerinin başlıcalarından. Şiiri, ***8220;yaşama üslubu***8221; diye benimsemiş her fâninin, bu kitabı, döne-dolaşa, evire-çevire okumasını gönülden arzuluyorum. Öyle ***8220;damardan***8221; belirlemeler var ki kitapta, ***8220;tam da bunları düşünmüştüm ben de***8221; diye geçirirken içimden, biryandan da, ***8220;keşke Turgut Uyar***8217;ı da, beni de böyle düşünmelere sevkeden koşullar yaşanmasaydı***8221; dediğim oldu sıklıkla. Demek, "şiirimizin çocukluk hastalıkları***8221; birtürlü sağaltılamıyor. Sağaltılamadığı gibi, bundan da kötüsü, bir ***8220;habis ur***8221;a dönüşüyor, kangrenleşiyor da.

Abdülhak Hâmit için, mesela, şöyle demesi, insanı, şiire yaklaşımımızdaki sakatlık noktasında, görmezden gelinemez bir karamsarlığın dehlizlerine postalıyor: ***8220;Onu sevmek yahut sevmemek, bir şiir beğenisi olmaktan çıkıp bir politik tutumu belirtmek haline geldi. Bunu da toplumumuzun büyük yanlışlarından, sağlam sınıfsal değerler kuramamış olmamızın yanlışlarından biri olarak düşünebiliriz. Fransa***8217;da Racine***8217;i, Corneille***8217;i küçümseyen bir solcu olduğunu sanmıyorum. Bir ulus kültürünün böylece parçalanması hazin bir talan gibi geliyor bana.***8221;

Günümüzde nasıl ya: Köprülerin altından onca su akmış, Hâmit***8217;ten bu yana ne şairler gelmiş geçmiş, şiirlerle / şairlerle bağlantılı ciltlerce kitap yazılmış çizilmiş..aynı hamam, aynı tas! Tellaklardan başka kimsecikler değişmemiş.

"...sağlam sınıfsal değerler kuramamış olmamızın yanlışları"nın üstünde düşünebildiğimiz kadar düşünmeliyiz. "Sınıfsızlaştırılmış, sınıfsal uzlaşmazlıklardan arındırılmış bir edebiyat"ı dayatanlara karşı, bu sözler, devrimci şairleri ve yazarları rahatsız etmeli, işkillendirmeli.

Ayrıca: şablonculuğun ve şematizmin brandaladığı ve 24 ayar edebi değerlere köktenci hasımlıklar örgütleyen "görüntüde sol" yaklaşımların külünü havaya savurmanın zamanı, geldi de geçiyor bile...Solcu musun; Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç, Cevdet Karal gibi İslam hassasiyetli şairleri sevmek yasak, hattâ nefret etmelisin onlardan! Sağcı mısın; Nâzım, Ahmed Arif, A. Kadir ve benzerleri, yaşamları sürecince nifak tohumları saçmaktan başkaca bir işi olmayan, ***8220;dışa bağımlı komünist***8221;lerdir olsa olsa!..Zihniyet, heyhat ki, böylesine kabasından işliyor. Şiir-dışı mikyaslar, tam mânâsıyla yürürlükte. Bir-iki ayrıksı durum yok değil ama, öylelerinin o çok geniş tabanlı, demirden pençeli ***8220;edebi despotizm***8221;ini ve o despotizmin asabiyetini ve taassubunu yerinden kımıldatabilmesi pek olası görünmüyor şimdilik. Öyle ya, edebiyat despotiklerinin ve nepotistlerinin değirmenine, edebiyat-dışı kanallardan su taşıyanlar fahiş(elik) oranlar(ın)da. Envayi çeşit menfaat mihrakı, politik erk mensubu ve onların güdümlediği ***8220;apolitik avam***8221;, şiiri orasından burasından güdümleyerek gagalamaktan, yontmaktan geri durmuyor. Güya sanatsever görünecekler, beylik, birbirinin kopyası üsluplara abanarak, klişeleri yaldızlayarak, zevahiri kurtarmaya çalışıyorlar. Acınası film karelerinin bayağıdan bayağı figüranları oluyorlar. Bilisizliklerinin ateşlediği görgüsüzlükleriyle, tam bir ***8220;ayaktakımı kültürasyonu***8221;nu tezgahlıyorlar. Üzüyorlar insanı.

Kendine, demokratım ve devrimciyim diyen öğretmenlerin sendikal örgütü olma savındaki Eğitim Sen***8217;in (ki ben de o sendikanın bir üyesiyim) pasif üyelerinden geçtim, yüzlerce şubesindeki yönetim kurulu üyelerinin binde birinin bile, Cahit Zarifoğlu***8217;nun ***8220;Yedi Güzel Adam***8221; adlı şiirsel şaheserinin adını duymadıklarına kalıbımı basarım. Duyanları varsa da, müslümanlığından dolayı aforoz etmişlerdir daha oracıkta. Zarifoğlu buna müstahak mıdır?

Kezâ, sağ kanat "aydınları"nın şiire bakışı, sol kanadın şiire bakışından daha acıklıdır. Açın bakın, eleştirmen Mehmet Kaplan'ın "Şiir Tahlilleri" kitabına. Nesnel bir edebiyat insanında bulunması zorunlu tutumun kıdımını bulamazsınız orada. Nâzım Hikmet'in şiirini değil, komünistliğini sorgular durur. "Eleştirmenin sefaleti"dir bu! Eleştirmen değil de, sanki bir "siyaset mühendisi"dir Kaplan. Öyleyse, kitabının adı neden "Siyaset Tahlilleri" değildir?

Daha tonlarca cerahati patlatıyor Turgut Uyar. Patlatıyor da n***8217;oluyor? Dökülen irinlerin irkiltici kokusu kaplıyor ortalığı. O kokulardan ne vakit kalkışacak, bir esenlik bildirisi; çığır açan bir erdemli şiir şafağı, ne vakit parlayacak?

Orhan Veli***8217;nin şiirine geldikte, şunları da ekliyor Turgut Uyar: ***8220;Folklordan yararlanmanın, ***8216;folkloru yapmak***8217; olduğunu sanıyoruz. Oysa halk sanatları, aydına karşın, kültür edebiyatına, resmine, müziğine karşın, kendiliğinden oluşan bir sanattır.***8221; Şöyle sürdürüyor: ***8220;Sanırım, folklordan yararlanmada bütün sorun, onun işleyişine bakmak değil, onun bıraktıklarını gözetmektir. Çünkü, her folklor biraz da mitoloji niteliği taşır.***8221;

Bizim şiirimizdeyse, folklorik (halkbilimsel) değerler, çokluk ***8220;kalıpların olduğu gibi aktarılması***8221; olarak anlaşılıyor. Diyelim: Halk Şiiri'nin altyapısı, temel sütunları, toplumsal zemini, o zemindeki yatayına, dikeyine, verevine ilişkiler ağı irdelenmeksizin, yalnızca sözcükler mertebesinde bir motifler toplamı olarak bakılıyor meseleye. Dolayısıyle, ***8220;istiflenmiş motifler vitrini***8221;nden başka bir şey olamıyor, önümüze konulanlar; ve tuhaf bir biçimde acemilik kokuyor hemen hepsi. Yaşanmışlık kokmazlar, ***8220;düşük yapmışlar***8221;dır bir bakıma, ölü doğmuşlardır. Kadüktürler.

Turgut Uyar, Nâzım için: ***8220;Nâzım***8217;ın şiirinin taşıdığı bu özellik, bu bütün özelliği, bir bakıma şiirini hayatından çekip çıkarmasından gelmektedir***8221; derken de, kabuktan yapılanmaların, ***8220;(t)öz eksikli***8221; sanatların belkemiğini kırıveriyor.

Ârif olan anlar!<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<H3 style="MARGIN: 0in 0in 0pt; white: ">bir dünya ve kültürle yazılır şiir <O:P></O:P></H3>
<DIV style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; PADDING-RIGHT: 0in; BORDER-TOP: medium n***111;ne; PADDING-LEFT: 0in; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; PADDING-TOP: 0in; mso-element: para-border-div; mso-border-bottom-alt: solid text .75pt; white: ">
***8220;Büyük çoğunluğun şiiri zevk almak için, dolmak için değil, boşalmak, yüreğine su serpmek, aydınlığa çıkmak için okuduğuna inanıyorum. Şiir bir bakıma zorlukları yenme sanatıdır. Bunun için yardıma hazırdır.***8221; (Cumhuriyet Kitap, 9. 4. 1998, Sayı: 425)

***8220;Şiir, bilgi ile, görgü ile yazılmaz; bir dünya ve kültürle yazılır. Bir tarih ve coğrafyayla yazılır. Şairin şiirinin zamanı, bu dünyanın, bu kültürün, bu tarihin ve bu coğrafyanın zamanıdır. Şair onu teninin altında, kanında, kemiklerindeki iliklerinde taşır.***8221; (adı geçen kaynak)

Yukarıdaki iki bölümce, Muzaffer Buyrukçu tarafından, Özdemir İnce***8217;nin ***8220;Ne Altın Ne Gümüş- Söyleşiler***8221; adlı kitabından alıntılanmış.

İnce***8217;nin saptamalarına katılan da olacaktır, katılmayan da. Savlı yargılardır söyledikleri. ***8220;Şiir bir bakıma zorlukları yenme sanatıdır.***8221; dendikte, şiiri bir çeşit özgörevle (misyonla), elbette ***8220;vulger gerçekçilik***8221;ten arınık bir tutumla yükümlendirmiş oluruz ki, sözkonusu yaklaşım, doğrudan doğruya eleştirel gerçekçiliği geçerek, toplumsal gerçekçilikle, hani şu Fransızcadaki ***8220;angaje***8221;, Türkçedeki ***8220;bağlanımcılık***8221; kavramıyla kesiştirir yolumuzu: Neruda, Brecht, Alberti, Ritsos, Nâzım..soyundan şairlerin / şiirlerin gerçekçiliğinin kulvarında***8230;

Andığım şairlerin her biri, şiirin bayrağını, toplumlarının esenliği, halklarının geleceği yönünde dalgalandırmış; bu uğurda ne bitimsiz çelmelerle ve karaçalmalarla karşılaşmış, ardı arkası gelmeyen uğursuzluklarla boğuşmuştur. Kimisi, işinden-aşından, kimisi (Neruda gibi) yaşamından olmuştur.

Şiire başladığı yıllarda, İkinci Yeni***8217;den yoğun etkilenmeler taşıyan, sonrasında daha değişik serüvenlere girişmekten çekinmeyen İnce***8217;nin, 60***8217;lı yaşlarında, şiire böyle apaydınlık bir pencereden, insanın özyazgısını paylaşmaya hazır bir görüngüden (perspektiften) bakmasını sevinerek karşılıyorum. Günümüzde şiiri, çapraşık, bilmecemsi biryığın şifrenin karakutusuna çevirme çabasıyla başları dönenlere esaslı dersler veriyor İnce. Bir yandan da, görüldüğü yerde tepelenmek istenen ***8220;evrensel-devrimci şiir***8221;in onurlu mirasını sırtlanmış oluyor ki, bu başlıbaşına övülesi bir tutumdur.

Gene İnce, ***8220;Şairin şiirinin zamanı, bu dünyanın, bu kültürün, bu tarihin ve bu coğrafyanın zamanıdır.***8221; demekle, şiirin düşlemsel ve düşünsel pusulasını, ***8220;bu dünya***8221;nın ***8220;yaşadığımız kargaşık hayat***8221;tan koparılamayacak kadar içine odakladığını gösteriyor. Biçim yeniliklerini ***8220;biçimsel canbazlık***8221;la karıştıranlarla, şiiri rotasından saptırmaya çalışanlarla hesaplaşıyor. Bezdiriciliğin bulanık sularında çırpınan ***8220;keskin slogancılığı***8221;, sövgülerin sisine gömülü ***8220;duygusal protestoculuğu***8221; mahkum ediyor.

Titizliğinden sual olunmaz bir ***8220;şiir estetisyeni***8221;dir İnce. Öyle olmasaydı, şunları demezdi sözgelişi: ***8220;Kimi kadınlar vardır ve erkekler de vardır, ***8216;bit pazarı***8217;na benzerler. Ayaklarında takunya vardır, uzun pazen don giyerler allı güllü, içlerinde ithal malı küçücük slip vardır, ten üzerine ***8216;angora***8217; kazak giyerler ama ***8216;angora***8217;nın üzerinde görünmeyen bir çarşaf vardır; saçlar ***8216;Bo Derek***8217; saçıdır ama görünmeyen bir başörtüsü vardır başlarında. Bunlar kültürel gülünçlüklerdir.***8221;

Siyasal yaklaşımlarını hiç tutmadığım Özdemir İnce***8217;nin, şiirini ve şiire getirdiği kültürel açılımları beğeniyorum. Tutarsızlıksa tutarsızlık, böyleyim işte!<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<H3 style="MARGIN: 0in 0in 0pt; white: ">şiirim, benim ölümümdür aslında. <O:P></O:P></H3>
<DIV style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; PADDING-RIGHT: 0in; BORDER-TOP: medium n***111;ne; PADDING-LEFT: 0in; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; PADDING-TOP: 0in; mso-element: para-border-div; mso-border-bottom-alt: solid text .75pt; white: ">
Ahmet Erhan, ne diyordu bir şiirinde: ***8220;Bugün oturdum ölümü düşündüm / Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken***8221;

Öte-dünya, var mıdır, hiçlik midir, bir ütopyadan mı ibaret, bilemiyorum. Doğal ki, böyle düşünüyor olmam, "ölüm üstüne düşünme"me engel değil, "ölüm gerçeği"ni didiklememe ket vurmuyor. Tam tersine, "ölüm olgusu", benim başat temalarımdandır. Yüreğim ne vakit daralsa, kırların kucağına, değilse gömütlüklere atarım kendimi. Kırlara yahut gömütlüklere...Çelişki gibi mi geliyor size? Size öyle gelsin dursun, bana göre, doğa***8217;daki sıcaklıkla gömütlüklerdeki soğukluk, birbirini bütünlüyor: Doğa***8217;nın süreğenliği, kendini sanki gömütlüğün tamamlanmışlığında sınıyor, dinlendiriyor. Ben böyle kavrıyorum.

Doğa***8217;da mülkiyet kavgası yok. Hayvanlar, ağaçlar, börtüböcek ve otlar, kendilerini telef etmiyor yazlık-kışlık derdiyle. Taşınırım-taşınmazım çoğaldıkça çoğalsın, derdiyle mefluç etmiyor ruhlarını ve bedenlerini. Dereler, nehirler, hep beraber çağıldıyor; kuşların şakımasından bir esenlik kaplıyor içinizi. Gömütlerinse, gerçi bazıları ***8220;ölüme kafa tutarcasına***8221; mermerden yapılmış, çoğu çırılçıplak toprak kokuyor gene de; ***8220;zamanın ruhu***8221;nu (***8220;zeitgeist***8221;ı) temellük etmiş. Ortak bir paydada buluşuyorlar: ***8220;Ulu Bir Suskunluk***8221;ta. Ölülerin hiçbiri konuşmuyor. Eksiksiz bir ***8220;teslimiyet***8221;, en koyusundan bir ***8220;dinginlik***8221; içerisindeler hepsi. Bu yetiyor bana.
***
Bazı şiirler ilhamlandırıyor beni. Ahmet Erhan***8217;ın ***8220;Alacakaranlıktaki Ülke***8221; kitabını karıştırırken, bir şiir kıvılcımı çakıverdi içimde. Şiirdi basbayağı, gelsindi, yüreğimin başköşesine otursundu. Öyle de oldu. ***8220;Yokluğunun Şiiri***8221;ni yazıverdim bir çırpıda. Gerçekten, iskeleti hazırdı, bir kalıp hâlinde geldi, ufak-tefek oyalanmalarla tamamlanıverdi. O şiirin ikinci dörtlüğünü aktarayım:

suçlu bir çocuk gibi bakıyorum
hayat***8217;a, yüreğime, çiseleyen yağmura
boynum öyle bükük, akıyorum
özenle biriktirdiğim gözyaşlarıma

Benim şiir(ler)imin dibini eşeleyen, orada bir ***8220;burukluk***8221;, yoğun bir ***8220;terketmişlik / terkedilmişlik***8221; kokusu bulacaktır bir uçtan öbür uca. Hayat***8217;a, bilhassa kendi hayatıma, ***8220;küskün***8221; biriyim ben. O koca kafasını pişmanlık duvarlarına vura-çarpa büyüyen (afedersiniz, hiç büyümeyen, çocuk kalmaya ahdetmiş) biriyim. Ders alamıyorum yaşadığım yanılgılardan. Acemi, çaylak, aval aval bakınan bir öğrencisiyim dünyanın. Beceriksiz, algısı kıt, yılgısı bol bir ***8220;koca bebek***8221;! Hep okşanmaya, korunmaya gereksinimli ***8220;yeteneksiz***8221; mertek!

Hem, aksadığımın, aksaklığımın topallaşmaya doğru genleştiğinin ayrımındayım; hem de tedbirsizlikte, kendimi kasırgaya tutulmuş akıntılara bırakmakta üstüme yok. Bilip de bilmezlikten gelenin böylesine, Allah belânı versin öyleyse, demez misiniz!

Siz okuyadurun bedduanızı, ben o şiirimin beşinci ve sonuncu dörtlüğünü yazayım da, ne denli gemlenemez bir taşkınlıkta yaşadığıma (mı?), karar verirsiniz sonra:

ukalâyım, farkındayım, herkes farkında
töreymiş gelenekmiş tanımıyorum
sağ yanım ayrılıkta, sol yanımsa sevdada
her yanım çiçek koksa, gene ölüm sanıyorum
***
Özetin de özeti: Şiirim, benim ölümümdür aslında.<O:P></O:P>
<H3 style="MARGIN: 0in 0in 0pt; white: ">"zenciyim ben" <O:P></O:P></H3>
<DIV style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; PADDING-RIGHT: 0in; BORDER-TOP: medium n***111;ne; PADDING-LEFT: 0in; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; PADDING-TOP: 0in; mso-element: para-border-div; mso-border-bottom-alt: solid text .75pt; white: ">
Ataol Behramoğlu***8217;nun tercüme ettiği, Langston Hughes***8217;in "Zenciyim Ben***8221; adlı şiirinin tamamını aktarıyorum (Sosyal Demokrasi dergisi, Ekim 1993, Sayı 19):

Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika***8217;nın derinlikleri gibi kara

Köleydim her zaman
Saray basamaklarını temizledim eski Roma***8217;da
Washington***8217;da ayakkabı boyamaktayım şimdi

Emekçiydim her zaman
Mısır***8217;da piramitleri kuran benim
Benim, harcını karan gökdelenlerin

Türkücüydüm her zaman
Afrika***8217;dan Missuri***8217;ye kadar yaydım türkülerimi
Çınlar kederli ezgisi onların her yerde, o tamtam ritmi

Kurbandım her zaman
Kongo***8217;da kırbaçla dövdüler beni
Ve şimdi linç edilmekteyim Teksas***8217;ta

Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika***8217;nın derinlikleri gibi kara.***8221;

"Zenci" yerine: Irak***8217;lı, Filistin***8217;li, Kızılderili, Kürt, Çingene, Ermeni, Yezidi, Süryani, Alevi, ateist, emekçi, eşcinsel, sivil-itaatsiz..gibi, (postmodern kolonyalizm'e lehimlenmiş, para-dinli Beyaz-Egemen Paradigması'nın dıştaladığı) sözcüklerin her birini, değiştirip değiştirip koyun isterseniz; şiirin özünden hiçbir şey yitirmediğini göreceksiniz.

Bazen, bir karanlığı dağıtıverir bir şiir(cik); her yeri ışıl ışıl ediverir. Pattadak söyleyerek söyleyeceğini, ipliğini pazara çıkarıverir zulmetçilerin.

Bir yumruk olur, küttedek iniverir suratımıza.

İnsansak, kızarır yüzümüz. Ya değilsek?<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<H3 style="MARGIN: 0in 0in 0pt; white: ">kendi irademizle kabullendik, bu utanç manzarasını. <O:P></O:P></H3>
<DIV style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; PADDING-RIGHT: 0in; BORDER-TOP: medium n***111;ne; PADDING-LEFT: 0in; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; PADDING-TOP: 0in; mso-element: para-border-div; mso-border-bottom-alt: solid text .75pt; white: ">
Mantıklı olmak, pek moda. Duygulu olmaksa, pek demode.

Fizik, Kimya, Matematik (yanlış anlaşılmak istemem, bilimlerin hepsi çok saygın), pek geçerli. Felsefe, Sanat, Kültür, pek geçersiz.

Asık suratlılık, versace marka bir iğneli kravatla tamamlanmış, takım elbise: ciddiyet; güleryüzlülük, nahif giyim-kuşam: gayriciddilik işareti.

Buzdolabınızın çift kapaklı olmasıyla, mikrodalga fırınınızla, deve kadar televizyonunuzla..istediğinizce övünebilirsiniz. Kitap okumakla, flüt çalmakla, çiçekleri sevmekle..asla!

Sıkış-tepiş doldurulduğunuz, her biri ***8220;betonarme tabutluk***8221; benzeri apartman katlarında konserve kutuları gibi bitişik nizam yaşıyorsanız, ona ne şüphe, çağdaşsınız. Metropolün dehşetengiz atmosferinden, kırlara / ormanlara seğirtiyorsanız sık sık, ne kadar da banalsiniz.

Sevdiklerinize evlilik yıldönümlerinde, doğum günlerinde tek taş bir pırlanta mücevher armağan edebiliyorsanız, çok iyi. Bir demet çiçek, diyelim Sina Akşin***8217;in bir şiir kitabını armağan ediyorsanız, çok kötü.

Nükleer enerji santrallerini var gücünüzle savunuyorsanız, ilericiliğinize toz kondurtmazlar. Yok, ekolojik ortamın, dengesini, tüm canlılarla birlikte koruyabileceğini savlıyorsanız, sizden gericisi bulunmaz.

Konken partilerine, bezik salonlarına, botokslu vücutlarınızı göstere göstere giriyorsanız; el üstünde tutarlar sizi. Ancaaak, ***8220;onca yoksulluk varken, bu ne müsrifliktir böyle***8221; diye çıkışırsanız; siz ne anlarsınız yaşamaktan!

Öğretmen-öğretim üyesi olduğunuz hâlde, öğretmen lokallerinde herkes kâğıt / taş oyunlarıyla ömrünü çürütürken ve öyleleri yüksek beğenilerle karşılanırken; siz oralara hangi aklıevvelin hangi maksatla getirdiğini birtürlü kavrayamadığınız, iki karış toz tutmuş kitaplarla boğuşuyorsanız, paspas çiğnenir gibi çiğnenebilirsiniz.

Günlük konuşmalarınızın ağırlık merkezinde, maaş bordrosu / borsa endeksi / talih oyunu biletleri ve SLX / Mercedes ve daha bilmem ne marka otomobil muhabbetleri varsa, saygınlık görürsünüz; bunlara dudak büker, sözgelişi Ferididdün-i Attar***8217;dan, mutasavvıf bir bilgeden, Afrikalı bir caz sanatçısından, Andre Gide***8217;den, Edward Sait***8217;ten..söz etmeye davranırsanız, kafadan çatlaklıkla damgalanırsınız, ona göre!

Televizyonda bir derbi karşılaşması, hele milli maç yayımlanırken, o maçı izlememe küstahlığına düşerseniz, vatan haini bile sayılabilirsiniz, dikkat! Bu ithamdan kurtulmanız, her gol atılışında, golle sonuçlanmayan bir kontratağa kalkılışında bile, sizin de yumruklarınızı sıkarak, gözlerinizi yuvalarından fırlatarak, bütün reflekslerinizle havaya sıçramanızla mümkün olabilir belki.

Kadın dediğinizle, haftada en az üç kez (bu az gerçi: biz pantürkist erkekler, gecede beş çekeriz) saygısız / sevgisiz bir cinsellik yaşanır olsa olsa. Ondan ötesini: o ilişkiye romantizmi, aşk***8217;ı, sözel / duyarlıksal çeşniyi de katmayı düşünüyorsanız, siz anadandoğma embesilsiniz.

İçkilerin padişahı rakıdır, lafını dilinize persenk ederek, kadehleri ardı ardına yuvarlarken, yüzünüze ***8220;pederşahi bir afra-tafra***8221;yı da takabiliyorsanız; mertlikte birincisiniz ve erkeklikte; hattâ solculukta da. Ama, hayır, ben kaldıramıyorum ağır içkiyi, hatırınız için iki kadehle yetineyim, derseniz, ***8220;light erkek***8221;siniz işte, var mı dahası, solcu da olamazsınız!

İçkiye-sıçkıya, ıvıra zıvıra her gün saçabilirsiniz paranızı; bravo derler. Ne var ki, yılda üç kez olsun bir tiyatro oyunu seyretmeyin sakın, alimallah zehirlenirsiniz, zehirlerler.

Hiçbir şey okumadığınız, "sistemik paradigma"nın olanca pisliğini içselleştirdiğiniz hâlde, 1930 model devrimciliğin tüketemediğiniz rantıyla, hiç çaktırmadan idare edebilirsiniz. Fakaaat, hem arabanız yok, hem kiralarda sürünüyorsanız, üstüne, kazandığınızın yarısını kültürel etkinliklere ayırıyor ve kendi hâlinde devrimci bir yaşam sürüyorsanız, olmaaaz! Devir değişti birader, Mısır***8217;daki Sağır Sultan işitti: devrimcinin kralı geçinmek, ***8220;çağdaş cahiliye cemaati***8221;ne müdahil olmakla mümkün.

Elitist Bürokrasi***8217;nin ("Hazine Talancıları Kliği"nin) resmi ideolojisini, geleneksel-tahakkümcü dayatmalarını eleştirmeye kalkmayın sakın; Yunan-Latin tabanlı klasikler furyasının kendilerinin de yararlan(a)madığı nimetlerini, yüzünüze-gözünüze sokarlar sonra.

***8220;Kendimi dinsel bir bağlanmışlıkla tanımlamıyorum, ancak öyleyim diye, İslam***8217;ın bu toprakların sosyolojik bir gerçeği olduğunu düşündüğümü dışavurmaktan da çekinmem***8221;, ***8220;Doğu***8217;lu olmaktan utanmıyorum***8221; mu diyorsunuz; tutucunun, yobazın tekisiniz öyleyse! İlericileşin bir an önce, modernleştirmecilerin lokomotifine bağlayın vagonunuzu; dımdızlak kalırsınız vallahi ortada. İnsanların inançlarıyla alay ederek başlayın işinize, gerisi kolay.

Veya, tam ters bir istikamete sapın: Bu ülkede İslam-dışı, din-dışı inanma tarzlarını benimseyenlerin de, en az dindarlar ölçüsünde yaşama hakları olduğunu haykırın. Topa tutulmaz mısınız, yakılmaz mısınız çatır-çutur, görürsünüz bak.

En doğrusu: İyi***8217;nin, güzel***8217;in, doğru***8217;nun mezar kazıcılığına tâlip olun siz. Kötü***8217;nün, çirkin***8217;in, yalan***8217;ın amigoluğuna yâni.

Bizi biz olmaktan çıkardılar, demek, gerçeği eksik ifade etmek olacak. Kendi irademizle kabullendik, bu utanç manzarasını.

Yazıklar olsun! <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<H3 style="MARGIN: 0in 0in 0pt; white: ">20 soru / 20 cevap <O:P></O:P></H3>
<DIV style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; PADDING-RIGHT: 0in; BORDER-TOP: medium n***111;ne; PADDING-LEFT: 0in; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; PADDING-TOP: 0in; mso-element: para-border-div; mso-border-bottom-alt: solid text .75pt; white: ">
Liberallerin yayımladığı Taraf gazetesinde bir ***8220;20 Soru***8221; köşesi var. O köşede, toplumca tanınmış kimi simâlara bu sorular yöneltiliyor. Sorular ustalıkla tertiplenmiş ve cevapların içeriğinden, o kişilerin dünya bakış açılarını rahatça görebiliyorsunuz.

Ben, ünsüz / sansız biriyim ama, ziyanı yok, o soruları kendime de uyguladım. İşte o sorular ve cevaplarım.

1) En sevdiğiniz kelime?
- Bu gezegende yaşanmasının olanaksız olduğuna inandığım hâlde, ***8220;Aşk***8221;.

2) Nefret ettiğiniz kelime?
- Savaş.

3) Sizi ne heyecanlandırır?
- İyilik.

4) Heyecanınızı ne öldürür?
- Duyarsızlık.

5) En sevdiğiniz ses nedir?
- Çocuğum yok ama, ***8220;çocuk sesi***8221;.

6) Nefret ettiğiniz ses nedir?
- Silah sesi.

7) Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
- Militerlik


8) Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?
- Güzel şarkı söyleme yeteneğine.

9) Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
- (Yakılma faslı hariç), Metin Altıok olmak isterdim.

10) Nerede yaşamak isterdiniz?
- Haksızlığın olmadığı her yerde.

11) En önemli kusurunuz nedir?
- Sabırsızlık.

12) Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
- Kılı kırk yarmak.

13) Kahramanınız kim?
- Kahramanları sevmem.

14) En çok kullandığınız küfür?
- Duygu fukarası seni!

15) Şu anki ruh haliniz?
- Grinin bütün tonlarını barındıran bir rehavet.

16) Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
- Savaşsız sömürüsüz bir dünya.

17) Mutluluk rüyanız nedir?
- Kerem***8217;lerle Aslı***8217;ların birbirine kavuşması.

18) Sizce mutsuzluğun tanımı?
- Gözüdoymazlık.

19) Nasıl ölmek isterdiniz?
- Zalim bir yönetimle çarpışırken.

20) Öldüğünüzde cennete giderseniz, Tanrı***8217;nın kapıda size ne söylemesini istersiniz?
- Ooo, bizim şair bozuntusu, saftorik eleştirmen, şükür kavuşturana!<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<H3 style="MARGIN: 0in 0in 0pt; white: ">ah o gözler: ömrümüzün günahlarının elebaşısı <O:P></O:P></H3>
Gözler, sadece ***8216;görme organı***8217; değil, insanlarası iletişim aracıdırlar da. Diyebiliriz ki: iletişim aracı olmaları, görme işlevini yerine getirmelerinden daha baskındır.

Zuhal Baltaş-Acar Baltaş ikilisinin yayımladığı ***8220;Bedenin Dili***8221; adlı kitabı okudunuz mu bilmem. Orada, insan davranışlarının, tüm yapıp-etmelerin ***8220;bedensel durum***8221;la ilişkili olduğu, derinden derine, çarpıcı örneklerle işleniyordu. O kitabı okuduktan sonra, insanların el-kol hareketlerine (jestlerine), yüz devinimlerine (mimiklerine), ruhsal haritalarında sereserpe gezinebilmek için, daha bir dikkat eder oldum. Gerçi, Doğan Cüceloğlu***8217;nun, Üstün Dökmen***8217;in, Özcan Köknel***8217;in, Emre Konuk***8217;un kitaplarından da, gözlerle ruhsallık arasındaki bağlantılara değgin ipuçları edinmiştim ama, böylesine ***8216;doğrudan***8217; bir birebirliği, doğrusu düşün(e)memiştim. Şimdi bu kanıdayım: ***8216;İçimiz***8217;, kendini ***8216;dışarı***8217; taşır(a)madan duramıyor. Özellikle gözlerimizde belirginleşiyor, bu kaçınıl(a)maz dışavurum.

Gözlerimiz, ömrümüzün envanteri. Yaşadıklarımızın ve yaşayacaklarımızın izdüşümü. Acıyı ve sevinci, alçaklığı ve yücegönüllülüğü, ahmaklığı ve akıllılığı (akılcılığı değil), teslimiyetçiliği ve direngenliği, horgörüyü ve hoşgörüyü-dilediğimizce çoğaltabiliriz bu karşıtlıkları-, her türden iç içe / yan yana / sırt sırta geçişmeleri ve itilimleri..gözlerimiz ölçüsünde yansıtan başka organımız var mı sahiden?

***8220;Gözler yalan söylemez***8221; derler ya, doğrudur bu. Karşınızdaki kişinin hakkınızda neler düşlediğini / düşündüğünü merak ediyorsanız, gözlerine müracaat edin onun. Gözlerden fışkıran ışık veya gözlerden sıvışan peltemsi bir yıvışıklık, her şeyi ayan-beyan dökecektir ortaya.

Gözlerini gizleyenler, gözlerinin anlamsal dağarını perdeleyenler yok mudur peki? Vardır da, keskin zekâlı biri, yorum genişliğine varmış biri, o ***8216;zoka***8217;yı kolay kolay yutmaz. En kötü ihtimalle: iyiliğine, yaradılışının yumuşaklığına yenik düşer bile-isteye***8230;Neyse, konumuzun akışını değiştirelim.

Göz dediğin sımsıcak olmalı. Sıcaklığıyla kasıp kavurmalı, baktığı / seyrettiği / konuştuğu kişiyi. O gözlerden yayılan yalvaççasına enerji, yarı-tanrısal sinerji, ulaştığı kişiyi, sarmaladığı bireyi, güneşte kalmış kartopunun erimesine özdeş eritmeli. Yoksa, soğuk dondurucular benzeri bir katılıkta, bu çürümüş / kokuşmuş kara-kalabalıkların kerameti kendinden menkul kurallarına göre davranan, ağır ceza mahkemesi-suratlı, taş-kafalı kişiyi, insan ne yapsın? Neresine sığdırsın öylesini?..Öyle biri, kendini de, ilişkide bulunduğunu da geriletir, hayata küstürür.

Sıcak gözler, yargılamadan önce, algılamaya / kavramaya / anlamaya çırpınan gözlerdir. Neşeli, coşkulu, büsbütün sokulgan gözlerdir. Karamsar kişide bile, yuvalarından taşmaya, her daim çağıldamaya can atar, sıcak gözler. O gözlerin sarkacının bir ucunda sempati varsa, öbür ucunda empati var. ***8216;Başkaları ne der?***8217; kaygısına yüzvermeden, kendi istencine ve bağımsızlığına gölge düşürmeksizin, özgürce / özgünce yaşama yeteneğini şahlandıran gözlerdir. Yâni, kalp atışlarına menekşe kokuları katmasını becerebilen insanlardaki gözler.

Soğuk gözlerdeyse, bir kişiliksizlik egemendir bir uçtan öbür uca. Paranoya teorilerinin yıpratıcılığından tuş olmuş gözlerdir. ***8216;Meta-kişi***8217;lerin gözleri. Bir ülkenin kalkınmışlık düzeyinin göstergesi olarak, kafa ve kalp gelişkinliğini değil de, Menkul Kıymetler Borsası***8217;ndaki kâğıtların hacmini yahut yılda üretilen bilmem kaç milyon tonluk çimento tutarını temel alan gözlerdir. Sinsilik kokan, kurnazlıklarla berelenen, parasal doymazlıklarda debelenen çipçirkin gözler***8230;Düşünme-duyumsama dinamiklerinden mahrum, kısır, sönük, nasipsiz gözler***8230;O gözlere bakmayın, iliğinize-kemiğinize dek üşürsünüz, tir tir titrersiniz kimliksizlikten.

Soğuk gözlerdeki donukluk ürkütücüdür. Kıyasıya kamçılar kendine bakanları. Bir güvensizliktir, içten pazarlıktır, bir sorumsuzluktur çevresine saçtığı***8230;Dünyayı kana bulayanların gözleridir bunlar: Makro ve mikro-milliyetçilerin, din işportacılarının, içtenliksiz solcuların, liberal soytarıların, her boydan dikta heveslisinin, çanak yalayıcıların gözleri***8230;Aşk***8217;ı ve Şiir***8217;i, sütre gerisinden zulüm toplarıyla dövenlerin gözleridir***8230;Ellerini kana bulamışların gözlerine bakın bir, gözlerine de kan oturduğunu saptayacaksınız.

(Küresel) Emperyalizmin ve onun fırlaması Faşizmin gözleri soğuk. Devrimciliğin, Karasevdanın gözleri sıcak.

Ah o gözler: ömrümüzün günahlarının elebaşısı. Ve başbelâsı***8230; <O:P></O:P>Edited by: ahker
__________________
\"Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan iyidir.\"
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 01-10-2008, 12:22
ahker ahker isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 90
Standart

<H3 ="post-title entry-title">nâzım hikmet 106 yaşında </H3>
<DIV =post-er-line-1>
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">15 Ocak, ülkemizin, dizeleri ve mücadelesi dünyanın tüm sınırlarına yayılmış, yurtsever-devrimci şiirimizin sembolü Nâzım Hikmet***8217;in doğum günü. Nâzım bugün 106 yaşında.

Tek parti dönemindeki faşizan CHP ve onun ardından "sözde demokrasi"ye geçiş süreciyle gelen, köküne kadar ABD-Nato işbirlikçisi DP dönemlerinde, hapislerden / zulümlerden / sürgünlerden geçe geçe yazmış şiirlerini. ***8220;Güneşi İçenlerin Türküsü***8221;yle başlamış serüvenine. ***8220;Sesini Kaybeden Şehir***8221;le pekiştirmiş acısından kükreyen benliğini.***8220;Memleketimden İnsan Manzaraları***8221; demiş, toplumsal tarihini yazmış ülkesinin. ***8220;Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı***8221;yla egemen güçlere karşı direnmenin lirizmini bayraklaştırmış. Arada başka yazılar, romanlar, piyesler, resimler***8230;Tekerlerine çomak soktuğu sömürgen güçler, düzmece bir mahkemenin uyduruk ve kasıtlı bir kararıyla, cezaevine tıkarlar onu. Bilfiil 12 yıl yatar içerde. Tam bir Mc Carthy'cilik kuşatır dağları taşları. Baskıların bini bir paradır, yazdığı-çizdiği her şey sansürlenir. 29 yıl yayımlanamaz yapıtları. Yaban diyarlarda basılır, ünlenir, kendi dilinde,Türkçesinde yasaktır. Bundan daha katmerli zulüm olur mu?

Tehditler, tahliyesinden sonra da katlanarak artar. Yurt dışına kaçar. Çilesini ölünceye değin orada da sürdürür. Stalin'in devlet terörü estirdiği kapalı rejiminden çekmediği kalmaz. Nâzım, çorbasında bile Stalin'in bıyıklarını görür, resmen tiksinir diktatörden. Stalinci despotizmi kıyasıya eleştirdiği "İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu" adlı senaryosu, o koşulların dışavurumudur. Sovyetler Birliği'ndeki, adından başka hiçbir şeyi toplumcu / halkçı olmayan sistemin kirli çamaşırlarına bizatihi tanık olur. Ömrünce savunduğu ülkülerin orada da nasıl paspas gibi çiğnendiğini görmek, kahreder onu.

Dört koldan ihanete, daha fazla dayanamaz hassas yüreği. Sevgilisi, gencecik Vera'sı ve birkaç dostuyla yapayalnızdır. Kalp sektesiyle vedâ eder dünyaya. 61'indedir henüz.

Ölümünden (1963) sonra, nihayet, eserleri peş peşe yayımlanmaya başlar. Bir öbeğini yukarıda anmıştım. Eskilerin yanısıra, yenileri de basılır. Yayımlananlar, bir heyecan kasırgası estirir ülkede.

Hepsini anlatamam. ***8220;Saat 21-22 Şiirleri***8221;nde Piraye***8217;sine seslenir, benekli kelebek kanadı inceliğinde:

***8220;Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken***8230;***8221;

***8220;Dört Hapishaneden***8221; (İstanbul, Ankara, Çankırı, Bursa zindanları) çıkar gün yüzüne:

***8220;ben, nefsimin nekadar cesur, ne kadar alçak,
ne kadar kuvvetli, ne kadar zayıf şeyi varsa
hepsini taşıyarak:
dünyayı, memleketimi ve seni düşündüm***8230;***8221;

***8220;Kuvayi Milliye Destanı***8221; unutulamaz. Ulusal Kurtuluş Savaşı***8217;mıza bir güzellemedir. Kendisine vatan haini diyen asıl vatan hainlerini yerin dibine sokup sokup çıkaracak kadar güçlü ve yutseverlik yüklü şiirlerdir. Yedi düvele karşı çarpışanların, dünyanın bütün mazlum milletlerine örnek oluşturan bir kalkışmanın tutanakçısıdır artık. Başlangıç***8217;tan başka sekiz ayrı bölümden ibarettir. Şöyle başlar destan:

***8220;Onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
cahil,
hakim ve çocukturlar.
Ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.***8221;

***8220;Rübailer***8221; ve ***8220;Memleketimden İnsan Manzaraları***8221;yla, şiirsel tarihini halkının tarihiyle bütünleştirerek gelişir. Manzaralar***8217;da şöyle der meselâ:

***8220;Denizde balık kokusuyla
Döşemelerde tahtakurularıyla gelir
Haydarpaşa garında bahar***8221;

Şöyle düşürmüş maskesini, taaa 1962***8217;de; sicilli Amerikan uşaklarının, Nato***8217;ya göbeğinden bağımlı işbirlikçi vatan satıcılarının:

***8220;***8230;***8230;.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan gebermekse yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan mızraklı ilmühalse, vatan polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması, topuysa,
vatan kurtulmamaksa kokmuş karanlığınızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
(***8220;Vatan Haini***8221; şiirinden, 28. 7. 1962)

Budur Nâzım. Halkın iliğini-kemiğini sömürenlere karşı beslediği kinini, estetik ve etik ilkelerin dışına taşırmadan yaşadı yaşadığını. Vatan hasretiyle yanıp tutuşarak öldü(rüldü) o. 45 yıldır, yurdundan uzaklarda gömülü. Bir gömütlük toprağı bile çok görüyorlar ona. Neyi vasiyet etmişti oysa:

***8220;yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
anadolu***8217;da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani***8230;
(***8220;Bir Köy Mezarlığına Gömün Beni***8221; şiirinden, 27. 4. 1953, Barviha Sanatoryumu)

Nâzım, siyasal / ideoljik bakımdan komünisttir. Ben değilim. Komünist olmadığım gibi, kendi adıma herhangi bir ***8220;izm***8221;e kapılanmaya da sempatik bakmıyorum. Demiştim, daha önceki yazılarımda: benim devrimciliğim kendimcedir, bünyamince'dir. Ancak, bu noktada Nâzım gibi düşünmüyorum diye, onun şiirinin ve kavgasının yüceliğine saygı duymamazlık edemem. Tıpkı, Sezai Karakoç***8217;un şiirini de çok sevdiğim, ama, onun islâmist-metafizik kökenli dünya-görüşüyle hiçbir hısımlığımın olmaması gibi.

Nâzım***8217;ın birçok karısı ve sevgilisi oldu. Münevver, Piraye, Galina, benim bildiklerim. Son olarak, kendinden 30 yaş genç Vera***8217;yla evlenir. Bütün aşkları birbirinin uzantısıdır. Sonra sevdiği kadınla beraberken, önce sevdikleriyle de sürdürür insani bağlarını.

Vera, 1990 yılında İstanbul***8217;a gelmişti. Gidip göremedimse de, Nâzım***8217;a kavuşmuş gibi hissettim kendimi. O sırada, tuttum bir de şiir yazdım, onların erişilemez aşkına. Şimdiye değin, hiçbir dergide yayımlamadım nedense. Bugüne kısmetmiş. Nâzım***8217;ın 106.yaşına ve artık kendi de ebediyete göç eden Vera***8217;ya armağan ediyorum onu:

***8220;HOŞ GELDİN VERA!

saçlarının saman sarısında soluk soluğa
kirpiklerinin mavisinde çığlık çığlığa
az mı hasret gidermişti nâzım hikmet
kalbinden taşırdığı Türkiye sevdasını
bir (b)elâlı çiçek kadar güzelleştirip
acılarla sarmaş-dolaş

leningrat***8217;ı istanbul***8217;a bağladığınız köprülerde
karanfilli yürüyüşler tertiplediniz
-kol kola, omuz omuza, kafa kafaya-
güvercinler uçurdunuz elbirliğiyle
sesinizde volga***8217;nın kızılırmak***8217;ın yankısıyla
karlı kış gecelerini şenlendirdiniz
bungun, boğucu, uğursuz günleri

fazıl hüsnü dağlarca***8217;nın dediği doğru:
***8220;öpüşmekten türkçe***8217;yi öğrenemedin***8221;
öğrenmenin gereği yoktu ki zaten
sevda türkçe***8217;den de fazla bir şeydi
diller dili bir dildi sevda dediğin

evet vera, vera***8217;cığım
iyiden iyiye biliyor musun
seni öz ***8211;evladı saydığımızı
bu yoksul
bu talihsiz
onurlu yurdun

eğer alınmazsan bir sözüm daha
altaylar***8217;ın isyan bakışlı kızı
gizlisiz-kapaklısız bir sözüm daha
bu yaranın ne hekimi ne ilacı var
vuruldum sana

bu sözleri yalvarırım unutma
bu sözler ki fırtınaya ve şimşeğe yazıldı
salkım-saçak küpe gibi yakışır kulağına

hoş geldin türkiyemin en çalımlı gelini
sefalar getirdin sefalar, vera tulyakova

evrensel duygularla kucaklıyoruz seni***8230;***8221;
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">
<H3 ="post-title entry-title">nâzım ve aldatmak </H3>
<DIV =post-er-line-1>
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">Nâzım Hikmet, dizelerini şimdi berraklıkla anımsayamadığım ***8220;Otobiyografi***8221; şiirinde, sevdiği kadınları aldattığını söyler. Şaşılacak bir şey midir? Nâzım çapında söylencesel bir şair bakımından, tepkiyle mi karşılamalıyız bu durumu?

Öyle ya, Nâzım da, tensel ve tinsel (ruhsal ve fizyolojik), felsefece söyleyeyim hadi, ***8220;disharmonik***8221; bir varlıktır, önünde-sonunda. Öfkesiyle / serinkanlılığıyla, karamsarlığıyla / iyimserliğiyle, yılgınlığıyla / savaşkanlığıyla vbg. karşıtlıklarıyla.. ***8220;bir insan***8221;***8230;

Ona, mistik ve mitik, aşkın, insan-üstü sıfatlar yüklemezsek eğer-doğru tavır, nesnel yaklaşım budur- o deli-dolu, o her dem yanan-yıkılan yüreğinin, sevdiği kadınlar sözkonusu olunca, yolunu zaman zaman şaşırmasının, ***8220;afallama***8221;sının doğallığını evetlemek zorunda kalırız. Hem, hangi görkemli şairin yaşam çizgisi, inişsiz-çıkıışsız, zikzaksız, doğrusaldır da, Nâzım***8217;ınki öyle olsun***8230;

***8220;Ama,***8221;diyeceksiniz, ***8220;o Nâzım, rol-model bir konumu var; şiiri yaşamını, yaşamı şiirini bütünlemeli, bu iki yön sımsıkı sarmalamalı birbirini***8230;Şunu diyesim geliyor o vakit: Sanat eseriyle, sanatçı arasında birebir ilişki, sallantısız bir çakışma arayanlar; sanat eserini, yaşamın fotokopisi olarak algılıyorlar, insan edimlerinin taklit edilmesine indirgiyorlar. Kaldı ki, Nâzım, dürüst davranıyor: kendi gerçeğini, çelişkilerini / açmazlarını, yiğitlikle ve saydamlıkla belirtiyor. Ben böyleyim, diyor bir bakıma, yerleşik ahlâk kalıplarına sığmayan bir karakterim var, imgeleminizdeki şair değilim. Kafası katolik papazlardan daha aydınlık olmayanlar hariç, başka hiç kimse, buradaki içtenliği ve yüceliği kavramakta zorlanmaz sanırım: Başta şiir olmak üzere, birçok düzlemde, putları yıkan adam olduğu için. ***8220;Ahlâk komiserleri***8221;nin ar damarını çatlatan bir şair olduğu için.

Biliyorum: Sağ***8217;dan da, Sol***8217;dan da dişlerini bileyenler, pençelerini törpüleyenler var, Nâzım***8217;ın, sevdiği kadınları aldattığını gür bir sesle söylemesine. Açık-örtük hınçlananlar, yumruklarını sıkanlar var. Yeni Olgu dergisinin bir sayısında (Nisan 1984, Sayı: 4), esprisinin tadı hâlâ belleğimde bir karikatür vardı: İki sevgili dans ediyor. Sağ taraftan eli tespihli, çember sakallı ***8220;çağ-dışı***8221; bir fanatik; sol taraftansa kaşkolu, parkalı bir ***8220;çağdaş***8221; fanatik, bu dansı farklı noktalardan eleştiriyor görünseler de, temelde aynı telden çalıyorlardı. Birincisi: ***8220;be süphanallah, başımıza taş, dolu yağacak***8221; diye gürlerken; ikincisi: ***8220;burjuva yozluğu, küçük-burjuva bir eğilim***8221; diye söyleniyordu. Aynı kapıya çıkıyorlardı: Sevda karşıtlığına!

Diyeceğim: Hoşgörüsüzlük tohumlarını hangi tekkenin / fraksiyonun müdavimleri saçarsa saçsın, ahlâk çığlıklarını hangi ahlâki öğretinin papağanları atarsa atsın; gönül sevdalanmayagörsün-hele o gönül, Nâzım***8217;ın yedideryalar gönlüyse bir de-sevdiği kadınları aldatmak hakkı(!)nı kendiliğinden kazanmıştır!

Belletilen ve ilişilemez sanılan değer-yargılarının altından girip üstünden çıkmayacaksa Aşk, yeryüzünü ve gökyüzünü yeniden şekillendirmeye ne diye soyunmuştur?

Bırakalım ahlâkçıları, boğulsunlar karanlıklarında. Aşk***8217;ın ahlâksızlığı, ahlâkçıların ahlâksızlığı yanında gülsuyudur, gülsuyu.
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">
<H3 ="post-title entry-title">iki öykü ve kadın(lar) </H3>
<DIV =post-er-line-1>
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">Necati Cumalı, şair olarak bilinir. Öykücülüğü ve romancılığı da var onun. Öykülerindeki insan sıcaklığı, beni her zaman sarmalamıştır. Bugün, iki öyküsünden doğrularak, kadın(lar) üstüne yazmayı deneyeceğim.

***8220;Dertler***8221; adlı öyküsünde, şunları dedirtir öykü kahramanlarından birine: ***8220;Bir kadın bir erkeğe verdiğini başka bir erkeğe veremez, çünkü: Daha doğrusu her erkek bir kadından kendi ne alabilecekse onu alır.***8221;

***8220;Aşkımı Hatırlatan***8221; adlı öyküsündeyse, bir ***8220;kısrak***8221; metaforu dolayımında geliştirdiği yazınsal kurgusunun iskeletine, ***8220;içsel-bilinçaltı konuşmalar***8221;ın şahikasını yerleştirir: ***8220;İlk öpüşmemizi ansıyorum. Boynun, sırtın kısacası bütün gövden kaskatıydı kollarımın arasında. Dudakların, yüzün, bütün kanın çekilmiş gibi soğuktu. Dudaklarımı ayırınca, başını geriye çekmiş, bakışlarını dolaştırmış durmuştun yüzümün her yanında. Seni sevip sevmediğimi tam bilmiyordum henüz. Sevdiğimi söylüyor, güzelliğini övüyordum durmadan. İnanmadan dinliyor, gülümsüyordun. Birden dalgınlaşıyor, ciddileşiyordun arada bir: ***8216;Başlamayalım ne olursun!***8217; Acılıydı sesin. Uzun bir hastalıktan kalkmış gibi halsizdin. Sönmüş bir aşktan söz ediyordun. Çok sarsıldığından, çok acı çektiğinden***8230; ***8216;Umutsuzum***8217; diyordun. ***8216;Sevemem. Boşuna uğraşma. Ne seninle, ne de başkasıyla olmaz bir daha.***8217; Ellerim, dudaklarım orandan orana kayıyor, durmadan öpüyor, okşuyordum seni. Yavaş yavaş kanı geriye gelen yüzün, dudakların ısınıyor, direnci kırılan gövden yumuşuyordu elimin altında.***8221;

Cumalı***8217;nın öykülerinde, yeni kuşak öykücülerin çoğunda göremediğimiz bir yön var: İnsan psikolojisinin, özellikle kadın psikolojisinin, binbir bilinmeyenli bir cebirsel denkleme benzeyen kargaşası. Ele-avuca sığmazlığı. Tam "anlıyorum, çözüyorum galiba" dediğiniz anda, olanca kayganlığıyla savrulması bir belirsizliğin dibine dibine.

Cumalı***8217;nın, öykü kişisine, ***8220;***8230;her erkek bir kadından kendi ne alabilecekse onu alır***8221; dedirtmesinin kaynağında: sanırım, kadının erkeğine kendini adamasının önkoşulu olarak, erkeğin dünyaya ve aşk***8217;a bakış biçimini ne raddede benimsediğinin payını vurgulamak var. Kadın, örtüş(e)mediğini, istencinin dışında katamıyor varlığına / varoluşuna. Katıyorsa da, ona katma denemez elbet, salt, şekil şartına uydurulmuş, üstünkörü bir ***8220;geçiştirme***8221;dir, katmanın böylesi. Üstünde duruldukça durulması gereken bir mesele. Mesele diyorum, çünkü, gördüğünüz üzere, enlemesine / boylamasına / verevine bir iletişim(sizlik) / etkileşim(sizlik)le karşı karşıyayız.

Buradan, kadını kadın olarak yükselttiğim, erkeğiyse onun basit bir ***8220;yapboz***8221;u derekesine düşürdüğüm sanılmasın. Kadın-erkek ilişkisindeki parametreleri anlamaya çalışıyorum. Bağıntının içinde, kadını ***8220;bağımsız değişken***8221;, erkeği ***8220;bağımlı değişken***8221; görme eğilimindeysem; bu, düşünme sürecimi, Cumalı***8217;nın öyküsel gerçekliğine paralel kalarak yürütmek istediğimdendir. Kurgunun gerçeği, biliyoruz, yaşamın gerçeğini çoğu kez aşar ve ondan daha gerçek bir yerde de konumlanabilir. Akıldan çıkarmamalı.

***8220;Aşkımı Hatırlatan***8221; öyküsünde, kadının sevişmenin başındaki istemsizliğinin, sonradan ***8220;kendini bırakma***8221;ya dönüşmesi de erkekleri çepeçevre düşün(dür)melere sevketmeli bence. İstemsizken ***8220;sönümlenmiş olan***8221; duygular toplamı, kendini bırakırken ***8220;alevlenmiş bir aşk***8221;a mı evrilmiştir birden? Yoksa, kadının içgüdüsel dünyası mıdır esas olan? Fizyolojik gereksinme, duygusal / ruhsal yoğunlaşmaya galebe mi çalmaktadır kadında.

Söylemek bile anlamsız: Kadın diye türdeş (homojen) bir katmandan söz etmek, kadınlara haksızlık bence. Tek tek kadınları, aynı potada, ***8220;kadın***8221; genel-adlandırmasına uğratmak, çok yanlış. ***8220;Birey-kadın gerçekliği / birey-kadın imgesi***8221; olmalı yönelimimiz. Oradan varılacaksa varılacak, kadın(lar)ın dünyasına. Maço kültür(süzlüğ)ünün dört koldan kuşatmasına karşın!

Cumalı***8217;nın öykülerindeki kadınları tanımak, yurdumuz kadınlarını tanımaya götürür sizi. Daha ne olsun?
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">
<H3 ="post-title entry-title">buz üstünde şiirleyen yalnızlığın sesi </H3>
<DIV =post-er-line-1>
<DIV ="post- entry-c***111;ntent">Ahmet Erhan***8217;ın, 1970***8217;lerin ortalarından günümüze, 30 yılı aşkın bir şiir tarihi var. ***8220;Şiir geçmişi***8221; de diyebilirdim, bilerek demedim. Ahmet Erhan***8217;ın şiir toplamı, ***8220;geçmiş***8221; gibi ***8220;tarih(sel)***8221;e oranla basbayağı hafif kalan bir sözcükle açıklanamaz. Yakın tarihimizin, gencecik ölümlerin / öldürümlerin tarihçisidir o. Şiiriyle belgelemiştir ***8220;Alacakaranlıktaki Ülke***8221;nin tarihini: Belleklerimizi temelinden çatısına yıkarak, yeniden kurma pahasına. Sevgisizliğe el-aman demeyenlerin, ıskartaya çıkartılmış filinta gövdelerin, uğursuzluğun kendisini ve gölgesini sevmeyenlerin, yalnızlığını yarasalara kaptırmamak için gün 24 saat direnenlerin, karamsarlığının devrimci tomurcuklarını kötümserliğin zemherisinde yaktırmayanların şiirini, tarihsel bir tematiğin topoğrafyasına, âdeta kazıyarak yazmıştır.

Şiire beraber başladığı arkadaşlarının içinde, en önde göğüslemiştir ipi: Ezgin duyarlıklar maratoncusu***8230;Kimler vardı takvimler Eylül***8217;e doğru akarken: Tuğrul Tanyol, Mehmet Müfit, Adnan Özer, Adnan Azar, Osman Konuk, Haydar Ergülen, Akif Kurtuluş, Yaşar Miraç, Suat Vardal***8230;Şimdi kimler var: Ahmet Erhan, Haydar Ergülen, bir ölçüde Akif Kurtuluş belki***8230;Ya diğerleri: Mehmet Müfit, Suat Vardal, Osman Konuk ve Adnan Azar, çekildiler sahneden. Adnan Özer, arada bir görünse de, daha çok bir yayıncı görünümünde. Akif Kurtuluş, şiiriyle değil, BirGün gazetesindeki yazılarıyla gündemde (gündemde mi?) Yaşar Miraç, varla yok arası biryerde. Tuğrul Tanyol***8217;un nefesi iyice kesildi. Hakçası (şiir ödüllerinin seçici kurullarındaki görev bilinci ciddiyetini, şiirinin önüne geçirmesiyle), bir de Haydar Ergülen kaldı o dönemden Ahmet Erhan***8217;la birlikte.

***8220;Şiire beraber başladığı arkadaşlarının içinde, en önde göğüslemiştir ipi***8221; deyişimin bir sebebi vardı, hemen üstteki paragrafta (bölümcede) gösterdim bunu. Ahmet Erhan, arada bir yorulup ayak değiştirse de, koşuyu bırakmadı. Bırakmaya niyetlendiği olmuş mudur bilemem, emeğin ve terin sevincini terketmediğini biliyorum. Hâlâ, 1980 Kuşağı diye bir şiir akımından söz edebilirsek, o kuşağın yüzakıdır ve en parlak yıldızıdır Ahmet Erhan. O yıllardan devraldığı ***8220;karamsar isyancılığı***8221;nın ateşini soğutmadan hiç ***8220;Buz Üstünde Yürür Gibi***8221; yürümektedir gene. Gençliğindeki dörtnal koşmalarını, ortayaşlılığında yürümeye tercüme etmiştir gerçi; olsun, buz üstünde devrilmeden yürümenin haysiyetini, yürüyeni kenardan seyreden(ler) değil, yürüyen bilir.

Ben bu yazıda, Ahmet Erhan***8217;ın, 1976 ile 2006 yılları arasında yayımladığı kitaplarından seçerek oluşturduğu bir toplama, ***8220;Buz Üstünde Yürür Gibi***8221;* adını verdiği, altbaşlığı ***8220;seçme şiirler***8221; olan yapıtına yöneleceğim. Böylece, bütünsel bir yaklaşımı, aşağı-yukarı denemiş olacağımı varsayıyorum.
---
Yapıt, ***8220;Sunu***8221; adlı şiirle açılıyor. İlk iki dize şöyle:

"Bedenini bir dünya haritası gibi dizlerime
Serip de yollar aradım yürümek için***8221; (s.1)

***8220;Beden***8221; veya bedenin çeşitli organları, Erhan***8217;ın dolaylı / dolaysız çok ilgilendiği (bir) nesne-sözcük(ler). Kendini ifadelendirmenin imlerinden biri. Biri ama, herhangi biri değil tabii. Bedeni önemsiyor: onu dış-dünyaya karşı bir korugan gibi de kullanıyor, dış-dünyayı protesto etmenin bir aracı olarak da. ***8220;Aracı olarak***8221; dedimse, bedeni araçsallaştırıyor anlamında değil bu demem; dünyaya birtürlü yerleş(eme)memesinin bir simgesi olarak. Şunu söylemekte bir tuhaflık görmüyorum: Beden, Ahmet Erhan***8217;da, ***8220;bir isyan bayrağı***8221;na dönüşüyor sırasında. Bunu saptamanın zorunlu olduğu kanısındayım. Beden-Dünya ilişkisi üstünden kurulan her şiirsel (bedeni hırpalayan, dünya***8217;dır; yalan mı?), önünde sonunda gelir, bir Ontoloji***8217;nin (Varlık Felsefesi***8217;nin) sınırına dayanır çünkü. Bedeni ucuzlatanlara tepkimeyle birlikte beliren bir Ontoloji***8217;nin. Ahmet Erhan***8217;da bâriz olarak görülen de budur.
---
***8220;Deniz Kızı İçin Şiirler***8221;in 6.bölümünde:

***8220;Beni böyle anımsa, böyle düşün istiyorum
Gülümseyen bir adam, ağlar gibi, sarsak
Anlat ki, yitik bir ülkeyi korumaya benzer
Bir şairin sevgilisi olmak***8230;***8221; (s.7)

Gülümsemesi de ağlar gibi ve sarsak***8230;Zıtların birliği. Diyalektiğin ana prensiplerinden biri. İç içe iki temel ögeden biri, her an ötekine evrilebilir; öteki de berikine. Evrilmeseler bile, birbirlerinin varlık sebebidirler zaten***8230;Ahmet Erhan***8217;ın şiiri, Dil***8217;i doğrusallığından (çizgiselliğinden) saptırmaz, bozuşturmaz. Diyeceğini, ***8220;kullanmalık dil***8221;in olanaklarını tersine çevirmeden der. Sapkınların, kakılmışların, yıprakların, döküntülerin, müzik terimbiliminden ödünç alacağımız bir kavramla söyleyeyim: ***8220;atonal***8221; tiplerin (marjinallerin) dili olan argo***8217;ya, bir-iki şiirinin dışında (çok kişisel bir argodur o da: ***8220;Şu godoş dünyaya***8230;***8221; / ***8220;bir de çükeydin bâri***8221;) sınırdaş bile olmaz. Hazineden geçinenlerin izolasyonist (steril / hijyenik) diline de yabansıdır; yabansılıkta kalmaz, cepheden de muhaliftir. ***8220;Ortalama algı***8221;nın ortasındadır. Ne var, ortalama algının ortasında dururken de, o algının ayartısına kaptırmaz paçasını. Ortalama algıyı yırtarak değil elbet, yırtmaksızın aşarak gider gideceğine. Bir yöntemdir nihayetinde, yanlıştır diyemeyiz. Sesini oradan edinmenin çekiciliğine kanmışsa kendisi ve bunda bir düzey de yakalamışsa, ne denebilir? Ayrıca, diyalektiğin mozayiğini kurabildiği yerse orası.
---
***8220;Gökyüzü maviliğinden soyunuyor
Gitsem kime, kalsam kimde, nereye kadar?
Sılasızım işte, gurbetim de yok
Adres defterime adlar değil
Adsızlıklar yazılıyor***8221; (Gökyüzü Maviliğinden Soyunuyor, s.31)

Önceden demiştim: Ahmet Erhan, dünyaya yerleşemeyenlerden***8230;Kime gitse, kimde kalsa, nereye kadardır? Yurtsuz ve gurbetsiz. Adı olmayanlardır hep adres defterinde***8230;Özelde yurtsuzluk, genelde dünyasızlık, ***8220;evrensel***8221; bir duygu-yaşamdır aslında. Yurtsuzluk / dünyasızlık filozofisi temelinde, nesnel-dünya***8217;nın gerçelliği, zihinsel-imgesel ütopyalarca iptal edilir ve bir bağlamsızlığın / bağlantısızlığın özgürlüğüne geçilir. Nice bir zenginliktir, bilen bilir.
---
***8220;Sonun Sonsuzluğu***8221; şiirinin 13. bölümünde:

***8220;Ne çok yürüdüm şu dünyada
Ne kadar az yol aldım
Acının alfabesindeyim daha***8221; (s.50)

Diyor. Sisifos (Sysphos) efsanesini üç kısacık dizede özetleyiveriyor. Yunan söylencebilimindeki Sisifos da, her defasında, kocaman kayayı dağın doruğuna yerleştirmeye ramak kala, başaramaz birtürlü ve kaya yuvarlanır. Tekrar dener, tekrar, tekrar. Döngü, sonsuza değin sürer. Yılmaz gene de. ***8220;Acının alfabesinde***8221;dir daha. Hayat da öyledir, şiir de.
---
***8220;Yurdum gibi yaralıyım
Ne eksik, ne de fazla
Derin bir uçurumum
Bütün haritalarda***8221; ( Yurdum Gibi Yaralıyım, s.85)

Ahmet Erhan, yurtsever bir şair. 1980 öncesi (20***8217;li yaşlarının başındayken henüz), senaryosu emperyalist efendiler tarafından yazılan ve onların uşakları tarafından sahneye konulan kanlı bir oyunun ortasına düşürülmüştür yaşıtları. Kurtların dumanlı havayı sevmesi örneği, faşistler de kanlı havayı sevmektedir. Faşistlere karşı direndiklerini söyleyenlerin: solcu, ilerici, devrimci geçinenlerin de gerçekte ne kadar öyle oldukları ve hangi karanlık mihrakların ekmeğine yağ sürdükleri, ne yazık ki geniş kitlelerce bilinmemektedir. At izinin it izine, et izinin ot izine karıştığı bir uğursuzluk kasırgası estirilmektedir dörtbir yöresinde yurdun. Sabahleyin, güle-oynaya çıktığınız evinize, birazdan cesediniz dönebilirdi her an. Dağ gibi delikanlıların, mısır püskülü kadar nârin gençkızların, demokrat bilim insanlarının, yurtsever yazarların, emekten yana yaşamaktan başka vebali olmayan tüm namuslu insanların hayatlarının üçer-beşer, ellişer-yüzer karartıldığı bir dönemdi. Ahmet Erhan, yurdunun acısını derinlerinde duyumsayan gencecik bir şair olarak üzgündü ve eve döndüğünde ***8220;Bugün de ölmedim anne***8221; diyebilmekteydi sadece, bastırılmış sesiyle. ***8220;Bütün haritalarda derin bir uçurum***8221; hâliyle:***8220;Bugün oturdum ölümü düşündüm / Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken.***8221; (Bugün Oturdum Ölümü Düşündüm, s.94)

Ahmet Erhan***8217;ı kötümserlikle niteleyenler var, şiirsever arkadaşlarımdan biliyorum, dergilerden biliyorum; bu sebepten suçlayanlar da. Değil oysa! Peki ne öyleyse? Karamsar! Karamsar bir şair o***8230;Karamsarlık, kötümserlikten ileri bir yerde mi, diyeceksiniz. Kuşkusuz ileri bir yerde. Kötümserlik, çıkış yollarının hepsinin tükendiği, tümel bir umarsızlık durumudur. Oturup ölümü beklemekten başka, yapacak bir şey kalmamıştır artık. Teslimiyetçilik uç noktadadır. Karamsarlık öyle mi ya? Sarımsı ne demek, ***8220; sarı***8217;ya çaldıran, ama, tam da sarı olmayan***8221; demek değil mi? Karamsar da öyle: ***8220;kara***8217;ya yakalaşan ama, tam kara olmayan***8221;. Yâni, kararmadan geriye her an dönülebilir. Bu ihtimal heybede duruyor. Ahmet Erhan Şiiri***8217;ni böyle yorumluyorum. Daha ilk kitabında, devir zifirikaranlıkken, kara kukuletalı, kara gözlüklü cellatlar cirit atarken, kan akıtırken, can alırken; ***8220;Alacakaranlıktaki Ülke***8221; demiştir, o kadardır, fazlasını diyemezdi. Kötümserliğin mutlak çukuruna deviremezdi şiirini, karamsarlığın yarım-ümidi dururken orada.
---
***8220;İlk Vasiyet***8221; adlı şiirinin 1. bölümünde, oğlu Deniz***8217;e şöyle seslenir:

***8220;Ben bütün yenilgileri yaşadım
Kalmadı sana hiçbir şey
Oğlum, biricik muradım
Bir su damlasıdır kapıyı gözler***8221; (s.137)

Şair burada, ***8220;bütün yenilgileri oğlu için yaşadı***8221;ğını vurgulayarak, özgeciliğini vurgular. Özgeci baba, aynı zamanda, bir anlamda, geleneksel babadır, kim ne derse desin. Muhafazakârlıkla yaşıt ***8220;tutucu gelenekçilik***8221; değil, aksine geleneği de bugüne, giderek oğulda simgelenen geleceğe lehimleme çabasıdır: ***8220;Bir su damlasıdır kapıyı gözler***8221;. Bir kez daha gözlemliyoruz: Ahmet Erhan***8217;ın şiirinde, en karanlık ortamlar içinden de bir ışıldak görünebilir.
---
Beni mahveden şiirlerden biridir ***8220;At Avrat Silah***8221;:

***8220;Atım öldü. Avradım beni sevmiyor. Silahım suskun.
Kiraz dalına asılmış bir mendil gibi kaldım
Bekliyorum tarihin kaçınılmaz fırsatlarını
Yok. Sevgilim. Duasız bir din arıyorum. Yok.
Leyli bir uyku. Alnı örselenmemiş bir insan
Gece yatıya giden bir umut. Gündüz giden bir ehl-i Müslüman
Yağıyorum durup durup bütün yağmurlarımı***8221; (s.153)

Şu dizeler ***8220;Otobiyografi***8221; şiirinden:

***8220;Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
Diklendikçe kendi rüzgârından başı dönen gurur
Yürüdükçe yollardan pencerelere yükselen buhur
Çok şey görmüş geçirmişsin biliyorlar
Gibi ölüm, gibi aşk, gibi şiir***8221; (s.198)

Her iki şiir parçasında da öne çıkan bir görüntü var; birinci tekil kişi söylemi : Ben, bana, beni, bende, benden***8230;İkinci, üçüncü tekil kişilere, çoğul kişilere seslendiği olmaz mı, kısmen olur; gelgelelim o durumda bile, konuşmanın gergefinde ve odağında gene kendisi vardır. Buna ***8220;megalomanik***8221; damgası vuramam, bilirim ki, ne ***8220;biz***8221; diyenlerin içinden hiper-egosantrikler çıkmıştır. Söylemi eylemle, sözeli nesnelle çakıştırma hastası değilim ben. Bunu aramak indirgemecilik ve rehavetçiliktir***8230;Ahmet Erhan***8217;ın ***8220;ben***8221;i, ***8220;toplumsal ben***8221;dir, ***8220;varoluşsal tedirginliğe teğellenmiş ben***8221;dir. ***8220;Emlak Cumhuriyeti***8217;nin sahipleri***8221; ( Ece Ayhan) ne karşı gen(ç)leştirdiği yalnızlığından belli. Aşk***8217;ı, ölümü ve şiiri yaşamının sacayağına dönüştüren şair, ben(liğ)ini parçalayarak gidendir yalnızlığa. Ve böylesi yalnızlığın, iyi şairlerin alınyazısı olduğunu bilmek için, müneccim olmak gerekmez.
---
***8220;Tek Yol Ölüm***8221; şiirinin sonunda Erhan:

***8220;Anla, tek yasal slogan olduğunu şunun:
Tek yol ölüm! Tek yol ölüm!
TEK YOL ÖLÜM!***8221; (s.221)

Diye haykırır. 12 Eylül öncesinde, sayısal bakımdan epey güçlü bir sosyalist fraksiyonun en gözde sloganı, ***8220;Tek Yol Devrim***8221;di. Şair, bu şiirinde, hem o döneme ve o siyasal harekete bir göndermede bulunmakta; hem de bugün gelinen noktadaki kırılmayı ve yırtılmayı, ***8220;düş bozgunları çağı"nı göstermektedir. Egemenler, ölüm dışında ne varsa insana dair, insanı ileri konaklarda mevzilendirecek, iyimserliği ve gülümserliği köpürtecek duygu ve tutumların tamamını prangalamışlardır. Devrim ve dirimserlik yasadışıdır, ölüm ve ölümserlikse yasal.
---
***8220;Yağmurun her damlasına bir ad verdim ve ezberledim
Sevgili yaşam! Senin her sabahına bir gelin teli taktım
O alkolle boşadı seni her akşam
Yüzümü flaşlara ayarladım, boyunbağımı düzelttim
Önüme uzatılan her kâğıda imzamı bastım
Başım önüme eğik, duruyorum yağmurun ve rüzgârın her çırpınışına açık
Boğulan sularımı geri vermez artık deniz***8221; (Yağmur Sonu, s.258)

Dedikten sonra, şiirinin ilerleyen bir bölümünde de:

***8220;Alkol gitgide, dostluk gitgide, şiir gitgide-evet onlar bile
Çekip gidiyorlar, boş bir sokağa ad olmuş gibi
Yağmurun kıyısına durmuş bir örümcek ölüsü
Ağlarına takılan sinek kanatlarını düşlüyor***8230; (s. 259)

Dizelerini yazar.

Alkol, Ahmet Erhan***8217;ın hayatının ve şiirinin olmazsa olmaz sütunlarından. Onu ve şiirini besleyen, şefkatli bir ananın çocuğunu emzirmesi gibi emziren bir olanak alkol. Sütun diyorum, beslemek diyorum, emzirmek diyorum alkol için; tuhafsamayın, Erhan***8217;ın şiirinde alkol, başka birşey olamaz ki! Şiirlerinin çoğuna sinmiş anason kokusu, gündelik hayattakinden çok farklı bir biçimde tezahür eder onda. Tiksindirmez, sevdirir kendini; sizde de içme isteği uyandırır hattâ. Yalnızlığınızı bekleyen nöbetçi bir nefer olur alkol, güvencinizi pekiştirir. Şiirin ve kendisinin sırlarını size döktükçe döker. Mahremiyet yağmalanır, günaha batarsınız dizboyu; dionizyak bir coşkunun kollarında dans etmeye durursunuz kederinizle: Aklın ve mantığın tanrısı Apollon***8217;u def edersiniz başınızdan. Oh, sen sağ ben selâmet!
---
***8220;İşte pelikan kalemimle üç kez yazıyorum:
Şairler başkaldırın! Şairler başkaldırın! Şairler başkaldırın!
Bu defilede hiç değilse boynunuz uzun görünür***8221; (s.275)

***8220;Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi***8221; başlıklı şiirini, bu dizelerle tamamlar.

Aynı şiirde, daha önce şunları yazar:

***8220;Koro halinde yenildik, herkes haklı çıktı
Onlar kaptan oldular, ben sarhoş oldum
Şimdi ölsem, adımı şaire çıkarırlar
Değil, duvar dibinde yağmurun dinmesini bekliyorum***8221; (s.267)

Çağdaşlarına (devrimbaz çağdaşlarına) müthiş bir eleştiridir, bu şiir. Koro halinde yenilmemize rağmen, herkes nasıl haklı olabilir? Herkes haklı da, anlaşılan, bazıları ***8220;daha haklı***8221;. O sebepten ki her halükârda ***8220;kaptan oluyorlar***8221;; bize ise, ***8220;sarhoş olmak***8221;tan başka seçenek bırakmıyorlar. Öldüğümüzde ***8220;şair***8221; derler, o ayrı; tekkenin raconudur, şaşırmaz!.. Demek, ***8220;çağdaş yenilgi***8221;lerde de belli kaptanların ve sarhoşların kimlerden olacağı, ***8220;çağdaş yengi***8221;lerde de. Hokkanın altına götürülenlerin öncülleri önceden saptanmış, öncülün öylesinden hayırhah bir çıkarıma varılamaz ki!
---
***8220;Ellerime söz geçirmekten caydım
Yalnızlığımın beş bin nüsha kopyasını çıkardım***8221; (Yarasa***8217;nın 21 Şiiri, 18. şiir, s.287)

Ahmet Erhan, yalnızlığını her fırsatta yineler. Verimkârdır yalnızlığı, üstüne katlandıkça yeni sürgünler verir. Pathos***8217;tan (duyguculuktan) el alır belki, öyleyse de, patetik (ağlayan-sızlayan) bir şair sayamam onu. Pathos***8217;unun duvarlarını ethos***8217;la (ahlâki bir tutumla) sıvamasını bilmiştir, bilir, bilecektir. Düzayak / yalınkat toplumcuların tersine, ***8220;toplumsal***8221;ın süzgecine ***8220;özeleştirel vicdan***8221;ını da koymuştur.
---
Oğlu Deniz***8217;e seslenmesinde bir eziklik, bir bungunluk görülür:

***8220;Yine de oğlum iyi bak, adama benzer baban
Kirlenmemek için kendini alkolde saklar
Şu godoş dünyaya şu kazığı çaktık madem
Kişne sen de kendince, anlayan anlar
Tesbih bende koptu, elim sendedir***8221; (Resimli ***8216;Ahmetler***8217; Tarihi, 2. bölüm, s.316)

Babalık görevlerini yetesiye yerine getirememekten (getirmemekten değil) kaynaklı sıkıntısını deşifre eder böylece, kendine saklamaz, samimidir ve paylaşır. Dünyaya doğru sivriltir öfkesini, yetke***8217;yle (dünyanın otoriteryen yapısıyla) hesaplaşmaya yönelir. ***8220;Kendini temize çekmeye***8221; yetecek bir fırsatçı zekâsı olmadığından, zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışmaz; kirlenmemek için alkolde saklanır: alkolde saklanmak ayıklığa engeldir tamam, ama, arınmayı getirir beraberinde.
---
***8220;Ölümseyerek bakıyor dünya, biz gülümseyelim
Beşikle teneşirin sevişmesi neyse ne***8221; (Yaşlılık, s.359)

Salâh Birsel, ***8220;Şiirin güzelliği, dışında bıraktığı sözcüklerin sayısıyla doğru orantılıdır.***8221;** der. Doğrudur, ayıklamasını bilmeli şair; ***8220;o şiirin***8221;in semantiğinin ve fonetiğinin kaldıramayacağı (başka bir şiiri kaldırabilir onları) sözcüklere mesafeli durmalı. Zordur ya, Ahmet Erhan, üstesinden geliyor bu zorluğun: yalınlaştırarak, kendine has eylemsilerle çarpıcı karşıtlıklardan yararlanarak, iyi şiirsellerle kucaklaştırıyor bizi. ***8220;Ölümsemek / gülümsemek***8221; ve ***8220;beşik / teneşir***8221; karşıtlıklarının tetiklediği gerilimlerde ***8220;estetik hüzün***8221; atağa kalkıyor.
---
***8220;Bilmiyorum sonu ne olacak bu yolculuğun
Denizlerin kovduğu yakamoz gibiyim
İtiraf etsem suçsuzluğum anlaşılacak***8221; (Kuyu, s.390)

***8220;Türkiye! Bağımın en kuru gazeli
Telefonları ikide bir yüzüme çarpan
Bak, burası Hayat kokuyor
Gencecik kızlar üzüm eziyor topuklarıyla
Dünya güzeli
Dağlarda çocuklar ölüyor
Barışın ve kardeşliğin has yüzü hevesine

Üzüm şaraptan anlamıyor***8221; (Bağlar Gazeli, 5. bölüm, s.411)

Bu iki alıntıyı yan yana koyalım:

İlkinde bir belirsizlik, geleceğe güvensizlik duygusu var. Dahası, o güvensizlikte kendisinin bir dahli olmadığını (suçsuzluğunun anlaşılacağını) söylüyor. İroniyle (tersindirerek) söylüyor: Suçsuzluğunun suç gibi algılandığını belirtiyor. Çünkü, olumlu bir şey itiraf edilmez, suçsuzluk da olumlu. Burada, ***8220;genel kabuller***8221;le bir çatışmadan söz edebiliriz. Memnuniyetsizliğin şaircesi işte.

İkincisinde, yurdunun yazgısından yakınıyor. ***8220;En talihsiz***8221; gördüğü yurdunu, ***8220;en kuru gazel***8221;le (en kuru yaprakla) somutlaştırıyor; elle tutulur, gözle görülür bir gerçeklikte cisimleştiriyor. Gencecik kızların üretim içindeki yerleriyle, çocukların dağlarda ölmesinin (üretim dışına düşürülmesinin) panoromasını çiziyor.Ve büyük harfli ***8220;Hayat***8221;la irtibatlandırıyor olan biteni. Karşıtlıkların makro-matematiğiyle***8230;Burada dikkat çeken husus, ağırlıklı olarak, ***8220;Hayat***8221; sözcüğü olmalı bence. Neden derseniz, Ahmet Erhan***8217;ın şiirini çözülmüş ve teslimiyetçi bulanlara bir yanıttır o sözcük. Erhan, Hayat***8217;tan firar etmemiştir, etmez; bilâkis Hayat, kendisiyle yurdunu ve halkını, giderek insanlığı kaynaştıran bir büyük orkestrasyondur. Kâh benimsediği, kâh terslediği.
---
Prof. Dr. Doğan Aksan***8217;a göre, ***8220;***8230;yeni şiirimiz anlatma***8217;dan çok sezdirme***8217;ye, anlatılmak istenenlerin canlandırılmasına yönelmiştir. Kısacası, söylenenler aracılığıyla söylenmeyenler dile getirilmek istenmektedir. Bu tutum elbette, şiirin yaratılmasını, beğenilmesini güçleştirmekte, şair ancak söyleyiş rahatlığına erişmişse, şiirin başarı şansını arttırmaktadır.***8221;***

Aksan***8217;ın savı başından sonuna geçerli midir? Bir bakıma haklıdır dediklerinde, ***8220;anlatmadan çok sezdirme***8221; baskındır ***8220;yeni şiir***8221;in omuriliğinde. Gene de, hele şiire değgin bir düzlemde yargıda bulunurken, ihtiyatı elden bırakmamalı. Meselâ, ***8220;söylenenler aracılığıyla söylenmeyenlerin dile getirilmek istendiği***8221; tezi, yeni (gündeş) şairlerin hepsine teşmil edilebilir mi? Ya bazıları, ***8220;yok, ben ne demek istediysem onu söyledim***8221; derse bize. Nitekim, Ahmet Erhan, yapıtının sonuncu şiirinde (***8220;Sonelveda***8221;):

***8220;Ölürken dönüp de bir bak bana
Senin için hayatın yüzü olacağım***8230;***8221;(s.421)

Derken, dediğinden başka bir doğrultuya mı yönlendiriyor okuru? Başka noktalar da vardır, söylenenin dışında, ne diyeyim. Vardır da, Ahmet Erhan***8217;ın şiirinde anlatım (tahkiye), sezginin birkaç adım önünde gidiyor ve benim gibi sezgiciliği fazlasıyla önemseyen birine bile kendini yadırgatmıyor bu durum. Şudur, budur***8217;dan öte açılımlara gereksinmesi var şiirle ilgili yazıların ve yargıların. Ahmet Erhan***8217;ın anlatımsal şiirinin büyüleyiciliğini ve etkileyiciliğini başka yordamlarla açıklayamıyorum ben.
---
Buz üstünde şiirleyen bir yalnızlığın sesidir o: Ergitilemez!
---

(*): Buz Üstünde Yürür Gibi, Seçme Şiirler, Ahmet Erhan, Everest Yayınları, 1. Basım, 2006
(**): Şiirin İlkeleri, Salâh Birsel, Broy yay, 4.Baskı 1986, s.22
(***): Cumhuriyet Döneminden Bugüne Örneklemelerle Şiir Çözümlemeleri, Prof. Dr. Doğan Aksan, Bilgi Yayınevi, Aralık 2003, 1. Basım, s.226
__________________
\"Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan iyidir.\"
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 10-10-2008, 01:56
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart



sevgili Bünyamin Durali;
yaklaşık bir saattir sayfanızdayım. yazdıklarınızdan şunu çıkardım:

edebiyat konusunda çok donanımlısınız ve Türkçemizi yerli yerinde kullanıyorsunuz...ne güzel!...

diğer tarafta (kendi adıma konuşuyorum),ne çok öğretici bilgi var yazılarınızın içeriğinde...şiir hakkında,eleştiri hakkında,aktüel dünya hakkında...

iyi ki okudum diyor ve yazılarınızın devamını diliyorum...

kolaylı gelsin size...saygı ve sevgiyle...

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 10-10-2008, 09:53
ahker ahker isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 90
Standart

Sevgideğer Tayyibe Hanım,

Siz öyle diyorsunuz ama, çokları öyle demiyor. Lise öğrenciliği dönemimden bu yana yazıyor çiziyorum. Bazen düşünüyorum da, keşke sadece şiirle yetinseydim diyorum; sana ne elin fındık kabuğunu doldurmaz şiirlerinden, yazılarından! Mezarına yıldızlar yağası Fethi Naci, eleştirmenliğin en nankör uğraşlardan biri olduğunu söylerdi de, inanmak istemezdim. Haklıymış.

Eleştiriye şiirden sonra başladım. Ne sövgüler, ne hakaretler gördüm. Daha önce beni yerlere-göklere sığdıramayanlar, yazdıklarının niteliksiz olduğunu belirttiğimde, yerin yedi kat dibine sokmakta hiçbir beis görmediler. Anamdan emdiğim sütü burnumdan fitil fitil getirdiler. Getirsinler, umrumda değil, boş çuval dik durur mu; zamanla hepsi eğildiler. Gelin görün ki: Bu adamların afrasından tafrasından yanına yaklaşamazsınız; attılar mı mangalda kül bırakmazlar, şairin yazarın en erişilmezi onlardır, yurtseverlik ve devrimciliği de kimseye bırakmazlar. Amaaa, eleştiremezsiniz çiziktirdikleri safralıkları. Dergilerinin, yayınevlerinin kapılarını hışımla kapatırlar yüzünüze. (Mesela, Cengiz Gündoğdu diye, benim "Edebiyatımızın Donkişotu" diye tanımladığım bir yürekli eleştirmen vardır,İnsancıldergisinin genel yayın yönetmeni. O adam gibi adamın adını ısrarla anmazlar, yok sayarlar. Sayarlar da, olgular yok sayılmakla yok olmazlar ki. Gündoğdu, sönmek bilmez bir yanardağdır, püskürtmekten geri durmaz yakıcı lâvlarını.Kemal Bekir Özmanav diye bir romancı-tiyatro yazarı vardır. 85 yaşında. Deryadeniz bir adam. Sosyal-Bürokratik Edebiyat Otoritesi çizmiştir üstünü, sesinin soluğunun düşmanıdır onun. Daha ne değerlerin defterini dürmeye kalkmışlardır, siz de bilirsiniz bunları. Zaten, bu sitede de yayımlanan "memleketimden şair manzaraları" adlı yazımda, daha kapsamlıcaanlatmıştım bunları.) Eee, demokrasiyi edebiyata uygulamayan kişi, topluma nasıl uygulayacak? Uygulamayacak ki! Öylelerinin yazarlığı / şairliği, doyurulamaz egolarını çatlayasıya şişirmekten, demokratlıkları da aksesuar olmaktan öteye geçmez. Yarın birgün kafalarındaki muhayyel toplumsal modeli kazara yaşama geçirmeyi başarsalar, getirecekleri "sol" görünümlü bir sosyal-faşizmden ve yaşatacakları da katmerli zulümlerden başka birşey değildir.Nerden mi biliyorum? Ne var bilinmeyecek,Perşembe'nin gelişi, Çarşamba'dan belli değil mi? Yurdumun en has edebiyatçılarını devre dışı bırakan Türk(iye) Edebiyat-Şiir Oligarşisi, bunları rahatsız etmez. Uyduruk / kaydırık şairlere, romancılara, öykücülere vbg.cizye gibi bağışlananödüllerin arkaplanındaki fırıldakları bunlar görmez. Nasılsa yuvalandıkları mikro-iktidar mahfillerindeki postlarını korumak yeter onlara. Bilinçaltlarındaki kendi sanatlarınabiçtikleri misyona dair katsayılarını ne küçültürler, ne büyültürler, buncası yeterdir.

Mühim değil, diyelim avunalım. Gene de sizin gibi ömrünü şiire yatırmışların ve edebiyatın başka alanlarında yürek teri döken birkaç arkadaşımızın sımsıcak ilgileri, bizi ayakta tutmaya yetiyor da artıyor bile.

Tüm engellemelere karşın: Yaşasın Şiir! Yaşasın Edebiyat!

Sağolun, var olun, Tayyibe Hanım.





Edited by: ahker
__________________
\"Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan iyidir.\"
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 10-10-2008, 11:50
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart





Sayın ahker,

Sitemizde üye olmayan ya da yanıt veremeyecek durumda olan kişilere yanıt hakkı doğuran ifadelerden kaçınınız. Elbetteki burada olmayan bir yazarın ürünlerini de eleştirebilirsiniz. Yukarıdaki ifadeler, eleştiriden çok 'arkasından konuşma' denentarzda, dedi-kodu sınırlarını aşmayan sözler. Bu davranışetik olmadığı gibi site kurallarına da aykırıdır.

Eleştirmekten daha büyük meziyet, eleştirildiğinizde göstereceğiniz olgunluktur. Eleştirdiğiniz kişilerin size gösterdiği olgunluğu, eleştirildiğinizde sizin de göstermenizi beklerdik.

Ürünlerinize yapılan eleştirilere yanıt vermek yerine siz iğneleyici sözleri, gerilim politikasını seçtiniz. Oysa bueleştiriler, düzeyli, içi doldurulmuş, ayakları yere basan eleştiri sınırları içindeydi. Bu haklı ve yerinde eleştirileri, size yapılmış bir saldırı olarak algıladınız veyanıt vermeyeceğinizi açıkladınız.Sonrasında isebaşka başlıklarda iğneleyici sözleriniz, sataşmalarınız sürdü. Hatta bu sataşmalar site dışına kadar uzandı...

Lütfen eleştiri hakkını sadece kendinize tanınmış bir hak olarak görmeyiniz...

Yanıt hakkı doğuracak ifadeleri kaldırmanızı öneriyorum, kaldırmadığınız taktirde yazı site yönetimi tarafından arşive kaldırılacaktır.




__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 11-10-2008, 12:46
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




Server sağlayıcı değişikliği süresinde eski servere giden yazılar:


<DIV align=center>
<TABLE =Ms***111;normalTable style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb 1pt solid; BORDER-TOP: #b6b9cb 1pt solid; : white; BORDER-LEFT: #b6b9cb 1pt solid; WIDTH: 98%; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb 1pt solid; mso-padding-alt: 2.25pt 2.25pt 2.25pt 2.25pt; mso-cellspacing: .7pt; mso-border-alt: solid #B6B9CB .75pt" cellSpacing=1 cellPadding=0 width="98%" border=1>
<T>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-firstrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #b6b9cb; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #b6b9cb; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb 1pt solid; mso-border-bottom-alt: solid #B6B9CB .75pt" vAlign=top rowSpan=3>
<A name=86672></A>ahker
dost
<?:namespace prefix = v ns = "urn:schemas-microsoft-com:vml" /></v:stroke></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:ulas></vath><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" /><o:lock aspectratio="t" v:ext="edit"></o:lock></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/0_star_rating.gif" target="_blank"></v:></v:shape>


Kayıt Tarihi: 27Eylül2008
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 60
<a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/offline.gif" target="_blank"></v:></v:shape></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #b6b9cb; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #b6b9cb; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb" vAlign=top>
<a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/new_reply_***102;orm.asp?M=Q&PID=86672&PN=2&TR=12" target="_blank"><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/quote_ic***111;n.gif" target="_blank"></v:></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/new_reply_***102;orm.asp?PID=86672&PN=2&TR=12" target="_blank"> <a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/reply.gif" target="_blank"></v:></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_posts.asp?TID=6378&PID=86672#86672" target="_blank"><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/bullet.gif" target="_blank"></v:></v:shape>Gönderim Zamanı: Dün Saat 12:58</TD></TR>
<TR style="HEIGHT: 112.5pt; mso-yfti-irow: 1">
<TD style="BORDER-RIGHT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #d1d7dc 1pt solid; HEIGHT: 112.5pt; mso-border-bottom-alt: .75pt; mso-border-top-alt: .75pt; mso-border-left-alt: .25pt; mso-border-right-alt: .25pt; mso-border-color-alt: #D1D7DC; mso-border-style-alt: solid" vAlign=top>
Sayın Emre Gümüşdoğan,

Genel değerlendirmelerdi bunlar. Zira: Edebiyatımızı içten içe kemiren, felç eden hastalık, her şeyden ve herkesten önce, sistemiktir, doğrudan kişilerle alâkalı değil.Bu sebepten, tek tek kimseyi imâ etmek istememiştim. Ancak, dediklerimden his(se)lenenler varsa, bu konuda yapacağım birşey yok tabii. Kaldı ki, sözünü ettiğim meseleleri, bendençok daha çarpıcı biçimde eşeleyen o kadar değerli yazarlarımız var ki, benim yazdıklarım, onlarınkiler yanında hiçbir değer ifade etmez. Örnekse: 1980'lerin ortalarında, Cengiz Gündoğdu'nun Varlık dergisindeki, 1990'ların başından itibaren de İnsancıl dergisindeki çeşitli yazılarını içerensayılarını taramak yeterlidir. Aynı değerli eleştirmenin Rüzgâr, Ekmek, Eleştiri adlı yapıtları başta olmak üzere, öteki yapıtları da gözden geçirilebilir. Yalçın Küçük'ün Edebiyat Notları, Yücel Kayıran'ın Tinsel Poetika adlı yapıtlarını da önerebilirim. Dahası var ya, gereksiz artık.

Yazılarımı silmemi, silmezsem, arşive kaldıracağınızı söylüyorsunuz. Bilgisayar teknolojisine epey yabancıyım, ondan olmalı, silmeyi denedim, başaramadım. Siz silebilirsiniz tümünü. Yalnızca, içeriğinekatilmadığınızı belirttiğiniz görüşlerimi yansıtan cevabi yazılarımı değil, site platformunuzdaki tüm yazı ve şiirlerimi de kaldırmanızı; sitenizdeki üyelik kaydımın da tümüyle düşürülmesini talep ediyorum.

Saygılarımla.


Düzenleyen ahker - Dün Saat 14:11 </TD></TR>
<TR style="mso-yfti-irow: 2; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #d1d7dc 1pt solid; mso-border-bottom-alt: solid #D1D7DC .75pt; mso-border-alt: solid #D1D7DC .25pt">
"Kendimden başka hiçbir eksiğim yok" demiş ya Kafka. </TD></TR></T></TABLE>


<DIV align=center>
<TABLE =Ms***111;normalTable style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb 1pt solid; BORDER-TOP: #b6b9cb 1pt solid; : white; BORDER-LEFT: #b6b9cb 1pt solid; WIDTH: 98%; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb 1pt solid; mso-padding-alt: 2.25pt 2.25pt 2.25pt 2.25pt; mso-cellspacing: .7pt; mso-border-alt: solid #B6B9CB .75pt" cellSpacing=1 cellPadding=0 width="98%" border=1>
<T>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-firstrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #b6b9cb; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #b6b9cb; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb 1pt solid; mso-border-bottom-alt: solid #B6B9CB .75pt" vAlign=top rowSpan=2>
<A name=86673></A>emre gümüşdoğan
yardımcı
</v:stroke></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:ulas></vath><o:lock aspectratio="t" v:ext="edit"></o:lock></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/0_star_rating.gif" target="_blank"></v:></v:shape>


Kayıt Tarihi: 16Ağutos2005
Konum: Turkey
Gönderilenler: 9429
<a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/***111;nline.gif" target="_blank"></v:></v:shape></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #b6b9cb; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #b6b9cb; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb" vAlign=top>
<a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/new_reply_***102;orm.asp?M=Q&PID=86673&PN=2&TR=12" target="_blank"><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/quote_ic***111;n.gif" target="_blank"></v:></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/new_reply_***102;orm.asp?PID=86673&PN=2&TR=12" target="_blank"> <a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/reply.gif" target="_blank"></v:></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_posts.asp?TID=6378&PID=86673#86673" target="_blank"><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/bullet.gif" target="_blank"></v:></v:shape>Gönderim Zamanı: Dün Saat 14:32</TD></TR>
<TR style="HEIGHT: 112.5pt; mso-yfti-irow: 1; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #d1d7dc 1pt solid; HEIGHT: 112.5pt; mso-border-bottom-alt: .75pt; mso-border-top-alt: .75pt; mso-border-left-alt: .25pt; mso-border-right-alt: .25pt; mso-border-color-alt: #D1D7DC; mso-border-style-alt: solid" vAlign=top>

Sayın ahker,
Yanlış analama ve çarpıtma alışkanlığından vazgeçiniz lütfen. Sizden istenen yazıyı silmeniz değildi. Sizden istenen sözcüğü sözcüğüne " Yanıt hakkı doğuracak ifadeleri kaldırmanızı öneriyorum, kaldırmadığınız taktirde yazı site yönetimi tarafından arşive kaldırılacaktır." yanıt hakkı doğuracak ifadelerden kaçınmanız ve yazılarınızdakileri "düzelt" butonunu kullanarak yapmanızdı. -ki düzelt butonunu kullanarak bunu yapabiliyorsunuz.-

Sizden hiç kimse siteden gitmenizi istemedi. Burada kalmak, ürünlerinizi paylaşmak, eleştiride bulunmak ve tartışmalara katılmakbenim kadar sizin de hakkınız.

Sizin, Şiirakademisi'ne yararlı olacağınıza da kişisel olarak inanmaktayım. Sizden, gerilim ortamını yok etmede yardımcı olmanızı beklemek de hakkımız. Sözcüklerle gönderme yapmayı en iyi şiirle haşır neşir olanlar bilir. Siz başka bir konuda yazarken bile farklı bir tartışmaya, farklı olaya, farklı bir kişiyegönderme yapmayı, sataşmayı seviyorsunuz. Sizden beklenen bu davranıştan vazgeçmeniz.

Eleştiri yaptınız da böyle oldu, diye bir yanlış içine düşmeyiniz. Eleştiri yaptığınız kişilerle aranızda sorun yaşanmadı. Yaşanan tartışmalar, sataştığınız kişiler ile sizin aranızda Bir de ürünlerinize eleştiri getiren kişi ilesizin aranızda. Yine söylüyorum, kişiselleştirilmemiş, içi doldurulmuş haklı eleştirilerinizde sizin yanınızdayım.

Buraya üye olmak kadarayrılmak dakişilerin özgür iradesiyle vereceği bir karardır. Kalmanızdan yanayım. İlla da gideceğim diyorsanız yönetim olarak yapacağımız, kişisel sayfalarınızı okumaya ve yazmaya kapatarak arşive kaldırmak...




Düzenleyen emre gümüşdoğan - Dün Saat 14:40</TD></TR></T></TABLE>

<DIV align=center>
<TABLE =Ms***111;normalTable style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb 1pt solid; BORDER-TOP: #b6b9cb 1pt solid; : white; BORDER-LEFT: #b6b9cb 1pt solid; WIDTH: 98%; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb 1pt solid; mso-padding-alt: 2.25pt 2.25pt 2.25pt 2.25pt; mso-cellspacing: .7pt; mso-border-alt: solid #B6B9CB .75pt" cellSpacing=1 cellPadding=0 width="98%" border=1>
<T>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-firstrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #b6b9cb; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #b6b9cb; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb 1pt solid; mso-border-bottom-alt: solid #B6B9CB .75pt" vAlign=top rowSpan=3>
<A name=86674></A>ahker
dost
</v:stroke></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:ulas></vath><o:lock aspectratio="t" v:ext="edit"></o:lock></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/0_star_rating.gif" target="_blank"></v:></v:shape>


Kayıt Tarihi: 27Eylül2008
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 60
<a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/offline.gif" target="_blank"></v:></v:shape></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #b6b9cb; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #b6b9cb; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb" vAlign=top>
<a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/new_reply_***102;orm.asp?M=Q&PID=86674&PN=2&TR=12" target="_blank"><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/quote_ic***111;n.gif" target="_blank"></v:></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/new_reply_***102;orm.asp?PID=86674&PN=2&TR=12" target="_blank"> <a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/reply.gif" target="_blank"></v:></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_posts.asp?TID=6378&PID=86674#86674" target="_blank"><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/bullet.gif" target="_blank"></v:></v:shape>Gönderim Zamanı: Dün Saat 15:25</TD></TR>
<TR style="HEIGHT: 112.5pt; mso-yfti-irow: 1">
<TD style="BORDER-RIGHT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #d1d7dc 1pt solid; HEIGHT: 112.5pt; mso-border-bottom-alt: .75pt; mso-border-top-alt: .75pt; mso-border-left-alt: .25pt; mso-border-right-alt: .25pt; mso-border-color-alt: #D1D7DC; mso-border-style-alt: solid" vAlign=top>
Sayın Emre Gümüşdoğan,

Ben cevabi yazılarımın tümünün silinmesini istediğinizi sanmıştım. O yüzden başaramadım demiştim.Ayrıca, önceden de dediğim gibi: samimiyetle belirteyim ki, amacım tek tek kişilere sataşmak olmadığından, yanıt hakkı doğuran bölümler hangi satırlardır, gerçekten kestiremiyorum. Sizin "bunlar yanıt hakkı doğurabilir" diye düşündükleriniz varsa silebilirsiniz. Düzeltmekse, biliyorum, ama neyi düzeltmem gerekiyor onu bilmiyorum.

Bakın Emre Bey, hiç müstahak olmadığım halde, sanki sitenin huzurunu bozmaya yeminli biriymişim gibi gibi algılamaya başladım kendimi. Barışçıyım ben ve bu uğurda bedeller de ödedim. Edebiyatsever bir kitleyle sürekli gerginlik yaşamayı neden isteyeyim? Buna aklınız ermiyor mu? Ben, Tayyibe Hanım'a yazdığım cevabımda dediklerimin çok daha kapsamlısını "memleketimden şair manzaraları" başlıklı ilk denememde yazmadım mı? Ve o yazı benim, sitenizde yayımlanan ilk eleştirel-denemem değil mi? O zaman yanıt hakkı doğurmayan yazının nerdeyse beşte biri boyutunda olmayan bu cevabi yazım, neden yanıthakkı doğursun? Gene de söylüyorum: Sizin saptadıklarınız varsa, silebilirsiniz. Benim, hayatımda karıncayı incitmeyen bir insan olarak, sizi üzmekten özelolarak zevklendiğimi sanmayın lütfen! Kaç gündür kahrolduğumu, uykularımın kaçtığını belirtmeme fazlasından gerek var mı? Vicdanen rahat olmasam, cinnet geçirebilirdim inanın. İnanıyorum ki, siz de, diğer arkadaşlar da en az benim kadar üzüldünüz. Bu ülkenin dibine kadar yoksul, mazlum ama onurluinsanlarının posasını çıkaranlar, ezeli kardeş Türk ve Kürt halklarının arasına nifak sokarak tırmandırdıkları terörden nemalananlar, yapay Alevi-Sünni ayrışmasını tetikleyerek din bezirgânlığını meslek edinenler, kadınlar üstünde erkek-egemen şiddet uygulayanlar, eğitim-sağlık gibi en temel insani haklarımızı bir avuç soyguncunun insafına terk edenler,bu toprakların en namuslu yazarlarına / şairlerine ölümlerden ölüm beğendirenler, Sivas-Madımak'ta koca bir kültür-sanat kadromuzu dünya cehenneminde cayır cayır yakanlar,faşist darbeler tezgâhlayanlar, ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını Amerika'ya ve AB'ye peşkeş çekenler, kültürel-sanatsal ortamımızı magazinel-popülistbinbir çeşit şaklabanlıkla ve bayağılıklazehirleyenler, ne sizsiniz ne de ben. Siz de demokrasi veözgürlükçü lâiklikdiyorsunuz, ben de demokrasi ve özgürlükçü lâiklikdiyorum. Siz de "emeğe saygı" terbiyesinden geliyorsunuz, ben de oradan geliyorum.Şu son birkaç gündür yerküreyi kasıp kavuran enonomik krizden fırsatlar yaratarak, insanlığın birikimini yeni baştan çarçur etme planları yapanlara karşı,edebi-kültürel-felsefi dayanışmaya her zamankinden daha fazla gereksinmemiz varken, neyi bölüşemiyoruz? Siz iMF'nin danışmanı değilsiniz ki, ben de Dünya Bankası'nın değilim. Neyi bölüşemiyoruz? Şiiri mi, denemeyi mi, romanı mı, öyküyü mü, müziği mi, tiyatroyu mu? Bunları bölüşemiyorsak, ne güzel. Ama ya başka birşeyi, kapitalist-emperyalizmin pompaladığıyabancılaşmayı ve onlarının hempalarının pervasızcatertiplediği "böl ve yönet" tuzaklarınıbölüşemiyorsak, kötü olan bu işte! Kendi adıma, buna üzülürüm.

Olan oldu, tartıştık ve sonlandırdık artık. Madem ki barış elinizi uzattınız, ben de çoktandır havada kalan barış elimi uzatıyorum size.

Şiir Akademisi'nin, yepyeni bir dinamizmle, yepyeni atılımlara pupayelken koşma zamanıdır şimdi.

Uzatmayayım daha. Herşey gönlünüzce olsun.


Düzenleyen ahker - Dün Saat 17:09 </TD></TR>
<TR style="mso-yfti-irow: 2; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #d1d7dc 1pt solid; mso-border-bottom-alt: solid #D1D7DC .75pt; mso-border-alt: solid #D1D7DC .25pt">
"Kendimden başka hiçbir eksiğim yok" demiş ya Kafka. </TD></TR></T></TABLE>





<TABLE =Ms***111;normalTable style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb 1pt solid; BORDER-TOP: #b6b9cb 1pt solid; : white; MARGIN: auto auto auto 1.45pt; BORDER-LEFT: #b6b9cb 1pt solid; WIDTH: 98%; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb 1pt solid; mso-padding-alt: 2.25pt 2.25pt 2.25pt 2.25pt; mso-cellspacing: .7pt; mso-border-alt: solid #B6B9CB .75pt" cellSpacing=1 cellPadding=0 width="98%" border=1>
<T>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-firstrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #b6b9cb; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #b6b9cb; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb 1pt solid; mso-border-bottom-alt: solid #B6B9CB .75pt" vAlign=top rowSpan=2>
<A name=86677></A>san_
dost
</v:stroke></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:ulas></vath><o:lock aspectratio="t" v:ext="edit"></o:lock></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/0_star_rating.gif" target="_blank"></v:></v:shape>
<a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/avatars/hand_neg.jpg" target="_blank"></v:></v:shape>

Kayıt Tarihi: 27Aralık2006
Gönderilenler: 1816
<a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/offline.gif" target="_blank"></v:></v:shape></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: #b6b9cb; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #b6b9cb; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #b6b9cb; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #b6b9cb" vAlign=top>
<a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/new_reply_***102;orm.asp?M=Q&PID=86677&PN=2&TR=12" target="_blank"><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/quote_ic***111;n.gif" target="_blank"></v:></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/new_reply_***102;orm.asp?PID=86677&PN=2&TR=12" target="_blank"> <a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/reply.gif" target="_blank"></v:></v:shape><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_posts.asp?TID=6378&PID=86677#86677" target="_blank"><a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/forum_images/bullet.gif" target="_blank"></v:></v:shape>Gönderim Zamanı: Dün Saat 15:46</TD></TR>
<TR style="HEIGHT: 112.5pt; mso-yfti-irow: 1; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-RIGHT: 2.25pt; BORDER-TOP: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-LEFT: 2.25pt; : #f8f8fc; PADDING-BOTTOM: 2.25pt; BORDER-LEFT: #d1d7dc 1pt solid; PADDING-TOP: 2.25pt; BORDER-BOTTOM: #d1d7dc 1pt solid; HEIGHT: 112.5pt; mso-border-bottom-alt: .75pt; mso-border-top-alt: .75pt; mso-border-left-alt: .25pt; mso-border-right-alt: .25pt; mso-border-color-alt: #D1D7DC; mso-border-style-alt: solid" vAlign=top>



<a href="http://www.siirakademisi.com/forum2/smileys/smiley1.gif" target="_blank"></v:></v:shape>sevindim</TD></TR></T></TABLE>


__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 30-10-2008, 11:27
ahker ahker isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 90
Standart

CAN YONGASI BİR GÜN'DEN*

Cengiz Gündoğdu, İnsancıl***8217;da (Ocak 1992, Sayı: 15), şöyle diyor: ***8220;Sanılmasın bizler herhangi bir alanda istedik de profesör olamadık. Hayır. Bizler sanatçı olmak istedik. Bunun için profesör olmadık.***8221;

Mezarlıklar müdürü veya mezbaha görevlisi olması gerekirken, profesörlük payesi alanlara ve onlara o payeyi yakıştıranlara duyurulur!
***
Ahmet Ada***8217;nın ***8220;Zor Yıllara Gazel***8221;inden bir beyit (İnsancıl***8217;ın aynı sayısından) :

***8220;Mutsuzluktan incelirim gelip geçer zor yıllar
Sesim niye hüzün dağıtır yaz kış niye kanar***8221;

Mutluluktan kalınlaşmaktansa, mutsuzluktan incelmeyi yeğlemez misiniz? Ben yeğlerim: Sesim, galaksilerden taşacak kadar hüzün dağıtsa da; yaz demeden, kış demeden, şaldır-şuldur kanasa da!
***
Metin Sever***8217;i yeni duydum. ***8220;Dilsiz Erguvan***8221;ını hiç kırpmadan alıyorum (İnsancıl***8217;ın aynı sayısından):

***8220;Ne kaldı geriye
çeyiz sandığının dibinde
unutulmuş
o ilk öpüşmenin
ılık ürpertisinden başka;
boşuna
yelkenin fırtınaya direnmesi
çiçekli porselen tabaklar gibisin
kırılmayı bekleyen
her ömürdür ki
ebemkuşağı renginden süzülen
gelir
çarpar
zamanın kadranına
dil de yoluna gider erguvan da.
nerde?
gökkuşağını sopalara dolayan ihtiyar macuncu.
Gül soldu
zaman eski bir çeşme gibi kurudu.
zaman
beşikten tabuta
yeşilden sarıya, akan
yelkovan
ah o dilsiz erguvan.***8221;

Ben şairleri değil, şiirleri severim. Her yerde söylerim bunu. Şairleri değil, derken, hiçbir şairi sevmem, demek istemiyorum. Metin Altıok***8217;u, Behçet Aysan'ı, Ece Ayhan'ı, Ahmed Arif***8217;i, Turgut Uyar***8217;ı, Cemal Süreya***8217;yı, Sabri Altınel***8217;i, Gülten Akın***8217;ı, Ahmet Erhan***8217;ı..canlarım sayarım (ne acı: Gülten Akın'ın dışında, saydıklarımın yedisi ölü, biri kanser hastası). Bunlara beş, bilemediniz on şair daha ekleyin hadi. Doğrusu bu mudur, bilmem, bilmek de istemem. Ben şiirlerde yaşarım; şairlerde, anasonla karışık dedikodulu şair mekânlarında değil.

Burnu büyük görenler var beni, az şiir ve şair beğendiğimi söyleyerek. Metin Sever***8217;i, hiç tanımadığım birinin tek şiirini sevdiğimi söylüyorum bakın. Sevgilisine biri "çiçekli porselen tabaklar gibisin / kırılmayı bekleyen" diyecek de, ben onu sevmeyeceğim? Olanaksız bu! Burnum küçüldü mü şimdi?
***
Füsun Erbulak, Güneş gazetesinin eski nüshalarından birinde, ***8216;bir kadın***8217;ın ***8220;kocamı ben değil, gövdem aldattı***8221; dediğini yazıyordu. Bu sözleri bir kenara not etmiştim. Beynime de kazımışım demek. Dönüp dolaşıp aklıma takılıyor o cümle. Neresinden bakarsanız bakın, koskoca bir drama!

Kimbilir, kaç kadının gövdesi kocasını, kaç adamın gövdesi karısını aldattı, aldatıyor, aldatacak? Aldatmak ve aldatılmak! Gövdesi, (sevgili bellediğinden) karısından veya kocasından başkasına değmemişler, aldatmış sayıl(a)mazlar mı hiç? Onlar, Allahın en takva sahibi, en ihlâslı kulları mı acep? Aldatmanın tanımına, gövdeyle gerçekleşeni mi, yoksa akılla / ruhla gerçekleşeni mi, daha uygundur?

Aldatmak ve/ya aldatılmak? Nerede başlar, nerede sonlanır? Sahiden, insani (insancıl demiyorum) bir sorunsal değil mi bu?
***
Neredense, pattadak, Einstein düştü aklıma: ***8220;Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur***8221;.

Ya insanı parçalamak? İnsanın kalbini, milyarlarca cam kırığına, afedersiniz, milyarlarca ***8220;can kırığı***8221;na döndürmek? Ne kolay şimdilerde. Atomu parçalamaktan bile!

6.1.1992-2007

(*) : yayımlandı.Edited by: ahker
__________________
\"Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan iyidir.\"
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 06:44


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum