Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞAİRLER - YAZARLAR > Anekdotlar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #11  
Alt 21-06-2006, 08:14
Nuray Çınar
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart



şairlerin yoksulluğu /başlığı açan=Zalifre


Baştan bakıldığında asıl mesele, insanın görüşlerinde kararlı olmasını meydana getirmiştir. Sadece namuslu olmak da yetmez. Sonuna kadar hem namuslu hem de sapına kadar bilinçli olmak şarttır. Gerçek sanatçı, pazarlıkların, küçük hesapların insanı değildir ve olamazda. / ALINTI=EVİN=ENVER GÖKÇE


"Değil zorlama çabalarla ilgi bulmaya çalışmak, hakkı olan okur ilgisine ulaşmasını engelleyenlerin küçük hesapları karşısında bile susmayı yeğleyen onurlu bir ustanın" (Mehmet Ergün) şiirleridir bize bıraktığı miras. ALINTI=Perihan BAYKAL


Nasıl da anımsamakta zorlanırız!.. ALINTI=Perihan Baykal



bırak sefiller ekmek bulamasın. habire top top kağıt alsın. dosyalar hazırlayıp yayınevlerine, ödül dağıtan anlaşmalı şirketlere, yıllık hazırlayan büyüklere durmadan dosya göndersin. iyice iyice parasız kalsın. dergiler çoğaldı. onlara katkı payları ayırsın ve aşka şiire böyle yazışmalara vakit bulamasın. şair mi zaten belasını bulacaktı. biraz erken bulsun. senin başına gelenleri bilenler yok mu. hani karar vermiştin dergilere yazmayacaktın. ne oldu yazmaya başladın bile. adam sanat şiir olamayan şiirler yayımladı da ne oldu. kim kaldı geriye. asena duygu'nun kardeşi mi? hüseyin, akşam akşam söyletme beni. ben zaten şiirimizi yeryüzünden kovmaya çalişanlarla, geriye götürmeye uğraşanlar arasında sıkıştım. dostum tartışalım ama şairlerin yazgısıyla oynama. bir şey biliyorsan söylemek zorundasın, ........ ALINTI=AHMET UYSAL





Ne anlatılıyorsa onu, anlamak biraz zor oluyor kanımca,bazılarının yaşadığı kaoslarda;belki at gözlüklü bakış açıları,belki KENDİ İDEALLERİ (!?) BASKIN GELİYORDUR.


Sözüm kendi haklılığını sürekli yineleyenlere ,hani benden başka haklı yok,bakış açısı vardır ya!


Hoş,bunları da birileri kendince tartışacaktır.


Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 21-06-2006, 11:23
seskici
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart






Özcan Yalım adını bileniniz var mı? 1931, Giresundoğumlu. Sözlükçü, çevirmen ve şair.


Yalım, Mülkiye mezunu olmasına karşın, edebiyat aşkına maiyet memuru iken istifasını vermiş, tığ teber şahı merdan bir şekilde yazı ve yayın yaşamına atılmış.


Anımsamayanlar için Ankara'da Ali Püsküllüoğlu'yla birlikte çıkardıkları Yusufçuk şiir dergisinin altını çizeyim.


Yalım, Mülkiye kökenli şairlerden Ece Ayhan, Tevfik Akdağ, ve Cemal Süreya'nın yakın arkadaşı. Altı adet çeviri kitabının dışında Aramıza Gül Girdi (1963), Yaşadık mı (1992), Sonra Tufan (2003) şiir kitaplarıyla gülmece öykülerinden oluşan Brezinta Öyküleri (1988) ile Türkçe'de Eş ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğü (1983), Türkçe'de Yakın ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğü (1998) gibi ilginç sözlük çalışmaları var.


Yalım 1995'de en alt baremden SSK emeklisi olabildi.Şu anda Foça'da yaşıyor. Geçim sıkıntısı yüzünden birkaç yıl önce elindeki değerli şiir arşivini yok pahasına İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi'ne sattı.


Yalım'la İzmir'e geldiğinden beri görüşüyoruz. Üç yıl önce kendi çabasıyla Foça Halk Kütüphanesi'nde gerçekleştirdiği şiir akşamlarından aldııımız keyfi unutamıyoruz. Ne yazıkki Foça Belediyesi bu tür etkinliklere ilgisiz kaldığı gibi, son yıllarını Foça'da geçiren değerli sanat adamlarına herhangi bir yaklaşımda bulunmadı.


Yalım'ı yalnız bırakmak istemeyen şairlerin Pk.24 Foça/İZMİR adresine birer kitaplarını göndermeleri hoş bir davranış biçimi olur sanıyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 21-06-2006, 11:32
Körfez
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart






Doğa,senin hamurunu şiirin gülüyle mi yoğurdu sevgili Seskici ? Bu ne güzel bir davet ?


Özcan Dede'nin yüreğinin şenleneceğine,sıcacık merhabalarla şiirlere bölüneceğine inanıyorum...


Benim de yolumu düşürmüştünüz o güzelim beldeye.Kalın bir dosya dolusu şiirimi ,andığın o mekânda okuduğum günü unutur muyum hiç?


Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 15-09-2006, 01:40
Nuray Çınar
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart



Sözüm kendi haklılığını sürekli yineleyenlere ,hani benden başka haklı yok,bakış açısı vardır ya!


Üretici olamıyorum,ne yazık.sanırım benden daha haklı herkes.
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 04-11-2006, 21:19
Nuray Çınar
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

<TABLE width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD width="50%">
<DIV align=center><BIG><BIG>ÖLÜMÜN ARKASINDAN
KONUŞMAK </BIG></BIG>


<DIV align=center>[img]http://www.halksahnesi.org/yazilar/olumun_arkasindan_k***111;nusmak/cizgi2.gif[/img]
Ece Ayhan
</TD>
<TD width="50%">
<TABLE width="100%" align=right><T>
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<DIV align=center>Bu Sayfayı Bilgisayarıma</TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=top>
<DIV align=center>[img]http://www.halksahnesi.org/yazilar/olumun_arkasindan_k***111;nusmak/indir_but***111;n.gif[/img]</TD></TR></T></T></TABLE></TD></TR></T></T></TABLE>


Bilirsiniz ya da bilmezsiniz, öz çocuklarını boğduğu için herhalde, görkemli olduğu söylenen geçmiş, hele bir imparatorluksa, içinde taşıdığı hüsnü kuruntuyu, gerçekte sevmekten, güzel uzunken kırpılmış kısa kirpikli sanata büründürerek, bir tarikat anlaşmazlığından Nusaybin’e, bir tahttan indirilerek Selanik’e, bir eprimekten İskenderiye’ye sürgünlere gönderilmiş, kafası ipek kılıçla kesilmiş, tuğraları alçılarla örtülmüş, çocuk paşaların ilk kaymaktabağı Kanunu esasileri hamamname olarak kütüphanelere, Serez’den çinkolanmış sandukada taşınmış bir ermiş kemik olarak değil de, Yedikule zindanlarından getirtilmiş iskelet olarak hazirelere, pejmürde bir feylesofun Gelibolu’da Hamza koyunda ciğerlerine çektiği nefes olarak zaviyelere, kimi sayfaları şehzadelerce koparılıp atılmış surnameler olarak saraylara, yanına bir ibrik bir seccade bir Muhammediye almasına göz yumulan bir kalebent olarak hisarlara kapatılmış olsa bile, cumhuriyetlerin, kendisinden sonraki tarihsel ulamların, basamakların, süreçlerin peşini bırakmaz. Aylığını aldırmak için mührünü gönderir. Pişkindir. Ne hacıyatmazdır. Ben senin atalığın değil miyim? Aslını inkâr eden haramzadedir! güftesini, artık kullanılmayan bir makamda, sahibinin sesi plaklara okur ve aynı marka fonograftan, borunun ağzına kulağını vererek dinler. Sebah’da resim çektirir. Nesnel bir olgudur bu. Çünkü, ölümünden sonra da toplumsal köklersiz, birçok insan yüzyılı yaşayabilen tek yaratış sanattır.


Şimdi, bugünlerde de, cumhuriyete, kentimize bir köçek gönderilmiştir: Geleneksel sanatlar. Mollaların lakırdısıdır. Hal ve gidişine, her anlamdaki evde kalmışlıklarını yüzlerine vurduğu için, sıfır verdikleri çağdaş sanatlara, özellikle şiire karşı çıkışlarının, insanı bir ömür boyu güldürecek önerileridir, ki, ilk elde eytişimsel değişme aykırıdır, bu söz her dile çevrilebilir de onların diline çevrilemez, sonra da, zayıf akıl erdirmelerinin, orta irfanlarının tescilidir ve kalplerinin küt faşizm küt infiratçılık attığının. Dangalaklar kafalarının kayıtlarını yanık saraylara yaptırmaya alışmışlardır. Bildiğimiz kuraldır, sanatları imgelemsiz, açılımsız, köksüz kimesneler, kırkından sonra böyle bir kök aramaya kalkışırlar, meyan kökü, hazırlayın! ben de geliyorum! Bütün gençliklerini boşa akıtmışlardır, toprağa çünkü. Siyasal komşular, toplumsal arkadaşlar ve üretim ilişkileri değişmedi mi yoksa hiç? ipek böceği yetiştiricileri nerede? ya dut ağaçları? haziranda vuruluncaya tutuklanıncaya işkence edilinceye kadar, gece vardiyalarında çalışmıyorlar mıydı onlar? ha? yapay ipek fabrikalarında.


Biz dragomanların cumhuriyetinden de öte, bir yetkinliğe doğru, temelin getireceği düzayak tertemiz çivit badanalı avadanlıklı bir cumhuriyete çalışırken, bu sefineye de ne oluyor? İç ve dış talanın tezgâhlarında denize indirilmiş Yorikke! İki başlı bir dizgenin zurnası ananevi sanat! İmparatorluğun mehri müeccelini vermemiş miyiz yoksa? Nesnel olguya nesnel karşılık şudur: Her delikanlı cumhuriyet -bundan gönenmeliyizdir- yaşıtı kızlarla çağdaşı arkadaşlarıyla meşrebine göre düşüp kalkacaktır, gerekirse kılıç kında yakalanacaktır. Cumhuriyetin en korkunç günahları dahi imparatorluğu ilgilendirmez. Halkın, bütün imparatorluk boyunca, yüzyıllar dokuduğu özelliklerinden başlıcası, eksendeki birisi ya da, devletten hoşlanmaması, binlerce mezraaya kaçmasıdır; bu olgunun tersini siz kime yutturursunuz. Çok sonraları, Batılılaşalım gülelim eğlenelimcileri; sonucu kendileri hazırladıkları halde, şaşırtan şey, halkı devleti kendisine en az hissettirebilecek düşmanlarıyla bile işbirliğine iten neden bu değil midir? biraz bir yanıyla da, katlanarak.


İnsanların hukukunda baba oğulu red edebiliyorsa, oğul da babayı red edecektir. Hem emlak sahibi aportlar, hem tımar sahibi kıtmirler, gidip uzak çevrelerini dolaşırlarsa, halkın, oğulların babalarını kendi elleriyle yıkayıp gömdüklerini göreceklerdir.


Toplumun tutucu güdülerini beslemek üzre, zihinsel gevşeklikleri yüzünden, kendilerini ilerici uçlardanmış sayarak şıpşak ihanetin yeni nitelendirilmesi olan sınıf değiştirmek eğilimini, belki de eğsinimini, böğürlerinde taşıyarak, sahhaflarda, “Eski harflerle kalb ağrısı var mı?” diye aranan, bir ayakları çıkarlarının ve pis ölümlerinin çukurundaki ihtiyarlar gençlere böyle tafra satmak isterler. Sorun, eskidir kardeşler, yeni hiç değildir, Ömer Lütfü Barkan filan okunduktan sonra başlamamıştır. Asıl Tanzimat’ın ilanından bu yana, kalemefendileri arasında tartışılır olmuştur. Eshabı mesalih bitsin bekler, Reşit Paşa küçük müydü? büyük müydü? uzun açık görüşmeleri, Hacivat’la Karagöz’ün kavgası, iki beylerbeyinin ağız dalaşı, Rumeli ve Anadolu. Evet, ferman Gülhane kahvehanesinde Hacivatca okunurken, Karagöz aznif oynamayı kesmemiştir. Peki, öteki kıraathaneler açılırken, amuda kalkmayı genelgeçer değerleri ters çevirmek sayıp, karşısında görünme numaralarını sürdürenleri, bir zaman atlamasıyla, o günlere götürdüğümüzde hamamda külhanda çalışmışlıklarını gizleyen Alili Kemal olarak bulmaz mıyız sanıyorsunuz. Anadolu’da her yeni düşünce, geç, erken, vaktinin hoşgörüsüne göre konumu ne olursa olsun, ilk bir on yıl, çeyrek yüzyıl, her neyse işte o kadar, gâvurluktur. Ama siz merak etmeyin hiç, bekleyin, sonra hemen ulusallaşır, yabanlığı yabancılığı unutulur, bir vasi ve rahim topraktır bu, gelenekler içinde asık suratlı kazıklı rüşvetli yerini alır, kosavalılığı, manastırlılığı unutulur gider, şecere hiç akla gelmeden kullanılır,.iskele, çeşme, sokak, okul vs. adı olur. İtler kente gidicek Farsca ürürmüş eskiden, şimdi hem İngilizce hem Osmanlıca ürüyor.


Bu topraklarda, Çatalhöyük’den, başkent Sirkeci’ye kadar, iyi sanat, çağdaş sanatlar, biçimi değişir özü değişmez bir ilke gereğince, bütün geçmiş değerlere, değerse, gizli göndermelerini, onlardan açık alıntılarını zaten yapıyordur. Körler köyünde oturanlar, yanlış Batı kulüplerine karşı, Doğu tekkeleri kurmak, çileden geçmeden postnişin olmak kestirmelerini düşlemeleri nedeniyle, çağdaşlarını okuyamamışlardır ve bütün sol kolları kesiktir. Hoşgörüsüzlüğün takma adı olan hoşgörünün her çağdaki her toplumdaki dikenli sınırını, işte bu kimesneler çizerler, biz bu sınırın herhalükârda aşılması ve zorlanmasından yanayızdır, her iki kesim ve uç için.


Hiç bütünlenmiş bir sürecin bir daha yeniden diriltilebildiği görülmüş müdür? Tedavülden çekilmiş paralara bakırcılarda dahi raslanmıyor. Bir üretim ilişkileri bütününün bir parçası divandı sedirdi diyerek, bitmiş bir aşkın göğsünden koparılabilir mi?


Evet, açıl Doğu açıl! Doğu açılsın, Doğu açılacak elbette. Ama yeni bir Akdenizli der ki, hem yeni ayana, hem yeni divanilere, Doğuya doğru fazla giden, coğrafya yüzünden, Batıya düşer. Tersi de geçerlidir bunun.


İster Hacivat’ın, ister Karagöz’ün olsun, ölü bir altyapıya dayandığı için, birbirinin tersi olmaktan öte, bir anlamı, karşıtların çatışması olmayan bu düşünceler, topraklarda, halkın arasında, bir halife, bir oğul bırakmayacaktır, bırakmıyor. Halk kendi sürecini kendi yaratmak üzere ırmak ağızlarında toplanmaya başlamıştır, deltalarda yatıyor çoluk çocuk. Şairler de şiirlerin denizlere döküldükleri bu yerlerde, ayakta. Irmaklar tersine akıtıldığı sabah, ayaklar baş olacak, başlar ayak, hangi kaynaklara gidileceğini biliyor halk.


Ancak rûmun şuarası ölümün arkasından konuşur!



Ece AYHAN, “YORT SAVUL”, Adam Yayıncılık, Birinci Basım, Temmuz 1982.
Edited by: Nuray Çınar
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 05-11-2006, 09:45
Mustafa Fırat Mustafa Fırat isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 180
Standart

Ölü kimin ölüsü?Elbette bu ölü benim ölüm değil!
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 02-12-2006, 22:40
ışıkçam ışıkçam isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 88
Standart



Ben de yaşayan bir örnek vereyim:


Yetmişli yılların şiiri içinde önemli bir yeri olan, o dönemin toplumcu dergilerinden TÜRKİYE YAZILARI'nda yazı kurulunda bulunmuş; demirci ustası olduğu için emekçi, proleter şair sıfatlarıyla öne çıkarılmış bir şair bu. Tek kitabı TERİMLE SULADIM HOLLANDA'NIN LALELERİNİ..


Ataol Behramoğlu'nun yetmişli yılların şiirini inceleyen çalışmasında onun da adı var. Gene Behramoğlu'nun antolojisinde bir şiirine yer verilmiş. Kimi müzisyenler onun şiirlerini besteleyip söylemişler, albüm çıkarmışlar ama teliften haber veren yok...


Bugün dergilerde şiirlerini yayınlatmakta güçlük çeken, eski kiytabının yeni basımını ve yeni şiir çalışmalarını yayınlatamayan bu şair, bu günlerde Ankara'da eşin dostun yardımıyla yaşamakta, kendini içki ve sigarayla tüketmektedir..


Ankara'daki yetmişli yılların başında gerçekleşen ilk emejçi direnişinde başrolü oynayan bu ozan, fabrikayı saran polisleri içeri koymamak için tüm kapıları kaynakla kapatmış, fabrikada günlerce süren işgalin önderi olmuştur. O yıllarda OSTİM'deki dükkânı Ankara'ya ayak basan şairlerin , sanatçıların uğrak yeridir. O günlerde yardım için yanına yaklaşanlara yüreğini ve cüzdanını sonuna kadar açan şair, bugün SSK'daki dosya karışıklığı sonucu sigortası çok eksik görünmekte emekli olamamaktadır. Ankara'da Konur ya da Yüksel caddesindeki kahvelerde, bir dosttan para bulursa Sakarya'da birahanede rastlayabilirsiniz...,
İsteseydi, eğilebilseydi o da sıcak bir yatağa, temiz bir giysiye ve bir eve , hatta varlığa kavuşabilirdi.. Ama eğilmedi.. Hâlâ da eğilmeden dimdik gidiyor hayatın üzerine....


Bu şair MURTAZA VURAL'dır. Ahmet Uysal yetmişli yılları anlatan bir şiirinde ondan şöyle sözetmektedir:"Devrimin şiirini dövüyor örsünde Murtaza Vural"
Edebiyatçılar Derneği YÖNETİM KURULU üyesi Murtaza Vural'ın Ankara Ekin-Sanat'ta çıkan son şiirlerinden biri:


RAHMANLA RULET


Ben demeden biz demeyi öğrendin
Asi rüzgârların rehberi ozan amcadan
Rahmine şivan düşürdün kavganın
Işkın çağında çarpıldın şahlanışına
Şiarı komün olan paris proleteryasınn



Sevda ile sarıldın bu son kavgamıza
Amansız yolculukların azimli neferi
Rahmanla rulet oynadın yenildin
Pasaportsuz çıktın bu son yolculuğuna da
Ah Barış ah çocukların yetim kaldı neyledin






MURTAZA VURALEdited by: ışıkçam
__________________
Yaşananlara ve yaşatılanlara tanık değil müdahilim... A.Z.Çamur


Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 27-11-2007, 22:25
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




Aylarca sıcak bir tabak yemek yemeden, bir ekmeği iki güne bölüştüren, defter için, kağıt kalem içinborç isteyen ama ekmek için borç bile almayan şair bilirim. Orhan Veli öldüğünde cebinden çıkan bir kaç kuruş...

Sanatın içine tüküren, yazarını çizerini potansiyel suçlu gören, düşman gören, fakirliği yetmezmiş gibi onları hapislerde süründüren başka toplum var mı acaba?

Nerden karşıma çıktı bu başlık, hüzünlendim...


__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 04-11-2008, 19:42
C. Eyüboğlu C. Eyüboğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jul 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 5
C. Eyüboğlu - AİM üzeri Mesaj gönder C. Eyüboğlu - MSN üzeri Mesaj gönder C. Eyüboğlu - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

"Toplumsalcı Türk Şiiri" dediniz de, bu adlandırmayı açma isteği geldi içimden. Sevgili Memet Fuat da "toplumcu" ve "toplumsalcı" kavramlarını kullanırken bir netlik sağlayamamıştı zihnimizde.

1997'de minik bir "Toplumcu Şiirler Antolojisi" yayımladığımda ilerde daha kapsamlı bir "toplumsal" antoloji düşünmüştüm. Kavram "sosyalist realizm"le sınırlı kaldığında yalnızca 40 kuşağına odaklandığımızdan zengin bir "şiir" seçkisi çıkmıyordu ortaya. Sonuçta bugünlerde "halkçı", "memleketçi" sosyal bir bütünlüğe gitmeyi uygun buldum. Yorumlarınızı alıp paylaşmak istediğim konu da budur şimdi. Tüm toplumsal'ı kuşatıp Cahit Külebi, Dağlarca, Anday, Uyar, Cansever, Süreya vb.. büyük ustalarla "toplumcu" nitelemesine güç kazandırmak gerektiği yorumumu nasıl karşılarsınız? Tabii 70'li 80'li yılların seçkin örneklerini de unutmamak koşuluyla.

"Garip" Enver Gökçe'den söz açılınca geldi aklıma bunlar. Bu güzel insanın çektiği çileler yüzünden şiirini geliştiremediğini de düşünürüm hep. Şiir'e "şiir"den bakılınca toplumcu-bireyci ikileminin yıllar önce tedavülden düştüğü de söylenebilir ama...
__________________
Cansever Eyüboğlu
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 01:45


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum