Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İŞLİKLER (Atölyeler) > Şiir İşliği

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 14-10-2005, 23:43
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




İmge:


İsim kökenli bu sözcüğün, sözlük anlamına baktığımızda (TDK. Sözlük say. 1076) aşağıdaki açıklamalar çıkar karşımıza.


1. Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, hayal, hülya.


2. psikol. Duyu organlarının, dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri, hayal, imaj.


3.psikol. Duylarla alınan bir uyaran sözkonusu olmaksızın, bilinçte beliren nesne ve olaylar, hayal, imaj.


Bence;


Şiirde imge; sözcükleri cilalama, onlara, günlük dilde kullanılan anlamları dışında, başka anlamlar yükleme, okunduğunda, beyinde bir hayal ve hayaller zinciri oluşturma işidir, diyorum.


Şiir; nesnelerin yeniden adlandırılması, anlamlandırılması işidir. Nesnelerin; önceden beynimizde var olan çağrışımları dışında, yeni çağrışımlar yaratması imgeyle olur.


Şairin işi, var olan her düzeni bozmak, kendine göre yeni bir düzen kurmaktır. Bu nedenle, imgeyi kullanır. Nesnelere yeni adlar, anlamlar, çağrışımlar verir. Günlük dilin hakimiyetini kırar, sınırlarını genişletir, konuşulan dilin yerine, başka bir dil yaratır. Bu yeni dilin adı şiir dilidir ve bu dil imge sayesinde oluşur.


Şairin, bu farklı şiir diline yeni imgeler katması sanıldığı kadar da kolay değildir. Şiir dilinin, karmaşık ve kendine özgün yapısı içinde kendine has imgeler oluşturması zor bir iştir. Ancak, şiir dilinde imge yaratma olanağının sonsuz olduğunu da unutmamak gerek.


Edited by: emre
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 14-10-2005, 23:54
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




İmge, sözcüklere yeni anlamlar çağrışımlar yükler, yoğunlaştırır demiştim. Halk şiirimizde "keklik" bir imgedir. Bir çok halk ozanı, şiirlerinde sevgilisini keklik sözcüğü ile ifade etmiştir. Keklik sözcüğünün neler çağrıştırdığına bakalım;


kekliğin sekmesi: Sevgilin yürümesi.


kekliğin güzelliği: Sevgilinin güzelliği.


kekliğin ötüşü : Sevgilinin konuşması, sesinin güzelliği.


kekliğin kafeste beslenmesi: Türk kadının toplumdaki yeri, esareti, eve hapsolması.


kekliğin avlanması: Kadının elde edilme süreci.


keklik: Avlanmaya müsait saf kişi...


Daha farklı çağrışımlar da sayabilriz...


Şair, imge yoluyla, bozduğu gerçeğin yerine, olmasını istediği, hayal ettiğini, arzuladığını, kendi gerçekliğini, heyecanını koyar.


İmgeler, şiirin içindeki serseri mayınlardır, kimde neyi çağrıştıracağı belli olmaz. Bir bakarsınız okuyucuyu alır, hiç olmadık hayallere sürükler, zihninde bir ayrışma, bir çözülme yaratır, olanaksızı arzular duruma getirir. İmge, anlam değildir, bu ikisini karıştırmamak gerek. Eğer imgenin karşılığı anlam olsaydı, imgenin zihinde oluşturacağı görüntü herkeste aynı olurdu.


Ulusal dilde ortak imgeler zamanla oluşur ve ayrı bir şiir dili doğar. Bunun yanısıra, her şairin, kendine has bir imge dili de oluşur. Şair, kullanılmış imgeleri kullanmaktan kaçmalı, yeni ve kendine özgün imgelerin peşine koşmalıdır. Başka imgeleri derleyerek, ya da aynı imgeleri tekrar ederek şiirini geliştiremez.


Son yıllarda, pek çok şairin, aynı sözcüklerle, aynı imgelerle şiir yazdığını görüyoruz. İmgeler ve sözcükler, kullanıla kullanıla yalama olmuş durumda, örneğin "cam kırıkları" ya da "çöl" imgesi pek çok şair tarafından ısrarla kullanılmış ve kullanılmaya devam edilmektedir.


Dikkat edilecek bir husus da, şiirde imge bütünlüğünü sağlamaktır. İmgeler, işlenen konuyla ilintili olmalıdır. Denizi konu seçtiğimiz bir şiirde, kırsal kesimden, bozkırdan imgelerin olması imge bütünlüğünü bozar.


__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 20-10-2005, 11:51
evin okçuoğlu
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart



konun devamı olarak ekliyorum..


şiirde imge avcıları olup çıkmış durumda olan şairler


yeni ve daha kullanılmamış imgeleri yaratma arayışındadır.


buldukları hiçbir çağrışım yaratmayan tam tersi insan zihnini zorlayan hatta sarsan şok eden imgelerle yenilik yarattığını sanan şairler vardır.


bu konuda şiirin bu tarzını benimseyenler ve benimsemeyenler olarak iki grup oluşmuştur.


bir de şiirin okunan seslendirilen bir yazın türü olması nedeniyle pek de uygun kaçmayan tire ve parantezlerle çoklu anlamlar vermesöz konusu ...


bu konuda da onaylayan ve onaylamayanlar var...


bu polemiklerin imge başlığında konuşulması gerekir.Edited by: evin
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 20-10-2005, 18:52
ışıkçam ışıkçam isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 88
Standart



Şiir, dil adı verilen gücün yalnız insana özgü ve erkini insandan alan bir imgesel gizler labirentidir. Ama bu labirentin uçları açıktır, açık olmalıdır. Bugün, bu konuda üç farklı anlayış ön plana çıkmaktadır.
1. anlayış: açık, anlaşılır ve popüler şiirden yanadır. Şiiri sanatsal ve estetik özünden soyutlamakta, şarkı sözüne, fal ve niyet manisine dönüştürmektedir.
2. anlayış: Şiiri kapalı gizemli, anlaşılmaz bir biçime sokmayı ve onu fildişi kuleye hapsetmeyi amaçlamaktadır.
3. anlayış: şiiri bir anlam ve ses bütünselliği içinde değerlendirmekte, sözcüklerin çağrışımsal niteliklerine ağırlık vererek, anlatılmak istenen görüntü ya da durumu anlama ve algılama uçlarını açık bırakarak şaire ve şiire özgü bir dille anlatmayı amaçlamaktadır.
1. anlayış, şiirden ve şiirsellikten çok uzaktır. Düz yazıyla daha yetkince söylenebilecek şeylerin ölçü ve uyağın dar hücresine sıkıştırmaktır. 2. ve 3. anlayışın çeliştiği nokta “imge” kavramında düğümlenmektedir.
Şiiri şiir yapan, onun özünü oluşturan öğelerden en önemlisidir imge. A. POTEBYNA’ya göre “İmgesiz sanat olmaz; şiir ise hiç olmaz.” İmge, duyu yoluyla edinilen deneyimlerin dil kafesi içinde sunulmasıdır. İmge, doğada görülenlerin, şair tarafından yeniden kurgulanmasıdır. İmgenin temel görevi, taşıdığı anlamın görüntüsünü yakalamaktır. Emin ÖZDEMİR’e göre imge, “şiirin ana yapı taşıdır. Çünkü duyulanla algıladığımız varlıkların , durumların zihnimizdeki görüntüleri , bunların şiire yansımış biçimleridir.”
2. anlayış, anlamsızlıkla sırlanmış imgelerin lahdine gömmekte şiirde anlamı. 3. anlayış, şiirde anlamı duygu ve zekâya dayalı imgelerin atlas örtüsüyle sarmalamakta, bir el aramakta onu çıkarıp bulmak için.
__________________
Yaşananlara ve yaşatılanlara tanık değil müdahilim... A.Z.Çamur


Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 20-10-2005, 19:23
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart





Sevgili Işıkçam,



Katkılarınız için teşekkürler... ve daha çok katkı, daha çok bilgi aktarmanızı bekliyoruz.


Böylece işliğimiz üretkenhalegelsin...


Edited by: emre gümüşdoğan
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 01-11-2005, 18:46
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


DALDA ÇIKMIŞ BİR HÜLYA

Metin GÜVEN

boynu kırmızı güllerden
bir kadın sonra

P. Eluard

TDK’nin yayınladığı “Türkçe Sözlük”ün 577. sayfasında imge şöyle anlatılıyor:
“imge: 1- Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, hayal, hülya... 2- Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri, hayal, imaj. 3- Duyularla alınan bir uyarı söz konusu olmaksızın, bilinçte beliren nesne ve olaylar. Hayal, imaj”
Özdemir İnce de Roger Caillois’dan aktararak bir öykü anlatır.
“... New York’un Brooklyn köprüsünde dilenen bir kör varmış. Köprüden gelip geçenlerden biri adamcağıza günlük kazancının ne kadar olduğunu sormuş. Dilenci iki dolara zar zor ulaştığını söylemiş. Yabancı bunun üzerine kör dilencinin göğsünde taşıdığı ve sakatlığını belirten tabelayı almış, tersini çevirip üzerine bir şeyler yazdıktan sonra tekrar dilencinin boynuna asmış ve şöyle demiş: “Tabelaya gelirinizi artıracak bir yazı yazdım, bir ay sonra uğradığımda sonucu söylersiniz bana.” Dediği gibi bir ay sonra gelmiş. “Bayım size nasıl teşekkür etsem acaba” demiş dilenci. “Şimdi günde on beş dolar topluyorum, olağanüstü bir şey. Tabelaya ne yazdınız da bu kadar sadaka vermelerini sağladınız?” “Çok basit” diye yanıtlamış adam, “Tabelanızda ‘doğuştan kör’ yazıyordu, onun yerine, -bahar geliyor ama, ben göremeyeceğim - diye yazdım.” (1)
İşte böyle.
Bu iki örnekten bazı çıkarımlar yapmak istiyorum şimdi:

İmge; gerçekleşmesi özlenen, arzulanan şeydir.
İmge; bir nesnenin benzeridir, duyu organları tarafından dıştan algılanır ve bilince yansır.
İmge; herhangi bir aracıya gereksinim duymadan, yani sadece çağrışım yoluyla bilinçte beliren nesne ve olaylardır.
İmgenin oluşumunda söz sanatlarının iyi kullanılması birinci derecede etkendir.

Burada insanın aklına ister istemez, A. Rimbaud’nun 15 Mayıs 1871’de Paul Demeny’ye yazdığı bir mektupta söyledikleri geliyor.
“Şair, bütün duyuları uzun süre, sonsuzca ve bilinçle karıştırarak, düzensizleştirerek kahinleşir.”
Hem TDK’nin imge tanımlarında, hem de Özdemir İnce’nin R.C’den alarak anlattığı öyküde bu kaçınılmaz doğru epey öne çıkıyor.
Ve bir şey daha iyice belirginleşiyor:
İmge; yeniden üretilen nesnedir.
Bu nasıl olmaktadır. Bu yazının esas amacı bu dolambaçlı süreci özetlemektir.
Artık herkes tarafından bilindiğini sanıyorum: Modern şiir dünyada bundan yaklaşık iki yüz yıl kadar önce Fransa’da başladı. Aloysius Bertrand’ın ilk düzyazı şiirini 1828 yılında bir toplantıya okuduğu düşünülürse, bu rakam net yüz yetmiş beş yıldır. Bir de bu şiirin öncesi var elbette. Oluşum aşamaları var. A. Bertrand’ın adının yanına önce Lautreamont’u daha sonra da diğerlerini eklemek gerekir.
Ülkemizde ise, şiirden ölçü, uyak, hece sayısı, mani yazar gibi tekrarlanan ses uyumu Nazım Hikmet’le, önce o büyük ustayla kovuldu ve sonraki yıllarda Melih Cevdet Anday, Dağlarca ve diğer has şairler bu sorunu kökünden çözdüler.
Ve bütün bunların yerine imge geldi.
İnsanı sarsan, silkeleyen imge.
İmgenin iyi kullanımı sayesindedir ki; dil yeni olanaklara, yeni kullanım biçimlerine ulaşır.
Ve örneğin; benim yarattığım bir imgeyi her okur, kendi algılama düzeyine göre yeniden yeniden üretir. Ve böylece şiir toplumsallık kazanır. Ve ben, sadece bu nedenle bile, artık şiirde “bireyci” ya da “toplumcu” gibi ayrımların büyük ölçüde etkinliğini yitirdiğini düşünüyorum. Çağrışımları belli bir merkezde toplanan sözcükler adlandırılma aşamasından sonra dağılırken, tek tek insan beyinlerine, insansal duyarlıklara tosluyorlar ve her imge, şairin ister kendi bireyselliğinden, isterse hayatın tam ortasından çekip alsın, sonuçta, kaçınılmaz olarak toplumun tam ortasına yüksek tesirli bir bomba gibi düşüyor çünkü.
Şimdi bu söylediklerimden; şiirde ideolojiyi önemsemediğim gibi bir sonucu lütfen kimse çıkarmasın. İdeoloji; bir duruş, bir davranış, bir tavır alış olarak elbette şairin dünyasında vardır. Ve toplumda yaşayan herkes bana göre; kendisi ret de etse mutlaka ve mutlaka herhangi bir ideolojinin yoğun etkisi altındadır.
Şair bu “yoğun etki”nin dışında kalabilir mi?
Mümkün değil.
Ama, şu da bir gerçek ki; hangi ideolojiye sahip olursak olalım, sistem arada fark gözetmeden insanı eziyorsa, insanı bunaltıyorsa; hayattan şairin beynine yansıyan nesne ve imgeler çok da farklı olmayacaktır.
Burada şair; kendisine yön veren ideolojik bakışına göre iki davranış içinde olacaktır: Ya her türlü acının, sıkıntının, birtakım doğa üstü güçlerin kendisini sınaması gibi görecek ve sisteme teslim olacak, ya da bu duruma isyan edecek ve şiirini buna uygun bir biçimde oluşturacaktır.
Dünyanın bugüne kadar gördüğü bütün büyük ozanlar ikinci grup arasından çıktı.
Çünkü şiir; asıl olarak karşı koymadır, direnmektir.
Neyse; ilerde bu meseleye belki yine dönerim.
İmge neydi?
Bir nesnenin yapısında varolan özelliklerin, söz sanatının oyunlarını kullanarak bir başka nesneye çağırmaktı. Gelmezse taşımaktı.
Bu nasıl olur?
Dilin bütün olanaklarını kullanarak ve gerekirse bu olanağın sınırlarını zorlayarak..
Dil, nesneyi hayattan alır ve şairin imgelemine atar, orada bir süre kalan ve büyük bir değişime uğrayan nesne, şair tarafından, daha doğrusu şairin yarattığı imge ya da imgeler tarafından yeniden hayata ve topluma, yani geldiği coğrafyaya, kimi zaman tek bir dize, kimi zaman da dört başı mamur bir şiir olarak geri döner.
Yukarıdaki şiir tanımına karşı çıkanlar olabilir elbette. Ama, ne yapalım ki şiir rafine bir sanat ürünüdür. Şair de, kim ne derse desin, sanatçıların en seçkinidir. Ve daha da önemlisi en gelişkin insandır, öyle olmak zorundadır. Çünkü o; tarihin her “ân”ından sorumlu olan ve her “an”ına müdahale etmekle yükümlü insandır.
Tam da burada bir soru geliyor aklıma:
Bu ülkede, bu dünyada, şiirin ulaştığı yüksek seviye de dikkate alınırsa, hiç imge üretmeden şiire gidilemez mi?

Bence çok zor.
Belki bu iddiayı çürütecek bir iki örnek verilebilir; ama onlar da şiirlerinde yarattıkları büyük imge, yani şiirin kendisi yardımıyla bir şey, bir nesne hatta bir dünya çağırırlar hep.
Yani “özlem”dir onların da derdi.
İlk insanı, bugün yaşayan insanla birleştiren bileşke, dünyanın gördüğü ilk şairle, dünyanın göreceği son şairi de birleştirir. Birleştirecektir, bunun başka yolu yoktur. Zira hem ilkle-son arasındaki mesafe sanıldığı kadar çok değildir hem de insanı insan yapan kişisel ve sosyal oluşumlar pek fazla değişikliğe uğramamıştır. Çevre ve genetik örneğin... ve onların insanda yarattığı tahribatlar.. v.b şeyler.
Değişti mi?
Nitelik anlamında hayır.
Ama, değişen çok şey de var bu arada. Konumuzla ilintisi bakımından; algılama örneğin. Buna bilinç düzeyi, kültürlenme düzeyi, coşku, irade, güç v.b şeyler de eklenebilir.
İmgenin kaynağında ilk insandan bu yana nesne olduğuna göre; nesnelerden yola çıkarak duyular yardımıyla insana ulaşan ilk bilgiye ilk imge de diyebiliriz değil mi? Bu ilk imge, insanlığın daha sonraki aşamalarında çoğalarak imgelem dediğimiz hazineyi yaratmıştır. Artık insan, yalnızca duyularını kullanarak değil, sahip olduğu bu eşsiz “hazine”yi deşerek de imge üretebiliyor. Ama hangi yoldan faydalanırsa faydalansın şair; imge yaratırken yoğun bir beyinsel emek harcamaktadır. Çünkü imge; esas olarak, algı yeteneğinin beyinde bıraktığı izdir, izlerdir. Duyuları iyi çalışmayan birinin, büyük sanatçı, büyük şair olabileceğine inanmıyorum. Dünyanın gördüğü bir iki istisna bu temel gerçeği değiştirmez.
Bırakalım şairi, sanatçıyı bir yana, imgesel olmak, imgeler yardımıyla konuşmak sıradan insanlara bile bulundukları çerçeve içinde belirli birtakım etkinlikler kazandırır. İmge; insan bilincinin etkinlik alanını geliştirir çünkü. Retorik diye bir şey var örneğin ve o retorik, insanı ötekinden ayırıyor.
Yazının başından beri söyleniyor: Şair; imgeyi “insanı sarsmak, silkelemek” için kullanır. Çarpan, coşku veren şeydir imge. Amacı da ilgi uyandırmak, geniş kitlelere ulaşmak ve yaygınlaşmaktır. Yansımalar ve çağrışımlar üreterek bu amaca ulaşmak ister şair.
İmgeyle ilgili daha teknik bilgiler vermek bu yazının amacını aşıyor ama, çok kısaca bu anlamda şunlar söylenebilir:
-imge; en az sözcükle üretilmelidir.
-imge; somut olmalıdır. Yani mutlaka nesnel bir karşılığı olmalıdır.
-imge; daha önceki zamanlarda başka birileri tarafından üretilmemiş olmalıdır.
-imge; özlem belirtmelidir.
-imgenin kendine ait bir ritmi olmalıdır.
-imge; anlam yüklü olmalıdır.
-imge; karmaşık olmalıdır.
-ve imgenin elbette bir biçimi olmalıdır.
Bütün bunları kimler başarabilir?
Uç noktalarda yaşayanlar, hayatla boğuşanlar, hayatı herkes tarafından sevilecek bir yaşama alanı yapmak için mücadele edenler, savaşanlar.
Yani sanatçılar, yani şairler, yani insanlığın yüz akları.
Ve biz, hepimiz.
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 27-12-2005, 22:45
NURİPARMAKSIZ NURİPARMAKSIZ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2005
Mesajlar: 6
Standart

ŞİİRİMİZDE İMGE MESELESİ<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> “Tarih tekerrür edermiş diyorlar[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi?”[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Mehmet Akif Ersoy[/B]

Şiir öyle bir deryâdır ki, bütün cazibesiyle bizi derinlere çeker. Geriye nasıl döneceğimizi düşünmeden açıklara doğru yüzersek; biz geriye dönemesek bile, o bizi dalgalarıyla sahile bırakır; ama çoktan, iş işten geçmiştir artık!

Akif’in bu sözü bana bunları düşündürdü. Sadece yüzme bilmekle, o hırçın dalgalarla başa çıkabileceğimizi sanmak ne büyük gaflet. Rüzgârda savrulan yaprak misali, şiir hakkındaki kabullerimizi değiştirmemiz, bazen imgeye bazen manaya bazen de vezne esir olmamız, okumamak ve araştırmamak noktasındaki taassubumuzun devam etmesi, ne kadar acı.

İmgenin ne olduğunu, nereden çıktığını ve kaynağının neresi olduğunu bilmiyoruz. Bilmediğimiz bir şeyi körü körüne savunuyor ve aslında hiçbir anlam ifade etmeyen ahkâmlar savuruyoruz. Hepimizin yolu farklı olabilir ama anlayamadığım şey şu: Şiiri sadece imgeden ibaret görmek ve hiçbir araştırma ve sorgulama içersine girmeden, çağımızın modasına, taassup derecesinde uymak, bize ve şiire ne kazandıracak? Bu konudaki seçimimizi bilinçli olarak yapsak, kimsenin tercihine karışmayacağım ama birikim ve bilgi eksikliği noktasında bizi yanlış yönlendirenlerin- şiiri sadece mana ve hayal zaviyesinden görenlerin- oyununa geliyoruz ve bunun neticesinde, her geçen gün gerçek şiirden uzaklaşıyoruz.

Günümüzde hangi toplantıya gitsem, hangi şairle konuşsam iki lafından birisi “imge” oluyor. Kimisi ne olduğunu bilmeden, kimisi de ona başka bir mana vererek konuşuyor. Peki, nedir bu imge? Mana mıdır, hayâl midir, yeni midir, eski midir? Yenilir mi, içilir mi?

İlk önce bir meseleyi açıklayayım: Batılılaşma süreci içersinde çoğu sanatkâr ve insanımızın içine düştüğü büyük bir yanılgı var ve bu yanlış inanış toplumumuz içersinde neredeyse modalaştı. Bir düşüncenin, bir akımın ya da şiirdeki bir kavramın kaynaklarını hep dışarıda, batıda arıyoruz. Avrupa’da şu şöyleymiş, bu böyleymiş; şu şair şöyle demiş, şiirde şu olmalıymış, onlar öyle yaptığına göre doğru bu olmadır diyoruz ve yanılıyoruz. Kendi şiir geleneğimize bakmak hiç aklımıza gelmiyor. Batıyı bilelim ama kabul ve tercihlerimizi bizim kültürümüze göre yapalım, demiyoruz. Nedendir bu batı hayranlığı bir türlü anlayamıyorum. Şairlerimizin sanatını ve üslubunu değerlendirirken de, hep batıda birilerinden etkilendiğini sanma hastalığı bazı komplekslerimizin bir göstergesi herhalde. Sanırım, imgenin kaynağının batı olduğunu düşünenler ne demek istediğimi anlıyorlardır.

Alexander Potebnya, “imgesiz sanat olmaz, şiir ise hiç olmaz” der. Bu sözün haklılığına, imgeyi ancak, anlamı güçlendiren, çağrışıma dayalı, ince bir hayâl olarak düşünürsek katılabilirim. Yoksa tek başına imge şiirin şiir olması için yeterli değildir. Perine ise, imgeyi “ duyuyla edinilen deneyimin dil aracılığı ile sunulması olarak görür ve şiirde en çok rastlanılan imgenin “görsel imge” olduğundan bahseder. İmgeyi, sadece zihnimizde oluşan bir görüntü olarak düşünmek ve onu benzetme ve tasvire dayanan bir öğe olarak görmek de yanlıştır. Bazı şairler imgeyi, “ düşünceye dayalı bir resim” olarak görür. İmgeyi tamamen bir resme benzetmek de hatalıdır. Hele hele imgenin mana ile aynı şey olduğunu düşünmek, tamamen bir safdilliliktir. İmge, şiiri şiir yapan üç öğeden- duygu, düşünce ve hayal- biri olan hayâlin, çağrışım noktasında, duygunun akıl ile yoğrulduğu, hissin düşünceyle muvazenesi sonucunda oluşan, amacı anlamı derinleştirmek ve söylemin etkisini güçlendirmek olan, düşünce ve duygunun kelimelere yansıyan şeklidir. Onun hem görsel hem de mana boyutu vardır ve sonuçta, imgenin, şiirin hayal ve mana noktasında, etkileyiciliğini artırdığını ve güçlendirdiğini söyleyebiliriz.

Zaman zaman şairler arasında, şiiri kalıcı kılanın, hayal mi, mana mı, biçim mi olduğu konusunda tartışmalar yaşanır. Kimi ondan, kimi bundan yanadır. Bu noktadaki tercihim biçimden yana olsa da, biçimi sadece ölçü, ritm, ses ve mısradan ibaret görmediğimi belirtmeliyim. Şiiri bir vücuda benzetecek olursak, biçim bu vücudu saran elbise; mana da bu elbisenin üstündeki motiflerdir. İkisi birbirine muhtaçtır; ama kumaş olmadan onun üstüne motifi işleyemezsiniz.

Şiir ne tek başına aklın, ne de gönlün işidir. Şiirde ortak bir çalışma vardır. Buna bilgi, sezgi, teknik ve gönlün müşterek çalışması diyebiliriz. Şiiri tek başına ne biçimin, ne imgenin ne de sesin esareti altına almak yanlıştır. Yalnız bunları, şiirin yapı taşları olarak düşünmeliyiz ve her birinin yüzde olarak şiire katkısının konuşulabilir, tartışılabilir olduğunu da unutmamalıyız. Yoksa bunlardan sadece birinin, şiir için yeterli olduğunu söylemek, büyük bir gaflettir. Gerçek şiir ne tek başına imgedir, ne de musiki. O, bir anlamda sesin, mananın, imgenin, biçimin yardımıyla, şairin ruhundaki heyecanlardan doğar ve bir yönü vardır ki, açıklanamaz. Şiiri, yaradandan gelen sezgi ve bilginin, gönül tezgahında belirli tekniklerle işlenen kelimelerin, mısralara yansıması olarak açıklayabilirim.

Bugün sadece imgenin esareti altına girmiş şairlerin, Divan şiirine soğuk bakmalarını bir türlü anlayamıyorum. Neden mi? Divan şiiri baştan sona imge üzerine kurulmuştur da ondan. Divan şiiri içersinde mazmun dediğimiz şey, imgenin tâ kendisidir. “Gül” dendiği zaman, aklımıza “sevgili” gelir. Hem güzelliği, hem kokusu hem de etkileyiciliğiyle. “Mecnûn” dendiği zaman ise, aşkından deli olmuş, sevdâsı için her şeyi göze alabilen kişileri düşünmez miyiz? Bunlar çağrışım yaratan imgeler değilse, nedir o zaman? Fuzuli’nin,

“ Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı”
(Gönül ateşinden başka benim için yanan kimse yoktur- Sabah rüzgârından başka kapımı da kimse açmaz.) söyleyişindeki, “sabah rüzgârı” imgesi, yalnızlık ve ilgi görmeme duygusunu işleyen değişik ve başarılı bir söylem değil midir? Ya da Hayâli’nin,

“Aşk bir şem’i ilâhîdir benim pervânesi
Şevk bir zincîrdir gönlüm anın divânesi”
( aşk, ilâhi bir mumdur, çevresinde dönüp dolaşan da benim-Şevk(arzu) bir zincirdir, ona bağlanmış deli de benim.) beyitinde, “ışık”, “pervâne” ve “zincire vurulmuş deli” imgeleriyle karşılaşmıyor muyuz?
Haşim’in “Merdiven” şiirinin ismi bile bir imgedir. Şiirin içindeki imgeleri bir tarafa bırakalım. Yine Haşim’in,
“Yeşil sularda büyük inciden çiçekler açar.
Gümüş böcekler okur âba bir neşîde-i hâb,
Durur sevâhilin üstünde bî-heves, bî-tâb
Güneş ziyâsını içmiş benât-ı hâb ü serap”
dörtlüğünde “yeşil sularda büyük inciden çiçeklerin açması”, “gümüş böceklerin suya bir uyku şiiri okuması”, “sahillerin üstünde güneşin ziyâsını içmiş uyku ve serap kızlarının isteksiz ve yorgun duruşları” hayâli ve çağrışımı ön plana çıkartan imgeler değil de nedir?
Divan şiiri ile ilgili örnekleri çoğaltabiliriz. Bu açıklamalarımdan anlayacağımız şey şu olmalı: İmge, yeni icat edilen bir kavram gibi gözükse de, yeni değildir. Bilakis bu söylem tarzı geçmişten beri şiir geleneğimiz içinde kullanılan bir tarzdır. Naili, Nedim, Şeyh Galip ve daha nice Divan şairimiz, içinde sayılamayacak kadar çok imge bulunan gazeller, kasideler yazmıştır.

İmge kavramının, yeni bir şeymiş gibi ön plana çıkışı, 1950’den sonra, “İkinci Yeni” şairleriyle birlikte olur. İmgeyi bu derece önemseyen ve İkinci Yeni şairlerine hayran, birçok şiirseverin, başta Divan şairlerine hayran olması gerekmez mi? İkinci Yeni bir anlamda, Haşim’in tesirindedir; Haşim ise, özelde Şeyh Galip ve sembolizmin, genelde ise Divan şiirinin tesirindedir. O zaman nedir bu Divan şiirine düşmanlığımız? Bizi bu hâllere düşüren, araştırmamak, okumamak ve Türk şiir geleneği bilmeyişimizdir.

İmge, sözcüğün anlamını genişletir, derinleştirir ve çoğaltır. Kısacası imge, şiirde, kelimeler aracılığıyla çağrışım yaratır. İmgenin en güzel ortaya konulacağı dil –mübalağasız- Türkçemizdir; çünkü dilimiz çağrışımlara dayalı bir yapıya sahiptir. Yalnız, dilimizi tanımazsak, kelimelerin geri planını göremezsek ve dili bilinçli kullanamazsak kelimelere hükmedemeyiz.
Gelelim imgeyi yakalama yollarına. Edebi sanatlar içinde “istiare” denen bir sanat vardır. Buna bazı kaynaklarlarda “deyim aktarması” da denir. Benzetme öğelerinden (benzeyen ve benzetilen) sadece birisi ile yapılır ve bir sözcüğün kendi özel anlamının dışında başka bir anlam verilmesiyle ortaya çıkan sanattır. Ayrıca benzetme(teşbih)ve kişileştirme (teşhis) sanatı da imgeyi yakalamamıza yardım eder. Herkesin ezberinde olan bir mısrada bu tekniği inceleyelim: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">“Lambada titreyen alev üşüyor”. [/B]
“Alev” sözcüğü benzetme öğelerinden “benzeyendir”, benzetilen ise “insan”dır; ama burada söylenmemiş ve “üşümek” fiili ile insan arasında bağlantı kuruyoruz. Benzetme öğelerinden sadece benzeyenin verilmesiyle yapılan sanata “kapalı istiare” denir. İşte bu sanat sayesinde şair imgeyi yakalıyor. Örnekleri çoğaltalım:
“Sabahtan uğradım ben bir fidana
Dedim mahmur musun dedi yok yok” ( Erzurumlu Emrah)

“Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer?”( Ahmet Haşim)

“Yeşil pencerenden bir gül at bana,
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut saçlarımda çiğ. ” (Ahmet Muhip Dıranas)
Bu sanatların dışında bütün diller içinde görülen, daha çok soyut ve somut kelimelerin bir araya getirilmesiyle yapılan, duyduğumuz an, biraz yadırgadığımız ama anlam itibariyle hoşa giden “alışılmamış bağdaştırmalar” da şiirde manayı güçlendiren ve imgenin oluşmasını sağlayan bir yoldur. Bu kullanım manayı derinleştirmek için şairler tarafından çokça kullanılmıştır. Gelelim örneklere:

“Yine zevrâk-ı derûnum kırılıp kenâre düştü
Dayanır mı şîşedir bu reh-i sengsâre düştü” ( Şeyh Galip)
(Yine içimin (gönlümün) kayığı parça parça olup kıyıya düştü- Sırçadandır bu ,dayanır mı, taşlık yola düştü.) (Gönlün kayığı- Alışılmamış bağdaştırma)
“Giydin boyunca nâz ü letâfet libâsını
Öptür doyunca dâmenini bînevâlara ” ( Bâkî)
(Boyunca naz ve incelik elbisesini giydin- Gel, (sana) düşkün olanlara( peşinden koşanlara) eteğini doyasıya öptür.) ( Naz ve incelik elbisesi- Alışılmamış bağdaştırma.)
“Sana kullanılmamış bir gök getirsem” ( Atilla İlhan- Ben Sana Mecburum)
“Onu terk ettiğim kül rengi salı
Bir ölüm fırıldağı gibi içim sıra dönüyor” ( Atilla İlhan- Eski Rumeli)
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası”
“ Ve denizin gişesinde oturan kısa boylu saat gişesi” ( Cemal Süreyya- Vakit var Daha)
Bu açıklamalardan sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim: İmge yeni bulunan bir şey değil, o zaten Türk şiir geleneği içinde vardı ve şairler tarafından anlamı güçlendirmek, manaya derinlik kazandırmak amacıyla kullanılıyordu. Geleneğimize baktığımız zaman, onu öğrenmeye çalıştığımız an, onun derinliğini kavrayabiliriz. Dilimizi gerçekten öğrendiğimizde ve onu bilinçli olarak kullanmaya başladığımızda, bir şair olarak kelimelere hükmedebilir ve hafızalarda yer alabilecek şiirler yazabiliriz. Necip Fazıl’ ın “Sayıklama” adlı şiirindeki sesi ve imgeleri yakalayabilirsek, “büyük şiir”lere imza atmamız hiç de zor olmayacaktır.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">SAYIKLAMA[/B]
"Kedim, ayak ucuma büzülmüş, uyumakta,
İplik iplik sarıyor sükûtu bir yumakta
Hırıl hırıl,
Hırıl hırıl…
Bir göz gibi süzüyor beni camlarda gece,
Dönüyor etrafımda bir sürü kambur cüce
Fırıl fırıl,
Fırıl fırıl…
Söndürün lâmbaları uzaklara gideyim
Nurdan bir şehir gibi ruhumu seyr edeyim
Pırıl pırıl,
Pırıl pırıl...
Sussun, sussun uzakta ölümüme ağlayan!
Gencim, ölmem, arzular kanımda bir çağlayan
Şırıl şırıl,
Şırıl şırıl...
Ne olurdu bir kadın, elleri avucumda,
Bahs etse yaşamanın tadından baş ucumda
Mırıl mırıl,
Mırıl mırıl…


Mehmet Nuri Parmaksız
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 02-12-2006, 19:25
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




Şair, imge yoluyla, bozduğu gerçeğin yerine, olmasını istediği, hayal ettiğini, arzuladığını, kendi gerçekliğini, heyecanını koyar.
İmgeler, şiirin içindeki serseri mayınlardır, kimde neyi çağrıştıracağı belli olmaz. Bir bakarsınız okuyucuyu alır, hiç olmadık hayallere sürükler, zihninde bir ayrışma, bir çözülme yaratır, olanaksızı arzular duruma getirir. İmge, anlam değildir, bu ikisini karıştırmamak gerek. Eğer imgenin karşılığı anlam olsaydı, imgenin zihinde oluşturacağı görüntü herkeste aynı olurdu.


Ulusal dilde ortak imgeler zamanla oluşur ve ayrı bir şiir dili doğar. Bunun yanısıra, her şairin, kendine has bir imge dili de oluşur. Şair, kullanılmış imgeleri kullanmaktan kaçmalı, yeni ve kendine özgün imgelerin peşine koşmalıdır. Başka imgeleri derleyerek, ya da aynı imgeleri tekrar ederek şiirini geliştiremez.


Son yıllarda, pek çok şairin, aynı sözcüklerle, aynı imgelerle şiir yazdığını görüyoruz. İmgeler ve sözcükler, kullanıla kullanıla yalama olmuş durumda, örneğin "cam kırıkları" ya da "çöl" imgesi pek çok şair tarafından ısrarla kullanılmış ve kullanılmaya devam edilmektedir.


Dikkat edilecek bir husus da, şiirde imge bütünlüğünü sağlamaktır. İmgeler, işlenen konuyla ilintili olmalıdır. Denizi konu seçtiğimiz bir şiirde, kırsal kesimden, bozkırdan imgelerin olması imge bütünlüğünü bozar.
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 02-12-2006, 19:52
ışıkçam ışıkçam isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 88
Standart



"İmgeler, şiirin içindeki serseri mayınlardır"


Bu söylem, bence anlamdan çok imgeyi öne çıkaran H.Yavuz-İ.Berk takımının hoşuna gider....


Bence imge şairin nerde patlayacağını iyi hesaplayacığı bir saatli bombadır ama saatinde de patlaması koşul değildir..


Şair şiirini kafasındaki yansımalara göre kurarak imge dökerken elbette okurun dabu yansımalara farklı açılımlar getirme serbestisi vardır....


Gelelim imge olarak seçilen sözcüklere... Tespitiniz ne kadar doğru ve yürek burkucu... 80 öncesi şiirde bol bol "dağ"lı, "şafak"lı "tabanca"lı, "devrim"li , "yangın"lı imgeler ön plandaydı... Şimdi içe dönük kırık imgeler ön planda.. İsabetle belirttiğini gibi ne yazık ki bir çok ortak imge dönüp duruyor ortalıkta.. Kimse de yapıtında farklılık ve özgünlük aramıyor. Geçende antoloji.com'da bir dost, benim daha önce yayınladığım bir şiirle aynı başlığı taşıyan bir şiir yazmış.. Durumu belirttiğimde aynı başlığı taşıyan 14 şiirin daha olduğunu söyleyip benimkiyle 15 olması bir şey değiştirmez dedi. Bana düşen kendi şiirimin başlığını değiştirmek oldu...


Şiirlere bakıyorum (aslında zaman olduğunda google'da tarasak aynı imgeyi taşıyan kaç şiir buluruz kim bilir?) benzerine sürüyle rastlanan imgeler "beşinci mevsim", "yalnızlar (ya da yalnızlıklar) rıhtımı", "yürek yangını".....vb...vb...


Çoğunu kınamıyorum da.. Çünkü şiir onlar için bir "amaç" değil bir eğlence... "Varsın eğlensinler" de diyemiyorum....Ama yüreğime dert oluyor o kadar...


Yazınızın bir yerine daha takıldım:


"İmgeler, işlenen konuyla ilintili olmalıdır. Denizi konu seçtiğimiz bir şiirde, kırsal kesimden, bozkırdan imgelerin olması imge bütünlüğünü bozar. "


Bildiğimiz üzre imgeler daha çok bağdaştırmalar ve aktarmalar üzerine oturtulur... Bu nedenle zaman zaman şiirde bir etkiyi oluşturmak için karşıtları özünde barındıran imgelerde neden birbirine karşıt olgular yer almasın? Alışılmamış bağdaştırmalar yaparken de şiirin kendi bağlamına ters düşmeyecek biçimde karşıt kavramlar kullanılabir. Şimdi dizeleri anımsamasam da bu tür dize ve imgelere Nazım'da rastlamıştım.


Yine belleğimden , şairini çıkaramadığım dizeler: "Enli ve kalın hüzünlerden /Açar gülümseyen güller" Sanırım H. Yavuz'un olacak...


[img]smileys/smiley2.gif[/img]
__________________
Yaşananlara ve yaşatılanlara tanık değil müdahilim... A.Z.Çamur


Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 13-11-2007, 18:36
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



imge üzerine <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" /><O:P></O:P>

Erdoğan KUL<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Yanııtmasız bir açıdan bakıldığında, şıırın gelişiminin hep imgeye doğru olduğu görülür. <O:P></O:P>
Imgeyi devingen doğasının dışında, salt tas­nifçi ve dosyalayıcı mantıkla tanımaya, tanımla­maya calışanlara göre bu durum sadece modern şiir için geçerli; ayrıca, artık tamamlanmış ya da en azından tamamlanmaya yüz tutmuş bir sü­reç! <O:P></O:P>
Bazı büyük edebiyatçılar da imgenin "hayal" anlamına gelişinden hareketle, onu, 'dilin belli bir kullanımında dondurulmuş güzel hayaller' diye kabul edip, kullandığı imgeler üzerinden bir şairi değerlendirir ve bu imgelerin günlük yaşamda bir işe yarayıp yaramadığını kontrol ederler. An­tolojiler, yıllıklar, eleştiri ve değerlendirme yazıla­rı da genellikle bu aslı olmayan zemin üzerinde gelişip serpilir. <O:P></O:P>
Özellikle bizim edebiyat dünyamızda bu ko­nuda farklı şeyler söyleyenlerin birleştikleri bir nokta gözden kaçmıyar: hemen hepsine göre imgenin temel özelliği 'dolayımsal, bir seyin yeri­ni tutmak üzere kurulan ve yerini tuttuğu şey yü­zünden bir varlığı olan' çeşitli hayalleri ifade et­mesi. .. <O:P></O:P>
Baze açıklayıcı yazı ve konuşmalarda bu ko­nuya en çok verilen örneklerden biri, Cemal Sü­reya'nın "Gülün tam ortasında ağlıyorum" dizesi­dir. Güya bu dizede "gül" imgesi varmış! ... Maz­mun geleneğinden gelen simgesever bir toplum­daki şiir cemaatlerinin ilk yaklaşımlarının böyle olması bir noktaya kadar doğal karşılanabilir; ama yıllarca hep aynı ilk adımında kalıp bu ha­reketsizlikle her yeri doldurmaları ve bu dilin kendilerinden başka kullananı yokmuş gibi ah­kam kesmeleri, zavallılığın da ötesine geçerek sinir bozucu olabiliyor. Onlara, o çok bağlandık­Iarı tipik örnek üzerinden imge konusunda küçük bir açıklama yapmama izin versinler. Bir kere bu dizede "gül imgesi" değil, "gülün tam ortasında ağlamak" imgesi vardır. Bu imgenin "ne anlama geldiği, ne demek istediği" gibi bir soru da yok hükmündedir; çünkü imgeler bir şeyin yerini tut­mazlar, 'gösteren' olmaktan çok 'gösterilen' ol­ma özelliğine sahiptirler. 'gösteren'likleri, şiirin temel gereci olan sözcüklerin 'gösterge' olma özellikleri yüzündendir (pek çok sorun da burdan kaynaklanır zaten). Insan yaşamında asıl görün­tüsü, asıl adı, asıl anlamı, asıl bağlamı 'gülün tam ortasında ağlamak' olan sayısız durum ve olay vardır; Cemal Süreya da şairliği gereği bu­nu bulgulayıvermiştir. Yanlış anlaşılmasın, orta­da bir temsiliyet, bir yerini tutma durumu söz konusu değil; imgenin 'gösteren'liği aslında kendi­sine yöneliktir ve bu kendiliğin alımlanması an­cak şiire özgü iletim hızıyla olanaklıdır. Bir dil so­runu olarak şiirden bahsetmek buralarla ilgilidir; büyük değerlendirmecilerimizin Türkçeyi çok gü­zel kullanmaları, engin gramer ve fonetik bilgile­ri -birer toplumsal varlık olarak taşıdıkları sorum­luluk duygusu gibi- bu bölgelerde onlara bir ya­rar sağlamaz. <O:P></O:P>
"Iyi ama falan kişi şöyle diyor, sen filancadan iyi mi bileceksin" yollu karşı çıkışları bir tarafa bı­rakarak, bu işle uğraşanların önce güzel bir çay demleyip sakin sakin düşünmelerini isteyece­ğim. Her şeyden önce ortalıktaki komedinin çok­tan büyük bir rezalete dönüşmeye başladığını fark etmekle işe başlanabilir. <O:P></O:P>
Türk şiirinin temel sorunu, bence, imge konu­sudur. Kişi nasıl kendisiyse, şiir de imge/eridir. Evet, her sey dil sorunudur, ama dil nedir? Dilin ne olduğu sorusunu doğru sorabildiğimiz anda Türkçeyi de iyi kullanıyoruz demektir ve bu bizi doğrudan doğruya imge konusundaki halimizi anlamaya, sonra da imgeyi tanımaya götürür. <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Şiirimiz çok uzun bir süredir güzel bir sancı çekiyor. Bu sancıdan benim anladığım en somut şey, sonucun tahmin edildiği gibi olmayacağıdır. Atılan bütün zarlar, güvenilen bütün yatırımlar hayırlısıyla fos çıkacaktır ... Bütün bir yirminci yüzyıl boyunca şiirin gerçek sorunlarına değinen birkaç isimden başkasına rastlayamamak ger­çekten üzücü ama bizim toplumda zaten ayrılık­lar hep uzun sürmüştür. Yeni şairin aradığı ön­celikle kendisinde. Edebiyat ortamı denilen ko­medi sahnesi de, sanırım farkında olmadan, bu işle uğraşanları oraya yönlendiriyor. <O:P></O:P>
Zaten şair -sadece yaşadığı toplumun değil­varlikın büyük ıssızlığını, büyük sessizliğini ken­dinde fark etmiş, hakkıyla deneyimlemiş olan ki­şi değil midir? (Yok/ukun muhteşem bir gösterisi olan varlık... ) O, anlatılamaz olan, ama aynı za­manda da tek gerçek anlattırıcı olusuyla anlatıla­bilirleşen büyük acıyı taşımaya yazgılı kişidir. Imgeleri de, şiire ilişkin tamamlanma isteğinin onu süreklileştirdiği, ama her defasında tamam­lanmış/tamamlanacakmış gibi görünüp de ken­dini 'bir sonraki'ne saklayan kendilikinden başka bir şey değildir aslında ... <O:P></O:P>
Bu, kişinin kendi başına getirebileceği bir şey midir? Bilmiyorum. <O:P></O:P>
Peki, yeterli koşul mudur? Evet, yeterlidir. <O:P></O:P>
(Yoksa yanılıyor muyum sayın jüri üyeleri?)

Kül / Sayı 34

Edited by: emre
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 02:35


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum