Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞAİRLER - YAZARLAR > Söyleşiler

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 20-06-2009, 09:41
Vahit Meral Vahit Meral isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 9
Standart Erkan Kara & Selami Karabulut şiir üzerine söyleyiş

NAR MESELİ ÜZERİNE
ERKAN KARA İLE SÖYLEŞİSelami Karabulut


-S. KARABULUT: Sevgili Erkan Kara, 2006 yılında “Hüzzam Peyke,” (Yom Yayınları) 2008 yılında da “Nar Meseli,” (Artshop Yayınları) başlıkları altında iki kitap yayımladın. Bu iki kitabın “Erkan Kara Şiiri”nin, yol haritasını belirleyen ana hatları oluşturduğunu söyleyebilir miyiz?


-E.KARA:Bir şeyin ana hatlarını oluşturma uğraşısı o şeye kimlik kazandırma çabasındandır. Nasıl ki doğarak kazandığımız fiziksel kimliğimizi, ölene dek uğraştığımız ruhsal kimliğimizle tamamlama isteği varsa, işte şiir de böyledir. Biçim olarak vücut bulan şiir, içerik olarak bir ömür uğraştığımızdır aslında. Bu yüzden şimdilik tali hatları oluşturma diyelim biz buna. Özelliklerin bütününü sağlamakla oluşacak olan kimlik, ancak ölümle ulaşılabilen ana hattadır diye düşünüyorum. Bazen ölümle bile bir kimliğin oluşmadığı, yetersiz kaldığı da görülebilir.


-S. KARABULUT: Bu iki kitabı birbirinden ayıran ve ya tamamlayan unsurlar nelerdir. Gerek izlek gerekse biçim olarak …


-E. KARA: Şiir yazan biri olarak, benim bu iki kitap arasında bir ebeveyn duruşum olur ki, her insan gibi her kitap da kendi öyküsüyle dünyaya geldiğine inanırım. Düşünün, bir ailede kardeşler arasında, kardeş olma hasebiyle birbirlerine ne kadar benzerlik bulabiliyorsak, o kardeşlerin birey olma yolunda da ne kadar farklılıklar gösterdiğini de görebiliriz. Diyeceğim o ki, birbirlerine kardeşlik bağı ile bağlı bulunan iki kitap bu.


-S. KARABULUT: “Mühür” dergisinde Mustafa Fırat’la yaptığın bir söyleşide hayat için, “…ilk dize doğumu sonra gençlik, olgunlaşma ve yaşlılık olmak üzere üç bloktan oluşan uzun soluklu bir şiir.” diyorsun. Şiiri, hayatın inişli çıkışlı yollarına benzettin bu güzel sözden sonra kendi şiirini de, “Blokların aşılmasıydı hayatın aşılması” olarak tarif ediyorsun. Bu sözlerini, “senin şiirinin günümüz yaşamında bir karşılığı var mı?” sorusu ekseninde açmanı istiyorum. Bu soruyu her şaire sormak gerektiği kanısındayım: Sahi şiirin çağımız insanının hayatının neresinde?


-E. KARA: İnsanla varolan yine varlığını insanla sürdüren şiir, insanın olmadığı yerde şiir de hiç bir yerdedir. Dünya hayatının bir büyük oyun olduğu, ölüm, her ölümle bağıra bağıra bize gelirken, insan üzerine kurulu bu oyundan (hayattan) yine insanın ölümle alınması da buna manidardır. Bu yüzden de dünya hayatımızı yaşarken, sanki arkamızdan bir dostun bizi görüp de seslenişi, yahut omzumuza dokunan eli gibi, bir ahiret hayatı düşüncesi bizde hep olmalı diye düşünüyorum. O vakit bir şiir, her türlü dünyevi iktidarın büyüsünü bozmakla anlam kazanmış bir şiir; ama bu şiirle burdan bir iktidar kurmak değil tersine, insana, hayatın o muhteşem varlığının yanında yokluğunu, hiç’liğini de gösterebilmek. Hem hayatı yakalamak hem ölüme dair bir bilgilenme, bir bilinç hali ifade etmektir benim için. Sözlerimi Pessoa’nın ‘Huzursuzluğun Kitabı’ndaki sorusuyla bağlamak istiyorum. ‘Oyunumu oynamadığım zaman ben kimim?’ (S:103)


-S. KARABULUT: Her iki kitabın da uzun ve kapısını kolay kolay aralamayan şiirlerden oluşuyor. Bu şiirlerin kolay yazılmadığı ve ciddi bir mesai ayrıldığın kesin. “Dar Zaman Meselleri” bölümündeki şiirler ise bugüne kadar alıştığımız “Erkan Kara Şiiri”nden çok farklı olarak kısa ve az sözcüklerle oluşturulmuş. Peki bu damıtılmış şiirler, hayatın ve dolayısıyla senin benzettiğin gibi şiirin, bloklarının aşıldığının ipucu mu?


-E. KARA: ‘Nar Meseli’ kitabını ontolojik olarak ele aldığınızda, uzun soluklu tek bir şiir gibi de düşünebilirsiniz. Kitabın, ‘insana’ ulaşmada, kendisi, ilk dize olan doğumu, sonra kitabın bölümlerinden ‘Geniş Zaman Meselleri’ gençlik yılları, ‘Ara Zaman Meselleri’ olgunlaşma yılları ve ‘Dar Zaman Meselleri’ de yaşlılık yılları olarak oluşturulmuştur. Zaten kitabın üç bölümde yapılanması da bundandır. Şimdi kitapdaki son bölümü (Ara Zaman Meselleri) yaşlılık yılları olarak ele aldım. Çünkü, insan evresinin son hali olan yaşlılık: yakaladığı yaşa inci olan bir zaman dilimiydi benim için. Yani insanın bittiği ölümden önce, hayata kabuklarını, posasını bırakıp özünün kaldığı bir pür deyiş yıllarıydı her insanda.


-S. KARABULUT: Bu söylediklerini şiirlerinde gözlemlemek zor değil. Zaten bütün şiirlerinin başat izleği, insana ulaşan yolların sınırın genişletme çabası üzerine… Ancak insanı, günübirlik yaşananın içinden değil de “kalbi” olanda arıyorsun daha çok. Yani gözle görünen ve elle tutulan somut gerçeklik değil senin şiirindeki insan. Yanılıyor muyum?


-E. KARA: Hayır, yanılmıyorsun sevgili Selami. Şair olmak belli bir yaratılış durumu. Şairin yaratılış durumuna yabancılaşması veya yabancılaşmaması, şiirin bütün gücü ve büyüsü kendiliğimizle olan ilişkisinden ileri gelmektedir.
Çağımız, bizi fıtrata uymayan bir hayata mahkum ve mecbur etmek istiyor. Kalbi yok sayan bir hayat bu. İşte tam da burada şairin ‘insan’ı aramak davası başlar ki o da bizi şiirin asıl meselesi olan kalbe götürür. O kalp ki mecaz manada ‘Beytullah’tır. Bu yüzden oranın hakikat manasında eğitimi, güzelleştirilmesi, temizlenmesi son derece önemli bir meseledir. Çünkü oranın düzelmesi insanın düzelmesi demekti.


-S. KARABULUT: Tasavvufun şiirinde önemli bir yeri olduğu kesin. Bu söylediklerinin bağlamında tasavvufun günümüz şiirindeki yeri nedir? Ayrıca senin şiirine nasıl bir zenginlik sağlıyor?


-E. KARA: Şiirin iyi insan yaratma gibi bir görevi olmalıdır. Günbegün ‘insan’ın kaybedilmesinden dolayı, insanın, düşünce, inanç ve yaşam biçiminin yeniden yapılanması için, içe doğru yolculuk yapmak olan tasavvuf (sufizm) insan ahlakının oturduğu bir temeldir. Seneca ‘Ahlaki Mektuplar’ında: ‘Ahlak alanında kaderin söz hakkı yoktur’der. (S:94) Çünkü tüketmek bir kolaycılık, sonu boşluk olan yalnız dışa dönüklüktür. Oysa rafine edilmiş insan yaratmak –içe dönmek- çok meşakatli iş olan üretmektir. Bu yüzden kendine dönenin başkasına da gidebileceğini, bunu üstünde yaşadığımız dünyanın, kendine dönerken bir taraftan da güneşi (ışığı) kucaklama hareketinde de görebiliriz. Demek ki insanı ışığa götüren güzel ahlakın çekimidir.


-S. KARABULUT: Sevgili Erkan son olarak, her şiirinin ilk dizeyi italik harflerle yazılmış ve biçim olarak da diğer dizelerden ayrı. Bu dize sanki şiirin gideceği yeri gösteren bir pusula görevi yapıyor. Hatta bazen şiiri bütün olarak kucaklayacak bir anafikir gibi sanki.


-E. KARA: İlk dizelerin doğuşu (varoluşu) ifade ettiğini yukardaki satırlarda da belirtmiştik. Doğuş özgürlük demekti. Yalnız özgürlükten serbestlik anlamayın. Özgürlük sorumluluk ister. İnsan oluş, sosyalize bir oluşum. Özgür oluşun bir terbiyeden kaçınabilmesi mümkün değil. Bu yüzden sorumluluk ahlaki bir duruştur. Bu çerçevede, doğuşuyla ölümü arasında (üç bloktan oluşan) hayatı bir yolculukla kucaklayan insan mükellefliğini unutmaması her doğuşun aynı zamanda bir ölüm ve insanın gideceği yönü gösteren bir pusula oluşundandır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tag Ekle
erkan kara, hüzzam peyke, nar meseli, selami karabulut

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 08:38


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum