Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Deneme Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 08-02-2014, 12:28
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart Rıfat, Orhan'ın hikâyesini neden öyküleştirdi?

Rıfat, Orhan’ın hikâyesini neden öyküleştirdi?

Bugünlerde edebiyata deyince ölü toprağı serilmişti sanki üzerime. Hani insan yatağına uzanırda hiçbir şey düşünmeden öylece yatar ya, ben de tıpkı o hallerdeyim. Rıfat Ilgaz’ın yayınlanmış öykü kitaplarının tamamını topladım ve okumaya başladım. Bu arada onun adına bir dosya açtım, ne bilgi varsa topluyor, atıyorum dosyanın içine. Önce kitaplarının üzerine yazdığı tarihleri belirtiyorum ardından yazıldığı bu tarihlere göre ilk yazdıklarından başlayarak okuyorum.

1962 yılında yazılan “Nerde o eski usturalar” adlı mizah öykülerinden oluşan kitabın sayfalarını devirmeye başlarken hoop… “Oldu bir yanlışlık” adlı öyküsüyle karşılaştım. Aman Tanrım! Bir zayıf, uzun boylu şairle bir yazı üstadının hikâyesi var bu öyküde. Şair kim olsa beğenirsiniz? Orhan, Orhan Veli… Yazar üçüncü tekilden anlatıcı yani el anlatıcı durumunda ama “Üstat” karakteri ile Orhan öylesine diyaloglar içindeki, hani “Üstat” niye yazar olmasın demekten de alamıyorsunuz kendinizi. Hele öykünün bir yerinde “Üstadın” şair arkadaşı Orhan’a arka arkaya üç eleştiri yaptığını ve de bunlardan birinin “Destan gibi” ve de “İstanbul Türküsü”(1) adlı şiirlerine olduğunu söylemesi yok mu? İşte orada, o anda kalbim sıkıştı.

Hikâye “Üstat” karakterinin pastanede bir kızı beğenmesi ile başlar. Kızı dondurma yerken görür ve çok beğenir. İşte Orhan orada devreye girer. Kızın güzel olduğunu ve Üstadın beğenisini takdir ettiğini söyler. Sonra bu kızın evini gösterir ona… “Üstat” ise sarhoş olduğu günlerde kızın evine gider evin eşiğini öper… Hatta Orhan, evin “şairaneliğinden”(2) söz ederek, şiirde şairaneliğe karşı olduğunu ama evlerde ise bunu aradığını söyler. İşte “Üstat” aşkını böylesi bir coşkuyla yaşar. “Üstat” bazen o kadar ileri gider ki, akşamları sarhoş olup evin eşiğini öpeyim derken oracıkta sızıp kalır bile. Öykü bir şaşırtmaca ile son buluyor. Tabii siz bu öyküyü bulup okuyacaksınız bunu biliyorum. O yüzden öyküyü bütünüyle anlatmanın âlemi yok.

Yazarımız elbette şair Orhan Veli’den ve onunla olan ilişkilerden kalkarak bir kurmaca oluşturuyor. Ancak bu öykü artık bir kurmaca olmaktan çıkıyor ve bugün, onun ötesinde o günün tarihi şartları ve edebiyat faaliyetleri içinde ele alınabilecek bir metin haline dönüşüyor.
Orhan Veli ve Rıfat Ilgaz 6 Ağustos 1945 yılında İstanbul’da Lambo’nun Meyhanesinde karşılaşırlar. O gün ABD Japonya’ya atom bombası atmıştır. Rıfat Ilgaz’la Orhan Veli gece geç vakitlere kadar sohbet ederler “geleceğe” ilişkin tartışmalar yaparlar. Rıfat Ilgaz özetle şöyle anlatır o geceki sohbetlerini: “Dostluğumuz Hiroşima’ya bomba düşer düşmez başladı nedense (...) Barış yapan, Japonlarla Amerikalılar değil, bizdik sanki... Savaş bitince Orhan Veli’nin şiirleri de değişmiş, içtenlik kazanmıştı. Garip Bildirisi’nde karşı olduğunu belirttiği ne varsa şiirlerinde görülmeye başlanmıştı.”(3)

Aralarında bir “barış” olduğuna göre daha önce geçmiş bazı tartışmalar olduğu belli. Ancak bu öykü barışın getirdiği süreçten sonra yazılmış. Çünkü öyküde şiir isimleri Orhan Veli tarafından bu karşılaşmanın ardından yazılmış şiirler. “Garip” adlı kitap 1941 yılında yayınlanıyor öyküde “şairaneliğe” yapılan gönderme bu kitabın önsözündeki “manifestoya” bir tür gönderme.(4) Yani öyküde gibi “eleştiri” yapmak “yerden yere” vurmak adı geçen şiirlerinden sonra olmuş bir şey değil. Aralarındaki “çatışma” bundan evvelki sürece dair.

Rıfat Ilgaz’ın şiirleri Orhan Veli’nin şiirlerinden sonra yayınlanıyor.1943 tarihinde “Yarenlik” ile başlıyor ilk şiirlerinin yayınlanması kitap olarak. Her ne kadar 1927 yılında yerel dergilerde şiirleri çıksa da o günkü şiirler kendisinin de pek beğendiği şiirler olarak ele alınmaz. Çünkü daha henüz kendisini belirleyici özelliği olan “toplumcu gerçekliğe” ulaşmamıştır. Artık kesin olarak olgunlaştığı ve inançları ile edebiyatla ilgilendiği yıllar gerçekte 1939 yılından sonra başlıyor. Bir hastanenin oturma bankında tanışıyor Nazım Hikmet’le ve devam ediyor dostlukları “Yürüyüş” adlı derginin sorumlu yazı işleri müdürlüğünü üstlenir bu sırada ve bu dergide Nazım Hikmet’in şiirlerini “İbrahim Sabri”(5) adıyla yayınlar. Elbette savaş yıllarında tek parti iktidarı döneminde derginin sorumlu yazı işleri müdürü olmak kolay bir iş değildir. Hem de o dönem herkesin kuşkuyla baktığı komünist şairin şiirlerini yayınlamak her an cezaevinde olmak demekken.

Orhan Veli ise 1936 yıllarında özellikle Varlık dergisinde olmak üzere şiirleri çeşitli dergilerde yayınlanmaya başlıyor ve parlak bir şekilde edebiyat dünyasına giriş yapıyor. Daha baştan geleneksel olan şiir anlayışına karşı çıkıyor hem Ahmet Haşim hem de Nazım Hikmet’ten farklı bir poetika oluşturuyor. “Yazık oldu Süleyman efendiye” adlı şiiriyle edebiyat dünyasında tartışmaya neden oluyor aynı zamanda ona bu bir popülarite getiriyor. Şiirde şairlerin yolların ayrıldığı bir dönemdir bu dönem.

Rıfat Ilgaz “Yarenlik” kitabı ile iyi bir giriş yapmasına karşın, ardından yayınlanan “Sınıf” adlı şiir kitabı ile yasaklılar arasına katılır. Bu şiir kitabı ile cezaevine girer. Artık onda bundan sonra bir yandan sınıf bilincin getirdiği “toplumcu” düşüncesinin yükü de vardır. Kişisel yaşamı giderek bu yükün taşınması ile geçer. Bu yük Sivas’ta Madımak otelinde dostlarının yakılmasına kadar sürer ve vücudu bu yükü taşıyamaz ölür. Diğer yandan Orhan Veli bir gece içkiyi biraz kaçırır ve belediyenin kapatmadığı ve sorumlusu olduğu bir çukura düşer ve o da beyin kanamasından genç yaşta ölür. İkisi arasındaki yaşam biçimi biraz farklıdır. Biri popülaritesi yüksek, bohem hayat süren ve Fransız “öncü” şairlerinin etkisinde kalan ve oluşturduğu dil yeniliğine karşın “devlet otoritesini” sarsmayan bir dil olarak var olur diğeri ise sınıf bilincini oluşturmaya çalışan yerel ozan ve şairlerin etkisinde kalan ve “devlet otoritesi” ile sürekli çatışan bir dil yapısı kurmaya çalışır. Asında her ikisinin ölümlerinin nedeni nerdeyse ortaktır o da Devlet denen aygıtın insan denen varlığı öncelemediği hantal bir yapının bir bakıma mağdurlarıdırlar. Ölümleri ile yaşamları bu bakımdan yeniden kesişir.

Öykü çok canlı çarpıcı bir aşk hikâyesini anlatır. Şair Orhan’ın aşkı değildir bu ama biz Orhan Veli’nin gerçekten birine âşık olduğunu biliriz. O dönemlerde hem İstanbul hem de Ankara’da bir avuç edebiyatsever ve aydın vardır aslında. Bu aydınlar daha sonra toplumcu yazarların kitlelerle buluştuğu gibi bir konuma sahip değillerdir henüz. Ayrıca II. Dünya savaşının yarattığı ekonomik ve siyasal koşulları düşündüğümüzde daha iyi anlarız bunu. Cumhuriyet çok değil ama güçlü aydın kadın profilleri de çıkarmıştır bu aralar. Ankara’da mesela “motorlu” Saniye’yi herkes bilir. Edebiyata düşkünlüğü ile bilinen Nahit Hanım(6) vardır ayrıca. Bu hanım da bir zamanlar Bayan Corinne’in(7) gibi aydın bir kişiliğe sahiptir ve etrafında birçok aydın insanla teması vardır. İleriki yıllarda onun evi de Corinne’in ki gibi ülkenin birçok aydınını ağırlar. Kendi içine kapalı ilişkilere sahip daha çok erkeklerden oluşan şairlerin çoğunun önemli derecede ilgi odağıdır Nahit Hanım. Şu sıralar Orhan Veli’nin ona yolladığı mektuplar yayıma girdi. Böylece onun yazmış olduğu aşk şiirlerinde önemli bir etkisi olduğu söylenebilir.

İkinci Dünya savaşının ağır etkileri Dünya’da ortaya çıktıkça Ülkedeki aydınlarda da büyük değişimler yaşanmaya başlar sonra gelişen ülke içindeki iç çatışma onları birbirlerinden farklı kulvarlara savurur aralarındaki çatışma daha çok edebi metinlerin estetik biçimlerinden dolayı değil siyasal söylemlerinden ibaret olur. Öyle sanıyorum, Rıfat Ilgaz bu öyküyü muhtemelen böyle bir geriye dönüp geçmişe baktığında yazmış olacak.

Şubat / 2014

(1)
Nerde O Eski Usturalar / Rıfat Ilgaz / Çınar Yayıncılık 7.Basım 2006 / Oldu Bir Yanlışlık /sf-92

(2)
1941 yılının Mayıs ayında Garip seçkisi yayınlandı. Bu kitapta şairin yirmi dört şiirinin yanı sıra Melih Cevdet'in on altı, Oktay Rıfat’ın ise yirmi bir şiiri yer aldı. Kitabın içindeki şiirler kadar ses getiren önsözünü ise Orhan Veli yazdı. Bu kitap sonradan Birinci yeni olarak da anılacak Garip Akımının başlangıcı oldu. Garip akımının kurucuları olan Kanık, Horozcu ve Anday, radikal bir tutumla kendilerinden önce gelen hececilerin ve Ahmet Haşim’in şiirleriyle, Nazım Hikmet’in toplumcu-gerçekçi şiirlerini reddettiler. Kitaptaki şiirler ve önsöz edebiyat dünyasında büyük tartışmalara sebep oldu. Özellikle Orhan Veli'nin yazdığı "Yazık Oldu Süleyman Efendi'ye" mısrası üzerinde duruldu. Bu mısrayı kimileri tenkit ederken kimileri çalıntı olduğunu iddia etti. Bir diğer grup ise Türkçede yazılmış en güzel dizelerden biri olduğunu söyledi. Bu münakaşalar sonucunda mısra çok popüler oldu, hatta Nurullah Ataç’ın deyişi ile "vapurlara, tramvaylara, kahvehanelere kadar" girdi ve bir deyim niteliği kazandı. Orhan Veli'nin "Yazık oldu Süleyman Efendi'ye" kadar meşhur olarak gündelik dile giren bir diğer dizesi ise Ahmet Haşim'in "Göllerde bu dem bir kamış olsam" mısrasını hicvetmek için yazdığı "Rakı şişesinde balık olsam" idi.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Veli_Kan%C4%B1k

(3)
6 Ağustos 1945 günü, yani İkinci Dünya Savaşı’nda Amerika Birleşik Devletleri’nin Japonya’ya atom bombası attığı gün, Lambo’nun Meyhanesi’nde Orhan Veli ile karşılaşan Ilgaz’ın o gece geç saatlere kadar yaptıkları ‘gelecek’ tartışması şöyle yansır Yokuş Yukarı sayfalarına: “Dostluğumuz Hiroşima’ya bomba düşer düşmez başladı nedense (...) Barış yapan, Japonlarla Amerikalılar değil, bizdik sanki... Savaş bitince Orhan Veli’nin şiirleri de değişmiş, içtenlik kazanmıştı. Garip Bildirisi’nde karşı olduğunu belirttiği ne varsa şiirlerinde görülmeye başlanmıştı.”
http://www.galatagazete.com/o/index.php/galatadan/aramzda-yaayanlar/1010-rifat-ilgaz-doumunun-100-ylnda.html

(4)
1941 yılında Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat’la birlikte Garip adlı şiir kitabını yayınladı. Bu kitapla birlikte şairin tarzının önceki dönemine göre daha tutarlılaşmış ve gelişmiş olduğu düşünülür. Kanık, kitabın önsözünü kendi yazdı ve şiir hakkındaki düşüncelerini açıkladı. Bu önsöz Garip akımının manifestosu kabul edilir. Orhan Veli, o günlerin aydınlarının şiir anlayışı sebebiyle kendisine "garip" gözüyle baktıklarını açıklamıştır. Akımın adının da bu bakış açısından geldiği sanılmaktadır. Garip akımı kendisinden önceki şiir anlayışına bir tepki olarak doğdu. Kanık ve arkadaşları Ahmet Haşim'in eserlerini, Nazım Hikmet'in toplumcu şiirlerini ve hececileri reddetmişlerdi.
Şair bu dönemdeki şiirlerinde klasik uyak düzenini ve vezni kullanmadı. Ona göre hakiki şiir için vezin ve kafiye mutlak gerekli olan şeyler değildi. Kanık, kafiyeyi reddetse de düzensiz ses yinelemelerine sık sık başvurdu ve onlara anlam vurgusunu oluşturan temel bir işlev yükledi. Eserleri incelendiğinde sanatçının ses yinelemeleri, sözcük öbeği yinelemeleri, söz dizimsel yinelemeler, ek yinelemeleri ve dizelerin aynen yinelenmesi gibi tekrarlara başvurduğu görülebilir.
Garip dönemi şiirlerinin bir diğer ortak özelliği ise Orhan Veli'nin konuşma dilinin doğallığını, sokak Türkçesini ve hatta halk argosunu eserlerine taşımış olmasıydı. "Kılıksız", "cıgara", "ıspanak", "rakı", "Hitler", "boyacı sandığı" gibi sözcükler kullanan şairin Kitabe-i Seng-i Mezar isimli şiirinde kullandığı "nasır" kelimesi büyük tartışmalara sebep oldu. Kanık, böylece hem divan hem de halk şiirinde egemen olan romantizm anlayışını da yıkmış oluyordu. Öte yandan teşbih ve istiareyi terk ettiği için şiirinde yalın bir dil ortaya çıktı. Orhan Veli'nin Garip hareketiyle getirdiği yeniliklerin diğer ikisi ise Türk şiirinde öteden beri soyut olarak dile getirilen evrensel hümanizmin yerine somut ve belirgin bir hümanizm koyması ve belirli kişileri hedef alan taşlama geleneğini ilk kez bir şair
http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Veli_Kan%C4%B1k

(5)
http://www.galatagazete.com/o/index.php/galatadan/aramzda-yaayanlar/1010-rifat-ilgaz-doumunun-100-ylnda.html

(6)
http://www.cafrande.org/?p=9010
http://www.zeyneporal.com/yazilar/2002/nahit1.htm
(7)
Madam Corinne Mustafa Kemal Atatürk’ün de dostu olduğu bir İstanbul Hanım efendisidir. Madam Corinne Atatürk’ün de dost olduğu ve sonradan ölen bir Yüzbaşının dul eşidir aynı zamanda. Atatürk’e ait anılarda özelikle Gelibolu’daki cepheden onunla mektuplaştığı ve sık sık mektup yazdığı bilinir.
https://t24.com.tr/haber/mustafa-kemal-canakkaleden-yaziyor-cehennem-hayati-yasiyoruz/217095
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 00:55


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum