Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Deneme Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #71  
Alt 19-01-2010, 00:56
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

Zor Yıllar -18-

Yoklama faslından sonra, her dersten sorular sormaya başladı müfettiş, sınıfa. Yirmi dört kişiydik beşinci sınıfta.Dördüncü sınıftaki on üç kişiyle beraber sayımız otuz yediyi buluyordu.Hemen hemen her sorusundan sonra parmak kaldırdım.Hele matematikte yoktu benden üstünü!Bu arada bir sorusuna yanıt veremediğimi itiraf etmeliyim:

KANUNLAR NEYE DAYANILARAK YAPILIR?

Bir ilkokul çocuğuna sorulacak soru olmadığından olacak ki, bir türlü yanıt bulamadım bu soruya. Daha sonraki yıllarda öğrendim ki, ANAYASA’ymış meğer cevabı. 'Bu soruyu meclise sormalı herhalde' diye düşünürüm şimdi. Haksız da sayılmam hani! Nerede sosyal adaleti sağlayacak; insan haklarını koruyacak kanunlar hı!..Öldüm gittim şunun şurasında beklemekten ya!..

Sonra ki ders yerli mallarıyla ilgili sorular sordu bir yığın. Tutumluluktan bahsederken, döndürüp dolaştırıp önlüğüme getirdi lafı. ”Bakın, arkadaşınızın önlüğünde çok yama var ama,tertemiz. Onun yamalı oluşu değil önemli olan, temizliği” dedi. Sınıfın bütün gözleri bana bakıyordu. Küçülmedim, asla!..Kıvanç bile duydum söylenen sözlerden. Hatta gülümsedim bana bakan gözlere ait yüzlere..Tabii müfettişe de!..Beni çok sevmiş olacak ki

“Şarkı biliyor musun? ”dedi.

"Hayır! .."diye yanıt verdim.

O yıllarda müzik dersleri yoktu müfredatta, radyo dersen tek tük...Televizyonun adı bile yoktu tabii. Nereden bilecektim ki bir şarkı ya da türküyü...Bildiğimiz tek bir şey vardı, o da; DANDİNİ DANDİNİ DASDANA.Bunu da annelerimizden öğrenmiştik ve minderleri kıvırarak yaptığımız bebekleri uyuturken söylerdik. Şimdi tutup onu söylesem gülerlerdi bana, sustum çaresiz.

”O halde” dedi müfettiş; ”seninle bir türkü öğrenelim şimdi, arkadaşların da katılsın bize! ”.

”Peki,olur!..” dedim önüme bakarak:

“menekşe buldum derede
sordum evleri nerede
üç-beş güzel bir arada
dilber dilber canım dilber
canımın yaylası dilber
gönlümün eylesi dilber...”

Türküsünü öğrendik, ders sonuna kadar.

Hiç unutmam bu türküyü. Dilime doladığım nağmesinde, ta o çağlarıma gider; müfettişin babacan, sevecen yüzücü hatırlamaya çalışırım.Bu kadar değil tabii, ona olan minnet borcumu asla ödeyemeyeceğimi düşünürüm. Buralara gelişimdeki katkısı, insan gibi insan oluşundan doğan duyarlılığıyla bir aziz olarak yaşatırım ruhumda onu. Arayıp bulmak, ellerini öpmek, boynuna sarılmak geçer içimden,vazgeçerim.Çünkü aramızdan ayrılmış olmasından korkarım. Bunu kabul edemem bir türlü...

acaba
olur mu ölülerin elleri?
gözleri bakar mı gözlerimize?
bir gülüşle dolasak bedenlerine kollarımızı
sarılırlar mı bize?
yoksa
yatarlar mı öylece
olup
mezarlarında yer sarmaşığı...

(devam edecek)
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #72  
Alt 17-10-2010, 05:02
Refika Doğan Refika Doğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Antalya
Mesajlar: 83
Refika Doğan - İCQ üzeri Mesaj gönder
Standart

uyuyan ve uyutanlar bolluğundaki günümüz yaşam çerçevesine cuk oturmuş nefis bir paylaşım.
usta kaleme, derinlikli us' a saygı ve dostlukla...
__________________
insan, düşünen beyni, sağaltan yüreğiyle tutunur yaşam dalına!Yüreğim..yaralı su..
Alıntı ile Cevapla
  #73  
Alt 17-10-2010, 22:26
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

Al***305;nt***305;:
Refika Doğan Mesaj***305; g***246;ster
uyuyan ve uyutanlar bolluğundaki günümüz yaşam çerçevesine cuk oturmuş nefis bir paylaşım.
usta kaleme, derinlikli us' a saygı ve dostlukla...
teşekkür ederim,sevgili Refika Doğan.

her ne ise yaşadıklarımız,algıladıklarımız,hayallerim iz;dilimiz döndüğü kadarıyla anlatmaya çalışıyoruz.

hem içimizi boşaltıyoruz,hem de içleri dolduruyoruz böylece...bana kalırsa iyi de yapıyoruz)))yoksa dümdüz kalacaktı hayatımız!..çizgisiz defter yaprakları gibi yani...

yeniden teşekkür ederim,sevgiler Antalya'ya..
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #74  
Alt 17-10-2010, 22:36
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

Zor Yıllar -19-

Onu, ruhumda aziz yapan olay şöyle gelişti:

Okulumuzda geçirdiği bir günlük teftiş sonucu beni öyle beğenmişti ki; aynı köyden komşumuz olan okul müdürümüze okuyup okumayacağımı sormuş. Müdürümüz ise “çocuk, okumak istiyor ama babasını razı edemedim” cevabı olmuştu..

”Bir de ben konuşsam, razı edebilir miyim acaba babasını” diyerek bo gece öğretmenimde kalmaya karar vermiş müfettiş bey! ..

Özellikle yatsı namazına gidip, babamı cami çıkışında yakalamışlardı. Aralarında geçen konuşmaları duymadım ama, hem öğretmenim, hem babam anlattı bana bu olayı daha sonra. Söze müfettiş başlamış:

”Merhaba Hüseyin bey! ..Nasılsınız? Tayyibe sizin kızınız mı? ” diye sormuş, ”Evet efendim, benim kızım! ” yanıtını almış babamdan. ”Çok akıllı bir çocuk! . Ne yapmayı düşünüyorsunuz okutup okutmama konusunda”

deyince de, babam önüne bakıp susmuş sadece...Belli ki eksik etekli olduğumu düşünmüş olmalıydı babam. Kız çocuklarının boşuna okuyacağını, günün birinde el oğluna çekip gideceğini geçirmişti aklından.O yıllarda ağızdan ağıza dolaşan böyle bir düşünce tarzı vardı, kız çocuklarının geleceğine dair. Belki de böyle düşünmeyip, yeni masrafların çıkacağından korkuyordu kim bilir! ..İşe bu yönden bakınca haklı olabilirdi babam, ama öteki türlü düşünmesi bir gaftı doğrusu!

Zaten ben onun o şekilde düşündüğüne hiç bir zaman ihtimal vermedim.

Onu düşüncelerinden çekip alan şey ise; müfettişin söylediği, acı veren sözleri olmuş:

”Bak,Hüseyin bey! Eğer okutamam diyorsanız, üç çocuğum var, dört tane olurlar. Evlatlık istiyorum kızını! .” demiş. Babamı en ince yerinden vurmuş olacak ki bu sözler; dalan gözlerle öğretmenimin ve müfettişin yüzüne bakmış:

“Peki, okusun o halde...” deyip, ağlamaya başlamış. Benim babam bana benzerdi çünkü. Yufka yüreklinin, ağlancının birisiydi işte!..

Babamın yufka yüreğine dokunmasını iyi bilen, o bilgili, o dost, o sevecen, o gönlü geniş, o kocaman yürekli insan AZİZ yapılmaz da ne yapılabilirdi acaba? İkinci bir AZİZ de okul müdürü olan öğretmenimizdi şüphesiz. İki Aziz, aydınlık bakışlarla karanlığıma dalmış, çekip çıkarmışlardı beni oradan.

SİZİ SEVİYORUM! HEM DE ÇOK!..

Fırsat çıkmıştı işte! Büyük okullarda okuyup, şehirde yaşayacaktım artık! Yatılı okul sınavlarına katılmama karar verildi hemen. Gerekli evraklarım hazırlandı. Bana düşen görev; önce yazılı, sonra sözlü sınavları kazanmaktı.

(devam edecek
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #75  
Alt 27-03-2011, 10:14
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

Zor Yıllar -20-

Haziran ayı başlarıydı. Altı yıl boyunca yatılı olarak okuyacağım İlk Öğretmen Okulu sınavlarına katılmak için indim şehre. Saçlarımı iki tarafımdan ördü annem ve ilk kez beyaz kordela bağladı uçlarına. Bu olayın bende yaşattığı duyguları anlamak için DENİZ FENERİ adlı şiirimi okumak yeter kanısındayım. Tabii bu bağlama işinde diploma alırken giydiğim düğmeli ve pleli önlüğün sahibi olan halamın kızının yardımı vardı. İlk kez bedenime uyan bir elbise giydim. 1957 yılı depremi sırasında evlenen, en büyük ablamın öğretmen olan eşi de bir çift iskarpin aldı ayaklarıma.
Tam bir şehirli çocuğa dönmüştüm işte!
Şehir merkezindeki bir ilkokulun kocaman sınıfında sınava tabi tutulduk iki gün boyunca. İlk gün Türkçe, Sosyal Bilgiler derslerinden yazılı olduk. Ucu, adımızı yazdıktan sonra kapatılan kağıtlar üzerine, sorulan soruların cevaplarını yazdık. Türkçe sorusu şu idi: SORAN DAĞLARI AŞMIŞ, SORMAYAN DÜZ YOLDA ŞAŞMIŞ! ..atasözünden ne anlıyorsunuz, yazınız!
Bir gülme gelip oturur yüzüme nedense, bu soruyu anımsadığımda. O zaman gerçek anlamını düşünerek cevaplamıştım bu soruyu ama, şimdi olsa şunları yazardım:
'Dağları aşacak amacım yok! Bir sevdam vardı, o da unuttu gitti beni; dağ da yok bu yüzden! ..Yol derseniz ecel terim..Bense yaşamak istiyorum! .Kaldırın yollardan arabaları; trenleri, uçakları ve gemileri... Taşlı da olsa yollar, dar da olsa, çamur da olsa yürümek istiyorum (!) Zaten ben ne zaman düz bir yolu özleyip yürümek istedimse; hep dar, hep kavisli, hep yokuş, hep çamur bir yol uzatıldı önüme...Hep bir şeylere çarptı ayaklarım bu yüzden, hep çamura bulandım, düştüm yüzükoyun toprağa..Üstümüze basıp geçti arkadan gelenler! .Onlar vardılar varacakları yere(!) Ben hala burada kaldım! Kendi karanlığımda, geceye ışık yakmadan, sabahı özleyerek ama, çaresiz! ..' derdim.
(devam edecek)
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #76  
Alt 15-07-2011, 00:27
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

21.

Nereden geldim şimdi bu konuya? Sözde ellili yıllarımı anlatacaktım.Köydeydim,çocuktum....ve;
köy akşamına çöken yalnızlık
horoz sesinde aralanan şafakta tükeniyordu
güne karışıyordu çocukluğum
taşlı yollarda bakarken karıncalara alnım terliyordu
dalıyordu bakışım, yoksulluğumu yaşıyordum...
.
(UNUTMADIM'dan)

Çarşı ne,bakkal ne,şehir ne bilmiyordum o zamanlar...Sadece ben değil,köyün bütün çocukları aynı konumdaydı tabii.Üç kilometre uzaklığımızdaki (sonradan algıladım mesafeleri..) köyden,eşeğinin heybelerine bir şeyler doldurup(sonraları bunu kağnıya çevirdi) satmaya çalışan çerçici gelirdi ara sıra köyümüze..
Hatırladıklarım içinde boyalı şekerler,balonlar,
sakızlar,minicik içi dolu lastik toplar,leblebi,
iğne,makara,işleme yumakları gibi şeyler vardı.Her gelişinde başına toplanırdık bütün köy çocukları...
Gözümüz kalırdı onlarda.Hele balonlar,hele şekerler,hele toplar,hele sakızlar yok muydu! ...
’Hepsinden birer tane olsa yeter’ derdim içimden..Balonu görünce gökyüzüne bakardım;
şekere bakınca ağzım tatlanırdı...Aya,güneşe ulaşmak isterdim toplara kayınca bakışlarım...Sakızı vıcık vıcık
olana kadar çiğnemek,arsızca patlatmak geçerdi içimden...Ama yoktu işte! ..Kurduğum hayallerden de yoktu kimsenin haberi.Olsaydı eğer; ne yapıp,ne edip onları alırlar ”al çocuğum,bunlar senin olsun”derlerdi.

Çok kızıyordum insanlara; en çok da ‘çerçici’ denen o sevimsiz adama kızıyordum..İçimdeki nefret duygusunun tohumlarını o atmıştı garanti.Ne olurdu sanki,bir kerecik olsun dağıtıverseydi getirdiklerini bize...Değil dağıtmak,elimizi sürmemize bile izin vermiyordu.“Git! ..Bir yumurta getir! Üç tane şeker veririm” diyordu üstelik.(Demek ki ötekiler daha çok yumurtaya bizim olacaktı..)
Bunu duymuştum ya,bir umutla eve doğru koştum hemen..Annem,kapının önünü süpürüyordu.Yanına sokuldum; minicik ellerimi yöre dokumasından,elde dikilmiş bez şalvarına kilitledim.’Anne,bir yumurta ver ne olur,şeker alacağım! ’dedim.Biliyordum vermeyeceğini ama,gene de istedim.Yüzüne bakıyordum merakla ve umutla annemin..”Al kızım” demesini bekliyordum; ”olmaz! ..Ne yumurtası? Onları pazarda satıp,yağ şeker,tuz,çay alacağız.”Diye bağırdı.Saydıklarının içinde şeker adı da geçmişti ya,gene umutlandım; ”Anne,ben de şeker alacağım..”dedim yeniden..İnatlaştığımı düşünmüş olacak ki,iyice kızdı bu sefer; şalvarına kilitlediğim ellerimi çimdikledi:”Git başımdan! ..”dedi.Haklıydı belki de kim bilir! ..Ama ben kırılmıştım...Boynumu büküp oradan uzaklaşmak yerine,daha da dikleştim.
Ağlayarak anlatmak istediğim isyanım söze döküldü bu kez:”Ben anne olduğum zaman çocuklarımın her istediğini alacağım! ...”diye bağırdım.O an için rahatlamıştım şüphesiz ama,şimdi bu olaya
baktığımda şöyle demek geçiyor içimden:

‘ ÖZÜR DİLERİM ANNE! BAĞIŞLA BENİ! KEŞKE İSTEDİĞİM YUMURTAYI VERSEYDİN DE,BU KADAR BİLENMEMİŞ OLSAYDI ÖZVERİ DUYGUM...VEBALDEN KURTARSAYDIN BENİ! ’
Duyuyor musun?
Notevam edecek
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #77  
Alt 04-11-2012, 01:15
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

Zor Yıllar-22

Neyse! .

İkinci gün matematik sınavındaydık.
”Başlayabilirsiniz! ..”diyen yumuşak, tatlı ama yüreğimize saygı pompalayan bir sesle beraber kapandık kağıtlar üzerine. Daha ilk sorumu okumuş, çözümüne henüz geçmiştim ki, yanımdaki sandalyeye gelip oturdu, bize soru kağıtlarını dağıtan öğretmen. Dönüp baktım, O da bana baktı;
gülümsedi. Ben de gülümseyerek karşılık verdim. Bayandı, oldukça iri yapılıydı. Sarıya çalan saçları omuzlarına düşüyordu dalgalanarak. Açık tenliydi, yeşil gözleri vardı. Gri etek üstüne, siyah bir gömlek giymişti.
Tam bir Atatürk Türkiyesi’ nin öğretmeniydi...Öğretmenlik yaptığım yıllar boyunca onun gibi giyinmeye, onun gibi oturup kalkmaya hep dikkat ettim. Köy ilkokullarında çalıştığım yirmi dört yıl içinde bile, bir kerecik olsun başımı örtmedim, şalvar giymedim.

Öğretmeni inceleme ve gülme işim bitince, tekrar döndüm işlemlerime... Öylesine çabuk okuyup, çabuk yargıya vararak çözüyordum ki problemleri; beş problem beş dakika sürmedi sanırım. İşte bitmişti! Yanımda oturan öğretmen dikkatle beni izledi durdu. Onun bakışlarıyla yarışmıştım adeta.Tam kağıdımı ona doğru uzattım ki; kolunu omzuma atıp kulağıma eğildi.”Adın ne senin? ” dedi.”Tayyibe “dedim usulca. Daha sonra öğretmenimin adını, hangi ilkokuldan mezun olduğumu sordu bana.”Aferin sana! ” deyip kağıdımı aldı. Tabii dışarı çıkabileceğimi de söyledi.
Sevinçle fırladım dışarıya. En büyük ablamın eşi bekliyordu beni okulun kapısında, diğer velilerle beraber. Bu kadar erken çıktığımı gören eniştem kızgınlıkla: ”Neden hemen dışarı çıktın, yapmadın mı yoksa? ” dedi. ”Hayır hepsini yaptım enişte, hem de oradaki öğretmen bana aferin dedi” dedim. Eniştem pek inanmışa benzemiyordu bana ama hepsi doğruydu işte yanıtlarımın...

Hayatımın en çabuk biten, en başarılı sınavıydı bu. Sorulan sorulardan birini hala hatırlıyorum desem inanmayacaksınız. Aynen şöyleydi:
Eni 7, boyu 9, yüksekliği 3 metre olan ahıra 9 tane hayvan konuluyor. Hayvan başına ne kadar hava düşer?
7x9x3=189, 189:9=21 metre küp hava düşer demiştim o zaman. Şimdi olsa dokuz, dokuzu alıp götürür istediği yere; sevişirlerdiJ)) yedi çarpı üç, bu da eder yirmi bir metre küp derdim. E yani onca yılda izin verin de bu kadarcık akıllandım sayayım kendimi, emi?

21 metreküp havayı düşündüğümde, o zamanın hayvanları çok şanslıymış diye geçiririm aklımdan. Çok oksijen aldıkları için de pırıl pırıl tüyleri, parlak gözleri, semiz etleri, süt dolu memeleri oluyormuş meğer. Bir de kocaman boynuzları! ..Şimdi ise hacmi daralta daralta ne hale getirdik hayvancıkları! ..Balıklar sudan fırladı, kuşlar toprağa düştü, tavuklar ise tüysüz türbesiz kaldı birbirine sürtüne sürtüne; ağdalandılar,ilahi! ..

Sahi, 'ağda' dedim de; benim ilk ağda ile tanışmam bu çağlara rastlar. İlk denemeyi aynı sınıfta okuduğum iki arkadaşımla birlikte yapmış,başarısız olmuştuk. Hazır ağdalar yoktu o zamanlar; olsalar bile halimizden kim anlar, kim satın alırdı onu bize acaba? ! Yaşasın doğal ağda! ..Çam sakızı yani! ..Oramıza buramıza bulaştırmış, tenimizden kaldırmak için ne acılar çekmiştik.

O arkadaşlarımdan birini görsem hatırlatacağım bu olayı ama, ne mümkün! ..Birisi Ankara, öteki İstanbul’un bilinmez adreslerine gelin gitti. Sanırım bu olayı hatırlamak kahkahalara boğardı bizi.

Neyse gelelim tavuklara! ..

Onlara bir teşekkür borçluyum gerçekten. Bana, bu olayı yeniden yaşattıkları için. Lakin kendilerinin halini bir görseler benden beter olmuşlar, inanın! ..O kadar sıkış tepiş içindeler ki toprağa uzanacak boşluk bulamadıkları için hep yıldızlara bakıyorlar. Bir yıldızlarımız kalmıştı bakıp hayal kurduğumuz ya,neredeyse onları yiyecekler. Bereket onlara erişemediklerinden, birbirlerini yiyorlar. Ne tatları var, ne de tuzları bu yüzden.

Horozlar dersen tadı tuzu olmayan tavuklardan bıkmış durumdalar. Yazık ya! ..Aynen insanlara benziyorlar. Kırkında, ellisinde adamlar, çocukları yaşta sevgili buluyorlar kendilerine..Çocuk yaştakiler ise tam tersi! ..Anneleri yaştaki hanımları seçiyorlar. Nasıl garip bir döngüyse bu! ..Tabii bu olaya bir de tersten bakmak gerekir bence! Biraz ayıp olacak ama; yapılan tercihlerde bayanların da eğilimi yadsınamaz bir gerçek..
Şimdi diyeceksiniz ki; ”gönül bu canım! ..Çiçeğe de konar,ağaca da! ” Haklısınız! Unutun gitsin ne dediğimi. Bir şey dememiştim zaten..Siz bilirsiniz! J))))

(Devam edecek)
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #78  
Alt 21-03-2016, 11:30
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

Zor Yıllar 23

Aradan bir ay kadar zaman geçmişti; bir mektupla geldi beklediğim haber; sınavı kazanmıştım!

Eylül ayı başlarında yapılacak sözlü sınava çağırıyorlardı yeniden.Çok sevinçliydim! Beni kavuran okuma hırsım tutulmaz bir rüzgara dönüşüyor, çıkan kasırgalarla savrulup duruyordum hayallerimin peşinde...Son derece mutlu, gururluydum.Ailemden uzakta kalmanın nasıl bir hüzne mal olacağını kestiremiyordum bile! ..Gökyüzü hep masmavi, toprak hep çiçekli, güneş hep aydınlık yanıyla yürüyordu üstüme: uçuyordum! ..Hangi zamanlarda,hangi ağaçlara konacağını bilemeyen kuşlar gibiydim işte! ..Çocukluğumun tüm renklerini bulaştırıyordum konduğum dal yapraklarına,karıştığım bulutlara,
aştığım dağlara...Tepelerdeki rüzgar benden alıyordu hızını...Koşuyor..koşuyordum...

O zamana çok vardı daha.Sınava iyice hazırlanmalı,
muhakkak kazanmalıydım.Edindiğim bilgilere güveniyordum ama: ne olur, ne olmazdı gene de!
Soru-cevap şeklinde bilgiler içeren kalınca bir kitap vermişti öğretmenim. Hiç elimden düşürmedim onu bu zaman süresi içerisinde. Kırlarda koyun güderken durmadan o kitapta yazılanları okuyordum.
Türkçe, coğrafya, tarih, yurttaşlık bilgisi dersleriyle ilgili bilgilerimi pekiştirdim. Matematiğe hiç çalışmadım desem, doğru söylemiş olurum.Çünkü ben matematik dersi ve onu sayılara döken işlemleri çok iyi öğrenmiştim. Nasıl, nerede, ne zaman derseniz eğer; yanıtım davar arkasında olacak tabii! ..

Koyun ve kuzuları kurda kuşa kaptırmamak için uyumazken yani...Onları her akşam ağıla koyduğumda sayarken; her sabah kırlara doğru yollanırken....Hangi koyun, hangi kuzuyu doğurdu deyip eşlerken...Ve...ve..koyunların öğle sıcağında bir gölgeye yatıp geviş getirdikleri sırada, çobanlık yapan arkadaşlarımla toprağa kazıyarak çizdiğimiz tablanın üzerinde ‘Dokuz Taş’ denilen oyunu oynarken öğrendim matematik denen bilmeceyi...

Çok bilinmeyenli bir denkleme benzer bu oyun. İpucu niteliğini taşıyan dokuz taşını iyi yerlere koyar, sonuca ulaşacak ataklar yaparsan, rakibinin taşlarını esir alabilirsin..Bir nevi santranç işte! Problem çözmeyi, sağlama yapmayı o oyun sayesinde öğrendim. Her zaman söylerim; gene tekrarlarım: Rus Çarı Deli Petro ile arkadaş oldum daha o yaşlarda ben! ..O akıllanmış olabilir ama ben hala deliyim! ..

O oyunun bende yaptığı iyi etkiler yanında, kötü etkileri de olmadı değil.Kumar alışkanlığı! ..
İnanmazsınız belki, tavlanın, altmış altının,
kaptıkaçtının, pokerin, piştinin, okeyin ustasıyım ben! ..Varsa kendine güvenen, girsin sıraya! ..Fakat asla YANIK oynamam. )))

Peki ne kazandım acaba, derseniz eğer; usta olmak başka, para kazanmak amacıyla oynamak başka, derim. Zaten Türkiye’deki kumarhaneleri de benim yüzümden kapattılar. Belki oralara dadanırım, zengin olurum korkusuyla meclise verdiğim önerge kabul ediliverdi hemen. Bir de öldürülmemden korktular! ..Kim ölmek ister allallah! .

Onların sayesinde fakir bir vatandaş olarak yaşıyorum; sağ olsunlar! .Kıbrıs’a, Monte Karlo’ya,
Moskova’ya gidecek param da olmadığından apışıp kaldım vallahi! ..Pişman olmuyor değilim hani, verdiğim önergeden..Benim için VETO hakkınızı kullanın ama kumarhaneleri kapatmayın, deseydim keşke! ..Neden mi? Sınırlarımız ötesinden birileri gelip buralarda oyun oynar, döviz bırakır diye tabii..Ne demişler:”Sıçan sidiği,değirmen suyuna fayda.”

değirmen nerede?
su nerede
öğütülen ben oldum
dünya denen derede...

kimi eledi, kimi beledi
kimi türkü söyledi....
kimi yaptı somun ekmek
kimi de dilimledi...

bu bir masal değil
gerçek...

Bazen; o yıllara doğru kayar hayalim..Kekik kokularını,
kantron çiçeklerinin güzelliğini, deve dikenlerinin mor gülle olan akrabalığını, ardıçların sımsıkı dalları arasına yuva yapan kuşlarla kurduğum dostlukları,
ateş böceklerinin avuçlarımda yıldızlaşmasını, evini sırtında taşıyan kaplumbağada hayrete düşmeyi (şimdi bana bakanlar yaşıyor bu duyguyu..) , kardan,yağmurdan, soğuk esen yelden korunmayı,
saklanmayı; dumanlı havanın, akşamın hüznünü duymayı; yılanlardan kaçmayı...hatta yaşamayı...hep o yıllar öğretti bana..Bir de özgürlüğe olan tutkuyu! ..

Bir yılkı atının yelelerine asılarak! ..

Neredesin?

(devam edecek)
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 01:14


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum