Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ANLIK YAZIM PAYLAŞIM > Yarışmalar - Konulu, Süreli Yazım Çalışmaları

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #11  
Alt 01-01-2012, 21:30
Hüseyin Korkmaz Hüseyin Korkmaz isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 674
Hüseyin Korkmaz - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Yapılan yorumları, değerlendirmeleri görmek isterim.
yol gösterici olabileceğimi düşünüyorum...

Fatma Gür'ü başarısı için kutlarım.. Bundan sonra da nice güzel ürünlerini umarım okumaya devam ederiz.

Seçici kurula da emeği, özverisinden dolayı teşekkür ederim.. Kolay gelsin.
__________________
Şairi var eden biraz da eksikliğidir, bıraktığı boşluklardır

Hüseyin Korkmaz
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 01-01-2012, 23:57
irfan mutluer irfan mutluer isimli üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Tire - İzmir
Mesajlar: 1.037
Standart

Al***305;nt***305;:
Hüseyin Korkmaz Mesaj***305; g***246;ster
Yapılan yorumları, değerlendirmeleri görmek isterim.
yol gösterici olabileceğimi düşünüyorum...

Fatma Gür'ü başarısı için kutlarım.. Bundan sonra da nice güzel ürünlerini umarım okumaya devam ederiz.

Seçici kurula da emeği, özverisinden dolayı teşekkür ederim.. Kolay gelsin.
Şiir Akademisi öykü yarışmaları bir atölye etkinliği olarak düzenlenmektedir. Bundan dolayı yarışma sonucunun duyurusundan yaklaşık bir gün sonra "Kim, ne dedi" başlığı altında yorumlar da paylaşılacaktır. (Bunu nedeni tahmin edeceğiniz gibi forum ana sayfasında daha uzun süre görüntüde kalmasıdır.) Katılımınızdan dolayı teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dileriz. İ.M.
__________________
TÜL ve PUS / İrfan Mutluer
HOŞÇA KAL YAĞMUR / İrfan Mutluer
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 06-01-2012, 18:40
irfan mutluer irfan mutluer isimli üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Tire - İzmir
Mesajlar: 1.037
Standart

KİM, NE DEDİ?

DEĞERLENDİRME – 1

Öykü: SAHİPSİZ AYNA - Ahmet YILMAZ

Rami:
Öykünüz gayet emin adımlarla kendi yolunda yürürken -birden bire-
imkansız tesadüfleri içeren sürpriz sona takılarak tökezleyip düşüyor
ne yazık ki. Keşke sonlanması gereken yeri kaçırmadan bitiverseydi
Amca’nın hikayesi…

Aşağıdaki yazım yanlışlarını da dikkate almanızı öneririm.

- “dudakta taşırmış” yerine “dudakta…”
- “babalarını, en büyüğü” yerine “babalarını. En büyüğü”
- “kardeşmişler: rahmetli” yerine “kardeşmişler: Rahmetli”
- “karışmıştı (…) çökmüştü” yerine “karışmış (…) çökmüş”
- “kedi gibi sokularak” deyimi “sırnaşmayı” da içerdiğinden
“sırnaşmaz” kelimesi kaldırılmalı
- Anlatıcının babası evdeki resme gizli gizli baktığına göre heyecan
duymasını gerektirecek yeni bir şey olmayacağından “heyecanla”
kelimesi kaldırılmalı.

Türe uygun yaratıcılık:6/10
Konunun inandırıcılığı: 6/10
Karakterlerin tutarlılığı:8/10
Dilin özgün kullanımı:7/10
Dilin etkin kullanımı ve akıcılığı:8/10
Kurgusal tutarlılık ve özgünlük:7/10
Biçimsel düzene ve imla kurallarına uygunluk: 7/10
Okuyucudaki tatmin duygusu: 18/30
Toplam Puan:67


Gül UĞUR:
1-2 örnekle açıklamak gerekirse; ikinci cümlede yüklem aynı olduğu için (taşırmış) sadece cümlenin sonunda olmalıydı.
Çoğu kez cümle sonlarında virgül kullanılmış.
Noktalı virgülden sonra büyük harfle başlamak gerekir.( “en büyüğü 17 yaşında…”)
Özet olarak yazım ve noktalama yanlışları ile dolu bir öykü okumaya çalıştım fakat bir bütünlük ya da öykü tadı alamadım.
30 puan veriyorum.
Emin ESER:
… ayrı ayrı değerlendirme vaktim olmadı. Puan olarak 1. öyküye:50
Aysel EKİZ:
SAHİPSİZ AYNA-75-

Güzel kurgulanmış bir öykü.Bir trajik aşk öyküsü.Fakat anlatımda göze çarpan hatalar öykünün akışını sekteye uğratıyor.Bazı konuşma cümlelerinin noktalama işaretiyle ayrılmaması,noktalama işareti hataları,ayrıca bölüm arasındaki olay atlamalarındaki bağlantısızlık-ya da çok hızlı zaman kayması-akıcılığı duraklatmış bana göre.Yıllar sonra amcayla olan karşılaşma anı gibi.Mesela öykünün başlığı olan aynaya daha çok vurgu yapılabilirdi belki.Sevgili Ahmet Yılmaz’ın güzel öykülerle başarılı olabilecek bir kalemi var.Çok okuyarak ve çok yazarak gönül verdiği bu yolda ilerleyeceğine inanıyorum.


Cahit KAYA:
Yaşamın özeti olmuş. 60 puan
İrfan MUTLUER:
Öykü “Bana bu hikâyeyi babam anlattı.” Cümlesiyle başlasa daha etkili bir giriş olurmuş. Biz bu cümleye (yine de) bir im koyalım ve incelemeye devam edelim.
Baba öyküyü büyükbabasından dinlemiştir.
“Kışın…” kelimesiyle başlayan cümle o kadar uzun, cümlecikler birbiriyle (ilişkili görünmesine rağmen) o kadar ilişkisiz ki, okur ister istemez dağılıyor. Cümlenin yüklemle bitmemesi de öyküden koparıyor okuru ve tekrar başa dönmeye zorlanıyor okur. Sözcükler akmıyor, okur dağılıyor ve öykü de burada, daha girişte bitiyor okur için! Aynı paragrafta devam ede cümle de kişisini dışarıya atıyor, kişi belli değildir burada! Kimdir burada anlatılan kişi? Yanıtsız. Aslında küçük amca gibi görünse de kişi, gereksiz bir cümle öykü için.
“Bin yıllık bir heykel gibi dilini yuttu.” Cümlesinde dilin yutulması ya da taş kesilmesi ile zamanın bir bağlantısı, ilişkisi yok! “Bir taş heykel” ya da “taş bir heykel” denmesi daha etkili olabilirdi. Yine aynı cümlede “kireç kuyusu” yerine “kireç gibi” demesi de daha uygun olurdu.
“Babam son sözünü…” ile başlayan cümle babanın bu dünyadan gideceğini gösterir ki, cümle de “gitti” sözcüğü ile biter. Buraya kadar öyküde bir tuhaflık yokmuş gibi görülebilir. Fakat yukarıda alıntıladığım uzun cümleye dikkat edecek olursak büyükbaba öyküyü üç kişiye anlatmıştır: Rahmetli amca, baba ve küçük amca. Oysa o paragrafın kurgusuna göre zamanına dikkat edecek olursak babanın da rahmetli olması gerekirdi o cümlede. Burada öykü zamanı kaçmıştır.
Bir diğer sorun ise; hikâyeyi anlatan baba, hikâyeyi büyükbabadan dinlemiştir. Dinleyenler arasında rahmetli amca ile küçük amca da vardır. En büyükleri 17 yaşında olduğuna göre, nasıl oluyor da öyküde henüz 17 yaşında bile olmayan küçük amca anlatılmaktadır? Bu da bambaşka biz kurgu sorunu!
“Benim kalemi elime alışım da bu sebeptendir.” diye devam eder öykü; yani baba hikâyenin tamamını anlatamamıştır. Burada da bir giriş hatası göze çarpar. “Bana bu hikâyeyi babam anlattı.” dememelidir yazar.
“Henüz 20’sindeymiş amcam evden kaçtığında.” Cümlesiyle devam eder öykü, amcanın adı Cemil’dir. 20’sinde evden kaçan Cemil, daha 17’sine gelmeden kendi hikayesini babasından (anlatıcının büyükbabası) dinlemiştir!!! Zaman kaymaları devam eder!..
“Adı Cemil, yuvarlak sarışın yüzü cemildi.” cümlesi de (belki bir klavye hatası) yazım hatası taşır.
Aradan bir yıl geçmiştir. Cemilden haber yoktur. Öyle ki büyük amca kayıp ilanı verir. Fakat sonraki paragraf Cemil’in kayboluşunu ya da yitişini o kadar güzel anlatır ki, çantasının içindekilere, içindekilerin sahiplenmesine kadar her şey en ince ayrıntısına kadar… Bu da aradan geçen bir yılın inandırıcılığını yitirmektedir. Ne zaman gerçekleşmiştir bu paylaşım, bir yıl sonra mı?Kayıp ilanından sonra hemen iz bulunmuş mudur? “Yıl geçti, hiç sesi duyulmadı”ğına göre çanta da en az bir yıl boyunca ulaşmamış olmalı! Geçen süre içinde çanta neden (hemen) teslim edilmemiştir? Ya da çanta teslim edildi de, okur bir şeyler mi kaçırdı? İnandırıcılığını kaybediyor öykü!
Birbiriyle ilişkisiz kelimelerden, kısa cümleciklerden kurgulanmış uzun ve dağınık cümlelerle devam eder öykü, sonunda o amansız vuruşu yapacak diye beklerken bir de bakarsınız ki, öykünün dışına çıkmışsınızdır. Öykü geride kalmıştır!!!

Bol bol öykü okumayı ve aynı öyküyü tekrar tekrar yazmayı öneriyorum. Başarılı olacağına da inanıyorum…

Puan: 40
__________________
TÜL ve PUS / İrfan Mutluer
HOŞÇA KAL YAĞMUR / İrfan Mutluer
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 07-01-2012, 22:32
irfan mutluer irfan mutluer isimli üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Tire - İzmir
Mesajlar: 1.037
Standart KİM, NE DEDİ? DEĞERLENDİRME – 2

KİM, NE DEDİ?

DEĞERLENDİRME – 2

AH TAMARA! Hüseyin KORKMAZ

Rami:

Bilinen hikâyeye yeni bir anlam katmadığınız gibi; cümle
kuruluşlarındaki hatalar, diyaloglardaki savurganlıklar, zaman
kiplerindeki tutarsızlıklarla bir hayli zorlamışsınız yazınızı.
Çalışmanın, gezi yazısı türüyle başlayıp romana, oradan da anlatıya
dönüşmesi de enteresan(!)

Bazen “Tamar’a” bazen de “Tamar” yazdığınız, yazının öznesi
konumundaki keşişin kızının ismindeki tereddütlerinizi internette
küçük bir araştırma yaparak gidermenizi beklerdim.

Öykü türüne uygun ürünlerden ve özellikle Tomris Uyar’dan okumanızı
tavsiye ederim.

Türe uygun yaratıcılık:3/10
Konunun inandırıcılığı: 7/10
Karakterlerin tutarlılığı:5/10
Dilin özgün kullanımı:3/10
Dilin etkin kullanımı ve akıcılığı:4/10
Kurgusal tutarlılık ve özgünlük:3/10
Biçimsel düzene ve imla kurallarına uygunluk: 5/10
Okuyucudaki tatmin duygusu: 10/30
Toplam Puan:40


Gül UĞUR:


Öncelikle Sevgili Hüseyin Korkmaz’a; imla kuralları, bütünlük, uyum ve derinlik konusundaki titizliğinden dolayı teşekkürlerimi iletiyorum.
Başarılarının devamını dileyerek 90 puan veriyorum.


Emin ESER:


… ayrı ayrı değerlendirme vaktim olmadı. Puan olarak 2. öyküye:45

Aysel EKİZ:

AH TAMARA-60-

Öykü ne kadar değişik bir tema üzerine kurulmuş,ne kadar zengin bir düşselliği taşıyor olursa olsun DİL o kurgunun üzerine otutturulamamışsa,edebi zenginlikten uzaksa başarısı düşüyor.Tamar’a mı,Tamara mı? Anlayamadım.Buluş güzel veriş eksik.Eksik olunca tadı yarım.Sevgili Hüseyin korkmaz,o kadar zorlama ve gereksiz sözcüklerle süslemişsiniz ya da uzatmışsınız ki öykünüzü çoğu cümleyi geri dönüp bir kez daha okudum.Örneğin… “ter damlaları”…örneğin “içimde susuzluk duydum”…örneğin “doygunluk hissedince”…”gölün kenarına iyice vardığımda”… “yorgunluk,gözlerimdeki kapanmayı,esnemeler izliyordu”….Bana göre ter yeterli.Sususluk hissetmek daha doğru.Gölün kenarına ulaşmak yada varmak kafi.Cümle kuruluşlarımdaki zamanlara dikkat edilirse,gereksiz sözcük hamallığından öykü kurtulursa daha güzel olacak inancındayım.Bol bol okumak tek yolumuz.


Cahit KAYA:


Tamara öyküsü,anlatımı , kurgusu güzel.. Okuyucuyu daha sıkı bağlasaydı, düğüm, ilginçlik daha güzel olurdu. 75 puan


İrfan MUTLUER:


Çok kısa dış zamana iki günlük iç zaman yerleştirmeyi başarmış Hüseyin Korkmaz “AH TAMARA!” ile ancak; yeni bir şeyler söyleyemediği gibi, söylemek istedikleri de hatalı cümle kurgularının, hatalı sözcüklerin, hatalı noktalama işaretlerinin, sözcük savurganlığının gölgesinde kalmış.

Açıklayalım:

Öykünün ismi ve kahramanı da olan üç aynı kişi vardır: Tamara, Tamar’a ve Tamar.
“Tamara” öykü ismi olarak yer alır, “Tamar’a”ya ise pek çok yerde rastlarız. Son anda ise “Tamar” olur. Kahramanın ismi Tamara ise kesme işareti yanlış yerde kullanılmıştır. Kahramanın ismi “Tamar” ise kesme işareti ve kaynaştırma harfi yine yanlış kullanılmıştır. Pek çok yerde Tamar’a, Tamar’aya şeklinde kullanıldığı göze çarpar. Burada isim (öyküde) Tamar’dır, çünkü “a” kesme işareti ile ayrılmıştır. Öyle ise Tamar’aya kelimesinde sözcük yanlış yazılmıştır, Tamar’a olması gerekir. “y” kaynaştırma harfidir ve sesli harfle biten bir sözcüğü, ismi “e” haline dönüştürürken kullanılır. İsim “Tamar” ise, e hali Tamar’a şeklindedir.

Öyküye gelince: ilk cümle “…çılgın akan su gibi sözcükleri dudağında akıtıyordu.” kelime grubu ile biter. Arkeolog oldukça heyecanlı olduğuna göre, cümlede “dudağına” sözcüğünün yeri yanlış seçilmiştir. Burada vurgu “çılgın akan su”da olmalı ve cümle “sözcükleri dudağında çılgın akan su gibi akıtıyordu.” biçiminde yazılmalıydı. Aynı zamanda cümlenin başındaki arkeolog kelimesi özel isim olmadığı için kesme işareti yine yanlış yerde (kullanılmaması gereken yerde) kullanılmıştır. Her iki hata, sözcüklerin yanlış ve gereksiz kullanımı, sözcük savurganlığı ve noktalama işaretlerinin hatalı kullanımının ilk örneklerini vermekle birlikte öykü boyunca bu tür hatalarla sık sık karşılaşacağımızın da ilk işaretlerini verir okura.

Üçüncü paragraf bizi yanıltmaz ve yukarıdaki düşüncemizi adeta ispatlamaya çalışır. Okuyalım:
Taş yapının penceresinde güneş ışığı içeri sızmış, ısınan duvara dokunduğumuzda bizi ürpertiyordu, garip bir sıcaklık vardı yapının içinde. Bizler birer hayalet gibi dolaşıyorduk ortalık yerde. İnsanlar fısıltı halinde birer gölgeden ibaretti, beyaz sakallı olanı, yanıma yaklaştı eski giysiler içinde, ellerinde ki ve kollarında ki bütün damarları şişmiş bir şekilde elindeki asayı tutuyordu, korkudan geri geri giderken; korkma evladım benden! Dedi.
Söze gerek var mı? Baştan sona yeniden kurgulanmalı bu paragraf. Birinci cümle yeniden kurulmalı; ikinci cümledeki “ortalık yerde” sözcükleri atılmalı; üçüncü cümlenin içinden nasıl çıkılacaksa çıkılmalı, “ki”ler önceki sözcüğe bitişik yazılmalı, beyaz sakallı korkudan geri geri gitmekten kurtarılmalı, konuşma tırnak içine alınmalı, ilk harfi büyük yazılmalı ve “dedi” sözcüğü küçük harfle başlamalı.

Öykü boyunca buna benze pek çok özensiz, kendi içinde bocalayan cümle ve paragrafla karşılaşabiliriz.

Atılacak pek çok sözcük ve sözcük grubu da vardır. Bir örnek verelim: (Beşinci paragraf.) “Kendimden korktum, onlardan biri olmuştum, giysilerimle artık onlardan bir farkım yoktu bu kesin.Cümlesinde “Kendimden korktum, onlardan biri olmuştum.” demesi yeterliydi.

Aynı paragrafta bir de zaman hatası yapılmıştır: Uzaktan bir ses duyulur, o yöne yürünür. Sonra ses gelir. “Ah! Tamar’a şaşkın kızım benim.” Burada sesin yürüme eyleminden önce verilmesi gerekirdi. Bir sonraki paragraf “O yöne yürüdüm.” cümlesiyle başlamalıydı.

Durakladım. Donmuş bir şekilde ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilemeden sadece Tamar’aya bakıyordum, göz göze gelmiş ve aniden gözlerini saklayıp, sesin geldiği yöne doğru yöneldi.Cümlesinde ise çok farklı bir kurguyla karşılaşırız. “Durakladım”, “di”li geçmiş zaman, kişi ben. “…bilemeden…”, “di”li geçmiş zaman, kişi ben. “…bakıyordum…”, “di”li geçmiş zaman, kişi ben. “göz göze gelmiş…”, “miş”li geçmiş zaman, kişi o. “…saklayıp…” şimdiki zaman, kişi o. “…yöneldi.” “di”li geçmiş zaman, kişi o. “Ben” ile başlayan cümle, çeşitli zamanlarda dolaşır ve “o” ile biter!!!
Zaman zaman bugüne (düşte de olsa) dönüş de yaşanır öyküde ama orada da bocalanır: “Tamar’anın ölümüne şahit olacağım bu kesin.” (Buradakesinlik olmamalı, bunu destekleyen hiçbir şey yok henüz!) Tarihin akışına müdahale edebilmem için mi gönderilmiştim yoksa, tarihin karanlık günlerinden bir gün!
Hatalı kurgulara birkaç örnek daha verelim:

Olanları nasıl anlatabileceğimi, bu olup bitenleri nasıl sözcüklere sığdırabilirim ve bu söyleyeceklerimin sonrası için onu ikna edebilmemin yollarını aradım.

Tamar’anın başörtüsü hafif esintiyle birlikte havalandıkça elleriyle onu tutuyordu.

“…, burnuma yaklaştırdım herhangi bir koku olup olmadığı inceledikten sonra…”

Işık körlüğü bir süre devam etti ve çevremdeki nesneleri olduğu gibi görmeye başladım.

Ayağa kalkıp, o yöne doğru yürüdüm, kayanın dibinde taşları elimle ayıklayıp, uzağa fırlatıyor, taşları her attığımda etrafa bakındığımı fark ettim, gözlerim sanki birilerini arıyordu, biraz da korku içinde!

Bu düşünceler içinde güneşin battığını, ortalığı garip bir karanlığın sardığını görememiştim. Saatin kaç olabileceği üzerine tahminler yaptım, burada saat denen bir kavramın olmadığı düşüncesi olsa gerek, bu tahminlerden vazgeçip önümde uzanan belirsiz karanlığa doğru bakıyordum. Gölün hafif kıpırtısını, suyun dalgasını işittim. Ay ve yıldız ışığı kaplı gecede kalkıp, gölün kıyısında ağır ağır yürüyüşler yaptım, kulağım etrafta herhangi gelecek bir sese karşı duyarlı.

Yorgunluk, gözlerimdeki kapanmayı, esnemeler izliyordu.

Güneş ışıkları kayanın dibine vurmuş, uyandığımda ağacın gölgesi bedenimin üzerindeydi.

Tekrar insanların arasına gidip, Tamar’ayı görebilirim umuduyla kalabalığın arasına katıldım hızlı adımlarla.

İçimde ki ses:

İçimde ki ses:
- Tamar’a bu akşam o sevdiğin gençle göl kenarında buluşma sakın, sizi öldürecekler! ( Bu ses tüm şiddetiyle içimde yankılandı)

Örnekler uzatılabilir. Yukarıdaki son alıntıyı incelecek olursak burada da hatalı bir kurguyla başlayan cümlenin konuşma sonrasında da toparlanamadığını görürüz.

o yüzler ne diyorsun der gibi baktı bir şey diyemedimcümlesinde birçok yerde yanlış yerde kullanılan virgülün, olması gereken yerde olmadığını; “…yaşadıklarımın birer rüyadan ibaret olduğunu anımsadım.cümlesinde ise birçok yerde yanlış kullanılan “anladım” sözcüğünün asıl olması gereken yerde yerini “anımsadım” sözcüğüne bıraktığını görürüz.

Bir iki bağırış duyunca sesin geldiği yöne doğru baktım iki kişi şiddetli bir şekilde tartışıyorlardı.. Evet, baş keşiş çoban kıyafeti içindeki gence çıkışmaktadır. Dinleyip, anlamaya çalıştım ama sesler çok zayıftı, duymak mümkün değil!Burada da; sesler duyulur, o (seslerin geldiği) yöne bakılır, (…) fakat sesler çok zayıftır, duymak mümkün değildir!

Son olarak; “Genç, dalgalar arasında kulaç aldığını, yorgunluğunu ve ışığı takip etmenin ezikliğini hissediyordum…” cümlesini ise anlayabilmiş değilim!
Hüseyin Korkmaz güzel şiirlere imza atan genç bir şairimiz, bu kez öyküsüyle merhaba dedi bize. Biz de bol bol öykü okumasını ve bıkmadan, usanmadan yazmasını önerelim ona, yazın yolculuğunda başarılı olması dileklerimizle…
Puan: 45
__________________
TÜL ve PUS / İrfan Mutluer
HOŞÇA KAL YAĞMUR / İrfan Mutluer
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 07-01-2012, 23:29
Hüseyin Korkmaz Hüseyin Korkmaz isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 674
Hüseyin Korkmaz - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Eleştirileriniz, yorumlarınız bana rehber olacaktır buna emin olabilirsiniz...
önce bu sitenin yöneticilerine ve sonra tüm seçici kurula emeklerinden dolayı teşekkürlerimi iletirim..

Bunlar da benden size ufak jestler;

Rami: öykü sesine düğüm atan bir çığlık süsü!
Gül Uğur: öyküçiçek açar her daim!
Emin Eser: derin zaman kuyusu iki kalp arasındaki!
Aysel Ekiz: gül dalına konan ay yüzlü bir kırlangıç!
Cahit Kaya: bilinmez sözdüşümü!
İrfan Mutluer: öykü avlusuna yağan yağmur!
__________________
Şairi var eden biraz da eksikliğidir, bıraktığı boşluklardır

Hüseyin Korkmaz
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 08-01-2012, 00:00
irfan mutluer irfan mutluer isimli üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Tire - İzmir
Mesajlar: 1.037
Standart

Teşekkürler Hüseyin Korkmaz; öyküyü yeşertmek, bir tohuma can vermek uğruna...
__________________
TÜL ve PUS / İrfan Mutluer
HOŞÇA KAL YAĞMUR / İrfan Mutluer
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 08-01-2012, 17:42
ayselekiz ayselekiz isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2009
Mesajlar: 37
Standart

sevgili hüseyin korkmaz....sevimli dizeleriniz için ben de size teşekkür ediyorum..ayrıca eleştirilere olgun yaklaşımınızın bu yolda size çok büyük bir artı olduğunu belirtmek isterim...sizden edebiyat adına çok güzel satırlar okuyacağız..eminim..sevgiyle.
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 08-01-2012, 18:47
Hüseyin Korkmaz Hüseyin Korkmaz isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 674
Hüseyin Korkmaz - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

...
__________________
Şairi var eden biraz da eksikliğidir, bıraktığı boşluklardır

Hüseyin Korkmaz
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 08-01-2012, 18:48
Hüseyin Korkmaz Hüseyin Korkmaz isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 674
Hüseyin Korkmaz - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Sizler bu kadar ***246;zveri g***246;sterip, de***287;erli zaman***305;n***305;z***305; bizlerin ***246;yk***252;lerine ay***305;rman***305;z bile takdir edilecek bir durumdur...
Sanatta, edebiyatta insan i***231;indir. Edebiyat***305;n bi***231;imlendirdi***287;i-- ***246;zverili, e***287;itimli, bar***305;***351;c***305;l, e***351;itlik***231;i, ***246;zg***252;r vs.-- ya***351;ama uygun insanlar yaratmak ister...

kolay gelsin...
__________________
Şairi var eden biraz da eksikliğidir, bıraktığı boşluklardır

Hüseyin Korkmaz

Konu Hüseyin Korkmaz tarafından (09-01-2012 Saat 22:00 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 08-01-2012, 21:17
irfan mutluer irfan mutluer isimli üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Tire - İzmir
Mesajlar: 1.037
Standart KİM, NE DEDİ? / DEĞERLENDİRME – 3

KİM, NE DEDİ?

DEĞERLENDİRME – 3

KÜÇÜK ELMA AĞACI / Fatma GÜR

Rami:

“Hafız’ın Karısı”yla aynı duygusallıktaki bir teknede yoğrulduğu hemen
anlaşılsa da; dili, biçimi ve anlatımıyla hamuru eksik kalmış “Küçük
Elma Ağacı”nın… Evet, bir elma ağacı anlatacaksa hikayeyi, masalsı bir
üslup en doğru seçim. Ama bir hikayeyi, tüm öykü boyunca sadece kardeş
zaman kiplerine giydirerek anlatmak hayli zor! (ki siz de
başaramamışsınız…)

Öykü kahramanı delikanlının 15-16 yaşlarında bir berber dükkanında işe
başladığı, dükkanın önüne meyve ağacı diktiği (ya da dikilmiş ağacı
suladığı), belli bir zaman sonra (?) sevdalandığı, müşterilerin
çoğunun onun hatrı için bu dükkana geldiği anlaşılmaktadır. Berber
dükkânlarında bir çırağın yaklaşık bir sene içinde kalfa olduğu
düşünüldüğünde -yukarıdaki zaman silsilesi içinde- öykü kahramanını
hala çırak olarak betimlemek mantıklı görülmemektedir. Ki, büyük
olasılıkla, müşterilerin öykü kahramanının hatrı için değil, onun
yapmış olduğu kesim işinin ustalığı için geldikleri düşünülebilir.

Öykünün kendisi değil de, içinde büyüttüğü o küçücük, tas-tamam
öykücük etkiledi beni, onu sevdim: “Kızın anası şunu diyecek olmuş : "
Bırak be adam, alsın sevdiğini. Sevdiği adamın sıcaklığını duysun
yatağında, öperken dudakları sevdiğinin yürek tadını alsın. " Ama
diyememiş.”

Türe uygun yaratıcılık:6/10
Konunun inandırıcılığı: 8/10
Karakterlerin tutarlılığı:6/10
Dilin özgün kullanımı:6/10
Dilin etkin kullanımı ve akıcılığı:6/10
Kurgusal tutarlılık ve özgünlük:7/10
Biçimsel düzene ve imla kurallarına uygunluk: 7/10
Okuyucudaki tatmin duygusu: 20/30
Toplam Puan:66


Gül UĞUR:

Küçük Elma Ağacı, yalın ve düzenli bir öykü fakat okuyucuda derin bir etki bırakmıyor.
Anlatım biraz daha güçlü, yoğun ve özlü olabilirdi.
60 puan veriyorum.

Emin ESER:

… ayrı ayrı değerlendirme vaktim olmadı. Puan olarak 3. öyküye:40

Aysel EKİZ:

KÜÇÜK ELMA AĞACI -80-

Öykü daha ilk cümlesiyle,sözcüklere eklenen küçültme (ve sevdirme)ekleriyle-ihtiyarcık,kadıncık,oğulcuk-keyifli bulduğum bir anlatı oldu.Küçük bir elma ağacının dilinden bir yaşamı aktarmak başarılı bir kurgu.Yazarını tebrik ediyorum.

Cahit KAYA:
Küçük elma ağacı da bir romanın özeti gibi… 65 puan


İrfan MUTLUER:
KÜÇÜK ELMA AĞACI Şiir Akademisi öykü yarışmaları etkinliklerine katılan Fatma Gür imzalı bir öykü. Fatma Gür’e katımından dolayı bir kez daha teşekkür ediyorum. Bir Kez daha diyorum çünkü İlkyaz dönemi etkinliğinde HAFIZIN KARISI ile birincilik ödülünü kazanmıştı Fatma Gür.

Bir yarışmayı, herhangi bir yarışmayı kazanmak (ya da derece almak) zordur; öncelikle alınan dereceyi hak etmek, bunun için de küpü iyi doldurmak, hamuru iyi yoğurmak gerekir. Küp ne kadar dolu, hamur iyi yoğrulmuş olursa olsun, alınan derece ağır bir sorumluluk yükler yazarına. Bundan dolayı yazar, kendisini rakip olarak görür ve yine kendisini aşmaya çalışır. Bu nedenle bir süre yazamadığı da görülür. (Aslında bunun için yarışma/ya/lara katılmaya, derece almaya gerek yoktur. Bu başından itibaren böyle olmalıdır, yazar (ya da sanatçı) sorumluluğudur bu ama nedense yarışmalara yakıştırılır bu düşünce. Bir çelişki elbette.)

HAFIZIN KARISI da Fatma GÜR’e benzer bir sorumluluk yüklemiş midir bilmiyorum. KÜÇÜK ELMA AĞACI’nı birkaç kez arka arkaya, yarışma süresi boyunca belirli aralıklarla yine birkaç kez okudum. KÜÇÜK ELMA AĞACI, HAFIZIN KARISI’nın gölgesinde kalmış, aynı hamurla yoğrulmuş ama mayası iyi tutmamış bir öykü. Yarışmaya gönderilen diğer öykülere oranla hatalı cümle kurguları, zaman kaymaları yok öyküde. Öykü kendisini okutuyor okutmasına da, ama bu kez olmamış da dedirtiyor. Fazlalık kelimeler dilinize batmaya başlıyor bir yandan. Bir örnek verelim. Öykünün ilk cümlesi: “Buranın, bu caddenin. Tek meyve ağacı benim.” “Bu caddenin tek meyve ağacı benim.” de diyebilirdi yazar. Anlamda ne eksilirdi? Sonraki cümleye ise hiç gerek yok! “Uzun bir cadde burası.” Öykünün fazla, gereksiz cümlelerinden biri.

Bir de ne dediği anlaşılmayan bir cümle vardır öyküde: Bir de bu caddede üstünde sahibi kalpten ölen inşaatta yaşayan kimsesiz yaşlı adamın hali yüreğime işledi. Bu cümleyi de öykünün nazarlığı olarak saklayalım.

Öykü boyunca anlatılan her şey yüzeysel kalmış; acı tam olarak verilememiş, çırak büyüyememiş, çıraklıktan kurtulamamış, aşık olmuş, aşk verilememiş, kaçış eksik kalmış, neredeyse hiç değinilmemiş. Kızın babasının kaçmadan önce ağzından onca söz çıkıyor, dibine darı ekercesine (neredeyse) her şeyi araştırıyor da kızı kaçtıktan sonra ağzından tek bir sözcük olsun dökülmüyor mu? Bu da yüzeysel kalmış ve bu kadar yüzeyselden sonra elbette ölümün de yüzeysel olmasına şaşmamak gerekir!

Sanki aceleye gelmiş bir öykü gibi olmuş KÜÇÜK ELMA AĞACI.

Yukarıda yarışmaların yazarını etkilediğinden bahsetmiştim. Dilerim Hafızın Karısı’ndan önce yazılmış olsun bu öykü, yoksa biz Fatma GÜR’e ağır bir sorumluluk mu yükledik diye kara kara düşüneceğim!

Pes etmek yok, Fatma GÜR’den daha pek çok nitelikli öykü okuyacağımıza yürekten inanıyorum.

Puan: 50
__________________
TÜL ve PUS / İrfan Mutluer
HOŞÇA KAL YAĞMUR / İrfan Mutluer
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 06:18


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum