Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Şiir Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #11  
Alt 11-10-2012, 02:27
c.edip soykan c.edip soykan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: Kırşehir
Mesajlar: 121
c.edip soykan - MSN üzeri Mesaj gönder c.edip soykan - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart büyüyor yokluğuna izim

büyüyor yokluğuna izim

susacağım bir kadın yok artık, intizar mevsimidir eylül;
bir ah kalır uğruna adadığım cehennemden yadigâr

al efkârını da götür, soydun ya kendini düşlerimden;
yıllar sonrası cinnetim ağıyor ömre; ölümün tazedir yüzümde

bir intizar mevsimidir eylül; ah alır çocuk gözlerin gizle
bakıyor lâl pencerenden hayat; kör bir serçe konuyor renklerine

balkonunda solan menekşeler kadar azalıyorum,güneşi yok güzün;
kuruyor dallarında mevsimlerim, benden içre ölürken yüzün

bağışlanacak acının damarlarında çatlayan buse senin değildi;
bir kadına sustum ömrümü…

ilençli yüzüme düştü baharsız mevsimler hazanı
ne kadar sussa da sesim içime; gece yine çığırtkan

yüzümde yırtıcılığıyla işliyor dişeğisi yalnızlığa yontu ustasının
eksik sevmelerde büyüdüm sen de kalan adımı

sesinde parçalanan hayat bulaştı zihnine kayıtsız ölümlerin
eylül lekesi kaldı dudağımda buruk tebessümlere emanet

gözleri çığlık yutan sonbaharlarda sarı hüzünlere fısıldarım son sözümü
tutkun kalır;her yaprakla acıyan yüreğim düşerken boşluğa…

dilsiz zamanlara sığar gözümden düşen tomurcuk
ah’ıma papatyalar düşürür içimin efkârı

dallarını kurutan ağacın feryadı güze değildir anla!
kökleri öldüren yağmuradır, zamansız yağan

uzak sesler rüzgârında başımda dönüyor hatıran;
al beni sende yokluğum bitsin; sümbülün tutsaklığı bülbüledir bilesin

hangi figâna sustum bahar ortası, geceyle sevişirken korkuların dibinde;
hayaller filizlenir arda kalan sus ağrıları değerken teyelli yalnızlıklara

gölde susuş kadar nilüferim, kanayan sazlıkların uğultusu çağırır nakaratına:
bu narin ölümü yıkayın, gül yaprakları yüzen çiçek sularıyla!

acısam da içime düşen çocuk ürpertilerinin yalnızlığında,
atılan taş ıskalamadı kelebeğin ömrünü nazenin
aşkını sar sudaki bulutlara yarası ağrımasın

gözünde kırılan anlam yeşertsin ellerini hayatın; akan suları sebil
göğün yarasına bas yaranı, rüzgârların hüznüyle yırtılsın sesinde akşamlar

uzak yağmurları yağarsa yüzüne ayrılığın, sonbaharların azizliğine say;
ayrılık yaprağını iliştir dudağına, gülerken kanasın sevincin…aldırma,

bayramlıklarını giy, çık sokağa;gülüşlerini vur sende saklı hüzzam duvarlara
değil mi ki acıyı oyun diye oynamak en güzelidir aldatmacaların

başkaca yüzüm yok… biliyorsun
alıp gidiyorsun bende yansıyan suretini; git/…me!...

dayayıp yüzümü ruh-teninin en kutsal yerine;
çırılçıplak sarılıp susmak istiyorum bir ömür

dudaklarımda tomurcuklanırken eflatun güzelliklerin;
aç ruhunun derinliklerinde sağalt beni, sende ölmek istiyor cismi nazenin

git/…me!...

öfkesinde acıyan kadın söyledi gerçeği:

//
uzak öfkesinde yalnızlıkların terk edilen çocuğuydum mısrası eğik
ölümlere çağıran ağızlarda sevgisi sınanan öyküler yazılırken ömrüme

sevgiden bahsetmesin dudaklarında ölüm taşıyanlar!
sevgide yok oldum çünkü; bölünürken ağrım içlerime

kim öldürüyordu iyi kadınları kuzum kim?//


ayrılığın renginden sızan siyah suları erguvani dilde içen senin dudakların değildi
bir kadına sustum ömrümü...

biliyorum; giderken, yokluğun bütün dillerinde gözlerime asacaksın adını,
sessizce eskiyecek düşlerim;alfabesi eksik çocukluğumdan arda kalan

biliyorum ;bir yanılsamadır yıllarıma sızan, aklaşan ufkuma düşerken zaman;
gideceksin alıp bende bıraktıklarını, renklerimi öldürürken silinen izlerimde çoğalan

içime düşen sızıya râm olmuş ömrüm,geciken sözlerin renklerimi soluk
ey acılarda sınanan tutkum, kanatıyor zamanın dişlisi kırılgan dilini âşina
belki de yeşermiştir hiç’e ektiğim mor alevli sular, yıkarım gözlerimde ki ellerini

git/…me!...

dilimde acı bir söylencedir şimdi tortusu serzenişlerden arda kalan sesim
içime akıtırım yok yalnızlığında ela kahırlardadır gözlerim
susacağım bir kadın yok artık, büyüyor yokluğuna izim

eylül 2009 kırşehir
__________________
yıktım devletimi isyansız;
bütün iktidarlar hükümsüzdür içimde
/çığlığı deniz kokan bozkır martısı
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 06-01-2013, 19:58
c.edip soykan c.edip soykan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: Kırşehir
Mesajlar: 121
c.edip soykan - MSN üzeri Mesaj gönder c.edip soykan - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart çokölüm

...
__________________
yıktım devletimi isyansız;
bütün iktidarlar hükümsüzdür içimde
/çığlığı deniz kokan bozkır martısı

Konu c.edip soykan tarafından (13-01-2013 Saat 00:23 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 10-02-2013, 18:42
c.edip soykan c.edip soykan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: Kırşehir
Mesajlar: 121
c.edip soykan - MSN üzeri Mesaj gönder c.edip soykan - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart çokölüm

...
__________________
yıktım devletimi isyansız;
bütün iktidarlar hükümsüzdür içimde
/çığlığı deniz kokan bozkır martısı
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 10-02-2013, 18:43
c.edip soykan c.edip soykan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: Kırşehir
Mesajlar: 121
c.edip soykan - MSN üzeri Mesaj gönder c.edip soykan - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

...
__________________
yıktım devletimi isyansız;
bütün iktidarlar hükümsüzdür içimde
/çığlığı deniz kokan bozkır martısı
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 10-02-2013, 18:49
c.edip soykan c.edip soykan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: Kırşehir
Mesajlar: 121
c.edip soykan - MSN üzeri Mesaj gönder c.edip soykan - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

çokölüm

ben çok ölüm öldüm; İstanbul’da ilkin, gerisi lafı güzaf...
gözlerime dolarken laciverdi gece;
gri martı gölgeleri sessizce değiyor alnıma sonra beyaz ufku yalnızlığın…

çekiliyor elimden akşam saatleri söze düşerken çığlığı dilimin;
ağıyor ruhuma yüzüne iliştirilmiş gecenin içi; bitmiyor cinnetim;
her günah kendi iziyle büyüyor, ey sevgili… susuyor tenimde ay ışığı;
düşüyor kara sulara gölgem hırçın denizde ıslanan bir gemi,
ölü bir denizi çekiyor kıyıdan; denizler batıyor suya,
kayboluyor suretim karadan; bir avuç küllenen korda boğuluyor yüzüm: suretin; vardığımız yerde izsiz bir ölüm;
şimdi ışıklar büyütüyorum derin sularda, hece çımacısıyım ömrün,
kıyısına rıhtımsız biriken lodos eprimeleri tenim:
çıplak zamanın örtüsü dokunur solgun avuçlarıma;
kaç kez vurdum kendimi ateşin doğduğu yerden
ömrüme kül değdi suyunda eriyik hüzünler yüzen

ben çok ölüm öldüm; İstanbul’da ilkin, gerisi lafı güzaf...
gözlerime dolarken laciverdi gece; düşlerim izinde araf…
…düşlerim izinde araf

coşkun edip soykan
6 ocak-10 şubat 2013 kırşehir
__________________
yıktım devletimi isyansız;
bütün iktidarlar hükümsüzdür içimde
/çığlığı deniz kokan bozkır martısı
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 31-03-2013, 20:04
c.edip soykan c.edip soykan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: Kırşehir
Mesajlar: 121
c.edip soykan - MSN üzeri Mesaj gönder c.edip soykan - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

nûbihar sabahı

o gün,

biz ıslaklığın ten renginde yaşıyorduk ayrılığı, adını söylesem dilimde akşam oluyordu. mor bir hüzün yağıyordu yüzüme; tenimde değildi, ıslaklığı teninin; avuçlarımda avuçlarının terleyişi, gözlerinde ki hüzün ömrümün son bestesiydi.





sussam, yüreğimde ince sızılı bir isyan; başkaldırıyordu tutkunla bıraktığın izler; gidelim diyordum içime, utangaç bir naz değiyordu yüzüme uzak yaşanmışlıkların esrik yalazlarından; okşuyordu acıyan belleğimi hatıralar;






tenimi günbatımı kadehlere dolduran denizsiz kalmış bir grup vakti çalıyordu; ne desem boşluğa düşüyordu çığlığım, kendini arayan yolların çıkmaz sapaklarında bir ölüye ağlıyordu gözlerim; laciverdî geceye sızan iyot ve yosun kokusu alıp götürüyordu benliğimi uzaklara; bağırıyordum geceye. sus! diyordu, kayalara hırsla çarpan dalgalar, saçlarına rüzgâr değiyordu denizin, sus! diyordu, kendine ihanet darağaçları kuranların söyleyecek sözü olmaz kendine ve aşka dair;







düşüyordum ellerimden, tut saatleri durmuştu nûbiharların; sancısı dinmemiş iç çekişlerim ağıyordu şarap kaçkını geceye; bütün suları kirliydi evrenin; dudaklarındaki hüzne benziyordu şarabın morluğu; iki yürek atımı uzakta yanıyordu kederli yüzü ayrılığın, tılsımlı bir sevginin soluk gözlü penceresinden sızıyordu yalnızlığın rengi ve karanlık buruşmuş bir örtü gibi sarıyordu geceyi kıvrımları lâl;





yorgun bir hüznün acısını resmediyordu camlara, gözyaşlarının rengine benzeyen yağmur taneleri ve toprağın kokusu değiyordu yüzüne, güneş tenli bir çocukluğu getiriyordu sıcacık kucağında; suskun gecenin ay ışığına yatırdığı öksüz sokakların inlemelerine dalıp gidiyordu gözlerim; ay, utangaç bir çocuk gibi kıskanıyordu gözlerimi, yüzümde sevginin rıhtımıydı kırılgan çocuk tebessümü;





yağmur yağıyordu inceden, tenimin ılık yalnızlığına süzülürken, kendi iklimine ağlıyordu zamanın dili; kalorifer kurumları yağıyordu bacalardan, ölü sessizliğine büyüyordu şehir; taş binaların ruhsuz, iğreti duruşları çarpıyordu yorgun insan suratlarına; gizemlere örtük kapıların ardında buluşuyordu aşksız bakışmaların solgun yüzleri; kaldırımlarda ayrılığın ayak izleri karışıyordu rüzgâra, yağmur yağıyordu, ölü sessizliğine büyüyordu şehir; dokunsan ağaçlara yalnızlığın sesi düşüyordu ellerine, ölü sessizliğine ağıyordu şehir ;





biz ıslaklığın ten renginde yaşıyorduk ayrılığı, ürkek bir aşkın ayrılığını döşüyorduk kaldırımlara suskunluğumuzun ağrısı dinmemiş ezginliğinde…şehir dilsizce susuyordu, yol uzayıp gidiyordu kendine küskün, biz kaybolmuş çocukların kaygısındaydık, yüzümüz yabancılaşıyordu birbirine; sen kendi aşkını arıyordun ekim suskunluğunda, ben susuyordum; oysa yılların kavuşmuşluğuydu sanki tutsak renginde bakışlarımız asrın ayrılığına teyelli;





gözleri okyanus bir kadının çiğ damlasıydım kirpik uçlarında;sokak lambaları kör bir karanlığa uzuyordu; tanıdık acılardan düşüyordu payımıza;hasreti çiziyordu ışığın tenimize dokunan rengi;derin hüzünlerin oyduğu gözaltı mağaralarına düşüyordu bakışlarımız; uçurumun eşiğindeydik, kaybolan günlerin yasını tutuyorduk kaçırdığımız ürkek bakışlarımızda; sen okyanus gözlerinde çığlık çığlığa arıyordun kendini; ben çağla yeşili ağıtlar bakıyordum ömrümüze..





sonra, ayrıksı bir zamanın gergin uzantılarına düşüverdi bakışlarımız: sanki birbirini hiç tanımayan yolcuların uzak bakışlarında yol alan, farklı raylara döşenmiş düşler gibiydik…oysa ben, senin uykusuzluk yorgunu düşlerinde, yalnızlığa sürgülenmiş ağıt sessizliği bir kasabanın tren uğraksızlığı bakışlarında, beyaz yüzlü solgun lojmanların minik balkonlarına sürerken ellerini, mutluluğu nasıl hamakladığını çok iyi biliyordum…







adını söylesem dilimde akşam oluyordu…kara bir günü avuçluyordum bakışlarından; hangi çağlayanın sesi karışıyordu dingin suskunluğuna, dudakların hangi acıya kenetliydi öyle?;hangi bulutlar konardı dağların ölü sessizliğine, doruklarında masalların ağlaştığı ?neydi yüzünde tutuşan yangının magması? hangi hüznün yankısıydı çocuk dudaklarında ağrıyan? hangi fırtınadan arda kalmıştı, yetim bir çocuğun bakışlarında hapsolan kangren ağrısı gülücüğün?





ayrılık ırmakları akıyordu aramızdan, dallarına düşlerin asılı;
yeşil saçları suya değiyordu bir kadının,durgun derinliğine çağırıyordu ırmak;
boğuluyordum serinliğinde ayrılığın bir nûbihar sabahı



eylül 2010 kırşehir
__________________
yıktım devletimi isyansız;
bütün iktidarlar hükümsüzdür içimde
/çığlığı deniz kokan bozkır martısı
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 06-05-2013, 23:18
c.edip soykan c.edip soykan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: Kırşehir
Mesajlar: 121
c.edip soykan - MSN üzeri Mesaj gönder c.edip soykan - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart barış

barış

barış
adını kürtçe koyup acıların ağıtlar yakmaksa şehitlerin ardından
yoksul bakışlarını süslemekse
sarı
kırmızı
yeşil
harmanisiyle düşürülmüşlüğün
toprağın bildiğin yerlere yatırmaksa kırkı çıkmamış bebeleri
dizanteriden tifodan
ve açlığı ekmekse güzelim harran ovasına
kurban vermekse zap deresine genç kürt kadınlarının bedenlerini/
töreler böyle diye
ve diyarbakır sokaklarında satmaksa bedenlerini/onyedisine gelmeden daha
yahut tecavüze uğrarken apoletlerin ışıltısında/kürtçe haykırabilmek özgürlüğüyse barış
özlemi kana döner nefreti tükürür mazlum doğan
ölüm dahi öldürmezdi onu bu kadar
bu kadar göğüs başından
barış
porno filmlerinde kürtçe orgazm olmaksa eğer
yahut fahişeliğin adını telaffuz etmekse kürt dilinde
ve bir coğrafyanın adını kazımaksa belleklerden/özgürlük uğruna kanla sulanmış
katliamları öğrenmekse anadilinde ingiliz oyunu diye
yahut defilelerde satışa sunulmuş kadın vücutlarının estetiğinde/kürtçe reklam verebilmek özgürlüğüyse barış
nasılda yanar yürekleri
isyan bakışlarını koyaklara yatırmış devrimci halk çocuklarının
ve haykırarak özgürlüğü
bir şamar gibi patlatıp yüzlerine dost cellatlarının
diyeceklerdir elbet
“bu kavga sürüyor sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek”

99-2002 kırşehir
__________________
yıktım devletimi isyansız;
bütün iktidarlar hükümsüzdür içimde
/çığlığı deniz kokan bozkır martısı
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 10-06-2013, 01:20
c.edip soykan c.edip soykan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: Kırşehir
Mesajlar: 121
c.edip soykan - MSN üzeri Mesaj gönder c.edip soykan - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart SANRILI BUYRULTULAR

SANRILI BUYRULTULAR
1.
elbe!
de ki:
gökcül hırsların oyunlarında anlamını yitiren gerçek, uzak dursun iyiliğin adından
iştahlarını suskunun ölgünlüğüne kayıt düşen çürümüş uslar bilmez mi ki: söz akranıdır hayatın
ergen acıların belleğe kazınan zamansal izleri çağırırken utkusal hazlara; dudaklarında kanlı gülüşlerin esrarı
kuşkanatlı rüyalarda kapitalin çocuğunu katlederken tanrısız el;ezilen bedenlerin ruhlarına sızan direncin mayasını çalıyordu derinden;
bilmezler mi ki; ölülerde dirilerin içrek olduğunu, hangi ellerini uzatacaklar, hangi yüzlerini gösterecekler
de ki; maskelerin düştüğü yerden söylüyoruz onlara, utançlarını taşıyacakları yüzlerini kendileri yarattılar, utanmayı bilirler mi?
yıktıklarına baksınlar yeter, görecek gözleri varda görmezler mi,oysa alacakları dersler vardır onlarda
__________________
2.
elbe!
de ki:
onlar bir pencereden bakanlardır siyaha kanmışlıkları vurur yüzlerine
evrenin ayaklarında böcek gibidirler, tutunacak dişleri yoktur onların
eğilmekten önlerini göremezler, ufuklarında parlayan yıldızlar ışıtırken dünyayı
__________________

3.
elbe!
de ki:
karanlığın çocukları dünyayı parçalarken ortasından kazıklı burgularla
içinde çarmıha gerilecekleri sütunları dikiyorlar toprağa
bilmezler mi ki; topraktan gelenin toprağa döndüğünü
çağırın yüzleşicileri! bitkilerin yeşilini zehirleyenler girmesinler bu kapıdan içeri
metali kanla yıkayanların yüzleri dökülsün kızgın haddelere
__________________

4.
elbe!
de ki:
ölüm satıcılarının tahtları yıkılırken yeryüzünde
kadını öldürenler ve mülkleştirenler sonsuz yalnızlığın mirasçılarıdırlar
içinizdeki erkeği öldürün yüzyılların artığı iktidar beyinli tanrının gölgesinden beslenen
açın yüzlerinizdeki örtüyü sonra kucaklaşın
hayat yüceliğin akışında yeniden doğacaktır insanoğlunda
__________________

5.
elbe!
de ki:
kara parçalarının rengini bozanlar, acıların denizlerinde yitik birer kibrit çöpüdürler
sularda arasınlar eşlerini, eşleri ki yalnızlıklarına maske takmış güleç yüzlü siluetleridir riyanın
__________________
6.
elbe!
de ki:
suların akışını tersine çevirenler kendi çöllerini yaratanlardır
saflığı bozulan her şey kendini inkar edene döner
kirletilen aklığın maviliğine düşen siyah onlara hiç mi bir şey anlatmamaktadır
oysa aksayan uzuvlarınızda kendi açlıklarınızın miraslı kalıntıları vardır
kanlı gözyaşlarını akıtan doğanın rahmine kötülük tohumlarını eken sizlersiniz
kardeşlerinizin özlerini esir eden yoksunluklarda yoksulluğu tenlerine giydiren
__________________
7.
elbe!
de ki:
yüzleşme günü geldiğinde ,yüzlerine vuran kendi yansılarıdır korktukları
cennetim yok, cehennemim de; susup dinleyecek olan onlardır
bütün insanlık sigaya çekecektir onları,savaşlar,katliamlar,türünü ezip geçen onlardır
keşke bitmeseydi diyecektirler bu kudretin aklına boyun eğmeler
inkar eden karşıtını doğurarak büyür bilmezler mi?her zayıf güçlenir, her güçlü zayıflar
__________________
8.
elbe!
de ki:
yüzlerinde nefretin yükünü taşıyanlar, açlıklarını doyuracakları ateşlerden besleneceklerdir
acılardan örülü iktidarlarından arda kalan gözyaşlarında bağışlanmayı dileyenler bilsinler ki ;
ölüm onlar için daha az azap vericidir ;çünkü onlar yaptıklarından ötürü her an ölümle yaşayacaklardır.
__________________
9.
elbe!
de ki:
karanlığı eteklerinde toplayan kadınlar çarşaflarını örtmesinler yüzlerine
mekanik gıcırtıların sesine karışırken dijital algılar
topuklarında fahişeliği saklayanlar güldüklerini mi sanıyorlar, prangalarını kemirirken ruhlarındaki köleler;azatlık yasaktır onlara
__________________
10.
elbe!
de ki:
rahimlerinin gücünü bilmeyen kadınlar neden kaybettiler insanlığı?
emzirirken eşit bölüştüren onlar değil miydi?hiç sorgulamazlar mı?
__________________
11.
elbe!
de ki:
beyinlerinde köleliği taşıyanlar rahimlerinden özgürlük doğuramazlar. erkekleri onlar doğurmadı mı,onlar emzirip,onlar büyütmedi mi? kendi eserlerinde inkar edilen onlar değil mi kimi suçluyorlar,dönüp kendilerine bakmazlar mı?
__________________
12.
elbe!
de ki:
özgürlük bilge insan eylemidir,susarak özgürleşeceğini sananlar dilsiz kölelerdir
__________________
13.
elbe!
de ki:
ortaklaşa üretirken her şeyi ;ilk bozulan neydi ve kim bozdu ve neden bozuldu?
kendi yarattıklarında kendilerini köleleştiren onlar değil miydi?
ilk acıyı yaratanlarda onlardı. kimi suçluyorlar? hiç düşünmezler mi nereden ve nasıl bu hale geldiklerini?
şüphesiz baksalar tarihin akışına alacakları dersler vardır acılarda
açlığın siyah sesini dilsiz tenlere hapsedenler onlardı,
yaşayan ölüleri toprağın içine gömenlerde;nasıl bakacaklar çığlıkları evreni sağır edenlerin yüzlerine
__________________
14.
elbe!
de ki:
kendi yarattıkları doğrularla insanları suçlayanlar; başkalarının doğrularıyla yok olmayı kabullenenlerdir, hiç düşünmezler mi söylediklerinin nereye gittiğini? şüphesiz söylediklerimizi anlayanların çıkaracakları dersler vardır.
__________________
15.
elbe!
de ki:
kendilerinde olanı göremeyenler hiç olmamış olanı nasıl bilebilirler,nasıl görebilirler,hiç düşünmezler mi?
__________________
16.
elbe!
de ki:
ateşi çaldım.
tanrıları yaktım.
su diye bağıran onlardı.
sonsuzluğun içindeydi evren
kanamalar yoktu çocuk gözlerinden
big bangın ardındaki oyunda yokluğun tılsımlı elleri yoktu
çelimsiz bir tanrının kaprislerine kurban ediliyordu insanlık
hangi yalnızlığın korkusuydu talan mevsiminde kurban edilen
__________________
17.
elbe!
de ki:
elsizlikten elleri,dilsizlikten dilleri,tinsizlikten tinleri doğuran onlardı
meraktan ve yanılsamalardan ve sensizlikten seni yaratan onlardı,
yanlışı doğru zannedip yaşatan onlar değil miydi?yanılarak öğrenen onlardır
__________________
18.
elbe!
de ki:
yanlışta ısrar edenler bir avuç azınlıktırlar,türlerini ve dünyayı yok edecek olan onlardır
hiç düşünmez ve anlamazlar mı sonlarının geldiğini?
__________________
19.
elbe!
deki:
zamanın eğrildiği yerden geçecek olanlar ,zamansızlığın adıyla çağrılacaklardır.
onlardan zarar gören olmayacaktır. istedikleri anda istedikleri yerde olan onlardır.
sadece görüntülerin ve seslerin zamanda aktığını sananlara ibretler vardır.
kuarkları çökerten ve birbirine sıkıştıran olasılıkçı gerekirliğin hükmüdür
ve onlar parçalandığında elinizde kalanlara iyi bakın, sonsuz olanı sonsuzca parçaladıklarında;evrenin beşiğinde sonsuzu bulacaklardır;
__________________
20.
elbe!
de ki:
yaşamın anlamını hâlâ çözemediler mi?
o yüzden mi birbirlerine acı veriyorlar,dünyayı kana buluyorlar bin yıllardır?
oysa idrâk edilecek tek şey insandır,bütün anlam ondadır.
gizlisi saklısı olmayan, diliyle söyleyebilen o’dur; anlamları çözmek insanın aklının yüceldiği yerden geçer,insanın aklının yüceldiği yer insanlığı kavramaktan;akılları varda kullanmazlar mı?
oysa insanda açık olan aklın kendisidir;akıl, insanlığı anlayacak ,gerçekliği bulacak yegâne güçtür,
kendisine verilen anlamlarla varlaşan o’dur,onlara de ki:mutluluğu; azabın amacında,yoksulluğun kaderciliğinde, çilenin özünde arayanlar,nasılda yanılmaktadırlar,bilmezler ki en tam insan kendisinde olanı gerçekleştiren insandır;onlara de ki:insan özgürleştikçe mutluluğun özünü anlar,insanlar özgürlüğü: yeteneklerini,tutkularını,hayallerini özgürce ve birlikte gerçekleştiren insanlar olmadıkça, mutluluğun kaynağını çilenin tapıncında arayacak nesiller yaratacaktır ve o nesiller sizleri andıkça tarihin kan sızan sayfalarından sizin de ellerinizin izi çıkacak, bakabilecek misiniz ellerinizle yarattığınız eserlere?
__________________
21.
elbe!
de ki:
akılla başlayan acı akılla yok olur,ilk/el (güdüsel) aklın yarattığı yetmezliklerde boğulmak, yücelen aklı anlayamayanların akılsızlığıdır.ilk/el akıl ki kendisi için gördü her şeyi, ortakça olanı kendisi için,ondan önce ortada olan neydi, hiç düşünmezler mi?yetenek yoksunluğunun ve zorunlulukların yarattığı ortaklaşa yaşam;sonra gelişti her şey,ilk/el aklın egemenliğini sürdürmek isteyenler binyıllar boyunca hükmettiler neden?insanlık ilkel aklın yetmezliğiyle zorunluluklardan doğanı doğru diye algılamasaydı her şey farklılaşacaktı,sonra doğru zannedilenin alışkanlığıyla yürüdü geleceğe;sapıncın derinliği alışkanlıkların varlığında büyüdü,ilk acının tohumlarını atan ;aklın insanal yoksunluğudur bilmezler mi?de ki: ilkel aklın savunucuları sadece kendisi için isteyen güdüsel varlıklardır,oysa akıl yücelmiş safhasındadır,sapıncın doğruya akma zamanıdır artık bilmiyorlar mı?
__________________
22.
elbe
de ki:
sırtını mistik ürpertiye dayayan akıl
egemenliği kendinden yarattığı hiçliğe verir
kölesi olacağı zamanları
kil tabletlere yazar zehirli ayetlerle
__________________
23.
elbe!
deki:
aklın eziyetine aklıyla karşı koyanlar geleceğin mirasını yaratanlardır;
onlar,insanlığın mutluluğuna ışık tutan yalvaçlardır.ne mutlu onlara ki yaşamın güzelliklerini sır diyerek saklamazlar
__________________
24.

elbe!
de ki:
içlerindeki iktidarlarını yıkamayanlar zulmün kaynağıdırlar;hükmetmek insanlığın çocukluk hastalığıdır.değilmi ki;mülkleştirme tutkusunun karanlık dehlizlerinde insanlığa acıyı yaşatan onlardır,mülkleştirme: iktidarlaşmanın aç gözlü şahididir,gözleri sadece kendine dönük aynalara bakar;aynalarını kırmayanlar onlardır ,güzelliği ve yüceliği kendinde görürler,oysa bilmezler ki;insanlığı yatağından saptıran onlardır,tarihte iktidar olan onlardır,insanlık onların doldurduğu kan çanaklarından içmiştir acıyı;onlara de ki:ya insanlık için yaşamayı seçecekler ve insanlaşacaklar yahut kendi yarattıkları iktidarlarının yıkıntıları altında kalacaklardır;şüphesiz insanlık iktidarsızlığın paylaşıldığı gerçek insan toplumunu yaratacaktır
__________________
25.

elbe!
de ki;
1-köleleştiren aklın çağrılarında onları büyüleyen gizli kötülükler vardır... hiç görmezler mi?
2-onlara özgürlük gibi görünenlerde tutsaklığın zehirli gülleri vardır...hiç anlamazlar mı?
3-toprağı kanatanların bin yıllardır süren egemenliklerinde,kendini özgür sanan kölelerin emekleri vardır...
4-kanın renginden beslenenlerden sakının...
5-gündüzü geceye çevirenlerin gözlerinde gördüğünüz ışık sizi kör eden karanlığın ışığıdır
6-iç aynasında insana bakmayanlardan uzak durun
7-kimin gözüyle bakıyorsunuz hayata,aldatanlar ve aldananlardan olmayın
8-emeği tutsak ederek yaşayanlar,insanlığın saptırıcılarıdırlar
9-emeği özgürleştirmeyen bir insanlık köleliğin ahlâkını egemen kılar sonra bu ahlâka tapınanlardan olur
10-tutsaklığın ahlâkını savunanlardan sakının
11-dilleri yasaklayanların dilinden olma! onların sözlerinde balla karıştırılmış baldıran zehri vardır,tadında bal, özünde baldırandır.dilleri tutsak edenlerin dilinde özgürlük: öldüren bir kelebeğin güzelliğindeki çekici renklere benzer...her güzel görünen renge aldananlardan olma
__________________
yıktım devletimi isyansız;
bütün iktidarlar hükümsüzdür içimde
/çığlığı deniz kokan bozkır martısı
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 16:11


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum