Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > KİTAPLAR - DERGİLER - KİŞİSEL SİTELER > Kitap İnceleme ve Tanıtımı

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06-07-2017, 10:34
admin admin isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 1.806
Standart Gamze Güller’den Beşinci Köşe ve İçimdeki Kalabalık

Gamze Güller’den Beşinci Köşe ve İçimdeki Kalabalık
Nilüfer Altunkaya




Gamze Güller’in Beşinci Köşe ve İçimdeki Kalabalık adlı öykü kitapları İletişim Yayınları’ndan ikisi bir araya getirilerek yeniden basıldı. İletişim Yayınları’nın iki öykü kitabını bir araya getirerek yayımlaması öykülerin bir bütün halinde okunması gibi bir avantaj sağlıyor elbette. Diğer yandan her öykü kitabının kendine özgü yolculuğuna müdahale edilmiş oluyor. Kişisel görüşüm elbette her öykü kitabının yeni baskısının ayrı ayrı yapılması şeklinde ama böylesi de yazarın öykülerini bir arada okuma kolaylığı sağladığı için tercih edilebilir.

Gamze Güller’in Orhan Kemal ödülü alan Beşinci Köşe’deki öyküleriyle başlayan kitapta yeni baskısı yapılan İçimdeki Kalabalık ve Beşinci Köşe adlı kitaplarına iki yeni öykünün de eklendiğini görüyoruz.

Gamze Güller, yalın bir anlatımla ve kurgusal gerilimi yüksek olay örgüsüyle kaleme aldığı öykülerinde okurla kolayca bağ kurmayı başaran bir yazar. Öykü kahramanları, sosyal yaşantının devinimi içinde kaybolan duyarlılıklarını, yaptıkları seçimleri, yaşadıkları kırgınlıkları ve bunların sonucu olarak kendileriyle yaşadıkları iç hesaplaşmaları monologlarla ifade ediyor. Böylece toplumsal dayanakları olan bu içsel çatışma bireyin yaşadığı farkındalık sonrasındaki dönüşümü açısından ele alınmış oluyor.

Bu durumu Rimbaud’un bildik sözü ne güzel anlatır: “Ben artık başkasıdır.”

Bu başkalık yaşanan an üzerindeki baskıyı doğuruyor. Kişilerin konumlanışı bir öteki üzerinden gerçekleşirken özne kendi başkalığında ‘öteki’nin de başkalığını da duyumsamaya başlıyor.

Bu çatışmalar Bal Kemiği, Beşinci Köşe, Kartpostallar adlı öykülerde daha çok kadın-erkek ilişkilerinde yaşanan değişim ve dönüşümler açısından ele alınırken Gerçek Hayattan Fotoğraflar’da üniversite arkadaşlarının birbirlerine göre konumlanışıyla farklı bir nitelik kazanıyor.

Kirazların Açtığı Gün ile Zeliş’in Rüyası adlı öykülerde kadın sorununun hem varoluşsal karşılaştırmalarla hem de sınıfsal açıdan ele alındığını görülüyoruz. Kirazların Açtığı Gün’de burjuva sınıfını temsil eden öykü kahramanı yıllardır evinde çalışan yardımcısını, Döne’yi ararken kayboluyor mesela:

“Bunca yıldır nerede oturduğunu hiç merak etmemiş olmaktan utanarak kıvrıla büküle ilerleyen daracık sokaklardan, mahallenin içlerine doğru yürüdüm. Yenemediğim merak duygusu ve heyecanla, bastırmakta güçlük çektiğim yoğun tedirginlik birbirine girmişti içimde.” (s.37)

Zeliş’in Rüyası’nda ise yazar, alışılmış olanın dışında bir bakış açısıyla yoksul sınıftan kadınların cinsel yaşamlarını ele alıyor. Bunu yine kahramanlarının yaşantıları ve özlemleri arasındaki uçurumu belirgin kılarak yapıyor. İlk bakışta yaratılan kadın kahramanlar öykü içinde tipleşme sakıncası yaratacak kadar sıradan görünüyor. Aynı durum karısını döven erkek klişesine uygun erkek kahraman için de geçerli. Ama yine de Gamze Güller, böyle bir sosyal konuyu ele almanın zorluğunu kendi öykü dilinin getirdiği canlılığı yakalayarak aşmayı başarıyor.

Ayrıca yazar, Son Durak adlı öyküde söz ettiğimiz çatışmaları ele alırken son derece farklı bir bakış açısı yakalayabilmiş. “Bir başkasının hayatı gibi izlenmiş bir hayattan”, “Ben olmanın farkına varabilmek, bunu sindirebilmek için uğraşıp duran” bir kadının, “hiçliğin ortasında bir yolda” akıp giden bir yolculuğunu anlatan bir öykü bu… Gerilim unsuru sıkı sıkıya sarıyor okuru ve ölüm sonrası, yolculuk anıyla iç içe geçiyor.

Beşinci Köşe’nin öykü kahramanları da kendi vicdanlarına karşı sorumlu oldukları bir yerden bakıyorlar hayata. Bir kırılma olmuştur ve birey başka bir varoluşa doğru savrulmuştur artık. Ve şimdi’nin bu kırılma anıyla iç içe olduğu yerdir öykülerin uzamı. Bir sorunsal olarak kendi olamamak, koşullar tarafından belirlenmiş biri olmayı gerektirmiştir. Bu durum hem bir sistem eleştirisidir hem de bireyin psikolojik süreçlerinin dayattığı hesaplaşmaların dışa vurumudur Gamze Güller’in öykülerinde.

Yazarın ilk kitabı olma özeliği taşıyan İçimdeki Kalabalık adlı kitabında yer alan öykülerin en belirgin özelliği, yaşamdan süzülmüş kesitlerin birdenbire gerçeğe yönelik bir eleştiri biçimine dönüşebilmesi... İronik bir geçişle günlük yaşamdan süzülmüş ayrıntılar, öykü kahramanının kuşatılmışlığını aktarmak adına öykü evrenin gerçekliğini kurarken bu gerçekliğin okur üzerinde yarattığı etkiyi de pekiştiriyor. Bu kitabın ilk öyküsü olan Dağların Soluğu, gerçekle kurgunun iç içe aktığı ve yazarın yazma eylemini çarpıcı bir şekilde sorunsallaştırdığını bir öykü… Öykünün kahramanı bitmemiş bir aşk’ın acılarını yazarken kurgunun retoriğinde yaşamla hesaplaşıyor. Ve tabii ki bu kurgusal arayışlar gerçek kayboluşlara gebe durumlara yol açıyor:

“Öykü yazarken kendi kurguma dolanıp da içinden çıkamadığımda, ‘Yarattığım dünyada nasıl kayboldum’ diye şaşardım. Hayatımı kurgularken aynı şeyleri yaptığımı hiç fark etmeden hem de. Ama hayat kurgulanabilir miydi gerçekten? Hüznü kurgulamıştım ben, acıyı da, ama karmaşayı kurgulamak daha fazla beceri istiyordu.” (Dağların Soluğu, s. 82)

Dağların Soluğu ve Ağrı adlı öykülerin dışında ağırlıklı olarak öykülerin atmosferini kent yaşamı oluşturuyor. Yazarın tanık olduğu, belki de bir parçası olduğu yaşamlardan süzerek, olağan bir durumdaki sıra dışılığı, oldukça yalın bir dille süreçler ve değişen durumlarla aktardığını söyleyebiliriz. Böylece yazar, birçok açıdan farklı kimliklere sahip kişilerin birikmiş, ifade edilememiş kırgınlıklarından oluşan benzer yalnızlıklarına dokunmayı başarıyor.

İçimdeki Kalabalık için mecbur kalınan iletişim biçimlerinden ustalıkla söz ederken, yalnızlıkla kalabalığın iç içe geçtiği durumların öyküsü diyebiliriz. Aslında ironi bu kuşatılmışlığın nedeninin her an herkes olabileceği gerçeğinde yatıyor. İzleyen de izlenen de her an birbirinin yerine geçebilir ve bireyin yaşadığı yabancılaşma böylece ‘zorunlu’ yapılan seçimlerle kendisini defalarca doğurabilir.

Ölümün Rengi ise iç gerilimi yüksek bir anlatımla acının alt üst ettiği bir ailenin paramparça oluşunu konu alan bir öykü:
“Bazen acıları zamanında yaşayamamak insanın yüreğini katman katman kabuklarla örtüyor. Ama bu kabuklar kof, yüzeysel ve boşuna, artık bilmiyorum. Sahte avuntular acıyı yalnızca bir süreliğine perdeliyor. Bir şeyler hep eksik, yanlış ve ürkütücü bir boşlukta asılı kalmış gibi.” (Ölümün Rengi s.116)

Diğerleri bölümünde yer alan öykülerden Çok Daha Fazlası adlı öykü Gezi Direnişi’ne katılan gençlerin duygu ve düşünce dünyasına dokunurken çarpıcı yalınlığıyla okurda uzun soluklu bir etki bırakıyor:

“Direniyorlar günlerdir. Ağaçlar için, çiçekler için, insanlar için, özgürlükler için… Birken bin oluyorlar. Mırıltıyken çığlığa dönüşüyorlar. Kar tanelerinden çığlar büyütüyorlar. (…) birey olduğunu zannederdi Mert, değilmiş, bu çok daha fazlası…” (Çok Daha Fazlası s. 146)

Kitabın son öyküsü olan Nihal mi Acaba? adlı öykü de Gamze Güller’in öykücülüğünün temel unsurları olan, akıcı bir dil, yoğun gözlemler, geçmişe yolculuk, ana kahramanın iç çatışmalarını başlatan bir eski fenomenle karşılaşma ve güçlü izlenimlerle ilerleyen monologlar gibi özellikler içeriyor.

Kısaca söylemek gerekirse bu kitap Gamze Güller’in öykülerini bir arada okumak adına harika bir fırsat. Yaz bitmeden listenize ekleyin bence…


birgun.net





Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  Gamze Güller.jpg
Görüntüleme: 231
Büyüklüğü:  59,6 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 22:54


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum