Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Deneme Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 13-01-2008, 16:47
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart


<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="98%" align=center><T>
<T>
<TR>
<TD>
Nasıl Uyutulduk?

İnsana ait özellikler içinde,en önemli yeri uyku tutar. bence. Ta ana rahminden başlayıp mezarda biten bu serüven sayesinde dinlenir, düş görür, göz kapaklarımızı kapatabilir, dünya ile ilişkilerimizi durdurabilir, yatağa olan özlemimizi giderebilir; dahası düşünmekten uzaklaşabiliriz. Tam anlamıyla bedenimizin yaptığı bir tatildir uyumak!..Yirmi dört saatlik zaman diliminde durmadan tekrarlarız bu tatil süresini...her tatil dönüşünde;görürüz ki, her şey bıraktığımız yerde...Bir biz değişmişiz, bir de azalmış takvim yaprağı sayısı...Çocuklar büyümüş, mevsimler değişmiş...Daha ne olsun ki değişen?

Benim anlatmak istediğim bu uyku değil, mecaz uykular!..Yani birilerinin, birilerini uyutması! Bu meyanda anne rahmine düşürülmek üzere, annemizin uyutulduğunu biliyor muydunuz? Tabii babamız tarafından! Ne beceriklidir şu babalarımız valla!..Düğün dernek, takılar, yeni bir ev, ev düzeni, araba, meslek sayesinde önce görsel olarak kandırırlar kadınlarımızı...Sonra kaçının doğru olduğu tartışılabilir olan komplimanlar, aşk sözcükleri...Seni seviyorumlar, ne kadar güzelsin, çok da beceriklisin, yaptığın yemeklere bayılıyorum, ne giyersen giy sana yakışıyor, sen benim tanıdığım en tapılası kadınsın (demek başkası da varmış ha!), seninle evleneceğim için mutluyum..vs...Bunları bir erkeğin ağzından duymak bile, ***8220;süt yemiş kediye***8221; çevirir kadınlarımızı...***8217;olur***8217; deyiverirler hemen!..doğru nikah masasına!..Oradan da annemizin uyutulduğu yere(!)Bir bakmışız ki, bu uyku sonu anne rahminde ceniniz...

İkinci aşamada tam dokuz ay annemizin karnında uyutuluruz. Bizi uyutma işi annemizdedir artık. Onu üzmeyelim diye ne sesimiz çıkar, ne soluğumuz.Arada bir kıpırdanırız sadece...Gün geçtikçe büyüyen bedenimiz, sığmaz olur fanusuna ve kırıp çıkarız dünya yüzüne...Tek bir silahımız vardır artık: SES! Onu hep kendi lehimize kullanarak bizi yaşatmaya zorlarız çevremizdekileri...Karnımız acıksa viyak, altımız ıslansa viyak, bir yerimiz acısa viyak...İşte bu viyaklar sayesinde karşılayabiliriz ihtiyaçlarımızı...Oysa viyaklarımızdan bıktıkları için uyutmaya zorlarlar bizi... Beşikler, salıncaklar, yalancı memeler, biberonlar, ana kucakları kullanırlar bu kötü emellerini gerçekleştirmek için...Ninniler söylerler uyuyalım diye!...Bir kere olsun ***8221;uyuma yavrum***8221; demezler..İşte bu yüzden mezara kadar uyuruz biz de...

Çocukken uyutuluruz!..Düşünsenize bir; onca oyuncaklar boşuna mi yapiliyor? Barbi bebegin sihrine kapilip saatlerce evcilik oynayan bir kiz çocuktan kime zarar gelebilir ki!? Ya da Fenerbahçe,Galatasaray,Beşiktaş forması giydirilip top oynayan erkek çocuktan...Renk renk, çeşit çeşit oyuncak arabalar, sakızlar, balonlar, uçurtmalar, ne güne yapılmış!? Çocuklar uyusun, büyükler rahat etsin diye degil mi?

Okullarda uyutuluruz!Yıllar öncesinin değişmeyen sınıfları, okulun tozlu havası, kitapların karmakarış bilgileri, öğretmenlerin nutukları sayesinde gerçekleşir bu uyuma türümüz. Daha fiş öğrenme günlerinde işaretini verir. ***8221;Uyu Ufuk uyu. Yat yat uyu. ***8221;İlkinde (u) sesini, ikincisinde (y) sesini öğretmek için verilir bu fişler...Bence ikisi bir arada daha güzel bir cümle ile verilebilirdi. Nasıl mı? İşte böyle: ***8221;Uyu uyu, ye; ye ye uyu!***8221; Nasıl ama! Tüketici toplum oluşumuz boşuna değil beyler, bayanlar!Taaaa o günlere dayanıyor kökü. Bir bakın
çevrenize lütfen; kahveler bu yüzden dolu değil midir gündüz gece!..Üretime katkıda bulunabilecek yaşta emekli olan ve devletin kasasından yiyip içip yan yatan insanlarımızın çokluğu bunun için değil midir? Hadi, bu kişilerin hakkıdır diyelim ama, genç nüfusun anne baba eline bakarak yan gelip yatmasına ne demeli!? Üretici toplumların çağı yakaladığını bilsek de, devam ederiz aynı uykuyu uyumaya...Var ya, acıyorum çocuklarımıza, inanın! Daha beş yaşlarında başlayan okul hayatları yirmi yıl sonrasına ihtiyarlatarak bırakır onları...Doyasıya oyun oynayamayan, sokakların tadını çıkaramayan, insanlarla haşır neşir olamayan, aşkı yaşayamayan bu çocuklar; bu hazırcı çocuklar ***8220;sudan çıkmış balığa dönerler***8221; uykularından uyandırıldıklarında...Gerçek hayatın kitaplarda okudukları gibi olmadığını, düşlerinde gördükleriyle çakışmadığını anlarlar. Anlarlar ve delirirler sonunda. Kim ne derse desin, hak veriyorum onlara!...

Ama dur!Bitmedi daha uyumalarımız...

Seçimlerde uyutuluruz en çok! Toplumsal beklentilerimiz arttıkça, siyasi duygumuz da gelişir. Taraf tutmak gibi bir yanılgıya düşeriz.O parti benim, şu parti senin derken siyasi çekişmelerle uyutuluruz. Öyle çok vaatler dinleriz ki mensubu olduğumuz, oy verdiğimiz partiden; listele listele tüketemezsin!..***8221;Vay be!..deriz, her şey düzelecek benim partim başa geçtiği zaman...***8221;Bir de bakarız ki hepsi yalanmış! Nedense, o binadan içeri giren kişi, değişiverir birden! Kırmızı koltuğuna sığmaz olur...***8221;Bana mısın***8221; demez artık! "Meclise giren bu kişiler, benim tanıdığım kişiler değil" demekten başka çaremiz kalmaz ne yazık ki!..Bir kez daha pişman oluruz onlara oy verdiğimiz için! Beş yıl sonrasında kimin tarafını tutacağımızı düşünmeye, hatta oyumuzu kimselere reva görmeyeceğimizi söylemeye başlarız...Söyleriz söylemesine ama, o beş yıl geldiğinde kuzu kuzu gidip oyumuzu gene veririz..İnsan olmanın bir gereği olduğunu savunarak hem de!..Kime yarar peki bu oylar! Memleketin en doruklarında oturup halkı küçümseyen, fırsat bulduğunda hortumculuk yapan, halktan koparak bir başka dünyanın insanı oluveren burjuvalara!..Ne yazık ki, halkın, devlet için çalıştığı bir toplumun bireyleri olduğumuz sürece bu döngü böyle devam edecek...Oysa ben devletin toplumlar için, halk için, insan için var olması gerektiğine inananlardanım!..

***8220;DOKUNULMAZLIGINLA DOKUNDUN BANA!***8221;

Ne zaman yazı yazmaya başlasam, siyasetten söz etmeyeceğime dair söz veriyorum kendime...Lakin iş öyle bir noktaya geliyor ki, önüne geçemiyorum bu pisliği kurcalamanın...Kötü bir alışkanlık yaptı bu bende desem, yalan olmadığını biliyorum. Demek ki yenice insan, yenice vatandaş oluyorum demekten de kendimi alamıyorum...Neyse ya!.En iyisi biz uyumaya devam edelim!..
Nerede mi? Şarkılarda!..

***8220;Dandini dandini dasdana!***8221; ile başlayan bu şarkı silsilesi, ömrümüz boyunca uyutur bizi!...Sözleri öylesine uyduruk,öylesine anlam taşimayan şiirler bestelenir ki, duydugumuzda apışıp kalırız...Alın işte Pala Remzi,alın işte Horke Ve daha niceleri...Şimdi siz diyeceksiniz ki ***8220;bunları duydugumuzda uyumaz,oynarız!..***8221; Dogrudur!..Zaten bizi oynatmak için bestelenmiştir bunlar!..Bize yapılanları unutalım, oynayalim türünden yani! Mesela işsizligi, parasızlığı, açlığı, savaşları kan davalarını, terörü, toplumu çağ dışına iten töreleri, uzayı, yıldızları, tatil yapma sevdamızı, insan haklarını, sosyal adalet fukaralığımızı vs..vs...unutalım diye, bu tür şarkılarla uyuturlar bizi...İyi de yaparlar hani!..Bu işsizlik ortamında bari, göbek atarak geçiririz zamanımızı...Hem belimiz iyice incelir; hem de sevgilimizle karşılıklı kaşık şıklatırız!..***8221;Estireyim mi, yavrum sana fistan kestireyim mi, üç o yandan, beş bu
yandan...Hadi bir de Abant yaylasından...***8221; der; kuzulara karışıp kuzu gütmeye gideriz...Ağzımızda hey hey!...

Dizilerde uyutuluruz...Keşke dizilerde degil,dizler (de) uyutuluruz diyebilseydim! Kim istemez ki sevdiginin dizine başını koyup uyumayı...Dogrusu ben çok isterdim!..

***8221;Alo!Şimdi hangi kanaldasın? ATV***8217; mi? Yok canım D***8217; yi aç! Orada ZERDA var. Yarın akşam da KINALI KAR; ertesi gece aynı saatte ASMALI KONAK!..Anladın mı şekerim!..***8221;diyerek çalınan dost telefonlar, günlerde anlatılan sahneler... KRO AKTÖRLERİN yürek yakan bakışları... Olmak isteyip de bir türlü onlar gibi olamayan, ŞAHANE ARTİST***8217; leri seyreden bu toplumun kadınları-erkekleri apaçık dizilerle uyutulur. Düşünde bir prens, bir prenses olarak görmeye başlar kendini ya da bir ağa!..Dizi bittiginde ise Bizim Fatma, Bizim Mehmet'ten başka biri olmadığını görecektir ama iş işten geçmiştir bir kere!..Olsun!..Uyumak gayet hoş gelir çünkü insanımıza...Hele işin içinde ***8220;boş ambarda buğday düşü görmek***8221; varsa bir de!...Oysa ***8220;boş ambarda buğday görmek***8221; istemek kadar dogal bir hakka sahip oldugumuzu bir türlü hatırlamayız!..

Hani nerede bu dizilere saatlerce yer veren kanalların buğday yayınları?!..Yok!..Mesela şiir panelleri, roman tanıtımları, gerçek hayat hikayeleri, Güney Doğudan, Doğudan insan manzaraları...Yani düşünenlerin düşündükleri!..Yani acıların upuzun yürek yakan feryadı!..Yok!..Ne yazık ki biz, toplum olarak feryadı; sadece şarkılarda, dizilerde duyan kişileriz...Ah!!..Gözünü sevdigim Tatlıses,Özcan Deniz, Emrah, Yavuz Bingöl! Bizleri iyi uyuttunuz iyi!! Hadi bakalım kolaylı gelsin size!

Şaşıracaksınız belki; en derin uykumuzu dualarda uyuruz!..Mevlitlerde, selalarda, ezanlarda huşu ile dolan ruhumuz; usul usul akan bir nehre kapılmışçasına dalgalanmaya ve batmaya başlar...Sanki, durmasını istemedigimiz salıncağa bineriz onlarla uyurken...Ne kadar hızlı sallanırsa sallansın salıncak, umursamaz, korkuya kapılmayız...Aksine gözlerimizi kapatır, dünya ile bağlarımızı keseriz...Onlari okuyan kişinin ses tını yükseldikçe daha bir dalarız uykuya...Ilahilerin, tekbirlerin, hu***8217;larin ruhumuzu alıp götüren havasına bir kapıldık mı komaya gireriz!..Tutup bir yerlerimizi kesseler haberimiz olmaz valla!..Duayı bilmediğimiz dilden okusa da okuyan;önemi yoktur!..Önemli olan şudur sadece: Cennetin kapısında kuyruğa girebilmek düşü görmek!..Aslında düşlerin gerçege dönüşme olasılığı hiç yoktur.Bunu anlamak işimize gelmez nedense!..Bizlere cennetin anahtarını vaat edenler ise cehennemlik işler peşinde olmuşlardır daima!..Tanrı ile kulun arasına girmekten daha büyük bir suç olabilir mi dersiniz? Işte bu kişiler Tanrı ile kulun arasına girip, Tanrı tarafından affedilmeyecek günah işlemişlerdir bana kalırsa!..Hem de kulları kandırmak için en avazlı, en yanık, en duygulu seslerini kullanarak!..Dahası seslerini yükseltebilmek için mikrofonlardan yararlanmışlar; şeytan icadına tenezzül etmelerinden dolayı günahlarini ikiye katlamışlardır!..Ben böyle miyim ya!? Duamı konuştuğum dille yapar, hiç kimseyi de kandırmaya çalışmam!..Bilirim ki***8221; her koyun kendi bacağından asılır!.***8221;.Ilahi Ismail abi!..(MUTE NIKAHI***8217;ni hatırladınız mı?) Bu yazdıklarımı okusa: ***8220;Haşa!.. sen yüzde yüz cehennemliksin ***8220;der...Bana ne!..Ne derse desin! Bildiğim doğrulardan vaz mı geçeceğim yani onun hatırına;asla!..Hem ben onunla konuşmuyorum ki.

Mezarlarda uyutuluruz! Uyumanın en acı şeklidir bu!..Bir daha kalkmayalım diye toprağın ağırlığını bindirirler üzerimize...Öyle daracık yere koyarlar ki, bir taraftan bir tarafa asla dönemeyiz...Avaz avaz bağırsak bile; şehrin, köyün, kasabanın uzağında olduğu için mekanımız, bizi kimseler duymaz! Asırlık ağaçlara, baş ucumuzda dikilen taşlara konan
kargalar ***8220;gag***8221; deseler de, anlamazlar dilimizden...Garip olan yanımız kimse yokken bağırırız da, yanımıza birileri gelince susuveririz!...Geride kalanlar çok rahat sanırlar bizi bundan böyle!..Oysa gözlerimize dolan toprak, sırtımızı delen taşlar vardır...Dilimiz acıya pelesenk!...Çürüyüp toprağa katılırız sonunda...Artık yorulan yılanla uyur, rüzgarda kıpırdayan yaprakla hareket ederiz...Baharda açan çiçeklerle can bulur, renklere boyarız yeryüzünü yeniden...Kimse bilmez cehennem ile cennet arasında gelip gitmelerimizi...***8221;Bileti, kendi elimizdedir***8221; desem, biliyorum kızacaklar bana! Kimler mi? Beni dualarla uyutmaya,, tanrı ile arama girmeye çalışanlar tabii!..

Uyanık kalmak için gerekçeleri olanlar, parmak kaldırsın lütfen!)))
Tayyibe Atay
<?:NAMESPACE PREFIX = O /><O:P></O:P>
<O:P></O:P></TD></TR></T></T></TABLE>Edited by: emre gümüşdoğan
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 19-01-2008, 11:32
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart




İnsan Olmaktan Vazgeçtim

yarım asrı devirdim ömür denen insan hayatımdan...kovalamaca oynadım!..önce saklambaç oyununu öğrendim,sonra elliye kadar sayıları saymayı... daha ***8220;elli bir***8221; demeden bıktım sayıları saymaktan!..çokluğa uzak kaldım hep bu yüzden, azlarda buldum aradığım mutluluğu...tenime düşen bir damla yağmurda büyüttüm tüm çiçeklerimi...sıcacık bir ***8216;merhaba***8217;ya dayadım dertsizliğimi, sevinçlerimi, müjdelerimi...tek yıldızlı gökyüzüyle aydınlattım gecelerimi...***8221;bana mısın?***8221; demedim mesafelere; göz erimimde varsa eğer bana gülümseyen bir yüz, yüzüme değen bir dudak!..denizi bile özlemedim, tenindeki tuz tadını almışsam sevgilinin!..hiç derinliğim olmadı, su yüzünde açan bir nilüfer gibi tutundum güneşe...olmadı hiç filo filo gemilerim...bu yuzden eşantiyon bir tekneye bindim yaptığım yolculuklarda...eşantiyon reislere,kaptanlara teslim ettim kendimi, karaya vurdum, dalgaya kapıldım, su çektim!..karşı kıyı uzak kaldı hep...buna ragmen bordalarım delinmedi, kırılmadı palamarlarım,dalgalar yutmadı dalyanlarımı...demir attığım noktaya battım, ölmedim gene de!..aksine nilüfer olup çıktım su yüzüne; balıkları kokumla yıkadım...güzelliğimle üşüttüm! pullar giyindiler esvap yerine; renk renk, desen desen!..kan kızılı olanlar isyanlarımdan arta kalandı...gidip Cudi dağındaki mağaraya, Filistin vadisindeki ırmağa, Irak çölündeki vahaya, Bosna***8217;daki mavi göle damlattım...utandım!!!!!ikra getirdim insanlığımdan!.bıkmadım gene de, yeniledim ikra'mı bütün çağlarda...işte burada düştüm çoklara, teklerimi özledim!..

evet teklerimi özledim! ay***8217;ı, güneşi, evimi, arabamı, telefonumu,burnumu, ağzımı,y üreğimi, midemi,
karaciğerimi, cinsel organımı daha bir benimsedim, sahiplendim...iki yüzlülüğü sevemedim en çok...hercaileri, petunyaları, iki renk açan gülleri mesela!..bir dalda iki kirazı, bir yürekte iki sevgiliyi, bir başta iki gözü,iki kulağı,bir ağızda iki dudağı!..ve bir odada iki pencere, bana göre değildi hiçbir zaman...hele biri dağa,biri yola bakıyorsa bir de,aynı duvarda değilse yani!..yani birinin gösterdiğini,göstermiyorsa öteki...hiç taraflısı olamadım.

oysa gözlerim de böyle ne yazık ki!..
biri görmüyor diğerinin gördüğünu!..
nasıl şeyse!..
bir tane demiştim ya yüreğimi...yanılmışım...
vardı onun da dört gözü!..
peki dört kişi mi bakar gözlerinden içeri?
ve içerde oturan kaç kişi?

iş geldi dayandı pencereye...pencereler uzakları içeri çeken radar!..pencere evin gökyüzünü gören gözleri...hele perdesizse,hele tertemizse,hele kocaman kocamansa!..olmaz canım!!! perdesiz bir pencereyi düşünemiyorum bile...kesmek için gökyüzü ile ilişkimizi,inadına üretiyorlar fabrikalarda.kalını-incesi,tülü-gobleni,çiçeklisi-düzü,kadifesi...çeşit çeşit!..içimden iplik olmak geliyor perde yapımında kullanılacak...iyi fikir bence!..madem bıktım insan olmaktan,iplik bari olayım!..zararı yok ipek olmasam da olur! pamuk ipi olmaya bile razıyım...farzet ipliğim,ne çıkar bundan!?hiçbir şey değil mi? nasılsa ***8220;seni seviyorum***8221; demiyorsun artık,nasılsa beni defterinden sildin...ve nasılsa aşk bitti!..ha iplik olmuşum, ha başka bir şey!..ne olursam olayım umurunda mı sanki! ben de gidip iplik oluyorum işte,sana ne!hani ***8220;sen nesin ki? minnacıksın,bir karış boyun var***8221; demiştin ya,bak uzun uzunum şimdi...metren bile yetmez ölçmeye...

bir ucum yeryüzünde, güneşte öteki ucum!..
delip geçmişim mavilikleri,meteorları,galaksileri...
Halley***8217;e kuyruk
Ay***8217;a hale olmuşum...
ama olamamışım yar saçlarına ula
ya da desen desen puşi
kahrolmuşum...

sonunda bıkmışım mesafeleri ölçmekten
hasret çekmekten...sarılmışım makaralara...

zaten beni herkes makaraya sarar;olsun!..garibin biriyim ne denir?kızamam ki kimseciklere...kimi ***8220;şöylesin***8221; der,kimi ***8220;böylesin...***8221;desinler ya!ben kendimin ne olduğunu biliyorum sonuçta...renk renk ipliğim işte,perde olmaya namzet hayali kraliçe!..

benim fabrikam hiç benzemez ama perde dokunan o fabrikalara...benim fabrikam özel,benim fabrikam güzel!..ne kapısı var,ne bacası...öyle çok işçisi var ki,sayamam...personel müdürü hep tatil yapıyor ama!..ne zaman döneceği,ne zaman kimi azarlayacağı,kimi işten çıkaracağı,kimi taltif edeceği,kime prim vereceği hiç belli değil!..iş yasalarını protesto edip greve gitsem,pankartıma ne yazacağıma karar verme yetkim bile yok...ancak ***8220;iki sözcük yazabilirsin***8221; dedi, müdürüm olan Tanrı: DOĞDUM ve ÖLDÜM!..

biliyorum merak ettiniz fabrikamın adını değil mi?sizi bekletmeye hiç niyetim yok!..çünkü sizi bekletemem,çünkü sizi seviyorum...

benim fabrikam dünya!..
şu gökyüzü,şu deniz,şu toprak!..
dağlardan rüzgar çaldım,yaylalardan çiçek
sulardan yakamoz
göklerden bulut..göklerden kuş!..
soktum hepsini insan yüreğime
yine de yüreğim boş!..

lakin,
iplik iplik dokudum hepsini
perde oldum top top
tül yürekli,keten çirişli...
boy boy metrelerce...çok.....

binip kamyonlara,uçaklara,gemilere...çıkamadığım yolculuklar yapıyorum şimdi]; şehir şehir,ülke ülke dağılıyorum dünyanın her bir yerine...kota mota dinlemiyorum vallaha!özlemlerim var çünkü!..deniz aşırı bir ülkede Monika***8217;nın camını süsleyeceğim bizim Fadime***8217;nin camını unutup.Fadime de kim oluyor Monika dururken yani!?Şimdi daha çok hak veriyorum Clinton***8217;a!..ağzının tadını nasıl da biliyor adam!..aşkolsun ona!..Fadime dersen bekler durur boşuna,Temel***8217;le avunur,aklından geçiremez başka birisini,salağın teki!..Temel ise aşna fişne!.. elin eysli dilberlerine dair hülyalar kurar durmadan!..

ne hülyası,yatar kalkar da Trabzon-Hopa arası,
İstanbul Kapalıcarşı,
kemikleri sızlar Orhan Veli***8217;nin,
pişman olur bizim Fatih Mehmet, sultanların sultanı!..
nedense
bir türlü sesi çıkmaz Fadime***8217;nin
tutar,dul kalma sancısı!..

işte burada düştü ipinden, kornişinden perde
tam da kesmiştim birbirinden gökyüzü ile odayı...

içerde sevişiyordu Temel ile Clinton
dışarıda meraklı bir kalabalık
kime neyse olan bitenden?
sorun onların sorunu değil miydi artık!

bebek elleri yapıştı eteğimden
yüreğimde boynu bükük bir menekşe ağladı..

infazı gerçekleşti yıldızların
çarçabuk alınan bir ilamla
içerdeki mecliste
kimse farkına varamadı!..

uyuyakalmışım!

uyandığımda
iki şeyi çok iyi anladım
biri
perde olmanın düş olduğu
öteki
sadece benim bildiğim
Fadime***8217;nin sırrı, bende sakladığı...

Temel gene
başucumda tesbih çeker:LA-HEVLA!
benimse tutulmuş dilimde
bir top perde küfür: İLLALLAH!..

hay bu ayeti yazan Tanrı,
***8220;öldürsem seni!***8221; diyorum da
adım ayyuka çıkar mı?



Tayyibe Atay
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 26-01-2008, 21:19
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart


Hindi

Sevgili S;

Kanatsız kuşlara okyanusu geçme hakkı yasaklanmış,duydun mu? ..İlahi S!..Nereden duyacaksın ki!..Ne gazeteler ilgileniyor böyle haberlerle, ne de ajanslar...Kanatsız kuşlar kimin umurunda ki; onlara kanat taksınlar! ..

Biliyorsun, bizim meclis, böyle işlerle ilgilenmiyor bu günlerde; varsa da yoksa da değirmi bir bez parçası!..O bez parçasına sarıp boğasım geliyor onları vallaha!..Diyorum demesine de, bir de dönüp kendime bakıyorum, bu ülkenin bir kadını olarak; bunları hak mı ettim ne!..Evet evet, kesinlikle hak ettim!..Bana verilen insani hakların arkasında durmasını bilemezsen; yuttururlar işte böyle!..İki günden recm etme kararları çıkmazsa bu meclisten, şaşarım!..Recmde atılacak taşların ağırlığını bile hükme bağlar bunlar; bundan da eminim!..Hepsi de bizim salak kadınlarımız yüzünden işte; daha ne desem!..

Evet sevgili S!.."damdan düşenin halini, damdan düşen anlarmış!) ya, seni anlıyorum açıkçası..."oy dağlar' türküsünü de çığırıyorum bağıra bağıra; kendim dinliyorum...Bir de sesimi yankıya çeviren kayalar...Biz, dağlarda doğduk, dağlarda ölürüz; kime ne!..Ne anlar bizim esrik halimizi, yeleken rüzgarlara kapılmış ruhumuzu ovalar, ovadakiler!.. Değil mi ama!..

Gözünü sevdiğim dağlar; dağ bitkileri, ağaçlar!..Size iki mani düzeyim mi?

Gölgene yattım meşe
Meşeden yaptım şişe
İçine aşkı koyup
Kalbine attım Ayşe!..

(Tövbe,tövbe!..)

Sarı çamın sakızı
Neden alman bu kızı?
Meşeden Ayşe olmaz
Aşkı da gönlüne sızı...

(Ne karışıyorsun aşkıma be!..Tavbe, tövbe!..)

Meşe dalı palamut
Palamutta var umut
Yarini eller almış
Ne ağlarsın a Mahmut!..

(Bana ne Mahmut'tan yani!..Tövbe,tövbe!..)

Sahi, neydi palamut? Biraz da ondan söz edeyim bari; maniyi unutup...Çünkü ben çok iyi bilirim palamutun ne olduğunu!..Sularda yüzenini de bilirim ya, konu bu değil!..Konu, daldaki palamut; sulardaki yüze/dursun şimdilik...Lütfen gülme S!..Gamzene su doldururum bak!..Ona göre!...

Palamuta 'pelit' derdik,cocukluğumuzda...Sonradan öğrendim pelitin "palamut" olduğunu...Sepetler dolusu toplayıp meşe diplerinden; sürü halindeki hindilere yedirirdik. Hindilerin hepsi gulu gulu) Baba yani!..Bir kabarırlardı bir kabarırlardı, sorma gitsin!..Onlar kabardıkça biz cırlardık derken, kovalamaya başlarlardı bizi...Biz önde, hindiler arkada ))koş bakalım,koş!..Kıçımızı döverdi ayaklarımız...Ne günlerdi o günler...Şimdi düşünüyorum da; hani Türkler'e 'hindi' diyorlar ya; galiba bu durumlarımızı görüp, taktılar bize bu lakabı))))) Üstüne üstlük, yıl başı gecesi de kesip yiyorlar!..Onlar var ya onlar; hindi değil,Türkler'i yiyorlar aslında

Ah benim, acınası hallerim!..

Tabakhanenin tabakçısı bilmez tabii bizim bu hallerimizi!..O, palamuttan yapilan tanenle deri sepiler; işi bu!..Beni de ilgilendirmez doğrusu!..Çünkü; sepilediği derilerden yapılmış gocuk giyemiyorum ben )) Çok pahalı!..O derilerle kaplanmış kırmızı koltuklarda da oturamıyorum; ne diye düşüneyim kırmızıyı!..En iyisi ben, kendi derimle idare edeyim olmaz mı)))

Bir de, yılbaşı gecesinden kalma yarım hindim var buzlukta; onu pişireyim bari!..Görsün bakalım 'gulu gulu' diye bağırmasını, beni kovalamasını)

Oh be!..

Çok çok sevgilerimle S...Ha bir de cigara içme, emi!..Paketin üstünde "cigara içmek, öldürür'" yazıyor çünkü...Meclisimiz bunu da gördü doğrusu; aferin ona!..Nasıl da koruyor bak halkını; öpüyorum gunah yazan alınlarından...

Kırmızı koltuklarda oturanları canım; seni değil!..Cıkss,cıkssss!..

Hemen tıraş olun bakiim!..İstemem sakalı!..

İşte böyle sevgili S!..Buraların hali bu!..İster beğen, ister beğenme; sen bilirsin....dedimse de, yanımda ol lütfen!..Seni seviyorum çünkü!..Korkuyorum da açıkçası!..Korktukça sarılacak biri olsun istiyorum yanımda..Seni seçtim bu yüzden)))

S' de kim ki!..))

Sevgilerimle S; öpüyorum!..

Tayyibe Atay

Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 21-02-2008, 13:34
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

<DIV =postcolor id=post-393198>
<DIV =postcolor>Bir Şiirin Ardında
<DIV =postcolor>
<DIV =postcolor>"her boşluğa bir tanrı"

diyordu Romen şair Nichita Stanescu, İkinci Ağıt adlı şiirinde ve devam ediyordu şiirine:

"bir taş yarılsa, o saat
içine bir tanrı.

bir köprü ikiye ayrılsın yeter
o saat, içine bir tanrı.

asfalt yollarda,
bir gedik mi açıldı
hop içine bir tanrı."

Şiirin ötesini yazmadım ama bu bölümler çok düşündürdü beni açıkçası..Boşluğa gelip oturan tanrı'yı biz mi bulup getirmiştik; yoksa, tanrı'yı oturtabilmek için biz mi yaratmıştık boşluğu!..İnsan ruhunda gizlenen boşluk,nasıl ve hangi koşullarda meydana geliyordu böyle?

İşsiz-güçsüz kalışın,duygu yoksunluğunun,nefret etmenin,kendinden tiksinmenin,sevmekten kaçınmanın,korkularımızın,sağlıkla ilgili sorunlarımızın,sosyal ve cinsel doyumsuzluğun,yalnızlığın,hüznün; yani insana dair olumsuzlukların yarattığı bir şey miydi boşluk?Dipsiz bir kuyuya mı benziyordu ya da uçan bir buluta mı? Yoksa, boşluğun adı biz miydik?Bu bilinmezliğe gelip oturan tanrı,kimden alıyordu peki iznini? Bir yığın sorular ürete ürete yanıt aradım kendime, buldum da; reytink!..

Bir düşünün hele "reytink"denen şey olmasaydı, boşluğa oturabilir miydi tanrı; oturamazdı değil mi? Çünkü;reytinki yüksekler oturabilirlerdi koltuk denen kırmızı, arkalıklı, kolluklu, dört bacaklı sandalyelere...Paranın gücüyle gerçekleşiyordu zamanımızda koltuğa oturma hakkı! "parası olan, koltuğu kapar" gibi bir anlayışın önünde elpençe yaşıyordu halk ki; koltuklara oturanların kılı kıpırdamıyordu gördüklerinden dolayı...Hatta, oturarak şişiniyorlar, önlerinde diz çökenlerin kemiklerini sayarak eğleniyorlardı!..

Siyaset denen şey, boşluğumuzun bir öğesiydi demek!..Hem de en önemlisi!..

ey boşluğumuzu dolduran tanrı!..
sende mi onlara benziyorsun yoksa?

sakın inkar etme!..inkar etmek benim hakkımdı!..yalan ve tevekkül koydum "inkar"ın adını...yalanın yüzünde Polyanna'yı boyadım,tevekküle umudu aşıladım; yaşamak bir hoş geldi bana!..

şimdi
"yık" desen bütün dağları
yıkarım..
lakin
bir türlü açmıyorsun ağzını!..
açacaksın diye korkarım...

Sahi, ne zaman korkuya kapılsak, sesimize söz olur tanrı...Gök gürlediğinde mesela, mesela çakarken şimşek,ı slanıp üşüdümüzde ve kokusunu duyduğumuzda toprağın...Ölümün yani! Oysa hiç aklımıza gelmez sevişirken,ilahi!..

Lacivert elbiseli fırdöndü bir dünyanın, bizi esir alan yaşama sevinci midir acep, ölümdten korkutan şey?..Zor bir soru!..

neden çığlık atar
bebeğini doğuran anne?
düşündüm
çözemedim doğrusu!..

Oysa insan, durmadan bölünen, parçalanan canlıdır. Bu sayede çoğalır ve kalıcılık kazanır. Zamana karşı duruştur, inatlaşmadır bu!..Hepsi aşk ile!.. Ölümsüzlüğün tek iksiri, aşkta gizlidir bana kalırsa...Bu iksirden içmeyi bilenler, en kötü zamanlarda, en ölümlü çağlarda bile geleceğe hükmedecek canlılar üretmişlerdir, kendilerine benzeyen...Bu yüzdendir gülün güle, sineğin sineğe benzerliği ve de bebeğin bize!..

aşk
boşluktur desem
değil
aşk
doluluktur bence...
"evet" diyorsan eğer
veto hakkımı kullanıp
inkar ediyorum öyleyse...

çünkü aşk boşluktur
gelip oturur
biz kılığında
en kaba mindere...

aslında tanrı
aşk yüzlü insandır
kendini vurur
kendi ile....

Bir şiirin ardına takılıp, söylendim biraz...Kendime dokundum; kimseler yoktu!..Tutunacak bir el aradım sonra; bulamayınca, kayboldum...

dilimde tek bir soru:

"neredesin"?!..

Tayyibe Atay Ekim.2007
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 19-04-2008, 00:12
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart


<DIV =postcolor id=post-384181>
<DIV =postcolor>Icimdeki Dilim -1-
<DIV =postcolor>
<DIV =postcolor>En çok kiminle konuşur insan?

Bir çok yanıtı olabilir bu sorunun...Fakat, doğru cevabı buldum diye sevinmeyin hiçbir zaman...Çünkü; her seferinde, bir sonraki yanıt almıştır bir öncekinin yerini...***8221;Vay be!..***8221; deriz kendi kendimize ***8220; ben kararsızın, döneğin, ne dediğini bilmezin biriymişim!..***8221;

Lütfen haksızlık yapmayın kendinize, bu türlü ele verişlerle...Çünkü siz konuştuğunuz kişiyi çoktan buldunuz:KENDİNİZ!..

Evet insan,en çok kendisiyle konuşur.Bir tür iç çekişme,boşalım,rahatlama,hesaplaşma,doğruyu bulup yanlışı yok etme,yanlışa düşüp doğruyu yitirme;kızgınlığı,sevinci,müjdeyi,can sıkıntısını dışarıya üflemedir kendi kendimizle konuşmalarımız...hesap yapmanın,neyi nereye koyacağımızın ölçümüdür bu! Kaçınılmaz bir şeydir açıkçası!

***8220;Uf!!!! Bugün canım çok sıkkın,acaba kötü bir şey mi olacak?Sol gözüm seyriyor,beklenmedik bir haber mi alacağım?Kör olası hayat,ben sana ne ettim de bana bunları yaşatıyorsun? Acaba ben neden uyuyamıyorum,psikolojim mi bozuk yoksa? Gene başım ağrımaya başladı,doktora mı gitsem!..Yok yok gitmeyeyim,verilen ilaçlardan dolayı kilo aldım zaten.Ben en iyisi kocakarı ilaçları kullanayım(!)Onlar daha etkili vallaha!..Bir patatesi dilimleyip alnıma sarayım geçer,muhakkak geçer!..Kurşun döktürmek de iyi geliyormuş baş ağrısına,geçen gün komşu kadın söyledi! Bu da olmazsa okutayım kendime, belki nazardandır.Yok yok,oldum olası ağrır zaten benim başım...Nasıl ağrımasın, bitiyor mu ki insanın dertleri...Bu ay paramız yeter mi,yetmezse ne kadar borçlanacağım acaba?Yeri gelmişken söylemeliyim;çocuklarım üniversite sınavını kazanmasın istiyorum!..Kazanırlarsa unutmalıyım tatili...Bir de özledim ki denizi,dalgaları,martıları,yakamozları,kumsal ,denizi...Nasılda gezinirdi tenimde güneşin elleri...Nasıl da sevişirdik gün boyu sarmaş dolaş!..

Yarın Pazar;maydanoz yok evde.Ay!!!!..yine pahalı mı ki domates,havuç,hıyar?Eskiden hiç yoktu bu derdim,çocukken yani!..Atlardık çitinden komşunun bostanına,araklardık hıyarları)))))Hem de çiçeği burnunda olanlarından...Bilmezdik ki o zamanlar haramı helali?Haram yerine "yasak" deselerdi keşke büyüklerimiz...Yasakları daha çabuk öğrendik çünkü biz!Bu yüzden meyillendik yasak aşklara...Olsun ya!.. Kime ne? Bir kuş o!Tutulabilir mi hiç?Aslında ömrümüz aşk denen kuşun ardında koşmakla bitiyor,kimse farkında değil bunun...Ancak ben gibi salaklar farkına varıyor,bir de şairler...Doğrusu bayılıyorum aşk şiirlerine!..Peki tutabiliyor muyuz,dokunabiliyor muyuz aşk adlı kuşa!? Ne gezer!..Ona dokunmak Allah***8217;a dokunmak gibi gelir bana hep...Allah***8217;a dokunamadığımıza göre, aşka da dokunamıyoruz demek ki...Sadece adı var ikisinin de(!) İkisini de biz yarattık duygularımız sayesinde.Yaşasın duygular!..***8221;

Diye kendi kendine konuşan bir insan ne kadar haklı,ne kadar hayatı anlayan,ne kadar iç dünyasıyla barışık yada çelişkilidir sizce? Zor bir soru değil mi?

Tayyibe Atay
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 21-04-2008, 20:58
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart



İçimdeki Dilim -2-

İnsan denen varlık, çingene ruhlu bir yaratıktır aslında...Bir türlü bitmez heybesine doldurmak istedikleri... Heybe de heybe değil ki mübarek, harar!..Tutup dünyayı koysan içine ***8221;bana mısın***8221; demiyor. Oysa kaçını bulabildik, kaçını koyduk içine aradıklarımızın...

Para pul meselesi değil elbet anlatmak istediğim şey! Demek istediğim ruhsal beklentilerimizin daha ağır bastığınin altini çizmekti . Öyle bir zaman gelir ki, maddesel edinimlerimiz kayar kefeden aşağı...***8221;Bugün gelen yarın gider***8221; meselesi yani!..Kaçımız zengin doğup zengin öldük ki, bu pencereden bakılınca.Çok az kişimiz belki! Ama ruhsal dinginliğimizi dengede tutabilmek için neler istemedik, neler umut etmedik, neler beklemedik ki hayattan...Sıcaklık ve sevgi, aşk ve beğenilme, barış ve kardeşlik, huzur ve sağlık, sevinç ve başarı, inanç ve kabul görme vs...Uzayıp giden bir listenin ne başı olduk, ne de sonu...

Aksine, insanlık var oldukça yenileri eklendi durdu listeye...Bebekken çocuk, çocukken genç, gençken yetişkin olmayı istedik de, ihtiyarlığı bir türlü yakıştıramadık kendimize...Yaş ilerledikçe daha çok farkına vardık hayatın, keşkelerin, bedenimizin ve aldığımız soluğun...Bir nevi kıymet bilmekti bu!

Önceleri ***8220;bana mısın***8221; demediğimiz durumlar daha bir korkutur oldu bizi nedense?..Barışı, iyiliği, dostluğu, dayanışmayı,
arkadaşlığı, güzellikleri, yardımlaşmayı ön plana çıkarmaya gayret eder olduk...Oysa, o deli rüzgarlar eserken başımızda bir zamanlar,bunları hiç düşünmüyorduk. Garip bir ***8220;geçicilik***8221; duygusunun duvarına yazmaya çalıştık bunları...Yazabildik mi peki, yine hayır!..Çünkü benliğimizin bir yerlerinde kötülük tohumları hep yeşerdi durdu...

Kediye pist dedik, köpeğe hoşt!..Kurban kestik dinsel inançların arkasına sığınıp.Hatta dini yanlış anlayıp, domuz bağıyla, silahla,roketatarlarla, uçakla, biyolojik gazlarla insanları öldürdük din adına...Kavgalar çıkarttık çıkarlarımıza ters gelen durumlar karşısında, çirkinleştik...Doğayı kirlettik, savaşa devam dedik..Zulme göz yumduk dünyanın her yerinde...***8221;Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın***8221; fikrinin cazibesine kapıldık hep!..Ne yazık kio yılanların, bir gün bizi de zehirleyeceğini düşünmedik hiçbir zaman...İşte bu yüzden,
gitgide içinden çıkılmaz bir batağın kahramanı olduk, olacağız...Sürgit bir dünyanın takasçısı olarak gündoğumlarında, gün batımlarında...daima!!!!

En çok kiminle konuşur insan demiştim, yazmaya başlarken. Şimdi konudan uzaklaştığımı söyleyebilirim size. Zaten ben atlamalı zekaya sahip biriyim, itiraf etmeliyim. Dikkatimi hiç bir zaman aynı konu üzerinde toplayamıyorum...özür dilerim!..

Hangi koyakta bir çiçek kokusu duysam, oradayım...Hırsız bir rüzgarım, alır kaçarım nektarını, kokusunu çiçeklerin...Petek petek bal yapmaya..."Arılardan izin almak benim neyime!..Onlar da kim oluyor? Boş ver kardeşim, sen işine bak!..Aldırma böyle şeylere...***8221; der demez geceye düşen başımı kaldırıp bakıyorum, sabah sabah uçan kuşlara...Nasıl telaş içindeler...Nasıl cıvıl cıvıllar bir görseniz!..şaşarsınız!..Onlara karışmıyor hiç kimseler, karışamıyorlar.Özgürlüğün, başına buyrukluğun tadını çıkarıyorlar; ne güzel!..Devletler hukuku, sınır boylarına gömülen mayınlar, sıra dağlar, ovalar, denizler, okyanuslar sed çekemiyor onlara...Hiç bıkmadan, usanmadan uçuyorlar uçuyorlar bir o ülkeye, bir bu ülkeye...Var mıdır acep onlara göç yollarında ***8220;dur!***8221; diyecek bir güç? Hiç sanmıyorum!

Turnaları, leylekleri, kırlangıçları, kelaynakları düşünüyorum sonra...Sürüler halinde gelip konuyorlar gönlümün çayırlarına...Ne kadar böcek, yılan, kurbağa, solucan, ekin, darı varsa silip süpürüyorlar...Dasdazlak kalıyorum ortada...Ne Havva***8217;nın yaprağı kalıyor oramda, ne de Idris'in diktiği hırka...Anadan üryanım!..Aldırmıyorum, utanmıyorum çıplaklığımdan...Çünkü ben doğarken böyle doğdum!..Öyle bir arınıyorum ki, tertemizim şimdi!..Kurbağalarım viraklıyor ya akan derede yanı başımda ***8220;susun ***8220; diyorum onlara ***8220;sokun başınızı batağın içine, yaşamaktan vazgeçmeyin!..Sakın yem olmayın birilerine!..***8221;Bir tel kopuyor, sızısında artıyor pişmanlığım...Hoyrat bir elin varlığını hissediyorum yüreğimde...Durmadan bir şeyler yolup yolup değiştiriyor beni! Saçımın karasını ak***8217;a çeviren yıllarımı, tuzuyla yanağımı yakan gözyaşlarımı, tavanı gözleyen bakışlarımı, penceremde asılı kalan özlemlerimi, yüreğimde boy atan gizli bir sevdanın çağrısını, hep duran şeylere mahkum bir bedenin uçmakta olan ruhla çekişmelerini...ve daha neleri neleri geçiriyorum zamandan...Zaman denen bu hoyrat elekte eleniyorum adeta!..***8221;Alta geçenler, üstte kalanlar nedir***8221; diye sorduğumda, verecek yanıtım olmuyor inanın!..


Tayyibe Atay
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 30-04-2008, 12:56
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

Tükürük -1-

canlı olmanın en büyük nimetlerinden biri de, <B style="COLOR: black; : #ffff66">tükürük[/B] çıkarma gibi bir yetiye sahip olmaktır. özellikle biz insanlar, tadını çıkarmalıyız bunun. nasıl mı; işte yanıtı, yanıtları desem daha doğru olur, neyse!..

hemen hemen her bulaşıktan sonra ocağı silerim. çok dikkat etmeme rağmen yemek taşar, ocak batar çünkü..."zaten derim, kadınlık bana göre değildi!..Allah yanlış yaratmış beni, erkek olmalıymışım!.."

başka evlerde, başka kadınların ocakları pırıl prıl..hiç mi yemek yapmazlar, hadi yaptılar diyelim hiç mi taşırmazlar yaptıkları yemekleri...belki de hiç sulu, taşan yemek yapmıyor onlar!..herkes ben gibi fakir mi, yarım kilo fasulyeye beş litre su koyup kaynatsın!..onlar suyu az, tanesi bol yemekler yapıyorlar şüphesiz!..ya da tam tersi; yemek yapacak hiç bir şeyleri yok, böyle bir telaşları da!..soğan ekmek yiyorlar herhalde; tuzla tuzla at ağzına; bir ekmekten, bir soğandan...yok canım, olur mu hiç!..belki de yemek yapmayıp, hep lokantalara gidiyorlar karın doyurmak için, orasını bilemem. beni ilgilendiren tek bir şey var; onların pırıl pırıl ocakları!

kim ne yaparsa yapsın, nasıl karın doyurursa doyursun, bana ne!..ben işime gücüme bakayım de'mi yani!..ha nerede kalmıştık; benim ocakta!

yine batmış ocağım!..mahzun mahzun bakar yüzüme:"beni sil, temizle" diye. ağzı karışmış burnuna, kaşı gözü kaybolmuş...yüzündeki kirler gözyaşı gibi duruyor sanki!..ilahi!..neye baksam ağlamaklı bir yüz görüyorum bu günlerde!..mevsim mi vurdu beni ne!..kırkikindi mevsimi ya dışarısı; yağ bakalım yağ...kalmamış ıslanmadık bir yerim...sık sık damla, sık sık damla... diğer yanda bir hüzün ki sormayın gitsin...boğazım yumruk yumruk...sinirlenmişim de üstelik bu ocak yüzünden, dokunsalar bağıracağım valla!..tüküreyim bu hayatın içine! ..

oh be!..içim rahatladı işte!..yaşasın tükürük!..

eğiliyorum ocağın üzerine; seviniyor ocak!..öpeceğim sanıyor da!..ne öpmesi; öpecek yerimi kalmış mübareğin!....hava alır,hava!..ben ancak sevgilimi öperim bu dudaklarla; başkasına yasak!..

önce, ocağın üstündeki tarabaları alıp koyuyorum tezgahın üstüne; soyundu ya, utanıyor ocak!..o utanıyor, ben gülüyorum...elimdeki bezi gezdiriyorum ocağın çıplak bedeninde ve söyleniyorum bir yandan "ağlama bebeğim, temizlenip giyineceksin; güzelleşeceksin de!.."

uzun sürüyor onu güzelleştirme işim. benden berber de olmazmış,gelin süsleyicisi de!..ne çok uğraştım onu güzelleştirmek, temizlemek için bir bilseniz...kaynar sular döktüm yüzündeki yağlar erisin diye, pril ilave ettim, biraz beklettim öylece...daha sonra, elimdeki bezi balık yapıp, yüzdürdüm bu karışımın içinde...vıcık vıcık oldu bezbalık, zor tuttum elimde...

o emdi, ben kusturdum emdiğini lavobaya derken,aydınlanmaya başladı ocağın yüzü...fırtına durdu, sular çekildi, bizim balıkbez'in de işi bitti; attım çöpe...başka bir bez aldım elime; kuru, balığa benzemeyen. onunla sildim ocağın yüzünü; aferin dedim kendime...sonunda, imrendiğim o kadınların ocağına döndü benim ocak; bir müddet seyrettim ocağımı, ellerimi dayayıp böğrüme; vay be!..

derken, iyice yaklaştım ocağa ve dikkatlice baktım; ne göreyim!..pırıl pırıl yaptığımı sandığım ocak, çilli kız olmuş yine!..güneş görünce yüzü çillenen kızlar olur ya; aynen öyle! ..'keşke ıslak bıraksaydım, kurulamasaydım' diye geçirdim içimden. nereden bilirdim böyle bir manzara ile karşılacağımı? akılsızın, iş bilmezin biriydim işte!..oturup ağlamak yerine, inatlaştım ocakla; çil-mil sökmezdi bana; onların da hakından gelmesini bilirdim ben; tekrar koyuldum işe!..

cif aradım; yok; vim bitmiş!..para da yok cepte ,gidip yenisini alayım. ne yapsam Tanrım!..hah buldum; <B style="COLOR: black; : #ffff66">TÜKÜRÜK[/B]! ..

aramızda kalsın, ocağın bütün yüzünü tükürükleyip, bir güzel sildim başka bir bezle..çil-mil kalmadı, yeminle!..

YAŞASIN <B style="COLOR: black; : #ffff66">TÜKÜRÜK[/B]! ...ne tavsiye ama ))))

(devam edecek)
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 30-04-2008, 19:27
Gül Uğur Gül Uğur isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: Ankara
Mesajlar: 1.838
Standart

İnanamıyorum...

Tamam, eskiden cif filan yoktu ama toprakla yapılırdı bu işlemler öyle değil mi?
Çılgın mucit Tayyyibe Atay, yine yaptı keşfini...

Aman dikkat! Misafirler duymasın...

Sevgiyle



Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 30-04-2008, 23:39
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

Al***305;nt***305;:
gul ugur
İnanamıyorum...

Tamam, eskiden cif filan yoktu ama toprakla yapılırdı bu işlemler öyle değil mi?
Çılgın mucit Tayyyibe Atay, yine yaptı keşfini...

Aman dikkat! Misafirler duymasın...

Sevgiyle


)))))

aslında ben de inanmıyorum yaptığım işe,sevgili Gül Uğur...değil misafirlerden,eşimden bile sakılıyorum, ocağı nasıl temizlediğimi...ah benim ketum yanım!..

görenler değil, okuyanlar biliyor sadece sırlarımı)))

teşekkür ediyorum,beni gülümseten iletin için...sevgilerimle,öperek...Edited by: Tayyibeatay
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 01-05-2008, 02:30
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart


Susuyordu Ölüm

hemen hemen her gece yalnız giderdi uykuya...uyumadan önce, pencereyi açar,oradan giren rüzgarın perdeleri oynatmasından oluşan duvardaki gölgeleri izler, her gölgeden kendince resimler çizerdi hayaline...

kuş sürüleri talan ederdi yüreğindeki ekin tarlalarını; havalanıp giderlerdi uykuya doğru...ya da çekirgeler bağrışmaya başlardı meyve bahçelerinde; kocaman bir ayva düşerdi dalından...derken, ay doğardı dağların ardında; yüzü belirirdi sevgilinin; sanki ağustos ayı!..saran kolları eylüle sürüklerdi kadını, onu düşlerken...hayat böyle de güzeldi aslında...yataktaki tekbaşınalık kalabalıklaşıyor, yalnızlık korkusundan uzaklatırıyordu böylece...en kalabalık cadde, en kalabalık şehir, en kalabalık cennet onun oluyor; tam ortasından yürütüyordu kendine ait zamanı, ayaklarında gümüş pabuçlarla...onların çıkardığı sesi ninni yapıp, uykuya dalardı kadın...

o gece de farksız bir geceydi aslında ötekilerden...tam hayalinin ucundan tutmuş, onları yaşıyordu ki eşi geldi; her gece getirdiği anason kokularıyla beraber...kökü kesilen ağaç gibi yıkıldı; korkudan yatağın kenarına sinen kadının açtığı yere...öyle kötü kokuyordu ki; burun deliklerine parmaklarını tıkayıp, ağzı ile nefes almaya başladı; birazdan olacakları beklerken...içini saran korkuyla birleşiyordu sevişme duygusu derken, eşinin sigara ve alkol kokan eli yokladı göğsünü...

'önünü dönsene frijit kadın' diye homurdanıyordu diğer taraftan...buz kesildi kadın! ..adı sevişme olan kar yağmaya başladı birden...tipiye yakalanmış kuşlar gibi sindi kendi saçak altına ama yağan her kar tanesi değdi gene de tenine; üşüdü kadın! ...

sonunda dindi kar! ..

hiç farkı yoktu diğer günlerden, sabahla gelen günün...sessizlik ve sevgisizlik getirmişti evin içine ve bir yığın olağan işler...'yaşamak nedir' sorusu takıldı kadının aklına sıraya koyduğu işleri yaparken..'konuş! ..' diye bağırdı eline aldığı bütün cisimlere...

yıkanıp kurulandığı havlu konuştu ilkin:

'hayat, ıslanmak ve kurulanmaktır; kurumaktır' dedi, pürtüklü diliyle peltek peltek...havlarından biri kopup, gülümsedi halının üstünden...

söze karıştı sabun, zeytinyağlı ağzını açarak:

'hayat, temizlenmektir, temizlendikçe durulmaktır' dedi ve bir damla yağ düşürdü yere...

onları dinleyen terlik söze karıştı, ayak parmaklarının arasından başını uzatarak:

'hayat, birilerinin ayakları altında eskimektir ama,eskitenleri korumak ve koruduklarını düşünüp gülümsemektir' dedi, üzerindeki fiyonku düşürerek...

bunu duyan kadın, kendi odasında oyun oynayan oğlunun yanına koştu. oğlu, askercilik oyunu oynuyor, öldürdüğü oyuncaklarının başında ağlıyordu! ..

gözyaşı yaptı hayatın tarifini bu kez:

'hayat, acı çekmektir ve ağlamaktır. gözyaşlarınla susuz kalan fidanları sulamak,onlara can vermektir' dedi pişkin pişkin ve tuz tanesinden kristale dönüverdi çocuğun yanağında...

çocuğun bozduğu oyuncaklardan biri karıştı söze;

'hayat,ölümdür; ölüm ise, yerine konulanlarla gerçekleşen sonsuzluktur' dedi sevinerek...

susuyordu ölüm! ...

Tayyibe Atay
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 01:48


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum