Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Deneme Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #31  
Alt 22-08-2008, 21:49
merâl özcan merâl özcan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.658
Standart

Al***305;nt***305;:
Tayyibeatay

<DIV id=post-475363 ="postcolor">Yol da Biziz,Yolcu da...
<DIV ="postcolor">
<DIV ="postcolor">Yol mu göründü, bekle!..

En azından beni dinle, sonra git gideceğin yere... Nasılsa benim gitmelerime benzer, senin gitmelerin de!..Olur olmaz zaman, hazırlıksız, öylesine!..Uzak bir ıslığın çağrısına uyarak...Nasıl şeyse!..

Biz gideriz de, tasımızı tarağımızı toplayarak, bütün güzelliklerimizle...O bilmez ki kadrimizi... Çirkinleştirir bizi... Sanki yapacak başka bir işi yokmuş gibi kırpar dalımızı, budağımızı...Reçine reçine gözyaşı sızar kesilen yerimizden...Akar nehirlerce... Usul usul ama derin...Damla damla ama deniz...Ölüm, yakamoz olmuş, parlar içinde...

Yaşamak nedir ki!..Budanarak hayata tutunmaya çalışmak mı, yoksa yeşerip yeşerip ölüme bakmak mı? Ah bir bulabilsem bendeki tarifi; yaralarıma yazacağım!..Yok ki!..

Oysa ne çok sözdüm, ne çokkk!...Tükenmişim demek ki!..

Ve dedim ki:

yaşamanın güzelliğini
budanmış ağaçlardan soracaksın
fışkınındaki tek yaprağın
rüzgarda salışına kahrolmak için!..

Aynen böyle!..Yapacak bir şey yok...Yol da biziz, yolcu da!..Hayat da biziz, ölüm de!.."Hem gideriz, hem ağlarız", kime ne!..Bohçamızda kanave işli çeyizlerle...

Gördüm, bana benzeyenlerin de çeyizi varmış meğer!..

Tek farkla ama;

Benimkileri kimsecikler beğenmedi..Sandık bekliyorlar... Hepsinin üstünde leke!..Hani "sandık lekesi" diyorlar ya adına, aynen öyle!..Çıkarıp yıkamayacağım işte; kalsınlar öylece!..

"gözün bakmadı gözüme
elin değmedi elime
suyun akmadı dibime
gene de sende kaldım..."

Kalış, bu kalış!...Takvimlere bakıyorum durmadan...Ölümevvel ayını okumak için...Budanan yerimden akan reçinemi yapıştırıyorum çevrilen yapraklara...Dökülsünler istemiyorum ya, yine de dökülüyorlar... Eğilip topluyorum eteğime...Biriktirip mezara götüreceğim onları...

Tanrı'ya armağanım olsun diye!..

Evet,öylesine!)))
öylesine, söylenen her söze/anlamayakınlaşma anı...
sese varmadan içsel sesin yükseldiği anlar...sandığı açıp tek tek konuşmak gibi... zamanı gelince kapanan, kokular...bahar gelince/baharı hissedince havalandırdığımız, buluşma anı...

evet öylesine, çünkü hep var...

sevgiler arkadaşım, öylesine okudum çünkü önemsedim
iyilikle kal, derin sevgilerimle
__________________
bir yolcu\"
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 28-08-2008, 19:13
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

sonsuz teşekkürler sevgili Meral...sevgilerimle öpüyorum...
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 12-09-2008, 11:39
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart


Kesitler -1-

Hazanın ilk ayları; hava serin ama güneşli. Erken kalktım yataktan; uykumu alamadan. İçimde bir garip duygu...Birazdan terk edeceğim bu şehri. Rahatlığımı, özgürlüğümü, babamdan kalma bu sevimli minik evimi. Odaları ne kadar da geniş oysa. Duvarlarına dokunamıyorum; ben yaklaştıkça, uzağa gidiyorlar sanki...

Sabah sabah balkona çıkıyorum; üstümde hala pijamalarım...Herkese ne, canım böyle çıkmak istiyor işte!..Sandalyeye oturup karşı evin damındaki güvercinleri seyretmeye dalıyorum; hiç kımıldamıyorlar." Gecenin ayazında dondular mı acaba" diye geçiriyorum içimden; donmamışlar meğerse...Bir çırpıda havalanıp tekrar konuyorlar aynı yere. Biraz daha birbirlerinden uzağa ama...Benim bilmediğim ve de duymadığım dilden kavga etmişler sonucuna varıyorum bu kez. Oysa ben onların kavga etmesini değil, öpüşmesini istiyorum gaga gagaya...Ne mümkün!..İkisi de alçıdan yapılmış!..Koca gökyüzünü, evin kocaman damını paylaşamadıklarından değil bu küsüş şüphesiz. Benim ne düşündüğümü bilmediklerinden böyle davranıyorlar. Bana inat olsun diye takınıyorlar bu tavrı!..Ne olacak kuş akıllı şeyler! ..

Neden üşüdüğümü bilmeden üşüyorum birden; kalkıp içeri giriyorum.

Bir bardak çay dolduruyorum kendime açık renk; içine beş tane şeker atıyorum. Çay mı, şerbet mi içeceğim belli değil. Olsun! Ben babamın kızıyım; çayı böyle içerim işte!..O da çok severdi şekerli çayı, tatlıyı ve reçeli...Yanımda babam olsun istiyorum birden. Ne yazık ki geçersiz bir hayal!..

Odanın duvarlarında, kapısında, pencerelerinde dolaşıyor bakışlarım; hepsini babam yapmıştı. Dudaklarım bükülüyor. Koskocaman bir bulut gelip gözlerime oturuyor sonra. Biri gelip, dokunsa da ağlasam diyorum. Sonuçta bu da oluyor: En son baktığım duvara astığım babamın resmi canlanıyor ve ebeliyor beni. Dur,gitme dememe rağmen kayboluyor. Elini tutmak, sıkıca sarılmak istiyorum, ne mümkün!.Kenetleyip kollarımı, kapaniyorum duvara; ağlıyorum!..

Onun yokluğunu taşıyamayacağım galiba. Kocaman bir dağmış meğer O; sırtımı yasladığım!..O dağın yıkılışında kapaklanmışım hayatın çekilmez yanına demek ki!..Oysa soluklanmak; bu evrenin oksijen denen gazını hücrelerimde yakarak hayatı sürdürmek zorundayım...

Gidip yüzümü yıkıyorum ani bir kararla. Aynaya bakıyorum; göz kapaklarım suyunu emmiş tohum gibi şişmiş. Hüznüm yazılmış bakışlarıma ve tufan yemiş bir bahçeye dönmüş yüzüm...Ne çiçek kalmış üstünde, ne kuş, ne de gülüş!..Baharı özlüyorum! Bir göçmen kuşun gelip gönlümde yuva yapmasını, beni mekan olarak kabul etmesini istiyorum. Elimi sol yanıma bastırıp, duruyorum öylece...

Hayır durmuyorum: pijamalarımı çıkartıyorum. Yatak odasındayım şimdi. Gece hiç uyumadım. Ne zaman bir yere gitmek istesem uyku tutmaz nedense. Ya geç kalırsam,y a kaçarsa otobüs, tren..Bir sonraki aracı,y a da bir sonraki günü beklemeye sabrım yetmez. Bu ruhla yedi aylık doğmam ve doğar doğmaz yürümem gerekirdi bence. Bu konuya aklımın takıldığı çok oldu. Hatta bir keresinde anneme sordum bunu.***8221;Hayır, sen dokuz aylık doğdun, dokuz aylık da yürüdün***8221; dedi bana annem. Bu gecikmenin sebebi beslenme hatası olmalıydı.Yoksa ben garanti yedi aylık yürürdüm. Fakat bu kez gecikmemeliydim. Saat 8.40` ta Haydarpaşa garından kalkan, bir sonraki durağı Söğütlüçeşme olan Doğu Ekspresi adli treneyetişmeliydim.

Saate baktım 8' di. 40 dakikalık zamanım vardı daha. Bu zamanı ikiye bölüp ilk yarısının sonunda çıkmalıydım evden. Küçük valizime üç-beş parça eşyamı tıkıştırdım hemen. Diş fırçamı, gece yatarken üstüne şiir karalayıp yastığın altına mayalansın diye koyduğum kağıtı, babamın canlanıp bana dokunan resmini unutarak...

Elektrikleri, muslukları, hava gazını kontrol edip,v alizimi kapının dışına attım sonra. İçi defter kitap dolu olan çantamı omzuma takıp, çıktım kapıdan. Adeta homurdanarak çektim kapının
tokmağını, niyeyse? Koşar adımlarla merdivenleri
inerken, bir taraftan saatime göz attım. Yaklaşık yirmi dakikam vardı trene yetişmem için. Acele etmeliydim. Devir, ekonomi devriydi, ucuza getirmeliydim bu dönüşü. Normalde beş dakika süren yolu iki dakikada yürüyüp, önümde duran ilk minibüse atladım. İstanbul***8217;un trafiğinde yaklaşık beş dakika kadar süren bir kilometrelik yola sekiz yüz bin lira ödeyip indim, Söğütlüçeşme istasyonuna yakın bir yerde...Bu yol, daha bir ay önce kırk kuruştu oysa.Ne çabuk yüzde yüz zam görmüştü böyle(!) Aldığım emekli maaşını düşünüp acıdım kendime.İçimden bir minibüs satın alıp bu hatta girmek, emeklileri bedava taşımak geçti...Ama nerde!.. Benim gibi züğürte mi kalmıştı bu
işi yapmak!.. DEVLET ZÜĞÜRTÜ***8217;ne yani!..Minibüsçünün biraz daha zenginleştiğini, kendimin biraz daha
fakirleştiğini düşündüm bu bağlamda."Dua et sen erkek
olmadığıma,yoksa gösterirdim sana bu seksen kuruşun
ön ve arka yüzünü" diye söylendim içimden. Onun
suçu yoktu aslında bu işte; suç benimdi! ..

Suçu sırtıma yüklenip yürüdüm istasyona doğru...Nerelerden geçip de gişenin önüne geldiğimi hiç hatırlamıyorum. Gişede bulunan beyin: ***8221;Nereye kadar hanımefendi? ***8221;diyen sesini duyunca irkildim. "Adapazarı, ama ben emekli öğretmenim,i ndiriminiz var mı? " dedim. Bir dakika deyip eğildi bilgisayarının başına. Nihayet bir yüz kirk kurusluk bileti uzattı elime; numarasız, indirimli..Karşılığını ödeyip, teşekkür ettim.

Perona çıkmak için konulmuş döner merdivenlere doğru yöneldim; beni anlayan ve indirimli bilet veren, iyi yürekli o beyi arkamda bırakıp... Merdivenler çalışmıyordu. Ekonomik kriz onu da vurmuştu sanırım. İş bulamayan yorgun insanlar gibi yatıyordu: bir ucu yerde, bir ucu gökte hem de!.. Yıkılıvermesinden korktum; koşarak çıktım basamakları...

Peronda on kişiyi geçmeyen bir kalabalık, trenin
gelmesini bekliyordu. Ben de karıştım onlara derken, gitgide arttı insan sayısı...Ters yönden gelen bir tren durdu büyük bir gürültü yayarak. Açılan kapılardan inen insan ayaklarının sesi aldı sonra, trenin durmasından doğan sesin yerini! ..Telaşla dağılıp, her biri bir sokakta kayboldu. Kimi bir zile dokunacaktı hasret gidermek için; kimi bir tuşa basacaktı iş yapmak, yeni dünyalar yaratmak için; kimi de yalnızlığa...

Kim bilebilirdi ki? ..
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 26-10-2008, 16:22
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart


Kesitler -2

Ben bunları düşünürken, minik bir kuş saçlarıma çarpacak şekilde uçarak az öteme kondu. Ne garip!..Yerden bir şeyler topluyor, ama toplarken adım atmayıp sadece zıplıyordu!..

"Demek kuşlar yürümesini bilmiyor" dedim, kendi kendime. Bunca yaşıma rağmen, ilk kez dikkatimi çekmişti bu gerçek. Yalanım yok, kendimden utandım. Bakıp da görmeyen gözleri olan biriymişim meğer! O an, var gücümle bağırmak "özür dilerim senden minik kuş!" demek geçti içimden. Beni anlayamayacağına karar verip vazgeçtim bağırmaktan.

Doğu Ekspresi de gelmişti zaten; acı bir düdük sesiyle beraber... Valizimi kapıp atladım içine. Kompartımandaki odalara göz atıp, boş bir yer aradım; buldum da!..

Odada üç kişiydiler: üçü de erkek. Birisi uyukluyor, biri gazete okuyor, diğeri pencereden dışarı bakıyordu. Valizimi yukarıdaki yüklüğe koyarken, yardım etti gazete okuyan yolcu. İçlerinde en genç olanıydı.

"İşte dedim, pırıl pırıl, iyilik seven bir genç! ..
Yarınlarımı ona emanet edebilirim!"

İçime oturan güven duygusunun hafifliği alıp götürdü, beklemekten doğan yorgunluğumu bu kez... Oturdum, pencereden dışarı bakan beyin yanına.

Tren, İstanbul***8217;un banliyö istasyonlarında bir durup bir kalkarak ilerledi, doğuya doğru: Tiki tak, tiki tiki tak... sesini çıkartarak.

Koca şehir arkalarda kalmıştı şimdi! Bir yanda irili ufaklı yerleşim yerleri, dağlar, ovalar; bir tarafta Marmara denizi! Hep merak etmiştim bu denizde yaşayan balıkları...Acaba köpekbalığı var mıydı, ya da balina. Ama ben biliyordum ki bu denizde pranhalar yaşardı. Adı insan olan pranhalar!..Durmadan yiyorlardı bu denizi. Fabrika fabrika açmışlardı ağızlarını!..Dişleri zehir!..Canım sıkıldı birden, bitmesini istedim Marmara denizinin; bitti de!

Nihayet bir göl kıyısından geçiyorduk şimdi. Mavi bir sis çökmüştü gölün üstüne. Rüzgarın etkisiyle usul usul çalkalanıyordu çukurunda. Rüzgarla sevişiyordu adeta. Derken, denize özgü martı kuşları havalanıp uçtu göl içlerine doğru; kayboldular.

Onlar değildi kaybolan, ben yanlış düşünüyordum aslında. Onlar kendi topraklarında, kendi sularında yaşamalarına devam edeceklerdi çünkü. Onları orada bırakan, terk eden bendim! Suçlusu ben değildim bu terk edişin, suçlu beni alıp giden bu trendi işte!

Keşke onların arasında uçan iki kanat olsaydım. Onlara inat, terk ederdim denizlerimi, göllerimi... Takılırdım özlemlerimin ardına, göğün mavisi bitene kadar uçardım... Gücüm bitince konardım başka sulara, ya da düşer ölürdüm!..

Tanır mıydın beni?

Tren duruverdi ansızın! Yerimden kalktım, çantamı sırtlayıp attım kendimi dışarı. Oysa trenden inmeyi hiç istemiyordum. Gidebildiği kadar uzaklara gitmeyi, uğrayacağı bir şehirde aradığım yüze gülümsemeyi, ona; ***8221;ben geldim, merhaba! ***8221; demeyi isterdim. Ne mümkün!..

Trenin kalkarken çaldığı düdük sesi bir ıslık olup ***8220;Hadi gel! ***8221; diyordu sanki!..İmkânsızlığımı unutmuş olacaktı şüphesiz. Az ötedeki tepeyi geçerken boynunu büktü, gözden kayboldu sonra; ağlıyordum! Boşta kalan elimle gözlerimi silip, el salladım arkasından:

***8221;Doğuya bir selam, bir yudum sevgi götür benden!...***8221; diyerek...

Tayyibe Atay
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 05-11-2008, 01:03
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart


Zor Yıllar -1-

Hangi yaştaydım tam olarak bilmiyorum.Bebeklikten çıkıp, dünyayı tanımaya başladığım zamanlardi sanırım.
Yaş ya üç,ya dört! ...Aslında daha öncesine ait anımsadıklarım da vardı; boz bulanık....Emeklediğimi hatırlıyorum desem,biliyorum, kimse inanmayacak.Yalan söylemiyorum, çünkü; hala emekliyorum...

Fakir bir ailenin,beş çocuklu, ahşap bir evinde geldim dünyaya.Babam gezici marangozdu ama, zor yıllar olmasından dolayı iş bulamıyordu yakın çevrede.Bu yüzden yanımızda değildi çoğu kez.Babam çay, şeker, yağ parası kazansın diye evin bütün işlerini annem sırtlanıyordu. Çift sürmek, harman kaldırmak, hayvanlara bakmak, eve odun temin etmek, beş çocuğa analık yapmak, onlara kol kanat germek hep anneme düşüyordu bundan böyle. Vurmalı tutmalı bir kadındı annem ve işinin üstesinden gelmesini de çok iyi bilir
di doğrusu...Ne yapar,ne eder her işini zamanında bitirirdi.Ortadan uzun boyluydu,upuzun saçları vardı.Yürürken kalçalarını döverdi örgüler...Giydiği her şey yakışırdı.Zaten çok giyeceği de yoktu aslında.
Değiştirim yapacak kadar giysi işte...Sanırım, o yıllarda herkes böyleydi.

Çoğu kez sert bir görünüşe sahipti annem.Bu görüntünün altında taşıdığı yumuşak yüreğinin farkındaydık biz beş çocuk.Anlaşılan babamı da çok seviyordu.Bunu evlendikten sonra daha iyi anladım.Sevmeseydi eğer, ondan beş çocuk doğurup,sonra da aileyi taşımak gibi bir ağırlığın altına atmazdı kendini.Tabii bunda o yılların ahlak kurallarına; namusa,şerefe
bağlı olmanın payı da vardı şüphesiz..Hem hiç tanık olmadım evimizde ***8216;kavga***8217; denen olaya.Demek ki annem, sert mizacını dışarıya karşı kullanıyor,evde munis bir kediye dönüyordu.Ona hayran olmamak mümkün değildi doğrusu! ...

Babam, işinden dolayı çoğu kez yoktu aramızda.
Ankara,İstanbul gibi şehirlere gidiyor, aylarca gelmiyordu.Bunu daha sonra, onun ağzından da
dinledim.Hem yapı,hem ahşap işlerinden anladığı için,bir grup arkadaşı ile beraber hastane,
postane,otel inşaalarında çalıyordu.Ne kazanıyordu,ne kadar kazanıyordu; bunu hiç sormadım babama. Zaten paranın ne anlama geldiğini bilmediğim için önemi de yoktu bunun...

Önemini anladığım yıllarda ise, babam yanımızdaydı artık.Anlaşılan evinden,eşinden,çocuklarından ayrılmak istemiyordu.Evimizin yan tarafına yaptığı ***8216;koruluk***8217; denen çatının altına tezgahını kurmuş,polonyasını da yerleştirmişti.Orada kapı,pencere,dolap,tekne gibi ufak tefek şeyler yaparak,evimizin harçlığını çıkarıyordu.

Daha önceleri sadece özlüyordum babamı,şimdi ise tanıyor,tanıdıkça seviyordum da...Yumuşacık bir yüreğe sahipti.Yaptığımız hiçbir şeye kızmazdı.Biz de şımarmazdık onun bu tutumu karşısında.Zaten ***8216;şımarmak ne***8217; bilmezdi o zamanın çocukları.Fakat aşırı bir saygımız da vardı ona.Nereden,nasıl kaynaklandığını sorarım kendime bu saygının; yanıt bulamam.

Şimdiki çocuklara bakıyorum da, hiç bize benzemiyorlar.Onlardan, umudumu falan kesmiş değilim,asla! ..Çünkü ***8216;onları biz yetiştirdik, gelecekte bir şeyler beklemek de hakkımız olmalı***8217; diye düşünürüm her zaman...Kınama gibi bir hakkımın olmadığını da...Aslında bu durumu kabullendiğimizi gören yeni kuşak; kilere giden deliği keşfetmiş fare gibi yararlanmasını iyi biliyor doğrusu..Ne denir: Akıllı kuşak!..Akla gelmedik şeyler istiyorlar,biz de alıyoruz onlari.İllaki de olacak her istekleri..Hele bir ***8220;olmaz, bunu alacak gücümüz yok***8221; de bakalım, gör olacakları..Ama diyemeyiz işte!..Dediğimiz anda geçmişte yaşadığımız yokluklar gelip oturuverir yüreğimize; ***8217;olur! tamam!..***8217;deriz de; sözde kendimizi kurtarırız işlediğimiz kötülükten!

Hiç unutmam; ellili yıllardı; ben yine dört beş yaşlarımda,zayıf,incecik yüzünden gülüşü eksik etmeyen,biraz da duygulu bir çocuktum.Yaşıma göre uzun,kumral,kalın saçlarım vardı (ağarmasına ve kesilmesine rağmen hala böyledir) .Annem hep örgülü tutardı onları; hem de zencilerin saçları gibi çok sayıda örgülerle...Örgüler ta kaşlarımın üzerinden başlar,uçlarına kadar devam ederdi.Bir dahaki banyo zamanında çözülmek üzere,öylece gezerdim.En az on beş gün desem, şaka gelir şimdi..Babam, dini konularda duyarlı biri olduğu için başımızı da örttürürdü bize.***8221;Günah olur,derdi; kızlar başını açmaz!..***8221;

Şimdiki boyalı,permalı,röfleli,kesilmiş,başı açık halimizi görse ***8216;ne der***8217; acaba diye düşünürüm.Ama benim babam ***8220;kızlarım böyle de güzel,onları gene seviyorum,iyi ki benim günah bilip söylediğim şeyleri yapmıyorlar***8221; derdi.Çünkü benim babam; Tanrı'ya yakın olduğu kadar,insana da yakındı!..Onu özledim!..

Bu son cümlemi yazarken, toprağın altına doğru kaydı duygularım.Kendimi tutamayıp ağladım.Zaten ben,bebekken de çok ağlarmışım.Belli ki isyanlarım vardı, dünyaya insan olarak gelmekten yana..***8217;Kimse bilememişti bunu, benden ve Tanrı'dan başka***8217; desem, yalan söylemiş olurum.Aklım erdikçe,hesaplaşmalarım arttıkça yani, uzaklaşıp gittim Tanrı'dan...Kendi cehennemimi kendim yarattım sonunda...

İşte o cehennemin insanı olarak yazmaya başladım kendimi...Yaşadıklarımla,
duyumsadıklarımla,itiraflarımla,gerçeklerimle. ..Ne kadarını yazarım,nasıl yazarım bilmiyorum...Bildiğim tek şey varsa; yalandan uzak,gerçeğe yakın bir şeyler yazacağımdır,sizi temin ederim...

Notevam edecek...
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 06-11-2008, 01:12
baştan sevi baştan sevi isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2008
Nerden: Ordu
Mesajlar: 87
Standart

yıllanmış bir örgünün nasıl zor söküldüğünü ,eski örme kazakları söküp renkli kilim yapan anneannemden bilirim.her birimizde bir anı şimdi o kilimler,sökülmüş kazağını kim bilir kimin giydiği.basmaya kıyılır mı küçücük gözlerinin yaşaran emeği.
sökülmüşsünüz,hem kaç düğüm birden.
renkli kilimler dokuyacaksınız belli.
ben yine kıyamayacağım
gördüğümden belki
yaşaran gözlerinizi.

sevgimle.
__________________
Hatice Çamyar
Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 06-11-2008, 02:32
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

Al***305;nt***305;:
baştan sevi
yıllanmış bir örgünün nasıl zor söküldüğünü ,eski örme kazakları söküp renkli kilim yapan anneannemden bilirim.her birimizde bir anı şimdi o kilimler,sökülmüş kazağını kim bilir kimin giydiği.basmaya kıyılır mı küçücük gözlerinin yaşaran emeği.
sökülmüşsünüz,hem kaç düğüm birden.
renkli kilimler dokuyacaksınız belli.
ben yine kıyamayacağım
gördüğümden belki
yaşaran gözlerinizi.

sevgimle.
kurduğum tezgah bozulmazsa,ipliğim kırılmazsa,mekiğim çatlamazsa ve yeterse kalemimin gücü,yazacağım kendimi...gelecek kuşaklar okur da,geçmiş hakkında bir şeyler öğrenirler umuduyla,sevgili Hatice...

öylesine birinden,öylesine yazılar olacak bunlar ki,bilmez değilim!..

hadi getir eski kazaklarını,sökelim ve yenileyelim onları...başka motiflerde,başka ölçülerde ama bu kez)))ben sığamıyorum zaten o kazakların içine;şişmanladım)))

ne kadar duygulusun...yorum yazarken bile yüreğini akıtıyorsun,hayatı damıtıyorsun cümlelerin içine...nasıl yapıyorsun bunu ha!..

öpüyorum yüreğinin gözlerinden..teşekkür ederek ve sevgilerimle...
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #38  
Alt 06-11-2008, 20:47
merâl özcan merâl özcan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.658
Standart

Al***305;nt***305;:
Tayyibeatay

Zor Yıllar -1-

Hangi yaştaydım tam olarak bilmiyorum.Bebeklikten çıkıp, dünyayı tanımaya başladığım zamanlardi sanırım.
Yaş ya üç,ya dört! ...Aslında daha öncesine ait anımsadıklarım da vardı; boz bulanık....Emeklediğimi hatırlıyorum desem,biliyorum, kimse inanmayacak.Yalan söylemiyorum, çünkü; hala emekliyorum...

Fakir bir ailenin,beş çocuklu, ahşap bir evinde geldim dünyaya.Babam gezici marangozdu ama, zor yıllar olmasından dolayı iş bulamıyordu yakın çevrede.Bu yüzden yanımızda değildi çoğu kez.Babam çay, şeker, yağ parası kazansın diye evin bütün işlerini annem sırtlanıyordu. Çift sürmek, harman kaldırmak, hayvanlara bakmak, eve odun temin etmek, beş çocuğa analık yapmak, onlara kol kanat germek hep anneme düşüyordu bundan böyle. Vurmalı tutmalı bir kadındı annem ve işinin üstesinden gelmesini de çok iyi bilir
di doğrusu...Ne yapar,ne eder her işini zamanında bitirirdi.Ortadan uzun boyluydu,upuzun saçları vardı.Yürürken kalçalarını döverdi örgüler...Giydiği her şey yakışırdı.Zaten çok giyeceği de yoktu aslında.
Değiştirim yapacak kadar giysi işte...Sanırım, o yıllarda herkes böyleydi.

Çoğu kez sert bir görünüşe sahipti annem.Bu görüntünün altında taşıdığı yumuşak yüreğinin farkındaydık biz beş çocuk.Anlaşılan babamı da çok seviyordu.Bunu evlendikten sonra daha iyi anladım.Sevmeseydi eğer, ondan beş çocuk doğurup,sonra da aileyi taşımak gibi bir ağırlığın altına atmazdı kendini.Tabii bunda o yılların ahlak kurallarına; namusa,şerefe
bağlı olmanın payı da vardı şüphesiz..Hem hiç tanık olmadım evimizde ***8216;kavga***8217; denen olaya.Demek ki annem, sert mizacını dışarıya karşı kullanıyor,evde munis bir kediye dönüyordu.Ona hayran olmamak mümkün değildi doğrusu! ...

Babam, işinden dolayı çoğu kez yoktu aramızda.
Ankara,İstanbul gibi şehirlere gidiyor, aylarca gelmiyordu.Bunu daha sonra, onun ağzından da
dinledim.Hem yapı,hem ahşap işlerinden anladığı için,bir grup arkadaşı ile beraber hastane,
postane,otel inşaalarında çalıyordu.Ne kazanıyordu,ne kadar kazanıyordu; bunu hiç sormadım babama. Zaten paranın ne anlama geldiğini bilmediğim için önemi de yoktu bunun...

Önemini anladığım yıllarda ise, babam yanımızdaydı artık.Anlaşılan evinden,eşinden,çocuklarından ayrılmak istemiyordu.Evimizin yan tarafına yaptığı ***8216;koruluk***8217; denen çatının altına tezgahını kurmuş,polonyasını da yerleştirmişti.Orada kapı,pencere,dolap,tekne gibi ufak tefek şeyler yaparak,evimizin harçlığını çıkarıyordu.

Daha önceleri sadece özlüyordum babamı,şimdi ise tanıyor,tanıdıkça seviyordum da...Yumuşacık bir yüreğe sahipti.Yaptığımız hiçbir şeye kızmazdı.Biz de şımarmazdık onun bu tutumu karşısında.Zaten ***8216;şımarmak ne***8217; bilmezdi o zamanın çocukları.Fakat aşırı bir saygımız da vardı ona.Nereden,nasıl kaynaklandığını sorarım kendime bu saygının; yanıt bulamam.

Şimdiki çocuklara bakıyorum da, hiç bize benzemiyorlar.Onlardan, umudumu falan kesmiş değilim,asla! ..Çünkü ***8216;onları biz yetiştirdik, gelecekte bir şeyler beklemek de hakkımız olmalı***8217; diye düşünürüm her zaman...Kınama gibi bir hakkımın olmadığını da...Aslında bu durumu kabullendiğimizi gören yeni kuşak; kilere giden deliği keşfetmiş fare gibi yararlanmasını iyi biliyor doğrusu..Ne denir: Akıllı kuşak!..Akla gelmedik şeyler istiyorlar,biz de alıyoruz onlari.İllaki de olacak her istekleri..Hele bir ***8220;olmaz, bunu alacak gücümüz yok***8221; de bakalım, gör olacakları..Ama diyemeyiz işte!..Dediğimiz anda geçmişte yaşadığımız yokluklar gelip oturuverir yüreğimize; ***8217;olur! tamam!..***8217;deriz de; sözde kendimizi kurtarırız işlediğimiz kötülükten!

Hiç unutmam; ellili yıllardı; ben yine dört beş yaşlarımda,zayıf,incecik yüzünden gülüşü eksik etmeyen,biraz da duygulu bir çocuktum.Yaşıma göre uzun,kumral,kalın saçlarım vardı (ağarmasına ve kesilmesine rağmen hala böyledir) .Annem hep örgülü tutardı onları; hem de zencilerin saçları gibi çok sayıda örgülerle...Örgüler ta kaşlarımın üzerinden başlar,uçlarına kadar devam ederdi.Bir dahaki banyo zamanında çözülmek üzere,öylece gezerdim.En az on beş gün desem, şaka gelir şimdi..Babam, dini konularda duyarlı biri olduğu için başımızı da örttürürdü bize.***8221;Günah olur,derdi; kızlar başını açmaz!..***8221;

Şimdiki boyalı,permalı,röfleli,kesilmiş,başı açık halimizi görse ***8216;ne der***8217; acaba diye düşünürüm.Ama benim babam ***8220;kızlarım böyle de güzel,onları gene seviyorum,iyi ki benim günah bilip söylediğim şeyleri yapmıyorlar***8221; derdi.Çünkü benim babam; Tanrı'ya yakın olduğu kadar,insana da yakındı!..Onu özledim!..

Bu son cümlemi yazarken, toprağın altına doğru kaydı duygularım.Kendimi tutamayıp ağladım.Zaten ben,bebekken de çok ağlarmışım.Belli ki isyanlarım vardı, dünyaya insan olarak gelmekten yana..***8217;Kimse bilememişti bunu, benden ve Tanrı'dan başka***8217; desem, yalan söylemiş olurum.Aklım erdikçe,hesaplaşmalarım arttıkça yani, uzaklaşıp gittim Tanrı'dan...Kendi cehennemimi kendim yarattım sonunda...

İşte o cehennemin insanı olarak yazmaya başladım kendimi...Yaşadıklarımla,
duyumsadıklarımla,itiraflarımla,gerçeklerimle. ..Ne kadarını yazarım,nasıl yazarım bilmiyorum...Bildiğim tek şey varsa; yalandan uzak,gerçeğe yakın bir şeyler yazacağımdır,sizi temin ederim...

Notevam edecek...
<DIV align=center>Bildiğim tek şey varsa; yalandan uzak,gerçeğe yakın bir şeyler yazacağımdır,sizi temin ederim... T.A.

Notevam edecek...!!!!!
<DIV align=center>
<DIV align=left>ne güzel bir açıklama...devam edecek...
<DIV align=left>duyulan, hissedilipte yaşanan her kalp atışında, devam edecek...
<DIV align=left>
<DIV align=left>zor yıllar olmaysaydı bugün bu kadar anlayan bir yürek olur muydu acaba, acı, zorluklar derinleştirmiyor mu yaşamı/yaşayanı...devam etmeli, anlamaya, yudumlamaya...
<DIV align=left>
<DIV align=left>devam edecek
<DIV align=left>daim sevgiyle, kucaklarım
__________________
bir yolcu\"
Alıntı ile Cevapla
  #39  
Alt 09-11-2008, 13:09
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart



sevgili Meral;
bir şiirimde şöyle diyordum:




"yıkandıkça dikleşir ve yosun tutar kayalar"

yıkanma eylemi, geçmişe ait kirlerden arınmayı barındırır içinde ki,geçmiş hep de kirlenmiş olmayı gerektirmez...geçmişe ait duru hallerimiz de yıkanır bazen...çocuk hallerimiz, insan hallerimiz...en günahlarımız bile hoş gelebilir bize,gülümseriz onları düşündüğümüzde...olur olmaz şeylere kızmalarımız, ağlamalarımız,hayal kırıklıklarımız, umuda gebe yüreğimizin boşa çakması, ovuşan avuçlarımız derken, geçer gider hayat...

e yani,ısırdığımız elmaya hesap mı verelim şimdi))

vermeyelim derim ben...en yisi hayatı geldiği gibi yaşamak...sence de öyle değl mi?

teşekkür ederim, beni bir yerlere götüren hoş yorumun için...öpüyorum sevgilerimle...

evet,devam edecek!)))))
Alıntı ile Cevapla
  #40  
Alt 09-11-2008, 13:19
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

Zor Yıllar -2-

Nereden geldim şimdi bu konuya? Sözde ellili yıllarımı anlatacaktım. Köydeydim,çocuktum....ve;

köy akşamına çöken yalnızlık
horoz sesinde aralanan şafakta tükeniyordu
güne karışıyordu çocukluğum
taşlı yollarda bakarken karıncalara, alnım terliyordu
dalıyordu bakışım, yoksulluğumu yaşıyordum...
.
(UNUTMADIM'dan)

Çarşı ne, bakkal ne, şehir ne bilmiyordum o zamanlar...Sadece ben değil, köyün bütün çocukları aynı konumdaydı tabii. Üç kilometre uzaklığımızdaki (sonradan algıladım mesafeleri..) köyden, eşeğinin heybelerine bir şeyler doldurup (sonraları bunu kağnıya çevirdi) satmaya çalışan çerçici gelirdi, ara sıra köyümüze..
Hatırladıklarım içinde boyalı şekerler, balonlar,
sakızlar, minicik içi dolu lastik toplar, leblebi,
iğne, makara, işleme yumakları gibi şeyler vardı. Her gelişinde başına toplanırdık bütün köy çocukları...
Gözümüz kalırdı onlarda. Hele balonlar, hele şekerler, hele toplar,hele sakızlar yok muydu!..

***8217;Hepsinden bir tane olsa yeter***8217; derdim içimden..Balonu görünce gökyüzüne bakardım;
şekere bakınca ağzım tatlanırdı...Aya, güneşe ulaşmak isterdim toplara kayınca bakışlarım...Sakızı vıcık vıcık
olana kadar çiğnemek, arsızca patlatmak geçerdi içimden...Ama yoktu işte!..Kurduğum hayallerden de yoktu kimsenin haberi. Olsaydı eğer; ne yapıp, ne edip onları alırlar ***8221;al çocuğum, bunlar senin olsun***8221; derlerdi;demediler!..
Çok kızıyordum insanlara; en çok da ***8216;çerçici***8217; denen o sevimsiz adama kızıyordum...İçimdeki nefret duygusunun tohumlarını o atmıştı garanti. Ne olurdu sanki, bir kerecik olsun dağıtıverseydi getirdiklerini bize...Değil dağıtmak, elimizi sürmemize bile izin vermiyordu.***8220;Git!..Bir yumurta getir! Üç tane şeker veririm***8221; diyordu üstelik.(Demek ki ötekiler daha çok yumurtaya bizim olacaktı..)

Bunu duymuştum ya, bir umutla eve doğru koştum hemen. Annem, kapının önünü süpürüyordu. Yanına sokuldum; minicik ellerimi yöre dokumasından, elde dikilmiş bez şalvarına kilitledim.

***8217;Anne,bir yumurta ver ne olur, şeker alacağım!' dedim.

Biliyordum vermeyeceğini ama, gene de istedim. Yüzüne bakıyordum merakla ve umutla annemin..***8221;Al kızım***8221; demesini bekliyordum;

***8221;olmaz! ..Ne yumurtası? Onları pazarda satıp,yağ şeker,tuz,çay alacağız.***8221; Diye bağırdı.

Saydıklarının içinde şeker adı da geçmişti ya,gene umutlandım;
***8221;Anne,ben de şeker alacağım..***8221;dedim yeniden..

İnatlaştığımı düşünmüş olacak ki, iyice kızdı bu sefer; şalvarına kilitlediğim ellerimi çimdikledi:

***8221;Git başımdan! ..***8221;dedi.

Haklıydı belki de kim bilir! ..Ama ben kırılmıştım bir kere...Boynumu büküp oradan uzaklaşmak yerine, daha da dikleştim. Ağlayarak anlatmak istediğim isyanım söze döküldü bu kez:

***8221;Ben anne olduğum zaman çocuklarımın her istediğini alacağım!..***8221; diye bağırdım.

O an için rahatlamıştım şüphesiz ama, şimdi bu olaya
baktığımda, şöyle demek geçiyor içimden:

***8216; ÖZÜR DİLERİM ANNE! BAĞIŞLA BENİ! KEŞKE İSTEDİĞİM YUMURTAYI VERSEYDİN DE,BU KADAR BİLENMEMİŞ OLSAYDI ÖZVERİ DUYGUM...VEBALDEN KURTARSAYDIN BENİ! ***8217;

Duyuyor musun? Ne mümkün, O yok!...

Notevam edecek
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 08:10


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum