Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > KİTAPLAR - DERGİLER - KİŞİSEL SİTELER > Dergilerden Seçilenler

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 27-04-2007, 19:29
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

2006'DA ŞİİRİN GÖRÜNÜMÜ <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" /><O:P></O:P>
Ahmet ADA <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Yeni Şiir <O:P></O:P>
Şiir, her durumda bir anlam ifade eder. Şair, "neden yazıyorum, yazmakla hangi anlamı kurmak istiyorum" sorularını içten içe kendine soran kişidir. Bunu kendi kendine sormadan şiir üreten yok mudur? Vardır. Böyle bir şairin gerçeklikle yüzleşmek derdi de yoktur. Gerçekliği estetiksel-yazınsa düzlemde yeniden kurmak-üretmek, varoluşa yeniden işaret etmek; hayatla dünyayla sorunu olan şairin işidir. Şair, ne adına, kimin adına söz alıyor? insanın hangi boşluğunu şiirle doldurmaya çalışıyor? Varoluşa, kendi kişiliğinden ne katıyor? Kendi kişiliğinin sınırlarını bir türlü aşamıyor mu? Durum böyleyse insanın varoluşunu kuşatan bir şiir değil, varoluşa kayıtsız kalan şiir yazılıyor demektir. Şair, şiirsel gerçeği kendi hayatından, ötekini hayatından ve nesnel gerçeklerden öğrenir. Şiirsel gerçeği şiir kılabilmesi için. kendinden önceki 'geleneği' bilmesi gerekir. 'Şiir geleneği' diyelim buna. "Gelenek denen şey aynı zamanda gidenek'tir" diyor Özdemir ince. "Sizi organik yapınızda, ruhunuzda, beyninizdedir." Neden <I style="mso-bidi-font-style: normal">gidenek’tir[/I]? Çünkü geride kalanı, gideni vurgular. O 'deneyim' yeniyi ortaya çıkarmıştır. Şairin. şiirsel gerçeği bir söylem-biçim-biçem içinde aktarabilmesi için, arkasında öteki şairlerin yapıtlarının birikimi olması gerekir. Şiirsel söylemin ne olup ne olmadığını, nasıl oluştuğunu, kendinden önceki şiirlerden öğrenir şair. Buna 'gelenek' deriz. Belleğimizde tarihsel birikim olarak sesler, sözler, biçimler olarak vardır bu.
<O:P></O:P>
Varoluşumuz, nasıl bir dünyada varolduğumuz, şimdimiz, geleceğimiz; bunlar gerçekliklerdir. Şair, bunları şiirsel gerçekliğe dönüştürür. Şiirsel gerçeği kendi yaşantımızın sınırları içinde tutarsak ötesine, yani varoluşsal gerçeğe. varlığımızın anlamına işaret edebilir miyiz?
<O:P></O:P>
Şiir, şiir öznesinin dünyasıyla sınırlı kalırsa, hükmü kalmamış bir şiir yazılmış demektir. Şiir, gerçek şiir diyelim buna, şairin kendiyle başlayıp kendiyle biten bir anlamı değil, gerçeklikle düşlenenin anlamına işaret eden şiirdir. Büyük şiir için de bu özelliklerin şiirde bulunması gerekir.
<O:P></O:P>
Şiirde yeni olanın öncelikle biçimsellikte olduğunu vurgulayalım. 'Anlam' şiiri yeni yapmaz. 'Anlam' yeni olabilir. Yeni bir biçimsellikle örtüştüğünde yeni şiir ortaya çıkar. Varoluşsal gerçeği şiirsel gerçeğe çevirirken biçimsel değerler öne çıkar. Biçimsel değerler olmasa yeni olan anlam bir başına kendini ifade edemez. Söylemek gerekir: Bir başına biçimsel değerler de bir şey ifade etmez. Yalnızca biçimsel değerleri öne çıkaran şiirlerin bir şey ifade etmedikleri görülür. Bu nitelikte olan şiirlerde 'oyunsal yapı' estetik haz nesnesine dönüşür. Şiirin anlam kurma işlevine set çekilir.
<O:P></O:P>
Şiirin malzemesi dil olduğuna göre, dilin toplumsallığı nedeniyle 'bildirişim' işlevinde bulunulur. Bildirişim ile anlam arasındaki ilişki iç içe düşünüldüğünde; şair nesneyi, bilgiyi, olguyu, dahası gerçeklikleri dönüştürür, aşar ve şiirsel gerçeklik halinde yeniden kurar. Şiirsel gerçeklik bir yandan estetiksel haz iletirken, bir yandan da estetiksel hale dönüşmüş 'bilgi' iletir. Bu bilginin kullanılır bir niteliği yoktur. Duyumsanır, sezinlenir, imgeyle aktarılan <O:P></O:P>
çağrışım yüklü bilgidir: "<I style="mso-bidi-font-style: normal">Dünya mavidir bir portakal gibi[/I]". Eluard'ın bu dizesi başka anlamlar da kurmaktadır.
<O:P></O:P>
Bu anlamları, burada açımlayacak değilim. Ancak, bu dizedeki şiirsel gerçekliğin hem estetiksel haz, hem bilgi, hem de bildirişimde bulunduğunu eklemeliyim. Şiirin bütünüyle estetiksel haz nesnesi olduğunu söyleyen şair, şiirsel işlevi (yazın işlevini) estetikle sınırlar.
<O:P></O:P>
Postmodern Şiir <BR style="mso-special-character: line-break"><BR style="mso-special-character: line-break"><O:P></O:P>
Postmoden şiir arayışlarına dönecek olursak, dilin toplumsala gömülü oluşu nedeniyle, dilden uzak bir şiir arayışı olarak belirir. Dilin sözcükleri görsel malzemeye dönüştürülmüştür. Bununla yetinilmemiş kes yapıştır tekniğiyle dış malzemeler kullanılmıştır. (Yapılan-edilene ne derece 'şiir' denilebilir, o da ayrı bir konu.) Bu dil dışı çabalar, dilsel iletişimin sonunun geldiğini göstermez elbette. Olsa olsa, sergilenen postmodern şiirin görsel işitsel malzemeyle kurduğu 'oyunsal yapı'dır. Biçimsel ifade olanaklarının sonuna dek kullanılmasına kimsenin itirazı olamaz. Ne ki, dilsel malzeme dışta tutularak, şiiri şiir kılan başka öğeler de şiirden atılmıştır: <I style="mso-bidi-font-style: normal">Lirizm, ritim, imge[/I] bu öğelerin başlıcalarıdır. Pastişler, grafik-kaligrafik öğeler, anagramlar, montajlar, boşluklar, eksiltili söylemler, sözcük türetmeleri, görsel-işitsel malzemeler, şiire biçimsel ifade olanakları katarken, biçimsel bir sıkışmayı da açığa çıkarırlar. <O:P></O:P>
Sorun buradadır. Bunun şiirsel bir sorun olarak görülmesi gerekir. Şiirin, bir şeyi ‘adlandırma eşiği, böylece ‘oyun’a dönüşür.
<O:P></O:P>
Şiirin, yeni biçimsel olanaklara dönmesi, postmodern tekniklerin kullanılmasına el verir mi? Romanın diyalojik yapısı postmodern olguların, tekniklerin kullanılmasına olanak verir. Şiirin söyleminin monolojik oluşu, postmodern tekniklerin şiire girmesini engeller. Lirik şiirin dayandığı söylem, Ben'in söylemi olduğundan monolojiktir. Lirik-epik söylemle bu durum aşılabilir. Çiftli ya da çoğul söylem diyalojiktir. Diyalojik yapı içinde 'şiirsel yoğunluk' <O:P></O:P>
sağlanabilir mi? Retariksel söylem aşılabilir mi? Aşılabilir düşüncesindeyim. Malzemesi dilolduğu sürece 'deneysel şiir', 'somut şiir' olarak adlandırılan deneyimler de Postmoderndir. Modern şiir sonrasının arayışları içinde değerlendirmek gerekir. Ne ki, malzemesi 'sırf görsel olan'ın şiir olup olmadığı da tartışılmalıdır.
<O:P></O:P>
Türk şiiri bağlamında düşündüğümüzde, Postmodernizmin ekonomiktoplumsal bir tabanı yok. En genel anlamda kültürel kanonda, mimarlıkta, romanda kılgısal belirtileri var sadece. Metinsel göndermelerle, alıntılarla, görsel malzemeyle, pastişlerle diyalojik söylemin beslenmesi, dilin diyalojik söylemle 'gerilmesi' ne sonuç verir? Doğrusu kestirmek güç. Ama ezberlerimizi bozacağı açıktır. Postmodern düşünce ve felsefi görüşlerle Postmodern şiire varılamayacağı da kesindir. (Postmodernizmin modernizme yönelttiği eleştirilerin kabul edilebilir bir yanını görmüyorum. 'Büyük Anlatılar' modernizmin sürekliliği içinde devam etmektedir. işçi sınıfı varolduğu sürece de devam edecektir.)
<O:P></O:P>
Şiir, modern şiirin biçimselliğinde açılacak gediklerle bir başka evreye taşınabilir. Bu kaçınılmazdır. Küresel dünyada, ulus-devletlerin çözüldüğü, her toplumdaki kültürel argümanların başat olarak ortaya çıktığı bir dünyada, şiir de Postmodern evreye girecektir. Çünkü, teknolojik dünya dijital bir evrimi yaşıyor.
<O:P></O:P>
Dolayısıyla, şiir de bir başka evreye girecek, bir evrim geçirecektir. Karmaşık, parçalı, grift bir şiir dili ortaya çıkacaktır. Görsel malzeme de şiir diline katalizör olacaktır. Dünya şiiri ikinci Dünya Savaşı sonrası bu 'deneysel' dönemden geçti. Türk şiiri de, hiç şüpheniz olmasın, bu deneyimden geçecektir.
<O:P></O:P>
Yeni Şiir Arayışları <O:P></O:P>
Söylemek gerekir: Son birkaç yıldır, doğal olarak 2006'da da şiirdeki biçimsel arayışların sürdüğünü belirteyim. Heves dergisi çevresindeki görselliğe dayalı arayışlar ile sayıp dökmeye ya da söze dayalı epik ufuklu arayışlar, Türk şiirini çok sesli, çok katmanlı hale getiriyor. Biçimsel arayışların da, şiirin nesnesini anlamlandırmaya yönelik olduğunu söylemeliyim. Roland Barthes'ın ifadesiyle "anlamın kendisi biçime dahildir". O nedenle, her biçimsel arayış anlamla da ilgilidir. Doğayı, insanı, evreni, nesneleri anlamlandırmaya, onları şiirin kendisi kılmaya yöneliktir. Dilin toplumsal bağlamı düşünüldüğünde; şairin şiirsel, dilsel, anlamsal düzeydeki sorunlarını, dilin toplumsal bağlamını gözeterek çözmesi gerekir.Kullandığımız her sözcük sıfır noktasında değildir. Şair sözcüğü, modern hayatın işaret levhalarından biri olmaktan çıkarabilir. Sözcüğün ya da sözdiziminin yapısını bozarak gerçekleştirebilir bunu. Maleviç, malzemesini (renkleri) Kırmızı Kare ve Siyah Kare'de sıfır noktada kullanarak evreni başka türlü gördüğünü gösterir. Şair de, sözcüğün kendini sessel ve anlamsal olarak temsil etmez durumda kullanabilir. Bu özgürlüğü ona tanımalıyız. Ama tam karşıt uçta da olabilir şair: Sözcüğü, şiirin temel malzemesi olarak gören, öte yandan sözcüğün yetmezliğini de gören anlayış şiirsel işlevi öne alır: Jakobson, "Şiirsel işlev, eşdeğerlik ilkesini, seçme ekseninden birleştirme eksenine yansıtır." der. Şair, kullanacağı sözcüğün semantik, ritmik, fonetik olarak eşdeğerlik taşımasına özen gösterir. Seçtiği eşdeğerli sözcükleri yan yana getirerek (birleştirerek) eğretilemeli bir dille şiirsel 'yapı' kurar. Şiirsel yapı, iletinin kendine yöneldiği, estetiksel işlevinin öne çıktığı anlam kuran özelliğe sahiptir.

2006 yılında çağdaş Türk şiiri, çeşitli anlayışlardan kaynaklanan örneklerin çoğaldığı bir görünümdedir. Her anlayış kendi doğrultusunda derinleştikçe, farklı anlayışlarla çelişkiler, çekişmeler görülebilir hale gelecektir. Bu durum, poetik düzlemde derinleşmeyi getirmiyor ne yazık ki. Öte yandan, çağdaş Türk şiiri "büyük şiire" doğru önemli adımlar atıyor - toz duman <O:P></O:P>
içinde bu görülmese de.

MÜHÜR / Sayı 13Edited by: emre
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 29-07-2007, 11:50
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




YÜZEYLEŞME VE DÜZEYSİZLEŞME SORUŞTURMA DOSYASI İÇİN SORULAR...

1. Günümüzde, modernizm sonrasının edebiyata etkisinin getirdiği yüzeyleşme konusunda ne düşünüyorsunuz? Gerçekten de bir yüzeyleşme (derinliksizleşme, köksüzleşme) var mıdır, varsa bunun nedenleri neler olabilir?

2. Türk şiiri, gelenek içerisinden gelişen bir şiir özelliği göstermektedir. Gelenekle bazen doğrudan, bazen dolaylı ilişki söz konusudur denebilir. Bazen de geleneği tersinden okuyan, geleneği reddeden yaklaşımlar olmuştur. Bütün bunlar birlikte ele alındığında günümüzdeki yüzeyleşmenin gelenekten kopmayla bir ilgisi olduğu söylenebilir mi?

3. Hayatlardaki yüzeyleşmenin, maddi getirilere odaklanan hayatların edebiyatı da yüzeyleştirdiği dile getiriliyor, bu konuda sizin düşünceniz nedir? 4.Daha çok postmodern toplumlarda ve tercihleri arasında yer alan yönlendirici bir gücün örneğin medyanın ve iletişim ağının son zamanlarda ön plana çıkması bir edebi tür olarak şiirin arka planda kalmasına etki etmiş midir?



Tekin GÖNENÇ:

- Ne yazık ki günümüzde popülizm yükselen değerler olarak yaşamın her alanını kapsamına almıştır. Küreselleşmenin de hızla yaygınlaşması çoğu toplumlarda sanata olan ilginin azalması ve giderek sanatın yüzeyselleşmesi sonucunu doğurmaktadır Hiçbir oluşumun kendini geneloluşumdan ayrı tutamayacağı gerçeğinden edebiyat da yeterince kendisine düşen payı almaktadır.

- "Her kültür kendi geleneği üstüne kendi ulusal özellikleriyle kurulur ve bunlarla evrensele katılır" söylemi, içinde gerçekleri barındıran bir söylemdir. Ayrıca her uygarlığın başka uygarlıklardan alacağı şeyler vardır. Doğası gereği insan geçmişle güncel arasında sürekli geliş gidişler içindedir. ~eleneğin ve geçmişin izleri belleğin değişik katmanlarında her zaman vardır. ate yandan değişimi yakalarken, yeniyi üretirken elbette eskiye karşı çıkılacak, sırasında yadsınacak. Mevlana'nın "dün dünde kaldı cancağızım, yeni şeyler söylemek lazım" sözü geçerliliğini her zaman koruyacaktır. Mükemmeli ardımızda değil, önümüzde aramalıyız, ama bu "diyalektik yadsıma" yoluyla yapılmalı, saygı duyularak yapılmalı.

Belki şu yorum, içinde birçok gerçeği barındıran bir yorumdur; "mitoloji olmasa Yunan Sanatı, Endülüs Flamenkoları olmasa Lorca, Anadolu efsaneleri olmasa Yaşar Kemalolur muydu?"

Rahatça söyleyebiliriz ki, sanatın tüm dalları özellikle başka kültürlerden etkilendikleri gibi kendi toplumlarının daha sonra oluşacak kültürlerini de etkilemişlerdir. Bunu, sanatın en eski ve içinde çoğu sanatları içeren dalı olan bizim şiirimizde de her zaman görebilmekteyiz. Bu düşünceler ve benzer saptamalar doğrultusunda gelenekten ister istemez sanat eserine yansıyacak izlerin olumlu yönlerini göz ardı etmemek gerektiği düşüncesindeyim.

- Teknolojinin akıı almaz bir hızla gelişmesi sonucu, kitaplara ve sanatsal etkinliklere ayrılacak zamanın büyük bir bölümünü televizyonun, bilgisayarın almasıyla insanlar değişime ayak uydurarak kolayca coşkuya ulaşabilecekleri alanlara yönelmektedirler. Bunun için de maddi kazançlar getirecek uğraşlar gerekmektedir. Bu tür yaklaşımlar elbette yaşamlarda yüzeyselleşme sonucunu doğurmaktadır.

- Daha önce de belirttiğimiz gibi günümüzde popülizm yaşamın her alanını kapsamına almıştır. Bu olumsuz gelişmelerin baş aktörleri olarak medyayı ve değişik iletişim ağlarının büyük bir bölümünü anmak yanlış olmaz. Böylece sapla saman birbirine karıştırılmakta, ünlü olmak değerli ya da önemli olmanın önüne geçmektedir. Örneğin "Televole" benzeri "Kültür-Sanat" adı altında oluşturulan bazı programlarda boy gösteren birileri, topluma sanatçı olarak sunulmakta ve kolaya alıştırılmış toplum da bu yönlendirmelere kuzu kuzu uymaktadır. Bu olumsuz tutumlardan şiir de şair de fazlasıyla payını almaktadır.


MÜHÜR / Sayı 15
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 15-01-2010, 14:09
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


“Neo Klasik Tavır” Mühür’de

Mühür, Türk şiirinin bağımsız birkaç dergisinden biri bugün… Ne bir kurum ne de bir yayınevine bağlı değil. Bu yüzden de kendi yağıyla kavrulmanın tüm lezzetine sahip. Bugün kurum, yayınevi destekli birçok dergi, desteklerini çoğu kere kötüye kullanıyor. Ellerindeki imkânı çarçur ediyor. Sözüm ona editörler sözüm ona yöneticiler, kendi zavallı yazarlık, şairlik kariyerleri için dergi sayfalarını ‘sekalık’ hale getiriyor. Bırakın edebiyattan anlamayı düşünceden bihaber patronlar için bir sorun yok elbet. Olan Düşünceye ve edebiyata oluyor. Mühür, tüm o cilalı dergilere aşkla dopdolu bağımsız dergileri tercih ediyor.
Bugün Türk şiirinin bağımsız duruşu Mühür’dedir. Kendini milenyumda yaşıyor olmakla güncel sananlarla da geçmişi konforlu bir bataklık haline getirenlerle de bağımız yoktur. Şiir de düşünce de insan içindir, insanla değerlidir. ‘İnsansız şiir aracı’ üretmenin türlüsünü keşfetmiş kuramlara da karnımız tok. Açlığımız insan sesinedir.
Mühür, Türk şiirinin kompleksiz sesidir.
Kafalarındaki şair pozunun altında ezilmiş şairlerin birbirlerini ağırladığı dergilerden değildir.
Oturaklı bir dergi olayım, diye de oturaktan konuşanlardan da değildir.
Profesyonel değiliz; ‘profesyonel’ demenin sözlüklerdeki anlamlarından biri, kendini üslubunca kullandıran demektir.
Burada boş laf değil hayat ve o hayatın sesi devinmekte….
Bu düşünlerle hazırladığımız Mühür’ün Ocak sayısında önemli birçok şey bulacaksınız…

Celâl Fedai ile yaptığımız söyleşi, Neo Klasik Şiir’in esaslı bir seslenişi oldu. Fedai: “İşin kolay olmadığını göstermek zorundayız. Dağımızın yükseklerine çıkıp aşağıdakilere çığ yollayacağız. Böylelikle kar, dağ, soğuk, üşüme bilgisini kavratacağız. Çığ altında kalanlardan kurtulanlarıysa gene biz ısıtıp zirveye götüreceğiz. Az ama öz olacaklar. Neo Klasik yönelim hiç olmazsa bunu sağlayacak. Müşkülpesent olmaya devam edeceğiz yani. (…) Bence Neo Klasik Şiir, öncelikle, yani bir tarz şiir biçemi olma iddiası taşımadan önce, günün tüketim alışkanlıklarıyla şekillenen kuramları dışlayacak ontolojik bir tavrı ifade etmelidir. Öncelik bu.” diyor. Bugüne kadar Türk Şiir ortamı yapmadan ince kuramını söyleyen, sonra da onun altında kalanlarla dolup taştı. Fedai, bana kalırsa bugüne kadar yaptıklarını, Taocuların ‘önce yap sonra açıklarsın’ şiarınca gerçekleştirmiş oldu. Bu meselenin açılıp tartışılması sorumlularını bekliyor. Ayrıca söyleşide, dile gelen konulardan, 1990 sonrası İslami duyarlıklı ve sosyalist duyarlıklı adların nasıl bir sergüzeştlerinin olduğu konusu epey tartışılacağa benziyor.
Yaşar Bedri, ödüller, jüriler derken esasta olması gerekene işaret etti.
Baki Ayhan T. ise kısa zamanda neredeyse tiryakilik yaratan ‘Not Alınız!’larına yenilerini ekledi.
Osman hakan a., Türkçenin söz varlığı üzerine nefis bir makale kaleme aldı. Sesimize Kanada’dan ses verdi. Dilimize başka dillerden giren kelimeler ve başka dillere bizim verdiklerimiz bahisleri üzerinden önemli dikkatler sundu.
Genç yazarlar İnci Karamercan, Özge Yılmaz ve Metin Erol; Sylvia Plath, Dağlarca, İlhan Berk ve Cemil Meriç üzerine yazdılar.
Viyana’da Alman Dili’nde yüksek lisans yapmakta olan değerli şair Yahya Kurtkaya hem bir şiiri hem de bir çevirisi ile dergide yer alıyor.
Yine Viyana’da felsefe doktorası yapmakta olan dostumuz Mehmet Sabri Genç, ‘Sorun Çağı ve Anatomisi’ yazısıyla, yaşadığımız zamanda sanatın ve düşüncenin haline açıklık kattı.
Selçuk Küpçük’ün İrfan Yıldız söyleşisini ve Gökhan Akçiçek’in Fatin Hazinedar ve Adil İzci’nin Ahmet Haşim yazılarını da bu çerçeveye ekleyelim…
Mühür’de yine iki genç öykücünün öykülerini okuyacaksınız. Güzide Ertük ve Feyime Özgür, bundan böyle de öyküleriyle aramızda olacaklar.
Ve son olarak elbette şiir… Utku Kaygusuz, Yahya Kurtkaya, Abdurrahman Şenel, Ozan Öztepe, Arife Kalender, Halim Yazıcı, Tamer Gülbek, Hans Ulrich Treichel, Ersan Erçelik, Orhan Emre.

Mühür’ün sayfaları, yukarıdaki duyarlılığa sahip her değerli isme açıktır.
Onları burada selamlarken iyi okumalar diliyoruz…
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 12-01-2011, 20:27
hüseyin peker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hüseyin peker hüseyin peker isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 134
Standart


Mühür'den seçmeler‏

MÜHÜR ocak-şubat sayısı İzmir'e geldi.
Yakın ve Pan kitabevinde bulabilir yazın dostları.
Ben Mühür'den bazı dize ve notlar seçtim:

'Son yıllardaki tartışmalardan anlıyorum ki bazı şairler
veya şair grupları, İkinci Yeni'yle savaşarak şiir yazmayı
seçmiş. Kendilerine koydukları çıta orası! Şairin ufku
bu kadar dar olmamalı. Şair olmak için falan ya da filan
akımla, falanca veya filanca şairle değil dünyayla,
hayatla ve sözlükle savaşmak gerekir.'
Baki Ayhan T.

'oğlum, gül deyince gülüyor
gülme! diyorum hızlı ve kırmızı'
Şeref Bilsel

'Çekmeceler gülleri gizlediğinde, kış çoktan başlamıştı'
Ali Mustafa

'uyuduğunuz sokak benim de yoldaşım'
Mehmet Sadık Kırımlı

'Dünya bu doktor, serumdaki damla sınavı'
Hilmi Haşal

''cennet zaten almaz ama
cehennem de bile adım yazmayacak'
Koray Feyiz

'sözcükler gibiydi öpüşmenin vişne tadı'
Ertuğrul Özüaydın

'kasaba düştü, köy zaten yok şehir çoktan çürüdü'
İhsan Tevfik

'kalın kalın giyinip bu kışı seyretmeli'
Yahya Kurtkaya

'başka nedir yaşam?
siz ki bizde iyilik gibi'
Hilal Karahan



hüspek
__________________
hus pek
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 10:45


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum