Tekil Mesaj gösterimi
  #4  
Alt 13-02-2013, 20:06
Muhammet Akyıldız Muhammet Akyıldız isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2011
Nerden: Antalya
Mesajlar: 52
Standart UYANDIRMA DERSLERİ-3

Ders : Postmodern Matematik*
Konu : Çalıp Çırpmanın Toplum Üzerine Dağılma Özelliği**

Sevgili arkadaşlar!
Dün üniversite yönetiminden bir uyarı yazısı aldım ve çok derin düşüncelere daldım! Resmi yazışma kuralları içinde yer alan ve her resmi yazının olmazsa olmaz satırlarını bir kenara bırakacak olursak, yazının özü kısaca şöyle:
Benim orayı burayı fazla didiklediğim, müfredatı bırakıp kendi bilmem neyimden ders uydurduğum, adımın “yöndeş” olmasına karşılık fikirlerimin “dışters” olduğu ve bu halimle üniversitedeki birlik bütünlüğü bozduğum, ayağımı denk almazsam kendimi kapının önünde bulabileceğim ve birkaç önemsiz ayrıntı daha sarı bir zarf içinde kibar bir şekilde tarafıma bildirildi!
Ama beni sakın yanlış anlamayın lütfen! Şu anki gergin ve sinirli halimin kesinlikle bu uyarı yazısı ile bir ilgisi olmayıp; tamamen birkaç gün önce yaşadığım ve “Öğrencileri uyandırma sürecinde, beyinlerinin kıvrımlarındaki düğümleri çözeyim derken, limbik sistemde kalıcı hasarlara yol açıyor olmayayım sakın?” diye kendimi sorguladığım bir olayla ilgilidir!
Nereden çağrışım yaptı bilmiyorum ama birdenbire ağzımdan çıkan “Gelin kaçmış biz zurna öttürüyoruz!” sözü -tamamen bana(Yöndeş Hoca) ait bir deyimdir- yaşadığım bu can sıkıcı durumun tek kazançlı yanıydı sanırım. Deyimler sözlüğüne katkılarımdan dolayı kendimi kutlarım!
Neyse fazla uzatmadan olayı aktarayım:
Geçen -ismi bende kalsın- bir arkadaşınız gelip: “Yöndeş Hocam, El Bilgisi dersinizi izledikten sonra anlattıklarınız bizi çok etkiledi! ‘İnsanı yaratan da yok eden de kendi elleridir! Yapar da, yıkar da!’ sözünüzden yola çıkarak; ‘Madem insanlığı ellerimiz yarattı ve de ölümümüz kendi ellerimizden olacak, o zaman el’den daha üstün bir ebedi güç var mıdır yeryüzünde birader?’ diyerek, birkaç arkadaşla birlikte baş başa verip, düşündük taşındık bundan sonra el’e tapmaya karar verdik! Hatta Nüfus Müdürlüğü’ne gidip, nüfus cüzdanımızdaki “dini” bölümüne Eltengrizm (El Tanrısı Dini) yazdırmayı düşünüyoruz, ne dersiniz?“ dedi.
Hiçbir şey diyemedim. Donup kaldım oracıkta öyle. Şaşkın şaşkın yüzüne bakıp kalışımı “Aferin lan çocuğa, teoriği pratiğe geçirmek diye buna denir!” şeklinde yorumlamış olacak ki; “İyi halt etmişsiniz!” dememe bile fırsat vermeden, daha da iştahlanarak; Fikirlerini nasıl hayata geçireceklerini;Eltengrizm’i yeni bir kutsal din olarak dünyada nasıl yayacaklarını; kaynayan bir kazana dönen ve tutunacak bir dal arayan Ortadoğu ve Kuzey Afrika halkları içinEltengrizm’in uzatılacak bir kurtuluş eli olduğunu; bu geniş coğrafyada Nuri El Maliki, Ömer El Beşir, Muhammed El Baradey gibi isminde “el” bulunan milyonlarca insanla iletişime geçip, misyonerlik çalışmalarını bu topraklarda gecikmeden başlatmaları gerektiğini; bu arada tarihte olduğu gibi, Avrupa’ya açılım için Balkanların önemli bir kapı olma özelliğini devam ettirdiğini; Eltengri’nin izniyle bu kapıyı açıp Viyana kapılarına yeniden dayanarak: “Açın yoksa kırarım” denilmesi gerektiğini; Avrupa Birliği’ne ancak Eltengri’nin kutsal yumruğu ile girilebileceğini; kapı komşumuz Yunanistan’da yaşayan hatunların neredeyse yarısının isminin “Elena” olmasının Eltengrizm’in Avrupa’da yayılması açısından en önemli avantajımız olduğunu; uydurma bir Etimolojik çalışmayla “Elena” sözcüğünün Türkçedeki “el” ve “ana” sözcüklerinin birleşmesinden doğarak, Anadolu’dan Balkan Yarımadası’na “elena” olarak geçtiğini ve anlamının Eltengrizm inanışına göre Türkçe’de “Ana Tanrıça” anlamına geldiğinin, Rumcada ise “cadaloz” anlamını taşıdığının bilimsel bir dille yutturularak, tüm “Elena”ların yağız Anadolu delikanlılarıyla izdivaçlarının sağlanabileceğini; bu yolla Rum geleneklerine göre gelinin damada ödediği başlık parası (drahoma) yerine “Bu ekonomik krizde sizden para almak ayıp olur, şu adalardan birini verin şimdilik yeter” diyerek, kaybettiğimiz adaları tek tek geri alabileceğimizi; Kıbrıs’ın Eltengrizm’in en önemli kutsal toprakları olması gerektiğini, çünkü bu adadaki Beşparmak Dağları’nın Eltengri’nin sıfatını temsil ettiğini; Akdeniz’de bir yumruk gibi sıkılan ve İskenderun Körfezi’ne bir işaret parmağı gibi uzanan bu memleketin bizim olduğunu ancak Eltengrizm üç beş kıtaya yayıldığında tıpkı Vatikan’da olduğu gibi Kıbrıs’ın da dini bir merkez olması gerektiğini; böylelikle Kıbrıs sorununun da çözüleceğini, kendisinin de bu adada Ünlü Yunanlı Şarkıcı Elena Paparizou ile birlikte mütevazi bir yaşam sürmek istediğini; Elena Paparizou’nun kendisini kudurttuğunu, gözünün başka birini görmediğini ve Elena’nın kendisi için My Number One” olduğunu; O’na yan gözle bakacak adamın gözünü oyabileceğini, O’nun için bırakın Kıbrıs’ı Yunanistan’a peşkeş çekmeyi, Anadolu’dan Orta Asya’ya hiç düşünmeden gerisin geri göç edip, kendini Taklamakan Çölü’ne vurabileceğini; bu dünyanın kime kaldığını; Eltengri’den başka kimseden korkmadığını, feriştahları gelse inandığı yoldan kendini kimsenin döndüremeyeceğini ve daha bir sürü akıl almaz kurguyu en ince ayrıntısına kadar anlattı da anlattı! Ben de dinledim de dinledim! Ama baktım bitecek gibi değil:
“Anlaşıldı sen peygamberlik mertebesine ermişsin! Gel seni Eltengrizm’le ilgili kutsal bir mekana götüreyim” deyip elinden tuttuğum gibi doğruca en yakın psikiyatri kliniğine götürüp, alanında uzman arkadaşlara “El Bilgisi” ders notlarımla birlikte teslim ettim. Üç gündür kendisine format atılmakta!
Bunu neden anlattım size, matematikle ne ilgisi var bunların öyle mi?
Doğrudan bir ilgi yok evet! Ama işlediğimiz “El Bilgisi” konusu ile “din” arasında da doğrudan bir ilgi olmadığı halde, akıllara durgunluk veren bir dolaylamayla el’i tanrı yapan arkadaşınızı görünce, açıkça söyleyeyim herhangi bir ders konusunu sizinle şöyle enine boyuna işlemeye korkar oldum!
El’in sanatsal gücünden söz ederken el’e mi tapın dedim ben size arkadaşlar? Bu nasıl bir kavrayış böyle? Bu nasıl bir anlayış, bu nasıl bir ilişkilendirme? Sanatı üç beş günde dine dönüştürebilecek kurgu yeteneğiniz var madem, Oscar Ödülleri kapış kapış giderken neden o sapsarı heykelciklerden bir tanesinin gölgesi dahi düşmez bu topraklara? Her ders öncesi yaşanan tevir tevir saçmalıklar yüzünden işleyeceğimiz ders konularını öteleyip durmaktan gına geldi artık inanın! Hayır ben size nasıl “Postmodern Matematik” anlatayım şimdi? Bırakın benim ruh halimin buna uygun olup olmadığını, sizin bilimsel temeliniz uygun mu bu dersi kaldırmaya söyler misiniz bana?
Şimdi kalkıp dersimizin gereği “X (iks) bilinmeyeni..” diye söze başlasam, “Ahanda tanrının mucizesi!” deyip tahtanın önüne kapaklanacakmışsınız gibi geliyor bana!
Bu dersin konusu bildiğiniz gibi değil arkadaşlar! Eğer toplumsal bilince sahip bir birey değilseniz X’in kulu kölesi olmanız işten bile değil inanın! Bu nedenle bu derste konumuzun sadece formülünü veriyorum. Kesinlikle ezberlemeyiniz!
Formülümüz x.(y+z) olup, isteyen bu formülü a.(b+c) olarak da algılayabilir.
Sizinle bu dersi “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” diyebildiğinizde ve birbirinize kenetlendiğinizde işleyebilirim ancak! Baksanıza ben müdahale etmesem el’e tapan arkadaşınız elden gidiyordu! Hiçbirinizin birbirinizden haberiniz yok!
Neyse yarın bir çiçek yaptırıp ziyaretine gidin bari!
TÜNAYDIN!



* Müfredat gereği olup içerik farklıdır
** Bu derste konunun sadece formülü verilecektir

Muhammet Akyıldız (Düşünbil Dergisi- Sayı 24-25 Mart 2011)
Alıntı ile Cevapla