Tekil Mesaj gösterimi
  #5  
Alt 27-02-2013, 23:13
Muhammet Akyıldız Muhammet Akyıldız isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2011
Nerden: Antalya
Mesajlar: 52
Standart UYANDIRMA DERSLERİ-4

UYANDIRMA DERSLERİ-4
Ders :Kriptoloji (Şifre Bilimi)
Konu :Küresel Kapitalizmin Matematiksel Şifreleri ve YH’nin (Yöndeş Hoca) Yeni Kriptoanaliz (Şifre Kırma) Çalışmasıyla Akademik Uyanış Sürecine Katlıları
Sevgili öğrencilerim!
El Bilgisi dersimizden anımsıyorsanız size şöyle demiştim: “El attığınız işlerden sizi ‘el çektirmek’ isteyenlere karşı Yöndeş Hoca’nızın eli armut toplamayacaktır!”

Eveeet, bugün bu derste elimin armut toplamadığını ve tüm dahili ve harici mikroplara karşı antikor üretmeye devam ettiğimi göreceksiniz. Küresel kapitalizmin matematiksel şifreleri üzerine yaptığım bu yeni kriptoanaliz (şifre kırma) çalışmamla akademik uyanış sürecine katkılarımdan dolayı ziyadesiyle hoşnut olduğumu belirtmeliyim!

Bu ders sonunda: “Vay vay vaaay! Demek böyleyken böyle, şöyleyken şöyle ha? Teşekkür ederim Yöndeş Hocam! Siz de olmasanız, şifre denen şeyin sadece mail adreslerimizin ve telefonlarımızın açılmasında kullanıldığını; bunun dışında toplumsal birlikteliklerimizden tutun da, genetik yapılarımızın şekillendirilmesine kadar birçok alanda kullanılarak her birimizin denek farelerine döndürüldüğümüzün farkına bile varmadan, lay lay lom yaşayıp gidecektik. Demek yeni dünya düzeni böyle saman altı duble yollardan işliyormuş ha! Vay ki vay! Hepimize tünaydınlar olsun!” dediğinizi şimdiden duyar gibiyim!

Bu dersimizin amacı, her dersimizde olduğu gibi, uyuyan duyu organlarımızı uyandırarak, bu duyu organlarımızın beynimizle koordineli biçimde tam kapasiteli çalışmasını sağlamaktır. Göreceksiniz, siz de ders sonunda elinizin armut toplamadığını, bilgiyle bedeninizden beyninize, beyninizden bedeninizin her zerresine yepyeni ileti kanalları açıldığını hissedeceksiniz.
Ancak, neden Kriptoloji (Şifre Bilimi) ile ilgili ortaya koyduğum çalışmayı böyle apar topar derse taşıdığımı mutlaka merak ediyorsunuzdur. Bu konuyla ilgili ne oldu da, yine her zamanki gibi müfredat dışı bir konuyu derse taşıdım, öyle mi?
Bakın çocuklar ikide bir sizi dürtüklemesem hemen uykuya dalıyorsunuz! Ya gözünüzü seveyim ne çabuk unuttunuz, velisinden öğrencisine kadar yaşadığımız YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı) şifre kâbusunu? 1.700.000 yavrucağın saç diplerine, burun deliklerine, tırnak aralarına, diş dolgularına kadar arandıktan sonra sınava alınıp, gözümüzün içine baka baka “şifreli harikalar kumpanyası” yaratıp, sonrasında “şifre yok, algoritma var” denilerek, halkı “ikna olanlar” ve “ikna olamayanlar” şeklinde amip gibi ikiye bölmediler mi daha birkaç ay önce? Pes doğrusu! Neyse ki uyumayanlar da varmış bu ülkede! Ortaya çıkarıldı da Yöndeş Hoca’nıza bilimsel misilleme alanı doğdu!

İşte bu durum, benim de üzerime çöken baharın o tatlı uyuşukluğundan silkelenmeme neden oldu ve bu durumu “kanıksama” boyutuna dönüşmeden, şöyle yüreğimizin acısıyla derse taşıyıp, Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in deyişiyle:“Acıyı bal eylesek sevgili öğrencilerimle, kötü mü olur?” dedim ve küresel kapitalizmin ortaya çıkardığım şifrelerini belli bir çevreye değil, herkese ilan etmeye karar verdim.

Her ders yerinde ve zamanında işlenmeli çocuklar! Daha önce erteleyip durduğumuz “Postmodern Matematik” dersinde işleyeceğimiz “Çalıp Çırpmanın Toplum Üzerine Dağılma Özelliği” konusunu size anımsatmama gerek yok sanırım. Adını ezberleyip içeriğine bir türlü nail olamadığınız bu konunun şimdi tam zamanı! Bu ders için böyle bir an gerekiyordu.

Küresel Kapitalizmin Matematiksel Şifreleri ve Yöndeş Hoca’nızın Yeni Kriptoanaliz (Şifre Kırma) Çalışmasına geçmeden önce size birkaç önemli şahsiyetten bahsetmek istiyorum:
Kronolojik sıraya göre verecek olursak; MÖ. 4. yüzyıl Eski Yunanlı Düşünür Platon ile onun çalışmalarını büyük bir özveriyle devam ettiren Aristo, üzerinde durulması gereken iki önemli isim. Bunların dışında Ortaçağ’ın başlarında Bizans İmparatorluğu’nun başına geçen ve imparatorluğun en güçlü hükümdarlarından biri olan Jüstinyen’i (MS.6.yy) ders konumuzun anlaşılması açısından ele olmakta fayda var. Üçüncü olarak, algoritmayı matematik bilimine kazandıran ve MS. 9. Yüzyıl’da yaşamış olan ünlü matematikçi Farsistan'lı Ebu Abdullah Muhammed İbn Musa el Harezmi’ye deyinmeden geçmek olmaz. Ama burada asıl isminden ve yaptıklarından söz edilmesi gereken kişi M.S. 21 Yüzyıl Türkiye’sinin en düşündürücü bilim adamlarından biri olan ve Kriptoloji (Şifre Bilimi) ile YGS’yi (Yükseköğretime Geçiş Sınavı) teknolojinin olanakları ile harmanlayıp “Matematik bilmeyen giremez” mantığını tam 2.400 yıl sonra yıkan ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali DEMİR’dir.
Şimdi bu kadar geniş bir zaman dilimi içerisinde farklı çağlarda yaşamış bu kişileri tek bir noktada nasıl birleştireceğimi ve ders konumuzun anlaşılmasında nasıl kullanacağımı düşünüyorsunuzdur. Evet biraz zor gibi görünüyor ama toparlamaya çalışacağım. Lütfen sabredin arkadaşlar, lütfen!

Öncelikle sizi bilgi ışığının yakıldığı ve üniversitenin temellerinin atıldığı Antik Yunan dönemine götürmek istiyorum!

Akademi, Yunanca tanımıyla “yükseköğrenim kurumu” anlamına gelir. Günümüzde bilim, edebiyat ve sanat konularını tartışmak için bir araya gelen üyelerin oluşturduğu kurumlara da akademi denir. Akademi adı, Atina yakınlarındaki “Akademeia” adlı bir zeytinlikten gelir. Bu zeytinlikte Eski Yunanlı düşünür Platon, matematik, doğa bilimleri ve yönetim biçimi gibi çeşitli konularda öğrencilerine ders veriyordu. Platon’un MÖ 4. yüzyılda ders verdiği bu okul, tarihteki ilk akademi(yükseköğrenim kurumu) olarak kabul edilir. Platon'un Akademi geleneğini, onun ölümünden sonra öğrencileri ve felsefesini benimseyenler sürdürdüler. Akademi’ye devam eden öğretmen ve öğrencilerin en çok ilgi gösterdikleri konular bilim, sanat, edebiyat ve müzikti. MS 529'da, Bizans İmparatoru Jüstinyen Akademi'nin çalışmalarına son verdi. (okz: http://tr.wikipedia.org/wiki/Akademi)

Yukarıdaki paragrafın sonundaki parantez içinde neden “bkz” değil de “okz” kullandığımı merak etmişsinizdir. Bu zamana kadar tüm akademik çevrelerin gözünden kaçan ve okuyucunun gözünde sıradanlaşan bir durumu belirledim ki, zaman geçirmeden bu konuyu da masaya yatırıp sizleri aydınlatmak istedim. Şimdi soruyorum sizlere: Hangimiz bir kitap okurken bkz(bakınız) uyarısını dikkate alıp, o an okumaya ara vererek yöneltilen kaynağa bakıyoruz? Hadi baktık diyelim; acaba okuyor muyuz? Hiç sanmıyorum! Bu nedenle dikkatinizi çekmek için parantez içinde okz (okuyunuz) kısaltmasını kullandım. Ayrıca bu tespitim üzerine düşünürken, okumalarımızı hiçbir duyu organımızla desteklemeden, renksiz bir okuma alışkanlığımız olduğunun farkına vardım ki, bundan sonraki okumalarımızı daha da anlamlandırmak için; bkz (bakınız) yerine, yeri geldikçe okz (okuyunuz); grz (görünüz); dyz (duyunuz); hsdz (hissediniz); kklz (koklayınız); tdz (tadınız); algyz (algılayınız); knşz (konuşunuz) ypz (yapınız); çzz (çiziniz); dknz (dokununuz) gibi kısaltmalarla tüm duyu organları ile bireysel becerileri harekete geçirmenin, hem yazarlarımızın, hem de yayınevlerimizin bir görevi olduğu düşüncesi oluştu bende. Düşünsenize, ilkokul sıralarında öğrendiğimiz “Orda bir köy var uzakta/ O köy bizim köyümüzdür/Gitmesek de görmesek de/O köy bizim köyümüzdür” şarkısını ezberlememiz için kenar süslü çizgili defterimize yazdıran öğretmenimiz, şarkının üçüncü dizesinin sonuna parantez içinde “gdz” ve “grz” (gidiniz, görünüz) yazdırsaydı tebeşir eline mi yapışırdı? Ya Köy Enstitüleri kapanır mıydı sizce? Şimdi bu uyarı ile karşılaşmadan tüm okulları başarı ile geçip, “Köylere Hizmet Götürme Birliği” adlı kuruluşta çalışma yaşamına atılan bir mühendise “Koltuktan kalktığın yok, bu nasıl mühendislik arkadaş” demeye hakkımız var mı size soruyorum?
Yeri gelmişken hemen uygulamaya geçelim arkadaşlar! Lütfen arkanıza rahat bir şekilde yaslanıp, izleyiniz, dinleyiniz ve söyleyiniz! (açz: http://www.izlesene.com/video/orda-b...uzakta/1454563)
Neyse başka konulara dalıp gittik yine, konumuza dönelim!
Bilindiği gibi Aristo, Platon’un öğrencilerinden biridir ve Platon’un başlattığı akademi geleneğini geliştirerek devam ettirmiştir. O’nun döneminde açılan akademilerin kapısında yazılan şu söz matematiğin önemi açısından çok anlamlıdır :“MATEMATİK BİLMEYEN GİREMEZ”
Akademik çalışmalar böyle bilgiye dayalı, biraz da mağrur bir şekilde iyi kötü ilerleye dursun; gel zaman git zaman, Antik Yunan’ın üzerine çöken Orta Çağ karanlığının erken loş döneminde Bizans İmparatoru Jüstinyen’in karısı Theodora’nın “Ya Jüstinyen’im!.. Orta Çağ’a girdik, hala bilimle, sanatla, felsefeyle mi uğraşacağız? Geçenlerde şu kapsında ‘matematik bilmeyen giremez’ yazılı akademi denen çağ dışı yer var ya; işte oradaki birinin ‘İmparator Jüstinyen cahil ve yoksul bir köylünün çocuğudur, Jüstinyen Roma İmparatoru olmuştur ve ülkeyi yönetmektedir. O zaman tüm köylüler de fevkalade ülkeyi yönetebilir’ diyerek halk arasında Aristo Mantığı ile konuşmalar yaptığını ve şu eskimiş banal demokrasi anlayışını yeniden hortlatarak halkın aklını bulandırdığına tanık oldum. Valla böyle giderse tahtının altını oyup, seni köyüne saman balyası yapmaya gönderiler alimallah! Benden söylemesi!” diyerekİmparator Jüstinyen’i doldurduğu; Jüstinyen’in de hışımla en yakın akademiye giderek: “İmparator Jüstinyen matematik bilmemektedir. Ancak İmparator Jüstinyen kılıç gücüyle her ülkeye rahatlıkla girip çıkmaktadır. O zaman akademiye de girer, üstelik içerdekileri dışarı da çıkarır” diyerek sözüm ona aynı Aristo mantığıyla akademinin kapsına asma kilit vurdurduğunu herhangi bir tarih kitabı yazmasa da; Theodora’nın kendisini aşk ve cinselliğin sembolü olarak tanrıça ilan ettiği bilindiğinden; Theodora’nın gözüne kestirdiği akademideki yakışıklı bir entelektüele: “Sizin burası çok kışkırtıcı biliyor musun? Şu el yazması kitapları yere serip, bedeninin mührünü teriyle geleceğe taşımak istiyor insan valla!” dediği; “Neler söylüyorsun sen Theodora Yenge? Bu söylediklerinizi İmparator Jüstinyen duyarsa ikimizin de kanını şırıngayla çekip ıstampa mürekkebi diye kullanır!” yanıtını alınca: “Bırak sen şimdi Jüstinyen denen odunu! Allahın köylüsü! Bir güzel söz duymadım daha ağzından! Ayasofya denen harabenin onarımını izlemekten saraya geldiği mi var? Ne bilim ne sanat, işi gücü kilise yaptırmak! Şuna baksana, sen evindeki gül gibi karının sütun gibi bacakları dururken (bacaklarını kalçalarına kadar açarak), git sabahtan akşama kadar Ayasofya’nın sütunlarına bak hayran hayran! O sütunlar senin..neyse! İnşallah yeni bir din peydah olur da kiliselerini elinden alıp dört bir yanına sivri uçlu boğum boğum sütunlar dikerler! Bıktım valla bu heriften! Kubbe desen bende, sütun desen bende, Ayasofya’nın mermerlerinden daha pürüzsüz tenim! Taş gibiyim çok şükür! Haksız mıyım baksana?” diye genç akademisyenin üzerine çullandığı; “Yok yenge haksız değilsin de, ben buraya bilim öğrenmeye geldim, böyle şeylere dadandırma beni nolur! Müsaade et gideyim, feriştahım şaştı durduk yerde! Aklımdaki tüm formüller birbirine karıştı! Matematiği unutursam buraya nasıl girerim bir daha?” cevabını alınca “Cehennemin dibine gir!” deyip kapıyı çekip çıktığı ve bilimi cinsel dürtülerine alet etme girişiminde başarısız olduğu; bu durumu gururuna yediremediğinden dolayı Jüstinyen’i doldurmuş olabileceğini ve akademilerin bu yüzden kapatıldığının aksini kin iddia edebilir ki? Evet bu söylediklerimi yazan bir tarih kitabı yok, ama bu söylediklerimin doğru olmadığını yazan bir kaynak da yok elimizde! Benim tahminlerim bu yönde çocuklar. Eminim ki akademi Theodora’nın cinsel azgınlığına kurban gitmiştir! Günümüze kadar söylenegelen “Bizans Oyunu” deyiminin de kaynağının bu olay olduğu düşüncesindeyim.

Her ne şekilde olmuşsa olmuş, ama kesin olarak bilinen bir şey var ki, o da Jüstinyen’in akademileri kapatarak, bilime en büyük darbeyi indirdiğidir. Bu tarihten Aydınlanma Çağı’na kadar geçen yaklaşık bin yıllık sürede zaman zaman bilime katkı sağlayanlar olmadı değil elbet! Onları şükranla anmak gerekir. Bunlardan biri de, dersin başında sözünü ettiğim MS. 9. Yüzyıl’da yaşamış olan ünlü matematikçi Farsistan'lı Ebu Abdullah Muhammed İbn Musa el Harezmi’dir. Ne yapmıştır bu şahıs? Algoritmayı bilime kazandırmıştır! Algoritma kısaca, sayılar kullanarak aritmetik problemleri çözme kuralarıdır diyebiliriz. Adım adım işlemler kümesidir bir bakıma. Günümüzde en karmaşık işlemler ve binlerce sıralı işlem basamağı algoritma yazılımları yoluyla bilgisayarda bir tuşa basarak, işlem basamağının başından sonuna tıkır tıkır hatasız işlem yapmak mümkündür. Bu konuda bir uzman olmamama karşın, en basitinden şunu biliyorum ki; örneğin sınava giren 1.700.000 kişiden seçilen 300 kişinin soru kitapçığındaki soruların doğru yanıtlarını a-c-d-e-b-a-a gibi belli bir sıraya göre dizmek oldukça kolaydır. Benim algoritmadan anladığım bu çocuklar. Buna şifreleme diyorum ben kısaca!
Fazla uzatmadan şunu söylemek istiyorum arkadaşlar: 2011 yılı Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nın matematik testindeki şifre olayıyla “Matematik bilmeyen giremez” şeklindeki Aristo Mantığını, Bizans İmparatoru Jüstinyen’den sonra ikinci kez yıkan ve üniversitelere matematik bilmeden de girilebileceğini tarihin sayfalarına karmaşık algoritma şifreleriyle yazdıran ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali DEMİR’in yaptıkları yanına kar kalmış gibi görünse de, Yöndeş Hoca’nız Kriptoanaliz çalışmasıyla, matematik alanında yapılan ve yüzlerce yıldır dünyanın her tarafında uygulanan gizli şifrelemeyi açığa kavuşturup, hanyayı konyayı gösterecektir. “Ali Demir Şifresi” tespit ettiğim bu şifrelemenin yanında solda sıfır kalır inanın!

O halde zaman kaybetmeden hemen başlayalım mı? Bu dersi bir kez daha erteleyip bana karşı duyduğunuz güvenin üzerine gölge düşürmek istemiyorum. Evet başlıyoruz!

Küresel Kapitalizmin Matematiksel Şifreleri:

Geçen dersimizde size “kesinlikle ezberlemeyiniz” diyerek bir formül vermiştim anımsadınız mı? Haydaa! x.(y+z) ya da a.(b+c) demek?O zaman ben boşuna uyarıp duruyorum sizleri desenize?Hani ezberlemeyecektiniz? Çocuklar şunu bir kez daha yineleyeyim: Ezberlemeyiniz! Hiçbir şeyi ezberlemeyiniz! Hatta mümkünse kendi isminizi bile unutun derim ben! Biri isminizi sorarsa “bir dakika” deyip kimliğinizi çıkarıp bakma olanağınız varsa, evet isminizi bile unutun! Ezber yükünüzden kurtulun nolur! Ezberlemek, öğrenmek için beynimizde açtığımız alanları tanımlayamadığımız ve anlamlandıramadığımız gereksiz bilgilerle doldurmaktır! İçinde gizli anlamlar ve sırlarla dolu o kadar çok ezber taşıyoruz ki zihnimizde, bunları bir boşaltsak beynimizden, ne kadar az şey bildiğimiz ortaya çıkacak. Oysa her birimiz en doğru şeyi kendimizin bildiğini sanıyoruz. İşte bilgisizliğin ta kendisidir bu. Bilgisizlik ezberlerimizdir! Bildiğim bir şey varsa, o da hiçbir şey bilmediğimdir” sözü burada iyi gider sanırım. Peki kim söylemiş bu sözü? Gördünüz mü hepiniz bu sözü söyleyenin kim olduğunu ezberlemiş. Oysa ben gerçekten bu sözü söyleyenin kim olduğunu bilmiyorum, itiraf edeyim. Peki şimdi soruyorum: x.(y+z) ya da a.(b+c) nedir? “Çarpmanın toplama üzerine dağılma özelliğinin formülü” öyle mi? Evet ilkokul sıralarından başlayarak üniversiteye kadar böyle öğrettiler bize. Matematikteki bir formül tek bir durumun formülü olamaz çocuklar. Sizden şöyle bir yanıt beklerdim: “Çok farklı anlamlar çıkarılabilir bu formülden” Evet Yöndeş Hoca’nız da farklı bir anlam çıkardı bu formülden ve bunun sadece bir matematik formülü olmadığını, x.(y+z)’nin Küresel Kapitalizmin Matematiksel Şifresi olduğunu ve “Çalıp Çırpmanın Toplum Üzerine Dağılma Özelliği” olarak yeniden uyarlanarak toplumları sömürü aracı olarak kullanıldığını ortaya çıkardı!

Şimdi öncelikle formülde geçen her bir terimin ayrı ayrı ele alınmasında fayda var.

X kimdir/nedir?

X Türkçede “İKS” şeklinde okunur. “İşadamı”, “Kodaman” ve “Sanayici” sözcüklerinin baş harflerini ifade eder. Bunun yanında “İçerden Kaynak Sağlayıcılar”; “İşçinin Kanını Sömürenler” gibi anlamlar da taşır. Matematik biliminde, bilime gönül verenleri en çok ikirciklendiren matematik terimidir. X bilinmeyenlerin en ünlüsüdür. Örnek verecek olursak uluslararası bir holding sahibi ünlü bir işadamının fabrikasında 25 yıl çalışıp emekli olmuş işçilerden, fabrika sahibini gören parmakla gösterilecek kadar az olup, hele de iki çift laf ettiyse o kişi için bu durum ömür boyu bir övünç nedeni olabilir. Bu nedenle matematikte doğru bir tanımlamayla “X bilinmeyeni” biçiminde okunur. Tüm ekonomik faaliyetlerin perde arkasında X vardır. “Bilinmeyen” sözcüğünü hangi işaretle anlatabileceğimiz ile ilgili yöneltilecek bir soruya herkesin ilk olarak vereceği yanıt X’tir. Ünlü olmanın yanında onu tanımak, tanımlamak çok güçtür ve her türlü sorunun altından o çıkar. Bir bakıma sorunun kaynağıdır da denilebilir. Şeytana pabucunu ters giydiren bir kurnazlıkla her türlü karmaşık ilişkinin perde arkasında X vardır. X.(Y+Z) formülümüzde de görülebileceği gibi toplumların dışında duran, ancak çarpma gücü ve yeteneğiyle toplumların her türlü faaliyetini allak bullak etme özelliğine sahiptir. Yabancı menşeli (kökenli) olup, önceleri birçok toplumun alfabesinde bile kendine yer edinememesine karşın, son yıllarda çeşitli yollarla dünyanın her yerinde en basit yaşamsal alanlarda kendine yer edinmiş olup, daha çok kapitalizmi ve emperyalizmi çağrıştıran mağrur bir duruşu vardır. Modern matematikle yaşamımıza masum bir şekilde girmiş olan X, esrarengiz duruşu ve tanımlama güçlüğü nedeniyle, günümüz ekonomik yapının İKSiri haline gelmiştir. Sürekli büyüyen ve kaynağının nereden geldiği bilinmeyen sermayeyi temsil ettiğinden, İri iks şeklinde de okunabilir. (Bu arada matematiğe aykırı da olsa, ekonomik ilişkilerde İri X, tıfıl x’i yutar)

Y kimdir/nedir?

Çalıp Çırpmanın Toplum Üzerine Dağılma Özelliği formülümüze göre Y “yoksul” demektir. Emekçi kesimi ifade eder. Halkın büyük bir çoğunluğu Y(yoksul) olup, genel olarak borçla ayakta tutulup, umutla yaşatılır. Bunun için X tarafından bütün Y’lere piyango, toto, loto, at yarışı vs. gibi şans oyunları oynatılır. Borcu olmayan Y’lere genellikle şüphe ile bakılır. X’lerin daha rahat ve bolluk içinde yaşatılması için önceleri küçük y’lere okullarda tutumlu olmak öğretilirken, son yıllarda el altından dağıtılan yeni şifreli müfredatlarla daha fazla tüketim öğretilmektedir. Sayıları toplumda oldukça fazla olduğundan, her birini bireysel özelliklerine göre adlandırmak yerine, topyekun “yoksul kesim” olarak sınıflandırılmış olup, en fazla kendi içinde “işçi sınıfı”, “köylü kesimi”, “amele takımı” gibi alt gruplara ayrılabilirler. X tabakasından birine “Ünlü İşadamı Heybetullah ÇOKAL” denmesi normal bir tanımlamayken; Y(yoksul) kesimden birine “Ünlü İşçi Ümit SABIROĞLU” dendiği duyulmuş şey değildir. Emekleri karşılığında kendilerine X tarafından ödenen para ile nasıl geçindikleri henüz hiçbir hesap uzmanı tarafından çözülememiş olup, daha az ücretle yaşatılıp yaşatılamayacakları konusunda, alanında uzman ekonomistlerce pilot bölgelerde yapılan deneyler son yıllarda başarılı sonuçlar vermiştir. “Kişi başına düşen milli gelir” hesaplamaları bu kesimi sevindirmek için uydurulmuş bir safsatadır. Ancak ne gariptir ki, cebinde beş kuruş olmamasına karşın, bu alandaki artış en çok bu kesimi sevindirir.

Z kimdir/nedir?

Formülümüze göre Z “zengin” demektir. Toplumda X’e özenen ve sürekli para biriktiren belli bir azınlığı ifade eder. Y’lere nispeten durumları oldukça iyi durumdadır. Ancak daha çok X’lerle muhatap olduklarından onların yanında kendilerini mahcup hissederler. Z’ler içindeki bir kesim daha çok zenginleşmenin yolunun Y’lerlerin refah durumunu arttırmaktan geçtiğini savunmalarına karşın, son yıllarda büyük bir çoğunluğu X’in çizgisini seçerek, küçük ölçekli X kuruluşlarıyla palazlanmışlardır. KOBİ’lerin başında çapına göre çeşit çeşit Z bulunur. Bunlardan bazıları süreç içinde X’e, bazıları da Y’ye dönüşebilir. “Y’den alıp X’e vermek” diyebileceğimiz vahşi kapitalist sistemlerde Z’ler son yıllarda “nemalanmak” adı altında bir iş kolu geliştirmişlerdir. Borsa binalarındaki ekranlarda durmadan inip inip çıkan rakamlara kan ter içinde bakıp duran ve zaman zaman da tabancayı kafasına dayayıp tetiği çekenlerin neredeyse tamamı Z’dir.

Formülümüzdeki (Y+Z) Neyi ifade eder?

Yoksul ve zenginlerin bir arada yaşayabileceği tezini ifade eder. Parantezle süslenerek görsel olarak derli toplu ve mutlu bir toplum görüntüsü verilmiştir. X tarafından “gelişmekte olan ülke” gazı verilerek bu birliktelik ayakta tutulur. Bu tür toplulukların sayıları yeryüzünde oldukça fazladır. X’in beslenme kaynağı asıl bu birlikteliktir. Bu yüzden bu birlikteliğin ayakta tutulması için dünyada yenmedik nane kalmamıştır. Çağımızda bütün savaşların nedeni bu birlikteliği yaşatmak içindir. Hatta bu birlikteliği ayakta tutmak için IMF (International Monetary Fund/Uluslararası Para Fonu) ve Dünya Bankası gibi bir çok kurum ve kuruluş türemiştir. Bu tür topluluklarda “toplum olarak kenetlenmeliyiz”; “zengin, yoksul hepimiz biriz” gibi söylemler daha çok Y’lerden alkış alır. Yine bu tür birlikteliklerde zenginin yoksula verdiği küçük miktardaki para ve gıda çeşitlerine “sadaka” denir ve Y’yi aşağılayıcı bu anlayış, Z’leri yüceltir. (Y+Z) toplumlarında az sayıdaki bilinçli bireyler zaman zaman; “Ya arkadaşlar, bundan sonra bu toplumda x.(y+z) formülü yerine y+z/2 formülünü uygulasak nasıl olur?” diyerek, aykırı çıkışlar yapmış olup, kendileri toplum tarafından “bölücü” olarak damgalanmışlardır.

Evet sevgili arkadaşlar! Şimdi formülümüzü bir kez daha yazıp, gerçek hayatta bir soru/sorun üzerinde uygulamaya çalışalım. Formülümüz neydi? X.(Y+Z) değil mi?

Soru: Başlangıçta eşitlikçi ve paylaşımcı bir anlayışla bir araya gelen X,Y ve Z ortaklaşa üretip, birlikte tüketim amacıyla çalışıp çabaladıktan sonra, her biri 3 birim değer üretmişlerdir. Gül gibi yaşayıp gitmek varken, değişen dünya anlayışına göre ekonomik ilişkilerinde X ve Z’nin gözünü para hırsı bürüdükten sonra, Y’nin ürettiği 3 birimlik değeri alem kalem edip 1 birimini Z, 2 birimini X iç etmiştir. Bu durumda eşitlikçi ve paylaşımcı sistemle, kapitalist sistem karşılaştırıldığında hangisinde toplamda üretilen değer daha fazladır?
1- Eşitlikçi ve Paylaşımcı Sisteme Göre Çözüm:
Eşitlikçi ve paylaşımcı sistemin formülünü yazalım: X+Y+Z=?
Formüle göre değerleri yerlerine koyacak olursak: 3+3+3=9 birim değer üretilmiştir.
2- Kapitalist Sisteme Göre Çözüm:
Kapitalist sistemin formülünü yazalım: X.(Y+Z)=?
Formüle göre Y’den çarpılan 3 birim değerin, 1 birimini Z, 2 birimini X aldıktan sonra, en son değerler, X=5, Z=4 ve Y=0 olduğundan, yeni değerleri yerlerine koyacak olursak: 5.(0+4)=20 birim değer üretilmiştir
Görüldüğü gibi eşitlikçi ve paylaşımcı sistemde 9 birim değer üretilirken, kapitalist sisteme göre 20 birim değer üretilmektedir. Aradaki +11 birimlik değer kapitalist sistemlerde “keş para”, “rant”, “sıcak para” gibi sözcüklerle tanımlanmaktadır. Cin çarpmışa dönen Y’nin sıfırla baş başa kalışından sonraki yüzüne oturan şaşkınlıkla beleren gözlerinden sakınmak için de: “Nazar etme ne olur, çalış senin de olur!” sözü nazar boncuğu ile holdinglerin ışıltılı kapılarına asılır!

Dinlediniz, izlediniz, gördünüz, formül üzerinde rakamlarla denediniz!
Yöndeş Hoca’nız işte buna Çalıp Çırpmanın Toplum Üzerine Dağılma Özelliği” diyor arkadaşlar.
“Abi böyle bir mantık matematik kurallarına aykırı” diyen çok bilmiş matematikçilere de şunu diyor: “Peki sizin Küresel Kapitalizminiz toplumun bünyesine çok mu uygun?”

Başkaca da bir şey demiyor.

TÜNAYDIN!


Bakın nerdeyse unutuyordum!

ÖDEV:
2011 YGS Türkçe Sınavı’nın ÖSYM tarafından internet sitesinde yayınlanan cevap anahtarında; 2-A 3-B 4-C 5-E 6-A; aynı şekilde 10-A 11-B 12-C 13-E 14-A; yine aynı şekilde 34-A 35-B 36-C 37-E 38-A; olduğu ve 15 soruluk bir şifremsi durum Yöndeş Hoca’nız tarafından tespit edilmiş olup, Türkçe testinde daha derinlemesine bir algoritma (Ali DEMİR deyimiyle) olup olmadığını Kriptoanaliz tekniklerini iyice belledikten sonra test üzerinde “şu şuraya gelse böyle olur, bu buraya gelse şöyle olur” diye çalışınız ve sınava giren arkadaşlarınıza bu durumu acil olarak bildirerek, kamuoyunu yeni bir şifre skandalıyla çalkalayınız!

Sağlıcakla kalın!

Muhammet Akyıldız (Düşünbil Dergisi- Sayı 26-27- 2011)




Alıntı ile Cevapla