Tekil Mesaj gösterimi
  #13  
Alt 22-01-2014, 11:46
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

13 / 1

“Köpek hav hav dedi” üzerine II...

Daha önce de belirtmiştim. Kullandığımız dil bizden önceki yaşamı temsil eden bir bilincin sonucudur. Bu yüzden dil aslında hem toplumsal bir bilinçtir. Hem de doğrudan “insan’a” ait bir bilinçtir.

Bizler kullandığımız dil ile şekilleniriz. Yani o dilde yüklenen bilgilerle ve ideolojik ve politik duruşla. Bu bakımdan dil bir anlamda apolitik bir olgu değil aksine politik bir olgudur. Aynı zamanda dil doğrudan insanın yüzyıllardan beri süregelen beşeri ilişkilerinin de bir yansımasıdır.

Bu yüzden “akıl” beşeri ilişkilerindeki üstünlüğüne göre dili yeniler... Ve akıl insan ve beşeri ilişkilerindeki üstünlük olgularına göre de yenilenir ve değişim gösterir.

Ayrıca bunun yanında bir de genetik kodlarımızdaki bilgi vardır ki; bu durum akıl içinde oluşan dili etkilemeye çalışır. Genetik yapımızdaki bu bilgilerin dışa vurumu olan bir dil ise yoktur. İşte bu bizim hayvansal yanımızdır.

Ama biliyoruz ki; ilk insanların ve hayvanların dili olmamasına rağmen anlaşabilmeleri ve kendi aralarında iş bölümleri oluşturabilmeleri mümkündür. Bu yüzden farklı canlı grupları canlı yaşam içinde iradi bir iş birliğine giderler. Ve bu işbirliğine ilişkin bilgi genetik bir şekilde hücrelerimize yerleşir. Tıpkı fareden korkmamızın veba ile bizim farkında olmadan oluşturduğumuz ve yüzyıllık bu canlı varlıkla “korkumuzu” ilişkilendirmemiz gibi ya da köpek denen canlı tür ile “dost” tanımı yapabilmemiz gibi...

Köpeklerin insanın dostu olması tesadüfî bir seçim değildir ve binlerce hatta milyonlarca yıl öteye gider.

Bütün mesele... Bu “dost” iş birliğinde seçimi kimin yaptığıdır.

Bazı bilim adamlarına göre bu yaratıcı işbirliği seçimini köpeklerin yaptığı doğrultusundadır.

O zaman ortaya garip bir durum çıkar... Seçimin gereği nedir?

Her iki tür için bu iş birliği kendi yaşamlarını kolaylaştırıcı bir özelliğe sahiptir.

Primat döneminde olsun ya da avcı insana geçişte olsun; “avlanılmak” ya da “parçalanmak” korkusu insanın en temel korkusudur. Kısmen hala da öyledir. O yüzden korku filmlerindeki “belirsizlik” ve “parçalanmayı” anlamlandırabilecek sahneler korkunun şiddetini arttırmak için hep ön plana çıkartılır.

Karanlık... Canavar... Parçalanmak...

Bu durum bizim dilimizi etkiler... Korku şiddetini arttırdıkça dilde değişim o parametreye göre değişim gösterir... Bu tıpkı 12 Eylül darbesinden sonra edebi ürünlerin dilin değişimini sağladığı gibi bir şeydir. İmgelem yoğun bir dile geçiş bu dönemde başlar mesela...

Av olmayı asgari düzeye taşıyacak şey; insan da olmayan bir özellikle ancak mümkündü. O da: avcının önceden sezilmesi... Bu fiziki özellikler ise köpeklerde var... Yani... Doğadaki çok tiz sesleri dahi duyabilme ve yüksek derece de koku alabilme yetisi...

Bu arada köpekler, hem kokuları hem de sesleri tehlikenin durumuna göre sınıflandırabilmektedir... Bu bilgiyi ise insanlara bir şekilde iletmektedir ve insanlar köpeğin çıkardığı ses tonlarına göre yapmış olduğu tasnif etmeye bağlı olarak tehlikenin büyüklüğünü ve önemini ayırt etmektedir. Eğer dil bir anlamda “iletişim aracıdır” dediğinizde ise işte o zaman bu konuyu yeniden düşünmek gereği ile karşı karşıya kalırsınız.

Bu durumda “köpek havlar” mı? Yoksa “hav hav dedi” mi olur?

İnsanın kullandığı bugünkü dilde; köpeğin, insan aklı ile oluşan dilinde “havlaması” gerçekte insanın genetik bilgilerinden gelen ve dilinde önemsizleşen bir dil bozulmasına dönüşmüş anlamına da bal gibi gelebilir.

Çünkü insan aklı diğer canlılar ile olan ilişkisini garip bir şekilde “mülkiyet” ilişkileri içinde mütalaa etmeye başlamıştır artık. Elbette ki; bu ilişki onun dilini de belirlemektedir. Şu anda, insanlar köpeklerle kurduğu yaratıcı işbirliğine gerek duymamaktadır. Avcı toplumundaki ya da çoban toplumundaki işbirliği gereğine fazla da ihtiyacı yoktur.

Geçen sene bir köy ziyaretimde ora köylü dostumuz, köpek yavruları ve bizim aramızda şöyle bir dil kullanmıştı, iyi hatırlıyorum. Büyük bir sevgiyle köpek yavrularını göstererek arkadaşıma ve akrabasına ciddi ciddi şu sözleri dile getirdi...

- Sor bakalım bu yavrulara şimdi nereden geliyorlar?

Arkadaşım buna gülerek karşılık verdi ama o köylü sorusunda samimi ve ciddiydi? Israr ediyordu bu sorunun sorulmasında... Bu yüzden hayvanlar insan toplulukları içinde kurduğu ilişki de onun varlığına duyduğu ihtiyacı kadar “anlamak” konusunda ortak bir “iletişim dili” oluşturabiliyor. Bazı canlıların kutsanması bir anlamda buradan ileri gelmektedir. Halen insanın aslana duyduğu saygı gibi... Onun sesinde “kükremek” sözcüğünü anlamlaştırdığı gibi...

Evet ya yazar Orhan Pamuk bütün bunları düşünerek yazmışsa Kar romanındaki bu cümleyi?


6.01.2007
Alıntı ile Cevapla