Tekil Mesaj gösterimi
  #3  
Alt 03-08-2012, 10:34
metin akdeniz metin akdeniz isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: May 2010
Mesajlar: 4
Standart Söyle sırayı bozmasınlar anne




(Anne, oralarda bir yerde bir umudum olacaktı
Gelirken getirir misin yanında)



Evcil otlar bahçesinde metafizik
gecesi
Flüt çalan ruhlar hayretle bakıyor çığın içine
Bir şair dünyayı yontuyor baş aşağı, elinde tarladan topladığı buz
Ağrı atölyesinde yüzü buruşuk bebekler
Doğarken annelerini öldürüyor
Muhsin diyor ki annem yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz”
41 yaşındayım annem beni hala doğurmadı, ona küsüm.


Anne baştan söyle ben bir kitle imha silahı mıyım?
Amerika çöl çöl yüzüme bakıyor, dünyanın imzası gibi her şeyin altında diş izi var
Anne bilmiyorum huzur hangi cehennemde
Adresimle oynuyor ayaklarım, gitmek yolun alerjisi
Uzunca bir süre ölüyüm sen dönünceye kadar süt denizinden
Biliyorum bir şiirle bu kadar oynanmaz
Anne bana kelime getir oradan akşamüstü kokusunu içeyim.




Marquez diyor; gidin kolera günlerinde yaşayın aşkı sıkıysa
Klavye günlerinde değil.

Anne bu şiire seni bulaştırdığım için üzgünüm
Anne aşk nerede, ben en çok kendimi Ferhat’a benzetirdim, Marquez ne diyor böyle
Ama Ferhat asgari ücretli bir madenci, sendikası bile yok
Sendikası olmayana kız vermiyorlar anne
Bu patron dalkavuğu ustabaşılar neden bağırıyor
“kalplerinizi çıkarın üstünüzden” diye
Öyleyse bütün şairler bir leşin
-ardından gitmeyin im kansız aşkların
Anne neden benim şansıma hep geçmişi dolu kadınlar çıktı, ikincil kaldım
Böyle öğretmemişlerdi şiir okulunda.



Şair; kendi isteğiyle yeryüzüne söven ütüsüz ağız
Tek silahı teorik olarak kendini mermiye benzetmesi
Edebiyata ağır gelir babasız imge; piç sözcük denir karşıdan susunca
Gölgesine yabancı ağaç yalnızlığına yaprak bile olamaz
Bir de kendini aradan kaldırınca oluşan boşluklara çocuk denir, küfür gibi bir şey
İntihar dükkânı açan demokrasinin sokak sakinleri
Gözlüklü kabullenmişler kuyruğu; lütfen sırayı bozmayın
Bu savaş lagarında, bu çirkinlik ormanında
Bir cinayet kaç Dolar
Çarşı kriz, çarşı acılar kuyumcusu
ve Euro bandosu geçiş töreni; dikkat!
Utangaç sel halkını boğar, buna kader denir; sözlükte yok, bilerek koyulmamış
Başı öne eğik ses, kokmuş beden, kulağı yoran adamsız devrim
Pankartını karıncalar çalmış, çıplak Donkişot, atına yabancı.




Anne süt denizinden bana bir doğum günü getir
Geçmişinde boşluklar olan yangın koleksiyonum için
Üstüme dökmeden yemeği öğrenemedim hayatı
Anne burası kanatsız kışlar sempozyumu
Seni bu şehre bulaştırdığım için üzgünüm
Memesiz çiçeklerle süslü
Dışı parfüm içi lağım kokan ağızlar
Dilsiz konuşmacılar
Tırnak içinde “yanağından uzak yüz”
Öğreti rüzgârında kumsal gürültü
Bu felsefi abartı
Dünyaya aletini elletince insanlar ölüyor önsözden
Elinde penisi plastik mikrofon
Recep-cion savaşları
Sınır denklemi ve insanlığa umudunu sokan mavi marmara
Yoksa savaş matematikçilerin icadı mı anne
Şimdi beni şu kapıdan alırlarsa, şimdi ülke beni işten kovarsa
Sende biliyorsun anne çöplüksüz sevişilmiyor Ankara’da.





Metin Akdeniz
13 Eylül 2011
Alıntı ile Cevapla