Tekil Mesaj gösterimi
  #5  
Alt 12-02-2009, 14:04
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Betül Tarıman
OYUNU BOZMAK

Sabah: Kendini derde kapatma odalarında, yola, hayata, zamana...
İki tarafı ağaçlıklı yoldan, tabanında otuz altı numara keder, kenarda çatallı dilini göğe uzatmış kertenkele, bir kaplumbağa, ısırgan otları, yabani güller arasında, kendi karanlığını kendine giydirdiğin zamanda, yürüdün. Bir elinde, içi kitap dolu çanta, kolların upuzun uzayarak ve sanki hiç tutulmamış gibi ellerin, iliklerine işleyen sabahın serinliğinde, ayakların seni getirdi bıraktı, dolmuşun önüne. iki taraftan ve arkadan birilerinin seni ittirmesiyle çarçabuk neredeyse buluverdin kendini dolmuşta. işte dolmuştasın.

Adımını attığından beri, yoğun bir ter kokusu, insanlar tıkıştırılmış gibi bir rafa, öylece duruyorlar, yüzlerinde ifade yok. Bir yer buluyorsun kendine, bir elinle, metal tutamağı tutarken, iki yanında, iki iri yarı erkek, sadece bir noktaya bakıyorlar. Her ikisinin de saçları kesik, boyunlarında, resmi ideolojinin parçası kravat.

Çantandan bir kitap çıkarıyorsun, içindeki karanlığı, dışarıya hohlayarak; ıslatarak sağ elinin işaret parmağını ilk sayfayı çeviriyorsun, hiç kımıldamadan, iki iri yarı adam arasında, sayfalar arasında kayboluyor... Pal Sokağı'ndasın. Yanında sarı Nemecsek ve Boka. Onlarla oyun oynuyor, planlar kuruyor... Tam Boka bir sokağa dalmışken... Motorun homurtuları yükseliyor, arada bir alçalıyor, alçalıyor, alça... Sonra sanki zaman seni yutmuş da, seni bir vakum gibi sayfaların arasına... Ansızın, ani bir frenI e sarsılıyorsun, içinde bulunduğun zaman, etten duvar da. Dolmuşun, aralık penceresinden esen rüzgar, ön koltukta, dudaklarını, olabildiğince kırmızıya boyamış kadının, saçlarını dağıtıyor. Kadın, ince parmaklarıyla, saçlarını düzeltiyor. Dolmuş yeniden, homurtularla kalkıyor. Sen sözcüklerle, harflerle, sevişmeye devam ediyorsun. Dolmuş yeniden homurtularla... Dolmuş yeniden duruyor. Yarı felçli bir adam, gözleri kömürlük penceresi gibi boyalı bir fahişe, arkasında bir pezevenk, telaşlı telaşlı dolmuşa doğru ... Pezevengin ön dişlerinin bazıları yok, alnı olabildiğince açık. Şifreli sözcüklerle konuşuyorlar. Ayakta duran kadın, onca sarsıntıya aldırmadan, çantasından çıkardığı galetaları yiyor. Galeta tozları, önünde gözlerini bir noktaya dikmiş adamın, omuzlarına döküıüyor. Adam bunun farkında değil, kadın da. Kadının dişlerinin arasına, galeta tozları birikiyor. Sen motorun homurtusu, dolmuşçunun sonuna kadar açtığı müziği dinleye dinleye, harflerle sevişe sevişe... Dolmuş getirip bırakıyor seni ineceğin durağın önüne ya da kendiliğine; elinde çantan kendini sürüye sürüye...

Okuldasın. içini kemiren yalnızlığı ve suskun erkekleri geride bırakarak, harflerle sevişe sevişe, çantanda yok edilmiş bir çocukluğu ve sarı Nemecsek'i, çocuk sakinlerini Pal Sokağı'nın, içinde bir yerlere tıkıştırarak... Yürüyorsun, uzağında o bıyıklı yalnızlık da seninle... Yürüyorsun, seker gibi adımlarla, dünde bıraktığın on yedisinde güler yüz seni, merdivenin başında ... Elinde bir poşete tıkıştırılmış fanzinler; senin iliklerine işleyen yalnızlığını içine çekerek sana sarılıyor. Sen de, sabırsızlığını onun, içine çekiyorsun, bir zil sesiyle içine boşalan ötekileri de.

Çevren bir anda doluyor, bir örnek giydirilmiş, formalı yalnızlığın işaret ettiği noktaya bakıyor, kendini görüyorsun, çocukluğunu gençliğini bir sokağın başında. Sonra, Sarı Nemecsek'i andıran yüzüyle, dünde bıraktığın, on yedisinde üniformalı yalnız yanında. Yani, Feznipinhan. Elindeki fanzini sana doğru... "Hiç kimse yok... Mabel" Birbirine zımbayla bitiştirilmiş, on üç sayfayı, ince parmaklarınla çeviriyorsun. Sen sayfaları çevirdikçe, kırk altına düşürdüğün kederle, Feznipinhan, on yedisine eğiliyor. Başlıyor kendini ve hiçliği anlatınaya. Ölümünü kurguluyor, yirmi ikisine kurguladığı ölümünü, bir küvetin içinde kendini, damarlarını hayattan kopartarak nasıl kendini, bu hayattan... Oysa sen, kendini nasıl ve ne şekilde, nasıl bir candan silip gideceğini... Alıştıramamış gibisin kendini, nasılsa bir yok oluşa. Kansız bir intihar kurguluyordun belli ki.

Zil çalıyor, azalıyor git gide çevrendeki üniformalı yalnızlık da. Kendi yalnızlığına dönüyorsun bir an. Kurgulamaya dipteki ışıltıyı. içinin zilleri çalıyor bir kereliğine. Dışındasın.

Gece: şizo-obsesif kompulsif bozukluk içine uzanıyor.


__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan

Konu emre gümüşdoğan tarafından (12-02-2009 Saat 14:39 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla