Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Ağıt (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=64)
-   -   Ağıt Hakkında Herşey... (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=336)

esra saygı 23-06-2006 21:34

AĞIT
Doğal afetler, ölüm, hastalık vb. çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili ürünlerdir. Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir.

Ağıt Örnekleri:
Hacı Bey Ağıtı:

Ayvalıktan indim yayan
Dayan hey dizlerim dayan
Ödemişten gelin geldi
Uyan Hacı Beyim uyan

Evlerinin önü kavak
Kavaktan dökülür yaprak
Uyan Hacı Beyim uyan
Elim kına, başım duvak

Az giderim, uz giderim
Dere tepe düz giderim
Uyan Hacı Beyim uyan
Gelin geldim kız giderim

Odasında yanar ışık
Sofrasında gümüş kaşık
Atlayupta geçemedim
Ar ettim kaçamadım

Hizarına hizarına
Kuşlar konmuş mezarına
Hacı Beyin kır atını
Çekin sultan pazarına

Anam ağlar başın diye
Gelin ağlar aşım diye
Küçük kızlar pek ağlıyor
Meclisi güzel kardeşim diye

Viran Erzincan

Sana dedik cansın can,
Enkaz altında nice taze kan,
Sızlar yara akar, damarda kan,
Viran oldu o güzel canım Erzincan...

Gözümde yaşlar oluk, oluk,
Döküldü sokağa hep çoluk, çocuk.
Çığlıklar acı, hava çok soğuk,
Titreme dik dur koca Erzincan...

Bakardım dörtyola mutlu, gururlu,
Nerdesin Selimoğlu, Vakıflar, Urartu.
Burası çiçekler, meyveler, güzeller yurdu,
Bahçede güllerin soldu Erzincan...

Fırat hüzünlü, bülbüller suskun,
On üç Mart doksanikide kırıldı çarkın.
Sendeleyen sarhoştan kalmadı farkın,
Deli olma kendine gel gülüm Erzincan...

Kiminin geliyor boğuk sesleri,
Boşlukta titriyor güzel elleri,
Ezilmiş başları, kırık belleri,
Cani olamazsın vefa Erzincan...

Sana can dedik, can alamazsın,
Bize hep böyle küs kalamazsın.
Umarız bir daha hiç sallanmazsın,
Baharın güz oldu viran Erzincan...

Kar üstünde ateş yanmaz mı sandın.
Bu günlerde ben işte bunu anladım
Allah'ıma dua edip çok yalvardım,
Tanrı aşkına bizi koru Erzincan...

Bu memleket geniş, dar sanmazdık,
Koca dairelere hiç sığmazdık.
Düşman yapsa asla aldırmazdık,
Bir çadıra mahkum ettin Erzincan...

Ayrıldık dostlardan bağrımız yanar,
Kalbimiz hüzünlü, yürekler kan ağlar.
Durdurun bu göçü ağlar, beyler,
Kovma diyarından bizi Erzincan...

Kırkbini verdik karnın doymadı,
Seksen üçte fidyeye asla kanmadı.
Bu İlkbaharda bize hiç acımadı,
Yüzlerce canı rehin aldı Erzincan...

Bu topraklar hasta, içten inliyor,
Kulaklar pür dikkat nabzın dinliyor.
Zamanla ne olacak kimse bilmiyor,
Kadersiz, güvensiz kalan Erzincan...

Dertli Kemal söyler, söyler ağlarım,
Güzel canlara ateş olur yanarım.
Elbet açar gazel döken bağlarım,
Olmadı baharın mutlu Erzincan,

Kara bayramların kutlu Erzincan...
Edited by: Esra Çallıoğlu

esra saygı 23-06-2006 21:36

AĞIT
Bu toprakta kalır adın
Tohumların arasında
Yeşilinde tarlaların
Başakların sarısında

Yıllar geçse de aradan
Kopar gelir ırmaklardan
Işır yine kurşunlanan
Dostlarının yarasında

Günü gelir dağa çıkar
Yıldızlardan şiir çeker
Kanımızı siler yıkar
Suların en durusunda

Bir annedir bir kardeştir
Ovalarda bir ateştir
Sırasında hayat verir
Ölüm saçar sırasında

Bayrak olur bize yarın
Rüzgârıyla ilkbaharın
Dalgalanır genç kızların
Gözlerinin karasında

<BLOCKQUOTE>
<A href="http://www.siir.gen.tr/siir/u/ulku_tamer/index.html" target="_blank">Ülkü TAMER
</A>
</PRE></BLOCKQUOTE>
</PRE>

esra saygı 23-06-2006 21:44

Ölüm türküleri olan ağıtlar; insanoğlunun kötü kader ve ölüm karşısındaki üzüntü, telâş, korku ve heyecanının dua ve isyanlarla beddualarını, şikâyetlerini düzenli ve düzensiz söz ve ezgilerle anlatan feryatlarıdır.

Ağıtlar genellikle genç yaşlarda yaşama veda edenlerin arkasından yakınları tarafından söylenir. Batı Trakya'da ağıt ve ağıtçılık eski bir gelenektir. Ölen için söylenen methiyeler ta mezar taşlarına kadar taşınmaktadır. Cenaze töreni, okunan salâ, 7., 40. ve 52. gece duası ve mevlitler hep ağıt geleneğinin devamıdır.

<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="80%" align=left>
<T>
<TR>
<TD vAlign=center align=left height=1>
OĞLUM</TD></TR></T></TABLE>


Cuma gelir Perşembeden
Evde duramam bilmem neden
Toprak oldu güzel beden

Sana gelsem ferahlarım
Toprağını kucaklarım
Gazel oldu yapraklarım
Oğlum sen gitti gideli

Kara yazı ak olur mu
Silinir de pak olur mu
Dertli anan yok olur mu
Oğlum sen gittin gideli

Sensiz bir an duramazdım
Her geçenden soramazdım
Şiirini kendim yazdım
Oğlum sen gittin gideli

Kaynak Kişi: Mübeccel Ali Çavuş
Doğum yeri: Kalfa (Kalhas)
Derleyen: Gülsüm Aliçavuş


esra saygı 23-06-2006 21:47

AĞITLAR

Gözleri bir umudu, bir dalgınlığı yaşıyor
Ağzında kalabalık bir öpüşme ormanı
-Kalbindeki katiyyen ben değilim
yüzünde küçük inzal kuşları.

<A href="http://www.siir.gen.tr/siir/r/refik_durbas/index.html" target="_blank">
</A></PRE>
<BLOCKQUOTE>
<BLOCKQUOTE><A href="http://www.siir.gen.tr/siir/r/refik_durbas/index.html" target="_blank">Refik DURBAŞ
</A></PRE></BLOCKQUOTE></BLOCKQUOTE>

esra saygı 23-06-2006 21:53

AĞITLAR ve TARİHİ OLAYLAR
<TABLE height=83 cellSpacing=1 cellPadding=0 width=597>
<T>
<TR>
<TD vAlign=top width=587 height=1>
Dr. Ömer Faruk YALDIZKAYA</TD></TR>
<TR>
<TD height=26>

Tarihin herhangi bir döneminde yaşanmış olaylar hem iyi, hem de kötü yönleriyle bu olayları yaşayan toplumun veya milletin kültür ürünleri içinde yansıtılır. Mitik dönemde insanoğlunun dünyayı ve evreni kavramaya çalışması ve bu çerçevede oluşturulan düşünce ve olaylar mitik anlatmalarda yer bulmuş, epik dönem adını verdiğimiz dönemde yaşanmış olaylar bir kahraman etrafında bütün bir milletin başarısını ve ideallerini gösterecek şekilde aktarılmıştır. Roman dönemine gelindiğinde ise, daha bireysel olaylar etrafında yoğunlaşma olduğu ve bu çerçevede iki kişi arasında yaşanan duygusal ilişkiler konu edilmiştir. Gerek epik ve gerekse roman döneminden itibaren toplumların üzüntü, gam ve kederlerini dile getirdikleri daha kısa halk yaratmaları da vardır. Bunlarda hem tarihte yaşanmış olaylar yer alırken hem de bireysel üzüntü ve sıkıntılar da dile getirilmiştir.

Biz bu bildirimizde yakın dönemde Türk insanının yaşadığı önemli tarihi olaylar ve bunların halk yaratmalarından ağıtlara nasıl yansıdığını ele alacak ve yazılı tarih yanında, ağıtların da yazılı olmayan tarihi belgeler şeklinde halkın yaşanan olaylar karşısındaki üzüntü ve tepkisinin nasıl dile getirildiğini tartışacağız.

Bildirimizin asıl konusuna geçmeden önce, ağıt ve ağıt söyleme geleneğinin kültürel derinliği ile coğrafi boyutları hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum. İnsanlar, başta ölüm olmak üzere çeşitli sebeplerle sevdiklerinden ayrılmak durumunda kalırlar. Kişilerin hastalanması, kızın gelin olması, delikanlının askere gitmesi, vatan toprağının kaybedilmesi, sevgilinin gidip de geri dönmemesi, sel baskını, zelzele, yangın, salgın hastalık gibi büyük felaketlerin meydana gelmesi, sevilen hayvanların kaybı ve ölümü üzerine söylenen ezgili şiirler ağıt türünden eserlerdir. Bütün bunlardan hareketle ağıt; İnsanoğlunun ölüm karşısında veya canlı - cansız bir varlığını kaybetme, korku, telaş ve heyecan anındaki üzüntülerini, feryatlarını, talihsizliklerini, düzenli - düzensiz söz ve ezgilerle ifade eden türküler olarak tarif edilmiştir. (Elçin 1990: 1).

Başka bir ifadeyle ağıtları şöyle tanımlamak mümkündür: "Yüreğin titreyişi sonucu söylenilen ve milli şiirlerimizin en dokunaklısı olarak adlandırdığımız ağıtlar, ölenin ardından dökülen gözyaşları ve çekilen gönül ıstırabının acı dolu terennümleridir."(Yaldızkaya 1992:11).

Türk kültüründe oldukça köklü bir maziye sahip olan ağıt ve ağıt söyleme veya ağıtçılık geleneği, çeşitli Türk boyları tarafından günümüze kadar yaşatılan ortak en eski geleneklerden birisidir.

Orhun Âbideleri'nde "Sıgıt" ve "Sıgıtçı" olarak gördüğümüz ağıt ve ağıt söyleme geleneği, Türk boylarındaki dil ve gelenek farklılaşması ile geniş bir coğrafyaya dağılma sebebiyle çeşitli kelimelerle adlandırılmıştır. Bazı Türk boylarında, bugün, ağıt ve ağıt söyleme geleneğiyle ilgili şu kelimelere rastlamaktayız.

Çin Halk Cumhuruyeti' ne bağlı Doğu Türkistan' da yaşayan Uygurlar ağıt türü şiirlere "Mersiye koşukları", Kuzey Kafkasya' da yaşayan Kıpçak lehçesiyle konuşan Karaçay - Malkar Türkleri; "Küv", Kerkük Türkleri; "Sazlamağ", Kırım Tatarları; "Taqmaq" adını vermektedirler.

Ağıda, Özbekler; "Matemname", Kazak ve Kırgızlar; "Coktav", Azeriler; "Ağı", Batı Türkistan sahasında yaşayan Türkmenler; "Ağı", "Tavs", "Tavşa", Kuzey Kafkasya'da ve Dobruca'da yaşayan Nogaylar; "Bozlau/Bozlaw", Başkurtlar; "Märsiya äytiv", Kumuklar; "yas", Gagauzlar; "dizmek" adını verirler (Yaldızkaya 1992:11; Kaya 1999: 245; Özkan, Horata 1999: 319 ).

Ağıt kelimesinin Almanca'da karşılığı "totenlage", Fransızca'da "élégie", Rusça'da "plaç, priçitaniya", İngilizce'de "lament" kelimeleridir.

Geçmişi anlamak için tarihi bilmek yeterli olmayabilir. Bunun yanı sıra halk yaratmalarını anlamak ve halkın yarattığı bu değerlerden faydalanarak doğrulara varmak, geçmişimizi daha iyi değerlendirmemizi sağlar. Tarihçiler, tarihi olayları bulabildikleri belgelerle yorumlayarak yazar, ancak, o tarihi olayları bir de halkın gözüyle görmek, bizim konuya daha farklı bir açıdan bakmamızı sağlar. Çünkü, her olayda, özellikle de savaşlarda sevinci de acıyı da yaşayan halktır. Tabii olarak, bunun yansımaları da halk yaratmalarında görülecektir.

Halkın duyduğu üzüntü, keder ve sıkıntıları en iyi şekilde yansıtan halk yaratmaları içinde belki de en önemlisi ağıtlardır. Çünkü, yaşanan olaylar tüm gerçekliğiyle ağıtlarda gözler önüne serilir. Bildirimizde sözlerini vereceğimiz ağıtlar; tarafımızdan derlenen ve bir bölümü "Türkmen Ağıtları" adlı eserimizde, bir bölümü de "Erciyes Dergisi"nde yayınlanan ağıtlardır.
Türkiye Türklerini en fazla etkileyen ve hemen her aileden bir veya birkaç bireyin kaybedildiği önemli tarihi olaylardan biri de Türk Kurtuluş Savaşı'dır. Bu savaşta kaybedilen yüz binlerce Türk evladı için pek çok ağıt yakılmıştır. Bu durumu, Kurtuluş Savaşı'nda şehit olan Bayat'tan Ali Osman'a bacısı Şerife Aydın'ın yaktığı ağıtta açıkça görmekteyiz.

Şafak söktü tan yerleri atıyor,
Tren gelmiş acı acı ötüyor,
Kardeşim şehit olmuş yerde yatıyor,
Ak elleri kızıl kana batıyor.

Ağıdın devam eden aşağıdaki mısraları, kardeşinin şehit olmasıyla kendisinin kimsesiz ve yalnız kaldığını düşünen ağıtçı kadının sözleri "feleğe sitem" ile doludur.

İlkbaharda her çiçekler bezeri,
Sonbaharda döker yaprak gazeli,
Kardeşim şehit olmuş nerde mezarı?
Felek beni taşa çaldı neyleyim.

Felek sille vurdu ben oldum sersem,
İyi olmaz dediler her kime sorsam,
Varsamda hekime muayene olsam,
İyi olmadık derdi hekim neylesin.

Ben gurbeti geze geze yoruldum,
Evvel altın idi şimdi pul oldum,
Değer bilmez kötülere kul oldum,
Felek beni taşa çaldı neyleyim.

Kanatlarım yoktur çırpınıp uçmaya,
Dizlerim tutmuyor karlı dağlar aşmaya,
Ellerim ermedi helallaşmaya,
Felek beni taşa çaldı neyleyim. ( Yaldızkaya1992: 36)

Çanakkale Savaşı'nda; birçok eli kalem tutan, okur-yazar Türk genci şehit olmuş, niceleri sakat kalmıştır. Ağabeyi Çanakkale Savaşı'nda şehit olan bir kız tarafından yakılan aşağıdaki ağıt bunu ne güzel ifâde etmektedir:

Çanakkale derler yeşil gavaklı,
Mollaların mürekkebi boyaklı,
Neçe gulların var ağaç ayaklı,
Ağaç ayağınan gelsen n'olurdu.

Çanakkale derler yeşil söğütlü,
Neçe molla getti eli divitli,
Bi mektup atayım üstü tahütlü,
Mektubum ordunu bulur m'ola.

Ağılıdır Çanakkale goyağı,
Babamoğlu dizlerimin dayağı,
İrengide bana benzer bayağı,
Gurbanlar olurum babamoğluna.

Edem gözelidi gıyıdan getmiş,
Sürek öküz gibi boynunu bükmüş,
Şu gevur dinsizi denklemiş atmış,
Acep babamoğlun yudular m'ola.
Yumadan gabire godular m'ola. (Yaldızkaya 1992: 39)

Derlediğim bir başka Çanakkale ağıdı da, Suvermez köyünden Devecioğulları sülâlesinden, Macar Lâkaplı Salih'in Çanakkale'de şehit olmasıyla, annesi tarafından yakılan ağıttır. Ağıtta, yoğunlukla şehidin geride bıraktığı eşi ve çocuğunun ne olacağı endişesi vurgulanmaktadır:

Hucûm demiş Alamanın zabiti,
Yavrumun kefeni asker kabutu,
Salına girmeye yoktur tabutu,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.

Topun dumanı da ağmış havaya,
Gözlerim yavrumu dönmez sılaya,
Goltuğuna girmiş çifte sıhhıya,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.

Çanakkale nerde, Suvermez nerde?
Her ana dayanmaz bu zalim derde,
Ahmed'in babasız eğlenmez evde,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola

Derinimiş Çanakkale deresi,
Goygunumuş şehidimin yarası,
Acıya dayanamaz garip garısı,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.

Senin yavrum beşik ile belede,
Yâdigarın galdı yavrum geride,
Bir gelin eğlenmez ıssız bir evde,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.

Bir günüm doğarda bir günüm batmaz,
Şu ıssız evlerde bir gelin yatmaz,
Oğlumun yerini kimseler tutmaz,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola. (Yaldızkaya 1992: 37)

Öyle ağıtlarımız var ki; Edirne'de, Yemen'de, Kudüs'te kalanları anlatır. Yedi kardeşinden bazılarının şehit düşmesiyle yüreği yanan Ahmet Çavuş (Urfalı)'un yaktığı ağıt, işte böyle bir ağıttır:

Yedi gardaşıdık gazada ünlü,
Hep gara bıyıklı yüzleri benli,
Zeybek şalvarlı da hep çuha donlu,

Ben bu derdin hangisine yanayım,
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.

Halil yoğun güder içi guzulu
Ali haba geyer golu sızılı,
Gadir'in çocuklar gara yazılı

Ben bu derdin hangisine yanayım,
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.

Ali ağam Edirne'de oldu şehit,
Garabıyık Yemen'de ünlendi yiğit,
İbik Ağam Kudüs'te kaldı bi büyük,

Ben bu derdin hangisine yanayım,
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.

Âşık olsam ağır ağır söylesem,
El kaldırsam şu gönlümü eğlesem,
Şu gönlümü gıl ipinen bağlasam,

Ben bu derdin hangisine yanayım,
Zencirler zapdetmez benim gönlüm. (Yaldızkaya 1992: 41)

Birleşmiş Milletler Kararıyla; 1950 Yılında, Güney Kore'ye yardım amacıyla, General Tahsin Yazıcı komutasında 5.000 kişilik Türk Tugayı da Kore'ye gönderilmiştir.Kore'ye ulaşan Türk askeri kendini çatışmanın içinde buldu. Mançurya sınırına yakın bir yer olan Kunuri'de, süngü muharebesi ile, bölgenin yabancısı olmasına rağmen efsâneler yarattı. Şehitler verildi, yaralananlar oldu. Üç yıl süren Kore Savaşı sonunda evlerine dönemeyenlere ağıtlar yakılmıştır.

Anadolu'nun birçok yöresinden olduğu gibi, Emirdağ'dan da Kore'ye gidip de dönemeyenlerden birisi de Balişoğlu Eyüp Can'dır. Eyüp Can'ın şehit olması üzerine bir yakını aşağıdaki ağıdı yakar. Ağıtta, Türk askerinin Kore'ye gitmesini anlâmsız bulan Anadolu kadını, bunu "Kore senin vatanın mı, yurdun mu?" şeklinde ifâde ederken, O'na "Kırk belikli gelin almaya" ve "Yerine kardeşi Abdil'i göndermeye râzı olacağını" belirtir.

İzmir'den mi kalktı Kore'ye gemi,
Gemi gurban olam getir Eyüb'ü,
Çok ağlattın anan ile Baliş'i,
Kore senin vatanın mı, yurdun mu?
Gayıbıdın oğlum şehit oldun mu?

Şubeye vardım da künyen okundu,
Emirdağ'ı başımıza yıkıldı,
Dostumuz ağladı, düşman bakındı,
Dön gel oğlum dön gel kurban oluyum,
Sana kırk belikli gelin alıyım.

Köprüden ağrında gel bir görüyüm,
Görüyüm de gadın oğlum ölüyüm,
Apdil'i yerine vesek veriyim,
Bir günüm doğar da bir günüm batar.
Kore dağlarında aslanım yatar.

Kardeşinin şehit olması üzerine bacısı Zehra'da uzunca bir ağıt yakar. Ancak, ağıdın aşağıdaki mısraları hâfızada kalmıştır. Ağıtta; günlerce süren Kore yolculuğu "çığra yola" yani bir kişinin ancak geçebileceği ve kısa mesafelerde kullanılan yola benzetilirken, Kore evlerinin ufaklığı ve insanının küçük boylu oluşu Anadolu kadınının ağzından şöyle dile getirilir.

Kore'ye gidiyor bir uzun çığra,
Allah'ın aşkına Eyüb'e uğra,

Eyüp bize biz Eyüb'e doymadık,
Gelin alıp çeyizini dökemedik,

Ufacıktır şu Kore'nin evleri,
Benim gardaşımdır küçük beyleri. (Yaldızkaya1996: 6)

Millî Kahraman Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk'ün mezarının İstanbul- Dolmabahçe sarayından Ankara'ya nakledilmesi sırasında, Emirdağ yöresinin ünlü ağıtçı kadını Döne Öksüz (Halide'nin Döne) tarafından aşağıdaki ağıt yakılmıştır. Okuma - yazması olmayan ama ehl-i dil olan Anadolu kadını yaktığı ağıtta; "Anan kızı olsaydı yanarıdı derdine" mısrasında Atatürk'ün kız kardeşinin hayatta olmayışını, "Ne bir kızı kalmış ne de bir oğlu" mısrasında ise ulu önderin çocuksuz oluşunu etkileyici bir şekilde ortaya koymaktadır.

Sana diyom sana Mustafa Kemâl,
Riyakâr kulların yalandan yanar,
Bu dünyada senin başına döner,

Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düşürdün bir soğukluk araya.

Işık dünya başımıza dar geldi,
Gâzi baba hepisinden zor geldi,
…………………………………….
İstanbul'dan Ankara'ya yürüdü tren,
Moskof'un kralı Sal'ına duran,
……………………………………

Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düşürdün bir soğukluk araya.

Paşalar içinde Gâzi'dir süslü,
İresmi geçitte de milleti yaslı,
Sarayın içinde kılıcı paslı,

Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düşürdün bir soğukluk araya.

İsmet gondu sarayına yurduna,
Ağladı askerin düştü ardına,
Anan kızı olsaydı yanarıdı derdine,

Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düşürdün bir soğukluk araya.

İstanbul'un etirafi denizden avlu,
Ne bir kızı kalmış ne de bir oğlu,
Sarayda eğlenmez Paşa'mın göynü,

Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düşürdün bir soğukluk araya. (Yaldızkaya 1992: 44)

1947 Yılında, Emirdağ'ın Başkonak (Kolanşam) köyünün Arzılı mahallesine bir askerî uçak düşer. Hava Kuvvetleri tarihine geçen bu olayda iki pilot subay şehit olur. Şehit olan pilot subaylara, yörenin ünlü ağıtçı kadını Topakkız (Gülsüm Köse) uzun bir ağıt yakar. Konar-göçer Türkmen kültüründen motifler de taşıyan bu ağıdın derleyebildiğimiz mısralarında, ağıtçı kadının "yol (y)ıramış varamış köyüne" mısrasında söz ettiği "köy" "Hava üssü", "Haber verin âşiretinin beyine" mısrasında kastedilen "âşiret bey"i ise "Filo komutanı, Paşa"dır.

Duman durmuş Arzılı'nın dağına,
Yol (y)ıramış varamamış köyüne,
Haber verin âşiretinin beyine,
Gurbanlar olurum yaralı beyim,
Arzılı buraya aralı beyim.

Yeni çıkmış subayın da birisi,
Telde galmış saçların derisi,
Duydum'ola anasıynan garısı,
Gurbanlar olurum yaralı beyim,
Tayyare buraya aralı beyim. (Yaldızkaya 1992: 88)

Sonuç olarak; ağıtlar kişilerin özgeçmişleri olduğu gibi, bir bakıma toplumların da özgeçmişidir. Zira, bir milletin tarihi serüvenini ağıtlardan izleyebiliriz. Cephede, düşmana karşı verdikleri mücadelede çektikleri sıkıntıları, şehit ya da gâzi oluşlarını, cephe gerisindeki açlığı, kıtlığı, hastalığı ve içindeki ihaneti; bunlara karşı verilen mücadeleyi ağıtlarımızda görürüz. Şehit düşen ve gâzi olanların isimlerini belki tarih kitaplarında göremeyiz. Ama bunların analarının, bacılarının, yavukluları ve bu milletin hislerine tercüman olan âşıklarının söylemiş olduğu ağıtlarda isim isim bulabiliriz.Sözlerimi şâir Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun dizeleriyle bitirmek istiyorum.

Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i,
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni.

KAYNAKLAR:
1. Elçin, Şükrü. Türkiye Türkçesinde Ağıtlar. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayını, 1990.
2. Kaya, Doğan. Anonim Halk Şiiri. Ankara: Akçağ Yayını, 1999.
3. Özkan, Nevzat; Osman Horata.Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi -12, Romanya ve Gagauz Edebiyatı. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayını,1999.
4. Yaldızkaya, Ö. Faruk. Emirdağ Yöresi Türkmen Ağıtları. İzmir: Bayraklı Matbaası, 1992.
5. Yaldızkaya, Ö. Faruk. "Bir Kore Ağıdı," Erciyes Dergisi, Sayı: 221, Mayıs, 1996.



</TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=top width=591 height=3>



</TD></TR></T></TABLE>

esra saygı 25-06-2006 00:25



YILGI ÜÇGENİNDE

Ne varsa silip süpürdü aydınlık yerleri
Işıklı bahçeleri içimizdeki
Aykırı bir yelle boşluğa savurdu
Umarsız kıldı yaşamın sonrasını öncesini

Ne varsa silip süpürdü şiirler ülkesini
Depremler başlattı dizeler evreninde
Sözcük çıldırdı anlam kayıp gitti
Güneşi bile karaya boyadı baştan başa

Ne varsa silip süpürdü utkusunu usun
İmgelemin ve düşün doyumsuz tadını
Zaman gidip dayandı horasan duvarlara
Çürüttü canım gökleri öpülesi toprağı

Ne varsa silip süpürdü seviden yana
Kapattı içtenliğin ıtırları çağını
Zindansı bin okyanusta seyretti gemisi
Çekerek burcuna korsan bandırasını



HALİM UĞURLU

evin okçuoğlu 25-06-2006 15:05

ben birinciyi bsildim iyi de oldıu arif de olmasın ve o olmayınca altındaki gerek kalmayan soru da olmasın ne var bunda?

selami karabulut 26-06-2006 10:54

inceliğinize teşekkürler!

emre gümüşdoğan 26-06-2006 11:17






Yapılan yanlışlık için özür dilerim.

esra saygı 26-06-2006 15:02



ÜÇLEME AĞITLAR


Genellkle on bir hece ile söylenir.Mısralar kendi aralarında kafiyelidir.

ÖRNEK AĞIT:



Irmak kıyısına attım bir nişan
Sarı pür değilim yanam alışam
Kardaş küçük idi takmadım nişan



Yüce dağa yağmur yağar ışıldar
Anam beni dar arada karşılar
Allaha ısmarladık cümle komşular

Babam arkasını vermiş köşeye
İstaseler vermez idi paşaya
Kış günleri babam attı dışaya

Ağ ellerim boğum boğum kınalı
Kimi al giyinir kimi garalı
Kınacı mı geldin gönlü havalı

Irmak kıyısında biten yosunlar
Yosundan alsın dabeni yusunlar
Babam da sorarsa öldü desinler



(pür :kurumuş yaprak, alışmak :alevlenip tutuşmak, dışa :dışarı


FİKRİ KARAMAN.

enginakbaba 26-06-2006 17:41



bir ağıtta ben yazayım....


sularda döndü yurduna
ıslak sokaklardan
geriye kalan
elaya çalan
aşki gözlerin



hangi mevsime kaçsam
bulur yok eder beni
başı boş kelimeler.


ne benim ellerimdir
dokunan ellerine
ne senin türkülerinde
çoğalır sesin


ankaranın
orta yerinde
incecikçe akar gözümün yaşı
konur sokak suskun
etimesgut telaşlı,
kökünden ayrı düşmüş
iki dal karanfil
elvankent'te.... e. akbaba



olmuş mu esra hanım???



Edited by: engin akbaba

esra saygı 26-06-2006 23:31



Olmuş Engin bey galiba bir sevgiliye yazılmış ağıdınız...


Değerli büyüklerim ve arkadaşlarım ağıtlar hakkındaki engin bilgilerinizi ve ağıtlarınızı bu sayfaya ekleyin ki bilgiler çoğalsın...

enginakbaba 27-06-2006 12:08



abime... canım abimi kaybetmiştik geçen senenin martında...

enginakbaba 27-06-2006 13:03



'sevda' dedik yandık!
yananda bir yakanda
bu dert var ya yürek de
gidende bir kalan da


yandıkkkk


ateş de bir kar da bir
ırmak da bir nar da bir
çavlan da bir har da bir
cennet de bir talan da


yandıkkkkkkkk


giz, yürek de kalırsa
nar, gülizar olursa
su, buharı bilirse
ateş de bir duman da


2001 konya e. akbaba

r.ali 27-06-2006 17:08



"ölüm allahın emri, ayrılık olmasaydı" demiş orhan veli'nin süleyman efendi'si. ayrılıklar ağlatır insanı. ağlatır söylenemeden kalan sözler ya bir parçayalan gerisi.


selamlar size evin hanım, abim engin ve tüm paylaşımlarını sunanlar...

M.Burak Sezer 11-07-2006 23:36



çocuklar ağladığı zaman ben


ağlayamıyorum...


anneler ağladığı zaman


susuyorum işte.


orada bir köy var uzakta


o köy bizim köyümüz değil!


orada bir şehir var ilerde


o şehir bizim değil!


anasını satayım öyleyse kimin şehirleri onlar?


o çocuklar kimin ve o kara postallar çocuk kafalarını ezen?


onlarda insan değil mi?


susan ağızlar, silikonlu dudaklar ağıtım size


siz sakız çiğneyerek şarkı söyleyin


analar ağlasın çocuklar ölsün yine


romantik şiirler yazsın kekemeler korosu


çocuklar ağladığı zaman ben...


bir gün en kızgın yerinden yakacağım dünyayı


M.B.S





Edited by: M.Burak Sezer

Ümran Ünlü 12-07-2006 00:26

çocuklar ağladığı zaman ben...


bir gün en kızgın yerinden yakacağım dünyayıhttp://siirakademisi.com/forum/smileys/smiley32.gifhttp://siirakademisi.com/forum/smileys/smiley19.gif

M.Burak Sezer 30-07-2006 23:07






şortu kısa çocukların


şimdi bir fıstık ağıcına yaslanarak izliyorum oyunlarını


donları yarı bellerine düşük


ağızları çikolota ve dondurma lekesi


elleri toprak ve çamur


ve biraz kırmızı


çağırıyorlar herkesi


savaş oyununa


kan denizlerinde zakkum ve öfke


derelerde çağıldayan o ses


sen hayat bize bir dilim kes


güzel ölümlerden


şaka yapma mesala bize


ellerine şekerler verip çocukların


bombalar patlatan


M.B.SEdited by: M.Burak Sezer

esra saygı 07-08-2006 17:04

<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="80%" background=#F9FFF9>
<T>
<TR>
<TD>Ağıt </TD></TR>
<TR>
<TD>

Çiçekçi bana bir gül ver
sevgilime değil bir ölü için
Çiçekçi bana bir gül ver
İçine gözyaşlarımı sığdırabileyim.

Yakasına böyle bir gül takmıştı
O gün bir görseydin sen onu
Çiçekçi bana bir gül ver
Sanki o güldendi bütün mutluluğu

Sen de: - Bir arkadaşın öldü
Ben diyeyim: - Kardeşim!
Çiçekçi bana bir gül ver
Götürüp tabutuna iliştireyim.

Kaldırımlarda kömür tozları
Bacalarda koyu bir duman var
Kara bir gökyüzü tek özelliği bu kentin
Çiçekçi bana bir gül ver

Kapalı perdeleri açabilse gülüm
Kapalı kapıları kırabilse
Kapalı yüreklere girebilse...
Çiçekçi bana bir gül ver

- Beyim, gül olmaz ki bu mevsimde!
</PRE></TD></TR>
<TR>
<TD width="100%">
Ahmet Erhan</TD></TR></T></TABLE>

esra saygı 07-08-2006 17:09



AĞIT


Ağlayalım Atatürk'e
Bütün dünya kan ağladı.
Süleyman olmuştu mülke
Geldi ecel, can ağladı.



Doğu, batı, cenup, şimal!
Aman Tanrı bu nasıl hal?
Atatürk'e erdi zeval,
Memur, meb'usan ağladı.



Atatürk'ün eserleri,
Söylenecek bundan geri,
Bütün dünyanın her yeri,
Ah çekti, vatan ağladı.



Fabrikalar icat etti,
Atalığın isbat etti.
Varlığın Türke terk etti
Döndü çarh, devran ağladı.



Bu ne kuvvet, bu ne kudret,
Varıdı bunda bir hikmet
Bütün Türkler, inön'İsmet,
Gözlerinden kan ağladı.



Tiren hattı, tayyareler...
Türkler giydi hep karalar,
Semerkant'la Buhara'lar
İşitti her an ağladı.



Siz sağ olun Türk gençleri,
Çalışanlar kalmaz geri,
Meraşalin askerleri,
Ordular, teğmen ağladı.



Zannetme ağlayan gülmez,
Aslan yatağı boş kalmaz.
Yalnız gidenler gelmez
Her gelen insan ağladı.



Uzatma Veysel bu sözü
Dayanmaz herkesin gözü
Koruyalım yurdumuzu,
Dost değil düşman ağladı.



Aşık VEYSEL

esra saygı 30-11-2006 16:12

Genç, düğünün başladığı gün kamyonuyla kaza yaparak hayata veda etmiştir.

Çeyizim sandıkta basılı kaldı
Kınalar ellerde yakılı kaldı
Bayrağım ağaçta asılı kaldı
Düğünüm mahşere kaldı neyleyim?


Babam resmimi de duvara assın
Yavrum dedikçe de resmime baksın
Ilıdı suyum da getirin tasın
Düğünüm mahşere kaldı neyleyim?


esra saygı 30-11-2006 16:14

YEMEN AĞIDI

Mızıka çalındı düğün mü sandın
Al yeşil bayrağı gelin mi sandın
Yemen’e gideni gelir mi sandın

Tez gel ağam tez gel dayanamıyorum
Uyku, gaflet basmış uyanamıyorum
Ağam öldüğüne inanamıyorum


Koyun gelir kuzusunun adı yok
Sıralanmış küleklerin sütü yok
Ağamsız da bu yerlerin tadı yok.


Tez gel ağam tez gel dayanamıyorum
Uyku, gaflet basmış uyanamıyorum
Ağam öldüğüne inanamıyorum


Ağamı yolladım Yemen iline
Çifte tabancalar takmış beline
Ayrılmak olur mu taze geline


Tez gel ağam tez gel dayanamıyorum
Uyku, gaflet basmış uyanamıyorum
Ağam öldüğüne inanamıyorum



Bu ağıt yeni gelinin yemende şehit düşen eşine yaktığı ağıttır.


Zeki Çalar 20-06-2007 13:09



ÇANAKKALE AĞIDI


(Afyon'un Emirdağ ilçesine bağlı Suvermez köyünden Devecioğulları sülâlesinden, Macar Lâkaplı Salih, Çanakkale'de şehit olunca, annesi tarafından yakılan bir ağıttır.)


"Hücum!.." demiş Alamanın zabiti,
Yavrumun kefeni asker kabutu,
Salına girmeye yoktur tabutu,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola?
Kefensiz gabire goydular m'ola?



Topun dumanı da ağmış havaya,
Gözlerim yavrumu dönmez sılaya,
Goltuğuna girmiş çifte sıhhıya,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola?
Kefensiz gabire goydular m'ola?



Çanakkale nerde, Suvermez nerde?
Her ana dayanmaz bu zalim derde,
Ahmed'in babasız eğlenmez evde,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola?
Kefensiz gabire goydular m'ola?



Derin imiş Çanakkale deresi,
Goygunumuş şehidimin yarası,
Acıya dayanamaz garip garısı,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola?
Kefensiz gabire goydular m'ola?



Senin yavrum beşik ile belede,
Yâdigarın galdı yavrum geride,
Bir gelin eğlenmez ıssız bir evde,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola?
Kefensiz gabire goydular m'ola?



Bir günüm doğar da, bir günüm batmaz,
Şu ıssız evlerde bir gelin yatmaz,
Oğlumun yerini kimseler tutmaz,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola?
Kefensiz gabire goydular m'ola?

Zeki Çalar 21-06-2007 11:58



ALTINIMI BEN BOYNUMA DİZERİM


(Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesine bağlı Hamzahacılı köyünde, Ailesi tarafından sevdiği gençle evlendirilmeyen ve zorla amcasının oğluna verilmek istenen Rabia adlı genç kız, intihar etmeden önce kendi ağıdını böyle yazmış.)


Altınımı ben boynuma dizerim,
Ağlayı ağlayı destan yazarım.
Zorunan kötüye veriyor babam,
Ölümünen olsa gene bozarım.



Aldım helkeleri giderim suya,
Aman zalim babam ben varmam ona.
Üç gün evvel söyledim de anama,
Dördüncü günü deağlarsın bana.

Yaşmağım bozuldu, bağlayamadım,
Derdimi ellere söyleyemedim.
Ahretim Döndü'nün yanına vardım,
Babası var imiş, söyleyemedim.



Keşif geldi kapımıza dayandı,
Sarı saçlar fışkılara boyandı.
Sana diyom sana; ey zalim baba!
Biricik kızına nasıl dayandı.



Evimizin önü üç dallı kiraz,
Bir yanı kırmızı, bir yanı beyaz.
Kutnu yorganlarda yatamaz iken,
Fışkının içinde ne aman ayaz.
Edited by: Zeki Çalar

Zeki Çalar 22-06-2007 15:21



DİREKTEN TUTMUŞ DA YAKMIŞ ELİNİ


(Ayfonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinde bir ailenin tek erkek çocuğu olan Ceylan Elmas, elektrik çarpması sonucu ölünce, dayısının kızı tarafından yakılan bir ağıttır.)


Direkten tutmuş da yakmış elini,
Yetişip de soramadık halini.
Neyimiş halam da oğluyun suçu?
Savcı, polis çevirmişler yanını.



Bir bavulda kitapları basılı,
Kendi resmi başucunda asılı.
Kurbanlar olurum gademsiz halam,
Gayri Ceylan'ından ümit kesildi.



Hemi berber idi, hemi talebe,
Düğün mü ediyon, başın kalaba.
Gurbanlar olurum garip Ceylan'ım,
Halamı goyup da gitme mezara.

M. Umur Tarakçı 21-07-2007 16:51


Aşağıdaki alıntılar sn.Sabiha Tansuğ'un Türkmen köylerinde ölüm
töreni yazısından alınmıştır.

Ağııt,yüreği acılı kadının o anda duygularını yüksek sesle dışa vuruşudur.
En acıklı ağıt oğlunu, kızını,bebesini yitiren analar ve bacılarla kocasını kaybeden
eşler yakarlar.
Bazen de ağıt "istek üzerine" başkaları tarafından söylenebilir.örneğin bir
Ege köyünde Eşe kadın şöyle anlatmıştı:
"Ben kız iken,komşumuz zala ölmüştü.Zala nenenin yakınları,anamdan ağıt yakmasını istemişlerdi.Anam iyi ağıt yakardı.
"İşte orada herkes toplandı ve anam ağıta başladı,

Yüksek dağların oduncusu
Engin ovaların otçusu
diyerekten..
"Köylerde kadınlar,dağdan bağdan odun toplarlar,sırtlarına vurup evle-
rine getirirler.Ovalardan çeşitli otlar toplarlar.Anam da Zala nenenin ömrü boyu ot
toplayışını,odun getirişini ağıtla dile getiriyordi ki,birden şöyle deyiverdi

Bakırımızı da çaldın
Çolak Ahmet'in karısı
Çünkü bir zamanlar Zala nene anamın bakırını almış,geri vermemişti.Bu "ağıt'ı köyde
hala unutmazlar.."

*****

Ölen bir delikanlıya anasının söylediği ağıt:

Sevdiği güzeli beraber sevdiğim
kadersizim.
Eşeği dama bağlı kalan,
Baltası duvardaasılı kalan,
Gözü güzel kızlarda kalan,
Mistanım


*****

Beş yaşında ölen kızı için anasının yaktığı ağıt:

Evimin duldasına(kuytusuna) evciğini kurduğum
Elindeki bir dilim ekmek üzerine domat suyu sürdüğüm
Akşam sekizde ,arkam şelekli eve geldiğimde,
Kapının önünde uyurkene bulduğum
Güzelin anasıyım





san_ 17-01-2009 07:33

eskiden bir genç ölse; analar bacılar ağıt yakarlardı yanık sesleriyle, yıllarca yasını tutarlardı zamansız sonsuza gidenlerinin.
artık savaş ; yaşa başa bakmadan, dünyayı toptan gömüyor düşmanlığın ağulu ateşine de, kime ne zaman ağlayacağını şaşırıyor insan, sadece isyan ediyor ölümlere...
bırakın geride kalıp acının tadını çıkarmak için ağıt yakmayı; kim ve ne olduklarını anlayamadan, türkü söyleyecek, şiir okuyacak zamanları olmadan ölüyor gençler... çocuklar büyüyemiyor, hatta yürüyemiyorlar bile...

okumayı yazmayı öğrenmeden, sarı siyah bukleli saçlarına kanlı gözyaşları bulaşıyor, yarıaçık gözlerini bırakıp içimize, sitemli gidişler kazıyorlar tarihe...
ağıt neydi?


şu Anki Saat: 22:15

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum