Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Şiir (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=115)
-   -   gün'ce (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=2903)

ogün kaymak 12-01-2009 21:42

gün'ce
 
SONRA

Eski tarz bıçağını çekip biledi
Yükseğini biledi, kın bulutlu dağında
Narasına sakladı boynundaki ilmeği
Yağsız bakracına bandı, katığı sonra

Kısık ilk alevini zorladı narın
Değil mi başlatıcı döngüsü kızarınca
Eğdi göz ışığını geçişmiş bir yarına
Eleğini taşıdı, kumlara sonra

Kırık haç olabilirdi, saklı ve göğsündeki
Sivriltilmiş dişi de yaban domuzlarının
Kurnasında gezdirirken kırla tazelenmiş yazı
Suyunu da biledi, kanında sonra

emre gümüşdoğan 12-01-2009 22:40

Şiirlerini burada görmek güzel. Sadece yazar sayfana yüklemek haksızlıktı.
Güzel paylaşımlara...

ogün kaymak 13-01-2009 02:25

evet..yazar sayfası genelde yoruma kapalı...oysa görünen o ki..ummadık isimlerden ummadık katkıkar gelebiliyor akademi forumlarında..

deneyelim bakalım.. genelde dergilere verdiğim ürünler olacak burada... ''sonra'' da öyle zaten.. mühür ün henüz elimize ulaşmayan sayısında gözükecek...

ogün kaymak 13-01-2009 02:42

ŞİİR ÜZERİNE SEVİSELLİK NOTLARI *


*


Ogün Kaymak
Günlük dilde sıkça ‘’tensel aşk güdüsü‘’ne indirgenen ‘’libido‘’ kavramının sahici anlamının ‘’yaşamsal erg ya da yaşama tutunma‘’ olduğunu anımsayalım. Böylece Georges Bataille’ın, ‘’Erotizm ( sevisellik ) hayatın ölüme kadar onaylanmasıdır‘’ aforizmasını daha açık bir şekilde kavramak mümkün. Aynı şekilde bu çağdaş düşünürün diğer iki cümlesini de konumuz boyunca aklımızın iki köşesinde tutabilmemizde yarar var: ‘’Kuşkusuz sevmek en uzak olanak‘’ ve '’İmkânsızlıktan başka hiçbir imkânımız yoktur‘’.


Genel geçer estetik tanımı, güzellik ve güzelliğin insan duyumundaki etkileşimini irdeleyen düşünsel edimdir. Oysa eğretilemelerden ( mecazdan ) soyunmuş bir şiirin hiç’e yaklaştığını savlarsak; şiir estetiği içinde, kötülüksüz bir iyiliğin ya da çirkinliksiz bir güzelliğin yer edinemeyeceğini de kabullenmiş oluruz.

Tüm bunu mihenk noktası olarak alalım: ‘’İnsansız şiir, şiirsiz insan olmaz‘’ önermesini büyütmek olsun ereğimiz. Ama ‘’insan’’ derken ‘’sahici insan’’dan söz açtığımızı da unutmayalım; gelişimini tamamlamış, çağıyla eşitlenmiş insan… tüm çıplaklığıyla, sapkınlıkları ve ortalamaya yakınlığıyla, hastalık ve sağlığıyla insan. Melek olamayacak kadar ‘’dünyalı‘’ insan.

Bilindiği üzere Van Gogh resim sanatının dışlanamaz bir uğraşçısıdır. En dindarımızdan en tanrıtanımazına kadar hepimiz onun dünyayı sapsarı algılayışını onaylamışızdır, estetik bağlamımızda. Oysa ressamımız tüm bu yaratıcı ‘’sararmış‘’ eğilimini, talihsiz kalp hastalığını otarmak için kullandığı bitkinin bedenini ağılamasına muhtaçtır. Bu sapkın hali, ‘’insanlık hali‘’ olarak ele almakta zorlanmayız. Konu sevisellik ( erotizm ) olunca aynı geniş açıyı bulmakta zorlanır perspektifimiz. Evet, dinsel ve geleneksel tabular öylesine kavrar ki bir yanımızı, kimilerince düz-cinsellik kadar ‘’normal‘’ kabul gören eşcinselliğe de aynı tahammülsüz yaklaşımı gösterebiliriz.

İktidara yerleşik ahlak, katı sınırlarıyla donatır kendini. Bu eğilimi aşmak üç okyanusu yüzerek geçmekten daha zorludur kimi zaman. Sanatsal edimleri değerlendiren insan, böylesi ikilemlerle tıkanır kalır. Gitgide estetik dışı hiçbir donanıma gereksinimi olmayan sanat eleştirisi; salt toplumbilimsel, salt ruhbilimsel ya da salt teolojik kavrayışların çelmesine takılır kalır. Elbette beğenilerimizin manifestosunu çıkarırken; dinsellik, gelenek, ailesel-toplumsal bütün, eğitsel birikimlerimiz birlikte hareket edecektir. Ama bu sentezin içinde, beğeni manifestosunu dizen sanatçı ya da sanatsever, beğeninin öznelliğini de biriktirmek yükümlülüğündedir. Bu yanaşma biçimi; ben diyeyim hoşgörüyü, siz deyin geniş açılı estetik perspektifini yanında getirir. Öznellik asla nesnelliğin sonu değil, destekçisidir artık. Ancak şimdi, tek-tiplikten soyunuruz kendimizi, çoğaltabiliriz bireyselliğimizi. Ancak şimdi, sanat bilgisi ( etiği ) bilinçle donanmaya, serpilmeye başlar sanat bireylerinin.


*şiir ve erotizm konusunda notlar çıkarmaya başladığımda, 3 bölümlük bir yazı planlamıştım.. yukarıdaki yazı bu 3 notun ilkidir... devamını ne zaman tamamalrım meçhul.. çünkü bazı yeni okumalar gerektiriyor devamı..bakacağız..

notların ilki olan yukarıdaki yazı, mühür dergisinde görünecek..


ogün kaymak 14-01-2009 14:21


FIRTINA



Endamından tutuklanmış – açılanmış da
Güneşlenen bir aklın kıt kanaat çırağı
Aşka değen bir budaktan olunur mu hiç?

Ne dersin – sen derken – ben dinleyenim

Öyle de güzünü perçinler, yaz kaçkını fırtına
Koşuşmaları sürükler toz bulutları
Cümlesini tekrarlamaz hiçbir sayıklayan uyku

Ne dersin – ben beklerim – sen dedikçe dinleyenim

Zıpkınlaşan dişleri var – pırıltılı heceler
Arkasında ifildeyen bayraklı kırmızısı
Olacağın dışındaki pür rüya

Saçaklanıp uzanmışım esintinin koynuna – orası ufuk

ogün kaymak 14-01-2009 14:23

YALNIZLIKLAR SIRT SIRTA


Doña Flor ve Babür Akmansoy için,
Bakış aktı,
Camın cami derinliğinde
Belki kuş kaçtı… Su yüzdü de…

Hava nasıl da okşuyor dudaklarını
Nazlı yağmuru taşıyor bulutlu sabah ve dans
Bu yük hepimize ait, diye sorar dışarısı
Evet, der içerisi – tek ­tüyünü kımıldatmaz

Bu sadeliğimiz illa, şu yal’nayaklığımız
Şuracıkta üşümemiz, sıcaklar sürecek densin
Denize mi gittik bi’gün? İyi edilmiş
Hemen yüzüyor suları boşluk ve kanımızda
Göğüs kafesimiz açık, sırt sırta kuş sürüsü

Bakış aktı bak – gördün mü? – çıkışın ardına kadar

ogün kaymak 14-01-2009 15:31

İkibinsekizmayısınınsonları
'İlkel bir kabile keşfolunmuş Brezilya’da’’ (NTV haber) için,

Kim kondu bu kuşu dağa – ilk hata
Ya da ilkel kabile keşfolmuş mutsuzlar dünyasına – bir hata daha
­Ah! İkincil ihtimal: Ne denli acıklısın

Gözlerinde irkinti
Uçakların kanatları altında
Dehşetli çığlık sesi
İnen çıkan gölgesiyle bayırın

Kerpiç duvara asılı
Seratonin doluyor kırlangıç yuvası

Sesler – Tanrım! – çocuk saçlarından aşağı
Tepeli kartal bile böyle metal bakamaz!
Rock’n’Roll böceği dişliyor veremsiz kollarını

Hey sen! Eski zamanda bir Pollyanna’ydın,
Ben hiç olmamışken kurşun ve asker
Dilimden ayırdılar arzuhalsiz çürüğe;
Oyuncaklarımın hepsi, şu tuttuğum düz kalem
Defteri didikliyor / düş / sokağı geçerken kızılcık siren

ogün kaymak 14-01-2009 15:33


Müzik



Sakin bir gün ağrısıdır, geçimsiz
Toplu kuş uçuşuyla ritim tutar infilak
Göğün göğüslerince kabartısı seyrelir
Su diyor dudağının arasındaki çatlak

Bin hırlıyı cebinden dolduran huzursuzluk
Nasılsa iniltisi omzundan kutsanan nur
Bütün çarpıntıları tek küfeye kaldırıp
Uzuyor boyu kadar, güneş boyu yukarı

Aydınlığa yıkanıyor tek tek kuşları
Cıvıltı uyandıkça ışıltıları yakın

ogün kaymak 14-01-2009 15:37



Sokaklara Müsvedde



göğsünde kuş sesi var, miadını doldurmuş
yormuşsa da taşımaktan damarında gizli kan
– kimselere duyurma! elma şekerlerine yatır –

bakışında küheylan saklamıyorsun
çöle sığmaz, durulması umulmaz
müsveddesi berrak su, bulutsuzluk ânından

sokaklara dönmesen de, yüzündeki neşeyle
ne çok aynalarını kırıp düşürdüğünde
gözünü alan güneş, gizlemesiz sığ gölge

müziği kur, beni seyret, hazır halay’ım




ogün kaymak 14-01-2009 15:42

Şiir Şeklinde

Taşları yeri yerinden boyna oynatma
Dünyayı da hafifçe eksenlerinden
Kuzeyin kuzeylere koşar – göz - aç - kapayana - kadar
Güney siner güneyine tenindeki yalnızın

Eğebilirsin dallara söz geçirince
Kuşlar yön değişir hemen
Söz olurlar boleroya – söylerler
Sayısız kalır – ve üşür – göçebelik yolları
Çal bir bohem rapsodi, Kraliçe’den:
‘’is this the real life? is this just fantasy?’’
Çal ki dinler, Romenler; çadırlarından!

Eski akşam eskisin, daha da, bir daha da
Kuşatır dağlarını gün gürültüsü
Issız kalır subaşları – gök yansır – devrilebilir

Küpe tak kulağıma, sabahtan
Taş boncuklu birer tane – şiir şeklinde
Söz ama gümüş kenar aynadan
Her bakışım sana nazır, şiirine nazire

ogün kaymak 14-01-2009 19:57



Sessiz ve Kibar



Bütün kalbimle sildim çukur kalmış elini
Hayatın sessiz ve kibar ne kadar eskisi varsa
Suretimi yıkadım kumla, tuzla kırdım topladım
Sesim salık düzlerime, kanatlarım alçalmış

Varsın antikacıların şahı kızsın yanaklarıma
Şimdilerde sakalımı tıraşsız seviyorum
Bakışımı bıraktığım telkari bir aynada
Sicimsiz düğümüyle kör kuyusu zamanın

Kristal mi seçiminiz? Öyle de kalabilirsiniz
Harmanlanır ya rüzgâr durduk yerde sokakta
Dolgun geçitlerine hâkim olduğunda bahar
Har vurur ve savurur, kaygan birikimini

Tasanızı sardırın eczacı kalfasına
Pirinçsiz pilavınızı tencerede demleyin
Dibi tutar görürsünüz mutlaka
Suyunu üçer beşer katar suçlu sonsuza

Tebeşirsiz tahtalarda yapayalnız bekliyorum
Gelsin de örtsün diye üstümü siyah. O kadar sessizim ve o kadar kibar.








ogün kaymak 14-01-2009 20:02

Tek Kişilik Sofra


Masalarla konuşurken buluyorum yüzümü
Damlıyorum örtülere, ‘suyum’ diyorum
Gözlerimdeki beyazlık hacca gidince
Büyük tılsımlar takıyor boynuma, içeriye
Çok eskimiş bir nehrin değişmiş yatağında gizli

Masalarla yüzleşirken buluyorum yüzümü
Damarlarım belirgin, sular suyun üstünde
Dilimde bir tavaf tadı taşların arasında akmış
Koynumda yüze durur iç denizlerim
Keyifle sırtımı yasladığım en sessiz dalga

Görüyorsun yürüyüşüm epey değişti
Uzaktan masaları bekliyor, sokağa açılan derin cam






ogün kaymak 14-01-2009 20:56


Buz Cam


Nevzat Onmuş için,
Ilık güneş dökülüyor halkın şehir yüzüne
Suskun kal gelgeç dansta! Kapıların önü ağır
Kulpunu düşür pul pul, biraz dağıl, biraz aksa!

Sicimini çekebilir hüzünlü göğün
Kuşları beslemekle, gururunu kırparak
Sesini aç, kırıntı! Denizine ger kanat

Derini değiştirdikçe derin çırılçıplak
Derinine yağdıkça kuru sıkı bir ıslak
Kır kırlangıç gelinleri, çağlayan

Ah be rüzgârlarından saz çıkaran su adam
Ah be çocuk yüzlü güz yastığı sakalım
Ilık güneş dökünüyor camlandıkça buz saydam

Kıkırdaklı hayır’ıyla kasılır mı yalnızlık?





ogün kaymak 15-01-2009 23:53



Kemençe İçin Prelüt



‘’ asmadan gel asmadan, fistan giyer basmadan ’’için,

hakikaten gazeteler yazmaz ihtiyaçtan bunu
şiirlerle vuruşarak, hayata son veren şairin
hazin sesi sıkışmıştır, dört duvarın arasında

poyrazla karışmış yüzü, eksiğinden sıvazlayın
güneyine üflediği nefesinde saklı pusu
doğaçlaması haz’rolda, sevdaya yatay bakışı

sanrıları eskimiştir denizsiz kalmış zamanın
taze kekik kokusuna – yanılın – al/dan/mayın
passız öksürüğüyle, kilitli sözünden aksar

sisli havada gözünü, çıkarır masaya koyar
iliksiz düğmesini, çözer bağrından mevsimin
kalem çekerek örtünür, pastel renklerine siyah

karalanmış deniz tadı, kayalıklarla bulutlu
kolbastı yangınında, ikişer delikanlı
kemençeyi terk-i diyar, gönüllerde bağlama

cazdan söküp üflüyorum prelüdü ortaya
bulutları kayalıklı, kapkara deniz tadında



ogün kaymak 16-01-2009 07:07

Sui Generis

Saat akrebin tetiğine dokunmuş kararınca
Suskun cinayetler failini aramıyor artık
Yerler ıslaklığını içiyor buzsuz kendiliğinin
Ampul sallanıyor – içi telsiz – sokağın iki yakası
Aman bir araya gelmesin için

Yürüdüğün her yol daralıyor mu?
Gitme! Bir dengedir o zaman, zaman
Göğün genişlemez öyle. Umma! Bana hiç bakma
Yardımcı olamıyoruz efendim satıştan sonra
Bu ne bir antika, ne de kullanma kılavuzsuz harita

Herkes kendi sarkacında salınsın düş-ün-lerini
Sonra mektuplar, kendi adreslerine
Hatta sondan başa – çapraz
Dikey bir yağmura inanmak olası değil, bu köşeli global kentte

Şimdi, izninle Tanrım ve tarihin bütün kırılganlığıyla
İç kenarından ya da çapından Gazze ve Auschwitz geçmeyen
Kısa bir cümle kuralım – suya geçirgen:

Bakalım şiir yaşayacak mı, yüzü kendi gibi atan o minicik yürekte, esmer?

merâl özcan 16-01-2009 14:58

Al***305;nt***305;:

ogün kaymak (Mesaj 49494)
SONRA

Eski tarz bıçağını çekip biledi
Yükseğini biledi, kın bulutlu dağında
Narasına sakladı boynundaki ilmeği
Yağsız bakracına bandı, katığı sonra

Kısık ilk alevini zorladı narın
Değil mi başlatıcı döngüsü kızarınca
Eğdi göz ışığını geçişmiş bir yarına
Eleğini taşıdı, kumlara sonra

Kırık haç olabilirdi, saklı ve göğsündeki
Sivriltilmiş dişi de yaban domuzlarının
Kurnasında gezdirirken kırla tazelenmiş yazı
Suyunu da biledi, kanında sonra

gün'ceye merhaba,
ne iyi düşündün Ogün sayfa oluşturmakla, edebi kimliğinle oluşturduğun yerin elbette tartışılmaz ama şiirlerini belli aralıklarla sayfandan okuduğuma çok memnunum:)
..//
sonra şiirinin yazımını çok sevdim, her mısradaki bir önce ve sonra tanımlamaları kuvvetli, sayfandayım:)

sevgiler Ogün, iyilikle kal...

Güzin Dündar 16-01-2009 16:50

Herkes kendi sarkacında salınsın düş-ün-lerini
Sonra mektuplar, kendi adreslerine

Hatta sondan başa – çapraz
Dikey bir yağmura inanmak olası değil, bu köşeli global kentte

Şiirlerin tümü çok güzel... Bu dizelerden çok etkilendim ben. Sevgi ve dostlukla sevgili Ogün...

ogün kaymak 17-01-2009 17:19



Havalara Aşk’olsun



En son bamya yemiştik; zeytinyağlı, birlikte
Çay içmeden kalktıydık, garsona birlikte küstük

Suyu ıslattı elimiz; birlikte yağmurdan önce
Söze beraber girdik, bulut düştü gittikçe

Aşk'olsun havalara, güzelleşiyor
Arsızlaşan saçlarımız, etkileniyor



san_ 18-01-2009 13:49


...............
Şimdi, izninle Tanrım ve tarihin bütün kırılganlığıyla
İç kenarından ya da çapından Gazze ve Auschwitz geçmeyen

Kısa bir cümle kuralım – suya geçirgen:

Bakalım şiir yaşayacak mı, yüzü kendi gibi atan o minicik yürekte, esmer?

ben birini överken bilmiş bilmiş, çekiniyorum doğrusu.oysa hayranlıkla okuduğum, çok şair şiir yazar var bu sitede. benim beğenilerim yüreğimden geçiyor. tam da oraya dokunmuşsun sevgili ogün. sağol.

ogün kaymak 18-01-2009 19:16

Sonsuzcuk
Ev.
Sonunu başına mı ekledin? Başı da sonuna ekle, ayağa kalkmışken. Çocukları ört, her şeyi kontrol et – asansörün sabah cemaatine inme sesini bile/

Uzak.
Göğe gene sırtını dönmüşsün uzak çocuk! Sayılar döküyorsun toprağa, kesirlerini. O seni anlar ve ufalanır anladıkça. Tanrı da seni anlar ve sırf bu nevresim için doğdun /

Siyah.
Taş çürür mü demiştiniz? Kalkar bütün otları mermere dönüştürürüm. Çakıl çakıl ağlarsınız, dönüştürürüm. Şimşek içenim ben vesselam. Irmak terbiyecisiyim çağlayan kenarlarının. Başım hiç dönmez ve siyahım, siyah bir nokta /

An.
Bütün gözlerini oyuyorum tabiatın, ayağa kalkmışken ve kamasını çekmişken güneşin. Sırtım kamaşıyor. Ellerimde tatlı bir uyuşma: Şarkılardan akan hüzünlü an yasası /



Öğreti.
Ölmekten çığlık atmayı öğrenemeden daha. Oyununa katmadan ‘beng-beng’lerini katıksız kavimlerin. Göç etmeyi ezberlemeden, denize ve yalnızlığa. Yok oluyor parmaklarım – çöle batıyorum – kum örtünüyorum ve yel biçiyorum sonsuzluğa/

Sayılar.
Ben bir rakamım dede, aksakallarınca. Bin… Bin yüz… Bin yüz seksen diye giden, diye akan, tane. Etim mi kesilmiş? Farkında değilim, usulümce rakamım. Başucunda beklenmeyen; üslupsuz bir ölümdür dudağımda susuz bırakılmış keder. Koşmayı öğrenmeden öğrendim, binalara taş fırlatmayı. Bütün yorgunluğum bu /

Rigor.
Elim öyle bir el işte, minicik. Nefesim tıknaz. Ölüm kokuyor, annemde beni bekleyen süt. Katılaşıyorum nedensizce bu sabah. Benimkisi güneşsiz bir katılaşma /

ogün kaymak 24-01-2009 09:28



Ünye


Her koyunun ucuna burnunu uzatır yeri
Midyeleri karşılar sarmalayan yosunlar
Rum evleri gecelere sıfatlarını yaslar
Sandaletsiz bir deniz yıkar damarlarını

Avluları kilerli – sonsuzluğa aldırmaz
Evlerin arası ara: Nem, kelem, soğan, ısırgan
Kim yapıştırsa göğsüne, o taze ıssız yaprağı
Sanırsın ki bir Yahudi geçecek sokağından

Şarkısı Ermenice duvarda asılı udun;
Çatısıyla ezgisiz yükseğine tırmanan.
‘ Hah şimdi… Oldu işte! ’ der gibi dalga,
Avuçlarla boyayı doldurur gövdesine
Çeker dünya renklerini kayaların mahzenine.

Bizim Ünye, dünya iken, bir başına eskiden
Çotanak, çalı ve diken sırasıymış yolları
Tepelere inermiş, tepeleri çıkarmış yunt ölüleri
Nallarında kızıl küskün çamurdan
Gezerlermiş çömleklenmiş düşlerle kirazlığı

ogün kaymak 31-01-2009 10:32

İKİ KİŞİLİK DELİLİK

sıcağın kan tohumunu ekiyorum kızıllığa
havanın yer kaplayan tıksırığını

sözün uzamlı müziği hep var - olacak
filizini unutuyor günden geçişli
rüzgârı perçemini kaldırmış suya

nicedir seviyoruz birbirimizi
ad bile koymadan başından aşka
incecik koyumuz var, okşuyor el altından keder
iki kişi bir deliyi oynar mı oynar

duvarımıza yaslanmış sapından eğreti gitar,
tıngırtıyla simsiyah saçını ördürüyor,
doğmaya kalkıştıkça bebek bir daha

sırayla ağlayacak babayani taşlardan
çatırdayan çiçeklerin ninnili izi
göğün öncül yüzüne alçaltarak sesini
düş görümlüğü topluyor -
ufku kırık şair zaman



yoLcu dergisi, sayı 52

merâl özcan 01-02-2009 18:24

Al***305;nt***305;:

ogün kaymak (Mesaj 49572)

FIRTINA



Endamından tutuklanmış – açılanmış da
Güneşlenen bir aklın kıt kanaat çırağı
Aşka değen bir budaktan olunur mu hiç?

Ne dersin – sen derken – ben dinleyenim

Öyle de güzünü perçinler, yaz kaçkını fırtına
Koşuşmaları sürükler toz bulutları
Cümlesini tekrarlamaz hiçbir sayıklayan uyku

Ne dersin – ben beklerim – sen dedikçe dinleyenim

Zıpkınlaşan dişleri var – pırıltılı heceler
Arkasında ifildeyen bayraklı kırmızısı
Olacağın dışındaki pür rüya

Saçaklanıp uzanmışım esintinin koynuna – orası ufuk

sakinliği ölçüsünde, sarsılır içsel fırtınayla...//
belki de görünen resmin görünmeyenini keşfetme çabasıdır.../

sevgiler arkadaşım, biraz ağır okumalar yapsam da sayfanda,
şiire kattığın verimlilik, mutluluk vericidir...:)

selamlarımla

ogün kaymak 16-02-2009 23:30


Filmin Kopuk Karesi



Kırık zembereğine tutturuyor ucunu
Feleğe adı karışmış, hatırlamıyor
Sualtında bir yaşam var, görüyor dibi irkildikçe
Her ikindi özündeki seslerle uyanıyor

Çavlan sesini içiyor uzak orman üçgenine
Karşı. Kızımsın diyor yanaşıp bulutsuz göğe
Herkesten geç kalıyor, herkes ona bekleniyor
Sakin. Kadeh dolduruyor. Bileniyor susuz göle

Boşalmış lunaparkların hüznü yıkıyor yüzünü
Aksını boşaltıyor, atlıları gürüldesin
Ağırlaşan dizleriyle sözünden burkuluyor
Rüzgârında salınan gölgesiz çaput: Bayrak

Hâlâ saklar mı gözünü – eli ortada
İçinden dağılırken upuzun çözülmüş hayat

Kaydolmuş karesini çiziyor dudaklarına
Makyajı bulaşıyor: Cansız uzanmış sonbahar
Sorgucu kımıldamaz elbet, gayesiz düşleri kesat

muslumdanaoglu 16-02-2009 23:34

Al***305;nt***305;:

ogün kaymak (Mesaj 51033)
Filmin Kopuk Karesi



Kırık zembereğine tutturuyor ucunu
Feleğe adı karışmış, hatırlamıyor
Sualtında bir yaşam var, görüyor dibi irkildikçe
Her ikindi özündeki seslerle uyanıyor

Çavlan sesini içiyor uzak orman üçgenine
Karşı. Kızımsın diyor yanaşıp bulutsuz göğe
Herkesten geç kalıyor, herkes ona bekleniyor
Sakin. Kadeh dolduruyor. Bileniyor susuz göle

Boşalmış lunaparkların hüznü yıkıyor yüzünü
Aksını boşaltıyor, atlıları gürüldesin
Ağırlaşan dizleriyle sözünden burkuluyor
Rüzgârında salınan gölgesiz çaput: Bayrak

Hâlâ saklar mı gözünü – eli ortada
İçinden dağılırken upuzun çözülmüş hayat

Kaydolmuş karesini çiziyor dudaklarına
Makyajı bulaşıyor: Cansız uzanmış sonbahar
Sorgucu kımıldamaz elbet, gayesiz düşleri kesat

Tebrik ederim bu güzel şiir için değerli Ogun Kardeşim. Şiirin beni alıp uzaklara götürdü.

ogün kaymak 17-02-2009 13:12

çok naziksin sevgili müslüm... ben de bu vesile; ödülünü ve kitabını kutlarım.. şiir yolun açık olur umuyorum...

ogün kaymak 03-03-2009 07:29

Rutin


Her sabah uyanırım, gece uyunmasa da
Dilim peltekleşirken, bak ellerim ak yalan
Bakışından mavileşen bir yılkıdır, seyrelir gök
Pirinç başlıklarında o yumuşak yatağın
Yastıkları hiç sayar, kollarımı açarım
Kaç çile yün eder – etsin – o kadarsa kollarım

Hiçbir bir güne öyle ansız bakamam – kamaşırım
Sarışın değilim ki buğday tenli kırılgan
Aynalara öyle birden gözlerimden açılmam
Her şehir kutsalmış – evet – belde kapılarından
Zor ısınan sobaları, ayartılmış kışlığın
Tarla emeklisi burçak, rüzgârı dik savunan

Tüm savaşı bir kuş yatar – örselenen kanadından
Pıhtılaşır ağzımız, söze kenar dudaklarla
Eski bir lakırdı gibi – yeri gelinceler için
Bir tilkinin kuyruğu mu ötekinin kulağında

Her sabah uyanırım – malûm simit kokusuyum
Boş masasıyım sinemin, kırıntıları saymazsan


san_ 03-03-2009 07:47

"Kırık zembereğine tutturuyor ucunu
Feleğe adı karışmış, hatırlamıyor

Sualtında bir yaşam var, görüyor dibi irkildikçe
Her ikindi özündeki seslerle uyanıyor"


uyanışın resimleri ellerinde suçüstü... tebrik etmek az gelir. şiirin var olsun...

ogün kaymak 29-03-2009 11:29



Bilyesiyle Barışık


Verniğini kazıyadur bronz teninden
Yapışkan yorganını örtüyorsun her şeye
Pul pul dökül iyodunu, balık kal – orda tuzlan!
Cam bilyede döne döne parmakların incecik

Neyliği anlatılsın başıbozuk dalgaların
Saat oluyor kolunda ufalmışsa koca deniz
Bilyelerin fırfır olmuş, boyasındaki esenlik

Yaz yağmuru dedim ona dedi değil o bir kısrak
Deniz oldun dedim ona saniyesi ufacık

Ortalıkta ne su var, ne de akılsız tek balık:
Nasıl bir reçelse artık, içindeki saç teliyim
O durulmuş güz baharı kenarından izleyeyim

Suyunu ısırıyorum bak, leylak öpücüğüyle


ogün kaymak 29-03-2009 11:32

Simsar
Adını kuş simsarlarında sınardım ancak
Ölümsüzdün, korunaksız

Hepsi birden dökülür mü? Dökülsün kabukların
Dört bir yanından otlar
Toplanmışken kokusuyla tütsülerin
Karışırsa yürüyüş aksanlarımız için

Sen her şeye az diyorsun – pekâlâ
Balkon demirlerine astım, bıraktım
Bekle orda rüzgâr sana bir su taşıyacak
Küçük abecesini, bekle yangının

Kuş simsarlarında sınandım – ben de
Ellerinde tüyleri, hepsi isimsiz

Gocunmadım, sınandım, şimdi uzat yüzümü sil




san_ 29-03-2009 12:13


Hepsi birden dökülür mü?

ölümsüz ve korunaksızlar için... sevgiyle şair.
eline sağlık!

ogün kaymak 03-04-2009 20:51

Al***305;nt***305;:

ogün kaymak (Mesaj 49630)


Kemençe İçin Prelüt



‘’ asmadan gel asmadan, fistan giyer basmadan ’’için,

hakikaten gazeteler yazmaz ihtiyaçtan bunu
şiirlerle vuruşarak, hayata son veren şairin
hazin sesi sıkışmıştır, dört duvarın arasında

poyrazla karışmış yüzü, eksiğinden sıvazlayın
güneyine üflediği nefesinde saklı pusu
doğaçlaması haz’rolda, sevdaya yatay bakışı

sanrıları eskimiştir denizsiz kalmış zamanın
taze kekik kokusuna – yanılın – al/dan/mayın
passız öksürüğüyle, kilitli sözünden aksar

sisli havada gözünü, çıkarır masaya koyar
iliksiz düğmesini, çözer bağrından mevsimin
kalem çekerek örtünür, pastel renklerine siyah

karalanmış deniz tadı, kayalıklarla bulutlu
kolbastı yangınında, ikişer delikanlı
kemençeyi terk-i diyar, gönüllerde bağlama

cazdan söküp üflüyorum prelüdü ortaya
bulutları kayalıklı, kapkara deniz tadında



Eliz edebiyat, sayı 4, nisan 2009

ogün kaymak 29-05-2009 23:23

Sahilde

Şiir üzerine yazı yazmam istendi kıramayacağım bir dostum tarafından. Şiir üzerine yazı yazmayı ben de istedim, her zaman. Yazdığın yazı doğrudan şiirle ilintili olsun dedi, kıramayacağım dostum. Doğrudan şiirle ilintili olmayı o kadar çok istedim ki ben. Şair olacağıma şiir olmayı arzuladım, bitimsiz bir aşkla hem. Bir dizede açmayı ömrümün bütün sabahlarını.

Doğrudan şiirle ilintili yazı yazmam istenince, her dem yaptığımı yaptım. Bu gibi durumlarda en kısa yoldan kıyıya iner ve yüzüm denize dönük otururum. Öyle yaptım. Biraz da kumu eşeledim hem. Kum saatleri oluşturdum kendimce.

Kıpırtısız bir denize yüzünüzü dönemezsiniz. Gölet, göl ve içi su dolu bir kratere de. Onlara arkasını dönerek oturmalı insan, derim hep. Tıpkı şimdiki gibi, şimdi nasıl oturuyorsam yani. Peki, neden? Çünkü bu tür su parçalarının, doğanın bu katmanlarının, değişimden yana tavrı yoktur. Onlar, işlerini bitirmiş şeylerdir. Duraksamış ve daha çok gerilemiştirler. Akan zamanın kenarında oturup duraksamak gerilemektir. Onlar bunu bilmezler. Ben derim, gene bilmezler. Onlar gerileyerek ölümü beklerler. Ölümü bile usandıran bir duruştur bu çürüme. Gerilemeye övgü düzücülükse, gericiliktir. Şiir ne gerilemeyi karşılayabilir içinde, ne de gericiliği barındırır kenarında köşesinde. Şiir çürümeyendir, çürütülemeyendir.

Deniz, dalgalar, dalgalanmalar, bir bayrak gibi açılmalar göğe karşı.

Deniz, dalgacıklar, kabarcıklar, değişimin kışkırtılması, her sabahki uyanış notaları suyun ve suyu okşayan havanın.

Deniz, dalgalar ve her daim bu sevişmeye rahmini açan kıyı. Gel içimi doldur, gel doyur sevginle derinliğimi, gel içeyim sendeki dönüşüm aşkını diyerek ağzını suya dayayan kıyı.

Kısa, minik girdaplarından tutun da, fırtınaya esir düşmüş dev kabartılarına kadar; bütün deniz hareketleri binyıllar süren bir değişim çabasının irili ufaklı parçalarıdır. Durmasız bir emek, uykunun dibinde bile diri hayatla. Denizle şiirin, ölümle gölün kardeşliği bundandır. Göle bakan gök ölüdür. Tıpkı denize sokulan insanın şiir dolu diriliğinde olduğu gibi. Dalgalar kıyıyı örseler ve bir tesadüfe dönüştürürler. Dalgalar bir hayrete dönüştürürler karasal kenarı. Öylesine süreklidir ki bu tesadüfler, doğa kendini bir an Tanrı zanneder. Orada şiir araya girer doğaçlamalarıyla. Tabiatla rastlantıları barıştırır, sürekli. Tanrıyı yerine koyar, doğayı da renklerinde tutar tanrısal ahengin.

Salt kıyıyı mı değiştirir dalgalar? Hayır. O dalgalar ki havanın kabarcıklarını kırbaçlar. Kulak zarlarımızı gevşetip geren ses öbeklerine yarenlik ederler. Suyun dibini de devşirir dalgalar, suyun sessiz dibini de. Yalnızlığı derleyip toplarlar böylece. Şiir nasıl ki sözün ve dilin damağını örselerse. Şiir, dili damağından söküp alma isteğinden başka nedir ki? Yassılaşmış, devinimsiz kalmış bir lisanı; hallaçların edasıyla kabartıp yeniden şekillendiren, yeni önermelerle geleceğe bezeyen şiir. Bunları becermese, bunlara yeltenmese, şiir nedir ki bir başına? Şiir bunlar olmasa ölü bir sözden, durgun bir addan öteye geçebilir mi?

Şair şiirle hayata tutunur. Ama bu tutunma; hantal bir teknenin iskeleye bağlandığı kalın halat değil, uçurtmanın çocukla rüzgâr arasındaki ilişkisini diri tutan sicim gücünde ve inceliğinde olmalıdır. Her an püsür tutmaya açık, her an çözünmeye de.

Dalgalar kıyıyı döver ve oyar binyıllarla kayalıkları. O aşınmaz denen, o sarp denen, o berkliğiyle övünen kristal yoğunluklarını. Şiir de her yanı nasır tutmuş insanı örseler. Ta ki ayağa kalksın hayatı.


dize.mayıs 2009

ogün kaymak 04-09-2009 14:15

Issız Diken*
Issız bir diken neye yararsa orda. Yağmuru sağmaktan, göğü gözetmekten – belki biraz dinlemekten havayı, sessiz bir tuştan başka neye dokunur ki kimsesiz parmakları? Gövdesini koruyor diken ıssız da kalsa.

Bütün sesleri indirdik kıyılara tarihten. Saydık sayıları; irkilmeden üstlerinden, kudretlerinden. Seksen dedik, yüz elli. Kimse demedi ki: Rakamları unut sayarken. Renkleri unut ve gör, kirpiklerimden. Rüzgârı unut, bana dokunduğun senelerce. Beni saf sev sen; renksiz, sayısız, rüzgârsız. Tarihten kıyılara inen sesler.

Zehrini boşaltmış avurduna, oturuyor sakin o üçgen. Öylece kalmış diyorlar – kalsın. Bütün durağanlığını şimdiye yaslamış, dimdik. Bak şemsiyesini açıyor, yürümeyi deniyor. Üstelik sokak isimlerini hiç bilmez. Önemsemiyor adların heybetini – bu belli. Unutkanlığına katıyor sokaklardan topladığı telaşsız tüm izleri. Güze dönüyor hep, ondaki zaman. Akıyor üçgenin kenarından.

Öne eğiliyor. Dikenden başka nedir ki eğimi? Bunu Tanrı umursuyor mu dediniz? Çünkü Tanrı sayar yedi ceddini her şeyin, geri. Ellerini oynatıyor, kollarının ucunda. Öne eğiliyor, evet. Yürümesi değişiyor ve o değişmeden yürüyor değişimi. Genlerine nakşedilmiş ıssızlık ve dikenliği. Eğildikçe öne, çoğalıyor sessizliği.

Bazen hep birlikte çözülürüz memelerimizden. Boranını terk ediyor yağmur. Geliyoruz bazen.

Sesini yataklara indiren metalimsi tat: Rotası ve sabahların uçağı. Onun en hüzünlü mürettebatı olabilir mi şu bizimki? Hayata başka ne anlatılır ki? Anlama beni – sakın ha – seyret. Batarım anlarsan eğer yüreğine, sessizce. Metal tadında uzanırız ikimizin derinliğine.

Şu an ıssızlığımı çizebilir misin göğe? Ey bulut! Güneşi ve gölgeleri ürkütmeden? Çizgilerle genişlerim.

Çiseleyen tin içinde yürüyen, kısa bir bahar ayıyım ben. Her şey burada sonlanıyor zaten önümde. Öfkeli bir zamanı yudumluyorum. İçim bulutlanıyor, hepinizle yüz yüzeyim. Yaz gelsin, sözsüzlüğe gideceğim.

Bir zaman çizgisi bıraktım serçe parmağına ey düş çocuğu! Uyandığında onu kullanmalısın. Kokla. Her şey iyileşecek o fark edişin ardından. Çünkü sen de herkes kadar: Acının şiddetiyle salt zamanın karnından. Ey düş çocuğu! Siciminle bağlan!



*kurşun kalem-sayı 1

ogün kaymak 04-09-2009 18:29

Simsar*
Adını kuş simsarlarında sınardım ancak
Ölümsüzdün, korunaksız

Hepsi birden dökülür mü? Dökülsün kabukların
Dört bir yanından otlar
Toplanmışken kokusuyla tütsülerin
Karışırsa yürüyüş aksanlarımız için

Sen her şeye az diyorsun – pekâlâ
Balkon demirlerine astım, bıraktım
Bekle orda rüzgâr sana bir su taşıyacak
Küçük abecesini, bekle yangının

Kuş simsarlarında sınandım – ben de
Ellerinde tüyleri, hepsi isimsiz

Gocunmadım, sınandım, şimdi uzat yüzümü sil





* dize 167, eylül 2009

ibuyukcebeci 05-09-2009 13:56

"Adını kuş simsarlarında sınardım ancak
Ölümsüzdün, korunaksız"

*
Çankırı'da sekiz-on yaşlarım. Rahmetli babaannemin yanında.
Evin bahçesine kalburdan bir tuzak kuruyorum. Biraz uzakta, elimde tuttuğum iple bekliyorum. Kalbura gelecek zavallı bir kuşu.
Hiçbir kuş gelmedi. İyi ki de gelmemiş.
Neden böyle bir şeyi istemişim? Çocuk aklı...
**
Şimdi duyuyorum ordan burdan. Av meraklısı şairler, ozanlar.
Türkü sevdalıları. Aklım almıyor.
"Everek Dağı" bozlağını işitmemiş olmalılar. Ya da "Ben de çıktım bir geyiğin avına..." türküsünü.

**
"Bekle orda rüzgâr sana bir su taşıyacak
Küçük abecesini, bekle yangının"

* * *

Hep aceleci, hep ürkek
hüzünlü bir gülümsemeyle izlediğimiz
bir serçe kuşudur aşk..

Sevgili Ogün,

Orta Anadolu abdallarının aksanıyla
bozlakların hazin sesiyle
turaçların kanadında uçurdum selamımı.

ogün kaymak 06-09-2009 18:58

eyvallah sevgili büyükcebeci..selamın yerine ulaştı sağ salim...

ogün kaymak 01-11-2009 12:00

Var Işık*


Her sabahın bir eskidir, saniyen ihtilal mi kokar
İhtimali parmağında – kırmızılarına mı uzar
İlmikleri içlerinden bozmak için var ışık

Koridoru geçiyorsun – üstün başın pencere
Pencereden d/üşüyorsun – uzağa ve sokağa
Sokaktaki adımların gölgelere alışkın
Kamburunda büyüyor mu, bakışındaki taşra

Caddeyi de geçtiydin – her şey mi eskilerin kadar

Şimdi bütün düğümlerde oynamayı bil ardışık
Atkılar neyine yetmez, artık üşüme
Girdaplı gırtlağında ne âlâ kusur

Uzun ve okunaksız bir ses, kaleminiz – siz okuyun
Elleriniz uzun zaman yazılmamış bir kitap

Her sabah yazısının yenisine yazgılı
Atkısını kilimlere atmak kadar var ışık


*Eliz Edebiyat (sayı 11,kasım 2009)

not:
dergideki baskıda -- imleri çıkmamış olup, aslı yukardaki gibidir...:)

ogün kaymak 01-11-2009 12:02

Derinliğin Kaptanı*
Sakalını uzatıyor cam billurlarına doğru
Canı çok ama çok sıkkın bir kaptan
Deviriyor ağacını maviye, düşleri duru
Tütün bulup dip tarihin topraklarından, çekiyor
Damlasını yoruyor. O artık kızıl duman

Söyle kaptan! Kaç tebessümle geçer, bu bitkin hayat?
Canın sıkkın, biliyorum, üzülmüyorum
Üzülürsem artacak bun yüzlerimiz
Çekiyorum öylece ellerinden
Çekiyorum sınırsız maskesini yılların

Şimdiye yeşilsiz mi girdik – girelim zamanı kaptan
Bütün sonsuzlar eşittir ki birbirlerine
Bütün karıncalar eşittir ki çalışsın hayat
Bütün acılar değildir ve sondan bir öncekine
Yeşilsiziz evet, yazın sarı çizdikleriyle

Kaptan haydi! Tayfa tekne!
Rüzgâr kavranabilir mi bu kez kanatlarından?
Upuzun bir denizin eğri olasılığı
Müziği kaba dalgalı, renklerimiz desen öyle
Umut boşalır mı kaptan, boşluğun yedeğinde?
* kurşun kalem sayı 2

ogün kaymak 10-02-2010 11:00

Önce*


Peki, uykunu da alıp gel o zaman
Aşkın hükümsüz kaldığı o toprağı da
Bir çimen öbeği dâhi olamazsın orada

Bardağını boşalt arkadaş, doldur ki boşalt
Yüzünü yıkamadığın belli, sende kalmış rüzgârda
Sesini alçalt dostum, yükselt ki alçalt

Bütün aynaları saklarmış şu eski masaldaki meczup
Bütün yüzlerinden muzdarip belki
En sığ deniz neredeyse o sığda yaşar, avlarına sunarmış etini

Turuncuya boyamıştık yaz’ı, hem de fırçasız
Portakal bahçelerinde ah atlar sürmek
Taraklayıp gölgesini ayla yaldızın

Peki, matematiğini de alıp gel o zaman
Bir bir daha üçten büyük eden cetveli
Birden bir çıkınca sıfırdan büyük, sayıları bırak, sayıları bırak

Sana düz bir yazı yazarsam, sakla… O duvar o duvardan önce
*elizedebiyat ta yayınlandı...


şu Anki Saat: 05:07

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum