Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Şiir Seçkim (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=105)
-   -   Sevdiğim(iz) Şiirler... (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=1854)

ogün kaymak 25-04-2008 13:31




ÜZÜME BOYANIRKEN YERYÜZÜ






Salkım saçını topladı bağ
Eylül'ün aynasında
Suyunu soyundu

Tanrı'nın damak atları kadar sabırsızdım

Şişelere örüldü sıcaklık
Karıştık mahzen çiçeklerine

Yoldum aklındaki mantarı
Bir şelale kendini şaşırdı dökülüşünle

Çalkaladım harflerimi
Çemberimi genişletip hızlandıran kokun
Küstürdü çam ağaçlarını, nergisleri...

Bir kadının metal çizgilerinden
Dilimde kalan yuvarlak notalarla
Yoğun bir şarkıya başladı rüzgâr

Dik açılarla geldin iliklerime
Kızarıp içine çekildi gölgemin boyu

Ardışık ormanlar kurdun evin bağrına

Buzulunu öptün damarların
Çağ atlattın yüreğimdeki bahçeye

Gökyüzü boyunca serpilmenin ipiyle
Çekildim bir tenin asma yaprağına


Özkan Satılmış / Dize, Ekim 2007


Burcu Yalkın 25-04-2008 13:42



Bellek ile Ölüm


Bellek durduğunda unutuş tırmalar kapıları
aynı sözler tekrar yine tekrar
kapandır, kısılıp dönülür
beynin içinde


ağız söylüyormuş bunu bilmiyordum
"hayır" diyormuşum durmadan
olumsuzlanan o dar alandan
çıkıp kurtulmak istiyor-muşum


denetle, çöz, boya, sıraya diz
senden mi geçmişti, salınır hayata
sözcükler, yalan özgürlüğümüz, sahte tansık
dökülür foya
kafamızın içindeki
yumruk kadar nesne sendelediğinde


yaş dondurur usul usul, hüzün dirhem atar
duyarlı teraziye
kin hırpalar öfke yerinden uğratır
sarsılır eski makina


söyleyen kim aynı sözleri bir daha bir daha
ben mi ben değilim o başka
ama yakınlar duyarlar
yoklar ölüm bizden önce


Gülten Akın / Uzak Bir Kıyıda (Sonra İşte Yaşlandım) s. 74



merâl özcan 26-04-2008 10:19



GELMEDİN


Kırılmış bir cama döndü gök
evsiz barksızların konakladığı eski bir handa
Kalakaldı ruhumdan koşan atlar
Her sabah gülümseyerek baktığım ufuk


Koparmışlar dillerini çanların
bütün ampulleri kırmışlar
Kurtlar bile ulumuyor, nasıl bulsam yönümü
Gelmedin, bütün kitaplar yarım


Kent bir halı eskisi
aşkla dokunan desenler solmuş
o delifişek sevişmeler, koşturmacası karanfillerin
unutulmuş. Kim
hangi şarkıda dinler beni


İşte gözlerimi bağlıyorum
sevin ey yeryüzü!
kökü çürümüş bir difenbahya
kalbim



Mahzun DOĞAN

ogün kaymak 26-04-2008 16:33






dünebakan
Attar okudum, üstüm başım baharat
tanrı'dan gömlek isteyen biri vardı yanımda
<DIV align=left>ruhu rüzgâr alan yaralı bir gül
<DIV align=left>gezdiren karnında
<DIV align=left>bir yoksulluk sesi almış yürümüş evde
<DIV align=left>üç ağız iç içe girmiş, kim kırmış bu kadını
<DIV align=left>bahar için bunca sözü dal yapan toprak nerde?
<DIV align=left>
<DIV align=left>Ağzıdır herkesin yurdu ve avuntunun
<DIV align=left>sarı kâğıtları... Attar okudum
<DIV align=left>üstüm başım baharat
<DIV align=left>taş yutmuş
<DIV align=left>gibi siyah
<DIV align=left>doğu
<DIV align=left>nun
<DIV align=left>ağıtları
<DIV align=left>
<DIV align=left>Şimdi yağan yağmursa göğün küfrüdür bize
<DIV align=left>dikenleşir düne batmış hüzünlü filikalar
<DIV align=left>kim kırmış bunca kadını gözünü bulan ağlar
<DIV align=left>göz bir uçurumdur, yarı yeşil yarı toprak
<DIV align=left>düşenlerin sesi yatar benim çakıllı derimde
<DIV align=left>Attar okudum dün gece
<DIV align=left>tanrı uyumuş kalmış üzerimde
<DIV align=left>
<DIV align=left>şErEf biLsEL / mEcNûn dALı - s.13

Burcu Yalkın 26-04-2008 19:20



KISA ŞİİR / on altı


Genişleyip yükseliyor biz susa susa
kirli bir sese hükümlüyüz


Gülten Akın / Uzak Bir Kıyıda (Sonra İşte Yaşlandım) s. 76

Burcu Yalkın 26-04-2008 19:33



UÇURUMA DÜŞEN NEHİR


Sende bu yükseklik korkusu,
boşluğunun kıyısından geçmişe baktığın gün mü başladı
oturduğun yerden seyrettiğin kuşlar bile ürpertiyor içini.
İçin ki uğultulu bir orman. Ruhunu çizen, kanatan dallar
ve rüzgâr...


- Ah! kalbin sürgün günlerinden kalma hüzün
diyorsun


yüzünde güzden gölgelerle karşılarken akşamı
kucağında yalnızlığına sürtünen kedin.
Tanımlamak gerekirse bir imgeyle seni
uçuruma düşen nehir... Oysa şehir
aşağıdan seni çağırıyor.


Oya Uysal


Varlık Şiirleri Antolojisi- Enver Ercan s.292 ( Sayı 1073, Şubta 1997 )

merâl özcan 28-04-2008 10:34



GİBİ'LER


I.
Gündoğumunda-
ki
bir denizkaplumbağası
gibi bak-
ıyorsun aşkım
içimdeki sulara.


II.
Teknem yol alıyor
haritası çizilmemiş
kıyılarda.
Ters akıntılar yokmuş gibi
ilerliyoruz
aşkın ılıman sularında.


III.
Aşk yorgunu
gibi garip konuğum.
Gider gibi oturduğu yerde.


IV.
Çocuklar gibi tasasız
eğlendik o gün
ırmağın kıyısında.
Çok sonra çöktü hüzün.
Karşı kıyıdakileri düşündükten sonra.
Solan bir gül gibi dağıldık batan günle.
Yaz başlangıcındaki
O güz fırtınasında.


V.
Bir çırpıntı
gibidir yüreğim-
de
yazılı adın.
Yüreğimle ansır gibiyim
yalnız yüreğimle
bir süredir yaşamımı.


VI.
Bir türkü gibi-
sin bende.
Ezgisi dudaklarımda
Sözcükleri unutulmuş.


VII.
Sözcükler gibi
Kıyıdaki kum taneleri
Dalgaların kayalardan kopardığı
Zamanın aşındırdığı.


VIII.
Bir gölge
gibi izliyorum
gölgeni
Karanlık ormanlarında düşlerimin-
düşüşlerimin.


IX.
Ardıç kuşlarının gözleri
senin dudakların gibi
gülüyor.


X.
Nicedir yaşamayı
unutmuş
gibi yaşıyorum.


XI.
Yok gibi
uzun kumsalda
Yürüyüşün bıraktığı izler.
(Öylesine biliyorsun yürümeyi.)
Bense
ardında
bıraktığın aşkınla izliyorum seni
yorgun adım.


XII.
Sen öyle varsın ki
Ben yok gibiyim.


Ferit Edgü



Burcu Yalkın 29-04-2008 14:52



Seher


Açık pencerelerinden
Seheri bir top gibi fırlatan
bu kente şimdi
hangi rüzgâr uğrar
hangi yağmur siler gecelerini


Seher öldü
ölmüş çiçekleri de
yalnız iki dal hercai menekşe
ve düşlerindeki kum zambağı


herkes döndü
teleğinde uzun ve hüzün kışları taşıyanlar
yenilenler konuşanlar
susarak aşanlar kanlı tezgâhları
kurtlar döndü ayakları beyaz boyalı
yeni bir şenliğe bellekler temizlendi
ekranlar temizlendi sayfalar temizlendi
orda öylecene durdu çocuk yüzüyle
kanayan bir Seherin gölgesi


Gülten Akın / Uzak Bir Kıyıda (Sonra İşte Yaşlandım) s. 76

Burcu Yalkın 29-04-2008 15:05



ÇÖL


Ne zaman
bir masa başına otursam
sana birşeyler yazmak için,
çocukluğumda seyrettiğim
cambazlar geliyor aklıma,
elimdeki kalem
birden
o sırık terazi gibi uzuyor
ve ben
çok geçmeden
o usta cambazdan uzak
acemi bir palyonço gibi
boşluğa yuvarlanıyor
ve hoplamaya başlıyorum
düşlerin yaylanan ağında.
Sonra,
görünmeyen seyircilerimin
kahkahaları çınlarken
kulaklarımda,
kulaç atmaya çalışıyorum
kurumuş bir gözyaşı denizinde


Cevat Çapan / Bana Düşlerini Anlat s. 109

Burcu Yalkın 29-04-2008 15:30



ÜÇ KİŞİ


suskun üç kişi
biri gözlüğünü siliyor
öteki gözlerini
üçüncüsü tabutta


dışarı baktı biri
öteki onun baktığına
üçüncüsü önce görmüş


biri saati sordu
öteki üçüncünün yaşını
üçüncüsü yanıt olmuş


saatini düzeltti biri
öteki yaşını
üçüncüsü bir yanlışı


biri kendine med
öteki kendinden cezir
deniz olmuş üçüncüsü



Celal Soycan


Varlık Şiirleri Antolojisi- Enver Ercan s.416 ( Sayı 1147, Nisan 2003 )


ogün kaymak 29-04-2008 22:41

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kestim Kara Saçlarımı[/B]</PRE><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /></PRE>Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön</PRE>Yasaktı yasaydı töreydi dön</PRE>İçinde dışında yanında değilim</PRE>İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi</PRE>Bu nasıl yaşamaydı dön</PRE></PRE>Onlarsız olmazdı, taşımam gerekti, kullanmam gerekti</PRE></PRE>Tutsak ve kibirli -ne gülünç- </PRE>Gözleri gittikçe iri gittikçe çekilmez</PRE>İçimde gittikçe bunaltı gittikçe bunaltı</PRE>Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum</PRE></PRE>Kestim kara saçlarımı n'olacak şimdi</PRE>Bir şeycik olmadı - Deneyin lütfen - </PRE>Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım</PRE>Günaydın kaysıyı sallayan yele</PRE>Kurtulan dirilen kişiye günaydın</PRE></PRE>Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi</PRE>Bir yaşantı ile karşılayanlara</PRE>Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum</PRE></PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Gülten Akın [/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]</PRE>

düşbozgunu 29-04-2008 23:11

...
İstanbul bir Dişi Orospudur
Yağmalanmış ol tarihin
Lanetli anne sütü

Becerilmekten yorgun tenlerin
O yasaklı sevdası;
hiç tanımamış ki aşk***8217;ı

bin isim aramış anası ona
bin güzellik biçip durduğu
bu dayanılmaz
rüzgarına
Asya***8217;dan gelip Avrupa***8217;ya dil çıkaran

Ağırbaşlı çocuk değil ki o felsefe okusun
Yunus gibi yare yare içinden geçeni
Gören görmüş
Kendi kör

Şiire benzer en çok kocaman gözleri
kuşkusuz hüzünlü
Şems***8217;in en parlak anı o
Bir utanmaz ermiş bu yüzden ama
Erenleri reddeder

İstanbul bir masal diyorlar,
Yalandır zinhar
Masallar büyümez ki çocuklarla
Masallar çocuk kalır

Oysa bin kez ihanete uğramış
nüfus kağıdı tarihten dönen
çok babalı bu çocuk
bir garip annenin kızıdır
dokunuldukça teni acır

vahşi büyüdü üstünden geçen tramvay dizelerinden
korkulu artık
şairlere bile utanarak yaklaşır
geceyi koyununda değil içinde taşır
Masal yazdırır tarihe
saçlarını kesip kesip
dilek tutan bir deli
acımasız gerçeğiyle
kimsesiz kalmış.

Deniz kokusuna dondurma yalayan
pembe dudaklı
dile düşkün bu edepsiz
İstanbul,

Demek istediğim kısaca şudur;
İstanbul, bir dişi orospudur
Beyoğlu altın dişi...

Diyorum ki
itirazı olan varsa
Bu çocuğun babası olmalıdır...

Yelda Karataş


merâl özcan 30-04-2008 10:26



UYKULU YAĞMUR


eşikte
uykulu bir yağmur


dinlenmesi için
içeri aldığım
akşam


kendini ayrı tutan
anlam


ses
gecenin ağustosböceği


bahçe
evi dışarı taşıyan
sessizlik


cam kırıkları
duvar
ortada ışıyan taş
ot ve deniz kokusu
yaralı ayağı köpeğin


serin
unutultukça büyüyen
kadının yüzü


yalnızlık
sokağın tek kedisinden
öğrendiğim


dallarda bekletilmiş
bir yığın ay
uzaklar nar


içimizden geçen nehirleri
suluyoruz
herşey kendi uzağıyla bir
incire uzanıyor biri
yerini değiştiriyor
renk


aşk
kuşların
yağmura yuva yapma
telaşı diyor ağaç


gece
bir yol
uykunun ve düşün yemişi
ışıyan ve mırıldanan
ışıyan ve mırıldanan.


Doğan Ergül

merâl özcan 30-04-2008 19:42



Sana Dokunmak Dilimin Amentüsüdür


Adın
Düşüncemin tarihçesidir
Sana dokunmak
Dilimin amentüsü



Sana Dokunmak Ateşi Dokumak Demektir


Gözlerin içinde, ışık işçiliği -ateşi dokur-
Betimsiz bir ten vakti
Örgüsünü giyinir gözler, hep bir elden
Işık tarlasından dönerken güneş
Bir dönüm daha gebe
Hasat çocuklarına



Sana Dokunmak Teni Soyunmaktır Yokluğa


Rüzgâra astığın şeffaf yanılgılar, yapıştığında tenine
Kir gibi akıtamazsın içini
Her öyküde bir durak ıssız bekler yolcularını
Dilimde aceleyle söylenmiş bir küfür tadı
Islık sesleri kesmez kalabalık yolları


Velur dokunuşların yüklemsiz girişleri midir
zamirin öbeğine / bu yabansılık?
Oysa isyanı alınmış bir duygudur yaşamak
O en çok sevdiğin küfürden


Sana dokunmak teni soyunmaktır yokluğa
Tan ağarırken giyinmek kalabalık şehirleri
Rütbesiz acıların kan kaybıyla vurulmak


Sana dokunmak biraz da aşka benzer
Destanlar vurulur sırtından
Aşığın sazı kırılır; şairin sözü


S.Aylin AntmenEdited by: merâl özcan

merâl özcan 01-05-2008 11:11



KUTSAL LEKE


hışırtıdan fazlasını arzulayarak durdum dehşetime baktım
ağaç dallarından göğün merdivenlerinden tenimden
yolun bitmeyeceğine, seslerin varlığımı tanımayı reddetmesinden
sonrayı bilmemekle parçası olmamak arasında
küçük bir bilinmezlik olarak yaşamak
yaşamayı sevmek yerine
pencere, kapı gözleri
ağaç dalları rüzgâr!
gidişimin en acı fark edilişi


çekirdeği düşündüm
bardaktan taşan suyu izledim, yazdım
fazlalaşmanın çaresizliğinden sakınmalıyım
kapı pencere kapanmalı kalem kâğıt neyse o
aramızdaki kör edici ışık
kâğıt mürekkep ve kutsal leke
karanlığımı az da bıraktım


kök topraktan suyunu emerken duyar beni
güneş doğduğunda herkesçe görülürüm
uzun konuşuyorum yokluğumla
gidişimin en acı fark edilişi


Andız Dergisi Sayı: 8 - Güz 2006
S.Aylin Antmen

ogün kaymak 01-05-2008 15:21



DENGE


Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba

Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

TURGUT UYAR




Burcu Yalkın 02-05-2008 11:17



Birinci Tabut


göbeğinden zımbalı sıfır
iki nüshayım suretim aslım kayıp


borca batak bilançoyum
kaç poşet panik her akşam kapı önünde


göl ölür yırtılır gök
özlem yıldırımı düşer kalbimin meşesine


sesinle doldururum içimdeki boşluğu
hayat arabasını taşır aheste


Fitnat Hanım Nigâr Hanım Leyla Hanım
aç çağım aç çağım aç çağım


gömerim cesedimi ağzıma
kan bulaşır ağzıma ekmek götürürüm


burnu havuç süpürgesi hayal
kardan kadın kartopuyum lapa


kırık hayali oynarım
mat ağında boş salona


gurbet treniyim yüküm ateş tuğlası
sılam şiir yalancı akasya


parçalanır gözyaşı şişem
ölü buzda ölü buzda ölü buzda


Türkan Yeşilyurt


Varlık Şiirleri Antolojisi- Enver Ercan s.336 (Sayı 1096, Ocak 1999)

Burcu Yalkın 02-05-2008 11:22



Wıttgensteın


İçimin içime sığmaması
Canevimde çırpınan
Küçücük bir kuş
Olmasından mıdır aklın?


Cevat Çapan / Bana Düşlerini Anlat s. 42




Edited by: Burcu Yalkın

merâl özcan 03-05-2008 12:33



HOŞ GELDİN HÜZÜN


Seine Irmağı kıyısında çılgın bir ağaç
Aşıklar Köprüsü esrik gemiler
Tuilleries Parkı'nda o akşam üstü
Ne denli yalnızdım ne denli


Düşlerime girmiyor artık
Ne Boğaz ne gelincikler ne de sen
O elâ gözleri ben nerde unuttum
Nereye gizlendiniz anılar


Bu karlı kışı da kim saldı başıma
Nasıl aşarım dağları
Nasıl ulaşırım sana sevdam
Uyku girmiyor gözüme


Nerdesin şimdi
Hangi uzak eldesin
Ben kime canım derim sevgili
Söyle hangi gönüllerdesin


Ellerin yine ince usul mu
Sesini unuttum diye
Yüreğim de seni unutsun mu


Karlı dağların ardında İstanbul
Elim ayağım iki gözüm
Burada ben yapayalnız
Hoş geldin hüzün


Paris
Elif Su Alkan


Türk Dili Dergisi/Ekim 2002
Kitap : Mayıs Sevgili

merâl özcan 05-05-2008 10:29



MUTLULUĞUN RESMİ


Bugün; bütün ağaçlar yüreğimdeydi.
Bütün çiçekler gözlerimde.
Güneş, ışıklarını dudaklarıma kondurmuştu.
Neydi kanımı kaynatan bu güzelliğin adı?
Mutluluk muydu?


Bugün,
Ne varsa hüzünden yana
denize fırlattım az önce.
Sanki beklermiş gibi hepsini,
hop hop hoplatıverdi dalgalarında.
En güzel maviliğiyle oynaşıp durdu.
'Bak' dedi 'fırlattığın hüzünlerine...
İşte; onların bendeki hükmü sadece bu! '


Sonra, şakalaşırcasına
bir kaç tuzlu damlasını
sıçratıverdi yüzüme.
Gülümsedim mahcup mahcup,
onun bu neşesine...
Duruldu.
Bir deniz yıldızı bıraktı avuçlarıma.
Yoksa mutluluk bu muydu?


Herkes kalabalıkken,
içimdeki yalnızlığı
alıp, gidiverdi sihirbaz martılar!
Bir de arkasından o bildik
şen kahkahalı bağırışmalar!
Hiç bu kadar güzelini görmemiştim.
Beyazmış meğerse
beni, onlarla bütünleştiren mucize!
Kanat çırpa çırpa,
yüreğimdeki isyanları uçurdular...
Yaşamaktan aldığım tad; işte buydu!
Yoksa mutluluk bu muydu?


'Sen mutluluğun resmini
çizebilir misin Abidin? '
Evet... Adım İNSAN...
Ya, tabii ki, çizerim!


Az önce;
ağaç oldum,
çiçek oldum,
güneş oldum,
deniz oldum,
martı oldum,
ölümsüzleştim...


Meğerse, hep
yanıbaşımdaymış
bu güzel resim!
Ben çizdim. Adı umudum'du!
Yoksa tüm umutlarım
beni hiç terketmeyen
mutluluğum muydu?


Mutluluk,
hepimize sadece
kendi çizdiğimiz resimler
ve uzaklıklar kadar
yakındır!


Nedret Türer

merâl özcan 06-05-2008 09:52



GÜNLER SÜPÜRÜYOR AĞITLARI
Bir bomba gibi düşüyor
sözcükler usuma ve bir infilâk
Rüzgâr çıkarsa dökülür yapraklarım


Her şiir yeni bir sancıdır


Bir balerin, çiçek kadar
yumuşak adımlarıyla
Okşayıp gidiyor yüreğimi


Günler süpürüyor ağıtları
Kara bir asker botunun altında
çiğnenmiş papatya artığı


İyi ki gökyüzüne basamıyor ayaklarımız



Gonca ÖZMEN

merâl özcan 06-05-2008 18:10



SEV BENİ


sana geldim uzun yollardan
trensiz garlarda beklemelerden
içimin tünellerinde
yitirip yitirmeler felaketini
hiç gitmediğin ülkeler gibi uzak
uğramadığın şehirler gibi yaban
ve tanıdık bir anne ninnisi kadar
sıcak
sımsıcak
sana
geldim
göğsümde binicisiz atları hayaletlerin
görünmeyen ölümün çıngırağı
çünkü uzaktan geldim, bilinmeyen ülkeden
yürüdüm acı dolu öpüşlerle kirletip an***8217;ı
sana geldim yemişlerle
doldurup ağzımın ormanını
alnımda sıcak bir el gibi gezen
saydam günle, sonsuz gül imgesiyle
bana geldin
senden geldim
bir kelebek ömründen
yağmur çiçeklerinden
kuraklığın düğün evine
çünkü uzaktan geldim, daralmış bir ışıktan
göç yolunda bir kuşun kanatlarından
geldin bana
yorgunum, karanlığım
ağırla beni n***8217;olur, bir şafak imgesiyle
imgesiyle tükenmemiş aşkların
yalansız kardeşliğin
babasız bir çocuğum
itilmiş, örselenmiş
suskuyu bilmiş
susmayı bilememiş
annesiz bir çocuğum


bağışla
bir sıcak ekmek imgesiyle sesini bana
ellerini bağışla yoksulluğuma
adını adıma kat
okşa usul ellerinle saçımı
bir anne imgesiyle
ölümüne dek ölümsüz bir imgenin


sev beni



Ayten Mutlu

merâl özcan 07-05-2008 14:04



ÖLÜM BÖYLE BİTER


1. sırlı göl
Bedenimin içinde
bir uzak yer
arzusu derinde saklı
iç çeken
sırlı göller


2. incik aşk
Denizle danseden
ikimizin felaketi
küçük kıpırtıların
uçan çarşafı
düşmüş
ağlamış
incik aşk


3. ipek arzular
İçimin gölgesinde öpücük
acımış
kırılgan gövde
ipek arzularında
tutuşmuş


4. mavi sızı
Gözlerin
derinde
mavi sızı
uykuların gölünde
düşsü su


5. deniz şehri
Dokununca
suların yolculuğu
deniz şehrine
içimizin akışı
öylesine


6. ışık göl
Yitişin bulut merdiveni
fısıltılar içinde
Sevişirken
uçtuğumuz
gül kanat
düştüğümüz
Işık göl


7. ikimizin düşü
Tapınakta yanan mum
ikimizin düşünü anımsar
tükendikçe
incinen
sevdalı alev


8. oda
Dalgın gölgeler
ikimizin kavuştuğu yer
saçımı unuttuğum oda
uzakta toynakları
ayrılığa koşan günün


9. ayak izi
Taşın ağladığı yerde
ayak izi ikimizin


Ölüm böyle biter.



Neşe Yaşın

ogün kaymak 07-05-2008 18:42




Uzun

Korkuların boyu sevgilerden uzun
Ondan bunca karanlık orman
Ayrıl!..

At!.. Ayağına çakılan nalı tanır
Çak!.. Bir çivi, bir tane daha
Kaç çekiç darbesi acıları bastırır

Sesi kısık harflerle hecelediğin sözcük
Bir kuşkunun boynunda kuruyacak sarmaşık

Üzüncü sokak sokak dolaştırırken rüzgâr
Ezberlediği isimleri bir bir...
Zamanı geldi de geçiyor unutmanın
Atın ayağına kaybolmuş bir bellekle
çakılmaktasın.
Ayrılık öpüyorken kasıklarını

Bırak düşerse düşsün
Etinle kurduğun köprü

Başka bahara yeşil
Su başka okyanusa
Daha uzaklara yol

Uzan güneşe,
İyi niyetli bir elma daha kızarsın


Hülya Deniz Ünal / Dize, Aylık Şiir Seçkisi - Şubat 2008




merâl özcan 08-05-2008 09:42



Ay'ya


Yarımsın; ama tam karşımdasın
Tam karşımdasın; ve yarımsın...
Oruç Aruoba

merâl özcan 09-05-2008 10:12



KALIT



cemal süreya'nın öldüğü
yaşı da geçtim


öldü
sevdiğim şairlerin çoğu


yağmura indirgediğim
söz


ve bir ince rüzgâr
kaldı bana onlardan



Ahmet UYSAL

merâl özcan 11-05-2008 19:41



SAATLERDİR YAĞIYOR EYLÜL


saatlerdir yağıyor eylül
bulutun mavi uçurumun yaşamak gibi
ağır damlalarıyla iniyor toprağa


saatlerdir yağıyor eylül
çılgınca toprağı demleyecek birazdan
o ıslak kokacak
saçların her gün gibi yenibaştan


saatlerdir yağıyor eylül
düşüyoruz utanmadan
sonra iğrenmeden üşüyoruz
ırmak kabarıyor
ölüm açıyor ekmek gibi bölüşüyoruz


saatlerdir yağıyor eylül
seni diyorum kendime denklediğim
aydınlık bir sokak gibi içime işlediğim
gün uyuduğunda filiz unuttuğunda büyümeyi
vurgun yemiş bir bacak gibi inatla
kendime eklediğim seni düşünmek
kalbimin dört odasında ülke büyütmek


saatlerdir yağıyor eylül
saatlerdir omuzlayarak bütün yalnızlığımı
ıslanalım diyorum yaprağa
tarla kuşuna toprağa biraz eksik biraz tortu biraz kül
saatlerdir yağıyor çünkü
bulutun mavi uçurumun yaşamak gibi
ağır damlalarıyla eylül


Azad Ziya EREN



merâl özcan 12-05-2008 15:56



KUM RESMİ
Rilke'ye

Hayatları boş odalardaki saat'tir
Ölümleri hazır giysi
Mezarları derin çamur örtüler
Ve kırık yazılı alıntaşlarından
Kum resmi


Boş bırakılmış bir yalnızlık uyar herkese
Hor görülmüş itilmiş ve hadım
Yaşamak da ağır edilirse
Sorgu sual ve yaklaşan her adım
Korku resimleri çizer kalbine


Kağan KÖK

ogün kaymak 12-05-2008 19:26









ALIŞKANLIKLAR DA DEĞİŞİR

Kapını dışında birtakım adlar okuyorlardı listeden.


Adını duyan hemen hazırlanıyordu --


yırtık bir bavul, bir çıkın -- kendilerine gerekmeyen ne varsa,


bırakıyorlardı.


Yavaş yavaş boşalıyor, daralıyordu bulundukları yer.


Kalanlar birbirlerine sokuldular. Unutulmuş bir çalar saati,


belli bir sessizlik ve tören havası içinde,


koğuşun üst köşelerinden birine koydular. Ondan sonra,


her akşam, sırayla biri kurdu saati ve sessizce beklediler


ertesi sabah altı on beşte saatin çalmasını, dışarı çıkıp yüzlerini


yıkamak miçin. Bir gün


gece yarısında çaldı saat. Kalktılar, yıkandılar (ay vardı),


sonra çevresine oturup saatin birer cıgara yaktılar.





Yannis Ritsos ( Çn. Cevat Çapan )



Fatih Yavuz 12-05-2008 21:06

Mesafe

Sapa iki ada arasında derin bir mesafe var.
Mesafe...birahane ve buğday tarlası arasında.
İdam mahkumu her palyaçonun ölmeden son gece
küçük kızına yazdığı ıslak satırlar arasında da...

İki kuru gün arasında daha da uzun bir mesafe var.
Mesafe...iskele ve doğumevi arasında.
Dün gece uykusunda ölüveren otel katibi Sabri Bey
ve babasından miras kalan sumeni arasında da...

Yıprandıktan sonra bir kenara atılan traktör lastikleri mi...
Yalnız orkestranın çala çala tükettiği naif senfonileri mi...
Sarımtırak renkli ayrı tokaların hüzünlü hikayesi mi...
Hangisi anlatılsa ki daha daha başka?
Çocuğu gibi sevdiği kedisinin kaybolduğu haberini
aldığı andaki şaşkınlığı mı, Lades Hanım***8217;ın?
Nasıl anlatılsa ki...?

İki yakın insan arasında geniş bir mesafe var.
Var gerçeğin farkında olan pek azı da.
Mesafe...her sevgilinin bencilce gömdüğü arka bahçesine...
Sakladığı o her insanın gizli çekmecesinde.

(19.12.2003 / Mecidiyeköy / İSTANBUL)

(Dergah Dergisi / Sayı:185)

Ozan Öztepe

merâl özcan 13-05-2008 09:51



Su Masalı


Aldatılmış bir kumsaldır zaman
parmaklarımı sayıp döktüğüm.
Herkes ölecek yaştadır orada
toprağı ayaklandıran bir yağmur altında
dağlara doğru süpürülmüş barakalar
ve hüzün,
en eski kavuştağımız,
kendi hâlinde bir dağ


Aldatılmış bir kumsaldır zaman
sesimi yanağına düşürdüğüm.
Herkes ağlayacak yaştadır orda
işlek çarşılardan kovulmuş
terazilerin bir kefesinde gözyaşı
diğer kefesinde kum
ve şehir ve Leheb
ve yenilginin kokusu
kendi hâlinde bir sis


Aldatılmış bir kumsaldır zaman
kalbimi çevirip okuduğum.
Herkes boğulacak yaştadır orda
herkesin koynunda ıslak bir dal
ve aşk:
parlak dalgaların gelip vurduğu
kendi hâlinde bir sandal


Şeref Bilsel

ogün kaymak 14-05-2008 09:39

</PRE></PRE>Kanama

Kumunu yitirmiş bir çölün hüznü
Önemlidir bir düş'ün depreminden
ölümün sevinci her silah sesi
kalbimde çalkalanır bir deniz bunu bilmekten.

Yüzünü yerinde kullanmıyor sevgilim
dalgınlığını da,
onda bir geyiğin dağlar kadar korkusu
kanı görünüyor bir avcının dürbününden
toplardamarında doğurgan bir acı
inciniyor zamansız gökyüzünden.

Sessizlikten öğrenmiş tutkuyu
ayrılıkla şakalaşmaktan
aşkı bir şarkıya uğramış durmuş
taş sözcüğünü duyunca kırılan cam gibi paramparça
bir bakıma göz ağrısı.
Çam kokulu dudakları değince ağzıma
kar diner, çiçek açar kasığındaki sudan.

Onu durmadan anımsamak bir kanama mı?

Nereme dokunsanız gül tadında bir sancı.</PRE></PRE>Veysel Çolak</PRE></PRE></PRE>

merâl özcan 14-05-2008 18:36



sonrası


sığınmadan önce unutmanın büyüsüne
yaldızlıyorduk yalnızlığımıza konan kuşları
yeniyetmeliğimizi büyütüyorduk
birbirimizin elinde


ardına bakmamalıydı kadın
çağlayan olup akmalıydı uçurumundan
nasıl sınanırdı yoksa
o çok korunmaktan kabuk tutan duygular


varsın
ustalıkla alçılanmış
kırık bir ayrılık
olsun sonrası.


Aslı Durak - Sır

ogün kaymak 14-05-2008 23:51

GİZ / Veysel ÇOLAK
Hızla çıktım içinizden, deriniz oldum
yüzünüz gibi değişe değişe maskeler edinen
eskiler edinirken bir Akdeniz günlüğü
suya yazıldığı için sönen ateşten sevgililer...
Kanım bitti, ayrıldım kendimden. Buluştum
nedense korku ve merak, birdenbire karanlık.
Ayrıldım kendimden, anladım tenin verdiği sözü
sonra uzaklıklar ve gökyüzü
mağaralar, yukarı Fırat kolu
kaos ve delta...
Vuruldum, bütün şairlerde ihaneti gördüm
büyük yalanı. Bildim her günün sıkılmak olduğunu
bildim bir ölüm unutmadı doğacak olanı.
Hızla çıktım içinizden, deriniz oldum
eskittiniz birbirinize sürte sürte beni
bölündüm, kimse bilmiyor o kocaman yalnızlıkta
dili kesiktim, bir azınlıktım kendime

<BLOCKQUOTE><a href="http://www.siir.gen.tr/siir/v/veysel_colak/index.html" target="_blank">
</A>


</PRE></BLOCKQUOTE></PRE>

Burcu Yalkın 15-05-2008 00:07



Kalkıp Bir Dosta Gitsem


kıyıları baştan başa dolaşsam
ayağım değmedik kum
gözüm değmedik mavi kalmasa
çakılların üstüne oturup şehri seyretsem
gürültüsünden uzak
deniz taşlarını birbirine vursam
duysam çırılçıplak sesini taşların***8230;



uzanarak kumlara
seyretsem derinliklerini gökyüzünün
bulutların şekilden şekile girişlerini izlesem
köpükler sıçrasa üstüme
çeksem ciğerlerime olanca tuzunu dalgaların
yorgun akan ırmak gibi duysam serinliğini


alnımda bir uçurumun***8230;



doğrulup bir kaya gibi ufka baksam
saatler gelip geçseler habersiz
martıları seyretsem akşamlara dek
avdan dönen balıkçı motorlarının
kütürtüsünü dinlesem
yeşil bir yaprağın damarlarını
beneklerini seyretsem saatlerce***8230;


bir balıkçı kahvesine uğrasam
hoş beş etsem orda
kalın bıyıklarını seyretsem yaşlı denizcilerin
av yorgunu, tuz yanığı yüzlerini***8230;


sonra kalkıp bir dosta gitsem
sarılsam boynuna açar açmaz kapıyı
kardeşim desem/ kardeşim
dünya güzellikler içinde***8230;


Ergül Çetin


(Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.431 )

Burcu Yalkın 15-05-2008 00:16



Aksata


Günle kaplanmış bir akvaryumda
öyle yüzdüm öyle yüzdüm
kendi gözümden düştüm


bunca yıl üstümden silkelediğim
dünya karışıyor
baktım aşkla da aramıza


bu yoktan ilinti , şeylerin çekimi
ne zaman girdi hayatıma
ne işim var ne işim var
alınır satınır olanla


ey uğruları uzun yolumun
saklı cevheri diriltmeye
yeter mi attığım safra
eski yalnızlığım geri döner mi


yine ıssızlığım içinde bul
bağrıma dadan evimi dolaş
suyumu biriktir
hüznümün tüccarı


Gülten Akın / Uzak Bir Kıyıda (Sonra İşte Yaşlandım) s. 75



bilanAgrin 15-05-2008 09:14

Sinem<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
yüzünün üzülmeye çalışmış yerlerinden bahsediliyor
güya gövdenin ve sesinin başına su gelmiş, inanmazdım
herkesle hançersin de kendinle adın çıkmış sanki,
kalbini özenle kırmışsın bütün eşyanın, ummazdım

incirin öte hatrı suyun kuşkusuz fikriyle üzgünüm
dilemiştim ki en çok kar yağmasın bu kış
bu kış kalp suyumla ıslanmasın yastık!
dilemiştim ki yoktur aşk
bu mutlak hasar bu mükemmel hata
bu belki mümkün bir kusurdur sinemdeki
ama ödü varsa umru da var insanın ayarı gibi
anladım sanki:devlet neden şarap kullanmaz
neden en uzun suya en sessiz uzanır yüzün
neden en çok üzülmüş üzümün adı şaraba çıkar

sonra madem insan kal adında bir beladır
insan dalgın bir belgedir kendiyle hayat arasında
neden eve dönmekten ibarettir hayat
neden bazen simsiyah bir doğruyla denilir,
devletin ve allah***8217;ın en iyi fikridir kış
bütün evlerin en mükemmel hatasıdır baba

başka incirin yarasını başka incir de bilmez gibi
talandır bu herkesle herkes olmak
kopan umur ufalan ödün adıyla
iki lekenin birbirine dağılmasına sadece aşk mı denir
diğer zeytinin diğer zeytine fethi gibi
dilerim herkesin vaktiyle adı sinem olan uzun bir
yasa değer eli
sinem!
o kadar , o denli
Seyyidhan Kömürcü

Hüseyin Korkmaz 15-05-2008 14:27




İYİ
Kİ BU DÜŞTESİN</span></span>

</span></span>

I

nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde

o nehirler benim nehirlerimdir

aşk

ki azar azar benim yerimdir

üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam

gözlerin ey yâr benim evimdir



/vurulup düştükçe, düştükçe seni sevmekten caymayacağım

gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!/



iyi ki bu sestesin

dünyayı ısıtan nefestesin

bir haydut gibi gezinirim kapında

kalbimde tutuşan ateştesin***8230;



II

rüzgârlar savrulur, uğuldar gözlerinde

o rüzgârlar benim rüzgârlarımdır

aşk

ki azar azar benim yerimdir

suskunsam, bozgunsam, bulutsuzsam

gözlerin ey yâr benim evimdir



iyi ki bu düştesin

her sabah ışıyan güneştesin

iyi ki yoksuluz bulutlar gibi

soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi



/vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım

gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!/</span></span>

Yılmaz Odabaşı
Edited by: Hüseyin Korkmaz

merâl özcan 15-05-2008 20:53



Soru


hangi renktir yalnızlık?
sevdalar ne renk?
ille de kırmızı mıdır aşk?


belki de mavi
kanadında uçurduğu için uçuk mavi


ya renksiz bırakılmış
boya kitabıysa yaşam?


Aslı Durak - Sır

yılmaz arslan 15-05-2008 23:33


BİR MASALDAN DOĞURDUM SENİ*

Bir masaldan doğurdum
Seni oğlum
Bu yüzden
Gündüzleri güneşe
Geceleri ay ışığına
Yaslanacak kadar
Yakışıklısın

Bir masaldan doğurdum
Seni oğlum
Camdan çamlara düşen bin pırıltıda
Gözlerin efkarlı ve şahane kara
Bir esmer bir ok kirpikli
Yüzünde gördüm
Sevdiğim bütün Alileri

Bir masaldan doğurdum
Seni oğlum
Canıma canın bin pırıltıyla düştü
İki yanağında iki lirik gamze
Küller içinde sahipsiz
O masaldan hediye

Bir masaldan doğurdum
Seni oğlum
Kuytuda açmış, gücenik
Bir gülgillerden aldın adını
Yağmurda, ağzında
Dalgın ıslıklar gezen
Rüzgârlar oldu
Kalbinin en yakın arkadaşı

Bir masaldan doğurdum
Seni oğlum
Gece çimenlerde yanan
üzgün yakamozlar adaşı
Hangi albümde saklamalı hangi
Sabaha doğru koşarak
Kucağında getirdiğin şafağı

Bir masaldan doğurdum
Seni oğlum
Seninle karanlığın içinde
Sevinçli bir dolunay gibi ışıdım
-Öyle güzel öyle masumdu ki masal-
Bağışladı diye bana bu aşkı
Eğildim öptüm yüzünde
Bütün Alileri

ALİ ASKER BARUT, Kitaplık, sayı 111, 2007

*Bence, yılın en güzel birkaç şiirinden biriydi bu şiir. Beş adet yıllıkta da ıskalandı. Bırakın şiiri, Ali Asker Barut ismi (Şiir Teknesi almış bir tek, o da farklı bir şiiri...) ıskalandı bu yıl...
Edited by: arslan yılmaz


şu Anki Saat: 06:24

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum