Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Şiir Seçkim (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=105)
-   -   Sevdiğim(iz) Şiirler... (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=1854)

Burcu Yalkın 19-02-2008 10:30



AŞK ONARIR


söylediğin yalanlara dönerse bir gün
söyleyemediğin bütün sevgiler
kırılırsa incecik dallar gibi
yarınlara ertelediğin düşler
aşk onarır


kalbindeki günlerin çan kulesi
yıkılmışsa aldanışın fırtınasında
rüzgarın savurduğu kum taneleri
gibi kanarsa zaman avuçlarında
aşk onarır


konukları kendisini sevmeyen
bir otel odası gibiyse yalnızlığın
çıkıp gidemiyorsan çivilenmiş gölgenden
paslanmışsa kilidi sığındığın anların
aşk onarır


geçtiğin yollardaki bütün ay perileri
terk ettiğin kendinin şarkısını söylerse
ve hayat birdenbire bir veda resmi gibi
yırttığın albümlerden çıkıp geliverirse
aşk onarır


kanındaki ateşler tenini yakmıyorsa
unuttuysan şarabi gecelerin rengini
sevişmenin elması artık parlamıyorsa
elinde kırılmışsa dokunuşun kadehi
aşk onarır


aynalarda bıraktığın suretine benzerse
içindeki delinin bütün yüzleri
her gidişin bir dönüşün eviyse
o varmayan yolları, o yaralı deliyi
sadece aşk onarır


Ayten Mutlu

Burcu Yalkın 19-02-2008 11:29



ÇOCUK VE AKŞAM


işte akşam, tül, bakır ve yas
havada kuş tüyleri, ıssızlık


ay şimdi sularda gizli bir veda
kumdan kalelerine ağlarken çocuk
ruhta köpüklenen o kızıl yara


doğunun akşam faslı bu eprimiş gün
isli lamba, misk kokusu, hüzün
ve siyanür tanrıya diz çöken vaha


çocuk rüyalarında denize benzer kuşlar
kanatsız düşler gibi halkbilgisi hep kırık
çocuk-kuşlar yansıtan buğulu aynalarda


dans bu, fonda garip bir arya
sözcükleri yitiren sesin boğuk tınısı
tül, ıssızlık ve daracık odalarda
anka uçuran ruhun gizemli dansı


akşam işte, araftaki âmâ kuş
halkbilgisi hep zayıf çocuk düşleri
gibi masum ve suçlu darağacında


ah akşam, lirik bir bağbozumu şimdi
yakutun alacada rengini yitirdiği



Ayten Mutlu


Burcu Yalkın 19-02-2008 11:29



SAKLAMBAÇ


ebenin gözleri doğuştan kördü
sobelemek isterken mavi Tansık Kuşu'nu
açıldı gözleri ölümü gördü


Ayten MUTLU



Burcu Yalkın 20-02-2008 17:50



KAR TANELERİ


ellerinden yağardı
en güzel yalanından dünyanın
bedenimde titreyen kar taneleri


hangi sevişme bir vedadan daha uzundur
nedir ki aşk çağımızda bir merhabadan başka?
demiştin ya, aşk
kış yorgunluğu gibi yürürken aramızda


bir merhaba yeterdi güneşi ısıtmaya


gecenin gömdüğü gümüş bir yıldız gibi
mermer bir unutuşun mücevherine
bağışladım kar sesini
yüreğinde
donup kalmış kışın merhametine


kurudu bir içdeniz, güneş çekildi
bir mevsim gözlerini bırakıp gitti
kar kokan bir rüzgârı çıkarıp sandığından


derken bir "merhaba" sildi kendini
içimdeki ülkelerin haritasından


gecenin gömdüğü gümüş bir yıldız gibi
öyle sevdim ki, unuttum sevmeyi
bağışlamaz beni artık hiçbir hatıra


Ayten Mutlu


Burcu Yalkın 20-02-2008 17:51



ÖLÜM GİBİ


işte sevişmek bitti
ölüm gibi devam ediyor gece


aşk henüz gidilmemiş bir ülkedir, diyorsun
ne kadar uzak gitsen çıkamazsın teninden
kendinden çıkamazsın ne kadar yakın gelsen


sessizce dinliyorum gecenin çanlarını
açık bir yara gibi çalıyor çanlar
vuruluyor sesinde çanların hayvanları


çıkamıyorum senden ne kadar uzak gitsem
sana varamıyorum
ne kadar yakın gelsem


gözlerinde
acının ürperen tenini okşuyorum
nereye akar, hangi ölü denize
istiridyeden koparılan incinin kanı
biliyorum


ölüm gibi devam ediyor gece
susamış bir yangını söndürerek kalbimde
çekiyorum körelmiş bir ateşin bayrağını
sesindeki çanların en yüksek kulesine


kapanıyor gecenin ağır kapısı
sonsuz mavi bir cam kırılıyor içimde


öpüyorum
öper gibi gözlerini son defa
ölüm gibi bir aşkın gözyaşlarını



Ayten Mutlu

Burcu Yalkın 20-02-2008 17:53



GİTMEK


gün gelir insan anlayıverir
tek başına yaşlanan bir ağaç olduğunu
o yüzden kederi yazmak isteyebilir
rüzgarın gövdesinde açtığı yaralara


sonbaharda şaşarak öğrenirsin
yaprakların rengine inanmamayı
ve zamanın o müthiş yalanını
o müthiş yalanını tutkunun, ihtirasın
anların, anıların,
çılgın bir nehir gibi kör koşularda
yaşadıklarının ve yaşayamadıklarının


dağlarda, odalarda, avunmalarda
çoğaldın sandığın azalmalarda
ışığını yitirmiş o ölü yıldızlarda
düşen bir yaprağın son gülüşünde açan
yankısız çığlıklarda


şaşarak öğrenirsin
zamanın ve hayatın büyük sırrını


gök sadece yağmura anlatır sonsuzluğu
oysa unutur damla toprağa değer değmez
yağmurun da kederli bir ülke olduğunu


unutmaktan başka güz yokmuş gibi
ve hayattan daha gerçek bir yalan


toprağa ne söyler yağmurun sesi
bir şarkı mı, bir şiir mi, bir güz hikayesi mi
yaşlı bir ağaç olsan, çırılçıplak bir ağaç
ne söylerdin, kalbinde esip duran rüzgara?


"beni terk et
içimde sonbahardan başka bahar kalmadı"


belki de gitmektir aşk, sadece gitmek
avare bir kederi sarıp yaralarına
rüzgarın devirdiği bir ağaç gibi
köklerini sessizce bırakarak toprağa



Ayten Mutlu

Burcu Yalkın 20-02-2008 17:55



VEDA


Yitirdim cebimdeki bütün adresleri
Yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım
Aklımı boğacak o selleri
Ben kendi damarlarımda yarattım


Artık ne bir satır yazı, ne de bir selam
Tek kişilik bu oyunda rol alabilir
Gitti bütün seyirciler boşaldı salon
Geride kalan yalnızca, yalnızca maskelerdir


Eli naylon güllü o dostlukların
Bir tek anısı ve sızısı yok içimde
Yitirdim cebimdeki bütün adresleri
Kendimi kazandım bir başka biçimde...


Ahmet Erhan



Burcu Yalkın 20-02-2008 18:04



Kar Çığlıkları


ben yürürken gökyüzü dağılıyor
yorgun çınarlar seriliyor önüme
martılar denizi bırakıyor
sevincine sığınıyor çocuklar
sesim kuşanıyor hayatı.


karlar savruluyor ışıklar içinden
dallarda aydınlığın çığlığı
buğulu gökyüzü çiziliyor ufkuma
sular üşüyor.


yolları tutuyor karlar/ yola çıkanları
kiraz çiçekleri görmemiş/ dağ gülleri
ve çocuk seslerini yitirmiş çayırlar
koynuna dolduruyor gecenin sesini.


düşlerimizi yıkayan köpüklü sular
bir dinamit sessizliği dağıtıyor dünyaya
durdurmak istiyorum günleri/bindiğim trenleri
hiç yaşlanmasın istiyorum okuduğum şiir.


bağlanan bir sayfada çözülen sözlerim
yaralı kuşlar gibi indiler geceye
denizler kurudu dizelerimde/ yıldırımlar düştü
habersiz kaldı mevsimler


dışarıda kar
bir bıçak oluyor yaranın yüreğine.



Ahmet Özer



Burcu Yalkın 20-02-2008 18:06



SÖYLE YÜZÜM TANIĞIMSIN



aşk eskidi/yollar uzun
bir dalga kırıldı yüzümde
kar sesinde uçan çiçek
yüreğimde gülüşündür
sevgi bitmez/düş yaşatır.


bir gün olur gurbet başlar
saat durur/deniz biter
sesim aranır yılları
ömrümüz bir yangın yeri
çiçek solar/bulut kaynar.


söyle yüzüm/tanığımsın
kaç bahara göğüs gerdin
bir çocuğun sevincini
gidişini bir babanın
tarih yazar/dünya okur.


şiirim bir atardamar
yaşıyorum dizelerde
gömleğimde bin bir nakış
bir ağlama/uykuya dur
kuşlar gider/sonbahardır.


Ahmet ÖZER




Burcu Yalkın 20-02-2008 18:08



HÂLÂ KOYNUMDA RESMİN


Sımsıcak konuşurdun konuşunca
ırmak gibi, rüzgar gibi konuşurdun
yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
çiğdemler güller mor menevşeler açardı
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Hâlâ koynumda resmin


Dağları anlatırdın ve dostluğu
bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
Sesini duymasam çölleşirdi dünya
dağlar yarılır ırmaklar kururdu
bulutlar çökerdi yüreğime
Hâlâ koynumda resmin


Gün akşam olur elinde kitaplar
ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin
bir kez bile unutmadın "merhaba" demeyi
ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin
bir dostun vurulduğu gün
Hâlâ koynumda resmin


Kaç mevsim kırlara çıkıp
çiçekler topladık mezarlar için
Belki ürküttük tarla kuşlarını
belki kurdu kuşu ürküttük
ama aşkı ürkütmedik hiç
Hâlâ koynumda resmin


Ve hâlâ sımsıcak durur anılar
sımsıcak ve biraz boynu bükük
Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış
yasak bir kitap gibi durmaktadır
ve firari bir sevda gibi
Şimdi duvarlarda resmin



Ahmet Telli



Burcu Yalkın 20-02-2008 18:08



Sıyrılıp gelen

Soluk bir ay dolanıyor
kentin üstünde her gece
Her gece bilge bir gezgin
tavrıyla adımlıyor yolunu


Güz yanığı bir durgun
sessizlikle örtülü her şey
ve yırtılmış bir tül gibi
savrulup duruyor zaman


Suların sesini dinle şimdi
ormanın fısıldayışlarını
usulca yarılıyor dağların göğsü
bir aşkı dinlendirmek için


Ve gözleri uzak yamaçlarda
aranıp dururken bir şeyleri
sessiz ve sakin beklemekte
bekledikçe bileylenen yürek


Belli ki dağların, denizlerin
ve göllerin üzerinden
sıyrılıp gelmektedir seher
Belli ki yakındır
doğayı ve hayatı sarsacak saat



Ahmet Telli


Burcu Yalkın 20-02-2008 18:10



Karda İzler

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
Uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten


Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün


Adımı yazıyorum kar üstüne ve ıslığını çığlık
Gibi incelterek yetişiyor ardımdaki tipi bana
Siliyor adımı bir dal kırarak çam ormanından


Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi


Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün


Kar yağıyorken milyon bekerel hüzün yağıyordur
Derim ki kar ve hüzün bir aşkın seyir defteridir
Yolculuklar ve ayrılıklarla anlatılabilir ancak


Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni,vursunlar
Bir kahkahayla çekip giderim karlı ovalardan


Şairler vurulmalıdır,hayat yakışmıyor onlara


Ahmet Telli


Burcu Yalkın 20-02-2008 18:20



Yosunlu Bir Yürektiniz Evlerimizde


matlaşmış güncel bir kederdim
sonrasız bir hastanın yayılırken iniltisi
sıtmalı akşamlara


ellerimi emeğimi götürdünüz
alın yalnızlığımı da!


sesinizi yanlış yere park ettiniz
bir trenin kalkış saatinde
durmadan yön değiştirdi elleriniz
ve define aradınız
gül satarken yakalanan emeklinin
güz düşmüş gözlerinde bile


şimdi benden çaldığınız günlerden
bir saray yapıyorsunuz öyle mi
işçi evlerine sığmayan hüznümden


gözlerimi sesimi götürdünüz
alın intiharımı da!


Arzu K. Ayçiçek



Burcu Yalkın 22-02-2008 11:45



UZAK


Herkesin bir yağmuru vardır ve bir rüzgârı
Aşk biraz ıslanmaktır
Al götür beni o uzak yağmurlara


Herkesin bir şiiri vardır ve bir şarkısı
Aşk biraz çoğalmaktır
Al götür beni o uzak şarkılara


Herkesin bir akşamı vardır ve bir masalı
Aşk biraz yorulmaktır
Al götür beni o uzak akşamlara


A. Hicri İZGÖREN



Burcu Yalkın 22-02-2008 11:47



ZEYL


Soluğu rüzgârlardan derlendi
Yollar o çingeneden bulaştı bana
Tek gerçek düşlerimdi belki de
Bir masaldan aldım rengimi


Tutku yaşından büyük gösteriyorsa
Sağır ve dilsiz geceler sorumludur
Gözlerin
Ve şer iklimi


A. Hicri İZGÖREN



Burcu Yalkın 22-02-2008 11:48



HÜSRAN SOKAĞI


Sonunda ketum bir tarihe göçebe oldum
Adressiz kaldım bu yüzden bir rüzgâr gibi
Takıldım hiç büyümemiş bir çocuğun ardına
Vizem yok kimliğim sahte yollar mayın döşeli


Bir ömürde kaç sokak izi kalır geriye
Saçlarımın ıslaklığından anlıyorum
Orda bir çocukluğun yağmuruna varılır
Yarpuz kokusu uğurlar sizi görmezsiniz
Her sokak aslında bir patikadır
Yüzümde bir yama gibi duruyor zaman****
Bütün aşkların kan grubu aynı olsa da
Ayrıdır çıkmazları son sözleri farklı
Gözlerinin rengine uymaz intiharları


Zaten hep gönüllüydü yanlışı yazgısına bulaştı
Küçük sevinçlerin büyük kederlerin sahibi
Güneşsiz bir gölge kansız bir yara oldu
Hüsran sokağında bir aşk daha vurdu kendini


A. Hicri İZGÖREN



Fatih Yavuz 22-02-2008 14:50




ISLAK GÜL
Seninle paylaşmak uykularda en büyük günahları
Seninle uyanmak nice çılgın gecelerden sonra.
Alır, götürür beni kokun uzaklara, en uzaklara
Ağzın; dudaklarımda ıslak bir güldür sabahları



Tenin çekiyor beni, tenin tutmuş saçlarımdan
Afrikalı kölenim senin, esirinim, mecburunum
Gözlerin değmese gözlerime kahrolurum
Ölürüm, çekersen ellerini avuçlarımdan



Dönsün başım, tutuşsun damarlarımda kanım
Gel, otur yanı başıma, erişilmez kadınım
Yum iri gözlerini, devir kirpiklerini
Ser önüme, bir hazine gibi güzelliklerini



Sana en muhtaç olduğum şu anda gel.
Yaşamak olsan da gel, ölüm olsan da gel...



Ümit Yaşar OĞUZCAN

Fatih Yavuz 24-02-2008 11:47

GÜL KOKUYORSUN

gül kokuyorsun bir de
amansız, acımasız kokuyorsun
gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun
hırçın hırçın, pembe pembe
öfkeli öfkeli gül
gül kokuyorsun nefes nefese.

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
sen koktukça düşümde görüyorum onu
düşümde, yani her yerde
yüzü sararmış, titriyor dudakları
şakakları ter içinde
tam alnının altında masmavi iki ateş
iki su
iki deniz bazan
bazan iki damla yaz yağmuru
mermerini emerek dağlarının
şiirler söylüyor gene
ölümünden bu yana yazdığı şiirler
kızaraktan birtakım şiirlere
büyük sular büyük gemileri sever çünkü
ve odur ki büyüklük
şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
o zaman ölünce de şiirler yazar insan
ölünce de yazdıklarını okutur elbet
ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi
yaşamanın herbir yerinde.

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
bu koku dünyayı tutacak nerdeyse
gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
herkes, hep bir ağızdan: gül!
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek
saçların, alınların, göğüslerin üstüne
yüreklerin üstüne
bembeyaz kemiklerin
mezarsız ölülerin üstüne
kurumuş gözyaşlarının
titreyen kirpiklerin üstüne
kenetlenmiş çenelerin
ağarmış dudakların
unutulmuş çığlıkların üstüne
kederlerin, yasların, sevinçlerin
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.

bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül
yıllarca esecek belki
ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
göreceğiz ki
biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha
geceyi, gündüzü, yıldızları
görmemişiz hiç
tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
bu umutsuzlukları bırakın kardeşler
göreceksiniz nasıl
güller güller güller dolusu
nasıl gül kokacağız birlikte
amansız, acımasız kokacağız
dayanılmaz kokacağız nefes nefese.

EDİP CANSEVER

Burcu Yalkın 24-02-2008 13:45



Ağır Suç


Kan kaybından ölüyorken görmüşler
Sözünü sözlükle sınırlayan ozanı
Sonunda tükenişin konağına sığınan
İç cebine koymuştu incecik kitabını


(Yapay esen yelin çıkarttığı hışırtı
Doyurur mu kişilikli yaprağı)


Yine de önemseyin çiçekler atın üstüne
Ne de olsa ozandı güzelliğin yaşıtı
Gelecek kuşaklara yararlı olsun diye
Aşağıdaki tümceleri taşısın mezar taşı


(Kuş sözcüğünü kuştan fazla sevmişti
Suçu şuydu: çift kanatla yetindi)


Abdülkadir Budak



Burcu Yalkın 25-02-2008 20:29



Serpintiler


boğuk seslerle sarsıyorsa ağaçları kış serpintileri
yorgun kar taneleridir gergeflerde nakış serpintileri


uzaklar boyu kervanlar kızıl bir çölü sürükler
ardlarında kalan kadın gözlerinde bakış serpintileri


yani bir avuntudur rüzgâr akşam kızaran güllerle
bülbül çekip gider, susar dallarında bırakış serpintileri


bir çocuk kendini içerir ne kadar inkâr edersek edelim
saldıkça bilye şimşekleri sokak taşlarına karış serpintileri


belki çok uzaklardadır şimdi sıla, neredeyse yitik
sanırsın yüklü trenlerde perde perde tükenir kalkış serpintileri


artık umut bile grisini terk etmiştir çıldıran lodosun
güz sonu, ıslak yollara dağılır tekdüze kargış serpintileri


Ali Günvar


Gül Uğur 25-02-2008 20:37

Ele Vermiyorlar Bedenimi

Ne idüğü belirsiz kelimeler takip ediyor beni!
gidip saklandığım anlamlarda
hoş bir yan yok! Belki de
ölümü biraz teşvik etmeli!

Suya eğiliyorum. Su da bana eğiliyor gibi.
Adımı söylüyorum. Su da adını söylüyor sanki.

Bu tuhaf adamların bilmeceleri çözmeleri imkansız!
birer harf gibi duruyor kentler haritanın ortasında
düzden de okusan, tersten de okusan
hayat değişmeyecek besbelli!

Satın alınmayacak bir gazete adeta içimdeki buzul dağ,
köşeyazarı bir ırmak akıyor
boğuyor cesur bir okura benzeyen ilk halimi!

Taklitlerinden sakınılan bir 'gece'
yatıyor uzayda sereserpe özgür, özgür ama serseri!

galiba cismim
yıldız yağmurunda rüya şemsiyesini açan casus gemi!

Evet!
Ne idüğü belirsiz kelimeler takip ediyor beni!
her dakika yaklaşsalarda

ele vermiyorlar bedenimi!


Küçük İskender

Edited by: gul ugur

Burcu Yalkın 27-02-2008 23:24



TAŞ DA ÇÜRÜR


Böyle dedi kaya mezarını temizleyen Rüstem Usta.


Taş da çürür.


İncir kokuşlu dar sokakları aştınsa, görmüşsündür
Kıyıda, küçük bir çocuk taş atıyor suya


Taş da çürür.


Eğil biraz, paslanmış kıyı babasına tutunarak sark
Suyla rıhtımın birleştiği yerlere bak


Taş da çürür.


Kumsalda, çam tahtasını astarlıyor sandalcı baba
Çocuk büyümüş; yüzmeyi biliyor, denizle oynamasını da
Yüreğim çürümez; gözyaşları işlemez, kurşunlarınız da


Taş çürüsün.


Ali Cengizkan
( Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.300 )


Edited by: Burcu Yalkın

Burcu Yalkın 27-02-2008 23:50



Basınç


Kalbim günlerdir bir yolculukta,
yönünü bilmediğim
Ömrüm su değil oysa, kıyıları;
ulaşamaz her yere
Unutulmaz bir yaz gibi uzak yüzler
İnsan kokuları- an'lar kalır geriye-
Yok oluşun ince fısıltıları - hemen silinir -
Irmaklar,trenler; herkes bir şeye uzak!
Her insan bir yıldız ;
tepeden tırnağa ışık ama uzakta
Her ses bir kuş inceliğinde uçucu
Her aşk biraz uçurum ki ürpertir
Her dönüş, harman yeri


Kalbim durup kalkılan bir alan
Sıcak, tozlu, dağınık. Ve açık pek çok yöne !
Belki de bir sağanak başlayabilir
Serin, suskun odalara girince.


Adil İzci


( Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.321 )




Burcu Yalkın 29-02-2008 18:08



Ertelenen


kalbinle gözlerinin arasına sıkışmış
huysuz çocuklar var avutamadığın
kulaklarının inkâr ettiği bir ses
dilinin ucuna kafesler koymuşsun
hiç ötmeyen iki muhabbet kuşu


çöz gözlerinin ipekkuşağını
yosun yeşili ışıltılarını salıver
koşarak gelsin
bana gelen sokaklarda yorulsun
onarsın tüm yenilgilerimin kırıklarını
fesleğen kokan soluğun


Aydın Öztürk


( Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s. 356 )


Burcu Yalkın 03-03-2008 13:16



PARÇALANMIŞ ZAMANLAR



1
unuturum akıp gittiğin
yüzünü unuturum


geceye yaslanırım
yaslanırım ince uzak bir sese
senin sesin o
alır beni bilirim


her şiirle birlikte
senin adın
alır beni bilirim
senin kumral susuşun
senin kırık susuşun


kime varsam geceler
kimi sevsem yine seni
yine seni severim


unuturum akıp gittiğin
artık yeni bir pusuda beklenirim



Adnan Azar



( Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s. 362 )




Burcu Yalkın 03-03-2008 13:18



MERMER ADASINA VEDA


Ayrılsam mı kavuşsam mı şaşırdım bu iskelede.
Kararsızlığın ortasında ihbar ediyorum belleğimi.
Tekrar ediyorum insanlığımı habire. Bir anda binip gemilere
uzak denizlerdeki mezarıma gidiyorum. Bir anda
vuruyorum rıhtıma
(Beyazlar giyindim; ipeğin ardında kırmızı patlamış
bir güneş akıyor etlerimden) .
Kışın anıları ve bu denizin dalgaları saklı saçlarımın uzayışında.
Söyle bana, yaşatmaya yazgılı mısın bu adayı;
beslemeye beyaz evleri
ve bir beton yengece benzeyen rıhtımı... yitirilişlerinle...
Ah, yitiriyorsun beni. Tutamıyorum mermerin güvenliğinde.
Yitiriyorum seni. Kalbim bir ada olmaz mıydı sana?


Gecikmiş zaman akşamı telaşla kaldırıyor sulardan.
Hızlı yunuslardan son bir tören.
Atıyorum kendimi gecenin kaplanına.
Parçalanışıma duyuyorum, bir türlü evcilleştiremediğim sevdam
seriyor etlerimi kayalar üstüne...


Ben bu kıyıda uyuyan kaplanım, üzdük sizi; artık
elveda!


Adnan Özer
( Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.416 )



Burcu Yalkın 03-03-2008 13:28



Kendi Halinde


Gece şarkılar söylesin yalnızlığıma gel


ben beklerim güz değimiş olsa da
küllerin ve ateşlerin sesini
sonra ne zaman kırsam zincirini
kendi halinde bir aşkın
salkım saçak yağmurların altındayımdır


"dokunsam ağlayacak gökyüzü
dağılacak etim bin parça"


kaçınılmaz yine sesler olacak çatıda
haylazın biri olacak sesin sese değdiği yerde
unuttuğum çok renli kuşum
yarım kalmış bir sabah
başlangıcın ve öznesi olduğum


aşkı unutmak yaşamayı unutmaktır....


Aydın Şimşek

( Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.512 )


Burcu Yalkın 03-03-2008 13:35



Aşk ve Kuyrukluyıldız

gittiğim bütün hekimler aynı şeyleri söylediler
söz birliği etmişcesine
"aşk hastalığıdır bunun adı
ve çok sarsar insanı bu yaştan sonra"


oysa ne yalan söyliyeyim,
ben yalnızca
bir kuyrukluyıldıza
çarptığımı sanmıştım
yaşamın çıkmaz sokaklarında yürürken
yüreğim bir patlamayla aydınlanınca



Akgün Akova

( Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.547 )


Burcu Yalkın 05-03-2008 13:51



Yağmurdan Sonraki Güneş


(LİRİK TEZLER)

III/ Bulanık Aşk, Yarım Tümce...

Bu benim esrik yazım durmadan yalpalıyor
derinliği bulandıran kıpkızıl mürekkebim
çağırır gibi sessiz bir gülümseyişle
bir şeyler mırıldanıyor anlamıyorum

Sanki gelme diyor, sanki gel diyor
varınca kapısından kovuyor beni
umudunu kesme diyor falıma bakan teyze
başka türlü düşünüyor kalbin telvesi

Bulanık aşk, yarım tümce, böyle de iyi
keskin ışıklara sırtını dönmüş ayna
geri çeviriyor saygıyla sunulan giysileri
yapyalnız, çırçıplak bir belirsizlik

Bir şeyler görünüyor yine de çift taraflı aynada
bir yüzünde ergimiş ruhun ötekine aktığı
ne demektir bu, hayra yoramıyorum
bir yüzünde ellerimi bıraktığını

IV/ Kavuşmak Gibi Ayrılmak da...

Kıyıya set çeken kayaların üstünde
yırtıcı bir hayvanın kanlı ayak izleri
vurmuş da biri; biri yarasına sarmış da gibi
takılıp kalmış acılı bakışları geriye

Ve kızgınhançer ürpertisi ipeğin yüreğinde
bir zamanlar dağlandığımı anımsatıyor bana
geriniyor kendini içimde unutmuş pençe
hayli karışık rüya sona eriyor

Gerçi bir an olsun aklımdan geçirmedim
neye varır diye bu işin sonu
yenildiğim için pişman değilim
yerlere serdiğim için gururumu

Biraz üzgün biraz kırgınım ama
kavuşmak gibi ayrılmak da senin eserin
sormasın mı, yakınmaya da mı hakkı olmasın
korkusunu saklayan kör cesaretin

Aşkım... aşkım... niçin beni bıraktın.
(...)


Adnan Satıcı


( Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.566 )






Burcu Yalkın 05-03-2008 14:49



Ay Işığının Beyazı


Gözlerinde üşümüş bir güz portakalı
Bir çırağın gizli gizli kirlendiği
Duraklarda kararır ay ışığının beyazı


Hüzün: Dede evinde büyümüş
Üzgün bir çocuk yüzü:
Camlarda sararır ay ışığının beyazı


Uzakta, çok uzakta bir mandolin sesi;
Bir mandolin sesine gömülür sessizce,
Annelerle yaz bahçeleri


Şımarık bir yağmur yağıyor
Bir kalbin kırık dökük şarkısına
İçlenir tenhada solgun bir gül
Ara yerlerde kederlenir ay ışığının beyazı


Kimsesizliğimdir diyor bir yalnız
Dönüp çocukluğunu aradığı
Arka bahçelerde dalgınlaşır ay ışığının beyazı


Ali Asker Barut
( Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.592 )


Fatih Yavuz 06-03-2008 20:37



Aşkın Sonu Var Kalbim Ne Yapsın


sen o sevdiğim çocukları koştur yüzünde
hepsi birden taş atsınlar dalgınlığıma
sabırsızı, soruları en çok olan
dalıp çıksın halkalanan yalnızlığıma



saklı sözlerin şiir işli örtüsü
sonunda açtım seni bir ucundan
belki beni de çizer bakışlarına
bir gidip bir yüzüne bakan zaman



kötü şeyler öğrendim, biliyorum
damlamaya hazır bekler soruların imi
telaşla sana veriyorum o zaman
düşlerinden bile soyunmuş çıplak dilimi



sen o sevdiğim çocukları güldür yüzünde
çekip kaçırsınlar üstümüzden şiir işli örtüyü
bir durup bir esen sıcak rüzgarlar
yatağımızda saf bir gelgit kokusu



Zeynep UZUNBAY
Damar , Aralık 1997

Burcu Yalkın 07-03-2008 18:25

Yağmur Çisentisi <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />


gözlerime bakarken : bir yağmur çisentisi
seni unuturum dedi ***8211; unutmak yazgıymış gibi ***8211;
yeni bir dağ bulacaktı kendine, yeni kır çiçekleri
yeni bir gökyüzü, yeni kuşlar, ötüşler
yeni betonlar bulacaktı, yeni yüzler
yeni ses tonları, yeni saç biçimleri
yeni bir yer bulacaktı yani

yeni bir yer varmış gibi
eski suçlarından arınabilirmiş gibi insan
silkip atabilirmiş gibi geçmişti
gözlerime bakarken, öyle : bir yağmur çisentisi

sanki eski bir yer kalmış gibi

en eski yüzüyle bakıyor şimdi bana. en eski
dolgunluğuyla dudaklarının, en eski kıvrımlarıyla
gözlerime bakarken : ölüm
mavi bir yelkenliyi açılıyor denize
... sanki

eskimemiş bir bakış varmış gibi

bir mart denizine bakıp susuyoruz.
ölüyoruz hiç ölünmemiş bir geceyi
ay ışığı... dalgalar... savrulan kum taneleri
- ne kadar savrulabilir ki bir kum tanesi ***8211;
her şey bittiğinde yeni bir şey başlamalıydı oysa
- yoksa biz mi yanlış yorumladık kendimizi ***8211;

koynumuzda,
hala kutsal bir kitap gibi saklıyoruz o geceyi

saklamak yaşamak sanki.


Altay Öktem











(Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.603 )


Burcu Yalkın 07-03-2008 19:21



Tren


rayların daralıp katarı sırtından attığından
beri, üç gün-dört gece tünelde
beni hep yanlış anladınız şarkısı çalmıştı


trenin gecikmiş gelen numarasız vagonundan


ardından ısrarla bağıran bir çocuktu
her istasyon, sabah haykırmaları saklarken...
kimsesiz bir kazaydı tren


ölüleri birbirini beklerken yaşamın numarasız vagonundan


Ayhan Bozkurt










(Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.636 )







Burcu Yalkın 08-03-2008 23:23



KARASEVDA

ak bir yaban güvercini
gibiydin aşk
vişnelere
bulaştın kirlendi beyazın.


takılamayan
telli duvak


verilemeyen mendil


düşlerde
kaldın.


al üstüne mor giymiş
körkuyularda
körkuyularda


sevdadan delirmiş.


ah yüzüne bütün kapılar
kapanmış senin
ıtır
ve yasemin kokulu günah.


çıkılamayan yıldız
gidilemeyen iklim


kimbilir hangi limanda
hangi gemiye
yüklenmiş.


al üstüne mor giymiş
körkuyularda
körkuyularda


sevdadan delirmiş.


düşlerde
kaldın.


Behçet Aysan











(Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.182 )







Burcu Yalkın 08-03-2008 23:26



Ayna


kırılınca bir büyük ayna
şarkılar da yarım kaldı
büyü bozuldu, durdu saatler
suda suretimiz asılı kaldı.


yoktu, şehirler gezdim ülkeler
düşlerim sahipsiz kaldı
ve şimdi kim bilir nerdeler
gül güle değdi solmuş kaldı.


anıları öğütür değirmenler
bir aşk söyleyin ki bana
daha başlarken ölmedeler.


kırılınca bir büyük ayna
aşk bitti şarkılar yarım.


Behçet Aysan










(Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.185 )






Burcu Yalkın 08-03-2008 23:29



Beyaz Bir Gemidir Ölüm


sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
olurum


kötü geçen bir güzü
ve umutsuz bir aşkı anlatan


rüzgarla savrulan
kağıt parçalarına
yazılmış


dağıtılmamış
bildiriler gibi


uzun bir yolculuğa hazırlanan
yalnız bir yolculuğa.


çünkü beyaz bir gemidir ölüm


siyah denizlerin hep
çağırdığı


batık bir gemi


sönmüş yıldızlar gibidir


yitik adreslere benzer
ölüm


yanık otlar gibi.


Sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
ölürüm.



Behçet Aysan


(Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.186 )



Burcu Yalkın 11-03-2008 14:34



Perdeler Kapandı Öykülere


Benim adımdan öyküler yaz demiştin
sarnıcın sesine konuyordu serçeler
kanatlarında ne çok su türküsüyle öyle
kendimden dağlara akan bir sen seliydi kalbim.
Benim adımdan öyküler yaz demiştin
yitik korkularımı topla anız yangınlarından
incirin ballanışı,kumsalın ışımasını anlat ibibiklere
savaşlar için sus, açlıklar için, kan kokan enkazlar için
anlat mavi sevinçler içtiğimizi gece yarılarına dek
berkitilmiş hazlara çıkışımızı gök merdivenlerden.


Benim adımdan öyküler yaz demiştin
açıp kapısını yaylım ateşlerin
avcı önünden kaçan karacanın yürek seğirtmeleriyle
ney'de neyzenin, telde mızrabın kavrulmasıyla
eski mühürlerin kan kokulu ağzından çalarak doğruları.


Şöyle şimdi: Yılların çöreklenmiş yılanı kalbim
Bu şiltenin yüzü müyüm astarı mı?


Bir akrebin kendini sokmasına
bir alevin kendini yakmasına heveslendirip
yüzümün arka sokaklarına düşer
artmış bir öpüşme korkusu.


Öyküler sahnesidir yaşamın yüzü demiştin
Ömürden kalma bir şarhoşluğu oynuyor kalbim.


Bilsen Başaran




(Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.299 )


Burcu Yalkın 12-03-2008 23:25



Ağlayan Harfler


uzaklarda, çok uzaklarda
bir'i var;
hayatına teğet geçtiğim
söylemek mümkün, susmak ikimiz içinde en iyisi


pantolonumun ceplerinde ünsüz harfler var
bana bir şey olursa aralarına sesli harfler koyun


haritalar değişiyor coğrafyalarımda
şimdi faylar dikiyorum, aralarından sen damlıyorsun
gözlerin değiyor, cennete seni pay ediyor tanrı
-zuhal'e oturtuyor-


hayatına teğet geçtiğim
bir'i var;
söylemek mümkün, affet tanrım!


gün, uzanırken gecenin kollarına
açılsın dilinin pervazları, umudu kaşıkla
cümlelerin bağı çözülsün, sürgün versin dünya eline
masum muyuz yeni hayatlar kuracak kadar?
başkalarının eskiyen hayatları, belki de hayat dediğimiz.


hayatına teğet geçtiğim
bir'i var;
söylesem günahkâr olacağım, yoksun


kolay değil biliyorum baştan başlamak
uzun vadeli senetler yapmadım hayata
kısır döngü bu; adına dünya dedikleri
yüreğimin sesi olsaydı kömürleşirdi her şey.


hayatına teğet geçtiğim
bir'i var;
söylesem cehenneme gideceğim,
hüzün, sana giden en kestirme yol


harfler ağlaşıyor çaresizliğine
hayatına saplandığım
biri var.


Alper Akdeniz

Burcu Yalkın 12-03-2008 23:32



Bulantı/ şiir



''Yağmurla aktı yüzün camın iğreti teninde
Dönüp dolaşıp kaybolmalar gibiydin
Nasıl da direngen bir denizdin ellerimde
Gelinciğin boynu eskiden ince, kırılgan
Şimdi bir çınarla değiştir gövdeni
Kimin krallığına kar yağmadı ki
çingenelerden sonra?
İmlasız yazılıyor artık büzün sözcükler
Ve unutuşun o dağınık nostaljisi
Ne tuhaf seni boşluğa söyledim de
Deştim tenimin buğday artıklarını
Boynumun ikliminde açmadı hiçbir çiçek
yeryüzü çığlık çığlığa bir ceninsin
hadi kıpırda içimde, yar gövdenin gizini
en çığırtkan çağ bu aşk bunaldı gürültüden
Caddeler, vapurlar, otobüsler koşar adım
Serçelerin başı dönmüş saçaklarında
Bir orman ürküsü verir kentin uğultusu
İçe kapanık yatak odalarında Freud'su kokular
Ve her an düşmek korkusu gölgenin zindanına
Düşmek ve ağırlaştırmak göğün dibini
Kalbimde sartre biraz sancı, F tipi bir sıkıntı
Ölüm zambaklar topluyorum
Yeniden açılmak için sabaha
Bilmiyorsunuz rutubetimi kusuyorum yıllardır.''


Gonca Özmen

Burcu Yalkın 15-03-2008 00:06



Bir Kenti Ağlıyorum


Dün gece uyuyamadım
bir kenti ağlıyorum
gözlerimden kaçgın görüntüleri dökülüyor


dilini yitiren kent
söyle
bir yaşamı güzellemeyi
sana kim yasakladı


şiirlerden yaşama taşınmış insanı arıyordum
sen insanı tıkanan yollara...
akmayan sulara gizledin
bir çocuk babasını öldürdü
bir kadın bedenini
bir adam böbreğini sattı
söyle...kocamış kent
düşlerimi nereye bıraktın


Sevgilim...
bu kent beni hırpalıyor
bir gün...


söyle...
dilini yitiren kent
sana konuşmayı öğetirsem
düşlerimi kapatan örtüyü kaldıracak mısın
insana gülecek misin.


Berrin Taş

(Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi / Yılmaz Odabaşı s.422 )


şu Anki Saat: 05:47

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum