Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Şiir Sayfam (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=33)
-   -   sibel eylül şiirleri (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=3007)

sibel eylul 05-03-2009 14:42

dokunsan ağlayacağım
 
dokunsan ağlayacağım
dicle kıyısında / çıplak dağlarının ardında
hep denize ve ormana dair düşleri
çatısız toprak sıvalı evi
çıranın cılız ışığına düşmüş kimsesizdi gecesi

kaldır başını / kanadı ezelden kırık
kaldır / dik yürü görmesinler ezikliğini
kaldır utanacak olan sen değilsin ki

o kıyıda o cılız bedende çocuk olunacak yaşta
kamburuna verilirken terbiye hain sopalarla
hüzün düştü ya dokunsan ağlayacağım dediğin
şiirinin mısralarına

kaldır başını / dik yürü / utanmasın hüzünlü gözlerin
gel ben öperim yıkanmamış kirli yüzün
eskimiş pembe renkli çiçekli üstün
gel ben sarmalar öperim
kanadı kırık yavru kuşum

uzaklardan gelir çanların ve de ezanların sesi
sıradan bir görüş günü sabahı
paslı küflü aşılmaz yosun duvarları
bekler seni ocağın direğin kucak açmış prangada
kaldır başını / dik yürü / kırılmasın diğer kanadın da
kaldır / dökülmesin yüreğine gözyaşın / inci inci tanelerin

alevi sünni yahudi türk ve de kürt
ayırmadı ocağın direğin baban seni
koşarken kolların açık yaralı ve de özlemli
heyecandan / başka bir yaralıyı aldı koynuna
koşarken o hasret dolu kucağa / baban seni ayırmadı
prangada tanıyamadı yavrum

kaldır başını kanadı kırık yavru kuşum
gel ben öperim yıkanmamış kirli yüzün
dökülen her bir inci tanesi hüznün
şimdi dokunsan ağlarım
gel ben yine de saklar sarmalarım
gel dökülmesin inci tanelerin


sibel eylül


sibel eylul 05-03-2009 14:47

cansın
 
cansın

en siyahındayım
karanlıklarına büründüm göğünün
ne yapsan bulamazsın ki mavisini

en sönüğündeyim
kırık dökük yıldızlarının
ne yapsan sayamazsın ki kaçıncılıklarını
boşluğuna kayışlarımın

en derinindeyim
okyanusunun

ne yapsan göremezsin ki kördüğüm çölünü

cansın dediğim en hüzünlüsüne ilerleyişim
cansın hâlâ cansın hep yabancısın
bir zamanlar
bir yerlerde
sen ki tanıdık yollarda
varılamayacak olansın


cansın dediğim cansın kahırsın
ne yapsan geleceğime

hep yabancısın
cansın hâlâ cansın



sibel eylül

sibel eylul 05-03-2009 15:01

yüreğimin sesi
 
yüreğimin sesi



(yüreğimin sesi sensin uzat elini sevgilim)

yaşam yolu yokuşlu kaygan patikalar
dağların doruklarında girilmemiş yasak ormanlar
içinde sevgiyi ve huzuru barındırırlar
zaman zaman insanoğlu kulak vermez
kendi sesini bile duymaz
inançlarını kurban ederler
isli kara kazanlarda kaynatırlar
gözü kapalı kararlar
bir adım ötesi fark edilemeyen uçurumlar
bir yanın buzdağı kutuplar
bir yanın alevden
top yangınlar
soluğun tutulur yırtınır rüzgârlar parçalanır umutlar

(masumiyetim
çocuk ruhun sevgilim
yüreğimin sesi sensin
uzat elini / sevgilim)

seninle soğuk ve de boğuk değil azgın sular
bölünmez şirin uykular
imkânsız aşklar düşlerde yaşar
yüreğimin sesi sensin geç kalmış değiliz sevgilim
bilirsin ara sıra vahşi gülümser sevinçli çocuklar
iklimsiz yerlerde bakarsın çiçekler de açar

(masumiyetim
çocuk ruhun sevgilim
yüreğimin sesi sensin
uzat elini / sevgilim)


sibel eylül

sibel eylul 06-03-2009 01:40

güneşi içen
 
AR
(*kendi kabuğunda yaşayanlar
yıkın duvarları
yıkın
içinizdekilerden başlayın
* yüreğinizi yüreklerimizin yanına atın
için
için güneşi
için ki
karanlıktan aydınlığa
umudun yolculuğunda
el ele haykıralım
için ki
türkülerimizle
büyüsün çiçekler
yıkın duvarları
yıkın
içinizdekilerden başlayın
güneşi
için
için ki
sınırsız tarlalarda toprağa kök salalım
yıkın duvarları
yıkın ki
*merdivenlerimizin çengellerini yıldızlara asalım)



güneşi içen
çiçek
rüzgârı tutuşturur eteklerin
gökkuşağı tarlalarında
söyle
bunca çiçek arasında
kim buldu seni
hangi böceğin tozu değdi
kanatlarının karanlığına
susuz kaldın
kalabalıkların uzaktan duyulan
yaşam şarkılarına

güneşi içen
çiçek
çaresizliği gözlerine çizen
korkulu masalların
kurşun yağmurları
kirlenmiş cesetlerin ayaklarına
çökerken atomun kara bulutları
yüreğindeki göç
umudun mavi rengi
zamandan önce
tenini lekeledi
söyle
bunca karanlığın arasında
kim buldu seni

güneşi içen
çiçek
sevdanın gözleri
pencerene düşen ay ışığı
koparılmaya hazır bir çiçeksin şimdi
uzanamadı
karanın
minik ve ağrılı elleri
oysa
bakışlarının zindanında
ne de güzel
gizlenmiş bir hayat vardı
imkânsızlıktan
dökülürken ağacın yaprakları
ikiye sırt çeviren
cennet değil miydi
cehennem
asılı kaldı
kurumuş dallara

güneşi içen
çiçek
söyle
bunca giyinik arasında
kim buldu
çıplaklığını


*N.Hikmet



sibel eylul 07-03-2009 01:08

sözcüklerin
 
sözcüklerin

söylenmiş
söylenecek
ya da hiç söylenmeyecek olan
sözcüklerin
duymak istediğim bunlar değildi
sevgi paylaşıldıkça çoğaldıkça güzeldi
seni sen yapansa
açlıkları nasıl doyuracağını bilmendi

tanrıyı da aşkı da aynı çaputa doladım
şimdi hangi kör kuyudalar bilmem

bilmek de istemem
bensiz de nefes alabilirlerdi



sibel eylül


sibel eylul 13-03-2009 23:28

gerçeküstü
 
gerçeküstü
deniz yok
deniz yok bu ülkede
elinden tutup içine girebileceğin
ceketini iliklerken yaşama
aklın dünyanın dışında
herhangi bir yerde
duvarlar ardında
kelepçesiyle
mahremiyetini okşayan
şiirsel öğe
ay ışığı yalarken gövdeni
düşsel bir resimde
tek gözün kapalı
heyhat
burada eksik kaldı bir kelime
temayı anlatacak bir renk yoktu ki palette
seninki şaşılası bir saflık işte
deniz yok
deniz yok bu ülkede
aşk kırmızıyı üfledi de
yayı geren tanrının eli mi titredi
ıskaladı hedefi
heyhat
deniz yok
deniz yok bu ülkede
elinden tutup içine girebileceğin


sibel eylül





sibel eylul 13-03-2009 23:29

küçük zamanlarının yazılamayan kadını
 
küçük zamanlarının yazılamayan kadını

yastığına saklardı geceyi
öylesine düğümlerdi ki dikişlerini
kovalamak için
‘bu ben değilim ‘ dediği
terk ediliş sonrası kabuslarını


boş bir kâğıda kalem ucunun değişi gibiydi
küçük zamanlarının yazılamayan kadını

şimdilerde
ardından saatlerce konuştuğu
damarlarının en yabanından
en gizlisinden akıttığı
göçebe yolları vardı
sevdasının yürek atışlarına bağlayan
ateşlere sarmaladı seni
biriktirdi çuvala hüzünlerini
postalamak için kapına

gülümseyen öyküler düşleyen
kocaman kaçışları vardı
unutulmaya ve unutmaya dair
türkü dudaklının ıslaklığına
hasret mumları yaktığında
doğanın en vahşi yerinde
canlandın yeniden sen
küçük zamanlarının yazılamayan kadını


sibel eylül





sibel eylul 13-03-2009 23:31

uyku öncesi aceleci masallar
 
uyku öncesi aceleci masallar

aceleye gelen sözcüklerimizmiş
uyku öncesine sıkıştırılmış
içinde ‘hep beni anlat’ diyen çocuğun
mutluluk masallarıymış
yaşanılan günün ve yarının da olduğu
büyümeliymiş yarattığım koca dev
dün ise çığlıklarıyla hapsolmuş
dünle bugün arasında kalan an‘a
hadi sıra sende
aceleyle anlat
mutluluk veren uyku öncesi
bugünü ve yarını
içinde yine ‘ben’ olan masalını
sil dağarcığındaki bizi düşüncelere salan kelimelerini
sıradan olsun işte
küçük sevinçlerle bağ kuran
heyecanlı yarınlara sürükleyen
anlamlandır masalını
bir oradan bir buradan
yakala aceleci sözcüklerini
şaşırıp kalmalıyım
bittilere yeni başlangıçlar ekleyişine
koca dev’ini korkaklara sunuşuna
şimdi de sıra bende
tut işte bir yerinden
nasılsa sonu aceleyle gelecek
ama gülümsetecek yarının koca dev’ini
noktasız bir virgülle devam edecek
uyku sonrasında da
zamanı eritecek aceleye gelen sözcüklerimiz
içinde ‘bizim’ olduğumuz masalları
yaşayacağımız uyku an’ında da
seyredip gülüşeceğiz
cücelerin yarattığı kısırdöngüye
kovalayacak koca dev’imiz
başlangıçlara ‘merhaba’ diyemeyen
korkak cüceleri


sibel eylül




sibel eylul 13-03-2009 23:32

tutsak
 
tutsak

tutsak bir kadın yaşar
içine aldığın asırlık kovuğunda
varlığı buzlu camların gizemli hareketliliği
tutsaklığında öğrenmiş
sahte yaşamının yapay gülücüklerini
kapatır sislerle barınağını
çözemezsin yansımalarının
sende bıraktığı manayı
asırlık kovuğunda yılların nasırı
küflenmiş esareti kazıma çabaları
kıvılcımını görebilmek nedenleri
oysa kelebek ömrü kadar isteği
sabitliklerine rağmen
cehaletini bileylemiş
soğuk pınarların keskin sularında
buruşmuşluğa az kala
kıvılcımını görebilmek nedenleri

tutsak bir kadın yaşar
içine aldığın asırlık kovuğunda
sen de biliyorsun
sabrı ve cesareti kıracak
direnişlerine sarmaladığın zincirin
son halkasını da
oysa kelebek ömrü kadar isteği
yalpalayarak da olsa
aralayacak barınağının sislerini
görecek uğraşısının kıvılcımını
ulaşacak öpecek
özgür yüreklerin masum ellerini


sibel eylül


sibel eylul 13-03-2009 23:34

kâğıttan gemiler
 
kâğıttan gemiler

bir akşamdı
kıyıya vurup demir atmıştı kâğıttan gemileri
küçük derenin aşkına resimler karalamaktaydı
yaldızlı söğüt dalları
sevdalı dokunuşlarla karanlık sularına


bir akşamdı
habersizdi periler
yoksa
mutlaka
sihirli değnekleri okşardı
yalnız menekşenin
mor renkli taç yapraklarını

vakitsiz yakalanmıştı
haberi olsaydı
çoktan yüzerdi gemileri
hepsi bir an’da olup bitmişti
bir akşamda
küçük dere şarkılarını yalnızca
ay ışığında
yaldızlı söğüt dallarına söyleyivermişti

vakitsizdi
habersizdi
bir akşamdı
solgun mor menekşenin
kâğıttan gemileri
demir aldı yalnız ufuklara


sibel eylül


şu Anki Saat: 13:54

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum