Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Hergüne Bir Şiir (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=87)
-   -   Her Güne Bir Şiir (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=10)

emre gümüşdoğan 25-06-2007 15:25



TEN ORDA YIRTILIR


Karlı dağı tarttım ve söğütlerin
gölgelediği dereyi. Eşittiler
yeşim taşının oluştuğu ve
bebeğin memeden kesildiği
vakitlerde. Göreli nicelikler
ama kim emin niteliklerden?


Geçti geçen: Anımsamıyorum artık
kimdi ilk seviştiğim kadın? Belirsiz
sarıldığım gövde. Kemikli miydi sırtı,
var mıydı öpüşünde yeni sulanmış
bir bahçenin serinliği?


Yitirdi m anlamları çoktan;
duyumsuyorum ama çürüyen kökü,
aşınan bazaltı, yırtılan
damarını elmasın.
Siliniyorum mevsimlerden,
sayfalardan,oyluklardan;
uçucu bir kokuyum sanki.


Dönen de benim ama gecenin
hazinelerine. Giz dolu izbeler, yatak odaları,
açık unutulmuş musluklar : Yabanıl
evren kapılarıdır hepsi. Dinlerken
ve düşlerken, geçerim ormanların
ve toprakların karanlığından. Büyütürüm,
beslerim hayvanımı. Ten
orda yırtılır ve kıpkızıl kesilir gül.


"Dur gitme! Çok güzelsin" diyeceğimiz
an yok hala. Kara duygulu zamanın
tohumu içimizde yeşeren. Kendisi için
bile havada dağılan bir şarkı
herkesin yaşaması.


Biliyor, yine de ölemiyoruz.
Sararan yaprağında dal ın
akmayan çeşmenin kararmış taşında
bir ses tınlıyor masmavi.


Bilici! Sına beni alevinle
ve söyle: İğva mı bu
Baht mı?

Ahmet OKTAY
(Varlık 1121, Şubat 2001)

emre gümüşdoğan 27-06-2007 08:58



cuma ertesi çarşısı


yalnızlık çarşısından
dün sana bir düş aldım
ince gecelerinde
umut olsun güç olsun


şimdi içli bir kızdan
daha çok kapanmışsın
ayrılık şarkıları
artık sana duyarsız


bak yeniden diyordum
karşılaşsak başlasak
biliyorum boşuna
biz ikirniz değiliz


yalnızlık çarşısından
sen de uğra bir şey al
belki gelecek için
sedef nakış bir masal


Yaşar MİRAÇ
29 ekim 2006
kuzguncuk



Sözcükler / Sayı 7

emre gümüşdoğan 29-06-2007 21:26

ÇIBAN

işlek bir cezadır çocukluk bazen
yaralı tanrıları iyileştirmekle gidilen...

her uzak kimlik istiyordu ve tekrar.
rengi yok çürük bir besteydi ölüm
siyah kedilerin geçtikleri yerde söylenen
ve çürümeye terk dualardı sevgililer;
dilerim şehir soldursun seni
ısrarla ve giderek ıslata buruştura...

sonra onlar şüphenin kesikleriyle gittiler,
bir takım otlardan köprülerden/bulaşarak;
gömleklerini ve yanlışlarını babalarına giydirdiler.

yokluktan sızdırılmış saatlerdik.
yaslı bir geçmişi alır gibi açığa,
çürümeye terk sorulardı sevgililer;
--o bekar evlerinin sabırsız tüllerini
kaç isli ayrılık benzetecek
ömrün doğusunu üzen bir çıbana...

anı tozları, billur sözçiçekleri,
tafta şarkılardan yapılan gövden
aynada sürdürüyor şimdi
ölü bir roman kişisi olan seni.

çarşılar vermeyecek artık
eve kızan çocukların
vitrinlere düşürdükleri tanrının gölgesini.

hayal çöktü, su aşındı içimde.
korkarım--

acı çamaşırıma geçecek...

SERAP ERDOĞAN
E Dergisi, 2000 Şiir Yıllığı


Şiiri bizimle paylaşan Sevgili Hüseyin Alemdar'a teşekkürler...

CANSEL 06-07-2007 15:16

Her İnsan Ölür

Her bulunduğum yerde yitiriyorum seni

Yanıbaşımda olduğun oluyor kimi gün

Ya da ben oluyorum sessizce gözlerinde

Bir yaprak kımıldıyor hafiften

Bu sessizlik bir kasırga başlangıcı

Kükremeye hazırlanışı denizin

Bu, aslanların sarı, vahşi gözlerindeki ölüm parıltısı

Bu bir yerde erimek

Apansız yok olmak belki de

Ve sonra susmak, susmak yüzyıllar boyu

Beni unuttuğun bir uzak çizgide

Tuvale sürdüğüm boya değil artık

Kırmızı kan rengidir gözlerimin

En karadan daha kara yok

Oysa en beyazdın sen gecelerimde

O bana en yakın renkti tüy gibi

Buram buram sıcaklığını çizerdim duvarlara

Kokun bir tuhaftı çocuksu

Sonra katmerli bir gül gibiydi baygın

Gecenin en koyulaştığı o yerde

Düşerdi ellerime darmadağın.

Öten bir ishak kuşudur şimdi

Haber getirir ölümlerden, dinle

Yaşamak bir manga asker karşımda

Ateş etmeyin diyorum

Bir diyeceğim var

Gözlerimi bağlamayın

Son defa görmek istiyorum insanı

Göğü, güneşi, denizleri

Ve bu son ölümün olsun diyorum

Bir daha öldürmeyin beni.

Kibritim ıslak

Sigaram yanmıyor

Ne olur bir ateş verin

Bu ilk aldanışım değil

Bu ilk sönüşü değil umutlarımın

Ben bu denizin son kıyısıyım.

Bir cam kırıldı uzakta

Ta uzakta, içimde bir cam kırıldı

Bütün şiirlerim anlamsız şimdi

Resimler renksiz, şarkılar ruhsuz

Hiç bir şey artık avutamaz beni

Bakın, bir çağ devriliyor içimde sersefil

Son şair de kırdı son kelemini

İlk meşaleyi kim yaktı bu karanlıkta

Kimdi aydınlatan benim zindan gözlerimi

Sevilmek mi

O son artığı en ilkel çağların

Bir mağara duvarındaki en eski resim

Ya sevmek

Hiç sönmeden bir ömür boyu

O en güzel huy benimsediğim

Yıkıldıkça tutunduğum dal bu boşlukta

O en insancıl gerçeğim benim

Ben hep böyle yüzyıllar boyu sevdim

Çağlar boyu

Kopkoyu bir geceydi yaşadığım sevince

Ellerimi arardım, bulamazdım çoğu gün

Bir saklayan vardı beni

Bir tutan vardı

Sana yaklaşamazdım

Anlayamadığım korkular vardı içimde

Hep böyle seninle sensiz kalırdım ben

Bir kıvılcım sönerken

Bir yanardağ patlardı içimde.

Ko şimdi ben yalnız öleyim

Vur ellerimi ekmeğimi al

Tiksinir beni kim görse sensiz

Utanır yalnızlığım bana baktıkça

Aynalar mı

Hani nerdeler

Kimbilir kaç yüzyıl oldu kendimi görmeyeli

Adım mı neydi

Besbelli unutmuşum

Hadi vur

Hadi öldür

Kurtar beni ezilmekten çürümekten

Hadi gel, açtım kollarımı

Bir zaman

Ölmeye vaktim mi vardı seni sevmekten

Sen büyüyen bir sessizliktin içimde

Beni ben eden en duru ırmaktın

En güzeliydin mozaiklerin

Seninle maviydi gökyüzüm

Çiçeklerim sende yeşerirdi

Sen bambaşka bir evren yaratırdın

Sularımdan Güneşimden rüzgarımdan

Bak! Nasıl da her şey değişiverdi apansız

Şimdi bu karanlıklarda yapayalnız

Mavi mavi bir resim ağlar duvarlarımdan

Ben bir tohumum

Al beni toprağa ek yeniden

Neredesin hani ne oldun

Antik bir kadın başı mıydın

Yoksa bir deniz miydin eskiden

Yosunların kurudu mu öldü mü balıkların

Hani bir Nefertiti yaşamıştı eski Mısır'da

Yoksa o muydun sen

Hadi, anlat bana neydin

Belki de uzak belirsiz bir noktaydın sen

Öyküme girmeseydin

İnsan bir kere ölür

Her gün ölen umutlarımızdır içimizdeki

Paramparça olmuş sevgilerdir

Her aldanış

Yeni bir aldanışa hazırlar bizi

Zamanla renkler değişir

Donuklaşır anılar

Silinir üstümüzden

Güzel olan ne varsa

Görür içindeki bütün hayallerin olduğunu

İnsan yaşarsa.

Ve bir gün insan da ölür

Çimen gibi yaprak gibi

Sarsılır yeryüzü yerinden

Devrilen koca bir ağaçtır sanki

Durur atışları yorgun kalbimizin

El, ayak kesilir

Göz ölür, dudak ölür, kan ölür

Susar ta içimizde

Yıllardır çalan çalgı

Bütün teller ses vermez olur

Acılar diner

Ve bir gün biter bu çirkin oyun

Perde iner...

Ümit Yaşar OĞUZCAN

emre gümüşdoğan 06-07-2007 15:23



Saklı Su


Ürperen yaralara çıplak
Havaların değmesi
Acır.
Korkunuz nerdeyse
Bir şey söylenecek, bir şey sorulacaktır.


Sekiz sokak önceden sezmeniz
Adımlar yöneldi,
Bir daralış gönlünüzde
Ortalık karardı.


Anla sıkıntımı geç git dost,
Nedendir sorma.
Gür bitkiler altında bir benim için akar
Alıngan, onurlu
İstemez görsünler saklı su.

Behçet NECATİGİL

yılmaz arslan 07-07-2007 13:48



ŞAİR DOĞDUĞU ZAMAN





Miryana Başeva' ya





Şair doğduğu zaman,


eski kapısını açıverir gökyüzü


eşiğin önünde dize gelip başını eğer Tanrı


çünkü yeni bir evren doğuyor demektir-


şair doğduğu zaman





Şair doğduğu zaman


paslı baltalarına sarılırlar cellatlar,


sevinç şarkıları söylenir biley taşları dönerken


cellatlar işsiz kalmayacak demektir-


şair doğduğu zaman.





Şair doğduğu zaman,


Sokrates kafatasları tabutları kırarlar


ve tören müziği çalarlar inciklerle,


omurlarla...


ölüler için kıyamet zamanı gelmiş demektir-


şair doğduğu zaman.





Şair doğduğu zaman,


yüreklerdeki çanlar uyandırır çocukları


ve bayramlık giysileri içinde sevinçle koşar onlar:


düğüne mi ölüme mi çağrılıyız acaba?


Şair doğduğu zaman.





Şair doğduğu zaman


anneler ağlar sadece,


örtünerek alacakaranlığı,


dehşetle bakarlar bomboş kalmış beşiğe-


anneler kendileri için hiçbir şey doğurmazlar,


şair doğduğu zaman.





Stefan TSANEV





















yılmaz arslan 15-07-2007 10:54

Bu yakıcı yaz sıcaklarında, Gemlik' ten Serdar Ünver' in şiirleriyle serinlemek iyi olacak...

SEVİNÇ


Düzelttiği bir tosbağa
Ama sevinci dağlar aşar


MİNİBÜS


Göründü görünecek
Köyün minibüsü, şosede



Yükü tıkabasa kasaba



AY

Doğdu doğacak
Kel tepenin ardından



Bile yoksul yüreğim
Bile gözlerini


GÖK ANA


Sarar
Nice yoksul sayrıyı gök
Sevecenliği yıldız yıldız


ÖLÜM



Çok bir yazın ardından
Dalın suya değmesi...


Ölümü geç!

SERDAR ÜNVER
(Kuşlar Kanadı' dan)



EYLÜL AVLUSU


sabahları gevremiş bir yaz silkiyorum bahçeye
Anısız tuzsuz bir tutam sümbül oluyor usulca...
Belki
Seni ve yağmuru-


Bir eylül avlusu' nda


UNUTUR MUYUM


Duydum o tınıyı güz günüydü
Nasıl bir yağmur bilemezsiniz


Duldamda bir gül, güz günüydü


Duydum o tınıyı bilemezsiniz
Nasıl da bir gül diner dinmez


Yağmur ki duldamda güz günüydü

Unutur muyum!


ACIM OLGUNLAŞACAK


Acım olgunlaşacak; öyle
buldum onu. ıssız dağ yolları
yalvacı o: sesinde bin
koyak yankısı, gider gelir kendine


Olgunlaşacak acım; ne
dün: esirgenmiş gülücükler
ülkesi, ne şimdi: aynı
kokuyu giyiniş; çok önceki
ve az sonra süzülen, kaygıdan...


Acım olgunlaşacak; öyle
buldum onu.


ILGIM


Gidilirdi ve dönülür; bu çölden
az geçmedik önceleri...O zifir
gecelerde yitmediyse yolumuz, kum
ve rüzgâr bizdendi. Kum: safir


örtüsü yalnızlığın; ki durma çekerdik
üstümüze...Hatırla rüzgarı da;
ne güller sundu bize, yorgun...
Gitsek yine, geç değil; yansırız bir ılgımda...


Çün, zamandır çölde hüzün!


ÇALARZAMAN


Bildim nedir zamanı
Kurmak zaman dışına
Ve çağıl akışına
Açık etmek dört yanı


Çünkü böyle geçilir
Ölüm öte engebe
Ya da vurmak en dibe
Ne yok orda seçilir


O ŞİİRİ YAZMADIM


O şiiri yazmadım
Gitti geldi yazmadım
Gülçiçek kuşlar suece
Neler de neler
Girdi ama araya
O şiiri yazmadım


Az' dım bilmedim
Bin alıcı başımda
Diye belki serçeleyin
Anı- çalı dibine
Sindim de amanın
O şiiri yazmadım


SERDAR ÜNVER
( Eylül Avlusu' ndan)




Edited by: emre

emre gümüşdoğan 16-07-2007 10:34


MAKAS
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
oturmuyor hiçbir şey yerine <O:P></O:P>
kapak şişeye uymuyor, rüyalar yaşama <O:P></O:P>
ruhum yabanarısı, yüzüm üvey <O:P></O:P>
bir kadın soyundukça soyunuyor içimde <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
tıpkı ince bir telin kıpırdaması gibi <O:P></O:P>
ilk kar düşüyor yangına <O:P></O:P>
oysa patlamak üzere tüm evler <O:P></O:P>
adım atmak üzere bir halk <O:P></O:P>
davullar, sirenler, itfaiye erleri <O:P></O:P>
ayaklanmış bir şehre <O:P></O:P>
su serpmek üzere <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
korkma! yanmazsın, korkma <O:P></O:P>
uzun dar koridorlardan yürü <O:P></O:P>
perdesi inik odalardan <O:P></O:P>
kovulmadan, guguk kuşlarının ötüşünü dinle <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
sonra olduğun yerde kal <O:P></O:P>
yere bir iğne düşmüş de duymamışsın gibi <O:P></O:P>
adını al ucuz kompartımanlarda içilen şarabın <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
şarap ki en kıvrımlı boşluklarımızdır bizim <O:P></O:P>
dulların yas tülleriyle gelinlerin duvakları arasında <O:P></O:P>
mayalanır hüzünlerimiz <O:P></O:P>
usulca çeker yaşamın pimini <O:P></O:P>
ürkünçtür, bir bardağın yere düşüp parçalanmasıdır<O:P></O:P>
enlemesine kesmesidir bir caddenin <O:P></O:P>
bir başka caddeyi <O:P></O:P>
aslında komiktir!<O:P></O:P>
asılsız aşk ölümleri<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
oysa demirlerle duvarlar ne kadar da yakın<O:P></O:P>
yakın! yakın!<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Deniz DURUKAN<O:P></O:P>
yasakmeyve / Temmuz-Ağustos 2004


Edited by: emre

emre gümüşdoğan 17-07-2007 17:50



KORKULAR GAZELİ


fal bilmez bu işleri, içimiz yanlış bir korkuyla yırtılır!
inleyen bir gök tadında, uçmanın nafile sevinciyim, kuşlar yırtılır!
ruhum gurbet odası, sözler esrik, taşlar yorgun, hayat tuhaf, yollar yırtılır!
kendimi çaksam firtına, bir daha yansam çöl garip, köle yırtılır!


neyin tıkanıklığı bu yazgı, kendime katlanmışım, gecesi pusulanın yırtılır!
başım dönüyor kendimi öldürmekten, keder ezilmiyor, aklımız yırtılır!
yeter! bu şehri terketmek geliyor içimden, aramızdaki duvar yırtılır!
ay düşünür, ağaç bilir, gölgelerimiz bile yalnız, ışığı akşamların yırtılır!


şu zalimi kalbimden kazımalıyım. üşüyor mermer, sanki sular yırtılır!
ey saflığın yanık meleği, her yanım kanlı, şarap devrilir, sürgün yırtılır!


susmayan bir sıkıntıyım, toz kondurtmam buhar olan ne varsa, anılar yırtılır!
her şey hayâl oluyor, hiç uyumuyor gövdem, anlamın seması yırtılır!


boynum eskimeyen bir gam vaktidir, kırılır sesimizdeki arzu boşluk yırtılır!
bu gazel sarhoş bir yağmura benzer, kim nefesiyle kalmıştır, insan yırtılır!


Engin TURGUT

emre gümüşdoğan 19-07-2007 10:43

SUYILDIZI

<I style="mso-bidi-font-style: normal"> ***8220;Güzel şeyler düşünmeme rağmen<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal"> Durmadan ağlamak geliyor içimden.***8221;<O:P></O:P>[/I]
<O:P></O:P>
Taşların üstünde iri gözleriyle sıcak
Boynunu uzatarak
bize bakar. Bitişik bahçede
nar, çalgısını sürdürür, <O:P></O:P>
yaz günlerinin sonuna
ayarlı çalgısın!.
<O:P></O:P>
Görünüşte aklı başında herkes,
uyumuşuz da <O:P></O:P>
narın çalgısını dinleriz, yine
içerden.
<O:P></O:P>
Gevşek musluktan su damlar,
altındaki kaba <O:P></O:P>
basbayağı kaba <O:P></O:P>
incelen kaba. <O:P></O:P>
Sanki uyumuşuz da <O:P></O:P>
suyun sesini dinleriz, yine
içerden. Benzer şekilde.
<O:P></O:P>
Ay görülmüştür geçen gece,
sonsuz mumları kıpır kıpır
yanıpdurmuştur <O:P></O:P>
denizin.
<O:P></O:P>
Düşünceye çalan bir kırıklık
içimizde. İçindeyiz biz onun, <O:P></O:P>
sabah çiçekleri de oyalanırken <O:P></O:P>
gür bir şekilde, çepeçevre <O:P></O:P>
duvarların üstünde. Yine. Benzer şekilde.
<O:P></O:P>
Muzaffer KALE<O:P></O:P>
Ünlem / Ocak-Şubat 2004<O:P></O:P>Edited by: emre


şu Anki Saat: 00:31

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum