Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Hergüne Bir Şiir (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=87)
-   -   Her Güne Bir Şiir (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=10)

Hâdiye Kaptan 11-10-2021 20:13

Kadın sen nesin
 
Nesin, anlayamadı seni hiç kimse!
Dikkat ettim arkandan gelen her gelen sese;
Her ağızda bir türlü değişti adın...
Diyorlar ki: “Ne çılgın, ne meçhul kadın!
Bilinmez, anlaşılmaz ne istediği;
Değişir her saniye, her an dediği.
Bazı öyle durgun ki sanki bir kaya!
Dalar gökte parlayan kızıl bir aya,
Ne düşünür ne duyar, kimse bilemez,
Ruhunun tozlarını bir el silemez.
Dudakları kilitli aylar geçer de,
Açılmaz yüzündeki esrarlı perde.



Bazı bir çocuk gibi şakrak, neşeli,
Sanki gülmek, eğlenmek bütün emeli.
Güler kahkahalarla yese, sevince;
Sesi bir musikidir, sevimli, ince;
Efsaneler dinletir sırra ruhunda...
İçinden neşedir hep çıldıran, coşan...



Bir de bakarsınız ki gözlerinde yaş!...
Bazı, çılgın; neşeli; bazı da bir taş
Olan o kadından hiç eser yok şimdi.
O bir lahza evvelki şen çocuk kimdi?
Ruhunda en acı bir matem çağlıyor...
Ne genç kadın kim için, neye ağlıyor?
İşte o da bilinmez, anlaşılamaz...
Ah, o kadın bir zirve ki aşılamaz;
Bulutlara gömülü, göklere yakın,
Başın döner erişmek isteme, sakın!...



Bazı, o çok güzeldir, şah eser derler,
Güzelliği de ruhu gibi derbeder...
Bakarsınız rengi kıpkızıl bir ateş;
Gözleri kor saçan bir çift siyah güneş.
Saçları siyah mı, yok, kumral; dağınık;
Dudakları ateşli, sevdalı, yanık...



Çok geçmez o da geçer; sararır sular,
Güneşli çehresine sis, hazan dolar...
Bakarsınız ki çirkin! Karanlık, renksiz!
Ateş renkli güzelden kalmamış bir iz!



Bazı duramaz bir an bile yerinde;
Bin bir yere konar bir dal üzerinde...
Canlıdır, bîkarardır, uçan bir kuştur;
Gökten göğe kavuşmak ister, sarhoştur.
Sonra düşer kırılmış gibi kanadı;
Gözlerinde o çalak günlerin yadı;
Hareketsiz bir ufka dalar bıkmadan;
Alakasız her şeye, yansa da cihan!...”



İşte sana çılgın bir çocuk dediler;
İşte sana neşesiz, soğuk dediler;
Sana dalgın ve hissiz, aptal dediler;
Bir nefesle kırılır bir dal dediler...
Sana hem güzel hem de çirkin dediler;
Sana bazı genç bazı geçkin dediler;
Sana çapkın, sana şuh, olgun dediler,
Kalbi bir bir aşk ile dolgun dediler;
Dediler... Hep dediler; diyecekler de...
Seni kim anlayacak; ah, o eş nerede?...


Şükûfe Nihal Başar
( 1896 - 1973 )





Hayat, C. 4, Nr. 92, 30 Ağustos, 1928, S.19

Hâdiye Kaptan 11-12-2021 20:56

Kuş ölür sen uçuşu hatırla
 
Kim vurduya gitti aşkımız faili meçhul değilse nefsi müdafaadır...
Ellerimizdeki kelepçenin anahtarı sende


Kavgamızın tek seyircisi bu şehir
Tutunduğumuz tek dal içimizdeki isyandır


Söyle sevgilim sen söyle
Akan kanımızın hesabını kime soracağız?
Kim toplayacak gözyaşlarımızı
Kim koyacak sevgiyi içimize


Gittik gittik gittik
Acılara gittik
Keşkelere gittik
Ben sana sen bana gittik
Sonra öğrendik ki dünya yuvarlak, kaldık


Sen bağıra bağıra ağlardın ben susardım
Sen duvarları yumruklardın duvarlarında ellerinin izleri kan içinde
Ben içime içime oyardım kendimi
Sen çimenlere yatıp uyuyakalırdın
Ben banklara tünemiş uykusuz
Sen ot içerdin duman kusardın geceye
Ben tek sigaralık ciğerimle öksürüklerde
Sen aşka inanmazdın sen inanmazdın
Ben maviye inanırdım
Boynumdaki yorgun damarların mavisine
Beyaz dalgaları omuzlayan deniz mavisine
Denizin bittiği yerde başlayan göğün mavisine inanırdım
Bi de ensemde ki dövmeye inanırdım


Kuş Ölür Sen Uçuşu Hatırla …




Furuğ FERRUHZAD

Hâdiye Kaptan 16-12-2021 18:48

Kan reçetesi
 


Kara bir gök için çok şey söylenebilir elbet


İşte benim bulutum
pas tutmamış sözcüklerden örgülü bir ağıt
alnına halk sıçramış neferlerin çılgar gözleriyle
sana
ey rengi tarihini utandıran elbise


Yüzün hiç yabancı değil
sen eski borazanların gedikli çalgıcısı
sesine küflü ambarların kokusu sinmiş
irin salgını, cinayet fotokopisi ve kangren depolanmış
eskimiş tarih satıcısı ambarların kokusu.


Burnum duymuyor ama seni
uslanmış ıtır kokusunu da duymuyor
benim burnum
benim burnum
vahşi dağ çiçekleri, bozkır gülleri ve devedikenlerinin
kırları genişleten halk kokusuyla yanıyor
genzim çatlıyor
genzim çatlıyor ve seni de çatlatıyor
el illizyonizmin sırça küresi.
sana kim sus dedi Kalbim.
Dünya bir ateşten top gibi kavruluyorken
toprak güneş sıtmasıyla sarsılıyorken
burda, orda, öte yanlarda
alınterinin öfkeyle fışkıyan şavkı
yeryüzünü yeniden biçimliyorken
ve depremle sarsılan halkların beyni
illizyonizmin büyüsünü bozuyorken
seni kim büyülemek istiyor Kalbim.
Bildim hiç kuşkusuz
su yılanları, yeraltı fareleri ve akbabaların koruyucusu
çarpıcıların, kemirgenlerin, leşçilerin
şaşırtılmış kolcusu.

Usul usul da gelsen, harlayarak da gelsen
el illizyonizmin güleryüzlü büyücüsü
masken kandırmıyor çoktandır beni
beni ve benim gibi
dünyaya kanından dürbünle bakanları
soluğu cehennem yakanları.
Çünkü biz hayatı kendi aynasından gördük
biliriz sırça kürenin yaldızındaki puştluğu
Ey tırnaklarımı büyüten tahammülsüzlük
beynimde hora tepen on sivri bıçak
senin kendi damarında denediğin keskinlik
halkının alnındaki tomurcuğu patlatsa da
kan kendini aldatmaz
kan kendini aldatmaz


Kalbim!
bu acıya dayan
varsın işkenceler dağlasın seni
duru bir gök için vahşete katlananlar
acıyı bir silah gibi göğsünde saklamalı


Kalbim!
bu acıya dayan
bu acıya dayanman için
yaranı iyileştirmek için sana
parçalanmış gül cesetlerinden bir reçete

vereceğim

vahşet dağlarından kızgın kemik külleri
işkenceler ovasından kan dölleri
ve yangınlar vadisinden dehşet bir ateş.
Kan kokusu büyüyü bozmak için
Kemik sıcaklığı sırça küreyi eritmek için
Ateş kırmızısı göğü aydınlatmak için


Böylece dirilir içindeki gül cesetleri bile
dirilir ve o zaman
çılgın bir şafakla tazelenen gökyüzü
bir taze tomurcuk gibi açar
kanıyan alnında senin.


Kalbim!
sen varsın
sen tökezleyen bir şarkı değilsin
ne de uzun, yanık havalı türkü
sen kendinin ezgisisin.


Yırt öfkenin sabredilmez dağarcığını
dağılan, saçılan ne varsa hepsi senindir
kara bir gök ancak bunlarla arınır
ve elbette yeter bunlar sırça küreyi dağıtmaya
acı diye ne varsa hepsini onarmaya


Kalbim!
elimden tut
elimden tut
sensiz birşey yapamam.

(Kasım 1971 - Yansıma)


Arkadaş Zekai ÖZGER

Hâdiye Kaptan 25-12-2021 19:56

Baba bana bağırma
 
yol ıslanmasın diye
şemsiye açanlara...



baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
tenorlar kaçtı ses tellerinden
çevreye saçıldı yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba
baba bana bağırma
bayrak direklerine konan kartalları anlat
uzun uzadıya
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle vah hah ha
şans yıldızlara özgü bir yalan baba
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna

yalanları yazdım defterime hiç unutmadım
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları
çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların

hiç unutmadım
sakallarını yüzlerinde
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
Uğur Mumcu'yu biz yapan bombanın

hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam ağacısın
kar yüküne dayanamayıp kırılan
ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba


baba bana bağırma
bir kulağımdan giriyor sözlerin
öbür kulağımı tıkıyor
Buenos Aires'te olsaydım diyorum içimden
Eva'nın peronunda
karanlıktan kuşlar çalan bir tren
bir bıçak kaçağı
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde
burada, tam karşında
hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi
yol alırdı saatler
karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı
Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba


baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için


baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma baba
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir


Akgün AKOVA

Hâdiye Kaptan 27-12-2021 18:54

Sinemalarda iki rüya birden
 

bu gece sinemalarda iki rüya birden
hangi rüyayı oynatsa makinist
anemin gözleri şangır şungur
şark karışık,garp taşlık
insana hangi şarkılardan gidilir

bu gece camlarda iki perde birden
hangi perdeyi oynatsa kuklacı
ellerinin işaret parmağı kırgın
dallar yokuş, dağlar iniş
aynalara hangi yüzden gidilir

bu gece rüyalarda iki film birden
hangi sevinci görse nafile çocuk
beş dakka ara ve gazoz ferahlığı
gurbet hüzzam, sıla klasik
az'lara hangi fasıldan gidilir

bu gece afrika'da iki menekşe birden
hangi çiçeği oynatsa hayali küçük ali
gülhane'de nazım açan ceviz ağacı
imgeler asi, şairler doğuştan siyahi
afrika'ya hangi cazdan seksek gidilir

bu gece sinemalarda iki anne birden
hangi çocuğu oynatsa yazlık yağmur
devletbabalar sinemasız reisicumhur
anneler faslı, çocuklar dahilden gazel
annelere hangi çocuklardan gidilir


bu gece aşklarda iki aşık birden
hangi öpüşmeyi efsunlasa aşık
her alışkanlığın sonu evvel ayrılık
aşklar kandırma kuvveti, aşıklar su
aşklara hangi aşıklardan gidilir

bu gece düşlerde iki şiir birden
hangi şiiri yorumlasa acemi şair
evvel şairin sonra şiirin kalbi kırık
ölümler leyli meccani, kuşlar azınlık
askerlere hangi annelerden gidilir

bu gece devrimlerde iki devrimci birden
hangi devrimi ağlasa çok bilmiş devrimci
devrim ölür annesinin şarkılarına gömülür
her aşk devrim her aşık devrimci
devrimlere hangi aşklardan gidilir


Sezai Sarıoğlu


Yaratım, Mart-Nisan 2004

Hâdiye Kaptan 19-01-2022 22:10

Acıyor
 



Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
Kış geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse


Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar.


Turgut Uyar



şu Anki Saat: 02:29

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum