Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Hergüne Bir Şiir (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=87)
-   -   Her Güne Bir Şiir (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=10)

aysun colak 13-01-2012 11:44

ÖLDÜRMEYECEKSİN

"Asla öldürmeyeceksin"
...................Tevrat, Göç 20

"Senden önce inenlere, sana inen kitaba da inanırlar...Onlar
Tanrının gösterdiği doğru yoldadır, onlar kurtulurlar..."
................................................Kur'an, Bakara Suresi

Dinlerin buyruğuydu
Öldürmeyeceksin
Tapınaklarda çaktılar çarmıhları
Elleri kanlı camilerden çıktılar
Kalem kırdılar yargı yerlerinde
Peygamberlerini dinlemediler

Kudurgan dalgalar
Tekneleri yutar denizlerde
Çöllerden esen yeller
Ekinleri kurutur
Bil ki umut yeşildedir
Yenilmeyen yeşilde

Benim küçük serçem
Kanaryam bülbülüm
Kuru dal çalı diken
Konmuş ötersin

Öt sen, öt, kardeş sesin
Sulara rüzgârlara karışsın
Zalim ürksün sağır işitsin
Öldürmeyeceksin!

Necati CUMALİ

Hâdiye Kaptan 14-01-2012 01:50

ADIMLAR
 
Adımlar

bir adım attığım yerde
ne vardı ki
gitmemle kayboldu

her adımımda
sonsuz ben'leri koyuyorum
boşluğa
ve yine ben dolmuyorum

geçip gittiğim yerlerden
iç içe
öne
ve arkaya bakan
bir sürü
ben
ler
koymuşumdur
eskileri çocuk
şimdikiler ihtiyar

Asaf Halet Çelebi

Hâdiye Kaptan 15-01-2012 00:34

FİLİZKIRAN FIRTINASI
 
FİLİZKIRAN FIRTINASI



evler yemen türküsü
sokaklar seferberlik
öyle bir gariplik ki
öyle bir tedirginlik
yaz başında güz sonrası

ayvalar çiçekteydi
güller daha tomurcuk
açıl demişti güneş
açılmıştı kıraçta kış elmaları
çözül demişti güneş
çözülmüştü yılanlar karanlık odalarında
dallarda yuvalar tüy kokuyordu
düğünçiçekleri şenlikli


gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası
ne dal kaldı ne tomurcuk
yerden yere çaldı otları ağaçları
insan yüzlü bir korkuluk
üşüdüm dünyalarca
baskın yemiş bir kent gibi üşüdüm
sergen etti filizleri sapsarı bir karanlık
bahardan kışa düştüm


acılı günler gördüm
sığdıramam bir tek günü bir koca yıla
geceler geçirdim yoz kentlerin bulvarlarında
nice baharları kışlara gömdüm
uzak düştüm yelinden yelvesinden acılı yurdun
uzak düştüm umudundan mutundan
yomundan uzak düştüm
bunaltının böylesini görmedim


severim fırtınanın her türlüsünü
ormanlar uğultulu sular dalgalı
severim filizkıran fırtınası'nı
kırıp kanatmıyorsa sevincin türküsünü
nerde benim baharım
dalım yaprağım nerde
gece çökmüş üstüne kerpiçsel yalnızlığın
sanki kaplan pençesinde bir manda böğürtüsü
ne kuş kalmış ne çiçek
ne kırmızı ne yeşil
sapsarı karanlıkta yerler bahar ölüsü



Hasan Hüseyin Korkmazgil

aysun colak 15-01-2012 12:19

GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ

Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
........................... kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
................................................esmer alınlarında
...............................bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
...........................güneşe giden
................................................köprüden
......................................................geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!
Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
...............................................yırtarak
.........................................................gerindik!
Sıçradık;
...............şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
...............kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
......................................şaha kalkan atlarını!

...........................Akın var
........................................güneşe akın!
..............................Güneşi zaptedeceğiz
...........................................güneşin zaptı yakın!

Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
...........................göz yaşlarını
...........................................boynunda ağır bir
.......................................................................zincir
.................................................................................gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
...................kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
İşte:
...........şu güneşten
...........................düşen
..................................ateşte
..............................................milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
....................düşen
...........................ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!

...........................Akın var
........................................güneşe akın!
..............................Güneşi zaptedeceğiz
...........................................güneşin zaptı yakın!

Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
....................kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
......................................................o «an»
.............................................................kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
......................................................yükseliyoruz
...............................................................güneşe doğru!
Ölenler
...........döğüşerek öldüler;
...........................güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

...........................Akın var
........................................güneşe akın!
.................................Güneşi zaaaptedeceğiz
...............................................güneşin zaptı yakın!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
...........................kıvranarak
.........................................ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
...........................emreden!
Bu ses!
..........Bu sesin kuvveti,
....................................bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
......................................................vuran,
onları oldukları yerde
................................durduran
...............................................kuvvet!
Emret ki ölelim
.......................emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
.................coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

...........................Akın var
.....................................güneşe akın!
................................Güneşi zaaaaptedeceğiz
................................................güneşin zaptı yakın!

Toprak bakır
................gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
...........Haykıralım!

1924

Nâzım Hikmet RAN

Hâdiye Kaptan 16-01-2012 12:51

SİTARE
 
SİTARE



Nerden çıktın karşıma böyle Sitare?
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde,
Kirpiklerin yüreğime batıyor.
Telaşlı bir kalabalığın ortasında
Ayaküstü konuşuyoruz,
Nedim'in nigehban* nergisleri gibi
Üstümüzde bütün nazarlar.
Çok utanıyorum Sitare,
Dün oturup hesap ettim,
Sen doğduğun zaman
Ben bir askeri mektepte talebeymişim.
Sen bilmezsin Sitare,
Burada gündüzler, çekip durduğumuz bir mercan tespih,
Geceler, içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu.
Her akşam dokuzda yat borusu çalardı,
Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı.
Bir derin uykuya atardım kendimi,
Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı,
Ben de onu alır anamın düşlerine kaçardım.



Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum,
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı, anlayamıyorum.



Seninle konuşurken Sitare,
Aklıma yıldızlar dökülüyor.
Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde,
Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan,
Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında.
Gökyüzü salkım salkım,
Zigguratlar tıklım tıklım,
Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım.
Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım,
Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan,
Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım.
Gözlerine baktığım zaman Sitare,
Bütün çöllere ay doğuyor.
Yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays'ı, Antere'yi, A'şa'yı.
En kuytu vahaları dolaşıyorum,
Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitare.
Çadırla su arasında bir cılga* var.
O cılgada, narin ayak izlerin var,
Durgun suya düşüp kalmış gözlerin var.



Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum,
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı, anlayamıyorum.



Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun,
Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun.
Biliyorum içinde bir sızı var,
Bıçak ağzı gibi bir sızı var.
Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan,
Züheyr'in Suad'ı gibi keremsiz kılan.
Kuzeyden güneye,
Güneyden kuzeye,
Heyy! Gidip geliyorum bu çöllerde,
Kureyş'in heybetli ve inatçı develeri,
Hiç aldırmadan benim esmer sevdama,
Geviş getiriyorlar ufka bakarak.
Ben kaçıp Yesrib'e sığınıyorum,
Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum.
Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif.
Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum,
"Ah minel aşk-ı ve halatihi.."*
Çok eski bir gerçektir bu biliyorum.



Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum,
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı, anlayamıyorum.



Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
Ve ikimizde ıslanıyoruz.
Ben ne yağmurlar gördüm Sitare,
Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım.
Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın,
Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
O şehirde sırılsıklam gezerdim.
Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan,
Tapınaklar insanları safra gibi atardı,
Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı.
Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim.
Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında,
Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk.
Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun.
Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun.
Kaşı karam, gözü karam, saçı karam,
Umay gibi yumuşak huylum,
Nerden çıktın karşıma böyle?
Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime,
Asya'nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime.
Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare,
Adam akıllı yorulmuşum.
Ellerin böyle olmamalıydı,
Ellerine acıyorum
Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum.
Durup durup ıssız yerlerde,
"güçlü ol ey kalbim, güçlü ol,
Daha çok işimiz var" diyorum.



Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum,
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı, anlayamıyorum...




Dilâver Cebeci( 1943 - 2008 )

Hâdiye Kaptan 17-01-2012 01:04

PAY TADI
 
PAY TADI

gökyüzü dediğin bir dilim ekmek
bal sürdük üstüne
karanlığa çiçek ekerek
çıktık güneşe
bölüşmeyi bir öğrenebilsek
gök de bizimdir yerde

İbrahim Yıldız

Aslı Aydın 17-01-2012 13:19

TÜRKİYE KADAR BİR ÇİÇEK


Soğuk suda çarpa çarpa yıkadım
Yüzümün niyeti bir aşk şiiri


Ayçiçeği
Gümüş çiçeği, Kavun Karpuz Mevsimi
Çiğdem: yağmur sonu çiçeği
İlk cemreden sonra bulduğumuz çiçekler


Gül güldür, Gül de güldür
Ben bu kadar anlarım bu işten


Ekinler sarardı biçtik güz geldi
Eskiden sevdiğim kızlar çiçeği
Öpemedik birbirimizi işte bunun çiçeği
Tay gibi dururdu tay gibi bir kız çiçeği


Benim poliste kaydım varmış, hohho
Poliste kaydı olmanın çiçeği


Bir dâvet olan çiçek
Süslerler eteklerini kikirdeyerek
Kaymakam evlerinde yastık çiçeği
Diz çiçeği. Türkçenin en ayıp kelimeleri
Dul, Baldız, Bizim Güveyi
Bacanak çiçeği, ayıp çiçekler


Yüzünün ve taranmanın çiçekleri
Entarin düzelirken açan çiçek
Bir dâvettir çiçek ve çok kere gidilemez
İnsanın dairede işi vardır çünkü


Amerikan polisinde bile fotoğrafım var, hah
Hangi hırsızın polisi, hani ev sahibi


İyisin sevgilim, aceleci ve sabırlı
Belki de barışa bir savaşla varılır
Çünkü işleten sevgiyi
Öfkenin kurucu meclisidir
Tarihi hızlandırmanın çiçeği


Senin saçlarında bir Macar kırmızı var
El yazması Kur’anlar
ve Benim yanaklardaki Çerkeslik
Daha bir sürü çiçekler


Senin de bir kaydın bulunmalı loy
İyisin, demek ki iyisin, sabırlı ve aceleci


Kadınlar Mevlûdu, şerbet çiçeği
Geldibirakkuşkanadıylarevân ve benim uykum
Ki güzel çiçektir her zaman
Hâfız kadınların fingirdekleri
Tüccar, telsizciler, terlikçiler
Aklımda bir kasabanın çiçeğini tamamlar
Hamamı hergün turşu kokar


Demek, düğünlerde böyle oynarlar
Gözleri duvarlara, tavana bakar
Köylerin solgun aşk çiçeği
Düğün ne kadar uzundur, Sağdıç çiçekleri
Güveyi pencereden bir silâh atar
Kızevi utanarak tarar sakalını
Göğe bir duman çiçeği salınır


Kaydımız olsa da olmasa da sevgilim, ohho
Kaç kere yıkadık birbirimizi


Ayçiçeği
İş becermişlerin yüzündeki çiçek
Kurtuluş Savaşının kaşındaki çiçek
Asyada kabaran ekmek çiçeği
Beş bin yaşından bir komutan


Sen bu kadar yüreklisin
İnce çekingenlik çiçeği
Ha dediklerinde dağda olursun
Ha diyeceklerin ağzındaki çiçek
Umudun çiçeği
Türkiye kadar bir çiçek


Yüzünün niyeti bir aşk çiçeği
Bir kalkışma yüreğindeki çiçek


Ergin Günçe


Hâdiye Kaptan 18-01-2012 00:19

BENİ BAĞIŞLA SENİ SEVİYORUM
 
BENİ BAĞIŞLA SENİ SEVİYORUM


Beni bağışla aşkım,
Aşkımı hoş gör artık
Beni hoş gör, beni bağışla,
Seni seviyorum.

Yolsuz yordamsız bir kuş gibi öksendeyim
Yüreğim tir tir, örtüsünden kurtulmuş
Şimdi yoksul, şimdi çırılçıplak, şimdi soyunuk
Acını esirgeme benden,
ko sarınsın yüreğim
Ko giyinsin, ko kuşansın,
ko örtünsün.
Sonra
beni bağışla aşkım,
beni hoş gör,
Seni seviyorum.

Eğer bir lokmacık bile sevemezsen beni,
Hiç mi hiç sevemezsen eğer
Acımı bağışla, beni hoş gör,
Seni seviyorum.

Bana öyle eğri bakma, ırak durma ellerden
De, kuytuma çekilirim,
de karanlığa kavuşurum
Sımsıkı tutarım ellerimle utancımı
Sarıp sarmalarım, dürüp bükerim
O an yüzün eğ benden aşkım,
kaçır benden
Beni hoş gör, beni bağışla,
Seni seviyorum

Gün gelir, hayalin erişir karanlık yiter
Meyil verirsin bana, gün gelir
Şimdi çaresizim, yalnızım,
olum kanadım kırık
Beni bağışla aşkım,
Beni hoş gör,
Seni seviyorum

Seni seviyorum,
yüreğim mutluluk selinde
Kapıp koyveriyor kendini gurbetlere varıyor
Gülme bu korkulu gidişime,
Gülme bağışla Aşkım
Beni bağışla, beni hoş gör,
Seni seviyorum.



Rabindranath Tagore

Aslı Aydın 19-01-2012 19:58

Bir Kapının İki Yüzü

bir kapının bir yüzü gökyüzüdür
bir yüzünde ağıtı gizlidir tüm annelerin.

içerde biçilen sözcükler çınlar / süt kokan ağızdan
bir bebek uzun yolculuğuna çıkar uykunun ufkunda
sobanın parlayan alevleri resmini çizer yalnızlığın
içerde sözcüklerin masalları dokuyan sıcaklığı
seferberlik trenleridir cephede kalanları anlatan.

içerde begonyanın damarlı yaprakları bir haritayı
tamamlar
duvarda türküler içmiş bir saz salınır
akordlu telleriyle
mayıslardan fotoğraflar / yürüyen seslere yaslanmış
şiirler
saatin çalışkan yelkovanı / tembel akrep
kutsal kitabın çöl ikliminden sağılan sesi.

dışarıda çınarın dalları tarihle kucaklaşır
karanlığın ellerinden kurtulan güneşin bilge yüzü
dökülür kapının bir yüzüne
dışarda ayın karanlığı biçen ışığı / suyun kanayan
sesi
kuşların sokulgan uçuşları sirenlerin ürperten dişleri
korkuya teslim olmuş duvarlar.

gecesefaları yaseminlerle kolkola / bir buhurdandır.
düşlerimizi havalandıran
dışarda bir hüzün yeli dolaşır / parmakları
tokmakların tozlarında.

içerisi sevgiye akar sesimiz yettiğince
dışarısı hüzne sefer eyler düşlerimizi içerek.

Ahmet Özer
Dize Dergisi Kasım 2000 sayısı

aysun colak 22-01-2012 14:16

SESSİZ MÜZİK

Sen kış güneşi misin
Yakarsın ısıtmazsın

Bir ırmağın ortası yoksa
Seni mi hatırlayacağım

Bu dünyada olup bitenlerin
Olup bitmemiş olması için
Ne yapıyorsun

Sizin evin duvarları taştan
Dumanı da mı taştan

Seni kız arkadaşlarından
Sevinç gözyaşları içinde
Öpen olmayacak mı

Ezberlediğin şiir
Beklediğin adam

Sezai KARAKOÇ


şu Anki Saat: 23:41

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum