Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Hergüne Bir Şiir (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=87)
-   -   Her Güne Bir Şiir (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=10)

Sibel Katırcı 17-01-2010 15:10

Anadolu Mozaği

efkâr Bitlis'te bir akşamüstüdür
Siirt'te azap, Alaplı'da tasa
nice atlılar gelip geçti tarih boyunca
Lidya'da bir güzel zeytinler kanar

Efes Celsus'ta İlyada Homer okunurken
henüz yazılı dile geçmemiştik o zaman
atlarımız vardı bizim rüzgârdan devşirdik
bükemediğimiz bileği öpmesini bilirdik

İskender Hierapolis'ten aşşağı bir kartal gibi süzülüp
Denizli ovasında ordusunun başına konmuş
İskenderun'dan geçmişler işte tekerleklerin izleri
tarçın ve karabiber kokuyormuş çöl rüzgârları

Kleopatra Çıralı'da aşka gelmiş çırılçıplak yüzüyor
mızraklar parlıyor, ayışığında yakamozlar kıpırdıyor
Julius Sezar yalın ayak denize yürürken
ateşler Olympos'un karnına bir tanrı bırakıyor

Herekliya bir gece Ereğli'ye ter içinde varmış
Selanik'ten bir kalyonla doksan günde gelmişler
beş yüz kişi epey kalmışlar krallar gibi
denize dönmüşler sonra kürekler alesta vira

Damalis'te yazlık saray vardı bir zaman
sene milatdan sonra sekiz yüz filan
Thedores fahişeler kraliçesi, müşterileri Ceneviz'den
Boğaz'da mercanlarla çinekoplar karışık











Rumi at sırtında girmiş Konya'ya henüz onsekizinde
peşinde bir Afgan bulutu süt gibi ak
kaplanlar dadanırmış tepelere gözünde korku yok
Meram ovasında kayısılardan ballar sızıyor

Horasan'da Araplar çok dövdü tövbe dedik
çareyi hemen Merzifon'a ilerlemekte bulduk
aç olanlara pastırma kımız yoğurt mayaladık
Angora önlerinde günlerce halimiz perişan

Anadolu epey doluydu bizden önce de
yine de bizi bağrına bastı eksik olmasın
Roma hamamlarında yıkandık sütunlar mermer
Bergama'da bir güzel kadife güneşe boyandık

Nasreddin bir mağarayı güldürmüş Göreme'de
hâlâ yankısı döner gelir Ihlara vadisine
lazlar bile tutamamış kasıklarını duyunca
rumlar da kıkır kıkırmış bizimle birlikte

Hacı Bektaş'ın yüzü öteki dünyadan bakar
ellerine yüz sürenin ruhunda kelebekler
üç gün kapısında aç susuz bekledik çoluk çocuk
muradından bir dem aldık, ömrümüze füsun

Selçuklular'la aynı safta yaman vuruştuk
suyu bölüştük Truva'dan kalanlarla
bir Hitit güneşi doğmuştu hâlâ hatırlarız
Kızılırmak akardı, alageyikler geçerken















Karacaoğlan, Köroğlu, Pir Sultan bu toprağın çocukları
kamalarını toprağa bırakıp diz çökmüşler
güneşler yeşile gömülürken Mudurnu dağlarında
saz çalmışlar, ferman padişahın dağlar bizimdir

Bedreddin Edirne'de kavuğunu bir sopaya takmış
soluğu tez elden Manisa ovasında almış
Börklüce Mustafa on bin murid ile varidat deyince
Allahtan başka bir şeyden korkmadan yalın kılınç

Trabzon bir rumelidir tepelerinde fındık çok
Karadeniz habire çırpınır horonuna sözüm yok
uşaklar çalmaz lirlerin ritmini balığında gözüm yok
Trabzon'dan Erzincan'a düştüm yola azığım çok

Sipahioğulları Çanakkale boğazını tek kulaçla geçince
Kırklareli'ne varmışlar, gürgen ormanları varmış sımsıkı
Roma kralı Konstantin'in geçtiği yollardan koşup
Tuna nehri görünmüş yeşilini Macar'dan aşırmış

Orhan Gazi İstanbul'dan bir prensesi eş almış
bir Bizans yangını yakınca yirmi yaşında kalbini
es geçmişler Konstantipolis'i bir çırpıda
soluğu Budapeşte, Tiran, Bükreş'te almışlar

kadınlar yeni askerler doğurmuş ateşte demirler erirken
ölenler unutulmuş sağlardan bir ülke kurulmuş
Anadolu şişirmiş karnını, Kibele hepsini emzirmiş
Adriyatik'te pes demiş, yelkenliler bize katılmış

Yeniçerilileri bilmem ama araptır atlarımız siyahı akşamdan
Kürtler kirvemiz olur aynı orduda çocuklar gibi şendik
Fas'a kadar gidip döndük elimizde altın anahtarlar
Akdeniz'in mavi körfezlerinde pasaport nedir bilmeden

Mimar Sinan'in kalemini gülden yontmuş Süryani bir usta
çizmiş şu köprüleri, kemerleri, çeşmeleri geyik derisine
onun camilerinde güneşler bir batıp bir doğarken
Kumkapı'da şarap içermiş, Anadolu'dan Ermeni bir deha



Sultan Süleyman bile gözyaşlarını tutamamış
oğlunun boynunu gözlerinin önünde kırdırınca
Şehzade Mustafa âlem çocukmuş, boyu babasından uzun
yatar Konya ilinde upuzun çocukları, karısı kan çekince

Vahdettin dedelerine benzemez hiç, uzaktan yakından
bir İngiliz gemisine yükleyip yükünü, bavulunda üç beş akçe
soluğu San Remo'da almış, kilise çanları benzemez ezana
döşekleri Dolmabahçe'de kalmış, hâlâ acı gül yağı kokuyor

Mustafa Kemal Şişli'den Anadolu'ya bakınca
bir vapur olsa demiş şöyle yüz mavzer yüz asker
Karadeniz'i Herakliye gibi geçip Samsuna çıksam
Sivas'dan yollara düşüp, İzmir'de sakızlı rakı içeriz

Neyzen Tevfik, Boğaz vapurunda oturmuş Ney çalıyor
şapkasında birikiyor iki şişe şarap parası
bir sarı lira şapkaya değil yere düşüyor
Neyzen şapkasını takıyor, sarı lira yerden bakıyor

Nazim Hikmet Bursa hapishanesinde yatıyor hâlâ
Uludağ'ın gölgesi vurmuş pencerede demirler siliniyor
saatinin içini boşaltmış, bir yelkovan kuşu uçup gidiyor
Piraye kol saatinde bekliyor, gözlerinde sevdalar

Anadolu bir beşiktir, niceleri orada sallandı
tiyatrolarda yıldızların altında masallara daldı
kim geldiyse sarıldı, burası benimdir dedi
gelen gidene katıldı, kimseye sevmeden olmadı yar

efkâr bir akşamüstüdür Adıyaman'da
Safranbolu'da huzur, Tokat'da hüzün
gittikçe denize kayıyor ya bastığımız bu toprak
Anadolu sıcak, Anadolu dost, Anadolu sevgilim



HİLMİ BİTİM

sevgili hilmi'nin kendi sesinden dinlemek ayrı bir güzellikti,teşekkür ederim güzel insan .

tiryakinim 18-01-2010 21:53




KURUMUŞ ELVAN ŞEKERİ

Davarı sağmaya gitti Beri’ye
Ben de gittim
İri cevizin gölgesinde bir taşın üstünde oturdu
Ben de oturdum.
Mor puşunun gölgesi vurmuştu yanağına
Gözleri sev beni diyordu kara kara
Dalıp dalıp mor dağlara.

İçini çekti
Ben de çektim.
-Şeherde davar var mı? dedi
-Yoh, dedim.
-Şeherde süt içiy misin? Dedi
-He, dedim.
-Şeher gızları gozel mi? dedi
-Yoh, dedim.
-Saa süt sağam mı? dedi
-He, dedim

Bir koyunu bacağından yakaladı
Koyunun ardına diz çöktü
Fışşır fışşır
Fışşır fışşır
Fışşır fışşır bir süt sağdı sitile
Sonra kuşağından bir tülbent çekti
Bir tasın üstüne yaydı tülbenti
Sitildeki sütü tasa boşalttı
Süzüldü süt.
- Al, iç!... dedi. Afiyet şekker ossun!
Aldım, içtim, ılık ılık… aşkımsı…
-Canın şekker de istiy mi Şemsocan?
-Yoh, dedim.
-Hoşlaştın mı sütten? dedi
-Çoooooh, dedim.
-Garnın acıhdı mı? dedi
-Doh, dedim.

………………………..
Bizim köyün eteğinden bir çay akar
Akar gider murat ırmağına doğru.
Dönüşte, o çayın kenarında oturduk
Yan yana, diz dize.
Üst tarafa bıraktık sitilleri, sütleri
Su serptik birbirimize.
Ben O’nu ıslattım, O beni
-Ohuyup tasildar mı olacan? dedi
-Niye gittin şehre, ne var şeherde?

Gözlerine baktım ağlamaklı
Gözleri sev beni diyordu kara kara
Birşeyler demek istedim, diyemedim
Bir sarı elvan şekeri çıkardım cebimden

-Şeherden mi aldın? Dedi
-He, dedim.

Süt kokulu ellerine uzattım elvan şekerini
-Beni seviysen ye! Dedim.

Aldı kuşağına soktu, yemedi.
Çayın sularına çevirdi kara gözlerini
Başka bir şey demedi.

Nice yıllar gelip geçti aradan
O’nu, beni.
Yeri, göğü yaradan
Yazılarımızı ayrı ayrı yazmış
O’nun yazısı kapkara
Benim yazım bembeyazmış.

Ben büyük kentlerde kaldım
Aklım, fikrim, gönlüm, kafam o dağlarda.

Bir gün
Ta yıllardan sonra bir gün
Bir kış günü, yolum köye düşende
O’nun kapısını çaldım.
Ondördünde yeni doğmuş ay gibi
Bir kız açtı.
Sonra içeriye kaçtı
- Tanrı misafiri Anoooooo!
Şeherli biri geldi!
Kızı kendisinin aynı
Kendisi kadar güzeldi.

Biraz sonra kendi geldi,
Abooooooov!... Bu kim, bu ne böyle?
Bu mu birlikte Beri’ye gittiğimiz gonca?
Bana süt sağan eller bu mu?
Dağda-bağda yemlik, yonca
Topladığımız
Kız
Bu mu?

Sevgi, özlem, umut, arzu
Bende herşey
Yine öyle.
Sendeki sen n’oldu söyle?
N’oldu o simsiyah saçlar?
Dokuz bölük üstüne örerdin saç bağlarıyla
N’oldu on beşlik kız başın?
Bana süt sağdığın eller n’oldu?
Nerede Halep malı puşun?
Kızın tıpkı senin gibi, amma sen nerdesin, söyle:
Bu nasıl göz
Bu nasıl yüz,
Bu ne böyle?...

…………………………..
Bir gelin sandığı açıldı önümde
Nakışlı yazmalar
Kuzu postları
Çoraplar, işlikler, solmuş bohçalar.
Bir mendilin ucunda küçük bir düğüm
Katladı hepsini teker teker
Sonra mendildeki düğümü çözdü:
Kurumuş, taşlaşmış, sarı bir şeker
Bilya gibi, boncuk gibi.
Dudaklarına değdirdi kuru elvan şekerini
Sonra elime uzattı
Mahzun mahzun gülümsedi:
-Beni seviysen ye!... dedi.



Şemsi BELLİ

suece 19-01-2010 15:35

SİZDEN SONRA

önümüzde sonsuzluğu toprağın
taşları ve dikenleri ve gökyüzünü iterek
girdiğimiz düşünceden bir gölge kalıyor geride
simsiyah saçlarını rüzgâra vermiş uzun koşucu
tetiği düşmeye hazır bir yüreği dayıyor
kısacık ömrüne dolan güz güneşine
yağmur yağıyor bütün zamanlarına dünyanın

bir taş kemerin altından geçiyor koşarak
kemer bir gökkuşağıdır / yedi rengin kilimini taşıyan
otlar rüzgârın ellerindeki beşikte
toprak güneşe teslim olmuş
günler bir kurşun gibi fırlıyor yatağından

ölüm ve yaşam kıskacında
sevgi ve korkusuzluk damlıyor genç adamın yüzünden
uzaktan turaçlar geçiyor / çoban ateşleri yansıyor ufkun alnına
suyun sesi kanıyor ağıtları anlatan mektuplarda
uykuyu unutmuş iki göz dalıyor şafağa
ölümün kıyısında bir çığlık: gençliğimiz kalıyor afişte.

Varlık Dergisi Şubat 2002 sayısı
Ahmet ÖZER

aysun colak 20-01-2010 20:46


YAĞMUR GELDİM

su sızdı denize
bulutun gölgesi büyüdü
tenime yağmur değdi
ellerimi
en önce
sardunyalar beğendi

anamın
canını acıtmadan
geldim dünyaya

önce ezan-ı muhammedi
sonra
üç kez adımı söyledi biri
sessizce çizdim
gelecekteki bahçemi

babama
cephedeyken söylemişler
dünyaya geldiğimi
iki kurşun fazla
sıkmış havaya
sırrı çözüldü doğmanın
doğmak
ilk ayrılıkmış meğer
insan kısmı varolduğundan beri

doğduğumdan bu yana
sardunyalar
gizlice gül kokar
ah ah onlar
güllerin yoksul ikindisidir


sökülen yerlerime
daima
gül kokusuyla
dikişim
boşuna değildir

Dinçer SEZGİN




aysun colak 21-01-2010 21:35

DÜZ-BAHAR

Ben mi koştum bu hünsalığa ?
Gece taşarken kadın topuklarından,
Bilerek ya da bilmeden sevdim diyenler,
Yasını kazarken yüreğimin.
Güz mü yanlış rengiyle ?
Kışlar mı yaşam aralığı kadına?
Kutlandık ezgisi böyle uzak,
Yalnızlık, yalnızlık bitimsiz.
Gece: ipek dokusu çözüldüğünde
Ellerim: eksik cennetim benim.

Nilgün MARMARA

aysun colak 22-01-2010 15:18

İSPİRTO

sevgili kutumdan çıkıyorum
elma koyuluğunda bir deniz
karşılıyor,
ellerini tutup, bir yerde
sarmaşıyoruz
evimiz bir tilkinin kuyruğu

sesini dinleyin:
bu jandarma kabimde, yanlış
yola yürüyen bir oyuncak
ve kolumda takvimli saat
o nesi?

hüzünlerle ispirto kanlar
onlar bir yerden taşan
çakal sürüsüdür, ürkek
sütün çelik kabuğu gibi
çekirdeğinde yangın saklar

içimin sessiz ve canlı koğuşu
sayfalarında serin kurtlar gizleyen
ıslak saçlı karıcığım
penceremden tüfeğini niye geçiriyorsun?

sevgili kutumdan çıkıyorum
uğraşıp değişiyorum üstümdeki sarılığı
katılıyorum katılıyorum denize
denizde boğulmak yok delice


Hüseyin PEKER
Şiir Sanatı dergisi, ocak 1966

aysun colak 24-01-2010 16:15

DAĞ

sabahın karşısında konuşmak ne zor!
incecik kül gibi kalıyorsun,
dağ susmaya giden yolu biliyor
sen bilmiyorsun.

taş yarılıyor bir çiçek için, yol veriyor.
kısacık konuşuyor çiçek: “dünya” diyor,
“gördüm, benimle tamamlanıyor.”

yeryüzü karşısında konuşmak ne zor!

yamaçtan aşağı bak, uçurumu gör!
-görsene kekeme!
içindeki zayıf kan, dayanıksız dil,
olmamış hal
gümüş bir zirvede eriyor.

Birhan KESKİN
Yeryüzü Halleri’nden

aysun colak 26-01-2010 20:15

DÜĞMELERİN YAZGISI

Etrafında dönerdi fare deliklerinin
Biraz muhtaç ama erdemli Suzi Anjelik
Dörtte biri Bolşevik -kurnaz çapkın
Öpmüştü birilerini ama bu sayılmaz
Karnı acıkınca çaresiz dudakları

Ağzında yarasıyla, o gece Atıf Bey
Durmadan ona baktı, gücü varmış gibi
Liseden beri üçgen görmemiş zaar
Bu gün gördü de deyyus gönyeyi kırıverdi

Sanki bir ölüde biten hastalık gibi
Sansürlü kahırlı ıssız dokunuş
Riyaziye mezunu Atıf Bey çarptı kendini
Yirmi yıl geriden geliyor Suzi Anjelik
Birine kenetlense küçülürdü elleri

Mağrur çapkın Atıf Bey Suzi’ye sevdalı
Yağmursuz gecede paslanmış cesareti
Biraz ıslandı işte Suzi Anjelik
Sanki pavyonda değil de bir medresede
Nizâmı çizmesinin içinden çıkarıp
Kâğıt para gibi fırlattı aşk diye
Kırk derece kaysın şimdi gülüşünün açısı
Yarası düşsün ağzından Atıf Bey’in

Boğazında salvo kristal ışıltılı aklık
içine akacak iki aşık ve bir üçüncüsü
Sekseninde de kanto söyleyecek Suzi
“kardeşinin kalbi delik” böyle şarkılar söyledi
Ömür pavyondan sırılsıklam dönecek evine
Cumhuriyeti aşka emanet etti bu gece
Bir çözülen düğme beş iliklendi
Huysuz atlar gibi
Cimri tüccarlar gibi

Lâkin böyle olmadı hiçbir şey
Tek hamlede Atıf Bey ve Suzi Anjelik
Mayalanıp içinde yaşlı volkanın
Birlikte söylediler “tombul meleği”
Birinin dörtte biri bolşevik
Diğeriyse buz gibi karadenizli

Emel İRTEM
Zehirli Rüya’dan

Yusuf Bal 28-01-2010 15:46

Müberra
 
Müberra

gel_____kanatlanırken ruhlar ötesi bir alemin seyrine
hadi______sana söylenen türkülerin sesini duyup gel
müberra______adınla sana seslenip, çağırıyorum seni
umutların______ ___harabelerinde yeşerdi gelincikler
yangınlarında_______ __asırlar öncesinden ey rüzgar
geceye düşen nar_____ __taş sütunlara yazıldı adın
vuslat zamanı geldi_______ ___veda içinde saklı yar
taş sütunlara yazıldı adın___ ____geceye düşen nar
asırlar öncesinden ey rüzgar____ _____yangınlarında
harabelerde yeşerdi gelincikler___________umutların
seslenip adınla sana, çağırıyorum seni______müberra
sana söylenen türkülerin sesini duyup gel______hadi
kanatlanırken ruhlar ötesi bir alemin seyrine___ __gel

Yusuf BAL
MOR TAKA ŞİİR VE KENT KÜLTÜRÜ
13 / kış 2009

aysun colak 28-01-2010 22:01

ÇÜNKÜ ANNEM

Çünkü annem bir yorgun zorunluluk
Yüzünde içi çiçekli eski kutu duruşu
Neydi unuttuğu mutfağa girip çıkarken?
Dalgınca boyayıp duruyordu kirli göğü

-Annem yelkovanın bıkkın dönüşü

Tek katlı evlerde mutluluklar aradı. Yok.
Çok çocuklu evlerde cıvıltılar istedi. Yok.
Çukur yerlerinde geçmişin titreyişi
Toz suretinde yapışmış anılar duvara

- Annem bir tekerlemeydi odalarda

Geçkin yazlarla soldu ahşap düşleri
Eski bir telaşın dinmez sancısında
Ağlardı annem gülmek gibi dururken
Küçülür incelirdi aya baktıkça

-Annem balkıyan bir göl gülümsemesi

Bir kuşun uçuverişi gibi kolay ölümler çağı
Rahat yataklarda dikeni batar gecenin
Örterken annem yıllanmış perdesini
Babam bir ünlemdi akşamla uzayan

-Annem ki deltaların yazılmamış tarihi

Gonca ÖZMEN
Dize, sayı: 100


şu Anki Saat: 23:27

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum