Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Şiir Sayfam (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=33)
-   -   sibel eylül şiirleri (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=3007)

Sibel Katırcı 01-02-2009 21:08

sibel eylül şiirleri
 
Makis

Islanmış mektuplar yazıyorum kağıtsız kalemsiz ve de adresleri belirsiz
karanlık pencereme baykuşlar tünemiş dokunduğumuz her şey renklerini yitirmiş
tanrıların lanetlisi savaşın vahşeti soykırım cehennemi yaşatan azap günleri
alnına çizilen kara leke evrenin kalbinde siyah tonların soluklarında gizli
yerin ve göğün karmaşası şimdi duysun ıstırap çekmişlerin meleği
sen siyahtan başka renk gördün mü sevgili


Makis, sevgilim
bu şimşek deli lime lime paramparça bu gök esir
bu yağmurlar edepsiz bu damlalar vicdansız ustura biler
havada benzin havada kan havada insan eti kokusu var
penceremde baykuşlar içimde kırılgan sözcükler düşlerini koru sevgili
savruluyorsun uluyan sert rüzgârlar gi

Makis, ayın gölgesinde güleç yüzün iyi yürekli morarmış ellerin
enternasyonal kokan bıyıkların yıldızlara karışmış dalgalı saçların
o kör nokta seni anımsayışlarım o duvar dönemediğim
o dönemeç beni kurtuluşuma seni ölüme yakınlaştıran
uzaklaş gelme bana kalabalık korkulu yüzler arasında
ummadığın bir yerde gözlerini bulur gözlerim nasıl olsa


Makis,sevgilim
yaşam için umutlar için senin için
rengârenk düşler kuruyorum
biliyorum vaktin yok o kerpiç evi ağaçların vahşi huzurlu yeşilini
kırları,gelincik tarlalarını, son istasyondaki kırlangıçları
iskeleye vuran köpüklü dalgaları
gökkuşağını düşlüyorum
güneşin kırıntılarını karalara savuruyorum
renkleri bulup bulup saçıyorum
biliyorum ki sen o karanlık yollarda
berrak sularla hiç sevişmedin sevgili

Makis
Islanmış mektuplar yazıyorum
bu gördüğüm toplama kampları
tenlere değen buzdan cam parçaları
alevlere kucak açmadan önce
duydun mu son duaların çığlıkları gördün mü korkunun en dehşetli soğuk anları
arındırılırlarken tanık ıstırap çekmişlerin meleği açılırken mandalları kapıların
bebeklerin feryat eden ağıtları bu yaşatılanlar kimlerin ayıbı


Makis, sevgilim
sınırlarda güvenlik sıkı yüzüne tutulmadan bir fener ışığı
deşsin kara çalılar masum tenini yaprağı bol bir ağacın en uç dalında
en kuytu köşesinde en dipsiz kuyuda bir kuş bir karınca ol
sarıl gövdesine tek nefeste birlikte soluk ol
yaşamak yine de yaşamak diyorsa beynine tutunmuş yüreğin
intiharın eşiğine varmadan bir umuttur kardelen sevginin içindeki barış


Makis, gözyaşı dökülmeden kara bavulundaki yırtık giysilerin yasına
sığınmacı bir küçüğün gözleri eşsiz tablolara dalarken
işte şu an yaşamak için büyüdüler mazlumlar sevgilim
Makis, sevgilim
son nefesim avuçlarına düşmeden nasıl olsa gözlerini bulur gözlerim
ummadığın bir yerde sevgilim

Sibel Katırcı

Sibel Katırcı 03-02-2009 21:07

mutluluğun gizi aşkın dilbilgisi
 
Aşkın Gizi

nandi boynuzlu bekçi girdi ruhuma
ve bir daha tarif edemeyecekti onu dökülen kelimeleri

iki karşıt badem kenetlenip çektiler masumca birbirlerini
tutku öncesi durgundu sular toz bulutlar ve de yıldızlar
kendiliğinden adrenalin salgıladı başkalaşımlar

aynı tatta aynı hızda
bir sarmaşık yavaş yavaş her milime düğümlenen
yarım kalan bir nefesin haykırışıyla dolandı bir ağaca

karanlık karşı karşıya duran iki mağara
sakin iki dere pamuksu ve de tatlı
iki azgın nefesle çarpıştı işte dillerin savaşı o zaman başladı
buram buram çiçek kokusu ışıldar her dokunuşta açar
hassas ve de narin dolanır aracıklarında
kelebekler uçuşur dokunan yelpazenin parmak uçlarında

gizliden kanar tırnak oyunlarının değdiği yerler
arzular doruklarda gezinir izler kalır
iç içe dış dışa savrulur
uyanır doğa özgürce salınır
kasırga tufan şiddetli kabarır denizin hırçın dalgaları
birdenbire bir yağmur damlası düşer yangın yerine
tadı tuzu çeker içine esir düşer iki yumuşak tepenin alevlerine

bir parmak ucunda kutup diğerinde sıcağı sıcağına patlamış bir volkan
dengeyi kurmakta ötekiler düşerken birlikte tene
yeşerirler
yer yer ve de karşılıklı
nandi boynuzlu bekçi girdi ruhuma

Sibel Katırcı

Sibel Katırcı 04-02-2009 15:17

bez bebek
 

bez bebek

narin parmaklar
dikerken
bez bebeğin gözlerini

yeşermemiş fidesi
habersizce
oyunlar oynuyor
tepsinin üzerinde

örümcek ağlı beyinler
el sıkıştılar
ay ışığı vururken
sokaklara

ince belli
kanıyor
kapı eşiğinde
süpürgesi elinde

adettendir
ışık değmemiş evlerin
avlularında
çiftetelli

bir başka toprağın misafiri
yatağına alıp
sakladı nazeni

kadın oldu
büyümemiş çocuğun
ince bedeni

kirlendi
tepsinin ağırlığı altında
olgunlaşmamış bilinci

süzüldü
gözyaşları
kan damlamış
beyaz çarşaflara

satıldığı karanlık gülen yuvasında
asıldı
bez bebeği
hunharca


Sibel Katırcı

Sibel Katırcı 08-02-2009 01:43

baharı düşlüyorum
 
Baharı Düşlüyorum


baharı düşlüyorum sende
polenlerin raksıyla sere serpe
yeşillerin arasında mavilere dalan
gözlerinin büyüsünde
ışığın sevişmelerinin renk cümbüşünde
gölgelerin yüzüne vurduğu
yansımaların gizeminde
baharı düşlüyorum sende
karınca çiçeğin gövdesinde
her bir karesini öperken
düşmek teninin açtığı yanardağın ortasına
uğur böceği olmak parmak uçlarında
ve kanatlanmak sadık yüreğine
tutkularımla yüzmek
gülümseyişlerinin kıvrımlarına
baharı düşlüyorum sende
goncalarım açılıyor
kayboluyorum coğrafyanda
eşsiz güzelliğini yaşayarak
dokunuyorum, kokluyorum
her bir bölgenin ayrı verdiği tatlara doyarak
baharı düşlüyorum sende
polenlerin raksıyla sere serpe
ve sunuyorsun özgürce
yeşeriyoruz birlikte

Sibel Katırcı

Sibel Katırcı 08-02-2009 02:00

seni sevmek
 
seni sevmek
tüm renklerin çarpışma anlarını kara bir leke gibi duvarlara taşımak
boşaltılmış bir köyün acı sessizliği içindeki çığlığı duyumsamak
taş üstüne taş konmuş sıvasız çıplak bir evin avlusunda
küçük darmadağın saçlı bir yeni yetmenin elleri
ve de kaygan koyunların memeleri
çaresiz zeytin gözleri dolu dolu okuma isteği
kirli yüzünde her bir damlanın süzülüşünde
birlikte akmak sevgili

seni sevmek
yuvasından düşmüş bir ürkeğin şaşkın korkulu bakışları arasında
demir parmaklıklar ardında mavi boncuktan işlemeli kuşların kanatlanıp uçuşunda
bir kaldırım yosmasının tutkulu sevdasının hıçkırıklı zoraki dokunuşlarında
küçük masum bir bedenin şiddete maruz kalmış inleyen mor yaralarında
yani seni sevmek
goncalara öpücükler kondurup açıp açıp çoğalmak
hayatın incinen bir yerine merhem olmak

seni sevmek
cennete sırt çevirip cehennemde ateşimizle zebanilere yetmek
hep aynı iskelede beyaz bir gemiyi beklemek
muhafazakâr sokaklarda cesurca doyasıya öpüşmek
yani seni sevmek
esaretin içinde yaşanan özgürlüğü fark etmek
okunan kitabın satır aralarında gülümsemek
sana yazılan bir şiire bütün kelimeleri kurban etmek
yani seni sevmek yaşama direnmek
düşlerde buluşup aynı ırmakta akmak sevgili


Sibel Katırcı

Sibel Katırcı 09-02-2009 10:05

eylül şiirleri
 
Umut


akşam erken inermiş soluk ve de narçiçeği kızıllığında bulut bulut
sen orada paslı parmaklıklar küflü aşılmaz duvarlar
ben burada bin asır sonrası duyarım hâlâ şıngırdar kulaklarımda
seni esir alan zincirlerin ilk günküi gibi sesini
sen ranzanda / ben / ben gün ağarışına yol alan efkârlı masamda
sigaramın dumanıyla halka halka
yaralı ve de özlemli kokarsın buram buram burada

bu özlemli ve de efkârı bitmez bu masada
dolu dolu gözlerimi kapayışımda
sinemde açılır yeniden bir yara
düşlerim kelepçede üşüyen ellerini
kara gözündeki keskin bakışın hiç kaybolmayışını
müebbete yol alan adımlarını
düşlerim gidişini hiç pişmanlık duymadan onurlu kararlı ve de haklı

bilmem hatırlar mısın
o eşsiz parkın kuytu köşesinde yalnız ve de eskimiş bir kırık bankı
hatırlar mısın orada seni beklemelerimi güneş aydınlığı yüzümü
bak kaç zemheri kaç bahar kaç ayaz
sen ranzanda parmaklıklar ardında soğuk ve de karanlık
memleket insan ve de hak adına sevdan uğruna
bense burada sessizlik sensizlik hüzünlü bakışlar ardında
yaralarım bağlanırken kabuk kabuk ağlamaz mıyım içli içli dolup dolup

bir umut
bir umut o zamanlar adım da umut
bilmem hatırlar mısın bilir misin şimdi


Sibel Katırcı

Sibel Katırcı 10-02-2009 15:47

bana mı benzedin
 
Bana mı Benzedin


giderken / seninle yasaklandı bu kent
yıllar sonra / ak kargalar sesleri hâlâ kulaklarımda
çağırırlarken yüzleşmenin tozlu yollarına
şimdi sen de yoksun oralarda
bana mı benzedin taşıyamadı mı yüreğin
kokunu da bırakıp gittin

boz dağlarla çevrili vadinin ortasında açan eflâtunda
bir hilal’e asılı kalmasaydı bulutlar
belki düşerdi usul usul üzerime yağmurlar
seninle soluk alırdı bu güzel havalar

kalabalık caddelerinde çaresiz dolanır yüreğim
yasaklı kentin yasaklısı kısık lambaların arsız soytarısı
rotası yalnızlık suskun yine yürek
adımlarım gibi soğuk bu kaldırımlar
gecenin ortasına düşmüş sessiz ıslıklar
yarım kalmış sevdiğimiz bizli şarkılar
giderken intihar etmişti ya tüm genç yapraklar
uğramaz olmuş artık göçmen kuşlar
şimdi bulutlar haykırsın ne çare
gazeller savrulur soluk ve esmer her şey bizimle
darmadağın içimde

Sibel Katırcı

Sibel Katırcı 11-02-2009 08:13

beni hatırla
 
Beni Hatırla

elimi uzatamam sana
tam da o ince çizginin yaşarken ortasında
görebilirsen bir kıvılcım bir ışık
rüzgârın okşayıcılığına karşılık verirlerken sessizce
bak kendini göreceksin
elimi uzatamam sana
adım yağmur damlası buğday başağı
süzülüp tüm renkleriyle ufukta alabildiğine
dokun onllara
beni hatırla
bil ki güneş o an sizi sevgiyle selamlamakta
mekânım olmasın gökyüzünde

Sibel Katırcı

Sibel Katırcı 11-02-2009 13:42

gita govinda
 
Kapatma Kapıyı Aralık Kalsın

Düş yorgunu kerpiç eve yolu…

Bölüm 8


(gita govinda, şarkılar söyleyeceğim sana seninkinden güzel olmayan…)


aklının varaklarını zorluyor okunaksız kıvrımlar…öteki tarafta gün ışığının çığlıkları aşılmaz duvarlara çarpar duyarsın yankılarını,çaresizlik sarar.bahaneleri sıralarsın yaklaştıkça ürperir uzaklaştıkça üşürsün,korkularındır yokuşlardan bir adım geriye kaydıran,zorlayan.
kıvrımlarından bir yaprak daha düşerken çırpınırsın bir yenisini yeşile boyamaya kalkarsın yeniden canlanmanın rengidir bu...karanlık ve aydınlık odalarında gezinirsin kimine daha önce girdiğini anımsarsın kimine vaktin olmadı uğramaya ya da bulamadın anahtarlarını, görmezden mi geldin yoksa kaçtın bu kapılardan? sahi çaresizliğin gübresi Güneş mi? akıllı bir deli umut etmiş tüm bunları.bilirsin her şekliyle girebilir içeriye gün ışıkları,olsun bir nokta olsun kendin de çizebilirsin şekillerle desenleri…
Güneş’in altında hayaller kuran ne çok kedi var etrafında,kimse senin gibi bakmaz düşen boncuk damlalara,mor renkli taç yapraklara kimse senin gibi çizemez karanlık sulara resimler,parmaklarınla dokunmuşsundur yaşantılara, tanıdık hepsi senin nezdinde,bilirsin bir yerlerde belki de denizin içinde, rengârenk dünyayı düşleyen çocuklar da var.
kuruyorsa bir gövde, yetişebilecek misin yeşile boyanmadan düşen sarı kırmızı yapraklara? hüzün senin adın, Fiji adasında haykırışları duyarsın…yaşanır bir günün içinde dört mevsim...milyarlarca yıl yaşanmış ilk yasak oda, dağılmış iz sürmüş, karanlığa boyanmış odaların.kutsal olmayanı kutsal olandan ayırmanın ne önemi var yediğin yasak meyve de kutsal, acı ve öfke her yerde hep var.bir kadın kutsallığı bir hayvanla eşdeğer,erkek hele rahipse dünyayı hep kırbaçlar,ressam çok önce girmiştir yasak odalara, tabloları böyle söyler.
bir adım daha yaklaşırsın deliliğin kıyısına, bilirsin Barfly’ın sefilliğinde hep bir isyan var.kutsallaştırmaya ne hevesli insanlar hep çarmıha gerilidir memeler,gözler,kıçlar…
terazinin kefesinde bir senin yüreğin var,.olmadı tapınanlar lingayı bir de alkollü okşar.
nasıl olsa İsa zamanında biraz da Kirişna,insan kendi resmini kendi çizer,o çığlıklar duvarda hep var,her gün yıkılır her gün örülür.

ve şairler kendi dilleriyle tapınmaya başlar.

“topuklarımızı kemiren orospu”girdi kanımıza,iliklerimizde engel tanımadan dolanır,akıl ve ruhtan sonra bedene kavuşur ve karşında duran hayal gerçeğe doğru yol alır…bu düşle,zaman ve mekân buradadır.

- göremediğim,ama var olduğunu bildiğim… boşluğunun hiçliğinde yapayalnız bir evrensin,terk edilmiş bu coğrafyada, birazdan yepyeni bir yaşam doğuracaksın …

sevdiğimi bilmen için
söyle hangi parçamı istersin
gecemin ışığı yüzerek gel düşlerime
gel tırnağımla etim arasına
damla damla sız göğsüme

- göremediğim ama var olduğunu bildiğim… kırmızı senin adın Fiji Adası’nda haykırışlarımı duyarsın beni çağıran senin nefesin,bildiğim tüm tanrıları efsaneleri kucaklayıp getirdim çölüne, anlaşılan onlar daha önce uğramıştı sana

yanında olabilmem için
söyle hangi parçamı istersin
mutluluk kaynağım
gücünün sol kaburga kemiği
benim yüreğim
sıcak ve soğuk
pamuksu bir dere değdi
her milimine
tanrılar orada
farklı kılıkta hep
birbirine benzer

- güzel peri Kuanin bir karınca gibi özgürce gezin odalarımda, esintilerin aralasın pencerelerimi

akılları esir eden
yaptığım büyüler
su tavuğu gagasındaki zerrem
ellerimle kararak
kaplumbağanın sırtında
yarattım seni
istersen ondört parçaya böl bedenimi
her parçama nakış gibi senin kokun işlendi

- sahi çaresizliğin gübresi üneş mi? öyleyse doğ üzerime tapınsın sana dönük gövdem,ateşine düşsün bir damlam

ışıkların yapraklarım için
çiçeklenecek tohumlarım için
yağsın bereketin toprağıma
aradığın kutsanmaksa
gerilsin gövdem
çarmıhım
senin gövden.

- kıvrımlarından yüreğine süzülen şahmaran bakışların, tüm tezat duygularla aksın kuyularıma şarkılar söyleyerek baykuş sessizliğinde

güzel peri Kuanin
gir cehennemime
hiç kovulmamacasına
her bedende
vardır iki farklı dünya
duy çığlıklarımı
dal karanlık odalarıma
zevk versin ışığın acıma

- delişmen karalığın,tılsımının tuzlu sularında oynaşan balıklarının eğlendiğini görmediğimi nasıl bilebilirsin

yaşamı doğuran
insan için
doğaya can veren
varlığım senin bir parçan
savursa da kasırgaların tufanların
çarşaflara dolanır alevlerin
uzanır yine zeytin dalım

insan bir evren farklı farklı dünyalar taşıyan.tüm bunlara rağmen yalnız kalamayan bir başka evrende farklı dünyaların kapılarını aralayan ve bilir zorlu bir yolculuktur bu aydınlığın nefes alabilmesi için karanlığa da ihtiyacı olduğunu,değişken ve özgürdür,araladığı odaların kapılarına renklerini vermeyi de sever,ustalaşmıştır duvar örüp yıkmakta…orkestra eşliğinde resimler karalarken gücünün yetmediği anlar da olur keşfetmekten çekindiği derinliklerin anahtarlarını kendi elleriyle yarattığı tanrılarına verir,kutsallaştırdığı sefilliğine yeri gelir imrenir,ona göre bazı şeyleri tanrılarına bırakmak gerekir.
bizimse aramızdaki tek tanrı karaladığımız son resim mesafeleri birleştiren zaman…
elbette tükenecektir,tanrımız duyarsa sesimizi…başlangıç tesadüf müdür koca bir bilinmezlik,tanrıları bilir ancak ve izin verirlerse bu zorlu yolculuk tamamlanır,işte o an iç içe girmiş bütünleşmişlerdir,terazideki ağırlıklarının göstergesi sıfırdır,beden zihin ve ruh üçlüsüyle eşitlenmişlerdir…
duyduğun şehvet ve sevgiyle deliliğin kıyısındasındır artık,tâ ki kuruyana kadar gövden, bu düşsel anlarda kamasutra’nın sayfaları yavaş yavaş çevrilir.

Sibel Katırcı

Sibel Katırcı 11-02-2009 16:02

şeytan kamburu çıkmaz sokağı
 
Şeytan Kamburu Çıkmaz Sokağı


yüreğini çağıran kıvılcımımdı
bir ayağı topal ustanın
siyah ellerinde
ağacın bir dalının özünde
kıvılcımımla gözyaşı içerisinde
işkencedeyken gündüzüm ve gecemde
içeriden çıkamayan umuttun sen
dolanır nefesim üzerinde

tanrılar bizim için savaştı
hiç sordun mu
ondan öncesi de vardı
hepten kaos
bunu biliyordu da şair neden yazmadı

mavi suratlı dalgaların köpüğüyle
ve de bir parça her şeyden vücut bularak
kabuk içerisinde
cezalandırılman için
sana geldim
beni de al içine
unuttun toprak anayı
oysa ondan önce de vardı
hepten kaos

Sibel Katırcı


şu Anki Saat: 12:01

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum