Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Hergüne Bir Şiir (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=87)
-   -   Her Güne Bir Şiir (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=10)

Nuray Çınar 29-12-2005 21:46



YAŞANANI ANILAR KARARTIYOR


(Sabırla adımızın kesiştiği yer neresiydi


ünlemlerden hayatımızı ayıran neydi?


heceleyerek tükenebilir o en büyük yıkımlar


ve usulca bitebilir en uzun yolculuklar)





yollar mı


ısrarlı büyüyen bu uçurumlar


yüreğim mayınlanan kentlerin kaçıncı ivmesinde


doğrulan ne ve de artık boğulan neydi?





kentleri dövmeliyim yüreğimin örsünde


aşkla alev alev çoğalsın küllü yürek


bu sessizliği büyütemem yüzümde!





fotoğrafım mı düşen kimliğimden adım mı?


suçluyum


geçmiyor dağlara hükmüm kentler gibi suçluyum


sesim sürükleniyor bilinmez iklimlere


sırtımda kendini kanatan hançer





aşklarım sınanıyor acıların örsünde





yanlışları sormalı


yoksa...


yoksa yanlışlar vuracak doğruları


anıları sormalı


ki onlar susmayı hiç bilmiyor





/gel,yanıtım ol,beni anlaşılır kıl


yaşananı anılar kanatıyor.../


Yılmaz ODABAŞI


Yurtsuz Şiirler

erol taş 30-12-2005 08:56

nizar kabbani / BEYRUT POSTASI
beyrut'tan yazıyorum sana sevgilim
yağmurlu beyrut'tan
eski sevgili ziyaret ediyor beni
gittikten sonra
deniz kenarında kafeden yazıyorum
mahzun eylül ıslattı gazeteyi
her an karşıma çıkıyorsun sevgilim
kahve fincanından
gazetemin satırlarından
...beş ay geçti ey dostum, sen iyi misin?
bizim haberlerimiz bildiğin şeyler..
beyrut bildiğin gibi kış başlarında
güzelliğiyle meşgul kadınların çoğu gibi
kendine aşık, kadınların çoğu gibi
hem çok iyidir hem çok katı
hem hatırlar hem unutulur
çoğu kadın gibi

sonbaharda beyrut ey sevgilim
seni çok üzüyor.
ey hiç ulaşılmayan yakın
ey şiir gibi dehşetli huzur.
yağmurları seni özlüyon beyrutun
taşları seni özlüyor
denizi senden sonra terketti bu sahilleri
ve senin gözlerine döküldü.
.............
tanrım,
ne kadar muhtacım sana sevgilim
gözyaşı mevsimi geldiği zaman
ne kadar aradı ellerim ellerini
ıslanmış caddenin kalabalığında
ey defterimdeki lavanta çiçeği
ey acıların en güzeli
ey benim kimliğim.
.............
ne kadar zormuş keilmeler
sevdiğimiz adına yazmaya kalkınca
ne kadar zormuş...
YASAK ŞİİRLER'den
Edited by: erol taş

mvstafa ısık 30-12-2005 12:31

<CENTER>Sahi Ben İstanbul Diyorum Gözlerine</CENTER>
<HR>
defalarca sektikten sonra
denizde gülüşün
inanılmaz oluyor
hırçın mı hırçın bir şilep
istanbul diyorum gözlerine
kanatları kavlamış masal
dağ kırlangıcı
senin iklimine düştükçe inanılmaz oluyorum
inanılmaz oluyor gökyüzü
ey içimdeki akşamı yatıştıran ay ışığı
isminde gizli çöl ve su
sanki bir gülün yamacına kurulmuşsun da
içinden doğru akıyor aşk
inanılmaz akıyor
deli akıyor
akıyorum sana doğru

<DIV =yazar>Uluer Aydoğdu

Perihan Baykal 30-12-2005 17:44



EN YAZILMAZ ŞİİR


En yazılmaz şiirdeyim
Öğrenci yurdunun
Sigara dumanlı odası
Apo fırtına gibi dalıyor
Atılıyor üstüne radyonun: Aranjuez
Huşû içindeyiz hepimiz artık
Bunun şiiri yazılır mı?



Zeko'lar ekmekleri bile kalmadığında
Birbirlerinin üstüne atarak
Bir türlü kesemiyorlar güvercinlerini
Bunun şiiri yazılmaz



Bir odada iki şair
Olmuyor Erol
Sabahlara kadar eski sevdaları anlatıp
Edebiyat şarlatanlıklarına gülmekten
Bunun şiiri yazılmıyor



TAHİR ABACI

Nuray Çınar 31-12-2005 18:58



BARIŞ


Kurşunlar ama olmuş!


Ayağa kalkıyor kambur bir baston.Dik Mayıs en az Temmuz kadardır


Zehir oldum! Yaklaşmıyorum kendime


İmanı gevremiş bir söz! İyileşiyorum


Yaralar için Fırat birebirdir ve Dicle





Öteki nehirlere haber gitse !


Selim Şen


Evrensel kültür Dergisi

ibuyukcebeci 01-01-2006 03:32



sevgili erol taş, keşke gerçek adınızla seslenebilseydim size...


(yeşilçam'ın altın kalpli, 'kötü adamı'..)


NİZAR KABBANİ'nin YASAK ŞİİRLER'i için çok teşekkürler.


Aklıma takılan bir dize oldu: " hem hatırlar hem unutulur "


" hem hatırlar hem unutur " ya da " hem hatırlanır hem unutulur "


olmasın özgün halinde?


şiirin kardeşliğiyle merhaba!


ilhan büyükcebeci

Perihan Baykal 01-01-2006 23:12



ŞEHİR


"Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,
"bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi-gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede."
Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda
dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.



KONSTANTİN KAVAFİS
Çeviren: Cevat Çapan

emre gümüşdoğan 03-01-2006 16:40



Gece Gibi Olacağım

1.
Dalaganın ötesine geçmekle oldu hayat
Kanın aktığını görmekle.
Kimsenin soluğu kesmiyor soluğumu
Otların dilinden anlayan bir kadın tanıyorum
Kuyuların gözlerinden öpen.


Toprağın dilsiz neminden bana ulaşan buğu
Biliyor,
O gece ölebilirdim seninle.
Ormanın karanlık şarkısı büyürken.
Ama ben,
Orada o taş merdivende
Ölmek istedim
İbret ey
İbret.
Gece gibi olacağım
Karanlığımı örterek
Seslere tutunacağım.
Dokundum kalbime
Kimsenin ruhuna fısıldayacak büyüsü yok.
Olmasın
Olmasın.


2.
O gece ölebilirdim seninle
Karanlık ormanda ilerleyen suda
Suya düşen ay ve seslerle.


Ormanın fısıltısı
Birleşirken sonsuzlukla
Dedim bak, kimse yok
Bu yolun ölüme dönen kıvrımında.
Karanlık çağırıyor bizi
İstek yürüyor göcdelerimize
Ölelim bu demirden kayıkta. Ölelim.


Biz sanıyorduk ki,
Bir yaradılış varsa aşkadır
Ne hata.
Sonsuzluğaymış meğer
Sonsuzluğun koyu yapışkanlığına


Herkes sussun
Boşluktaki dilsiz yıldızların körlüğü gibi
Dursun her şey yatağımda.
Ben neye ağlayacağımı bilirim
Hangi tenin beni öldürmeye yeteceğini.
Bu son
Artık uykusundayım herkesin
Yaradılışı değilse de
Yokoluşu gördüm.


Bejan Matur

emre gümüşdoğan 04-01-2006 17:25



Son Türkü

Kaybolmak uz re suya düsen bilezik;
Bak, butun kırışıklar silindi sudan.
Son saatimde mi uyandım uykudan,
Neden bos gecen yıllardan içim ezik?
Durdu beni ölüme götüren kervan.
Eski bir şarkı söyleniyor rüzgarda.
Duydum ki sevmeyi bilen dudaklarda
Benim ilahilerim hala okunan.


Sevgilim...... ellerime dokunaraktan.
Beni çağıran bir eda var sesinde.
Bu muydu insanlara son nefesinde
Görüneceğinden bahsedilen şeytan?
Sular çekilmeye başladı köklerde
Isınmaz mi acaba ellerimde kan?
Ah! Ne olur butun güneşler batmadan
Bir türkü daha söyleyeyim bu yerde!
.

Orhan Veli Kanık

Rengin Özesmi 07-01-2006 18:01

<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>Berkley...
</TD>
<TD vAlign=right width=160></TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">Behey
Berkley!
Behey on sekizinci asrın filozof peskoposu.
Felsefenden tüten günlük kokusu
başımızı döndürmek içindir.
Hayat kavgasında bizi
dizüstü süründürmek içindir.

Behey
Berkley,
Behey Allahın
Cebrail şeklindeki Ezraili,
Behey on sekizinci asrın en filozof katili!
Hâlâ geziyor İskoçya köylerinde
adımlarının sesi.
Hâlâ uluyor adımlarının sesine
tüyleri kanlı bir köpek.
Hâlâ
her gece titreyerek
görüyor gölgeni İskoçya köylüleri
evlerinin
camlarında!
Hâlâ
kanlı beş parmağının izi var
o beyaz buzlu camlar gibi şimal akşamlarında!

Behey
Berkley!
Behey meyhane kızlarının kara cübbeli kavalyesi,
Kıralın şövalyesi,
sermayenin altın sesi,
ve Allahın peskoposu!
Felsefenden tüten günlük kokusu
başımızı döndürmek içindir.
Hayat kavgasında bizi
dizüstü süründürmek içindir!

Her kelimen
kelepçelerken
bileklerimizi,
kıvrılan
bir yılan
gibi satırların
sokmak istiyor yüreklerimizi.
Beli hançerli bir İsaya benziyor resmin.
Sivriliyor kitaplarından ismin
sivri yosunlu ucundan
kızıl kan
damlıyan
yeşil bir diş gibi.
Her kitabın
diz çökmüş önünde Rabbın
kara kuşaklı bir keşiş gibi..
Sen bu kıyafetle mi bizi kandıracaktın,
inandıracaktın?
Biz İsanın vuslatını bekleyen
bir rahibe değiliz ki!

Behey
Berkley!
Behey tilkilerin şahı tilki!
Çalarken satırların zafer düdüğü,
küçük bir taş parçasının en küçüğü
imparatorların imparatoru gibi çıkınca karşısına,
hemen anlaşmak için
bir kapı açıyorsun,
binip Allahının sırtına
soldan geri kaçıyorsun!
Kaçma dur!
Her yol Romaya gider,
— bu belki doğrudur —
fakat
fikri evvel gören her felsefenin
safsata iklimidir yelken açtığı yer!
Bu bir hakikat
— hem de mutlak cinsinden —!
İşte sen
işte senin felsefen:
Sen o sarı kırmızı rengini gördüğün
cilâlı derisine parmaklarını sürdüğün
parlak
yuvarlak
elmaya:
«Fikirlerin bir
terkibidir, »
..........
..........

</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Nazım Hikmet Ran
</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>


şu Anki Saat: 17:08

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum