Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Öykü İşliği (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=72)
-   -   Bizim Öykümüz (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=2789)

emre gümüşdoğan 16-12-2008 13:51



Bizim Öykümüz
İnteraktif öykü yazım çalışması.

Genel kurallar.
Bir başkası yazmadanaynı katılımcı yazamıyor.
Her katılan arkadaşımız daha önceki anlatıma ve kurguya sadık kalarak katılım sunuyor...
Sonuç bölümünü tamamlayan arkadaşımız öyküye adını veriyor ve yeni öyküyü başlatıyor.

İşte öykü başlangıcımız, kolay gelsin...




Uykusu eskisi kadar düzenli değildi. Son günlerde hep aynı rüyayı görüyor, sıkıntılı bir biçimde aynı saatte uyanıyordu. Uyandıktan sonra sabaha kadar yatakta, bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Yine aynı rüyadan sonra uyanmıştı. Çarşafla boğuşmayı bıraktı, kalktı salona yürüdü, perdeyi yana çakip pencereyi açtı. Hava daha aydınlanmamıştı. Sonbaharın serinliği çarptı yüzüne. Kumrular sıcak yuvalarını terk etmemiş, yaprakları dökülmüş çınar dallarında serçelerin telaşı başlamamıştı. Caddeleri süpüren temizlik aracının homurtusu ve denize açılan takanın sesi bozuyordu sabaha karşının gri dinginliğini.



esra saygı 17-12-2008 14:29




Uykusu eskisi kadar düzenli değildi. Son günlerde hep aynı rüyayı görüyor, sıkıntılı bir biçimde aynı saatte uyanıyordu. Uyandıktan sonra sabaha kadar yatakta, bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Yine aynı rüyadan sonra uyanmıştı. Çarşafla boğuşmayı bıraktı, kalktı salona yürüdü, perdeyi yana çakip pencereyi açtı. Hava daha aydınlanmamıştı. Sonbaharın serinliği çarptı yüzüne. Kumrular sıcak yuvalarını terk etmemiş, yaprakları dökülmüş çınar dallarında serçelerin telaşı başlamamıştı. Caddeleri süpüren temizlik aracının homurtusu ve denize açılan takanın sesi bozuyordu sabaha karşının gri dinginliğini.

Güneş bulutların ardından usul usul sarı yüzünü göstermeye başladı.denizin üstünde bir ışıltı takanın homurtusuna eşlik etti.Saçlarına düşünceleri dağıtan bir esinti karıştı.Üşüdü.İçi üşüdü,hayata dair bildiği ne varsa üşüdü..Takanın homurtusu kesildi denizin üstü sakin hafif bir sallantı ile kıyıya gelip gitmekteydi.Gözlerini kapadı. Ruhunun karmaşıklığına inat kocaman bir renk yumağı oynaşıyordu, gülümsedi.Çocukluğunu hatırladı.Ruhu özgür bir bulut gibi uzaklara gitti geldi.Gözlerini açtığında tüm çıplaklığıyla hayat tam karşısında duruyordu.Hayattan değil hayatta olmanın veridiği ağırlığı ile sarsıldı.Yorgun bedeninin koluna girip yalnızlık,çaresizlik içinde mutfağa gitti.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>Edited by: Esra Çallıoğlu

unedem 19-12-2008 21:52



Uykusu eskisi kadar düzenli değildi. Son günlerde hep aynı rüyayı görüyor, sıkıntılı bir biçimde aynı saatte uyanıyordu. Uyandıktan sonra sabaha kadar yatakta, bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Yine aynı rüyadan sonra uyanmıştı. Çarşafla boğuşmayı bıraktı, kalktı salona yürüdü, perdeyi yana çakip pencereyi açtı. Hava daha aydınlanmamıştı. Sonbaharın serinliği çarptı yüzüne. Kumrular sıcak yuvalarını terk etmemiş, yaprakları dökülmüş çınar dallarında serçelerin telaşı başlamamıştı. Caddeleri süpüren temizlik aracının homurtusu ve denize açılan takanın sesi bozuyordu sabaha karşının gri dinginliğini.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Güneş bulutların ardından usul usul sarı yüzünü göstermeye başladı.denizin üstünde bir ışıltı takanın homurtusuna eşlik etti.Saçlarına düşünceleri dağıtan bir esinti karıştı.Üşüdü.İçi üşüdü,hayata dair bildiği ne varsa üşüdü..Takanın homurtusu kesildi denizin üstü sakin hafif bir sallantı ile kıyıya gelip gitmekteydi.Gözlerini kapadı. Ruhunun karmaşıklığına inat kocaman bir renk yumağı oynaşıyordu, gülümsedi.Çocukluğunu hatırladı.Ruhu özgür bir bulut gibi uzaklara gitti geldi.Gözlerini açtığında tüm çıplaklığıyla hayat tam karşısında duruyordu.Hayattan değil hayatta olmanın veridiği ağırlığı ile sarsıldı.Yorgun bedeninin koluna girip yalnızlık,çaresizlik içinde mutfağa gitti.

Kap- kacak, bildik yerlerde duruyordu. Ne kadar anlamsızdı bu durmalar. Hiç birinin yeri, hiçbir şekilde değişmiyordu. Gözü kapalı olsa dahi, rutin mutfak işlerini yapabilirdi. Kapadı gözlerini, rafa uzanıp demliği aldı. Musluktan su çekip ocağa koydu. Çay kavanozuna uzanıp bir ölçü çayı demliğe bıraktı. İşte gözleri kapalı yapabiliyordu, hiçbir düşünce sarf etmeden***8230; Raftaki tavaya uzanırken, ***8220;Peki ya evin dışındaki yaşamım?***8221; diye söylendi. O çok mu farklıydı? Aynı saate aynı otobüse biniyor, aynı durakta iniyordu. İşyeriyle durak arasında kalan yolu bildik adımlarla kat edip, işyerinin kapısından içeri giriyordu. Ürperdi birden. Bir serçe tedirginliğiyle etrafına bakındı. Yaşam, anlam, değer***8230; Son günlerde bilincini çepeçevre saran kavramlardı.


irfan mutluer 19-12-2008 23:37

Uykusu eskisi kadar düzenli değildi. Son günlerde hep aynı rüyayı görüyor, sıkıntılı bir biçimde aynı saatte uyanıyordu. Uyandıktan sonra sabaha kadar yatakta, bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Yine aynı rüyadan sonra uyanmıştı. Çarşafla boğuşmayı bıraktı, kalktı salona yürüdü, perdeyi yana çakip pencereyi açtı. Hava daha aydınlanmamıştı. Sonbaharın serinliği çarptı yüzüne. Kumrular sıcak yuvalarını terk etmemiş, yaprakları dökülmüş çınar dallarında serçelerin telaşı başlamamıştı. Caddeleri süpüren temizlik aracının homurtusu ve denize açılan takanın sesi bozuyordu sabaha karşının gri dinginliğini.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Güneş bulutların ardından usul usul sarı yüzünü göstermeye başladı.denizin üstünde bir ışıltı takanın homurtusuna eşlik etti.Saçlarına düşünceleri dağıtan bir esinti karıştı.Üşüdü.İçi üşüdü,hayata dair bildiği ne varsa üşüdü..Takanın homurtusu kesildi denizin üstü sakin hafif bir sallantı ile kıyıya gelip gitmekteydi.Gözlerini kapadı. Ruhunun karmaşıklığına inat kocaman bir renk yumağı oynaşıyordu, gülümsedi.Çocukluğunu hatırladı.Ruhu özgür bir bulut gibi uzaklara gitti geldi.Gözlerini açtığında tüm çıplaklığıyla hayat tam karşısında duruyordu.Hayattan değil hayatta olmanın veridiği ağırlığı ile sarsıldı.Yorgun bedeninin koluna girip yalnızlık,çaresizlik içinde mutfağa gitti.

Kap- kacak, bildik yerlerde duruyordu. Ne kadar anlamsızdı bu durmalar. Hiç birinin yeri, hiçbir şekilde değişmiyordu. Gözü kapalı olsa dahi, rutin mutfak işlerini yapabilirdi. Kapadı gözlerini, rafa uzanıp demliği aldı. Musluktan su çekip ocağa koydu. Çay kavanozuna uzanıp bir ölçü çayı demliğe bıraktı. İşte gözleri kapalı yapabiliyordu, hiçbir düşünce sarf etmeden***8230; Raftaki tavaya uzanırken, ***8220;Peki ya evin dışındaki yaşamım?***8221; diye söylendi. O çok mu farklıydı? Aynı saate aynı otobüse biniyor, aynı durakta iniyordu. İşyeriyle durak arasında kalan yolu bildik adımlarla kat edip, işyerinin kapısından içeri giriyordu. Ürperdi birden. Bir serçe tedirginliğiyle etrafına bakındı. Yaşam, anlam, değer***8230; Son günlerde bilincini çepeçevre saran kavramlardı.

Belki hiçbir şeyin anlamı yoktu. Yaşamın ve yaşama değer verecek hiçbir şeyin, anlamı yoktu. Düşen yapraklar her gün çoğalıyor, içindeki fırtına sonbaharın ılık esintilerini borana çeviriyor, gecenin bir yerinde yapayalnız buluyordu kendini. Sonra, uyuyabilirsen uyu! Hayat, ne kadar bayattı, kokuyordu işte***8230; Kokuyordu; hayat kokuyordu, insanlar kokuyordu, evin dışı kokuyordu, evin içi***8230; Ocaktan yükselen cızırtıyla kendine geldi. Çaydanlıktan fışkıran su damlaları ocağa düştükçe cızırdıyordu. Tava kararmış, mutfağı ağır bir yağ kokusu sarmıştı. Hızla ocağa yönelmişti ki telefonu çaldı.

unedem 23-12-2008 00:19



Uykusu eskisi kadar düzenli değildi. Son günlerde hep aynı rüyayı görüyor, sıkıntılı bir biçimde aynı saatte uyanıyordu. Uyandıktan sonra sabaha kadar yatakta, bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Yine aynı rüyadan sonra uyanmıştı. Çarşafla boğuşmayı bıraktı, kalktı salona yürüdü, perdeyi yana çakip pencereyi açtı. Hava daha aydınlanmamıştı. Sonbaharın serinliği çarptı yüzüne. Kumrular sıcak yuvalarını terk etmemiş, yaprakları dökülmüş çınar dallarında serçelerin telaşı başlamamıştı. Caddeleri süpüren temizlik aracının homurtusu ve denize açılan takanın sesi bozuyordu sabaha karşının gri dinginliğini.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Güneş bulutların ardından usul usul sarı yüzünü göstermeye başladı.denizin üstünde bir ışıltı takanın homurtusuna eşlik etti.Saçlarına düşünceleri dağıtan bir esinti karıştı.Üşüdü.İçi üşüdü,hayata dair bildiği ne varsa üşüdü..Takanın homurtusu kesildi denizin üstü sakin hafif bir sallantı ile kıyıya gelip gitmekteydi.Gözlerini kapadı. Ruhunun karmaşıklığına inat kocaman bir renk yumağı oynaşıyordu, gülümsedi.Çocukluğunu hatırladı.Ruhu özgür bir bulut gibi uzaklara gitti geldi.Gözlerini açtığında tüm çıplaklığıyla hayat tam karşısında duruyordu.Hayattan değil hayatta olmanın veridiği ağırlığı ile sarsıldı.Yorgun bedeninin koluna girip yalnızlık,çaresizlik içinde mutfağa gitti.

Kap- kacak, bildik yerlerde duruyordu. Ne kadar anlamsızdı bu durmalar. Hiç birinin yeri, hiçbir şekilde değişmiyordu. Gözü kapalı olsa dahi, rutin mutfak işlerini yapabilirdi. Kapadı gözlerini, rafa uzanıp demliği aldı. Musluktan su çekip ocağa koydu. Çay kavanozuna uzanıp bir ölçü çayı demliğe bıraktı. İşte gözleri kapalı yapabiliyordu, hiçbir düşünce sarf etmeden***8230; Raftaki tavaya uzanırken, ***8220;Peki ya evin dışındaki yaşamım?***8221; diye söylendi. O çok mu farklıydı? Aynı saate aynı otobüse biniyor, aynı durakta iniyordu. İşyeriyle durak arasında kalan yolu bildik adımlarla kat edip, işyerinin kapısından içeri giriyordu. Ürperdi birden. Bir serçe tedirginliğiyle etrafına bakındı. Yaşam, anlam, değer***8230; Son günlerde bilincini çepeçevre saran kavramlardı.

Belki hiçbir şeyin anlamı yoktu. Yaşamın ve yaşama değer verecek hiçbir şeyin, anlamı yoktu. Düşen yapraklar her gün çoğalıyor, içindeki fırtına sonbaharın ılık esintilerini borana çeviriyor, gecenin bir yerinde yapayalnız buluyordu kendini. Sonra, uyuyabilirsen uyu! Hayat, ne kadar bayattı, kokuyordu işte***8230; Kokuyordu; hayat kokuyordu, insanlar kokuyordu, evin dışı kokuyordu, evin içi***8230; Ocaktan yükselen cızırtıyla kendine geldi. Çaydanlıktan fışkıran su damlaları ocağa düştükçe cızırdıyordu. Tava kararmış, mutfağı ağır bir yağ kokusu sarmıştı. Hızla ocağa yönelmişti ki telefonu çaldı.

Telefon sesi,ağır yağkokusu, bilincine ulaşan iki uyarandı. Hangisine yöneleceğini şaşırdı birden. Önceliği neydi yaşamında? Doğru neydi, yanlış ne? Karar vermekte her zaman zorlanmıştı. Bu yüzden de tüm kararları memnuniyetsizliğin ifadesi oluyordu. Keşke diyorduher defasında, keşke... Artık zor geliyordu anlamsızlığın kucağındaterkettiği yaşamı. Son günlerde gördüğü aynı rüya neyin habercisiydi?Onca yılın sorgusu muydu düşüne vuran?Genzi yakan yağ kokusuna yanık kokusu karıştığında bilinçli tutumu sona erdi.Refleksi bir tutumla tavayı kaptığı gibi ocaktan uzaklaştırdı. Çaydanlığın altında harlayan ateşi kıstı. Israrla çalmayı sürdüren telefona yöneldi.


irfan mutluer 24-12-2008 21:05

Uykusu eskisi kadar düzenli değildi. Son günlerde hep aynı rüyayı görüyor, sıkıntılı bir biçimde aynı saatte uyanıyordu. Uyandıktan sonra sabaha kadar yatakta, bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Yine aynı rüyadan sonra uyanmıştı. Çarşafla boğuşmayı bıraktı, kalktı salona yürüdü, perdeyi yana çakip pencereyi açtı. Hava daha aydınlanmamıştı. Sonbaharın serinliği çarptı yüzüne. Kumrular sıcak yuvalarını terk etmemiş, yaprakları dökülmüş çınar dallarında serçelerin telaşı başlamamıştı. Caddeleri süpüren temizlik aracının homurtusu ve denize açılan takanın sesi bozuyordu sabaha karşının gri dinginliğini.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Güneş bulutların ardından usul usul sarı yüzünü göstermeye başladı.denizin üstünde bir ışıltı takanın homurtusuna eşlik etti.Saçlarına düşünceleri dağıtan bir esinti karıştı.Üşüdü.İçi üşüdü,hayata dair bildiği ne varsa üşüdü..Takanın homurtusu kesildi denizin üstü sakin hafif bir sallantı ile kıyıya gelip gitmekteydi.Gözlerini kapadı. Ruhunun karmaşıklığına inat kocaman bir renk yumağı oynaşıyordu, gülümsedi.Çocukluğunu hatırladı.Ruhu özgür bir bulut gibi uzaklara gitti geldi.Gözlerini açtığında tüm çıplaklığıyla hayat tam karşısında duruyordu.Hayattan değil hayatta olmanın veridiği ağırlığı ile sarsıldı.Yorgun bedeninin koluna girip yalnızlık,çaresizlik içinde mutfağa gitti.
Kap- kacak, bildik yerlerde duruyordu. Ne kadar anlamsızdı bu durmalar. Hiç birinin yeri, hiçbir şekilde değişmiyordu. Gözü kapalı olsa dahi, rutin mutfak işlerini yapabilirdi. Kapadı gözlerini, rafa uzanıp demliği aldı. Musluktan su çekip ocağa koydu. Çay kavanozuna uzanıp bir ölçü çayı demliğe bıraktı. İşte gözleri kapalı yapabiliyordu, hiçbir düşünce sarf etmeden***8230; Raftaki tavaya uzanırken, ***8220;Peki ya evin dışındaki yaşamım?***8221; diye söylendi. O çok mu farklıydı? Aynı saate aynı otobüse biniyor, aynı durakta iniyordu. İşyeriyle durak arasında kalan yolu bildik adımlarla kat edip, işyerinin kapısından içeri giriyordu. Ürperdi birden. Bir serçe tedirginliğiyle etrafına bakındı. Yaşam, anlam, değer***8230; Son günlerde bilincini çepeçevre saran kavramlardı.
Belki hiçbir şeyin anlamı yoktu. Yaşamın ve yaşama değer verecek hiçbir şeyin, anlamı yoktu. Düşen yapraklar her gün çoğalıyor, içindeki fırtına sonbaharın ılık esintilerini borana çeviriyor, gecenin bir yerinde yapayalnız buluyordu kendini. Sonra, uyuyabilirsen uyu! Hayat, ne kadar bayattı, kokuyordu işte***8230; Kokuyordu; hayat kokuyordu, insanlar kokuyordu, evin dışı kokuyordu, evin içi***8230; Ocaktan yükselen cızırtıyla kendine geldi. Çaydanlıktan fışkıran su damlaları ocağa düştükçe cızırdıyordu. Tava kararmış, mutfağı ağır bir yağ kokusu sarmıştı. Hızla ocağa yönelmişti ki telefonu çaldı.

Telefon sesi,ağır yağkokusu, bilincine ulaşan iki uyarandı. Hangisine yöneleceğini şaşırdı birden. Önceliği neydi yaşamında? Doğru neydi, yanlış ne? Karar vermekte her zaman zorlanmıştı. Bu yüzden de tüm kararları memnuniyetsizliğin ifadesi oluyordu. Keşke diyorduher defasında, keşke... Artık zor geliyordu anlamsızlığın kucağındaterkettiği yaşamı. Son günlerde gördüğü aynı rüya neyin habercisiydi?Onca yılın sorgusu muydu düşüne vuran?Genzi yakan yağ kokusuna yanık kokusu karıştığında bilinçli tutumu sona erdi.Refleksi bir tutumla tavayı kaptığı gibi ocaktan uzaklaştırdı. Çaydanlığın altında harlayan ateşi kıstı. Israrla çalmayı sürdüren telefona yöneldi.
Hafta sonunda da rahat bırakmayacaklar düşüncesiyle telefonu eline aldığında dondu kaldı. Numarayı hatırlamıştı. Bunca yıl sonra***8230; Bir film şeridi birkaç saniyede hızla geçti gözlerinin önünden.
Telefonu açtı.

san_ 25-12-2008 05:25

Uykusu eskisi kadar düzenli değildi. Son günlerde hep aynı rüyayı görüyor, sıkıntılı bir biçimde aynı saatte uyanıyordu. Uyandıktan sonra sabaha kadar yatakta, bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Yine aynı rüyadan sonra uyanmıştı. Çarşafla boğuşmayı bıraktı, kalktı salona yürüdü, perdeyi yana çakip pencereyi açtı. Hava daha aydınlanmamıştı. Sonbaharın serinliği çarptı yüzüne. Kumrular sıcak yuvalarını terk etmemiş, yaprakları dökülmüş çınar dallarında serçelerin telaşı başlamamıştı. Caddeleri süpüren temizlik aracının homurtusu ve denize açılan takanın sesi bozuyordu sabaha karşının gri dinginliğini.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><?:NAMESPACE PREFIX = O /><O:P></O:P><O:P></O:P><O:P></O:P>
<O:P></O:P><O:P></O:P><O:P></O:P><O:P></O:P><O:P></O:P>
Güneş bulutların ardından usul usul sarı yüzünü göstermeye başladı.denizin üstünde bir ışıltı takanın homurtusuna eşlik etti.Saçlarına düşünceleri dağıtan bir esinti karıştı.Üşüdü.İçi üşüdü,hayata dair bildiği ne varsa üşüdü..Takanın homurtusu kesildi denizin üstü sakin hafif bir sallantı ile kıyıya gelip gitmekteydi.Gözlerini kapadı. Ruhunun karmaşıklığına inat kocaman bir renk yumağı oynaşıyordu, gülümsedi.Çocukluğunu hatırladı.Ruhu özgür bir bulut gibi uzaklara gitti geldi.Gözlerini açtığında tüm çıplaklığıyla hayat tam karşısında duruyordu.Hayattan değil hayatta olmanın veridiği ağırlığı ile sarsıldı.Yorgun bedeninin koluna girip yalnızlık,çaresizlik içinde mutfağa gitti.<O:P></O:P><O:P></O:P><O:P></O:P>
<O:P></O:P><O:P></O:P><O:P></O:P><O:P></O:P>Kap- kacak, bildik yerlerde duruyordu. Ne kadar anlamsızdı bu durmalar. Hiç birinin yeri, hiçbir şekilde değişmiyordu. Gözü kapalı olsa dahi, rutin mutfak işlerini yapabilirdi. Kapadı gözlerini, rafa uzanıp demliği aldı. Musluktan su çekip ocağa koydu. Çay kavanozuna uzanıp bir ölçü çayı demliğe bıraktı. İşte gözleri kapalı yapabiliyordu, hiçbir düşünce sarf etmeden***8230; Raftaki tavaya uzanırken, ***8220;Peki ya evin dışındaki yaşamım?***8221; diye söylendi. O çok mu farklıydı? Aynı saate aynı otobüse biniyor, aynı durakta iniyordu. İşyeriyle durak arasında kalan yolu bildik adımlarla kat edip, işyerinin kapısından içeri giriyordu. Ürperdi birden. Bir serçe tedirginliğiyle etrafına bakındı. Yaşam, anlam, değer***8230; Son günlerde bilincini çepeçevre saran kavramlardı.<O:P></O:P><O:P></O:P>
<O:P></O:P><O:P></O:P><O:P></O:P>Belki hiçbir şeyin anlamı yoktu. Yaşamın ve yaşama değer verecek hiçbir şeyin, anlamı yoktu. Düşen yapraklar her gün çoğalıyor, içindeki fırtına sonbaharın ılık esintilerini borana çeviriyor, gecenin bir yerinde yapayalnız buluyordu kendini. Sonra, uyuyabilirsen uyu! Hayat, ne kadar bayattı, kokuyordu işte***8230; Kokuyordu; hayat kokuyordu, insanlar kokuyordu, evin dışı kokuyordu, evin içi***8230; Ocaktan yükselen cızırtıyla kendine geldi. Çaydanlıktan fışkıran su damlaları ocağa düştükçe cızırdıyordu. Tava kararmış, mutfağı ağır bir yağ kokusu sarmıştı. Hızla ocağa yönelmişti ki telefonu çaldı.<O:P></O:P><O:P></O:P>
<O:P></O:P><O:P></O:P>
Telefon sesi,ağır yağkokusu, bilincine ulaşan iki uyarandı. Hangisine yöneleceğini şaşırdı birden. Önceliği neydi yaşamında? Doğru neydi, yanlış ne? Karar vermekte her zaman zorlanmıştı. Bu yüzden de tüm kararları memnuniyetsizliğin ifadesi oluyordu. Keşke diyorduher defasında, keşke... Artık zor geliyordu anlamsızlığın kucağındaterkettiği yaşamı. Son günlerde gördüğü aynı rüya neyin habercisiydi?Onca yılın sorgusu muydu düşüne vuran?Genzi yakan yağ kokusuna yanık kokusu karıştığında bilinçli tutumu sona erdi.Refleksi bir tutumla tavayı kaptığı gibi ocaktan uzaklaştırdı. Çaydanlığın altında harlayan ateşi kıstı. Israrla çalmayı sürdüren telefona yöneldi.<O:P></O:P>
Hafta sonunda da rahat bırakmayacaklar düşüncesiyle telefonu eline aldığında dondu kaldı. Numarayı hatırlamıştı. Bunca yıl sonra***8230; Bir film şeridi birkaç saniyede hızla geçti gözlerinin önünden. <O:P></O:P>
Telefonu açtı.
cızırdadı, izini saklayan sihirli kutu. sabahın sesizliğini bozan serseri yağsız bisiklet tekerleği sanki.
uzaklaştırdı kulağından,ses duruldu. titreyen elleri yine almış başını gidiyor, binlerce sızıyüzlerce telaşla...
kulağına yaklaştırdığında
-sen misin? dedi...
eskide kalmışdün gibi,ateş gibi, ağu gibisaran selamlamayla.
sigaranın tortusuyla sararmış o ses, yılların ardından hala aynı soruyla geldiğinde; kalbi yerinden nereye gidiyordu böyle? hani kavli vardı, onu ele vermeyecekti?
elini göğsüne bastırdı.yutkundu.


san_ 17-01-2009 07:09

Uykusu eskisi kadar düzenli değildi. Son günlerde hep aynı rüyayı görüyor, sıkıntılı bir biçimde aynı saatte uyanıyordu. Uyandıktan sonra sabaha kadar yatakta, bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Yine aynı rüyadan sonra uyanmıştı. Çarşafla boğuşmayı bıraktı, kalktı salona yürüdü, perdeyi yana çakip pencereyi açtı. Hava daha aydınlanmamıştı. Sonbaharın serinliği çarptı yüzüne. Kumrular sıcak yuvalarını terk etmemiş, yaprakları dökülmüş çınar dallarında serçelerin telaşı başlamamıştı. Caddeleri süpüren temizlik aracının homurtusu ve denize açılan takanın sesi bozuyordu sabaha karşının gri dinginliğini.
Güneş bulutların ardından usul usul sarı yüzünü göstermeye başladı.denizin üstünde bir ışıltı takanın homurtusuna eşlik etti.Saçlarına düşünceleri dağıtan bir esinti karıştı.Üşüdü.İçi üşüdü,hayata dair bildiği ne varsa üşüdü..Takanın homurtusu kesildi denizin üstü sakin hafif bir sallantı ile kıyıya gelip gitmekteydi.Gözlerini kapadı. Ruhunun karmaşıklığına inat kocaman bir renk yumağı oynaşıyordu, gülümsedi.Çocukluğunu hatırladı.Ruhu özgür bir bulut gibi uzaklara gitti geldi.Gözlerini açtığında tüm çıplaklığıyla hayat tam karşısında duruyordu.Hayattan değil hayatta olmanın veridiği ağırlığı ile sarsıldı.Yorgun bedeninin koluna girip yalnızlık,çaresizlik içinde mutfağa gitti.
Kap- kacak, bildik yerlerde duruyordu. Ne kadar anlamsızdı bu durmalar.
Hiç birinin yeri, hiçbir şekilde değişmiyordu. Gözü kapalı olsa dahi, rutin mutfak işlerini yapabilirdi. Kapadı gözlerini, rafa uzanıp demliği aldı. Musluktan su çekip ocağa koydu. Çay kavanozuna uzanıp bir ölçü çayı demliğe bıraktı. İşte gözleri kapalı yapabiliyordu, hiçbir düşünce sarf etmeden…
Raftaki tavaya uzanırken, “Peki ya evin dışındaki yaşamım?” diye söylendi. O çok mu farklıydı? Aynı saate aynı otobüse biniyor, aynı durakta iniyordu. İşyeriyle durak arasında kalan yolu bildik adımlarla kat edip, işyerinin kapısından içeri giriyordu. Ürperdi birden. Bir serçe tedirginliğiyle etrafına bakındı. Yaşam, anlam, değer… Son günlerde bilincini çepeçevre saran kavramlardı.
Belki hiçbir şeyin anlamı yoktu. Yaşamın ve yaşama değer verecek hiçbir şeyin, anlamı yoktu. Düşen yapraklar her gün çoğalıyor, içindeki fırtına sonbaharın ılık esintilerini borana çeviriyor, gecenin bir yerinde yapayalnız buluyordu kendini. Sonra, uyuyabilirsen uyu! Hayat, ne kadar bayattı, kokuyordu işte… Kokuyordu; hayat kokuyordu, insanlar kokuyordu, evin dışı kokuyordu, evin içi… Ocaktan yükselen cızırtıyla kendine geldi. Çaydanlıktan fışkıran su damlaları ocağa düştükçe cızırdıyordu. Tava kararmış, mutfağı ağır bir yağ kokusu sarmıştı. Hızla ocağa yönelmişti ki telefonu çaldı.
Telefon sesi,ağır yağ kokusu, bilincine ulaşan iki uyarandı. Hangisine yöneleceğini şaşırdı birden. Önceliği neydi yaşamında? Doğru neydi, yanlış ne? Karar vermekte her zaman zorlanmıştı. Bu yüzden de tüm kararları memnuniyetsizliğin ifadesi oluyordu. Keşke diyorduher defasında, keşke... Artık zor geliyordu anlamsızlığın kucağındaterkettiği yaşamı. Son günlerde gördüğü aynı rüya neyin habercisiydi? Onca yılın sorgusu muydu düşüne vuran?Genzi yakan yağ kokusuna yanık kokusu karıştığında bilinçli tutumu sona erdi.Refleksi bir tutumla tavayı kaptığı gibi ocaktan uzaklaştırdı. Çaydanlığın altında harlayan ateşi kıstı. Israrla çalmayı sürdüren telefona yöneldi...
Hafta sonunda da rahat bırakmayacaklar düşüncesiyle telefonu eline aldığında dondu kaldı. Numarayı hatırlamıştı. Bunca yıl sonra… Bir film şeridi birkaç saniyede hızla geçti gözlerinin önünden.
Telefonu açtı.
cızırdadı, izini saklayan sihirli kutu. sabahın sesizliğini bozan serseri yağsız bisiklet tekerleği sanki.
uzaklaştırdı kulağından,ses duruldu. titreyen elleri yine almış başını gidiyor, binlerce sızıyüzlerce telaşla...
kulağına yaklaştırdığında
-sen misin? dedi...
eskide kalmış dün gibi, ateş gibi, ağu gibi saran, sigaranın tortusuyla sararmış o ses, yılların ardından hala aynı soruyla geldiğinde; kalbi yerinden nereye gidiyordu böyle? hani onu ele vermeyecekti?
elini göğsüne bastırdı. yutkundu.
- evet...
dili dolanarak; "istersen ayrılalım, bana dayanamıyorsun artık belli..." sine, son evet'i söyleyip gömmüştü o'nu hani? köhne meyhanenin takvimsiz köşesinde son kez ağlaşmışlardı geçmişin sancılarına hani?
olmadı... yeniden dünyayı durdurdu, yerinden savurup fırlattı boşluğa insafsızca.


şu Anki Saat: 05:23

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum