Şiir akademisi logo
Şairler Şiirler menü Öyküler
GİO 2017 Roman Ödülü - Sunullah Arısoy 2017 Şiir Ödülü Hüseyin Atabaş’ın - Gençlerden Atatürk'e Mektup Yarışması - "Attila İlhan Edebiyat Ödülleri" başvuruları başladı - Necatigil Şiir Ödülü Küçük İskender’in oldu - Attila İlhan Şiir Ödülü'ne son katılım 14 Nisan - TTB Behçet Aysan Şiir Ödülü Başvuruları 1 Mayıs’a uzatıldı - Şair Cemal Süreya Geniş Bir Etkinlikle Kartal’da Anılıyor - Doğa’ya Yaz Öykü Yarışması 2017 - Deli Zeynep Kısa Öykü Yarışması sonuçlandı -


Aysel EKİZ

Özgeçmiş Sayfası »

Daha Küçük Yazı Tipi | Daha Büyük Yazı Tipi

BABAMIN GÖZLERİ

    Babam öldü benim.Herkesin babası ölür,herkes bu cümleyi bir gün söyler,ben üzülürdüm.Bir gün hem söyleyip hem üzüleceğimi herkes gibi hiç bilmeden.Eksildim… İçim acıdı… Ağladım…Ağlayamadım… Boşluktu. Yoksa hiç olmamış mıydı?. Yüreğimde milyonlarca kuş çırpınırken nefes alamadım. “Günü gelir,herkes gider. ” Dediğinde, o herkesin içinde onu hiç düşlememiştim. Herkes gibi. Hem söyledim hem üzüldüm;çünkü benim babam öldü.Benimdi. Babamdı.Öldü. Ben ağladım. 

    Bilir misiniz,gidenin ardından en zor olan an,ona ait eşyaların toplandığı andır. Tanıdık, tanımadıklara giysilerinin dağıtıldığı, çoluğun çocuğun hatıra diye gidenin elinin değdiklerinin paylaşıldığı o an.Bu,ölümün onaylandığı. “Gittin,izlerini de yavaş yavaş aramızdan çek al ki alışalım,kabullenelim” denen andır.Bir vitrin içinde bir süre daha “vardım” diyecek resimler;bir dolabın rafında “yaşamıştım” diye sessiz soluksuz arada bir dokunulacak kitaplar, gözlükler; anılara tercüman birkaç özel eşya… Önce acıtan,sonra alışılan,belki sonra unutulan… “Acılara alışmalı ve sonra alıştığını unutmalı insan”,anneannemin dediği gibi.Vitrinimde duran küçük kömür parçasını gördüğünde söylemişti bu sözü annem:

    “Acılara alışmalı ve alıştığını unutmalı insan.”

     Küçük kara kömürü o ölümün onaylandığı an almıştım babamın eşyalarının arasından.İçinde otuz yıllık maden anılarını,gençliğini,Almanya’yı gizleyen küçük kömür parçası.O anıların içinde en çok babamın sürmeli gözleri vardı.

     Sürme gözlüydü babam.Sürme gözlü kocaman bir dev.Her akşam gözlerini görebilmek için eve dönüşünü beklerdim.Küçüktüm.Tanrı,gözlerinin kenarını kalemiyle iki kez çizmiş zannederdim.Yanağıma bıraktığı küçük kara ben gibi.Bana dokunmuş,onun gözlerini iki kez çizmiş.Kimseye demezdim.Annemin günahları bir tek düşlerime diş geçiremezdi.Ben babamın gözlerini büyütürken düşler ve çok severdim tanrıyı.

       “Baba… Gözlerin neden sürmeli?”

       “Seni daha iyi görebilmek için kızım.”

        Masallarla karışırdık.

       “Kömür onlar” derdi annem. “Çıkarken yıkanıyor ama gözleri kalıyor işte.”

     Kömür çıkarıyor babam.Yerin bin beş yüz metre altında,annemin “seke” dediği yerde.Kömür biriktirdikleri küçük tren vagonlarının arasında,elinde koca koca eldivenler.Uşaklı Mehmet amca madendeki patlamada öldüğünden beri de annem pencerede bekliyor babamın gelişini.Beraber bekliyoruz.Ben sürmeli gözlerini görmek için,o diriliğini. Acılara alıştık ve alıştığımızı unuttuk.

       Babam sürmeli gözleri ve diriliğiyle her akşam çaldı kapımızı.Kocaman göğsüne başımı gömerken ben,içime doluveren kömür kokusuna hep teşekkür ettim, bugün de babamı bana gönderdiği için. Zehra teyzenin yüreğinde Mehmet amcayı aldıkları için kara kara kömürlere öfke ve isyan,benim yüreğimde her akşam gizli bir şükran.

      Babamın iş yerini hiç görmedik biz.Bir o bilirdi.Hayalimde kocaman karanlık bir çukur vardı hep.Babam,beline bağladığı iplerle o çukura iniyor,yumurta gibi kömürleri elindeki sepete atıyordu.Eylül yağmurlarından sonra ormana mantar toplamaya gittiğimiz vakitlerle karışmıştı düşlerim.Madende çalışırken çekilmiş bir fotoğrafını getirdiğinde o karanlık kocaman çukur,elindeki yumurta kömürlü sepet,yağmur,orman,mantar bulma sevincim,ipler birbirine karışmış,sonra yavaş yavaş birbirlerinden ayrılmışlardı.Fotoğrafta fenerlerle aydınlatılmış küçücük bir yerde dizlerinin üstüne oturmuş,başlarında kasklar,ellerinde kazmalar simsiyah yüzlü birbirine benzeyen dört beş adam vardı.

      “Bak… Bu sensin işte.”

     “Aferin kız.! Nasıl tanıdın hemen?”

     “Gözlerinden.”

   Gözlerinden tanıdım.Sevdiğim sürmeli gözlerinden.Otuz yıl akşam kapılarında beni kucaklayan kömür sürmesi gözlerinden.Annemin kömür karası dediği, benim tanrının çizdiğine inandığım sürmeli gözlerinden.

     Babam öldü benim. Herkesin babası gibi öldü. Işıklar söndü.Kapılar kapandı. Ağladım. Ağlayamadım. İçimde çırpınan kuşların ağıtları.Küçük kara bir kömür bıraktı bana.İçinde dev gibi olduğu gençliği,otuz yılını çentik çentik toprağına işaretlediği madenini,emeğinin sımsıcak terini gizlediği küçük kara bir kömür.Aslında o bırakmadı.Onu ben aldım.Çünkü o kömürde artık akşam kapılarında göremeyeceğim en çok sevdiğim yeri vardı:Sürmeli gözleri.Babamın gözleri.Sevdiğim tanrı kalemiyle çizilmiş gözleri.Onları vitrinime koydum…Her akşam iş dönüşü beni karşılasınlar diye …


Aysel EKİZ

 
Şiirakademisi ticari amaç gütmediği için ürünlere telif hakkı ödemez. Ürünlerin telif hakkı yazarına aittir.
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası uyarınca, ürünler site yönetiminden ve yazarından izinsiz kullanılamaz.  
Bebek Giyim - Toptan Oyuncak - web tasarım
Şiir Akademisi - Ana Sayfa