Şiir akademisi logo
Şairler Şiirler menü Öyküler
Fakir Baykurt Öykü Yarışması - Sarıyer Belediyesi Fakir Baykurt Öykü Yarışması sonuçlandı - Tanpınar Şiir Yarışması’nda Sonuçlar Açıklandı - 9. Aşık Mahzuni Şerif Beste Yarışması başlıyor - Dicle Koğacıoğlu Makale Ödülü 2017 - Bornova Belediyesi Şiir Yarışması - GİO 2017 Roman Ödülü - Sunullah Arısoy 2017 Şiir Ödülü Hüseyin Atabaş’ın - Gençlerden Atatürk'e Mektup Yarışması - "Attila İlhan Edebiyat Ödülleri" başvuruları başladı -

Söyleşiler » Hüseyin ALEMDAR ile söyleşi / Yılmaz ARSLAN

 

 Attilâ İlhan Şiir Ödülü’nü
“Vakitler İncelikler” dosyasıyla kazanan
Hüseyin Alemdar’la kitaba doğru ayaküstü…

YILMAZ ARSLAN

Sevgili Hüseyin, “Yemekli Vagon”dayız ve seninle baş başayız. Masada içki var, kitaplar var, ganyan ve iddaa bültenleri var. Gel istersen şöyle bir yöntem izleyelim: Bugün şiirde var olduğun yerden, ilk şiirlerine, ilk kitabına, yani çıkış noktana gidelim. Oradan toparlayarak tekrar bugüne gelelim. Yayımlanmış 6 kitaptan sonra, 7’nci kitabın olacak “Vakitler İncelikler” ile Türkiye İş Bankası Attilâ İlhan Şiir Ödülü’ne değer görüldün. Duygunun ve vefanın şairi bir “Hüseyin âdemi” olarak kendini yedi harfe sığdırsan nasıl sığdırırsın?

Kalbinden gelerek konuşmanı seviyorum Yılmaz; yer yer şiirin gibisin. Açıkçası ben de biraz öyleyim. İçkilerimizden birer yudum alarak başlayalım istersen. Arada bir masamızda duran kitapların ve dergilerin sayfalarını da karıştırırsak iyi ederiz. En önemlisi iddaa ve at yarışı kuponlarını da ilk fırsatta yatırmayı ihmal etmeyelim; barkod tabancasından geçmiş kitapla, makineden geçmiş kuponda bile bir şiir var. Neyse… Öncelikle 7’nin uğuruyla başlayayım; 7 yaşamı ve sinemayı im’lediği, üstelik hüzünlü bir yanının da olduğuna inandığım adımın da 7 harften oluştuğunu düşünürsek, bu rakama benzer bir yanımın olduğunu söyleyebilirim. Şiirde iki doğumum var: İlki “ToplanmışSevgi Ölüleri”yle olmuştur, ikincisi “Vakitler İncelikler”le olacak. Şiire 80’lerde başlamış olmama ve üstelik önemli iki kitabımı bu yıllarda yayımlamama rağmen 80 şiiri içinde adımın fazla anılmaması karşısında beni kurtaran bir ödül de oldu Attilâ İlhan Şiir Ödülü aslında. Kurucusu olduğum ve yalnızca şiir kitabı yayımlayan Hera ile yine kurucusu olduğum Orhon Murat Arıburnu Ödülleri’ndeki emeğim de cabası. Jürinin bu yanımı da düşünerek “pekiştirme” anlamında da olsa ödülün bana verilmesine karar vermişse, ödülün gerekçesi yanında bu karara da ayrıca saygı duyarım. Ama her şeye rağmen çok sıkı ve sağlam, “gizli başyapıt”ım diyebileceğim bir dosyayla jürinin karşısına çıktığımı söylersem umarım ukalalık yapmış olmam. Böyle yapıtlar on yılda yirmi yılda bir gelir. Ayrıca yaklaşık yirmi yıldır bende yaşayan bir dosyaydı bu; saygın bir yayınevi için hazırladığım sırada ödülün duyurusuna tam denk gelmesi de bir şans açıkçası. Vefanın ve inceliklerin şiirini söyleyen bir şair olarak, bu kanaldan biraz daha akacağımı göstermesi açısından da “Vakitler İncelikler” önemli kitaplarımdan biri olacak. Hazır adımı oluşturan yedi harften söz etmişken, harflerin içini senin nezdinde doldurmama ne dersin?

Harfler seni daha iyi anlatacaksa neden olmasın…

Adımın başharfi şiirimin ve hüznümün başlangıcı aslında. İki dayak arasında eğreti duran bir hayat, Hüseyin’in ta kendisi aslında! Dosyanın son şiiri olan “Güzel Yalan” bir bakıma. Öncesi yalan, sonrası güzel yalan olacak belki; ama şimdilik izin vermiyorum. Neyse… Harflerin sustuğu sese geçelim:


H)
Varlık, Adam Sanat, H. Gösteri ve Milliyet Sanat dergileri şairi olduğum yıllar; tam anlamıyla 80’ler. Bastırılmış devrimci kişiliğimle ellerimin parmaklarını iki uzak ses ceplerimde kırdığım yıllar. Toplumculuğu saf ve coşku kırığı yaşama isteği. Nâzım Hikmet’ten Pablo Neruda’ya, Hasan Hüseyin’den Nikola Vaptsarov’a, Rıfat Ilgaz’dan Attila József’e, A. Kadir’den Yannis Ritsos’a toplumculuk ateşiyle kendimi kavgama mıhladığım ilk gençliğim. Aşkı Beyoğlu’nun arka yakalarında ya da Yüksekkaldırım’ın çıkmazlarında bölük pörçük yaşama sekanslarım. Geriye dönüp bakıyorum da, hepsi hepsi grisoğuk hayat kırıkları… İlk iki kitabım “Toplanmış Sevgi Ölüleri” ve “Gecede Gülümseme”deki şiirler o kırıklıkların izdüşümleri. Üstelik o yıllarda “Duvar”, “Sisler Bulvarı”, “Yağmur Kaçağı” ve “Belâ Çiçeği” ile Attilâ İlhan şiirinin dublörüyüm bir bakıma geceleri. Öğrencisi olduğum dergi ortamları ve o dönemki abilerimiz sanki İkinci Yeni şairlerini yasaklamış bize. Edip Cansever, Turgut Uyar, Oktay Rifat, Ece Ayhan, Cemal Süreya, Tevfik Akdağ, Ercüment Uçarı şiirleri henüz kangırgın girmemiş(ler) hayatıma. İlk iki kitabım, günahıyla sevabıyla yeşilçam melodramı bir buruklukla Türk şiirinin sayfalarına saçmış beni; kendi adıma iyi ki de o yılları yaşamışım. İlk doğumum orda!

ü)
Toplumculuğun dayattığı politik duruş poetikamı oluşturmamı geciktirmiş biraz. “Aşkve Prelüdler” poetika dersine hazırlık kitabımdır bu yüzden. Hayatın ve evliliğin acı çekici bu yıllarda inmiştir içime. Kırk yaşıma kadar içimde kalacak yirmi beş yaşımın gri kurşunuyla. O yıllarda iki şair iki dizesiyle allak bullak etmiş hayatımı: René Char “güneşi gördüm alçaktan uçuyordu”/ Oktay Rifat “en akıllı yanımdır balıkla deniztutmak”. Şiiri somut değil soyut imgelerle kurma çabası, felsefik derinlik kaygısı, retorik, dize kurgusuyla biçimde yetkinlik (tek çırak kalmadığım yer burası galiba), geleneksel olanı evrenselin içinde eritmek işlevselliği. Yasımı ve yalanımı yanıma alarak İkinci Yeni’ye ve modern şiire kaçışım bu yıllara denk gelir (1989 – 1993). Tuhaftır, şiirimi burada da yine bir René Char dizesi kanatır: “âh, karlar acımı bilmiyor”! İddia ediyorum ki, Edip Cansever’in MendilimdeKan Sesleri” şiirini o yıllarda benim kadar yaşayan olmamıştır.

s)
Hayatımın bu yılları (1993 – 2000) daha çok sinemaya adanmış yıllardır. Kurucu olduğum ödül, Antalya Altın Portakal Film Festivali heyecanı, kısa ve uzun bir sürü film bilinçaltımda öyle bir yer etmiş ki, o gün bugündür tedavim bir türlü mümkün olmamıştır. Başlarda mükemmel bir film arayan ben, şimdi dokümanter bir filme bile razı hale gelmişim. Ne var ki elim de kalbim de hiçbir şeye gitmiyor. Uzak ustam Jean Cocteau “sinema nedense bir türlü şairlerin eline geçmemiştir, eğer bir gün geçerse orda takılır kalır” demiş. Ne acıdır ki, o bile istediği sinemayı yapma fırsatını bulamamıştır. Sinema ile şiirin gizli ilişkisi Nâzım Hikmet’ten küçük İskender’e, Ercüment Behzat Lav’dan Murathan Mungan’a, Orhon M. Arıburnu’dan bendenize, Attilâ İlhan’dan Hüseyin Peker’e, Kâmran Yüce’den Ömer Erdem’e bir sinemacı-şair dehâsı yaratamamıştır maalesef. Benim bu hasta ve karanlık sularda tek kazancım yine de şiirim olmuştur. Sinemaya adanmış bunca şiir yazan başka bir şair var mıdır? Hele “Öldüğümü Kimse Bilmiyor” şiirimle F. H. Dağlarca’dan bile övgü aldığımın yazılı bir belgesi olsa da çerçeveletsem. O günlerimden kalma en güzel anım Metin Erksan’a aittir; imzalı kitapla
kitaplığımın en güzel yerinde duruyor, belki ilerde kızlarımdan biri bilir değerini!
  --SinemaKitabı’m eksiktir, hâlâ da eksikliğini koruyor. Bir kitabın eksik olması yaşamasıdır, ilk kitap hariç benim tüm kitaplarım o anlamda eksiktir. Bir ara kitap olan Sinename’yi bitirebilirsem eğer, üzerimde fazla yük kalmayacak. Sinema yirmidört kare şiirin peliküle konuştuğudur!

e) Şiiri “hobi” değil iş olarak görenlerdenim. 2000’den beri ekmeğimi “şiir taşı”ndan çıkarıyorum – “şiir taşı” demişken, anı, deneme ve şiir üstüne yazılarımı ilerde bu adla kitaplaştıracağımı söylememde yarar var –. Bu konuda da Dağlarca’yı kendime usta seçmişimdir, şiirin yanına hiçbir yazın türünü koymaya niyetim yok. Şiir ki, bir yazın türü değildir zaten, hiçbir zaman da olmamıştır; olsa olsa türler üstü bir şık duruştur. Bu şıklığı bozmaksa şairde şık durmaz. Yine de şiirsel anlatım cenneti görsel bozmalar cinneti sinemaya dayanamam, bozarsa ancak o bozar! Şiiri iş olarak seçerken, emekçi yanında durduğum reklamcılığın bana katkısını yadsıyamam. Çünkü sıkıştığım yerde ordan gelen maaşla ayakta durmuşum. Yeşilçamın emekçi etiğiyle büyümüş biri olaraktan, yaptığım işleövünmeyi de kendime içetik görmüşümdür. Reklamcılığa laf sokuşturmak isteyenlere söyleyecek sözüm de şudur; büyük bir reklam ajansında “düzeltmenlik” yapmanın ne olduğunu bilse bilse ancak bu işi yapanlar bilir. Bir espas, bir harfin tipografik duruşu, yanlış bölünmelerden kaynaklanabilen anlam kaymaları, başlık ve metinler arası ilişkiler başka hangi sektörde bu kadar önemli olabilir? Ömrümün en derin anlamı buralarda saklı. Estetik kaygılarla bu yıllarda kotardığım üç kitap (bir başka söylemle üçleme/m) çok fazla okurla buluşamasa da benim için çok önemlidir. TenKitabı, Hüzün Kitabı ve Sinema Kitabı üç koldan beni ve şiirimi el vermede en kestirme yoldur. Adımın orta harfini nasıl da sıkı sıkıya doldurmuşum!

y) “Vakitler İncelikler”in ilk defteri 2000’den öncedir ama ömrüme yayılışı bu harfe denk gelir. Başta uzun düzyazı bir şiir olan “Kün”den oluşacaktı, sonra 41 vakit ve vakit olamayan dizelere “vakit tozları” denecekti ve “41 kere maşallah” edası ve “Kün ve Vakitler” adıyla kitaplaşacaktı. Maalesef, Müslim bir Allah inancım olmasına rağmen –nasıl bir inançtır bu ben de tam bilmiyorum– maşallah öksüzü bir adamım; vakitler de ömrüm de 45’i buldu kitap bir türlü yayımlanamadı. Neyse ki, imdadıma İş Bankası 2007Attilâ İlhan Şiir Ödülü yetişti. Yoksa beni bi’ güzel gömeceklerdi. En bitmemiş kitabım olarak benimle birlikte yaşayacak artık, ne mutlu bana! Gel de şimdi ödüllere karşı ol!

i) 21+1 dize sayısı ve yer yer arkaik bir kurgu ve söylemle kâğıt ömrüme döktüğüm, şu anda 45’i bulan vakit şiirleri adımın en ince harfini nasıl da noktasına kadar doldurmuş! İki şeyden, sinema imgemden ve vakit izleğinden kurtulamayacağım kesin. Yaşadıkça kendime sinema, şairlerime 21 dize 21 yaş gençliği vakitler borçlanıyorum. Şiir bir yerde gözün kalbe vefa borcu, kalbin göze komşuluk sevabı. Vefama sevap katarak, defterlerimde birer eksik vakit gibi duran Melih Cevdet Anday, Gülten Akın, Kemal Özer, Behçet Aysan, Hüseyin Ferhad, Ataol Behramoğlu, İsmail Uyaroğlu, Adnan Satıcı, Yılmaz Arslan, Onur Caymaz, Şeref Bilsel, Gonca Özmen, Yücel Kayıran, Alper Gencer, Eren Aysan, Beşir Sevim, Hayriye Ünal, Hayriye Ersöz inceliklerinde dönüp dönüp her biri bir vakit öleceğim anlaşılan. “Vakitler İncelikler”den sonra yayımlanacak her kitabın sonuna üçer beşer yeni vakit eklemem sanırım inceliklere vefa jestim olacak. Aramızda kalsın, ömrümün en i’nsan harfine öteden beri özel bir sevgim var!

n) Adımın son harfi ki, dokunamadığım ve gidemediğim her şeyi simgeleyen bir harf artık. Harf değil de Araf! Bir yanıyla Allah’la aramda olan mistik mesafe, bir yanıyla da onsuz kendime düştüğüm uzam; Masiva! Cinsellik, din, tene ve tine iltifat, itiraf, göğe ve kuyuya ters cennet jileti, mecnûn ve meczûpluk hâli, kalbe bıçak yalanı, ithaf… Şimdi bir türkü dinlesem, âh “Hüseyin’in cemali yok yüzünde” sözüne kendimi inandırsam da, kendime Hüseyin olup bi’ güzel menzilimi şaşırsam!

Ankara havası ve ikimizciliği Sincan İstasyonu’na bırakan Ankara Treni’nin “Yemekli Vagon” rakısı iyi geldi değil mi Hüseyin! Şimdi şurda bir kahveye oturup, sabah çayımızı içsek ve bir kedi yanımıza sokulsa, dizlerimize sürtünüp miyavlar mı ki yalnızlık hakkında!?

Kediler de köpekler de dağlara baka baka kendimizi içimize anlattığımız birer yalnızlık kımıltısıdır Yılmaz, unutma!

Tren, rakı, şiir, iddaa ve at yarışı… Ankara’yı gri gri yaşamışken sevgili şairimiz Ahmet Erhan’ın hatırı var; gel, küçük bir güzellik yapalım. Tüyon var mı?

Bırak tüyoyu! Şampiyonluk adaylarını kapsayan bir kupon yap Yılmaz; Fenerbahçe çok formda Kasımpaşa’yı da yener, Galatasaray-Denizli maçı ilk yarıda kopmaz 0’dan 1, Beşiktaş İst. Büyükşehir Belediyespor’u her halükârda yener; Sivasspor’a gelince, ligdeki son galibiyetini bu hafta sonu Konyaspor’a karşı alır; ondan sonrası artık karanlık. Bir de Bank Asya Ligi sürprizi yaz Diyarbakır-Eskişehir bonko 1. 20 misli ver makineye. Ahmet mi, istese istese 70’lik bir rakı ister “Beyoğlu şiir buluşması” bizden. Âh, bıçakla kavgalı gırtlağı nasıl da rakısız acıyor!--Sahi Yılmaz, senin adının da gizli bir 7’nci harfi vardır herhalde!

Olmaz mı! Adlar yaklaştırır, redler uzaklaştırır. Tesadüfe bak ki, bizi ikimiz yapan senin adının ilk harfi. Dedemden ve alevilikten gelme “H” harfi bir söylemim ben, Hüseyin benim göbek adım. Hüseyin’in ve şiirin hatırı olmasa kana kan cana can yaşar kılar mıydık bunca yılı. Bundandır ki; şiir yazar türkü söyler, cem eder semah döneriz!--Pekâlâ, soyadının harflerini doldurmaya ne zaman başlarsın desem sana…

45’imden ve “Vakitler ve İncelikler”den hemen sonra!                      

 

 

 

Şiirakademisi ticari amaç gütmediği için ürünlere telif hakkı ödemez. Ürünlerin telif hakkı yazarına aittir.
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası uyarınca, ürünler site yönetiminden ve yazarından izinsiz kullanılamaz.  
Bebek Giyim - Toptan Oyuncak - web tasarım
Şiir Akademisi - Ana Sayfa