Şiir akademisi logo
Şairler Şiirler menü Öyküler
GİO 2017 Roman Ödülü - Sunullah Arısoy 2017 Şiir Ödülü Hüseyin Atabaş’ın - Gençlerden Atatürk'e Mektup Yarışması - "Attila İlhan Edebiyat Ödülleri" başvuruları başladı - Necatigil Şiir Ödülü Küçük İskender’in oldu - Attila İlhan Şiir Ödülü'ne son katılım 14 Nisan - TTB Behçet Aysan Şiir Ödülü Başvuruları 1 Mayıs’a uzatıldı - Şair Cemal Süreya Geniş Bir Etkinlikle Kartal’da Anılıyor - Doğa’ya Yaz Öykü Yarışması 2017 - Deli Zeynep Kısa Öykü Yarışması sonuçlandı -
Yazar: Ümit ALOĞLU
Öyküleri - Öykücünün Hayatı

YARINCI

O, esintilerin fırtınaya, okyanus fırtınalarına döndüğü gecenin sabahında kendimi kıyıya atmaya karar verdim. Küçükasya’nın Kibele’sine “Tanrım sensin!” deyip kurtulacaktım. Saatlerce ölçtüm biçtim, düşünmekten yoruldum. Sonunda kendini cephede, siperdeki arkadaşının omuzlarında hisseden yaralı asker gibi çıktım yatağımdan. Tuvalete gittim. Tuvalete gidiyor olmaktan utandım. Yüzümü yıkadım. Sakalım var gibi geldi. Dün tıraş olmuştum; ama olsun, tıraş olmalıydım. Tıraş oluyor olmak da bana küçültücü geldi. Kibele’nin tıraş olmadığı belli, tuvalete gidiyor mudur? Onu tuvalette düşünmeyi de küçültücü buldum. Sanmam, dedim. Tanrılar tanrıçalar öyle… Hayır! O ve tuvalet; ilgi kuramadım. Tuvaletten çıktığımda kurtuldum o duygudan, giyindim. Onu bulacak, onunla konuşacaktım. Her gün döşemelerine can kattığı

koridorun köşesine dikildim. Sol omzum biraz aşağıda, sağ ayağım, sol dizimin üstüne atılı, ellerim pantolonumun cebinde beklemeye koyuldum. Islık çalmayı beceremem. Bir de ıslık çalabilseydim…

Zaman acımasız bir satrap; bildiğinden bir dikiş şaşmaz. Ben, bir an önce Kibele’nin bu mermerleri topuklarıyla yaşama döndüreceği anın gelmesini dilerken o, Meryem’in Mahmut’a gülümsediği anı kullanıyordu.

Meryem’i ben, ilk gençlik çağımda tanımıştım; Elbistan’da, halamın Ceyhan kıyısındaki bahçesinde. Bahçeye götürüldüğüm günlerden kendiliğimden gidebildiğim günlere dek Meryem’i hep Mahmut’a bir ağacın arkasından gülümserken gördüm. Bir keresinde, bir kocaman cevizin arkasına gizlenmiş her zamanki fotoğrafı bekliyordum. Meryem, kocaman bir dutun arkasından rastlantıymış gibi çıkacak, bir başka; ama daha küçük bir dutun ulaşabildiği dallarından dut topluyormuş gibi yapan Mahmut’u görecek, bu rastlantıya gülümseyecek. İşte şimdi, hayır tam da şimdi derken annemin kızgın sesini duydum: “Sen kimi kişifliyorsun orada?”

Annemin sesiyle irkildim, koridor bomboştu. Kibele hala mermerlere topuklarıyla bereket saçmıyordu. Saate baktım, zaman hala zalimdi.

Olsun, dedim, geçmesin; duracak değil ya, bildiğini okusun; nasıl olsa birazdan, topukları Demirci Dursun’un örsü gibi koridoru biçimlendirecek: çatada kütede, çatada kütede… İşte o zaman benim yüreğim de onun topuklarının ritmine uyacak: pat küt , pat küt. Olsun, bugün, ona kendisini ne kadar sevdiğimi söyleyeceğim. Günü zamanı geldi. Annem de öyle demişti: “Oğlum, demişti, bugüne dek sana söylemem gereken bir gerçeği sakladım, günü zamanı geldi, artık bilmelisin”

Annemin söylemeye çalıştığı gerçeği ben çoktan biliyordum. Bu bahçe benim bahçem değildi, ağabeyimindi, bu kimselerin binmesine izin vermediğim at, benim değildi, ağabeyimindi. Üzümlerini komşu çocuklarına götürerek “Sizin bağda böylesi var mı?” diye öğündüğüm bağ, benim değildi, ağabeyimindi. Sonbaharda samanların arasına gömdürdüğüm karpuzlar, benim tarlalarımdan değil, ağabeyimin tarlalarından getiriliyordu kağnılarla. Kavunlar da, buğdaylar da, arpalar da, fasulyeler de, ayçiçekleri de, nohutlar, mercimekler de… Bir bal, tenekelerle Kara Emmi’nin getirdiği bal, benim kovanlarımdandı. Biliyordum.

“Ne!” dedi anam, “Biliyor muydun?”

“Biliyordum ana.”

Kalktı yerinden, boynuma sarıldı, “Yavrum” dedi, ağladı. “Biliyordun da neden belli etmedin, ben de, nasıl söyleyeceğim diye kıvranıp durdum, yıllardır.” Eğdim başımı önüme, sustum.

Ne deseydim?

Ayak sesi…

Kibele!

Ben başımı önüme eğip “Ne deseydim?” diye düşüncelere dalınca geçmiş gitmiş önümden.

Birkaç adım attım arkasından. Durdum. Beni çakılıp kaldığım köşede görmüştür. “Günaydın.” bile demedi. Kendini görmediğimi söylemek… İnandırıcı olamaz. Bu zaten küçültücü olur.

Gün, zamanın satrap yanını iyice kanıtladı. Bitmedi.

Gece korkunun anahtarlarını verdi elime. Sabahı yorgun yakaladım. Bu kez ona kim olduğunu değil, neyim olduğunu söyleyeceğim. Köşeyi tuttum. Buradan geçecek, topukları koridoru doldurarak. Nasıl söylemeliyim? Annem, babama “Bu oğlanla hiç ilgilenmiyorsun. Bir işin ucundan tutayım demiyor. Beni hiç dinlemez oldu.” dediğinde babam, gözlerimin içine içine bakmıştı. Annemi gammazlıkla suçlamıştım.

Başımı önüme eğmiş susmuştum.

Ne diyecektim?

“Ne diyor anan?” “Bir daha duymayayım.”

Babamın sesiyle uyandım.

Koridorun öteki ucunda ayak sesleri.

Kibele!

Ben ne diyeceğimi düşünürken geçmiş gitmiş önümden.

Yine koşmadım arkasından. Kendisini görmediğimi nasıl söylerdim. İnanmazdı. Üstelik bu küçültücü olur. Önünden geçen sevgilisini görmeyen biri olmak beni de küçültür.

Bu köşe uğursuz.

Yarın öbür köşede beklemeliyim.

Bütün gün kendimle savaştım. Zamanla dövüştüm. Gece yıldızların dilini anlamaya çalıştım. Sabah, bütün gücümü topladım, bu kez öbür köşede beklemeye başladım. Ayak sesleri buraya yankılanarak gelir. Mermer inlemeye başlayınca bir adım öne çıkarım. “Günaydın!” derim. Evet, böyle başlarım. Duvara yaslandım, taşın soğukluğunu sırtımda duyumsadım. Derenin kenarında çimenler böyle soğuktur. Uzun süre yatamazsınız. Ciğerlerinizde bir ürperti duyarsınız. Her uzanışımda ablamın sesini duyardım. “Canım, üşütürsün, çayır çeker, sayrılanırsan hepimiz üzülürüz.” Ne diyeyim. Kalkardım. Elimdeki kitabı bir ağacın çatal dalına kor, eve kadar gider, kendime bir minder alıp

gelirdim. Ablam bu uysallığımı sever, “Ablan kurban olsun.” derdi.

Ablamın sesine uyandım.

Ayak sesleri yine uzaklaşmıştı benden.

Kibele!

Geçip gitmişti önümden.

Olsun.

Yarın.

Artık kimse adımla selamlamıyor beni. Adım “yarıncı”ya çıktı.

Merhaba yarıncı!

Nasılsın yarıncı?

Her gün herkese, “Yarın görürsünüz.” diyorum.

Kibele, her gün bir şekilde geçip gidiyor önümden.

Yarını bitiremedim.

 

26 Eylül 2007, Mezitli.

 

 


Ümit ALOĞLU

 
Şiirakademisi ticari amaç gütmediği için ürünlere telif hakkı ödemez. Ürünlerin telif hakkı yazarına aittir.
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası uyarınca, ürünler site yönetiminden ve yazarından izinsiz kullanılamaz.  
Bebek Giyim - Toptan Oyuncak - web tasarım
Şiir Akademisi - Ana Sayfa