Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞİİR > Güldesteler - Antolojiler -

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 23-07-2006, 01:40
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.120
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart






"nehir ki
maviye çarpan ve yiten"
e.g.
Edited by: EmreGümüşdoğan
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 23-07-2006, 01:45
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.120
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



NEHİR


Terli göğsünde gümüşi yazın
uzun bacaklı bir nehir akıyor
anıları istifleyip düş odalarına
sekerek geçiyor sarp yamaçlardan
sıcak merhabalarla düşüyor sofrasına
aşkla yoğrulan ak köpüklü Akdeniz'in


Köpüren ıslığında zamanın sesi
kavgaların tanığı nice öldürümlerin
not düşüyor paslı aynasına kalabalığın;
gökyüzünün şen türküleri sizin değil mi
set mi dinler çılgın su ummanın kokusuna doğru
görenler çoğalacak elbet tanrıya akran Spartaküs'ü


Uçurumların hüzünlü yalnızlığını
serinliğini akıyor boynu bükük dağların
ardıç bir avlunun dost sesine çeviriyor yatağını
basma entarisinin eteklerinden kuşlar havalanan
zeytin gözlü bir kıza dönüşüyor dünya
bütün hızıyla damarlarıma yayılıyor o zehir
bu türkü bitmeli şimdi uzun koşusundan yoruldu nehir


Bülent GÜLDAL
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 23-07-2006, 01:47
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.120
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



Nehir


Masaya yaklaştı, adımlarında bir kuzu
aklında hep o soru; “Kum ve zaman
nerede ayrılır?”
Kum akar saatte, sadece saatte
zamanın olmaz yatağı, nehir o.


Ataman Avdan
Kavram Karmaşa Dergisi Kasım-Aralık 2002 sayısı
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 23-07-2006, 01:49
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.120
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm


Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar
Hepsine yüzer kere rastladım en azdan
Umustsuz sevdalara tutulmak onlarda
Bozkıra doğru seyrele seyrele yaşamak onlarda
Verdi mi adama her şeylerini verirler
Ben gördüm ne gördümse kadınlarda
Porsuk nehrinin geçtiği


Kızılırmak parça parça olasın
Bir parça ekmek siyah, on kuruşluk kına kırmızı
Taş toprak arasında türküler arasında
Karanlıkta bir yanları örtük bir yanları üryan
Kocaman gözleriyle oy anam bu kadar dokunaklı
Kimler ürkütmüş acaba bu kadar kadını


Dicle kıyılarına tiren varınca
Büyük bir gökyüzü git allahım git
Genel olarak önce kaşları görünür
Sonra bütünsüz uykuları kaşla göz arasında
Yanaklarında çıban izi taşıyan kadınlar
Gül kurusu


Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete
Siz de görürsünüz bunları kadınlarda
Ödevleri yenilmek olan hep
Bıçakla kemik arasında
Susmakla ağlamak arasında
Yenilmek
Kadınlar



Cemal Süreya
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 23-07-2006, 02:04
ahmet uysal
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart



DİL NEHRİ


bir dil nehri olsaydım


türkçe'nin ağzında yalın


uzak yaz göllerine akan





imgeler sözlüğünden


yağmura indirgenmiş sözcükler


damıtsaydım ince sulara





hayyam'a çöl rüzgârı,


gül sabahı hafız'a,


yunus'a tin ve ten olsaydım





ay burgacında ıssız


bir çağrışım, bir ürperti


gibi sürüp gitseydim





bir dil nehri olsaydım


(acının gümüşü, bilgi y.1999)
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 24-07-2006, 15:34
suece - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.352
Standart






Kadın ve Nehir

İkisi de sürükleyip götürüyor ne varsa
Kadınla nehir arasında bir fark göremiyorum
Buluşuyor bir anlam iki ayrı sözcükte
Saçları omuzundan akıyor birisinin
Ötekinin mızrağı saplanıyor denize

Biri ihanet istemez, köprü istemez öteki
Kadından ve nehirden ancak aşkla geçilir
Biri geyik barındırır sularına eğilen
Öbürü bir avcıyı koynunda geliştirir

Maraton koşusuna benziyor ikisi de
Düş çalarken suçüstü yakalanmış çocuklara
Benim kadınım bir nehrin profilden fotoğrafı
Senin nehrin benziyor ateş emziren kadına

Bir halk ezgisi sanki, öfkeli ve tedirgin
Belki kalp çarpıntısı, yanardağ ve infilak
Nehir mi desem kadın mı, ikisi de olabilir
Ya iyi yüzme bilirsin ya sevmeyi adam gibi
Bir nehre ve kadına ancak böyle girilir

İkisi arasında bir fark göremiyorum
Erkeğinin yanında gözden geçirir kendini
Kadın sunar ruhunu gövde ambalajıyla
Dibindeki yosunun susuzluğunu bilir
Nehir ustadır artık köprüsüz buluşmada

Söğüt dalı olsaydım öper miydim bir nehri
Taçlandırırdı kadın aşkını haketseydim
İlle bir fark olmalı aralarında denirse
Biri denizi çağrıştırır öbürü uçurumu
Sal olduğumu bilirdim nehre düşseydim eğer
Ötekinde bir sınav sorusu olduğumu

Nehir: Doğada bir yatak bulmamaktır kendine
Kadın: Aramak değildir yatakta kendisini
Buradaki ayrıntı elbette önemlidir
Yine de diyorum ki, öyle büyük bir fark yok
Nehir eşittir kadın, kadın eşittir nehir


Abdülkadir Budak


Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 24-07-2006, 15:56
suece - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.352
Standart

Nehirdi Aşka Hallac

sen yokken, ırmaklarım bilmezdi denizleri
su, kalbimin tahtına damlardı sade siyah
hangi duraklarından geçseydim şehirlerin
bitkin aşklar görürdüm ömrün aynalarında
pençeleri baldıran kokardı kedilerin
sen yokken, gergefinden bana bakardı kızlar
her kuş bir tüy bırakıp giderken kanadından
avcı hep yüreğime savururdu kendini
sen yokken, ne ay vardı göğümde, ne yıldızlar

başakları vahşice örselendi hayalin
aldı hıçkırıkların rengini sardunyalar
dargın bir şirazeydi aramızda melâlin
bizden önce görmüştü bu rüyayı mumyalar
zevâlinle baktığım her aynada bir diken
tahtırevan gönlüme âşiyandı, sen yokken

ellerimde umarsız soluyordu çiçekler
sükûtun, en isyankar süvariydi içimde
tenime tutunmuştu karanlığıyla korku
bakışların çehremde, tebessümün saçımda
öfken dudaklarımda yine hüzzam bir şarkı
simsiyah geceleri anardı dalda baykuş
bir ağaç köklerinden bakardı gözlerime
bir sincap o sevimli edasıyla karşımda
bir çocuk kan ağlayan fotoğrafımı bulmuş

kartal pençelerinden kaçar gibi, her seher
kaçtım en mahrem duran yüzünden meleklerin
penceremde biriken yıldızlar birer birer
kuyusuna gömüldü kanayan bileklerin
dudaklarımı verdim yuvasız kalan kuşa
kör düğümler atıldı içimde her nakışa

benmişim her incinen yürekte eriyen ah
yıkılan mağaralar bırakılmış ömrüme
rüzgâr susmuş; kuşların kanatlarında keder
tükenmeyen geceler getirirken öteden
sensiz kalan turnalar gökyüzünü terk eder
iklim çöller uğruna yakıyor perdesini
aldatılan çocuğun avuçlarında boşluk
sellere karışırken bu çaresiz sarhoşluk
can kendisi dışında arıyor kendisini
sen yokken yağmalandı yüreğimden akanlar
nerdesin? neden katran kokuyor bahtımda tuz
biz bahar vurgunları, pencereden bakanlar
sen yokken karanlıkta aşka zindan olmuşuz
nasıl da çoğaltmışız yalanın gölgesini
can kendisi dışında arıyor kendisini

yüreğim gergef gibi işledi yokluğunu
nakışlarında yüzün filizlendi her akşam
sen yokken, yangınlarda küle dönen benmişim
ayırmışım küçülen varlığımı kendimden
ayrılığı bilmeyen taşlara imrenmişim
efkârıma sunarken yüce dağlar sisini
sen yokken cinler bile ürperirdi adımdan
gökkuşağı bulurdu doğum gününde ruhum
can kendisi dışında arardı kendisini

sensizlik yağmur düşen bir yaraydı her bahar
her sonbahar ölümü tadardım kuytularda
yüzünü görmeyince kırılırdı aynalar
ruhum çılgın süvari, isyankâr ve hovarda
sen yokken uykusunda ağlardı kar tanesi
hayalinle yorgundu derdimin bahanesi

ben içmeden kurudu çeşmeler; karardı su
ben geçmeden yıkıldı köprüler; yandı nehir
ihtiras, bin bir gece masallarında bezgin
intihar, şirpençeli dağlar yıktı başıma
ben hep senin ülkende yargılanan bir gezgin
sen yokken siyah bana yoldaş olurdu kinle
yelesinden huylanan küheylandı gençliğim
ben hep senin uğrunda yürüdüm dehlizleri
sen yokken aldatıldı kaşlarım kaleminle

köy çilekeş yokluğun, şehir ayrılığınmış
kan izi var gecenin kararan gövdesinde
dilsizler, unutulmaz şarkılara sığınmış
körler, şehlâ bakıyor taşların gölgesinde
köle zincire vurmuş masum efendisini
can kendisi dışında arıyor kendisini

şimdi hangi burcundan baksam uzun bir aşkın
toplasam sokaklara dökülen nergisleri
hangi cellada mezar olsa kalbimde kader
ayaklarına özge bir sevda mı toprağım
yollar yurduna yine uçurumdan mı gider
yıllardır tutmak için çırpınır ellerini
o ıssız tapınaklar, o masum azizeler
bir gün gelirsin diye aldattığım dizeler
hala bir deniz gibi döver sahillerini

bilmedim; gelincik mi döküldü kundağına
hangi el beşiğine koydu o gün canımı
girdiğin de ölümsüz çiçeklerin çağına
yaprağınla, kokunla kuşattın her yanımı
ev masalla bezendi, efsaneyle donandı
oda, bir derviş gibi esrarınla sınandı

çaresiz bir kurt gibi hayat emdi kanımı
raksını seyre daldım kara yüzlü devlerin
sen yokken gözlerimde tipi vardı; gülmedim
kuyuya atılmadan yusuf oldu yüreğim
sensiz deniz bulaştı gözlerime; silmedim
adına Nazlı Eşna dediler; kıskandı su
başka şeyler istedi toprağından bahçıvan
rüzgar hep yanılgıyı taşıdı içimize
doğduğunu duyunca kaçtı göğün uykusu

tebessümü seninle öğrendi kum saati
sensiz nabız serseri atıyor; kan yanıyor
resmini büyütüyor samanyolunda âti
seninle kafdağının devleri uyanıyor
yaşasam da, ölsem de, avuçlarımda tüter
buhurdanlık istemem artık; saçların yeter

sensiz, göremez olur bulutlar dağ başını
efsane uykularda yağmurları tükenir
silinir gökyüzünden yıldızların izleri
şakayıklar mahzundur sokak aralarında
geceyi anlayamaz gündüzün dilsizleri
kahramanlık veriyor şimdi son nefesini
rüzgâr bir bilmecenin gözyaşıyla yıkanır
vatansız kalanların kabuslarında bitkin
can kendisi dışında arıyor kendisini

atını terk ediyor süvariler; ufuk boş
umut ağır bir rüya görüyor inleyerek
ilâcını yitirdi sayrılar; hekim sarhoş
sen yokken anlamadı hasret nedir, bir yürek
her durakta yetimler ağlıyor mor çehreli
seni gördü, köprüler yıkıldı; yollar deli

ben böyle yürümezdim eskiden, ak adımla
adımı bin bir hece yazamazdım adınla
sensizlikten bunalır tenhalarda gezerdim
batık bir gemi gibi derinlerde yüzerdim
her sabah şimdi senin bahsini açıyorum
her gün bir turna gibi göğünde uçuyorum
endamına bakarken esrarını özlerim
her gece gözlerinle kapanıyor gözlerim

sen yokken denizlerin dibine çöktü acı
köpüren dalgalara karıştı kan ve zehir
sen yokken hayat yine dare çekti Hallac’ı
yıllarca irin aktı vadiden; yandı nehir
her bahçeden bir mezar gölgesi düştü bana
ısırganlar ağlamış, zakkum gülmüştü bana
sen yokken Azrail’i beklerdi dağda yolcu
ağlayan urbasında ölüm vardı dervişin
sen yokken kıpkızıldı kalpte mızrağın ucu
sevdalı dudakları simsiyahtı âteşin
kumrular benim için yakıyordu sesini
can kendisi dışında arardı kendisini
hep çeşmenin başında, hep susuzdum sen yokken
tende sancıydı zaman; uykusuzdum sen yokken

Nurullah Genç

Konu suece tarafından (11-07-2009 Saat 00:40 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 25-07-2006, 20:54
suece - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.352
Standart






FERMAN

Bazı nehirler tükenmek için akar
Bazı nehirler tükenmek için akar
Bazı nehirler tükenmek için akar
Bazı nehirler tükenmek için akar
Bazı nehirler tükenmek için akar
Bazı nehirler tükenmek için akar
Bazı nehirler tükenmek için akar
Bazı nehirler tükenmek için akar
Bazı nehirler tükenmek için akar
Bazı nehirler tükenmek için akar
Bazı nehirler tükenmek için akar
Günlerce gezdim bu mısraın haysiyetiyle
Benimdir
Sormuştun bir keresinde
Sen çok aşık olmuşsun bense ilk
Yalnızca buymuş gibi aramızdaki eşitsizlik
Oysa aşk siyasetnamedir
Sınıf duvarlarına asılan ferman kesinliğinde
Evet, çok aşık oldum senden önce
Ama seninle öğreniyorum sevmeyi
Kırk yılda öğrendim şu kadarcık gerçeği
Şimdi hem aşığım sana hem seviyorum seni
Sırf bu sözün hatırına yirmi yıl sonra yeniden oku bu şiiri
Senindir
Ferman senindir

Murathan Mungan


Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 30-07-2006, 00:45
suece - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.352
Standart



NEHİR VE LİR


hayatı ”boyalı bir kuş”
düşer daldan boşluğa
kül suyuyla yunsa kefeni
ele vermez harlanacak közü


özü yitmiş ateşi neylesin kış
gül suyu serpilmiş musallaya
etinde yanardağ yalnızlığı
mil çekilmiş bakışlarına


işler güneş kumun kanına
çürür nehrin ve lirin tini
şahini evcimen kılar eli
yuvası yıkılırken kayalıkta


ayakta durmaya çalışan
yusufçuk yavrusudur zaman
karınca kalabalığındayken ay
avcıyla yıldızları sayar sansar


kesilen yerini acısı sarar
kırılır yirmiliği çıkmamış çene
sedyeye yatırılır yaseminleri
dişleri çentik atarken diline


eprimiş tek direkli çadırda
bir doğuma gebedir artık zaman
büyür binbir gece masalıyla
hırkasını sıyırırken dışarda yılan

Mehmet Hameş
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 06-08-2006, 23:58
suece - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.352
Standart



ŞEHİRLERDİR ACITAN KALBİMİ

Şehrini arayan bir nehirdim
Arar gibi eski bir sevgiliyi
Her yanım toprak, tuz ve kum
Köpüğü dağılmış bozkırda
Çoktan unutmuş çıktığı vadiyi


Kadınlar da görmüş yalnızlıkta
Gözleri kırık bir söğüt dalı
Kan mıydı sızan gözyaşı mı
Uzak bir yıldız gibi kaymış
Elinden, nehrimin suları


Nasıl akar giderdim oradan
Sürüklenen bir nehirsem de
Savrulan birkaç su damlası
Kalsın isterdim kirpiklerinde
İşte öyle bir sevgi anısı


Suya değen ince otlara
Uzanırdım, ah bir tutunsam
Ama, bir nehirdim ben
Akıp giden kırgın göçebe
Bin yıldır batık şehrini arayan


Şehrini arayan bir nehirdim
Gözü tutmayan hiçbir şehri
Ayaklarına dolanan köprülerin
Birinden ötekine geçip gitsem de
Şehirlerdir acıtan kalbini


Ahmet Uysal
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 00:18


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum