Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞAİRLER - YAZARLAR > Anmalık

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 10-11-2007, 21:37
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.119
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Nilgün MARMARA / Sahi Nilgün Marmara için mi bunlar? / Deerya ÖNDER

Nilgün MARMARA

"Hayatin neresinden dönülse kardır"

Canım Sıkıntı Sınırı
Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor. Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben. Yere göğe zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? Bu kutla tanrının yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı'yı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını. Kefe'lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düşünceler yığılıyor, işte yetkin eşitlik...her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi birgün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.”<O:P></O:P>

"ey iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini gördüm ben..!"



Zelda Nilgün MARMARA (1958 – 1987)

1958 yılında İstanbul'da doğdu. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji'nde okudu. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde lisans öğrenimi tamamladı ve Sylvia Plath üzerine incelemeler yaptı. Plath'ın yaşamı, düşünceleri, özellikle bireyin yalnızlığına ve varoluş sorununa bakışından etkiledi. Sylvia Plath sevgisi, Marmara'yı ölümde de sevdiği şairin yazgısıyla birleştirdi. 13 Ekim 1987 tarihinde, 29 yaşındayken ‘bekleme salonu’ olarak gördüğü yeryüzünü terk etmeye karar verdi ve evinin balkonundan atlayarak kendi isteği ile yaşamını sonlandırdı

Düşle gerçek arasında gidip gelen, kırılgan bir izlekle yazdığı şiirleri çeşitli dergilerde yayımlandı. Şiirleriyle sadece kendi kuşağının şairlerini değil, Ece Ayhan gibi eski ve güçlü şairleri de etkiledi. 77-87 Yılları arasında yazdığı şiirler ‘Daktiloya Çekilmiş Şiirler’ adıyla yayımlandı; Günlükleri ve sağa sola yazdığı notlar Gülseli İnal tarafından bir araya getirilerek ‘Kırmızı Kahverengi Defter’ adıyla bir kitapta toplandı. Mezuniyet tezi Dost Körpe tarafından dilimize çevrildi ve ‘Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi’ adıyla Everest Yayınları tarafından kitaplaştırıldı.

Yapıtları:
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1980)
Metinler (1990)
Günlük:
Kırmızı Kahverengi Defter (Gülseli İnal tarafından hazırlandı, 1993)
Diğer:
Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi (2006)
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 13-11-2007, 00:52
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.119
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart





"Nilgün ölmüş. Besinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış. Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik, hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır, bakışlarına çok güzel, ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım, otuzuna değmemişti daha.
Ece ile Gergedan için yaptığımız aylık söyleşide ondan söyle söz ettim: Bu dünyayı başka bir hayatin bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu.
Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün'ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor."


Cemal Süreya / 841. Gün





"Kış uykusundaki bir melek"ti Zelda. 'nasıl da düzdür ve düz bir tümcede intihar edecektir şair'. Ve 13 Ekim 1987'de evinin balkonundan yavaş adımlarla terk edecektir bekleme salonunu. Daha 29 yaşında. ölüm egemen olmuştur.
Muhteşem bir ölüm, kalan sağların kabul edemeyecekleri kadar kusursuzdur bu son.
'Bir akşam vakti, yirmi yedi yaşında; o dokunulmaz güzelliği ve ağzının kenarında ışıldayan o kanla kendisini boşluğa bıraktı...
Tanıklar söylüyor, yere düşerken hiç çığlık atmamış."


Cezmi Ersöz, / İyiler Erken ölür



__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 15-11-2007, 19:29
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.119
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

"Nilgün Marmara Üstüne Sekiz Soru İki Görüş

"1. Nilgün Marmara, "korkunç kokular saçan, renk cümbüşü içinde, çekiciliği kavranamaz çiçekliyolların, sürekli kuşkucu yolcusu" mudur sizce? Nereye, nasıl ve kimle gittiği belli olmayan bir yolcu mu?

"2. Nilgün Marmara'da, yaşamla ölüm arasındaki o yerin, o noktanın bakışımı, günle gece arasındaki, dialogla monolog arasındaki o yer, o nokta mıdır?

"3. Nilgün Marmara'nın şiirinde, dış dünyayla bir ilk karşılaşma, tanışma heyecanı ve bir o kadar da yorgunluğu olduğunu söyleyebilir miyiz?

"4. Tekrarın getirdiği sonluluk ile oluşumunu tamamlamayan an'lardan oluşan (oluşamayan) sonsuzluk arasındaki çekişmenin Nilgün Marmara'nın şiirinde bir karşılığı var mı?

"5. Nilgün Marmara'nın şiirinin dinamiğini oluşturan ruh durumu (ya da ruh durumları) ile yazı arasındaki ilişki sizce nedir?

"6. Nilgün Marmara'nın özel hayatına, şiirle olan ilişkisine dair anılar ya da birtakım dialoglar hatırlıyor musunuz?

"7. Nilgün Marmara'nın şiirinde, Türk ve Dünya şiiriyle-şairleriyle birtakım etkileşimler sezdiniz mi?

"8. Şair-şiir ve "intihar duygusu" üçgeni içinde sizin için ilk elde beliren çağrışımlar neler olabilir?

"Bütün soruları birleştiriyorum. Karşılıkları da öyle olacaktır: (Her anlamıyla, evet) Güzelim Nilgün Marmara'nın, geçici bir heves de olsa, teleoğlanların yakınına düşmesi herhalde hiç hoş bir şey değildir. Ama çok şükür, 128 Nilgün Marmara bizim gönlümüz gerçekliğinde orada, o mezarlıkta yatmıyor!

"Ve Ege denizlerinin derin yerlerle sığ yerler arasındaki tuhaf bir mavilikte olan gözleriyle Nilgün Marmara, yıllar öncesinin Miss Lou'su gibi: "Bana lütfen çiçek göndermeyin" diyor "Benim kendi çiçeklerim var!"

"Haklılığın inadıyla apaçık yazıyorum ki, Nilgün Marmara uçsuz bucaksız sivil şairlerden biridir. Belki de en önde geleni. Sözgelimi, kendi kuşağı rahatça onun adıyla anılabilir.

"Nilgün Marmara'nın şiirleri, yabancı etki aranıyorsa, en çok Dylan Thomas çizgisi vardır denebilir. Anglo-Sakson şiiri! ('Milkwood'un Dylan Thomas'da ne anlama geldiğini bulursanız, bir ip ucu yakalamış olursunuz.)

"Nilgün Marmara'nın Kızıltoprak'ta, denize ters yönde, bir çığlık bile atmadan kendini 6. kattan aşağı bırakması üzerine ben ne söyliyebilirim ki. Kağan Önal, Perihan Marmara ve arkadaşları Gülseli inal, Mastafa Irgat, Emel Şahinkaya, Seyhan Erozçelik, Cezmi Ersöz, Ahmet Soysal., konuşabilirler bakın.

"Cihat Burak, pahasının sonucu için, kaç kez sormuştur bana "Ama niye?" Cemal Süreya hiçbir şey sormamıştı. Nejat Bayramoğlu ise "Bizim hiçbirimizin yapamadığı şeyi yaptı kız" demişti. işte ancak bunları, bunları diyorum. Bu kadar. "

Ece Ayhan
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 15-01-2008, 22:17
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.119
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



NİLGÜN MARMARA***8217;DA İÇE DÖNÜK ŞİDDETİN DİLİ
Cihan OĞUZ

İntihar olayına adli makamların bakış tarzını hiç düşündünüz mü?... İntihara giriştiği halde kurtulan birisi için, ***8220;vaka bültenleri***8221; şöyle der: ***8220;...Hap içmek suretiyle intihara teşebbüs. Sanık 1, elde.***8221; Bunun anlamı, intihar eylemini başarısızlıkla sonuçlandıran 'sanığın' sorgusunun yapıldığıdır! Eylemi 'başarmış' birisi için de şu tür bir ifade kullanılır: ***8220;İntihar olayı. Sanık (yok)***8221; Bu ikincisi, kendisini öldürmüştür. Yani, sanık, kendisiyle birlikte 'sıfatını' da yok etmiştir!

Aslında, kriminolojinin de intihara bakışı bundan farklı değil: Bir ***8220;suç***8221; ve ***8220;fail***8221; ilişkisinin bütünlediği sıradan bir olgu!... Edebiyat ve sanatta olsun, felsefî platformda olsun, intihar üzerine öyle çok ve benzeri kuram ortaya konuldu ki, bu ***8220;vazgeçilmez***8221; konu kaynağı giderek 'çekiciliğini' yitirdi. Pratikte ise ne yazık ki hâlâ geçerliliği mevcut...

Nilgün Marmara. Bu isim de adliyenin günlük vaka bültenlerinde mutlaka okundu. Ertesi günü gazetelerin ufak tefek köşelerinde, gizlenmekten ayrı bir tad alır gibi, dokunaksız, yalın biçimde yazıldı. Adli vaka bültenlerinde şairlere 'imtiyaz' tanınmadığı için de, zina, hırsızlık gibi ***8220;suç çeşitleri***8221; arasında yer aldı.

Nilgün Marmara, intiharı henüz soğumamış bir şair. Bu, intiharın sıcak bir olay olduğu imajını yaratmak için söylenmiyor tabii; Nilgün, şiddetini kendisine yönelteli daha iki yıl bile olmadı, yalnızca bunu vurgulamak istiyorum. Nilgün'ün intiharının neden ve sonuçları da, en azından bugün için, kapsamı genişletilerek irdelenecek denli tarihsel boyutta değil. Şiirlerinde oldukça yoğun biçimde yer alan kimi ipuçlarının değerlendirmesini ise ***8220;edebiyat savcılarına***8221; bırakmak, en doğrusu.

Nilgün Marmara 'nın ***8220;Daktiloya Çekilmiş Şiirler***8221;indeki izlekten yola çıkarak, intiharı yeniden sorgulamak, bu yazının tek konusunu oluşturuyor.

Niçin?/Sorgulamak?...

Bu iki 'ayrı' gibi görünen soruya verilebilecek pek çok yanıttan yalnızca biri bizi ilgilendiriyor: İntihardaki fetişçi boyutu aşabilmek ve onu daha özgür bir yaşamın yaratılabilmesi konusunda tehdit aracı olarak kullanabilmek için.

Tam da bu noktada, yeni bir tartışma konusu açmanın gerekliliğine inanıyorum. Evet, intiharı modern çağ keşfetmedi. Ama sorgulayabilir. Tersinden alalım; intihar, daha adil bir dünya yaratması için insanın kendisini tehdit etmesi olarak düşünülemez mi? 'Modern çağ'ın orta sınıf ahlakına mensup psikologları gibi, ***8220;aman insanlar çok yaşayın, yaşamak çok güzeldir***8221; öğütleri vermek istemiyorum elbette. Buna hakkım ve haddim yok. Ama, bu ikisinin ortasında geçerli olabilecek bir nokta var. Bu keşfedilmeli.

İntiharın fetişçi boyutu ise, Nilgün'ün şiirlerinde en yoğunlaşmış biçimiyle yer alıyor:

***8220;Bu sonsuz yeryüzü satırında
Kararması gözlerin, dönüşü başın

'Al, geri ver ve yok et kendini'

der

Kısa, kesik hecelerle***8221; (s. 115)

***8220;Böyle düşüş görmemiştim ölgün ve kırık çakılmış kalmıştım/gelecek zamanlı düşler çatıyordum kapladığım şuncacık yerde;/ bu ölçümsüz gökyüzünde...***8221; (s. 20)

Nilgün, ***8220;gelecek zamanlı düşler***8221;in çatıldığı, ***8220;şuncacık yer***8221; diye nitelediği 'mütevazı' mekanını açıklamaktadır: ***8220;Bu ölçümsüz gökyüzü***8221;... Ölümün eşiğine gelebilme cesaretini ya da kararlılığını bulmuş bir şair için ne büyük başarı! Artık, tanrısallık boyutuna bile ulaşılmıştır:

***8220;Göz mü yanlış rengiyle?
Kışlar mı yaşam aralığı kadına?
Kutlandık ezgisi böyle uzak,
Yalnızlık, yalnızlık bitimsiz.
Gece; ipek dokusu çözüldüğünde
Ellerim; eksik cennetim benim***8221; (s. 136)


Anlamlandıramadığım bir konu daha var: Adli vakalarda, sanığın ölümü sonucu davaların düştüğü malum: peki, eleştirideki adillik ölçütleri niçin adlilik anlayışıyla doğru orantılı olsun?... Nilgün'ün şiiri, yabancılaşan bir dünyadaki yalnız bireyin kimliğidir. Bu öyle bir kimliktir ki, bazen etik düzey cılız bir müdahale biçiminde belirir: "Çünkü denizin de düzeni vardır,/yaşayanı içinde dönüştürür.***8221; (s. 17)
İşte bunu sorgulamak, yaşayanı içinde dönüştürebilen denizin yasalarını kırmak için hiçbir şey yapmaz Nilgün. Yalnızca, nedeni kendisinden menkul bir edilgenlikle, yeni kanallar arar:

***8220;İstemiyorum yıldızcığım
dışında tek bir varlığın
Kavramasını bilincimi ve yüzümü, elleriyle
Yıldız güzel yıldız
Gereksiniyorum kollarını
doğmazdan önceden
ve ölüm sonrasızlığında***8221; (s. 24)

Nilgün'ün 1977-1987 yılları arasında yazdığı hemen bütün şiirlerinde ölüm izleği yer alır. Sanki ölüm, ardındaki bütün haksızlıkları duyurmak için seçilen bir imgedir:

***8220;Ölüm buraya kadar
Bulunur sonunda bir renk
neler yakalıyor geçmişten.
Bu benim arı bakışımın toplandığı yoksul çocukluk mavisi
Yükü; ancak duyumun belirsizliğinde kendilerini açığa çıkaran
dalgın ve tuhaf vücutlar...***8221; (s. 75)

İntiharı seçenlere haksızlık etmek istemiyorum: Çünkü, önünde sonunda ölüm, bilinçli olarak kurgulansa bile, sabahları uyanmak kadar doğal bir olgu. En azından, felsefenin birkaç yüzyıllık tükenmez nesnesi! Burada, hepimizin sorgulaması gereken küçük bir ayrıntı bulunuyor. Eğer duyarlılık, ayrıntıları yakalayabilme yeteneğiyse, İntiharı da bu boyutlarda tartışmak durumundayız.

Eğer intihar, yaşamdaki türlü haksızlık ve yazıklanmaları kınama biçimiyse, bunu niçin tek
başımıza gerçekleştiriyoruz? O tuhaf tadı bencilce duyabilmenin arayışı, sakın bizatihi kendimizin de varolduğunu kanıtlama çabası olmasın? Ne kadar güzel bir seçenek: İşte ben varım, çünkü ölüm var... Dinlerin intiharı yasaklamasını bu yüzden anlayamıyorum: İntihar, insanı kendi benliğine, özüne, haydi biraz da ukalâlık edelim, ***8220;ruhuna***8221; götürüyor!

Her aydın ve şairin yolu, fiili olmasa bile, çünkü kendini yok etmek sanıldığı kadar kolay değil, intihar kanallarından geçiyor. Yine, hemen her aydın ve şair, bu kanalın frekansına mutlaka tutuluyor. İşte bu kanala ***8220;parazit***8221; olmak gerek. Çünkü yüzyıllardır aynı senaryo yazılmakta: Bunalımlı bir dünya, giderek yozlaşan insanlar, çaresizlikler, umutsuz aşklar vb. Ama, tüm bunlar, aynı zamanda yaşama zorunluluğumuzun da gerekçeleri değil mi? Nilgün, şunları açıkça yazabiliyor:

***8220;Nedir bu kovmaya çalıştınız tüm kıvrımları arasından/beynin densiz aralarla saatten çıkan bir kuş deşen kuytuları/diken gözlerini bilince anın ana düşmanlığı o ağulu gerçek


-ÖLÜM/SEVİ-***8220; (s. 19)
Açık bir kopuş var Nilgün'ün şiirlerinde. Somut olan her şey, bu kopuşun gerekçesi. Bu görüş, ya da etik diyelim, şiirlerindeki dil düzeyi ve ayrıntıları yakalayabilme yeteneğine rağmen, Nilgün'ün marazîlik çıkmazından kurtulmasına yetmiyor:

***8220;Kayalıklarda oyulmuş gömütler
kızın hayatını eğik kılmış bir kez.
geçmiş yığılmış da örümcek ağının ardına
Ağzının içi bir yığın taş, çim, acı
Su; ölene kadar!***8221; (s. 120)

Tekrar ölüm/sevi çelişkisine gelmek istiyorum. Gözlemlediğim kadarıyla, aydın intiharlarında çoğu kez, yaşandığı ileri sürülen dünyasal bunalımın asıl potansiyeli aşk olgusunda kendini açığa çıkarıyor. Niçin aşk? Bütün çelişkiler, duygular ve bunalımlar bu atom çekirdeğinde yoğunlaştırıldığı için! Bu noktada, marazî duyarlığın can damarını görebiliyoruz: fetişizm! İnsanlar, aşamadıkları her engelin nedenine fetişizmin bu doruk noktasını atfediyorlar. Aşk, bir anlamda, çaresizliğin son can simidi. Nilgün'de de bu böyle: ***8220;Şimdi gözyaşı ve endişe küplerini gizliyor aşk, kanadında***8221; (s. 22)

Nilgün'ün çaresizliğini anlamak, ne yazık ki savunduklarını benimsemeye yetmiyor. Ertelenmesi olanaksız bir kopuşu duyuruyor Nilgün: "Bir şey kalmaz/genlerin uçucu dilbilgisinden başkaca/ve hiçliğin kutsal komşuluğunda yaşarız***8221; (s. 148)

Nilgün'ün şiirlerinde dikkati çeken bir nokta da dil sorunu. Bunları söylemek ne derece yararlı olur, bilemiyorum. Ama, şiir bazında bir dil devriminin yolu, sözlüklerle yarışmak olmamalı. Nilgün'de bu var. Eğer kullandığı dil ve üslubun ***8220;gelecekteki***8221; duyarlı insanlara bir mesaj taşıdığı savı geçerliyse, bizim önemsizliğimizin hangi noktada başladığını merak ediyorum doğrusu. Bir diğeri de, elit bir dil kullanımının gerekçeleri arasında, eskimemek kaygısının bulunup bulunmadığı sorunu. Eğer ortada bir ***8220;güvensizlik***8221; söz konusu ise, bu durumun yaratım sürecindeki dürüstlük payını sorgulamak da yerinde olacaktır. Ne yani, NiIgün gelecekteki insanların sahip olacağı duyarlılığı yansıtan dil ve üslubun izlerini fal bakarak mı saptadı? Yoksa, modernist şairler bizim henüz farkına varamadığımız yeni bir canlı türü mü keşfettiler? Bu soruların yanıtı yok.

Nilgün, kitabını şu dizelerle bitiriyor: ***8220;Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte!...***8221; (s. 175) Burada sözü edilen nesne ölüm ise, henüz hiçkimsenin, hiçbir deneyle ölümün güzelliğini kanıtlamadığını hatırlatacağım. Nilgün'ün ***8220;çekici***8221; gibi görünen dizeleri, gerçekte idealizmin vurgularını açığa çıkarıyor!

Son bir nokta! Şimdi Nilgün yok. Nilgün, "yaşama biçimi***8221; olarak seçtiği intihar düşüncesinin üstesinden gelebilme olanağını yakalayalı epey oldu. Bu nedenle de, tartıştığımız konularda itiraz edebilme özgürlüğünü yitirmiş görünüyor. Tam bu noktada, Necdet Şen'in "Hızlı Gazeteci***8221;nin ***8220;Bacı***8221; adlı dizisindeki en güzel sözü geliyor aklıma:

"... Yaşama sevincini yitirme. Yoksa zorbalar hedefine ulaşmış olur.***8221;

Cihan Oğuz
(Edebiyat Dostları, Mart-Nisan 1989, Sayı: 23-24)
www.cihanoguz.com


__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 15-01-2008, 23:44
Erdogan Kul Erdogan Kul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Ankara
Mesajlar: 420
Standart



ECE AYHAN - NİLGUN MARMARA
ECE AYHAN***8217;IN SİİRLERİ ÜZERİNE BİR ARASTIRMA
Erdogan KUL


II.BOLUM
7.15. Nilgün Marmara (1958-1987)

Ece Ayhan için Nilgün Marmara***8217;nın çok özel bir ad oldugunu söyleyebiliriz. Özellikle onun sairligiyle kisiligi arasında buldugu örtüsme, degerlendirmelerinde salt metne bakmayan Ece Ayhan için oldukça etkileyici bir durumdur. Yeterince fark edilemese bile Nilgün Marmara***8217;nın ***8220;en temel özelligi***8221;nin ***8220;sahicilik***8221; oldugunu söyler.737

Ece Ayhan için sahicilik, sairligin olmazsa olmaz kosulları arasında saydıgı ***8220;etikçilik***8221;in siiri besleyen, degerli ve kalıcı kılan en önemli ögelerinden biridir. ***8220;Sahicilik***8221;le ***8220;özgünlük***8221; arasında kurdugu sıkı bir bag vardır. Nilgün Marmara***8217;yı bu yönüyle oldugu gibi kisiligi ve bu kisilikle örtüsen sairligiyle de ***8220;benzersiz***8221; lerin ***8220;en basta gelenlerinden***8221; biri diye tanımlar ve ***8220;uçbeyi düsünür***8221; dedigi İdris Küçükömer***8217;in ***8220;uç siirdeki karsılıgı***8221; olarak görür. ***8220;Yeni Marijinallerden Nilgün Marmara***8221;, ***8220;gerçekten çok ayrı bir konum***8217;da***8221;, ***8220;yakın ve uzak çevresinden ayrı, ayrılmıs olarak sınırda, garip bir sınırda***8221; bulunmaktadır. Ayrıca ***8220;siirin dünyada ve Türkiye***8217;de en eski serüvenlerini bile ayrıntısına kadar***8221; bilmektedir.738

Edebiyat çevrelerinde; yasamının kimi kesitlerindeki kırılmalar, siirlerindeki trajik bulguculuk ve intiharıyla Nilgün Marmara genellikle Sylvia Plath***8217;la iliskilendirilir; siirleri ve yasama bakısı bakımından da bu sairin etkisinde kaldıgı kanısı vardır. Bunda, Marmara***8217;nın bitirme tezi olarak Sylvia Plath***8217;ı hazırlamıs olmasının da yönlendirici bir etkisi bulundugu düsünülebilir. Ece Ayhan, bir etki sezilse bile bunun önemli olmadıgını, ortada onun özgünlügünü gölgede bırakabilecek derecede bir etkilenmenin bulunmadıgını, Marmara***8217;nın ***8220;kesinlikle bir arayıs ya da arama içinde olmayan***8221; ama ***8220;siiri buldugu her yerde: Libya***8217;da, Avusturya***8217;da, Bodrum***8217;da, Marmaris***8217;te, İstanbul***8217;da da desen ve durmadan derinlesen***8221; bir sair oldugunu söyler.739

Ona göre, ***8220;Nilgün Marmara***8217;nın siirlerinde,yabancı etki aranıyorsa,***8221; bunun için yalnızca Sylvia Plath***8217;tan yola çıkmak yanlıstır. Onun siirlerinde ***8220;en çok Dylan Thomas çizgisi vardır denebilir. Anglo-Sakson siiri!***8221;740

Ama asıl önemlisi bu siirlerin ***8220;anahtarı***8221; aranıyorsa, o anahtar ***8220;ta hayatın içine gömülüdür***8221;; çünkü ***8220; Nilgün Marmara ***8216;dünyayla yaralı***8217;***8221; bir sairdir ve onun imgelerinin asıl kaynagı bu ***8220;yara***8221;dır, hayatın kendisidir.741

Ece Ayhan***8217;ın, bir sairin önemini dile getirebilmek için yer yer ***8220;kusagı onunla anılabilir***8221; ifadesini kullandıgını söylemistik. Cemal Süreya ve küçük İskender için öne sürdügü bu savı Nilgün Marmara için de yineler: ***8220;Haklılıgın inadıyla apaçık yazıyorum ki, Nilgün Marmara uçsuz bucaksız sivil şairlerden biridir. Belki de en önde geleni. Sözgelimi, kendi kuşağı rahatça onun adıyla anılabilir***8221;742

737 Ece Ayhan, ***8220;Kentte Kesifler: Sait Faik***8217;in Açık ya da Gizli Kıs Mekânları***8221;, Siirin Bir Altın Çagı,s.125.
738 Ece Ayhan, ***8220;Kargalar ve Nilgün Marmara***8221;, a.g.e. , s. 163.
739 Ece Ayhan, ***8220;Sairlerin Ön ve Arka Bahçeleri***8221;, Aynalı Denemeler, s.55.
740 Ece Ayhan, ***8220;Nilgün Marmara Üstüne Sekiz Soru***8221;, Sivil Siirler, s.90.
741 Ece Ayhan, ***8220;Üç Kez, Nilgün Marmara!***8221; Aynalı Denemeler, s.20.
742 Ece Ayhan, ***8220;Nilgün Marmara Üstüne Sekiz Soru***8221;, Sivil Siirler, s.90.

syf 188-189

Uç siir: Marjinal sair tarafından yazılan siir (bkz. ***8220;Marjinal sair***8221;).***8220;Nilgün Marmara, ***8216;uçbeyi***8217; düsünür İdris Küçükömer***8217;in bir bakıma siirdeki, hiç degilse bir siirdeki, bu ***8216;uç***8217; siirdeki karsılıgı sayılabilir.***8221; (Siirin Bir Altın Çagı, s.29.)

Marjinal şair: Düşünce, eylem ve yaşam biçimiyle mevcut yapı ve egilimlerden bütünüyle uzak duran, yazdıklarıyla da çizgidısı oldugunu ortaya koyan sair. ***8220;Cahit Irgat***8217;ın oglu Mustafa Irgat, bana ***8216;marjinal şair***8217; Hayalet Oguz***8217;un bu masaya, sabah erkenden içki içmeye baslayanların hemen herkesi orada kesip biçtikleri için, ***8216;cinayet masası***8217; adını taktıgını söylemisti.***8221; (Siirin Bir Altın

III.BOLUM
1.7. İntihar
***8220;intihar***8221;, hem modern siirle birlikte islenmeye baslanan bir kavram hem de modern yasamla artan bir toplumsal olgudur. Yirminci yüzyılda özellikle dikkati çeken sair ve yazar intiharlarının, -baska bir dizi nedenin yanı sıra- ***8220;seçilen***8221; bir eylem biçimi olarak aynı zamanda sanki ***8220;nihai bir anlatım***8221; ya da düsünsel bir protesto niteliginde gerçeklestigi de görülmektedir.890
Ece Ayhan***8217;ın, günlügünde ***8220;intihar***8221;a degindigi cümlelerden birinde bu sözcük için ***8220;samandıra***8221; yakıstırmasını yapması dikkat çekicidir.891
***8220;Samandıra***8221;yı ***8220;Denizde yol göstermeye, bir tehlikeyi ya da geçis yolunu haber vermeye yarayan yüzer cisim***8221; anlamında kullandıgı bellidir.892
Demek ki o, ***8220;intihar***8221;a aynı zamanda toplumsal bir misyon yüklemekte, bu eylemi salt bireysel niteligiyle degerlendirmemektedir.
***8220;intihar***8221;ın ilk geçtigi siirindeki dizeler söyledir:

Adamlar geldi denizden ölmüs
Kimin sansı yoksa bırakmıs ellerini dubadan
ise yaramayanların felsefesi bunlar
Bir usak üçüncü katın balkonundan asagı attı kendini
(Çocuklugumu saklasaydım benim de ellerim olurdu dubada)


***8220;Vedha***8217;lardan Birinde***8221;, Bütün Yort Savul***8217;lar!, s.16.

Sairin bu siirinde, yine bir tür deniz aracı olan ***8220;duba***8221;yı kullanması rastlantı olmasa gerek.893

Gerçi bu dizelerde ***8220;intihar***8221; kavramının felsefi bir derinlikte sorgulandıgı söylenemez; ama böylesi bir eylemi gerçeklestirmeyi ***8220;sanssızlık***8221;la açıklamaya ya da nitelemeye çalısan anlayısa karsı çıkarak, bunun somut nedenlere dayandıgı, bu nedenlerin ancak tarihsel ve toplumsal baglamlarla iliskilendirilebilecegi düsüncesini bir ölçüde yansıtabilmektedir Ece Ayhan.
Onun bu kavramı en çarpıcı biçimde isledigi siiri, aynı zamanda en tanınan ve sevilen siirleri arasında yer alan ***8220;Fayton***8221;dur. Ece Ayhan, ***8220;Fayton***8221;u; Atatürk***8217;le ask yasamıs894 ve ona olan askı ayrılmalarından sonra da aynı siddette sürmüs bulunan, ziyaret için geldigi Çankaya Kösküne ***8211;Latife Hanımın karsı çıkısı yüzünden alınmayısını gururuna yediremeyerek Çankaya yolu üzerinde bir faytonda intihar eden ***8220;Fikriye Hanım***8221; için yazdıgını söylemektedir.895

Şair, Fikriye Hanımdan söz ederken ***8220;ablam***8221; ifadesini kullanmaktadır. Bu, onun, hem yaşadıgı duygusal yoğunluk dogrultusunda gösterdigi cesaret bakımından hem de gördügü muameleye tepkisiz kalmayı seçmemis olması yüzünden Fikriye Hanımın tarafını tuttugunu gösterir:

O sahibinin sesi gramofonlarda çalınan sey
incecik melankolisiymis yalnızlıgının
intihar karası bir faytona binmis geçerken ablam
caddelerinden ölümler askı pera***8217;nın
Esrikmis herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablam
çiçeksiz bir çiçekçi dükkânın önünde durmus
tüllere sarılı mor bir karadag tabancasıyla
zakkum fotografları varmıs cezayir menekseleri camekânda
Ben ki son üç gecedir intihar etmedim hiç, bilemem
intihar karası bir faytonun agısı göge atlarıyla birlikte
cezayir menekselerini seçip satın alısından olabilir mi ablamın.


***8220;Fayton***8221;, Bütün Yort Savul***8217;lar!, s.37.

Şiirin son bölümündeki ilk dize, intihar kavramına sairin farklı bir anlam yükleme, degisik açılımlar kazandırma çabasını da yansıtmaktadır. Edip Cansever bu dizeyi ***8220;erotik belirlenis[in] apaçıklık içinde veril[isine]***8221; bir örnek olarak gostermektedir.896
Hangi öznel yorumla anlamlandırılırsa anlamlandırılsın, bu dizedeki ***8220;intihar***8221; kavramının siirin ilk iki bölümündekinden farklı bir vurgu tasıdıgı,periyodik özellikte bir ***8220;süreklilik***8221;i imleyerek verildigi, sairin, önceki dizelerde isledigi ***8220;intihar etmek***8221; eyleminin öznesini birden degistirip dikkati kendisine yöneltmek suretiyle artık okurla da bulusabilen ***8211;anlatımdaki manevra eszamanlı biçimde okuru da ***8220;kendi ben***8221;ine yöneltmektedir çünkü- bir ***8220;ortak özne***8221; üzerinden ***8220;tikelden tümele sıçramaya***8221; çalısarak bu kavramı degisik yasamsal an ya da durumlara dogru genislettigi kesindir.

890 Bu konuda ayrıntılı bir çalısma için bkz. Hayati Baki, Siirin Kesik Damarları-1/ intihar Eden Sairler Kitabı, Promete Yayınları, Ankara, 1994.
891 Ece Ayhan, Basıbozuk Günceler, s.148.
892 Türkçe Sözlük, Dil Dernegi Yayınları, Ankara, 2005.
893 ***8220;1. Yük tasımak ya da köprü kurmak için kullanılan altı düz bir tür deniz aracı. 2. içi bos,
894 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. İsmet Bozdag, Latife&amp;Fikriye İki Ask Arasında Atatürk, Truva Yayınları, İstanbul, 2005; Oguz Akay, Gazi Fikriye ile Neden Evlenmedi? Latife ile Neden Evlendi?,
Truva Yayınları, İstanbul, 2005.
895 Ece Ayhan, ***8220;Cumhuriyette Kadın Dolasımı***8221;, Çanakkaleli Melahat***8217;a İki El Mektup, s.62; Morötesi
Requiem, s.101; Niyazi Zorlu, ***8220;Siir Siirde Kalmaz***8221;, Aynalı Denemeler içinde, s.11.
896 Edip Cansever, ***8220;Ecegilleri Okumak***8221;, Papirüs, 9 (Subat 1967).

syf248

kynk: http://acikarsiv.ankara.edu.tr/fulltext/2532.pdf

Doktora Tezi-2007 /Erdogan KUL
ECE AYHAN***8217;IN SİİRLERİ ÜZERİNE BİR ARASTIRMA

T.C.ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI (YENİ TÜRK EDEBİYATI)
ANABİLİM DALI


http://zeldanilgunmarmara.blogspot.c...4_archive.html



Edited by: emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 13-02-2008, 23:33
yaprakunvar yaprakunvar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 78
Standart

Nilgün Marmara,

1958’de İstanbul’da doğdu.Kadıköy Maarif Koleji’ni bitirdi.Yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı.
Kitapları: Daktiloya çekilmiş Şiirler(1988) Metinler (1990)Kırmızı Kahverengi Defter (1993) ve Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntihaharı Bağlamında Analizi(2006)
13.Ekim 1987’de aramızdan ayrıldı

her şeyden önce, küçük bir çocukken,İngilizce "öğretilen" hakikaten İngilizce öğretilen bir okulda okumaya gönderildi.
Bu okula gitmek zordu.
Nilgün Marmara girdi.
Çünkü zekiydi, duyarlıydı
Çünkü geleceğin mimarları. bu okulda yetişecekti.
Bu bir "proje"dir.
Nilgün Marmara, çok iyi hocalardan ders aldı,çok iyi hocalar tarafından eğitildi.
En iyi şairlerle arkadaşlık kurdu.
Öğrenmek istiyordu.Öğrendi.İzledi.Baktı.
Ne var ki,Nilgün Marmara o "projeye inanmadı.
O,her zaman kendi yolunu seçti. Onu tercih etti.
Okul arkadaşlarıda öyle
Türkiye'nin karartıldığı zamanları gördüler,geçtiler
Sonra.şiir yazmaya başladı.İlk dönem şiirlerinde yer yer,iyi şairlerden etkilendiği apaçık bellidir.( bu neyi değiştirir ki?)
Ne var ki etkilendiği şairleri,tavrıyla ,duruşuyla o etkilemiştir.O bir hanımefendidir.Her türlü bilgiye açık.Soran,gören,sorgulayan,izleyen -gözleriyle
İnanmayan
Çünkü her şey yalan
Biz,neyiz?
Hepimiz
Hepimiziz.
Belki de, gam çekmeye feryadımız vardı.

Seyhan Özçelik

Nilgün MARMARA daktiloya çekilmiş şiirleri kitabından

-


Edited by: yaprakunvar
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 14-04-2008, 14:21
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.119
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




SYLVIA PLATH'IN ŞAİRLİĞİNİN İNTİHARI BAĞLAMINDA ANALİZİ

İki yaşam, iki kadın, tek bir son

Kendi yaşamına son veren Nilgün Marmara, daha üniversite yıllarında Sylvia Plath'ın yaşamına ve şiirine ilgi duymaya başlamıştı. Marmara'nın Plath üzerine hazırladığı bitirme tezi kitap oldu

80'li yılların yaşantısı, mısraları ve ölümüyle ünlü şairi Nilgün Marmara'nın dördüncü kitabı çıktı. Nilgün Marmara 1987'deki intiharından iki yıl önce verdiği bitirme tezinde, bir başka ünlü şairi, yaşamına kendisi son veren bir başka kadını, Sylvia Plath'ı incelemişti. Boğaziçi Üniversitesi Batı Dillleri ve Edebiyatları bölümündeki bu lisans mezuniyet tezinin danışmanı o zaman Yard. Doç olan Cem Taylan. Dost Körpe tarafından dilimize çevrilen kitabı Everest Yayınları bastı. Kitaptan küçük bir özet sunuyoruz:

Bu tez Sylvia Plath'ın şairliğini intiharıyla birlikte ele alır, yani tarihsel açıdan intiharı bağlamında analiz eder.
(...)

Türün diğer temsilcileri gibi Plath'ın da suçluluk ve kendine acıma duygularına dair kaygıları şiirlerinde de, düzyazılarında da belirgindir. 'Leydi Lazarus' adlı şiirinde, psikolojik zayıflık sergileyen anlatıcıda odaklanması tamamen gizdökümcülük olarak değerlendirilir. Plath kendini, uygarlığın Nazizm'e meyilli niteliklerini taşıyan sadist bir dinleyici kitlesine sahip becerikli ve intihara meyilli bir yaratıcı olarak görür. Şiirin sonunda, toplumla benliğin çifte yok oluşunun yansıması olan derin bir nefret duygusu geliştirerek sert erotik imgeler oluşturduktan sonra, kendine yeniden doğuş vaat eder. Bu yeniden doğuş sayesinde, 'erkekleri' yiyen yamyam bir cadıya dönüşecektir.

Plath şiirlerinde ölüm temasını evrensel bir hedef olarak kullanmayı seçer. Şiirleri acı çekerken yapılan sorgulamalardan, kişisel hayatındaki devasa beyin dalgalarının billurlaşmış bir tür serpintisinden doğmuşlardır. Gizliliğin rahatlığına zıt olarak, kendini ifşaların verdiği rahatsızlığı ifade eder. Ayrıca, Gizdökümcü Şairliğin ayırt edici niteliği sadece kişinin kendi deneyimlerini ifade etmesi değil, aynı zamanda onları tekrar tekrar yaşaması, rahatsızlığı sözcüklerle yeniden oluşturmasıdır. Ama bu yenilgi sayesinde kişisel hayat yüceltilerek, kişisellikten uzak ve dâhice bir sanat eserine dönüşür.

S. Plath çektiği acıyı mısralarıyla yenmeye çalışmışsa da, eserleri doğaçlama yaşanan bu tutkulu hayatın ölüme yenik düşmesinin kanıtıdır. Plath için şiir, dış dünyanın tehdidine katlanma ve izolasyon olasılığını sağlayan bir sığınaktır. Bu izolasyon gerçeklerden kaçış olarak yorumlanabilir, ama Plath'ın şiirlerindeki şeytani yoğunluk bazen okuyucuyu şaşırtır ve Plath'ı hem gizdökümcü türün hem de 20. yüzyıldaki diğer akımların en mükemmel şairlerinden biri olarak kategorize etmeye iter. Plath, ideolojik kaygıları Lowell ve Ginsberg'in bazı şiirlerinde olduğu gibi doğrudan ön plana çıkarmasa da, insanlığın belirli tarihlerde aldığı yaralara karşı direnişini hissedebiliriz.
(...)

Sanatçının yaratma olgunluğuna erişebilmek için geçtiği hazırlık süreçleri her ne olurlarsa olsunlar uzun bir ıstırap prosedürüdürler ve bu ıstırap, sanatçıyı kolayca deliliğin, hatta intiharın eşiğine getirebilecek bir düşünceler bütününü teşkil eder.

Sanatçının bir insan olarak çektiği ıstırap benlik öğesini içerir; varlığının bütününün istikrarına ve değerine, dünyayla ilişkilerine dair bir kaygıdır. Bu ıstırabın sonucunda sanat eseri, izolasyonla ve dünyaya belirli bir tarzda tepki verip orada belirli bir tarzda eyleme geçmenin geliştirilmesiyle yoğrulur. Bazı sanatçılar verdikleri tepkiyi aşırılaştırıp, ıstırap verici bir şekilde kendi benliklerinden yoksun oldukları hissine kapılarak dünyada eylemlerde bulunmaktan vazgeçerler. Bu yokluklarda, incinebilir benliğin çeşitli ölümleri bir tür eşsiz, keskin ve somut ölüme, dolayısıyla intihara dönüşecektir. Freud'a göre, intiharda yaşam ilkesi ölüm ilkesi tarafından iptal edilir. Ölüm içgüdüsü; sadizmin, mazoşizmin ve benliğin tüm şiddete yönelik niteliklerinin tohumudur. İntikam, kin, düzeni bozmak, "diğerini" öldürmek, intihar eylemini içeren temel öğelerdir. Ama bu ölüm içgüdüsü bu kadar etkiliyse, intihar oranlarının neden bu kadar düşük olduğu sorulabilir. Belki kendini yok etmek de bir kendini koruma girişimi, sevgi görmek için atılan bir çığlık, mutlu yaşama olasılığının aranışıdır.
(...)

Kadınların şiirlerindeki ortak nitelikler dikkatimizi çeker çünkü kullandıkları temalar birbirine benzer; ölüm, aşk, canlı olmanın ayrıntıları, küçük hisler, insan zihniyle dışsal gerçeklik arasındaki ilişkinin kadınsı bir duyarlılıkla ele alınışı. Yukarıdaki temaların kadınların şiirlerinde işleniş tarzlarını analiz ettiğimizde, hepsinin de bu temaları zaman ve mekânı özel bir şekilde algılamak için manipüle ettiklerini görürüz.
(...)

Bir karşılaştırma yapmak için, Dickinson'la Plath'ı ele alalım; çünkü bu her iki kadının şiirlerinde de ağabey/baba/koca/sevgili ilişkileri önemlidir. Taklit ve yansıma evreninde o iki kadın şairi hızlandıran itici güçlerdir. Plath'ın ölüme olan saplantısı Dickinson'ınkiyle ve hatta bazen Bradstreet'inkiyle ilişkilendirilebilir. Onlara göre ölüme dair bu bakış açısı zirvede bir yaşam deneyimiyle, belki de erotizmle tanımlanabilir. Dickinson da, Plath da bu gotik geleneği öyle aşırı bir şekilde yüceltirler ki, 'kişiliklerini' ölüm kavramının gereklilikleri ve zorunlulukları üstüne kurarlar. Ölümden sakınma çabasıyla buna zıt bir şekilde ölümün arzulanması, onlara alaycı bir yaşam deneyimi bilgisi sunar ve oldukça yeni bir kadın imgesi oluşturmayı başaran kendi başkahramanlarına dönüşürler. Toplumda pasif insanlar olmak yerine, şiir sayesinde kendilerinin bilincine vararak, onları hem kendini kabullenmeye hem de aynı zamanda değişmeye zorlayan 'gerçekliği' algılar ve yorumlarlar.
(...)

Plath'ın başat bir erkek figürünü hep özlemesi üzücüdür; bunun sebebi belki de babasız olması ve annesi tarafından büyütülmesidir. Kendini gerçekten androjen hissedebilse ya da böyle olduğuna ikna olabilse, belki de "hayata ve ölüme soğuk bir gözle" bakabilirdi.
Her ne kadar şiirlerinde kadınların kaderini modern uygarlığın kaderiyle kusursuzca birleştirse de, bunu kabullenmenin dehşetini algılayamaz ve S. de Beauvoir'ın "Erkeğin asıl zaferi, kadının onu kendi kaderi olarak kabullenişidir" sözüyle belirttiği gerçeği aşmaya çalışmaz.
(...)

"Öykü yazma tutkusu, hayatının en bariz yüküydü. Profesyonel olarak büyük bir başarı kazanmak, zor bir mesleğin erbabı olmak ve gerçek dünyayı ciddi bir şekilde araştırmak istiyordu..." der Ted Hughes, Plath'ın şiiri asıl ciddi iş olan düzyazıdan bir kaçış olarak gördüğü için düzyazı yazabilmeyi şiddetle arzulaması hakkında.

Plath düzyazı yazarken karşılaştığı engelleri ifade eder: "...Hayat neredeydi? Dağılıyor, yok oluyordu ve hayatım tartıldığında eksik çıkıyordu, çünkü hazırlanmış bir roman kurgusuna sahip değildi, çünkü daktilonun başına oturup yoğun ve büyüleyici bir romanı sadece dehayla ve irade gücüyle bir ayda yazmayı başaramıyordum. Nereden, nasıl, neyle ve ne için başlayacaktım? Hayatımda yirmi sayfalık bir öyküye bile yetecek bir olay yok gibiydi. Felç olmuş halde oturuyordum, dünyada konuşacak kimsem olmadığını hissederek, insanlıktan tamamen uzakta, kendi eserim olan bir vakumun içinde: Kendimi giderek daha kötü hissediyordum. Ancak yazar olmak beni mutlu edebilirdi ve yazar olamıyordum. Oturup tek cümle bile yazamıyordum. Korkudan kaskatı kesilmiştim..."
(...)

Plath sıkıcı bir hayat sürse belki yaşam sürecini uzatabilirdi, ama bunu yapamadı çünkü hayatının kapısını şiirinki gibi kapamayı yeğledi, hızlı ve manikçe, itiraz edilemez bir kesinlikle.


SYLVIA PLATH'IN ŞAİRLİĞİNİN İNTİHARI BAĞLAMINDA ANALİZİ
Nilgün Marmara
Çeviren: Dost Körpe, Everest Yayınları, 2006, 70 sayfa, 4.5 YTL.


kaynak: Anarşist org

__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 13-02-2009, 15:00
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.119
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



14 Şubat'a bir gün bile yok, saatler var artık. Bugün 13 Şubat, bitti bitecek. 1958 yılına gittim ve oradan dönüyorum; az önce doğmuş olmalı Nilgün Marmara! Herkes demeyeceğim, her şair hayatta olsun olmasın bir şaire mektup yazsın ya da âşık olsun bugün. Ben bu saat itibariyle iki günlüğüne Nilgün'e olan aşkımı yaşayacağım. O, erkeği dışlayan, erkeği safdışı bırakan bir yaklaşımla babasından başlayarak tüm erkekleri "Ben, babamın yuvarladığı çığın altında kaldım" diyerekten sonsuza kadar dışlasın isterse. 14 Şubat şairler için çoğullanmış zehirdir çünkü; kelebek ölüsü ki bu mevsim hiçbir yerde satılmaz. Nilgün, benim en zarif en güzel aşkım! Senin o "Kırmızı Kahverengi Defter" dünyandan bakar gibi, ikimizin gözünden kutlamak istiyorum tüm şairlerin Sevgililer Günü'nü. Orda bile acelecisin prensesim, iyi ki doğdun!

"İstemeden girdim evinize, geceleri gürültü yapmayın" (H. Peker)


Hüseyin Alemdar
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 05-11-2010, 20:46
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.119
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Sahi Nilgün Marmara için mi bunlar?

Vatan Kitap eki’nin 30 Ekim 2010 tarihli sayısında 30 ve 32. sayfalarda (31’de reklam var) bir başlık göze çarpıyor. “Eşimin günlüklerini istiyorum, buna gasp denir”… Başlıktan önce de Nilgün Marmara’nın fotoğrafları, aynı sayfada eşinin fotoğrafı filan… (kitap ekinin taranmış sayfaları ektedir bu arada)

Buket Aşçı’nın (vatan kitap ekinin editörü aynı zamanda) haber yazısından (evet, bu bir haber yazısıdır) anlıyoruz ki, Everest Yayıncılık, Nilgün Marmara’nın Telos Yayıncılık’ın 1. Basımını 2002’de yaptığı Daktiloya Çekilmiş Şiirler‘inin 5. baskısının (Everest, 2010) ve yine Marmara’nın Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi’nin basımının ardından [kitaplaştırılmış doktora çalışması (Everest, 1. Basım 2006, 2. Basım 2007)], yine Telos Yayıncılık’ın 1993 yılında bastığı Kırmızı Kahverengi Defter‘i tekrar basmak istiyor ama basamıyor ya da haliyle basmak istemiyor. Çünkü günlüklerin orijinalinin Telos’tan çıkan kitabın editörü ve Nilgün Marmara’nın arkadaşı olan Gülseli İnal’da olduğu düşünülüyor, ondan geri isteniyor; İnal ise “bende olanları teslim ettim başka bir şey yok bende” gibi sözler söylüyor filan. Everest’in nasıl bir kaygıya düştüğü ya da ortadaki gerçek meselenin ne olduğunu anlamak güç. Ama yine Buket Aşçı’nın “Yıllar sonra onun günlükleriyle ilgili olarak Everest Yayıncılık tarafından arandığımda sadece görev nedeniyle değil bu genç kadını (benim notum: Nilgün Marmara yani) merak eden bir okuru olarak da harekete geçtim.” sözlerinden konunun Vatan Kitap’a düşüşünün (haber oluşunun yani) Everest Yayıncılık aracılığıyla olduğunu anlıyoruz.
Beni ilgilendiren bunların hiçbirisi değil. Daktiloya Çekilmiş Şiirler’in, daha Telos bile basmamışken (2002’den çook önce yani) Nilgün Marmara’nın zaman zaman şiirlerini de yayınladığı Şiir Atı dergisinin yayıncılık ayağı tarafından 1988’de hazırladığı kitabın fotokopi kopyasını okumuştum. (Çünkü kitap yoktu ortada artık) Hâlâ da bende mevcut olan budur. (1990 ya da 1991’di aldığım tarih)… Belki de Nilgün Marmara’ya en çok yakışan kopya da peşine düşen okurların yoğun olduğu o dönemin bu kitabıdır.


dış kapak ön-arka



künye sayfaları

Bu ayrı bir anektod olsun…
Bu arada tabii Vatan Kitap, Nilgün Marmara’nın eşi Kağan Önal’a sorular soruyor. İşte bu noktada daha ilginç bilgiler ve yanıtlar da peş peşe gelmeye başlıyor. İçimizde birazcık öfke, birazcık sitem, birazcık acı birikiyorsa da bu nedenlerle birikiyor.



“Nilgün’ün şiir yazdığını bile bilmezdim. Bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı.” diyor Kağan Önal.



“Çünkü intiharının sebebi belliydi; manik depresifti Nilgün…” diyor.



Yukarıdaki sözleri de sarfediyor. Okumadım günlükleri, ne yazıyor bilmiyorum, keşke zamanında vermeseydik… gibi gibi.. şeyler de söylüyor. Can sıkıcı bu şeylerin hepsi ekli dosyalarda…
………..
………..
Neden böyle? Nilgün Marmara 1987 yılında kendi evinin penceresinden atlayarak intihar etti. Evliydi. Bunun çok yaygın bir bilgi olduğunu da sanmıyorum okurlar arasında. Neden şimdi 23 yıl sonra böyle çiğ bir “haber” yapılıyor. Eşi bunları nasıl ve ne niyetle söyleyebiliyor. “Enis Batur YKY genel müdürü iken “Nilgün’ün yayın haklarını neden bize vermiyorsunuz” dediğinde “tamam” dediğini, çünkü YKY’nin “prestijli bir yayınevi” olmasını vurguluyor.
“Çünkü intiharının sebebi belliydi; manik depresifti Nilgün…” ne demek… İnsanlar, manik depresif oldukları için intihar etmezler. Ondan önce insanları “manik depresif” yapan nedenler vardır. Bir eş, eşinin pıtır pıtır ne yazdığını, “şiir” yazdığını bilmeyen, basıldığında bile günlüklerini okumamış bir eş neden “gasp”tan söz ediyor? Neden “hastaydı” zaten “bu işler”i bırakmalıydı diyor? Bir insanın, yakınındaki başka bir insanın intiharına bu derece tanık olması çok zor olmalı, belki yaşanmadan bilenemeyecek bir şey bu. Aynı zamanda, yaşamak için “ona tutunmak” yerine, “ölmek için” (tutuyorsa şayet) “onun elini bırakmış” olması da bu tanık için çok ağır olmalı… Böyle bir durumda insanın etine batacak kadar sessizliğe gömülmesi anlaşılabilir. Sessizlik olası bilinmeyebilecek “gürültüler”i bastırıyorken, bu beyanları anlamakta güçlük çekiyorum. Ve bunun neyle ilgisi olduğunu çözemiyorum.
Bu tuhaf bir kader ya da “hayatın cilveleri”nden başka bir şey olmalı. Tıpkı Sylvia Plath’ın ardından Ted Hughes’ün bir şey diyemediği/diyemeyeceği gibi (ikinci eşinin kaderi de intihara yazgılıyken hem de); İbrahim Gülistan’ın (kaza olup olmadığı asla netleştirilmemiş) Furuğ Ferruhzad’ın ölümünün ardından bir şey demediği/diyemediği gibi, Rodin de şunu diyemezdi: “Camille 30 yıl akıl hastenesinde kaldı, çünkü deliydi.” Çünkü insanlar manik depresif oldukları için intihar etmedikleri gibi durduk yerde delirmezler… İhsan Bilgin de Deniz Bilgin’in ardından bir şey diyemedi. Fridanın hayatı da buraya dahildir… Diago Rivera’yı da hatırlayalım mı? Bunlar hem düşündürücü hem anlaşılabilir belki de…
Ama yukarıdakileri anlamak güç. Tüm bunların gerçekte Nilgün Marmara’yı düşünmekle ne ilgisi olabilir? Kaldı ki Telos Yayıncılık 1993’te bastığı günlüğün girişine bir “yayınlayanın notu” sayfası eklemişti.



Zaten konulmamış kısımlar olduğu söyleniyor.. Everest de öyle bassın ,basmasın bize ne… Bu başka bir şeyin kavgası… Bu yol, bu yöntem ne ki? Birilerini zora düşürüp, afişe etmek, iş çıkarmak için, Nilgün Marmara’nın bu denli “heba” edilmesi yazık değil mi?
Üstelik biz, henüz yaşıyor olduğumuz için, onlardan, ne türlü olursa olsun, ölenlerden daha şanslı ya da daha akıllı filan değiliz. Hayatta kalarak bir zafer kazanmadığımız gibi, onlar da ölerek yenik filan düşmüş olamazlar. Bunlar işte, tam da “hastalıklı” olan bakışlar… Bırakalım bu ölüm/yaşam mavalını… hepsi bir, hepsi aynı…
Hadi bakalım… vatan kitap mı kazanacak, everest yayıncılık mı, gasp mı var yok mu; hak, sahiplerini gidip bulacak mı? devam edin… Nilgün Marmara’yı karıştırmadan ama…
Şöyle diyor Daktiloya Çekilmiş Şiirler’in 104. sayfasında Nilgün Marmara (Şiir Atı Yayıncılık, 1988):
Dirim çürüyor yanıbaşınızda!
Dağılıyor kokusu ölümün,
…………………….bu bezgin şafaktan.
Sırt dönüşler, yalanlar, aşağılamalarla
…………………….daha da ıralıyor canı
…………………….varoluş sevincinin.
Ölümse bilir nasıl çakacağını
…………………….-elden ve ayaktan-
Kendi kararı ve sonsuzluğuyla
…………………….yakın kılar artık,
…………………….cansız olmayı!
Şubat, 82
Ekler: Vatan kitap eki s. 30, s. 32

Derya ÖNDER


Kaynak: http://www.deryaonder.com/node/354
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 16:30


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum