Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İŞLİKLER (Atölyeler) > Şiir İşliği

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #81  
Alt 22-03-2009, 12:24
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.105
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



Reinhard Döhl
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #82  
Alt 30-03-2009, 20:48
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.105
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




Reinhard Döhl / Yaprak



__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #83  
Alt 01-06-2009, 11:10
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.105
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Necmiye Alpay, Milliyet, Söz, Görsel Şiir

Necmiye Alpay, Milliyet, Söz, Görsel Şiir






Milliyet Kitap'ta Necmiye Alpay "Söz ve Şiir" (Ekim 2008) başlığı altında, son 5 yılda şiir konusunda, Alpay'ın deyimi ile "sözsüz şiir" konusunda yapılanları değerlendiren kısa bir yazı yazmış. Şöyle denmiş:
"Yüzyıllardır arada bir birileri çıkıp, sözün farklı biçimlerini ya da sözden farklı bir şeyleri içeren, giderek de hiç söz içermeyen birtakım çalışmaları bize şiir olarak sunuyor. Bu farklı şiire 'farklı' bir bakış.."
Necmiye Alpay'ın işaretlediği nokta, aslında "sözsüz şiire meyledenler" gibi görünüyor. Oysa, iki alan arasında -ki böyle bir ayrım teknik olarak mümkün- kesin olarak "şudur" diyip de seçim yapan pek yok, saydığı isimler arasında. Türkiye'de deneysel edebiyatın bir okulu ya da bir ekolü olamadığı için, sayılan isimlerin hiç biri kendisine ciddi anlamda kaynak ve kök bulamıyor. Baktığımız yer ya Batımız oluyor, ya da Doğumuz. Kendi adıma biçimselliğin böyle vahşice denenmesini bir minvale oturtmayı sağlayan tek deneyim görsel şiir oluyor, olmakta.


Elbette Alpay'ın o kısa yazı içinde 4-5 yıl önce başlayan bu merakları tam anlamı ile okura yansıtması zor; örneğin Heves'in bu iş içindeki teorik yeri nedir (Erhan Altan dışında), örneğin Enis Akın'ın "İkinci Yeni ile hesaplaşmak" adı altında önümüze sürdüğü fikri, bu 3-4 yılda derinden derinden 2000'li yıllarda denediği Beyaz Manto sonrasında yeniden alevlendiren nedir, ya da hiç bir zaman tartışmanın parçası olmayı tercih etmemesine rağmen, eleştiri pratiğinin içine bu öğeleri serpmesi nasıl olmaktadır, örneğin İsmet Özel'de bile "deneysellik" aramaya götüren bu eşitleme çabası nereden çıkmaktadır? Örneğin bu anlamda deneysellik neden İkinci Yeni'de çok cılız kalmıştır, neden sadece İlhan Berk, resme, desene meyletmiştir de, diğerleri bundan fersah fersah uzak durmuştur? Neden 40 kuşağı ya da 80 Kuşağı Ahmet Hamdi Tanpınar ya da Ahmet Haşim ya da Yahya Kemal kadar bile resim sanatı ile içli dışlı değildir?


Hep örnek gösterilen Nazım Hikmet ve Ercümend Behzad Lav'ın izinden giden olabilmiş midir? Yoksa 835 Satır ile başlayan şey bir Avangardizm değil, günün şartlarına göre vasati derecede "modern" sayılabilecek bir deney merakı mıdır? Çoğu kişi Nazım Hikmet'in 835 Satır'ını Rus Biçimciliği'nin, Zaum deneyiminin uzağında görmek eğilimindedir. Aslında bizde deneyci bir okul/ekol varsa, bu "içselleştirmemenin" bir okuludur. Zaten bunu, hiç bir teorik metnimizin, şairlerimizin yazdığı hiç bir düzyazı metnin Batı'da ya da Doğu'da muteber olmamasından anlayabiliriz sanıyorum.


Kendimize yontmak gibi olacak ama; Görsel şiir açısından bakıldığında, ortadaki çaba, Türkiye'de deneysel şiir denebilecek alanın, en samimi ve derinlikli (ve iddialı) tarafını oluşturmaktadır. Ve bu, sürecektir de.
Sadece bazen güncel dalgasının en tepesine doğru çıkan şeyler, genelde çok daha hafif kalabiliyor, altta, dipte yatanlara göre.




www.hzhubble.com
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #84  
Alt 09-06-2009, 09:22
tiryakinim tiryakinim isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 557
Standart Deneysel şiir, şiirin ana yolunun yan yollarından biridir

“Deneysel şiir, şiirin ana yolunun yan yollarından biridir…”*

Mehmet Sarsmaz


1.
“Deneysel edebiyat” denince salt şiirin anlaşılmayacağını, diğer yazın türlerini de kapsayan bir deneyselliğin kastedilmiş olabileceğini görüyoruz. Sonra “deneysel edebiyat” değil de, “deneysel şiir”in kökenleri ve somut şiir çalışmalarının şiir türüne katkıları, biçiminde de sorulabilirdi soru. “Görsel şiir” tamlaması da var karşımızda sonra. Onu da “deneysel edebiyat” kapsamında mı değerlendireceğiz? “Görsel şiir, salt şiir değil de, şiirle resim arası bir tür müdür?” sorusunu da sormadan edemiyorum burada.
İlk “somut şiir çalışmamı” Mart 1996’da Yeni Biçem’in 35. sayısında yayımladım… Sonrakileri ne biçimde ve nerelerde yayımladığımı anmıyorum burada. Ama 2001’de Yenibinyıl Şiir dergisini yayımladığım sıralarda bana Sedat Umran’ın gönderdiği “somut şiir”in dünya yazını bağlamındaki kapsamlı örneklerinden ciddi bir biçimde yararlandığımı da yadsıyamam. O aralarda Gültekin Emre’nin Şiirlik dergisinin de “somut şiir örnekleri içeren” özel bir sayısının yayımlandığını da anımsıyorum. Mustafa Durak’ın bu bağlamda şiirimiz özelindeki örneklerle varsıllaştırdığı ve Yeni Biçem’de yayımladığı 1996 tarihli “somut şiir” konulu yazısı da önemli. “Somut şiir” kavramının dünya yazınında ilk kez 1953 yılında Eugen Gomringer tarafından kullanıldığını biliyorum. Somut-görsel-deneysel şiir bağlamında Mortaka ve Siyahi dergilerinin hazırlamış olduğu dosyalar; Yasakmeyve’nin, Kitaplık’ın verdiği armağan kitaplar da bu bağlamda değerlendirilmeyi bekliyor, şu anda usuma gelmeyenlerle birlikte… Kendi çalışmalarımın geçmişe dönük örnekleri öykünmekten çok, kendi çapında aşmaya çalıştığını söyleyebilirim. Sonra Yüksel Pazarkaya’nın; Tarık Günersel, ben ve diğerlerinden çok önce yayımlamış olduğu somut şiirleri içeren -1965’ten bu yana- Somut Şiir(Açı Yay. Şubat 1996) adlı yapıtı yayımlamış olması nedeniyle “somut şiir” özelinde şiirimizde öncelikle anılması gereken “ad” olduğunu söylemek zorundayım. İlhan Berk bu bağlamda bence sınırlı örneklerle yetinmiştir. Çoğu şairimiz de bu bağlamda çok sınırlı örneklerle şiir yayımlamıştır. Örneklerin sınırlılığı “deneyin” de sınırlı olduğu sonucunu getiriyor zorunlu olarak. Heves, Ücra, Zinhar gibi dergilerin duruşu “somut şiir” değil de “deneysellik” bağlamında değerlendirilebilir daha çok.

Üzgünüm ki şu andaki “koşullarımın uygunsuzluğunun” yol açtığı arşivimin darmadağınık oluşu nedeniyle “bilimsel referansları” sağlam bir yanıt verme gücünden yoksun bir soruşturma yanıtı olacak benimkisi. Yukarıda andığım “kaynaklar” göstermektedir ki “deneysel yazın” diye bir şey var ve şair ve yayıncılar buna kafa yormuş ve bu bağlamlarda ürün vermişler. “Kökenleri”, belirli sabit bir nokta ya da tarihe götürmek pek mantıklı gelmiyor bana. Mağara duvarlarına yazılmış ilk göstergeler “resim-harf-sözcük”se, yazılı ekinin kökeniyle gerek sanatsal gerekse de yazınsal türler arası akrabalık açıktır. Ama sınırlarının ayrıldığı oranda kendi kimliklerini oluşturdukları söylenebilir. Arşivimin dağınıklığını –ki belleğimin de- bir şans olarak değerlendirerek soruşturma sorusunun ikinci bölümüne daha kapsamlı yanıt verme olanağına sahip olduğumu söyleyebilirim:
2.
Yukarıda sezdirdiğim en “mantıklı sınıflandırma”yı yaptıktan sonra konuya girebiliriz. Deneysel yazın’ın “roman ve öykü deneyleri” dışında “şiir özelindeki” üç türü var bana göre: Birincisi, doğrudan “somut şiir”(concrete poet), ki daha çok “harflerle” çalışır; ikincisi resim ve karikatür arası, ama harflere pek yüz vermeyen deneysellik olarak “görsel şiir”; üçüncüsü ise harf deformasyonlarından çok sözcük deformasyonlarına ağırlık veren Türk şiiri özelinde ikinci yeni şiirinin “aşırılaştırılmış” örnekleri olarak “ücra şiiri”.
Deneysel şiir’in birinci türü olarak yaşadığım “somut şiir” Max Bense’nin deyimiyle bende “entelektüel bir zevk” olarak ortaya çıktı diyebilirim.(1) Ama her somut şiir yazma süreci sonunda kendimi bir boks maçından çıkmış gibi duyumsadığımı yadsıyamam. Yayımlama süreci sonunda da sanki bir “korunma zırhı” edinmiş gibi duyumsarım kendimi. Bu anlamda Dördüncü Yeni’nin bir yan yolu olarak görüyorum “somut şiiri”; çünkü Dördüncü Yeni Manifestosu’nda(Aralık 1994) şairin biçime çekme konusunda kendini sınırlamamakla da sınırlamaması gerekliliğinden de söz etmiştik. Aruzun sınırlarının daha da daraltılarak şiir yazılabileceği gibi bir katı dizge içi şiir yazmanın sunacağı olanaklarla sınırların bütünüyle kaldırılmasının sunacağı olanaklar yadsınamaz çünkü. Kendimizi, örneğin “beş sözcükle sınırlı şiir yazmaya” koşulladığımızda, o beş sözcüğün olası tüm yan yana gelimlerinin ve olası tüm eklemlerle oluşabilecek tüm olanaklı tümce ve imgelerin ortaya çıkmasına taban oluşturmuş olabiliriz. Anlamlı tümceler “sentaksa” uygun yan yana gelimlerde kendilerini dışa vurur; dizge dışına çıktığımızda ise daha ayrı olanaklarla karşılaşırız. Ozanın kendini sınırlamamakla da sınırlamaması konularında benim “Rindin Gözyaşları”, “İsa’nın Mektubu”, “Proselozmatik” ve “Süt” şiirlerim kimi yönleriyle örnek verilebilir… Bu tür “deneysel çalışmalar” üçüncü tür olarak andığım “Ücra” ve “Heves” dergilerinin deneyleri kapsamındadır kimi yönleriyle ve bir “çoğulülküsellik”(heteretopya) de içerir. Nitekim kimi yönleriyle “sözcük deformasyonuna” dayalı bir deneysel çalışmam olan “Ner Kokusu Hüzünler(2) adlı şiirimin “Ücra çizgisine” yakınlığını görmüş olan Murat Üstübal ve Bülent Keçeli daha “Ücra dergisi” yayımlanmadan önce kendileriyle birlikte yürüyebileceklerden biri olarak beni düşünmüş olduklarını söylemişlerdir. Dizge dışı deneyselliklerde Ece Ayhan, Mustafa Irgat, İzzet Yasar… gibi şairlerin ulaştığı kimi nitelikli sonuçların sevilmesi, Ücra ve Heves’ci arkadaşların –ki Mehmet Öztek anılmalıdır- “dozajı ayarlayamamalarının yarattığı” örneklerin soğuk karşılanabilmesi biraz da alışkanlıkla ilgilidir. Orhan Gencebay’ı, Müslüm Gürses’i ve Ferdi Tayfur’u seven kaportacı Kerim’e zorla “klasik müzik” dinletemezsiniz, önce iyi, popüler örneklerini -9. senfoni, Türk Marşı v.s.-dinletmeniz gerekir. Kimi şiir çay, kimisi şarap, kimisi viski etkisi verir… Çayı şekersiz viskiyi çikolatasız içme tercihlerine karışılamaz. Eşdeyişle kimi şiir kötü çarpar adamı; somut ve deneysel şiirin de böyle bir yararı ve zararı vardır. Şiirin genel zararı içinde bu zarar taşıdığı zırh ve ulaşılabilirliğinin kendi özelliğinden dolayı engellenmesi nedeniyle daha küçük bir zarardır aslında.
Demin kendimizi beş sözcükle sınırlayarak şiir yazma deneyine sokabileceğimiz olasılığından söz ettim. Diğer yandan belki “gizemci bir coşku” sayarsınız bilemem ama somut şiir çalışmalarının şairin “harf ve sözcüklerle iletişimine” de katkısı olduğunu düşünüyorum. Somut şiir yazmayan şairler bir harfi belirli sayıda kullanıyorlar, ama somut şiir yazan şair aynı harfi defalarca yan yana getirebiliyor, böylece o “harfi” onurlandırmış oluyor, bir anlamıyla o harfe “rüşvet” veriyor. Harfle şair arasında bir tinsel bağ oluşuyor. Üçüncü tür dediğimiz sözcük deformasyonuna dayalı şiirde ise “sözcüklerin tinselliğiyle” oynanıyor, sözcük rahatsız ediliyor, olmayacak bağlamlara sokuluyor, sözcükler hiç karşılaşmayacakları yeni dostlarla tanışıyor ve bu birlikteliklerden yeni anlamlar yeni eylemler yeni duygular yeni düşünceler ortaya çıkabiliyor… Daha da ötesi, artık kabak tadı veren benzer şiirleri okumanın verdiği rahatsızlığı da giderme işlevi var “deneysel yazın”ın. Avangard Kuramı(P. Bürger)’nın bir işlevi de burada. Şairin geçmişle hesaplaşmasını sağlıyor. Geçmişin ağır yükünün altında ezilmesini engelliyor. Ama geçmişin ağır yükünü sırtlamış olmanın bedelini ödememiş olanların sunacağı örnekler de haliyle yeterli niteliklilikten yoksun olabiliyor.
Deneysel şiirin andığım birinci ve üçüncü türlerinde “deneylerim” oldu; bu iki türü kesiştiren örnek olarak Serkan Işın’ın Zinhar’ında yalnızca Pusula Şiirleri 1 ve 2’yi yayımladım. Dört Renk(2005-2006, 4 sayı) adlı dergimde “harflere ve sözcüklere renk verilerek de şiir yazılabileceğini” denedim. Bu bir anlamıyla birinci ve üçüncü türleri kesiştirme çabasına “görsel tat” katma eğilimiydi. Sınırlı bir yazın çevresinden sınırlı bir destek gördü Dört Renk. Her ne kadar “şiirin tüm renklerine saygı”ya dayalı bir şiir politikası olsa da. Sonuçta bana özgü bir “başarısızlık”tı. Zinhar’cı arkadaşlarla(Serkan Işın ve Barış Özgür) aram “şiirin sınırlarıyla resmin sınırlarını” iyiden iyiye karıştırmış olmalarından dolayı açıldı diyebilirim. Doğrusu, benim “renkli şiir deneyi”me verdikleri olumsuz tepkiye karşı; ben de, “resimle şiiri” gereğinden çok karıştırmış olmalarına, sert bir tepkiyle yanıt vermiş bulundum Dört Renk’te. İşi, “şair değil, ressam mı olmak istiyor bu arkadaşlar?”a vardırdım. Arkadaşlar galiba benim “renkli şiiri” önermemi, siyah beyaz televizyondan renkli televizyona geçişle karıştırdıkları için resme yöneldiler biraz. Onların “yaptığı tarz” iş’leri yapmam için teknik ve teknolojik bilgi ve deneyimden yoksun olduğumu da yadsıyamam. Ama şiirin deney alanının “tüketilmemiş onca yeri ya da keşfedilmemiş onca ülkesi” varken işin içine resmi de karıştırmak pek mantıklı gelmiyor bana.
Son söz olarak somut şiir çalışmalarının deneysel şiirin bir türü olduğunu, bir diğer türünün “sözcük deformasyonuna” dayandığını, bir türünün de “görsel şiir” olarak adlandırıldığını belirtirken; tercihimi “somut şiir” ve “sözcük deformasyonundan” yana kullanabileceğimi söyleyebilirim. Bu türleri şiirin ana yolunun yan yollarından biri olan deneysel şiirin iki ara sokağı olarak görüyorum. Ara sokaklardan getirebileceğimiz “ganimetler ya da silahlar ve arkadaşlar” yan yoldan ana yola çıktığımızda bizim daha sağlıklı yürümemizi sağlayacaktır.

(1) Ki “somut şiir”in ellili altmışlı yıllarda uluslararası bir akım olarak ortaya çıkmasında ve hem uygulamada hem de düşünsel, kuramsal odağı olan estetikçi ve felsefeci yazar Prof. Dr. Max Bense’nin çevresinde oluşan Stuttgart Okulu’nun 1959’da üyesi ve Bense’nin öğrencisi ve somut şiir akımının Türk kökenli ve Türkçe yazan ilk temsilcisi de Yüksel Pazarkaya olmuştur.
(2) Bu konuda Muhsin Şener, “Mehmet Sarsmaz: Ner Kokusu Hüzünler ve Dördüncü Yeni” başlıklı yazısında kapsamlı değerlendirmeler yapmıştır. Bkz. Kavram/Karmaşa, 2000.



*(Hece dergisinin Eylül 2008 tarihli 141.sayında yayımlanan soruşturma yanıtıdır.)



http://mehmetsarsmaz.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #85  
Alt 29-06-2009, 11:50
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.105
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



sil-ikon / deneysel şiir gereçleri
Özcan Türkmen


Bu yazı iki bölümden oluşmaktadır: ilk bölümde, bugün olanaklı olan biricik şiirin neden deneysel olmak zorunda olduğunu kısaca göstermeye çalıştım. ikinci bölümde ise bir deneysel şiir işliği olarak kurguladığım - ve sil-ikon olarak adlandırdığım - bir poetik web alanının ne gibi gereçlerle çalışabileceğini tartışmayı amaçladım.
I
önce söz vardı; yani toplumsal bellek, bireysel belleklerin toplamından ibaretti. yazının icadıyla birlikte, bellek gerçek anlamda dışsallaşıp topluma mal oldu. gerçi yazının icadı bugün yazılı kültür dediğimiz şeyin sadece gerek şartıydı; çünkü yazının kültürün asıl vektörü haline gelebilmesi ancak matbaanın icadıyla mümkün oldu.
sözün/yazının iktidarı, aynı zamanda şiir in de iktidarı demekti. çünkü şiir, duyusal ve anlamsal ulamların mükemmel bir birlikteliği, eşdeyişle, söz (anlam) taşıyan yazının duyusal estetiğiydi. sanayi devrimi, dışsallaşmış belleğin (yazının) soyutluğunun karşısına görselleşmiş / somutlaşmış belleği (makinayı) koydu. nihayet, camera obscura ’nın fotoğraf makinasına evrilmesiyle insanın imge yaratım tekeli sarsıldı ve özne-nesne arası konturların yumuşadığı yeni bir dinsel (araçsal) evreye girildi. sinemanın, yani yaşadığımız dünyayı görüntü-ses-hareket bütünlüğü içinde yetkin denebilecek bir ölçüde yeniden üretebilen teknolojik mimesis yetisinin ortaya çıkmasıyla devam eden bu süreç, aynı zamanda yazılı kültürün görsel kültüre, cogito ergo sum ‘un video ergo sum ‘a dönüşme süreciydi.
felsefe, yazılı kültür içersinde beliren bu yarılmaya metin i ve dil i anlam/kapsam genişlemesine uğratarak yanıt verirken, şiir, çeşitli yollarla bu algısal/teknolojik dönüşümü yakalamayı/yadsımayı denedi :
(i) duyusal düzeyde, görselliğini sivriltmeye yöneldi (ses şiiri, görsel/somut şiir vb).
(ii) semantik düzeyde, anlamı yoksaymayı veya meta-anlamlara hizmet etmeyi denedi (dadaistler, gerçek-üstücüler vs).
(iii) ideolojik düzeyde, teknolojik/algısal dönüşümleri kutlamak /kullanmak/yoksaymak yoluna gitti (fütüristleri, rilke’yi, lorca’yı ve oulipo’cuları aynı anda düşünün).
(iv) yapısal düzeyde, uyak ve dize formülasyonları gibi yetersiz yapıları terk etti.
bu çabalar, sürgüne gönderilmiş bir kralın tahtını geri alma teşebbüslerini andırır. fakat şiir, geçen yüzyılda sosyalist dalganın kitlesel alımlama düzeyinde yarattığı tüm olanaklara karşın, tahtını geri alamamıştır; çünkü bir yandan bu olanak varlığını sürdürememiş, diğer yandan da şiiri görselliğin gölgesinden kurtaracak bir çıkış yolu bulunamamıştır.
sonuç olarak, şiir tarihinin - aşağı yukarı yüz yıldan beri – daha ziyade “şiirin kendini yok ederek başka bir bedende, yeni bir meşruiyet zemininde re-enkarne olmaya çalışmasının tarihi” olduğu söylenebilir. bulatov bu konuda çok yerinde bir değerlendirmeyle “modern şiir, doğruyu söylemek gerekirse, şiir pratiğinin kendisinin yasaklanmasıdır” diyor. gerçekten de uzun zamandır - şiiri naftalinleyerek sandığa tıkmayı hayal eden pek çok nostaljiğin varlığına rağmen – varolagelmiş şiir pratiğinin pratik olarak mümkün olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. teknolojik/algısal olarak dönüşmüş kitlelerin kültüründe şiir ya kendi cenaze merasimine katılacak ya da söz konusu dönüşümlerin kaynağına, deney e yönelecektir.
bu bağlamda bugüne dek mevcut poetik deneysel birikimin teknolojik/algısal dönüşümlere ve zeitgeist ‘a cevap verebilme bakımından yeterliğini tartışmak gerekir. örneğin ezra pound ’un makine-şiiri bugün ne alemdedir? veya oulipo ’cuların şiire uyguladıkları basit matematiksel transformasyonlar ve kısıt-şiirleri yeterli midir? ya da görsel şiirin bugünkü dijital olanakları neler olabilir? vb. çünkü kanımca şiir hanidir beklediği mecraya/medyaya artık sahiptir ve bize düşen, teknolojik/algısal dönüşümleri/birikimi uygulayabileceğimiz deneysel yöntem ve gereçler bütününü geliştirmek/denemektir. györi ‘den pequeno ‘ya pek çok ismin elektronik şiir, sanal şiir vb adlar altında ölçütlendirip tanımlamaya çalıştığı mecranın çerçevesi de iyice somutlaşmış/kabul görmüş olduğuna göre, şiirin yeni bir kılıkta tarih sahnesine çıkmasının zamanı gelmiş demektir.
II
bir metne çeşitli dönüşümler uygulamak fikrine galiba ilk kez joyce ‘un ulysses ‘ini okurken kapılmıştım. modern bir mit olarak, ulysses’in bölümleri, homeros ’un antik mitinin bölümleri baz alınarak filtrelenmiş gibiydi; böylece her bölümde farklı bir duygu-duruma karşılık düşen, farklı bir teknik oluşturulmuştu. çok sonra, rahatı kaçan ağaç adlı çalışmamda, melih cevdet’ in aynı adlı naif şiirini yarım yüzyıl sonra nasıl algıladığımı göstermek üzere, şiiri kendi üzerinden çeşitli dönüşümlerle çoğullamak/türetmek yoluna gittim. bu çalışmamda uyguladığım - manuel filtreler olarak da düşünülebilecek – bazı bilişim teknolojisi ağırlıklı dönüşümler vasıtasıyla metni gerek didik didik çözümlemenin gerekse bireştirerek türetmenin mümkün olduğunu gördüm. bunun üzerine, metinsel dönüşümlere daha çok kafa yormaya başladım. elimizde bir kaç başvuru noktası vardı : 1) yapısal metin birliği, dijital teknolojide görsel, işitsel veya salt yazı-metinsel olanın ikili kodlama birliği şeklinde sağlanmış durumdaydı. 2) görsel/işitsel metin dönüştürme gereçleri (photoshop, ses sentezleyicileri vb.) çoktandır var olduğu halde, metni - salt yazı-metinsel olanı da içerecek şekilde - bütünsel olarak dönüştürebilecek bir gereç henüz gerçekleştiril(e)memişti. 3) gerek varolagelmiş şiir pratiğinin ölümünün sahnelenmesi gerekse deneysel olasılık evreninin genişletilmesi bakımından bütünsel metin dönüştürme gereçlerinin geliştirilmesi son derecede önemliydi (deneysel olasılık evreninin genişlemesini düşünürken, örneğin mona lisa ’nın piksel bazlı dijital bir röprodüksiyonunun piksellerinin rastgele değiştirilmesiyle dönüşümün bir safhasında van gogh ’un bir tablosuna denk düşebilecek bir kombinasyonun elde edilebileceğini düşünebilirsiniz).
böylece, akla gelebilecek her türden bütünsel metin dönüştürme gerecini bünyesinde barındıran bir web alanı kurgulamaya başladım ve buna – yapıbozumuna, ikonoklastlara, nietzsche ‘ci yıkıcı yaratma ilkesine ve dijital teknolojiye atıfla – sil-ikon adını verdim. sil-ikon kuşkusuz bir şiir sitesinden çok şair bir site olur ve şairlere yetkin bir deneysel şiir gereci olarak hizmet ederdi. aşağıda, sil-ikon’un ne tür yöntem ve gereçlerle işleyebileceğini - bunlar ancak hayalgücümüzle sınırlı olsalar da - bazı kategorik başlıklarda toplamaya çalışacağım :
(i) sözdizimsel dönüşüm gereçleri : bu tür gereçler devrikleştirme, özne gizleme, eylem zamanlarını değiştirme/geriye sarma, büyük/küçük ünlü uyumunu bozma, noktalama işaretlerini karıştırma gibi sözdizimsel transformasyonlar/deformasyonlar uygularlar.
(ii) anlambilimsel dönüşüm gereçleri : anlambilimsel dönüştürücü bileşenler için özne-nesne, nesne-nesne değiştiriciler, eğretileme bozucuları, sinonim koyucular, değilleyiciler, dil karıştırıcılar, RVL (random verse lab) vb düşünülebilir.
(iii) görsel/işitsel dönüşüm gereçleri : bu tür gereçler ascii sanata(ascii art) dönüştürme, ardışıklık bozma, alfabetik -> an-alfabetik dönüştürme, ideograma dönüştürme, .txt -> .jpg dönüştürme, harf anatomisini parçalama, diyaloglaştırma, hece/ses bozma, derecelendirilebilir parazitlendirme, rastgele silme, seslendirme, ölçeklendirme, boyutlandırma, animasyon, osilasyon gibi görsel/işitsel transformasyonlar uygularlar.
(iv) matematiksel dönüşüm gereçleri : lojik operatör uygulayıcıları, ikili kodlayıcılar, gödelize ediciler, rekürsif işlev uygulayıcıları, fraktal dönüştürücüler, koch kartanesi modelleyicileri, metinsel türev/integral alıcılar, matris operatörleri vb gereçler.
(v) teknolojik dönüşüm gereçleri : çaprazlanmış/mutant metin, akış şemasına, bilgisayar programına dönüştürücü, link izleyici, google şiiri, örnekleyici/sıkıştırıcı, xml dönüştürücüsü, a-life şiiri, neural şiir, bellek ve CPU kullanım şiirleri, rastgele klavye, windows iletilerine dönüştürücü, termal/entropik şiir, lirik şiir üreteci, kriptografik/steganografik şiir, doppler şiiri, uydu-şiirler, doğal seleksiyon şiiri, sms şiiri, evrilen şiir vb.
(vi) şiir bileşenleri mimarisi : nesneye yönelik programlamadaki mevcut bileşen (component) mimarisi, şiir üretim sürecine uygulanabilir. bu mimaride, şairler çeşitli temalar üzerinde değiştirilebilir şiir bileşenleri (dizeler vb) oluşturarak bu bileşenleri ortak bir veri tabanına gönderirler. daha sonra, tematik/yapısal belirlenmeler sonucu, bu bileşenlerden istenenler bir araya getirilmek suretiyle şiirler oluşturulur. bileşenlerin sayısı arttıkça, bileşenlerle oluşturulabilecek şiirlerin sayısı da üstel olarak artar.
(vii) elektronik devre mimarisi : buraya kadar sözünü ettiğimiz dönüşüm gereçleriyle elektronik devre birimleri (entegre devreler) arasında analoji kurulduğunda, içinde çeşitli ve karmaşık dönüşümleri barındıran şiir devreleri tasarlanabilir.
(viii) kültürel dönüşüm gereçleri : söylem verici (reklamlaştırıcı, lirikleştirici, ideolojik söylem verici vb), bulmacaya dönüştürücü, haber metni dönüştürücüsü, tetris şiiri vb.


www.poetikhars.com

__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #86  
Alt 12-07-2009, 12:48
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.105
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


Reinhard Döhl
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #87  
Alt 25-07-2009, 22:17
tiryakinim tiryakinim isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 557
Standart





derya vural /2005 temmuz 4

http://www.poetikhars.com


Alıntı ile Cevapla
  #88  
Alt 22-09-2009, 16:44
tiryakinim tiryakinim isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 557
Standart




Reinhard Döhl



Alıntı ile Cevapla
  #89  
Alt 26-09-2009, 21:27
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.105
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




new poetry from japan's asa group
town




Shutaro Mukai


__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #90  
Alt 01-10-2009, 15:06
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şuanda  online konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.105
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart







Paula Scher




__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 15:02


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum