Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İŞLİKLER (Atölyeler) > Öykü İşliği

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #41  
Alt 03-08-2006, 02:51
hatiyce hatiyce isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 79
Standart

okudum, okudum bu başlık altındakileri ve yazamaya başladım neyi bekliyorum diye. öğrendiklerimi algılayabildiğime inanarak. kulübe asacağım. demlenmesini bekleyemeden...
__________________
Keşke elden gelen, içten gelene yetse...hyy
Alıntı ile Cevapla
  #42  
Alt 03-08-2006, 13:54
AYKIZI AYKIZI isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 808
Standart



Teşekkür ederim sevgili Erguvan.


Hatiyce, elbetteki yazdıklarımızı paylaşacağız, mükemmel metin diye bir şey yok zaten. Her metin biraz kusurludur. Bizim yapmaya çalıştığımız kusurları en aza indirmek. Bunu dabirbirimizle etkileşim halindeyken daha kolay yapabiliriz. İnsan kendi metnine karşı tarafsız olamıyor. Diğer yandan, başkasının metnindeki kusurları anında görebiliyor. Öykücüler kulübündeki kımıldanma bu yüzden beni mutlu ediyor. Orada ne kadar çok ses duyarsak, bu bizim yararımıza olur.


Sevgiler.
__________________
İlkay NOYLAN
Alıntı ile Cevapla
  #43  
Alt 03-08-2006, 14:48
esra saygı esra saygı isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 914
esra saygı - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



Öykünün Belirleyici Özellikleri


Öyküler dar alanlara sıkıştırılmış az sayıda sözcükle yoğun anlamlar aktarma gücüne sahip olan sanatsal iletişim araçlarıdır. Öykünün üç önemli belirleyici özelliği vardır: Kısalık, yoğunluk ve birlik. Öyküde anlam yoğunluğu, doku zenginliği ve biçim sıklığı en belirgin özelliklerdir. Her satır, her sözcük, her hareket, hatta yapının kendisi bile ikili bir anlam taşıyabilir. Yazara tanınan küçük alanda pek çok şey başarılır. (Miller ve Slote, 1964: 509-516) Öykü neden kısadır? Öykü iki nedenden dolayı kısadır:



1- Öykünün içeriksel ve nesnel ölçüleri küçük boyutlara sahiptir.
2- Yazar okuyucu üzerinde sanatsal bir etki yaratmak ve bu etkiyi
artırmak amacıyla öykünün içeriğinin boyutlarını kasıtlı olarak
Küçültür. (Friedman, 1988: 157-158)



Yazar öyküsünü oluştururken, öykü dışındaki gerçek dünyada var olan ve herkesin bildiği gerçekleri oldukları gibi öyküye aktarmaz. Onları düş gücünün yardımıyla geliştirerek aktarır. Yazarın görevi, gerçekleri, onlara sürekli gönderimde bulunarak okuyucusuna iletmektir.


Dilin gerçekleri yansıtması konusunda iki tür ikili karşıtlıktan söz etmek olasıdır:



1- Dil / Dış Dünyadaki Gerçekler
2- Öykü Dili / Gündelik Dil



Düzenli dilbilgisi kurallarıyla oluşturulan gündelik dil ya da bilimsel metinleri oluşturan dil kullanımları dış dünyadaki gerçekleri belirli bir ölçüde oldukları gibi yansıtabilirler. Ancak öykü yazarı öykü metnini oluşturan kurmaca dili (fictional language) kullanırken aşağıda sözü edilen konularla ilgili kimi kararlar vermek durumundadır. Bu kararlar şöyle özetlenebilir:


1-Yazar ileteceği bilginin miktarı konusunda karar verecektir.
2-Yazar ileteceği bilginin türü konusunda karar verecektir.
3-Yazar ileteceği bilgiyi nasıl düzenleyeceğine karar verecektir.






çağdaş türk öyküsünde deneysellik - yaratıcılık - yeni arayışlar ve yönelimler : aysu erden Edited by: Esra Çallıoğlu
Alıntı ile Cevapla
  #44  
Alt 03-08-2006, 14:50
esra saygı esra saygı isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 914
esra saygı - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



Öykü Dilinin Düşünsel İşlevi


Bir yazarın öyküsünde kullandığı kurmaca dili incelerken ya da onun biçemini saptarken
araştırmacı / okuyucunun öykü dilinin düşünsel işlevini gözönünde bulundurması gerekmektedir. Halliday, öykü dilinin düşünsel işlevinin yazarın dünya görüşünü yansıttığını, dolayısıyla da söz konusu dil kullanımının öykü yazarının gerçek dünya ile ilgili bakış açısını, bilgi birikimi ve deneyimlerinden oluştuğunu belirtmektedir. Halliday'e göre öykü dilinin düşünsel işlevi, aynı zamanda yazarın iç dünyasının dışa yansımalarını, dış dünyadaki gerçeklere karşı geliştirdiği tepkileri, onları algılama biçimlerini, bilişselliğini, dili yazın alanında kullanma ve anlama yetilerini de kapsamaktadır. Kısacası, yazarın öyküye özel dil kullanımı onun dünya görüşünü ve ideolojisini yansıtır. (Halliday, ss: 58-59)



Her öykünün derin yapısında yazarının değer yargıları, yaşama bakış açısı ve ideolojisi yatmaktadır. Yazarın bu bakış açısını ve değer yargılarını oluşturan etkenler ise, onun içinde yaşadığı toplumun sahip olduğu düşünsel akımlar ve inanç dizileridir. Bunlar öykünün derin yapısında kimi anlam dizgeleri ve kavramsal yapılar oluştururlar. Çağdaş biçembilim yazarın özgün dil kullanımlarını inceleyerek bu anlam dizgelerine ve kavramsal yapılara ulaşmaya çalışır. Böylece hem yazarın değer yargıları, bakış açısını ve ideolojisini hem de toplumu etkileyen inanç dizilerini ve düşünsel akımları keşfetmeye çalışır. Sonuçta yazarın okuyucusuyla, öykü kişilerinin de birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarını keşfeder. Dolayısıyla biçembilim bir yazınsal iletişimden sözeder. Yazınsal iletişim de dilde deneyselliğe ve yaratıcılığa yer verir.
(Simpson, 1993:4)



Öyküde yazınsal iletişimin deneysellik ve yaratıcılık özellikleri iki düzlemde ortaya çıkar: (1) Öyküde bilgisellik ve (2) Öyküde yazınsal anlam.


1- Öyküde bilgisellik (Öyküde bilgi bütünü ve dağılımı): Bir öykünün her tümcesinin içinde, öykü metninin tümüne dağılmış olan bir bilgi bütününün sadece bir parçası bulunmaktadır. Tüm bu bilgi parçacıkları öykünün izleksel yapısını oluştururlar. Tümcelerde izlekle ilgili üç tür bilgi saklıdır. (Halliday, 1985:36-39)



a- Öyküde metin düzleminde bulunan bilgiler: Öykü metnindeki sözcük, sözcük öbeği ve tümcecik gibi birimler.
b- Öyküde iletişim düzleminde bulunan bilgiler: öyküde yazarın kişilerarası düzlemde iletmeyi amaçladığı bilgilerdir.
c- Öyküde düşünsel düzleminde bulunan bilgiler: Öyküde konu ve içerikle ilgili olan bilgilerdir.



2- Öyküde yazınsal anlam: Öykünün yüzeysel yapısındaki dil birimleri derin yapısındaki anlamları ve kavramları dizgeselleştirir. Hiçbir dil birimi tek bir kavramı yansıtmaz. Her biri değişik durumlarda değişik anlamlar kazanırlar. Her birinin birer anlam çerçevesi vardır. (Aksan, 1995:73-75) Bir dil birimi öyküde birlikte kullanıldığı diğer bir dil birimiyle ileriye ya da geriye yönelik olarak kimi anlamlar aktarır. Öyküde yazınsal anlam üç türlü ortaya çıkar:



a- Sözcük anlamı: Bir dil biriminin temel anlamı
b- Toplumsal anlam: Bir dil biriminin anlamının toplumsal sınıf, etnik gruplaşma, bölgesel köken, cinsiyet, yaş, eğitim gibi toplumsal etkenler tarafından belirlenmesi
c- Etkisel anlam: Dil kullanan kişinin duygularını, davranışını, eğilimlerini ve belirli bir durumla ilgili olan düşüncelerini yansıtması






çağdaş türk öyküsünde deneysellik - yaratıcılık - yeni arayışlar ve yönelimler : aysu erden



Edited by: Esra Çallıoğlu
Alıntı ile Cevapla
  #45  
Alt 03-08-2006, 14:53
esra saygı esra saygı isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 914
esra saygı - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



Çağdaş öykü yazarlarımız, deneysel ve yaratıcı dil kullanımları, tür denemeleri ve yenilik arayışları:


1-Dil kullanımları gerçek dünya ile ilgili gözlemlerini olduğu gibi yansıtacak kadar gündelik dil kullanımına yakın ve gerçekçi olan öykü yazarları: Bu tür yazarlar okuyucularına, öykülerinin baş kişileriyle ilgili aktardığı bilgilerin miktarını gözlemledikleri gerçeklerle sınırlar. Kullandıkları tür ve amaçları ise içinde yaşadıkları toplumun çok iyi tanıdıkları kimi insanlarını, sorunlarını ve dış dünyadaki gerçekleri en yalın ve doğru biçimleriyle olduğu gibi tanıtmak ve yansıtmaktır. Öykülerinde gerek diyaloglar gerekse çevre ve kişi betimlemeleri ön plana çıkmaktadır.


Örnek: Orhan Kemal (1996) "Yerli Turist", Kırmızı Küpeler, İstanbul: Tekin yayınevi Ss: 103-106
Kavukçu, Cemil (1997) "Aslangöz", Bilinen Bir Sokakta Kaybolmak, istanbul: Can Yayınları, ss: 9-14



2-Karşılıklı konuşmaları önceleyerek tiyatro oyunlarına benzer nitelikte öykü türünü gerçekleştiren yazarlar: Bu tür öykü metinlerindeki kurmaca konuşmalar toplumdaki, gerçek kişiler arasındaki gerçek konuşmaların yapay biçimleridir ve estetik ve izleksel (thematic) amaç ve uzlaşmalarla (conventions) biçimlendirilmişlerdir. Örneğin bir öyküdeki kurmaca kişilerin arasındaki konuşmalar, doğrudan ve karşılıklı yapılan konuşmalar (diyalog) şeklinde olabilir. Ancak yazar bu konuşmaları kendi gizli ya da açık olan amaçları doğrultusunda kimi zaman da estetik kaygılarla düzenler. İşte bu nedenle de kurmaca metinlerin içindeki ikili konuşmalarda, ancak toplum içinde yer alan gerçek konuşmalarda görülebilen rutin özellikler (konuşmaların giriş ve sonuç bölümleri, hataları görmezden gelme, konuşma hatalarını düzeltme, dil sürçmeleri, vb.) yer almaz.
Bu nedenle de



(a) Kurmaca diyaloglar rutin değildirler
(b) Bu tür diyaloglar yazarların ancak 'anlatılabilir' olma özelliğini taşıdıklarını varsaydıkları bilgileri içerirler
(c) İçlerinde onları sıradan gündelik konuşmalardan farklı kılan özellikleri ve özel düzenlemeleri barındırırlar



Aslında karşılıklı konuşmalarda konuşmacıların uyması gereken bir işbirliği ilkeleri vardır. Bu ilkeler doğrultusunda, konuşmacıların karşılıklı konuşmaya karşı olan katkılarının, gerektiği anda, konuşmanın amacına ve yönüne uygun olarak yeterli olması gerekmektedir. Ne eksik ne de fazla. Konuşmacıların katılımcıların sözceleri anlayabilmeleri için gerektiği kadar bilgi vermelidirler. Konuşmaları net ve düzenli olmalıdır. Konuşmacıların doğruluklarına inandıkları şeyleri söylemeleri ve söylediklerinin bağlama uygun olması gerekmektedir.(Grice,1975:45-55)) Bu kurallara uyulmaması durumunda ise öyküde gülmece ve toplumsal eleştiri olguları ortaya çıkmaktadır.


Örnek: Öykülerinde karşılıklı konuşma yöntemini özellikle kullanarak toplumu ve insan ilişkilerini gülmece aracılığıyla eleştiren, ancak bunu gerçekleştirirken insan sevgisini daima ön plana çıkarmayı hiçbir zaman ihmal etmeyen, halkın konuşmasını büyük bir ustalıkla yazıya geçiren ve 'kısa konuşmalarla süren kalabalık bir diyalog yapısındaki öyküleri hiçbir değişiklik yapılmadan hemen oyun olarak sahnelenebilir (Nesin, 1973:140) nitelikte olan Memduh Sevket Esendal .


Esendal, Memduh Şevket (1973) "Feminist", Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı, Hazırlayan Aziz Nesin, İstanbul: Akbaba Yayınları, ss:146-149


3-İçinde Fantastik olarak da adlandırılabilecek gerilim ve doğaüstü öğeleri barındıran öyküler: Bu tür öykülerde giriş-gelişme-zirve-sonuç bölümlerinin iyice belirginleştirildiği, okuyucuda merak duygusunun yaratıldığı ve Edgar Allan Poe'nun öyküde olması gerektiğini savunduğu süreklilik-tekrar-gerilim unsurlarının öncelendiği düşsel nitelikler görülmektedir.


Örnek: Kavukçu, Cemil (1998) "Özel Ulak", Temmuz Suçlu, İstanbul: Can Yayınları Ss:197-199
Karabulut, Özcan (2000) "Ariélle Adında Biri", Aşkın Halleri, İstanbul: Can Yayınları, ss:35-52



4- Şiirsellik Boyutu olan öyküler: Bu tür öykülerde az sözcük kullanımıyla çok yoğun duygular anlatılmaktadır. İçlerinde kişisel ses tonu, şiirsel söyleyim, sıradışı sözdizimi, imgeleme, söz sanatları, ses yinelemeleri, belirsizlik, sapma ve önceleme gibi bir dizi sanatsal kıstaslar barındırırlar. Sözkonusu öykülerin çoğunun ortak özelliği durum öyküleri olmalarıdır. Diğer bir deyişle, hiç birinin, giriş-gelişme-sorun-zirve-çözümleme ve sonuca ulaşma gibi geleneksel izleksel yapıları yoktur. Bu öyküler yazılmamış ya da yazılamamış olanları okuyucuya derin yapılarında bulunan simgesel alt yapılarla sunan sanatsal metinlerdir. Onların alt yapılarının içinde okuyucuların çözmeleri gereken ve okuyucularının zihinlerinde bir dizi sorular oluşturan kimi gizler saklıdır. Yazarları bu gizleri okuyucularına aktarırken, öykülerini şiirsellik boyutuna ulaştırabilmek için kimi yöntemler kullanmaktadırlar. Kimi zaman öykülerinin tümünde ya da sadece bir bölümünde şiire özgü dil kullanımlarına ve söz sanatlarına başvurmaktadırlar. Kimi zaman da alışılmamış, sıradışı ve mantık dışı gibi görülen, ancak aslında uyumlu olan sözcük ve tümceleri birlikte kullanarak okuyucularını şaşırtmaktadırlar ve seçtikleri sözcüklerin büyük bir bölümüne geniş anlamlar yüklemektedirler. (Erden, 2000:186-187)


Örnek: Barbarosoğlu, Nalan(1996) "Akşam Sefası" Adam Öykü, Sayı:3, ss: 108-113


Günel, Burhan (1999) "Yolculuklara baharda Çıkılmalı", Çiçekler Korunağı, İstanbul: Can Yayınları, ss:13-32


Karabulut, Özcan (1998) "Self Terapi Zamanları", Belki de Kaybeden Zaman, İstanbul: Can Yayınları, ss:89-91

Kaygusuz, Sema (1998) "Zilşan'ın Ayakları", Adam Öykü, Sayı:17, ss:130-134



5- Kısa kısa öyküler: Özellikle 90'lı yılların türk öykücüleri derin yapılarında geniş anlam ve ve anlatımlara gönderimde bulunan özgün dil kullanımlarına başvurarak yeni yöntemler geliştirme eğilimindedirler. Son on yılda, öykü yazarlarımızaın okuyucu üzerinde yoğun bir etki yaratmaya çalışmaları, özgün, özgür ve deneysel biçem denemeleri arayışında olmaları 90'lı yılların öykülerine akışkan biçimsel özellikler katmakta, onları kendilerine özgü estetiğe ve biçimsel değişkenliğe sahip bir sanat türünün ürünleri haline getirmektedir. Bu özelliklerinden dolayı incelenmeğe değer ve ayrı bir tür oluşturabilecek nitelikte bir grup öykünün varlığı dikkati çekmektedir. Minimalist öykü (minimalist story) ya da küçük ölçekli kurmaca (micro fiction) olarak da adlandırılabilecek çok kısa öyküler (short short story) insan yaşamlarından dondurulmuş anlar, yaşanmış küçük olaylar, anekdotlar, kurulan kısa düşlerden birisi, bir monolog, bir içsel konuşma ya da bir episod olarak okuyucunun karşısına çıkmaktadır. Bu tür öykülerde başkişinin bir düşünce biçiminden ya da bakış açısından diğerine geçmesi; yepyeni bir olgunun farkına varması; belirli bir şeyi yapmaya karar vermesi; bir düş kırıklığını, bir yanılgıyı anlaması; kimi zaman içselleşme, kimi zaman da bir eleştiri biçiminde anlatılmaktadır. Özellikle bu tür öyküler okuyucuyu yoğunlaştırılmış anlamları ve gizleri çözmeğe davet eden özgün ve deneysel dil kullanımlarına sahiptirler. (Erden, 2000:94-95) Bu konuda O.Yakın şunları söylemektedir: "Genellikle 250, bazan çok daha az sayıda sözcük sınırları içinde yaratılan 'çok kısa öykü' tarzı, yazar için sözcüğün tam anlamıyla bir meydan okuma ve anlatım düzeyinde yeni bir takım sorunlarla baş etmeğe açık bir davetiyedir. Bu öyküler kısalıklarını çağrıştıran mini öykü, ani öykü, minimal öykü, çabuk öykü, flaş öykü, kartpostal öyküsü ya da kısa kısa öykü gibi adlarla da anılmaktadır. Çok kısa öyküler özellikle çağdaş Amerikan yazınında çok da eski bir geçmişe sahip olmamasına rağmen, özellikle son 15 yılda bir yükselişten sözedilebilir ve popülerliği sürekli artan bir yazım dalı olma özelliğini korumaktadır. Bu anlatım biçiminin köklerini anekdotlara ve fıkralara dayandırmak mümkündür." (Yakın, 2000:125)


Örnek: Günersel, Tarık (1997) "Bir Evlenmeme", Adam Öykü, Sayı:13, s:111
Karabulut, Özcan (1990) "Hayatımızın Yumuşak Günleri", Hüzünle Bazı Günler, Ankara: Yazıt Yayınevi, s:73
Kaygusuz, Sema (1997) "Çay Parası", Adam Öykü, Sayı:10, s:116



6- Öykülerinin izleklerini farklı metin türlerinden yararlanarak oluşturan yazarlar: Yazarlar bu tür öykülerde mektup, gazete haberi gibi farklı metin türlerini öykü izleklerinin içine katmaktadırlar.


Örnek: Karabulut, Özcan (1999) "İlk Akşam", Hüzünle Bazı Günler, İstanbul: Can Yayınları, ss: 107-114

Karabulut, Özcan, (1998) "Belki de Kaybeden Zaman" Belki de Kaybeden Zaman, İstanbul: Can Yayınları, ss:77-78






çağdaş türk öyküsünde deneysellik - yaratıcılık - yeni arayışlar ve yönelimler : aysu erden



Edited by: Esra Çallıoğlu
Alıntı ile Cevapla
  #46  
Alt 03-08-2006, 15:25
AYKIZI AYKIZI isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 808
Standart



[img]smileys/smiley31.gif[/img]


[img]smileys/smiley20.gif[/img]


[img]smileys/smiley10.gif[/img]


Esracım ellerine, emeğine sağlık. Çok iyi olmuş, bu bilgileri asman.


Sevgili öykücüler haydi, dağarcıkta ne varsa buraya toplayalım. Bakalım sırada kim, ne asacak?


Önce bu bölümdebirikim edinelim, Öykücüler Kulübünde alıştırmalarımızı yapalım, sonra da tartışırız. Bu çalışmalar içimdeki yazma aşkını kamçılıyor. Çok teşekkürler Esra. [img]smileys/smiley2.gif[/img]
__________________
İlkay NOYLAN
Alıntı ile Cevapla
  #47  
Alt 27-08-2006, 21:49
AYKIZI AYKIZI isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 808
Standart



Arkadaşlar J. Steinbeck'in "Kasımpatları" öyküsünü ararken aşağıya kopyaladığım yazıyı buldum. İçinde yararlanacağımız çok bilgi var. [img]smileys/smiley2.gif[/img]


Tomris UYAR
Hikâyede Yoğunluk YENİ DERGİ, Ocak 1972


<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" /><O:P></O:P>


Olaysız Hikâye:<O:P></O:P>



Olaysız hikâyenin ilk örneklerinden biri "deneme hikâyeciliği". Bizde olduğu gibi Batı***8217;da da yaygın bir tür; çağdaş hikâyeciliğin ilk ipuçlarını deneme hikâyelerinde bulabiliriz. Yazar, çiçekler, cimrilik, yolculuk gibi bir deneme konusunu, yine deneme kuralları içinde geliştirir; bir inanışı, insani bir özelliği, bir "huy"u tanımlar kendince; savını doğrulayacak bilgilerle donatır yazısını. Ve sonunda, ufacık bir örnek vererek bitirir. Sözgelimi "kumarbazlıkla ilgili bir deneme yazdıysa, "On yıl sonra o kumarbaz arkadaşıma yine rasladım" der, sonra "trençkotunun yakaları tarazlanmıştı. Selâm vermek istedim; gözlerini benden kaçırdı." Bu durumda hikâye, deneme yazısının örneği durumuna düşmüştür, kahramansa yazarın düşüncesini somutlayan bir araçtır, yaşamasız bir "tip"tir, sığ ve tek boyutludur, tek özelliklidir.<O:P></O:P>



Tip yaratma, ilginç, olağanüstü bir kahraman çizme amacını güden "Portre hikâyeciliği", deneme hikâyeciliğiyle içice gelişir. Sonuç ilk örneklerde pek değişmez. Bu kez tip***8217;ten yola çıkılarak bir genellemeye varılır, bir görüş savunulur; yani değişen kuruluştur. Yine de portre hikâyeciliğinin çağdaş hikâyeye büyük katkılarda bulunduğu ileri sürülebilir. Çehov***8217;dan "Memurun Ölümü", Halit Ziya***8217;nın "Bravo Maestrom***8221;u, Gorki***8217;nin, Orhan Kemal***8217;in hikâyeleri portre hikâyeciliğinden gerçek hikâyeye geçişin diri örnekleridir...
Sait Faik bu dönemde gelir; portre hikâyeciliği ile atmosfer hikâyeciliği arasında kalan bir türe damgasını basar: Röportaj hikâyesi. Onun hikâyelerinde portreler kadar, portre kişilerinin soluk aldıkları "hava" da önemlidir çünkü. Bu uğurda sık sık hikâyeden uzaklaştığı, yarattığı havanın tadlarıyla yetindiği, oyalandığı görülür. Hikâye avcısıdır o. Tek tek iyi hikâyeden çok bir bütünü oluşturur...<O:P></O:P>


Atmosfer hikâyeciliği, "olay"ın, hikâyenin temel öğesi olmadığını göstermek bakımından çok önemli. Bizi başka bir belkemiği, bir odak aramaya zorluyor. Hikâyeyi, bir vuruşta bir parıltı yaratan, unutulmayan, okurda yıllar sonranın algılarını hazırlayan, kısaca, okuru değiştiren bir sanat olarak kabul ediyorsak, olay insanî bir gerçekliği en iyi açıklayabilen, bu gerçekliği genellemeye, yayılıp genişletmeye en elverişli bir durumdur yalnızca...<O:P></O:P>


Kısalık, Yoğunluk:<O:P></O:P>


Millî Eğitim Bakanlığı yayınları arasında çıkan "Çehov-Hikâyeler" kitabının birinci cildinde, çeviren Servet Lünel***8217;ce yazıldığı izlenimini uyandıran ilginç bir önsöz var. Şöyle diyor yazar: "Romanda bir ailenin içine girer, onunla birlikte yemek yer, çalışır, sever, nefret ederiz; hikâyede ise ancak evin önünden geçer, açık bir pencereden bakıp masa başında toplanmış bütün bir aileye göz gezdiririz. Pencerenin önünden geçerken gördüğümüz sahnenin ne olduğu, nereden doğduğu hikâyede birkaç satırla gösterilmiş, aydınlatılmış olabilir; ama hikayeci isterse bunu büsbütün okuyucuya bırakır. Öyle de olabilir, böyle de. Ancak hiç değişmeyen bir şey vardır: Hikâye, kısa bir zaman içinde bir olayı, bir sahneyi anlatır". Nahit Sırrı Örik***8217;in hikâye tanımını da gözönünde tutarak "kısa" kavramı üzerinde duralım: Kısa hikâye sayfa azlığını mı göstermektedir, zaman darlığını mı? Sayfalarca süren başarılı kısa hikâyeler, uzun yıllara yayılan olayları işleyen kısa hikâyeler, "kısa" sözcüğüne başka bir anlam bulmamızı gerektiriyor. İki tanımın birleştiği nokta: Aydınlanma, "icmal" kavramı; çağdaş hikâyenin insanî bir gerçekliği bir aydınlanma anı çevresinde geliştiren bir sanat türü olduğu. Öyleyse "kısalık, bu aydınlanma anı***8217;nı vurucu, unutulmaz kılabilmek için gereken" yoğunluk olmalıdır.
Artık yoğunluğun dramatik gerilime yönelmesini aydınlanma anı ile patlak vermesini çeşitli örneklerden inceleyebilir, bu anın niteliklerini saptayabiliriz. İlk anlamıyla bir "çakma", bir "gerçekle yüzyüze geliş"tir aydınlanma; yazarın, okurun, hikâye kişinin birdenbire bir gerçeği ayırdetmesi, bir çözüme varmasıdır. Şöyle bir soru geliyor akla: Olayın doruğuyla aydınlanma anı her zaman çakışır mı? Steinbeck***8217;in "Kasımpatılar" hikâyesindeki kadın kahraman, çerçiye armağan ettiği kasımpatılarını yolun kıyısına fırlatılmış görünce aydınlanır. Katherine Mansfield***8217;in "Garden Parti" hikâyesinde küçük Laura, şık giysileriyle gittiği yoksul evinde şapkasının yersizliğini ayırdeder, "hayatı çok... şey..." bulur. İki hikâyenin de aşağı yukarı son tümceleridir bunlar. Olayın doruğuyla aydınlanma anı iki örnekte de çakışmıştır. Kemal Tahir***8217;in unutulmaz "Arabacı" hikâyesinde ise bambaşka bir durum söz konusudur: Arabacı, gerçek evinin "yollar" olduğunu çok önceden sezmiştir, oysa olayın doruğu, arabacının kendini ev boyunduruğundan kurtaracak yalanı uydurmasıyla hazırlanır, yola çıkıp beygirleri tırısa kaldırmasıyla vurgulanır. Ömer Seyfettin***8217;in "Yüksek Ökçeler"inde Hatice Hanım çok ufak bir gerçek keşfeder: Evinde iç rahatlığına kavuşması için yüksek ökçelere dönmesi gerekmektedir. Hatice Hanım***8217;ın bulduğu çözüm, olayın da çözümüdür...
İncelediğimiz örnekler olayın doruğuyla aydınlanma anının her zaman çakışmadığını gösteriyor bize. Bazen olay anı***8217;ın bir çözümü olarak yeni bir doruğa yükseliyor, bazen de yaratılan etkinin sönüşü, dramatik gerilimin boşalışıyla daha alt bir gerilim düzeyinde sürüyor...<O:P></O:P>



Yazarların teknikleri kullanışları kadar, "aydınlanma anı"nı kullanışları belirliyor tutumlarını. Sözgelimi O***8217;Henry***8217;de "şaşırtı"dır aydınlanış. Çehov***8217;da gündelik hayattan alınmış hüzünlü bir kesit, Edgar A. Poe***8217;da kahramanının içine düşen bir kuşkudur. Maupassant***8217;in kişisi, anılarını didiklerken bir gerçeği bulup çıkarır...Edited by: AYKIZI
__________________
İlkay NOYLAN
Alıntı ile Cevapla
  #48  
Alt 08-12-2006, 19:55
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart






Haydi AYKIZI,
Öykü işliğimizi yine imrenilir hale getir. Verimli çalışmalarınla, güzel paylaşımlarınlaşenlensin işlik...
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #49  
Alt 08-05-2007, 00:14
AYKIZI AYKIZI isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 808
Standart



Sevgili arkadaşlar kitap tanıtım bölümüne de pekala eklenebilirdi bu bilgi ama buraya daha çok yakışacağını düşündüm.


Öyküyle ciddi anlamda ve uzun soluklu uğraşmayı düşünen arkadaşlar için önemli bir kaynak:





Yeni Türk Edebiyatında Öykü (Kaknüs Yayınları)


Ömer Lekesiz


Öykücüler ve öykü anlayışları, öyküler ve çözümlemeleri üzerine beş ciltlik bir araştırma inceleme.
__________________
İlkay NOYLAN
Alıntı ile Cevapla
  #50  
Alt 12-05-2007, 20:52
AYKIZI AYKIZI isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 808
Standart



Fethi Naci
(Gücünü Yitiren Edebiyat)



Eleştiri Günlüğü (1986 / 1990) Gerçek Yayınevi


Sayfa 135'de diyor ki:


Boris Eikhenbaum'un "Sur la theorie de la prose" adlı incelemesinden romanla hikayeyi karşılaştıran iki cümle:


"Roman uzun bir gezinti gibidir: Farklı yerlerde yapılır ve sakin, telaşsız bir dönüşü var sayar. Hikaye, bir tepeye tırmanmaktır: Belirli bir yükseklikten seçilen bir manzarayı bize göstermek için."


"Hikaye, tek bilinmeyenli bir denklemden ibaret bir probleme benzer. Roman, ara yapıları son cevaptan çok daha önemli olan çok bilinmeyenli bir denklemler sisteminin yardımıyla, değişik kurallara göre çözülen bir problemdir."Edited by: AYKIZI
__________________
İlkay NOYLAN
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 00:55


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum