Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ÖYKÜ > Öyküyle İlgili Genel Yazılar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 10-09-2008, 10:59
merâl özcan merâl özcan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.658
Standart

Tezer ÖZLÜ<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> (1943-1986)[/B]



Tezer Özlü, yaşarken yayımladığı üç "farklı" kitabıyla edebiyatımızın çok erken yaşta yitirdiği en özgün kalemlerden biri oldu.

***8220;<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Yaşamım, ölümüm her yaşam, her aşk ve her ölüm olmalı[/I][/B]***8221; diyen Tezer Özlü 18 Şubat 1986***8217;da İsviçre***8217;nin Zürih kentinde kanserden öldü. Sezer Duru ve Demir Özlü***8217;nün kardeşi olan Tezer Özlü, 1943***8217;te Simav***8217;da doğdu, ortaöğrenimini Avusturya Kız Lisesi***8217;nde yaptı. 1960***8217;tan sonra dergilerde yayımladığı öykülerinin bir bölümü yeni öyküleriyle birlikte Eski Bahçe (1978) adıyla kitaplaştırdı. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />

Leyla Erbil***8217;in söylediği gibi, ***8220;<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">İlk öykülerinde başlayan yalnızlık, ihtiyarlık, intihar ve ölüm izlekleri ya da korku, onu yaşamının sonuna kadar kovaladı[/I][/B].***8221; 1980***8217;de yayımlanan Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı romanında kendi yaşam deneyiminden yola çıkarak ***8220;<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Akıl ve çılgınlık arasındaki ufak, yıldırım hızına sahip atlayışı[/I][/B]***8221;, büyük bir incelik ve keskin bir alaycılıkla sözcüklere döktü. 1984***8217;te çıkan Yaşamın Ucuna Yolculuk***8217;ta çok sevdiği üç yazarın, İtalo Svevo, Kafka ve Pavese***8217;nin doğdukları, yaşadıkları, öldükleri yerlerde ve yazılarında izlerini sürerek yaşamın anlamını sorguladı. Önce Auf den Spuren eines Selbsmordes ( Bir İntiharın İzinde) adıyla Almanca yazdığı bu kitap 1983***8217;te Marburg Edebiyat Ödülü***8217;nü kazandı; Türkçe çevirisini kendisi yaptı. Güven Turan***8217;a göre, ***8220;<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Tıpkı Pavese***8217;nin romanlarındaki gibi Yaşamın Ucuna Yolculuk***8217;ta da hüzün, duygusallık, gizli bir eleştiri, geçmişin korkusuyla geleceğin ürküntüsü, umutla umutsuzluksarmalı dev bir yumak oluşturur[/I][/B].***8221; Bu özgür yazarın dostu Leyla Erbil***8217;e yazdığı mektuplar, Tezel Özlü***8217;den Leyla Erbil***8217;e Mektuplar adıyla kitaplaştı (1995). Kendi yapıtlarından yola çıkarak 1983***8217;te kaleme aldığı senaryosu Zaman Dışı Yaşam ise 1998***8217;de Sezer Duru***8217;nun çevirisiyle yayımlandı.

Yazın yaşamına öyküler yazarak başlayan Tezer Özlü, her şeyden önce çok iyi bir okurdu. Dünya yazınının tüm klasik yapıtlarını küçük yaşta okumaya başlayan Özlü, ortaokul dönemlerinde Dostoyevski, Tolstoy, Çehov, Gogol, Steinbeck, Hemingway, Lagerlöf, Camus, Rilke, Hölderlin, Goethe, Schiller gibi pek çok ünlü yazarı okuyup bir taraftan da kendi kendine yazmaya başlamıştı. İlk öykü kitabı 'Eski Bahçe, Eski Sevgi (1978)'nin çok beğenilmesinin ardından aynı yıl 'Çocukluğun Soğuk Geceleri' adlı romanını yazmaya başladı. 1980'de yayınlanan bu romanını 1984'teki 'Yaşamın Ucuna Yolculuk' takip etti. Kitapları halen pek çok gencin başucunda yer alan Tezer Özlü, gençlerin düşüncelerine ve yorumlarına çok önem vermiş bir yazardı.

Avusturya Kız Lisesi'nde okudu.İlk kitabı olan Eski Bahçe'yi 1963'ten beri dergilerde yayımlanan öykülerinden oluşturdu.İlk romanı Çocukluğun Soğuk Geceleri; kişinin, çocukluğundan başlayarak içine düştüğü yaşamın, kimi zaman fiziksel-kaba, kimi zaman inceltilmiş-dolaylı baskılarıyla karşı karşıya kalışını ve yaşadığı yada ''yaşamasına izin verilmek istenmeyen'' farklılığını ve uyumsuzluğunu son derece sarsıcı ve incelikli bir biçimde, ''terinde duyarak'' işledi.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yapıtları:[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Öykü:[/B]
Eski Bahçe / 1978
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Roman:[/B]
Çocukluğun Soğuk Geceleri / 1980
Zaman Dışı Yaşam / 1983
Yaşamın Ucuna Yolculuk / 1984
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Mektup:[/B]
Leyla Erbil***8217;e Mektuplar / 1995
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ödülleri:[/B]
1983 Yılında Auf den Spuren eines Selbsmordes ( Bir İntiharın İzinde) adıyla Almanca yazdığı kitap, Marburg Edebiyat Ödülü<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
__________________
bir yolcu\"
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 10-09-2008, 11:04
merâl özcan merâl özcan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.658
Standart

Kar<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" /><O:P></O:P>
<O:P></O:P>
-Esin'e- <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Akşam çok uzun süreden sonra gelmişti. Aynı akşamın gecesi çok derin, karanlık, olağanüstü karanlık oldu. Bir ara ağaçlar altında yürüdüğümüzü hatırlıyorum. Sonrasuya atladılar yanımdakiler. Belki ben bunun için döndüm eve. Bilmiyorum. hatırlamıyorum. Evde her gün üzerinde oturduğum bir koltuk var. Camdan düzensiz bir duvar, bir ayva ağacı, toprak birikintileri ve kurumuş otlara bakıyorum. Gece bile olsa görür gibiyim onları. Çünkü bu evi ve bahçesini çok iyi tanıyorum.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
İçeri girdiğimde kapkaranlık her yan. Gözlerim alışsın diye sokak kapısına dayanıp bekliyorum. Alışmıyor gözlerim. Hiç bir şeyi seçmek imkansız. Her şeyimkansız. Ellerimle eşyaları bulmaya çalışıyorum.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Yok hiç bir şey.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Birden salonda bir mum parlıyor. Ve hiç bir aydınlık vermiyor bu mum. Salona doğru bir adım atıyorum. Ve kafamı çevirdiğim her yanda ışık vermeyen, parlakmumların ufak alevlerini görüyorum. Yer birden sallanmaya başlıyor. Mumlar, ev, ben sallanarak dönüyoruz. Bu sallantı arasında birden bir fare beliriyor. Ben çok korkarım farelerden. Çocukluğumdan beri. (Birden bu geliyor aklıma.) Fare kafasınıkaldırmış hareketsiz sıçramakta.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Kafasının iki yanında siyah gözleri var. (Birden bunun eskiden,çocukluğumda görmüş olduğum farelerden çok başka olduğu geçiyor aklımdan.) Bu grilikte, kafasından büyük gözlü fare görmemiştim hiç. Ve ben bunu düşünürken gözümü oynattığım her yer farelerle doluyor. Sayısız yanan mumlar ve her yanda sayısız siyah gözlü gri fareler. Ve ben bunların arasında sallanarak dönmekteyim. Çokkorkuyorum. Arkamda bir kapı olduğunu hatırlıyorum. Hemen geri dönüyorum. Açıp kapıyı sokağa çıkacağım. Tam o anda kapının ortasında durmakta olan, görülmemiş irilikte, benim başım kadar büyüklükte kara gözlü bir fare, göğsüme sıçramaz mı? Üstelik pençelerini geçiriyor göğsüme ve ben onu çözmeye çalıştıkça, o daha deringömülüyor içime.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Bağırıyordum. İki elim de göğsümdeydi. Sanki bir şeyi söküp atmak istiyordum göğsümden. Gün yeni yeni doğmaktaydı. Yeniden uyumaktan korktum.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Taşradaki evimiz bir yokuşun üzerindeydi. Alabildiğine büyük bir holün her dört köşesinde gene çok büyük odalar vardı. Biz kış aylarında bu odalardan birine çekilirdik. Ancak orası ısınırdı. Ama uykum gelince, annem beni, kışın içinde yaşadığımız bu odanın tam karşısındaki odaya gönderirdi. Sıcak ve havasız odadan çıkınca,soğuk, korkutucu, karanlık bir büyüklükte gelirdi hol bana.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Karşı odaya girer girmez, yatağın altına bakar, sonra içine girer, yorganı başıma çekip gömülürdüm. İşte o zaman korkmaya, terlemeye başlardım.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Düşündüğümü hatırlamıyorum. Oysa o büyük evin içinde her birimizin uykularının ne büyük bir yalnızlıkta geçtiğini biliyorum. Ninem ölüm döşeğinde uzun süre yattı. Yatağıbenimkinin tam karşısındaydı. Ben büyüyordum. O ölüyordu. O zamanlar, yatınca, onun ne zaman öleceğini düşünürdüm. Doğrusu istiyordum ölmesini. Ölmesigerekiyordu. Eriyordu çünkü bedeni. Ufalmıştı. Derileri kemiklerinden sarkıyordu. Sabahları uyanır uyanmaz onun koynuna girerdim. Sanırım bu, onun ölüm hastalığındandaha evveldi. Çoktan uyanmış ve yuvarlak gözlüklerini takmış bulurdum onu. Gözlüklerinin altından iki yanağa yaşlar sızardı.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Ağlıyor musun? derdim.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Hayır, gözlerim sulanıyor, derdi.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Ama onlar gözyaşlarına çok alışmış da, ondan, derdim. Bu büyük evde, sabah insanın ağlatabileceğini düşünmüştüm. Ve gece yatmadan önceki korku. Bir gün holün karanlıkbir girintisinde olan mutfağa girdiğimde, (daha kapıdayken) ninemi karnını açmış, karnına bir bıçak dayamış, -beklerken- gördüm. Ben de kapı eşiğinde bekledim bir süre. O ise hareketsiz durmaktaydı. Eli bile titremiyordu. Hiç bir şey yapmıyordu. Ben de birşey yapmıyordum. Beni görmüyordu. Ben onu görüyordum.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Mutfağa ben niçin gelmiştim? Unuttum. Sonra yanına gittim.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Napıyorsun? dedim.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Kendimi öldürüyorum, dedi.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Hiç bir şey anlamadım. Bıçağı elinden alıp, almadığımı hatırlamıyorum.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Ama o öldürmedi kendini. Bunu biliyorum. Bir gün gene evden kaçmıştı. Bu daha önce oturduğumuz kentten yazları çıktığımız yayladaydı. Orada bir göl ve evimizin önündebir elma bahçesi vardı. Bütün gün ağaçlara çıkar, elma yerdik. Akşamları da annem önüne bir sepet alır, elmaları teker teker yedirirdi. Hepimiz elmadanusanmıştık. Orada ninem evden kaçtı. Onu aramaya çıktık. Ben yalnız çıktım. Ve onu uzakta, büyük at kestanesi ağacının yakınında bir çukurda buldum. Başına eşarbınıbağlamıştı. Yuvarlak gözlükleri gözündeydi. Bana bakıyor, beni görmüyor. Benimle konuşmuyordu. İncecik yüzü sararmıştı. Korkarak yanına sokuldum. Hayırkorkmadım. Onu bulduğuma sevindim. Gerçekten bulamayacağım yerlere gitti sanmıştım. Çukurda böyle duruşu şaşırttı beni.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Niçin çukura girdin? dedim.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Kendimi kaybedeceğim, taa şu dağların ardına gideceğim, derken, bana gerideki Bozdağları gösterdi. Kendini dağlarda dolaşarak kaybetmenin ne olduğunu hiçanlamadım. Eve birlikte dönüp dönmediğimizi hatırlamıyorum. Ama onun ölümünü çok iyi biliyorum. Yatırdığımız hastanede onu ameliyat etmek istediler. Buna karşı diretti. (Kimden duydum bunu? O zamanlar çok küçük olduğum için, almazlardı beni hastaneye.)<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
O öldü. Hiç bir şey anlamadım onun ölümünden. Korkmadım da. Yalnız bir evin yüksek katından caddeye bakarken, aşağıda giden cenaze arabasında onun götürüldüğünübiliyordum. Bir kadın beni oyuncaklarla oynamaya zorluyordu. Sanki şimdi bir başkasının ölümünden bir şey anlıyor muyum?<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Kendi ölümümden?<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Bir yıl annemle yalnız kaldık taşrada. O zaman birlikte yatıyorduk. Uzun süre karlarla kaplı kalıyordu kent. Ve biz o koca evde, birlikte uyuduğumuz uykuda ne değinyalnızdık. Ölümümü anlamadan büyüdüm. Bir gün yüksek bir evin balkonunda tek kolumla asılı kaldım. Vücudum caddeye sarkıyordu. Kalabalık ve bomboştu cadde. Aşağıda ninemin cenaze arabası gidiyordu. Gözlerimi aşağıyayöneltmekten korkuyordum. Tek elimle balkonun içine geçmek için gösterdiğim her çaba, caddenin derinliğine düşmem için bir tehlike oluyor. Ne içeri girebiliyorumne de caddeye düşüyorum. Bu bir düş mü? Boşluğa sallanırken bunun bir düş olduğunu düşünüyor muyum? Bunun bir düş olup olmadığını düşündüğümü hatırlıyorum.Oysa bu düşten uyanıp uyanmadığımı hatırlamıyorum. Bilmiyorum. Annemle birlikte yatıyoruz. Sabaha karşı kapıyı çalarak uyandırıyorlar bizi. Okulun hademesigelmiş. Ağlayarak kendisi ile gelmemizi istiyor bizden.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Henüz yüksek karlar arasından geçmemiş kimse.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Onlar önden gidiyorlar.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Ben arkadan.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Kar onların dizlerine geliyor.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Benim omzuma.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
O kadın nereye götürüyor bizi?<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Eve döndüğümüzde annem gene üzgün. Ve ben gene bir şeyanlamıyorum. Annem benim camdan düştüğümü bağırıyor ve ben onun sesini duyarak düşünüyorum.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Uyandığımda kendimi annemin koynunda mı bulacağım?<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Yoksa bambaşka bir boşlukta mı?<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Tezer Özlü, 1966<O:P></O:P>Edited by: merâl özcan
__________________
bir yolcu\"
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 16-09-2008, 11:42
merâl özcan merâl özcan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.658
Standart

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yaşamın Ucuna Yolculuk <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />[/B]

Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama isteği kadar büyük.

Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar.

Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başldadığı an.

Birisinin teniyle yanyana olmak, kendi varoluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi varoluşum. Her varoluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.

Yaşamın, daha doğrusu yaşamın ortasında, tüm özlemlerimin doyumsuz kaldığını nasıl da algılıyorum. Ama artık yorulmaksızın aramak yok. Aranan yaşantılar arandı.

Yaşandı. Bir kısmı gömüldü. Yeniden toprak oldu. (...) İnsan yaşamının mutlak en önemli olgusu sevilen bir insanı özlemek, istemek. Onun yanındayken de özlemek, istemek. Oysa yaşam genellikle insanın bir başına kalması. (...)

Her anı ölüdür.

Şimdi sen de bir ölüsün. Her zaman benimle birlikte olan, birlikte taşıdığım sözcüklerime dönmem gerek. Sözcüklerim olmadan o gökyüzüne nasıl dayanabilirim. O caddeye, o geceye, gecelere, uykuyla uyanıklık arasında öylesine yatıp uyuyamadığım için sinirlendiğim ve herşeyi düşünüp, kalkıp düşündüklerimi sözcüklere çeviremediğim gecelere.

Ya da uykunun ölümsü derinliğinde var oluşumuzun küçüklüğünü algıladığım gecelere Bu yaşama ancak beni içimde esen rüzgarları, içimde seven sevgileri, içimde ölen ölümü, içimden taşmak istiyen yaşamı, sözcüklere dönüştürebildiğim zaman ve sözcükler, o rüzgara, o ölüme, o sevgiye yaklaşabildiği zaman doluyor.

Başka hiçbir şey.

Sevgi, istenilen bir olguya aktarılır, aktarılabilir. Çeşitli anlara, çeşitli insanlara, çeşitli kentlere, caddelere, tepelere aktarılabilir. İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. Ve acısı da o denli büyük. Yaşam acısı.

Sen düşüncelerle yaşıyorsun, diğerleri gerçeklerle.

Öykü ve şiir yaratmak için doğmuş olanlar, aşık olmakla yetinemezler, çünkü aşkın sanatsal bir yapıtı oluşturacak entelektüel örgüsü yoktur. (...)

(...) Ondan, bu duygudan, bu istekten, içimizde yaşatma çabası gösterdiğimiz bu sevgi özleminden, özlemin biçimlendirdiği kişiden, düşüncelerimizin biçimlendirdiği derin bağlarda, bu duygular kendi dünyamızda, yalnızlığımızda kalsa da, bir rahatlık, bir kalıcılık, bir hoşnutluk akıyor. Susarken, yürürken, sigara içerken, bakarken, uyurken, severken, boşalırken.

Bu duyguyu yitirmediği sürece insanın bunalımı bile anlamlı. Duygular bir kişi olarak belirmese de. Ama insan bu duygularını, birinin tenine, bedenine aktarabilirse, bunu başardığı an yaşam inandırıcı oluyor.

İnsan hiç geçmesin istiyor varoluşu. Bu duyguyu yitirmemen gerek. İnsanda biçimlenmese de. Bu duygu beni yenen, içimde yaşayan ve ölen canlıyı yenen tek duygu.

Hiç durmadan dokuz saat araba kullandı. Kendi içine yönelik bir yolculukta. Kendi derinliklerine varmak istediğinde. Üstelik yirmi yaşının verdiği doldurulması olanaksız kaygının baskısı altında. (Ama kırık yaşında olan ben neden bitirmiyorum kendi içime olan yolculuğumu.)

Ama bitirme, bitirme. İnsan yirmi yaşında ya toplumun akılla bağdaşmayan düzenine girer ya da var olur. Uyum istemiyor, var olmak istiyor. Gidiyor. Sınırlarını zorluyor. Ben de gidiyorum. Henüz uyum duyacağım hiçbir şeyle karşılaşmadım.

(...) Oysa sevgiyi genelleştirebilmek için insanın kendisini tümüyle egemenliği altına alabilmesi gerek. Zaman zaman kendi kendimden çıktığımda, başlangıçtaki bir genç gibi bocalıyorum. Oysa ben, hiçbir zaman, hiçbir olgunun başlangıcında olmadım.

Her zaman, her başlangıç ve her son belliydi benim için. Yaşamı tıpkı, aynen Anadolu`nun sıkıcı küçük kentlerinde bulduğum biçimde avucuma ya da düşünceme ya da gözlerimin ufkuna aldım ve sonra kendi beğenime göre istediğim biçimi verdim bu önümden gelip geçen ya da benim önünden geçip gittiğim yaşam denen olguya. O durgun bunalım canlı oldu ve canlı olan durgun, bunalımlı.

Yeterince dolaştım dünyayı ve anladım ki her insan iyi ve herbiri diğeri ile eşdeğerde.

(...) Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, diriltiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz.
Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım.

Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs yada tren istasyonuna, hangi havaalanına yada hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.

(...) rastlantılardan oluşan bir yaşamın yaşam olmadığını düşünüyorum. Ve kendime gerçekten rastlantılardan sıyrılıp sıyrılamadığımı soruyorum.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tezer Özlü[/B]
__________________
bir yolcu\"
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 00:07


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum