Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Deneme

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #291  
Alt 01-01-2014, 00:17
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

AK PAK BİR TÜRKİYE ŞİİRİ • Hüseyin Alemdar

AKP hat-trick yaptı diyen mizah ustalarına,
pırlanta yaka, R ve S papyonlu kalemkârlara--
aksak kulak ve tırtıklı aksan!

I
Akşam güneşiyle birlikte nasıl da ak pak oldun Türkiyem
sanrı ve sendrom sandıklarım dahil her şeyim tıka basa kankara
yarından tezi yok ilk uçakla terk etmeliyim seni üzgün ülkem!
terk etmenin fiil harfi t’dir oysa trenle demeliydim aslında
Ergin Günçe sevgimden olacak havada infilak etmek isterim
gel gör ki mısra-ı berceste bazen ölme isteği aşk şiirinde bile
İstanbul ve Van’da ölmek Venedik’te ölmekten güzeldir belki de
âh, zamanı değil ki! kendileriyle buluşmama bilmem ki tanrım ne der
“Tanrıyla buluşmak derin musiki ve güzel sözcükler ister”
Ampul ve havai fişekler altında kederime damatsın artık Türkiye
korna sesleri ve kalın ışıkta kendimi ince ince keseceğim kimseye söyleme
âh, Esra adında bir sevgilim olsa da ne aşktan ne şiirden hiç para kazanamadım
şimdi seni Ezra Pound ve Amerika bile benden çok sevecek ne yapabilirim
bu gece sabaha karşı ağzına sıkıp öldürmeliyim seni güzel ülkem!
Cemal Süreya Turgut Özal’ı düelloya çağırdığında otuzumda bile değildim
şiirden, ihtirastan, aşktan, ihanetten ve devletten çok korkmuştum nedense
unutma, devlet kol kuvvetidir sen gene de elinden kuvvet al derdi babam
“Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz”
Buğday ve güle aşk derken ağlamaklıysam sen de ağlamalısın Türkiyem
mürekkebin içindeki acıyı aşka benzettiğimden olacak şehrim gibiyim
şehirler ve türküler hatrına oturup dertleşmeliyiz senle yorgun ülkem!
futbol ve falez tutkumdandır belki toprak sahalarda geçti ömrümün üçte ikisi
hüzün hariç hiçbir şeyde hat-trick yapamamış olsam da böyle çok iyiyim
on yıl var kırk üç numara bu krampon sol ayağımı fena halde sıkıyor
parmak uçlarımdan kalbime sen yerlerime kramp giriyor sabah akşam
âh, bu hâlimle değil altı pasın içinde duran toplara bile vuramam
siz beni hüseynî makamı bilin hâlâ kramp ve krampon vurdukça şedaraban
otuz yıl var kalbimin doğusu içimin doğrusu biraz da Attilâ İlhan
“birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku”
Her ikindi, kendi cenaze alayımız geçecek sokaktan bekle artık
sivil şiir de Ece Ayhan da ölmemiştir belki, ne belli!

II
Gül ve makasa aşk derken ağlamaklıysam sen de ağlamalısın Türkiyem
âh, değil mi ki senin kan ve gül Özalp Maraş ve Sivas’tan sonra
uzaklık hevesi Uluderen, Taksim Gezin ve Reyhanlın var
babasından genç ve daha diri ölmüş delikanlıların var
Taksim Gezi Parkı’nda ümitlerini ağaç dallarına asmış kızların var--
düş ve döş ölümlerinden tin ve ten ölümlerine genç ölümler yurdusun Türkiyem
daha dündü, son ölülerin ya çapulcu gömleği ya üç renk bayrakla gömüldüler
mezar taşları bile yok çoğunun, sustukça cennetleri mavi neyse ki
Yeni evli delikanlı ve daha yedisine bile çağrılmamış taze bir gelin--
tepeden tırnağa tıpkı ülkem! Hâlâ buluğ çağında, sanki eşiyle hiç yatmamış
parmaklarındaki yüzükleri çeviriyorlar dünya ve devrim niyetine
Ak Pak Türkiye projesi Van’dan Pensilvanya’ya bir dünya yanlışı
ya dünya ya devrim, birinden biri mutlaka ölecek!

III
Yediği tokat kadar gençliği gördüğü işkence kadar ömrü olmalı insanın
Ak Pak bir Türkiye hayatı benden öğreneceksen artık ağlamamalısın Türkiyem
yaşarken, ölüm sana daha çok acı vermesin diye beni bile boğmalısın hatta
devletleşmişse uzak akraban damat günahı onu ilk sen öldürmelisin
“insan süsüdür günah” demiş ya Cemal Süreya günahtan ölmelisin hatta ve hatta!
Sağken yarasını iyileştiremeyen biri için kırktan sonrası in’kıta nasılsa:
“Gözüm kaldı şu kaplanın postunda
Azrail de can almanın kastında
Döne döne teneşirin üstünde
Yunmayınca gönül yardan ayrılmaz”*
Ah, in’kıta, uzatmanın dört dakikası da dahası da fazla be Hüseyin!
*) Karac’oğlan




KALPZAMAN YEŞİLÇAM BİR HÜSEYİN
YA DA “ŞAİRİN KANI”...
Lise diplomam dahil tüm diplomalarım kayıp. Diplomalar üzerinden gitseydim, bugün bir reklam ajansında “redaktör” değil de bir lisede edebiyat öğretmeni ya da güzel sanatlar akademilerinden birinin fotoğraf veya sinema bölümünde araştırma görevlisi olacaktım herhalde. Diplomalar artık zerre-i ziyân kâğıt. İyi ki de “klaket bıçağı” bir yarayım Yeşilçam hüznü kendimde! Yirmi yıl var, “şairin kanı” kimi anı ve eşyalar insanötesi ömrümün anlamı boynumda. Beni Kalpzaman Yeşilçam’a dönüştüren üç hâtıranın da kaynak kişisi peygamber gibi üç insan. Ben şimdi akan/akmayan her kanımla “şairin kanı” bir Hüseyin’sem, sinema “Kare As”ım için Ülkü Tamer’e, vefa ve acıtıcı incelik yanımı onayladığı için Metin Erksan’a, “Önünde Büyüdüğümüz Afişler/Yeşilçam Sokağı” deyip ithafların en yücesine adımı kondurduğu için yaşam kahramanım Sıddık Akbayır’a kocaman birer teşekkür borçluyumdur. Bu üç belge-anı şimdilerde bende kalan filmler listesinin pano raptiyesi gibi! Azıcık hareket etsem her filmin en az üç çivisi kalbime batar! Sahi, bende kalan filmleri yazacaktım öyle ya! “Hüseyin Alemdar iflah olmaz bir Türk sineması tutkunu. Sadece yazılarında değil, şiirlerinde de görüyoruz bunu. ‘Kare As’ının tümüyle yerli filmlerden oluştuğunu görmek beni şaşırtmadı. Elli film saymasını istesem, belki ellisi de Türk filmi olurdu.” 10 Kasım 2001’de Radikal Cumartesi’de tescillenen Ülkü Tamer sinema sevabından beridir, içimin her odası “şairin kanı”, kendimi susup susup konuşmalarım Kalpzaman Yeşilçam! Ustalarıma, özellikle de Ülkü Tamer ağabeyime jest olsun diye, “bende kalan filmleri” tamı tamına 50’ye çekip Yeşilçam hüznü birazdan ağlayacağım. Ama n’olur, sesimi Ülkü ağabey de Metin Erksan usta da Sıddık Akbayır da sizler de mutlaka duyun. Kalbe
kan tadında ağlamanın zehri aşk-ı ölm, boşluğa boşluk diye ağlamanın pelikülü derindir çünkü! Yoksa hâlâ Metin Erksan ve Ömer Kavur dışında sürrealist imge ve metaforlarla hiç kimse film çekmemiş olur. Şimdi, birçoğu tamamen renkli olsa da artık hepsini siyah-beyaz seyretmek zorunda kaldığım 50 Türk filmini gelişigüzel sıralarken dünya sinemasına böyle güzel ihanet edeceğim aklıma gelmezdi! Bağışla beni K. Kieslowski Üç Renk: Mavi, Kırmızı, Beyaz ve Aşk Üzerine Kısa Bir Film
sevapların için; bağışla beni F. Fellini Sekiz Buçuk ve Kadınlar Şehri lütufların için; bağışla beni P. P. Pasolini Salo ya da Sodom’un 120 Günü şıklığın için; bağışla beni J. Cocteau Bir Şairin Kanı enfes duruşun için; bağışla beni R. Polanski Suda/ki Bıçak ve Tess salvoların için; bağışla beni L. Bunuel Gündüz Güzel ve Arzunun O Belirsiz Nesnesi göz çekici günah çıkarmaların için; bağışla beni M. Antonioni Batan Güneş ve Bulutların Ötesinde incelikli günahların için; bağışla beni T. Angelopoulos, hep bağışla! Öldüğüm gün mezarıma “Yunan kavmi” olduğum yazılsın, Ağlayan Çayır ve Sonsuzluk ve Bir Gün filmleri de pekâlâ Fâtiha diye okunabilir. Mutlaka mezarıma gelin giden Fâtiha okusun en az üç dilde. Öylesine 50 Yeşilçam filmi ki şu sayacaklarımın hepsi; değil tek tek bıçak gibi durmaları bende, hele bıçağı çeksin etimden biriniz, 50 filmin 50’si de yirmidörtkara acıkan içimden dökülür!




1) Sevmek Zaman
2) Umut
3) Selvi Boylum Al Yazmalım
4) Muhsin Bey
5) Göl
6) Yalnızlar Rıhtımı
7) Gurbet Kuşları
8) Hakkâri’de Bir Mevsim
9) Kardeşim Benim
10) Anayurt Oteli
11) Tabutta Rövaşata
12) Adı Vasfiye
13) Ah Güzel İstanbul
14) Camdan Kalp
15) 14 Numara
16) Kurşun Ata Ata Biter
17) Kapuz Kabuğundan Gemiler Yapmak
18) Uzak
19) Gizli Yüz
20) Canım Kardeşim
21) Fatmagül’ün Suçu Ne?
22) Düşman
23) Yol
24) Derman
25) Hazal
26) Vesikalı Yârim
27) Berlin in Berlin
28) Acı Hayat
29) Kuyu
30) Susuz Yaz
31) Gönül Yarası
32) Eşkıya
33) Beyaz Bisiklet
34) Baba
35) Arkadaş!
36) Masumiyet
37) Kader
38) Üçüncü Sayfa
39) Hayâllerim Aşkım ve Sen
40) Dönersen Islık Çal
41) Gece Melek ve Bizim Çocuklar
42) Biri ve Diğerleri
43) Uçurtmayı Vurmasınlar
44) Bal
45) Üç Arkadaş!
46) Soğuk Geceler
47) Otobüs Yolcuları
48) Suçlular Aramızda
49) Delikan
50) Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni!

Sahi, Ülkü ağabey, Metin Erksan usta, Sıddık dost... “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” ki, her çektiği filmin sonunda unutulacağını bile bile çekti tüm filmlerini. Beni biriniz, yukarıda saydığım klaket kesiği elli film hatırına ya Ülkü Tamer’e, ya Metin Erksan’a, ya da Sıddık Akbayır’a götürsün. Bıçakların hepsi mevcut kanımda, iyisi mi beni biriniz öldürsün. Tanrı ve ten sevabına.


MÜHÜR, Kasım-Aralık 2013


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  mucize.jpg
Görüntüleme: 439
Büyüklüğü:  28,5 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  lutfi.jpg
Görüntüleme: 512
Büyüklüğü:  61,3 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #292  
Alt 26-02-2014, 11:12
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

ALTIN PORTAKAL ŞİİR ÖDÜLÜ ŞEREF BİLSEL'İN, ARTIK ŞİİR ÖDÜLLERİ HAKKANİYETLE VERİLİYOR, SEVİNELİM! ‏



Geçtiğimiz yıl Altın Portakal Şiir Ödülü'nün "Bağbozumu Şarkıları" kitabından ötürü Şükrü Erbaş'a verildiğini duyduğumda havalara fırlamış, bir ödül bir şaire ancak bu kadar yakışır demiştim. Bu yıl yine birçok iyi kitap yayımlanmış ve Altın Portakal jürisinin işi gerçekten zordu. Buna rağmen, tam Juventus-Trabzonspor maçına kenetlenmiştim ki Şeref Bilsel'in "Dünyanın Külü" ile 18'inci Altın Portakal Şiir Ödülü'ne değer görüldüğünün haberi geldi. Bu kez daha bir heyecan ve içtenlikle bir kez daha havalara fırladım. "Dünyanın Külü"nü kızlarımdan birine vermiştim, aslında bütün acılı oğullarım da "kendisini aşkla öldürmüş" bir babanın hayata ve dünyaya tanıklık ettiği bu kitabı mutlaka okumaları gerekirdi. Sonuçta "Dünyanın Külü" küçük kızım Çağla Günaçar'ın kitaplığında, Ahmet Erhan'ın "Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi" kitabının yanında, sırt sırta bulundu. İnsan ellisinden sonra "oğul babası" olmak ister mi, hele bir de "oğul odası"nın tadı nasıldır?! Hemen bir daha evlenmeliyim ve en az üç oğlum olmalı ve birinden biri içimi elleyip beni ölümsüzlükle öldürmeli. Değil mi ki ben de yaklaşık yirmi yıldır "Dünyanın Vakti"ne çalışıyorum. Sahi Peker, Ferhad, Akın, Cinozoğlu, Köse, Atlansoy Hüseyin'leri Ahmet'leri sizlerin kaç oğlu var! Beni öldürmenizi kaç yıl daha bekleyebilirim "Dünyanın Külü" bir hüzünle. Şeref Bilsel'i "Dar Zaman Rivayetleri" kelâmı, "Bıldır" sıkıntısı ilk tanıyanlardan biri olarak, o kadar çok sevdim ki; bu sevgimin özünde biraz da Kütahya ve Ahmet Uluçay var; bir o kadar da şiir ve sinema. İki oğlunun annesi, bence bu yılın Altın Portakal Şiiri Ödülü Betül Dünder ile Şeref Bilsel arasında paylaştırılmalıydı. "Dünyanın Külü" beni çağdaş ağlamam, ev ve aşk hâlim. İyi ki de Şeref Bilsel var, iki oğulun annesi Betül Dünder var, bu iki şair hayatta olduğu sürece ben de nâçizâne şiir yazmaya/türkü söylemeye çalışacağım. Sadece bu kitap hakkında değil, sevgili Şeref Bilsel'i şairler parkına oturup gelip geçen tüm insanlara anlatmak isterdim, hatta Allah'a. Cankardeş, bu Altın Portakal Şiir Ödülü sana ve "Dünyanın Külü"ne çok yakıştı. Ödülü alır almaz Rize'ye değil Kütahya'ya gidin evcek, hatta Ahmet Uluçay'a da uğrayın, n'olur beni daha fazla ağlatmayın. Ödüller, kelâmlar, şiirler gelip geçici. Dün geceden beri çok ağladım, beni bağışlayın. Nice oğullara ve nice kitaplara.

Hüzünleyen HÜSEYİN ALEMDAR



Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  serefb.jpg
Görüntüleme: 406
Büyüklüğü:  38,2 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  seref3.jpg
Görüntüleme: 364
Büyüklüğü:  4,1 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  ahmet uluçay.jpg
Görüntüleme: 411
Büyüklüğü:  37,1 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #293  
Alt 21-07-2014, 15:41
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



YAZ İNCELİKLERİ - 1
/ Ahmet Say Dergilerdeki Şiir ve Yazılara Dikkat İnceliği ‏







Ustalardan biri mi söylemişti, yoksa dergide mi okumuştum? Vaktiyle Behçet Necatigil yeni çıkan şiir kitaplarından iki adet satın alır, birini arşive kaldırır birini de elinin altında tutarmış. Adresine gönderilen kitaplar dahil, her kitap için de gelişigüzel notlar alır, şairine postalarmış. Şimdi böyle ustalar yok, böyle içtenlik de. Tam böyle diyecektim ki, izinli olduğum sırada yarı uykulu bir hâldeyken telefonum çaldı. Arayan Ahmet Say'dı; abilerin en iyi kalplisi, güzel Ankara'nın en içli abisi. Mavi Yeşil dergisinde çıkan "Üç 13!" yazımla ilgili arıyordu. O içten ve duygulu konuştukça; o, ben ve Ahmet Erhan üçümüz Papazın Bağı'nda geleceğimizlye ilgili konuştuğumuz özel günü anımsamıştım. "Evlât, yazında benim çok sevdiğim, kendime kardeş/evlât edindiğim üç şairi Azer Yaran, Ahmet Erhan ve Adnan Azar'ı o kadar hüzünlü ve içten anlatmışsın ki, yazını okurken ağlamışım ve uyuyup kalmışım, sen ne içli bir kardeşmişsin" Ankara ve Ahmet Say'ın bende ne kadar özel bir insan olduğunu anlatmaya kalksam sayfalar dolar. Kendisine aynı duygularla telefon ederken, ne kadar duygulandığımı kendisine hissettirmemeye çalışsam da yazımı anladığı gibi beni de anladı. Hatta bir ara "sesin gidip geliyor, uzak bir yerde misin?" diye sordu. Aslında kendimin uzağında, Gebze'deydim. Ahmet Abi'nin sesinden sonra 1980'lerdeki Gebze'deki kitaplığıma gitti elim; elimin gittiği yerde Aralık 1982 sayılı Türkiye Yazıları. Varlık ve Adam Sanat şairi olsam en çok yazmak istediğim dergilerden biriydi Türkiye Yazıları. Bir iki kez şiir göndermişliğim de oldu sanırım. Dergiler de bizim gençliğimiz işte. Türkiye Yazıları'nın tüm sayıları bende yok sanırım. Bir gün bir yerde ciltli hâlini görürsem Ankara'yı ve şair insanlarımı yeniden bulmuş gibi sarılırım o dergiye herhal! Abilerin en güzeli Ahmet Say'a sarılmanın başka bir biçimi olur bu da. Elime aldığım sayının dosya konusu fotoğraf: Kemal Cengizkan'ın sunuş yazısıyla Ozan Sağdıç, Ali Baydaş, Seyit Ali Ak, İlhan Tekeli bu dosyaya katkı sunmuşlar. Timuçin Özyürekli, Ahmet Özer, Adnan Yücel, Ahmet Ada, Şükrü Erbaş, İbrahim Yıldız, İlhan Özdemirci, Ahmet Telli, Aytekin Karaçoban ve Veysel Çolak şiirleri tıpkı yirmi yaş gençliğim gibi. Sahi, Veysel Çolak'ın "Fotoğraf Arkalıkları" şiir dizisi kaç rakamla noktalanmıştır!? Şiir eleştirilerini çok özlediğimiz Ramis Dara'nın şiir çevirileri gölgede kalmasa/ydı keşke. Türkiye Yazıları'nın hâlâ diri sayfalarında bir Ramis Dara şiir çevirisi var; Romen şair Geo Bogza'dan yapılan çeviri "Hitlerli Onbeş Karabasan" adını taşıyor. Dünya şiiri antolojisine girecek bir şiir aslında. Bir telefon, bir abilik alıp götürür işte insanı. Derim ki, dergileri okuyup geçmeyelim. Dergilerde ilgimizi çeken şiir ve yazılara Ahmet Say'a Saygı lütfu katıp, gerek dergilerde gerekse sanal ortamlarda bu yazı ve şiirleri dillendirelim. Çok daha incelikli olanı, Ahmet Abi'nin yaptığı gibi o şiir ve yazının sahibine ulaşıp, kendisini tebrik edelim. Bu inceliğin adı "Ahmet Say Dergilerdeki Şiir ve Yazılara Dikkat İnceliği" olsun. Hadi.





Hüseyin ALEMDAR

alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  say1.jpg
Görüntüleme: 368
Büyüklüğü:  11,0 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  say.jpg
Görüntüleme: 359
Büyüklüğü:  37,9 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  say2.jpg
Görüntüleme: 345
Büyüklüğü:  44,5 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #294  
Alt 10-09-2014, 12:55
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

Ah Ajlan, unutmak yara, unutulmak şiir ve kan inan!

HÜSEYİN ALEMDAR

I
AJLAN AKTUĞ BALADI*

Zeki Demirkubuz’a

Her şey ipince bir gitmektir ya)(masumca
gri soğuk kırışık uzak gitti Ajlan da
gitti kesik bir kış gibi Kurbağalar Masumiyet arası
bir yüzü kirlibeyaz bir sinema yalanı şimdi
bir yüzü soluk ve kırılmış içki vedası

Her şey ipince bir kırılmaktır ya)(camda
ipince bir kırılmak mı, âh camında hayatın!
Cam ve hayat, içi dışı sinema bir cep aynası belki
bir yüzü sarı bir otel odası yalnızlığı
bir yüzü dalgın bir aktörün duruşu şimdi

Gitmek ve kırılmak: Hayat her ikisi sanki
her ikisi ve adressizliğin üzünçlü görüntüsü
kâh beyazperdede kâh zamanın kâğıt perdesinde
mor yakasında aşk ve hep bir rol kabarıklığı
aktör ölmez ya)(ölse de 24 kare durur kendinde

Ajlan Aktuğ gibi!


II
HATIRIM İÇİN DE OLSA HATIRLA!**

Ben nerde Yeşil çam! desem Ajlan, hüznü sen olan biri Pepuğ Kuşu olur, gelir şiir ve sinema yanıma otururdu. Zeki Demirkubuz’un Masumiyet yalanındaki en samimi gerçek hâlâ sensin, bil isterim. Rol icabı da olsa, kimse senin gibi karısı tarafından yumuk dil, yarasa göz boynuzlanmadı. Karısını kemerle döven bir karakteri, değil o rolün sahibi aşk ve ölüm bile ağlatamaz artık! Kimse senin gibi komediyi rulet oynar gibi de oynamadı ayrıca. Yeşilçam’da herkes gitarın ve pelikülün gençliğini bilir de birbirleriyle hiç konuşmaz ya, Üçüncü Sayfa filmini sana ithaf etmeseydi Zeki, yalanım yok onunla bile konuşmazdın inan. Sinemadaki her lobi, her afiş, her fotoğraf hangi ucunu kaldırsan senden bana kanama işte! Her şeyin altı aslında üstünü anlatır Ajlan! Aslolan alttan gelen duygulardır; şiir ya da sinema iki dilden birinin gözünü susar da seni bana anlatır bu yedi sokak. Bu yedi sokak ki, hangi filme sorsan yönetmeninden oyuncusuna, kameramanından ışıkçısına, figüranından setçisine birbirimize konuştuğumuz, birbirimizi sustuğumuz sırt sırta uzaklar... Sahi, o zamanlar bale yapan bir ilkokul öğrencisi, şimdilerde Serap Aslı Araklı imzasıyla ilk şiir kitabını ustalarına “Hürmeten” sunan Serapcan, hem can hem civan senin çocukluğunun peliküle kuyu halkasıyla sıkıştırılmış küçümen hâlindi. Gidip gelip pointini gökyüzü taşıyla kırmış kız çocuğu resimleri yapardın ona; yaptığın her resim kanardı. Âh Ajlan, âh ki âh! Emek Sineması’nın arkasında bir yerde sade bir sokaktı ya Yeşilçam; Beyoğlu’nu semtten saymaz, senle ben Yeşilçamı kalpzaman bir semt yapmanın hayâlini kurardık; Tünel Pertavsız Sokağı’ndan başlar, Sıraserviler Billûrcu Sokağı’na dek şiir-sinema, acı-sevinç, perende-paranoya korkunç depar birbirimize giderdik/dim!/dik! Ben gizli sinema ormanlarımı Meşelik Sokak girişine dökerdim, sense bilekleri iğneli uzun çekim düşlerini Çukurlu Çeşme Sokağı’nın alkol dökülmüş çukurlarında yıkardın. Bu sokakların bile iddiayla rakı kazanma yalanı var ya, bu bile senden yadigâr anla. Sen de bilirsin ki, Yeşilçam bakışlarımızdan yapılma bir semtti Ajlan! Ah, Yeşilçam ki; sokak sokak, düş düş boşluklara bakma Allahımız[dı!] Yedi sokak yetmiş yedi hayâl, yediyüz yetmiş yedi yüz hayâlden de öte bir şeydi kalp yerlerimiz. Yönetmenlik tutkusu, yazma nöbetlerimiz olmasa günün her saati klaket bıçağı darbelerle yakamızdan göğsümüze kayar da; el el, bıçak bıçak o dakka ikimizi de öldürürdü. Her nedense, yönetmenlerimizi semtimizin devamlı sakinleri, kalbimizin sıkıntılı müdavimleri sayar da, yönetmenleri bir filmlerini iki kez severdik. Senin Tutunamayanlar diye hiç bitmeyen bir romanın ve İmrenme Ayini diye uzadıkça uzayan bir hikâyen, benimse yakınlaştıkça uzaklaşan Gebze bir Anayurt Oteli’m ve Arzu’anım bir Sevmek Zamanı’m vardı. Hatırla Ajlan!, n’olur hatırla!! Hatırım için olsun hatırla, ölüm ki hiç de hatır işi değil! Nasıl da gidip gidip gelemediğimiz filmlerdik, hatırla!
:Ah Güzel İstanbul, Atıf Yılmaz [Ömer Kavur]--Başka dil, başka ses, başka renk, başka başka İstanbuldunuz ikiniz; sahi, ne zaman öldünüz!
:Beyaz Mendil, Ö. Lütfi Akad--Yalnızlıklar rıhtım, aşklar acı ve vesika Ajlan!
: Duvaklı Göl, Şadan Kâmil--Öyle ya da böyle her gençlik günahtır! Göl’ün duvak, gözlerin damatlıksa.
:Mor Defter, O. Nuri Ergün--Susmak konuşmaksa, yıllara ve defterlere bak.
:Sevmek Zamanı, Metin Erksan--Sûretin varlığım[ız]dı, aşk da sûretler de ünlemdi!
:Baba, Yılmaz Güney--İstanbul’dan Muş’a, İzmir’den Van’a her baba sesi mandolin!
:Gurbet Kuşları, Halit Refiğ--Maraş’tan gelmiş eksik bir hayat, başı sonu hep dram.
:Sonbahar Yaprakları, Nejat Saydam--Gitmek kadar turuncu kalmak gibi mor kalbin!
:Kara Duvaklı Gelin, Mehmet Dinler--Aşklara yüz beğenme! Her nikâh, her evlilik kendi çığının altında.
:Günahsızlar, Faruk Kenç--Babamdan bana öylesine bir Oya Sensev sevdirdin ki;
o gün bugündür film ofislerine uğrayan tüm kadınlar ki hâlâ saf ve günahsızlar!
:Hâtıram Olsun, Muharrem Gürses--Ha dram, ha melodram herkes kendinin hâtırası Muharrem Abi.
:Şehvet Uçurumları, Aydın Arakon--Çok uçurum öğrenen, önce kadınlar[ın]a yenilir Hayat Cehennemi’nde!
:Altın Mezar, Mümtaz Alpaslan--Hayat dâhil her depo unutulmuş bir hazinedir canlar!
İş akdiniz teveccühünüzdür, Dost Film’e uğrayınız!
: Denize İnen Sokak, Atilla Tokatlı--Ajlan! Aj’’lan!! Âh, denize ve kendimize inen bir sokağımız, pardon bir filmimiz bile yok bizim!
:İnsafsız, Semih Evin--Kan yaraya konuşur da, kurşun kana konuşmaz bacım!
:Artık Sevmeyeceğim, Muzaffer Arslan--Aşkta kararsızlık olmaz Nesrin; pardon Leylâ! Aşkta tek şey düşünülür, sadece sevişmek... Ne yapsak, aşka k’ara iki gözdü Yeşilçam: Biri Kemâl, biri Cahit.
:Aşk Durağı, O. Nuri Akıncı--Limandaki direkler ormanında ölmüşsem, ne duraklar aşktır, ne aşk durak!
:Soluk Gecenin Aşk Hikâyesi, Alp Zeki Heper--Ajlan!!, Aşk ve Pirâye dâhil, Alp ve Zeki dâhil, Şahin Kaygun ve Hüseyin Peker dâhil, Mine Sun ve Alpay Ziyal dâhil, Erdoğan Kar ve Zuhal Aktan dâhil, Abdurrahman Palay ve Meral Zeren dâhil, Taner Aşkın ve Lâle Belkıs dâhil, Eriş Akman ve Songül Ülkü dâhil, T. Fikret Uçak ve Sevtap Parman dâhil, Orçun Sonat ve Melek Ayberk dâhil, Erol Durak ve Orhan Çağman dâhil, ben ve sen dâhil her şey soluk ve kayıp bu semtte!
: Duvarların Ötesi, Orhan Elmas--Aşkın ve senin mahkûmunum, gözlerine söyle beni tutuklasın. Yıllara ve duvarlara sor, beni sana konuşsun!
:Son Kuşlar, Erdoğan Tokatlı--Kızlar büyüdükçe ev ev, kalp kalp, düşaçı büyük evlilik; aşksa hep küçük kalmak demekti. Küçük şeyler ölmez A’j’l’a’n!
:Bedrana, Süreyya Duru--Âh, bir elin el değmişlik, bir elin el değmemişlikse Bedrana; üçüncü bir el çıkar içinden ve tam yeri, hemen burada öldür beni!
:Tütün Zamanı, Orhon Murat Arıburnu--Parmaklıklar güneşi keser de aşkı kesemez, bilirim. İçime çektiğim de dışımda tuttuğum da senin tütünün Zeliha!
:İmzam Kanla Yazılır, Mehmet Aslan--Aşk ve tabanca kaderin ağlarına takılan biri, nara da zara da gitse tanınır imzasından!
:Mağrur Kadın, Nevzat Pesen--Bütün kadınlar mağrurdu; şiirlerde, hikâyelerde, romanlarda, filmlerde. Boynu üç ilmek sonbahar olan bir gün ölür elbette. Aşk ve ölüm, kadın varoldukça mağdur.
:Üç Arkadaş, Memduh Ün--İçimiz derinine yarılsa; belki de, bir şarkıcı ve üç arkadaşız her birimiz aslında, Ajlannn!
:Şehvet Uçurumu, Ülkü Erakalın--Duygu Film’e sor beni; kalp, ya duygu ya uçurumdur. Lekeli Aşk’tan Ben Sana Mecburum’a, Yeşilçam Sokağı’ndan Uçurumdaki Kadın’a her film[im] benim sana öldüğümdür. Âh, yıllar geçse de hangi film[im]de kimin nefesini dinlesem buhur, kimin suyunu içsem büsbütün zehir!
:Ben Öldükçe Yaşarım, Duygu Sağıroğlu--Âh, her aşk saf ya da biraz kirlidir başlarken; yarısından sonra kâh karışık duygular akıntısı, kâh çürük kan kirlene kirlene dolar üç harfinden.
:Mazi Kalbimde Yaradır, Osman F. Seden--Mâzi yara değilse nedir ki Şük/r/ân!
:Allı Yemeni, Sırrı Gültekin--Ne Mine, ne Tugay; sözleri tok da, gözleri hiç de mutlu değil oralarda!
:Sayılı Kabadayılar, Hasan Kazankaya--Tophane’den Balat’a bıyık bur Osman, bu şehr-i İstanbul’un üçte ikisi senindir!
:Yaşamak Haram Oldu, Çetin Karamanbey--Sana konuşacak bir ömrüm daha var, sen benim son türkümsün!
:İzin, Temel Gürsu--Atlara devrim de Ajlan! Aşktır atların son uykusu!
:Bir Adam Yaratmak, Yücel Çakmaklı--Şimdi artık neyi hatırlasam hepsi bir anı.
:Ölünceye Kadar, Safa Önal--Bana bir tek sen kalmıştın ya hayâl yaşım, şimdi sen de platonik espas anlam karışığı kırkbeş yaş sessizliğisin işte! Âh, her kadın lekedir bir yerde--ağzı sinema gözleri şiir her kadınla leke leke evlensem, leke leke ölsem!
:Aşk Arzu Silâh, İlhan Engin--Bana Aşk de, bana Arzu de, kendine Silâh! Nasılsa, Kadın Düşmanı çıkmazında üçümüzden biri ölecek. Sen ya da ben, artık sokaklara çıkmayalım n’olur! İçimizden, pardon ikimizden bir öldü A j l a n!
:Toprağın Teri, Natuk Baytan--Bu gözyaşları bu paranoya tanıdık bir yerden. İnsan öldüğü kadın[l]a gömülmeli be usta!
:Uğraş/Ölümden Ötesi Yok, Hidayet Pelit--Aşk ve kavga, göğsüm yangın yeridir! Ellerime aşk, emeğime kavga derim.
:Hababam Sınıfı, Ertem Eğilmez--Kalp ve ayna kırıkları için yanında merhem taşı. Sınıflar hepi topu on sıra, okullar ömre sığmayacak kadar kısa.
:Hasan Boğuldu, Orhan Aksoy--Vakitli vakitsiz yaka/n/ma gül takma A j l a n! Gül ki tuz olur da kalbe sızar! Âh, vaktin vücuda intiharı töreler!
:Üç Halka Yirmibeş, Bilge Olgaç--Şehirler ve kasabalar arama kendine. Kumpanyalar da panayırlar da hiledir!
:Karanlıkta Uyananlar, Ertem Göreç--Bugün Mayıs günlerden! Ellerin, gözlerin ve kalbin karanlığı yırtıp anlatsın seni: Duyan ve anlatan yerlerin nasıl da işçi.
:Turist Ömer, Hulki Saner--Almanya’dan, Arabistan’dan, uzaydan nerden gelirse gelsin yalnızlığın Sadri’si bir adam kendi şapkası altında.
:Biri ve Diğerleri, Tunç Başaran--Ne kadar da yağmur ve aşk gece, beni eve ellerin ve ağzın bıraksa!
:Satılık Kadın, Aram Gülyüz--Apartman kapıcıları bile senin âşığındı Feri, pardon Nevin! Çıkıp gelsen, senden sebep birileri mutlaka ölür!
:Hazal, Ali Özgentürk--A oğul, bu dağlar konuşmazsan ses vermez! Bak, susman oğul da, sesinin dağlardan yankıyıp dönmesi hiç de erkişim değil!
:Pehlivan, Zeki Ökten--Her ömür bir yerde özürdür bedene. Sen aşkım, helâlim, kadınım ve özrümsün benim!
:Kurbağalar, Şerif Gören--Âh Elmas, gece olmalı gidip bir yerlerden topluyorum seni ve kendimi! Yüzük parmağıma kadar tüm parmaklarım aşka benzer kurbağa kesikleri.
:Kuyucaklı Yusuf, Feyzi Tuna--Her yaşın mendil cebi aşka çıkar Muazzez! Çok kırmızı mendilim, küçüğüm benim!
:Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu, Engin Ayça--Bütün sokaklar geliş geçişlere dardır ya geceleri, aşk bile soğuk havalarda kendine sokulur.
:Çirkin Kral, Yılmaz Atadeniz--Nurlan! Nurlan! Tabancada gül açtırma ustası bir çirkin adam bu aslında! Bak, ölmenin bir şiiri var da öldürmenin yok ama!
:Uçurum, Feridun Kete--Kasabalar köylerin ağlamış hâlidir, beni köyüme götürün!
:Mum Kokulu Kadınlar, İrfan Tözüm--Sağ elim makas, sol gözüm anahtar deliği;
âh A’j’lan! Elle gözün ibadeti herkese anlatılmaz.
:Tersine Dünya, Ersin Pertan--Erkek geldik erkek gitmeyelim diye, üç günlüğüne tersiyle düzüyle bu dünya sizin kadınlar!
:Gurbetçiler Dönüyor, Çetin İnanç--Herkes kendinin gurbetidir AjLan! Kalp makara, taşra sinema; baba/n/ma sor, o bile söylemez gençliğini?
:Yabancı, Yücel Uçanoğlu--Bu kasabada, bu kumsalda ilk öptüğüm şey rutubetimdir!
:Ölüme Yalnız Gidilir, Remzi Jöntürk--Âh, bu gözler artık benim değil! Hiçbir aşk, hiçbir ölüm örtemez suçsuzluğumu.
:Ponente Feneri, Şahin Gök--Yerin ve göğün ortak sessizliğidir ıssızlık gecede. Fenerci bir kadın dişil yorgunluktur; anlasa anlasa kendini anlar.
:Tatar Ramazan, Melih Gülgen--Hapishanelere güneş doğmuyor mu desem?
Yok yok, öyle değil AJ lan! Koğuş koğuş, ranza ranza, volta volta cinnettir hapishaneler; kendinde ölme!
:Çırılçıplak, Oksal Pekmezoğlu--Sen ArzuuU, iki farklı bıçak şarkıcı ve şarkılı hâlin!
:Yaranamadım, Mehmet Alemdar--Konuşmak protest, susmak arabeskse; her ömür bir yerden sonra Müslümîdir, kendinden özür diler.
:Ana Yüreği, Yavuz Yalınkılıç--Belkıs! Fatma! Belkıs Fatma! Her evlât böğre bastırılmış bir türküdür, unutma!--

Ah A’j’l’ ân, unutma! Yirmi yıl var negatif de yok pelikül de; senin çok değer verdiğin insan ve insanlık da. “Yeşilçam oyuncusu” tabir edilen kimse de kalmadı sanki. Negatifin kamera makarasındaki dönme sesiyle rolüne konsantre olmanın ne demek olduğunu da bilmiyor şimdinin dijital oyuncuları. Senin anlayacağın, kast sunumundan kopya formatına her şey dijital. Hasnun Galip Sokağı girişindeki, hani şu birahane üzerindeki çok pencereli ve tek kapılı o ev var ya; hani iddia üstüne iddia seni son yolculuğa uğurlayan Alfred Hitchcock filmlerindeki evlere benzer o ev. Şimdi gelsen, o ev de hâtıralar da tanımaz seni belki. Gel ya da kal sen bilirsin, rakı ile rakımın dost olduğu söylenir, Dost Dost İlle Kavga sende bir şey çağrıştıracaksa, her şeye rağmen bir kez daha çık gel derim. Gel, üzülmek var ağlamak yok ama!

*) Keşke her aktör senin gibi iddiada rakı kazansa ve Yeşilçam’ın orta yerinde ölse!
**) “Anılar kuşlar gibidir/dal ister konacak” demiş ya Oktay Rifat; ölüm bile konma isteği!



Yeşilçam, 27-28 Kasım 2013
alemdar6105@gmail.com

KEŞKE dergisi, Eylül-Ekim 2014


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  Keske.jpg
Görüntüleme: 267
Büyüklüğü:  40,8 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 12:56


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum