Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Deneme

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #21  
Alt 14-11-2009, 10:53
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Bundan böyle haftanın son işgününe bir şiir!‏

Hayatınızda ne kadar şiir var bilmiyorum? İki aya yakın bir süredir domuz gribi lanetinin hayatımıza şiirden çok girdiği kesin. Ben oldum olası deve gribi de olsa böylesi küçük hastalıkları çöpe atılmış bir dize görür gülüp geçerim. Hele bugünlerde, güzel bir bayanı otobüste maskeli görüyorum ya, o cennetten pardon o otobüsten kendimi hemen dışarı atıyorum. Kırk yedi yaş tehlikeli yaş; kır(ı)k yedi gibi! Bundan olacak, ne cenneti ne cehennemi cinnet kadar anlamadım; bu da başka bir konu. Benim hayatımda şiir var mıpeki?! Var tabii, kanımdan, karımdan, Allah'ımdan çok! Edip Cansever'in şu üç dizesi ne zamandır yaşam ilkem: "Her yere yetişilir/Hiçbir şeye geç kalınmaz ama/Çocuğum beni bağışla!"--Sahi, herkes kendinin çocuğudur!

Ben de dün akşam Asmalımescit'te GalateaArt'taki bir resim sergisine katılmak için can attım. Can attım derken şiir yanım bir tarafta can yanım bir taraf; metrolara çarpmak pahasına! İyi ki de gitmişim; bu mübarek güne ressam arkadaşımız Emel Akın'ın sergisine ilham veren Charles Baudelaire'nin şiiriyle çıktım. Paylaşmak istedim:


HORTLAK*


Tut ki ben gözü dönmüş bir meleğim,
Yatağına yeniden geleceğim,
Kayacağım sana doğru sessizce
Gecenin karanlık gölgeleriyle;


Ve konduracağım yüzüne, esmer,
Ay gibi bir soğuk, donuk öpücükler
Sarılacağım sana, boynuna
Çukurdaki bir yılan akışıyla.


Ve kurşuni sabah doğduğu zaman
Yatağında olmayacağım o an,
Akşama dek soğuk saltanat sürecek


Nasıl başkaları şefkatle seni
Sever ve okşarsa. esmerim, bil ki
Üzerine dehşetim tüneyecek.


*) İki mesai arasında yazıldı, mesai bitiminde okunması ricasıyla!


Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 16-11-2009, 11:44
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

ZEKİ DEMİRKUBUZ TAKDİMİMDİR!

Her zaman kendime yakın bulduğum, yakın bulurken de derinine sevdiğim Zeki Demirkubuz'u hâlâ yere göğe sığdıramam. Peliküle döktükleriyle hayatından süzdükleri yer yer çelişse de Yeşilçam'a gösterdiği duyarlılıktan olacak ona olan sevgim asla eksilmez. Filmlerini adama ve anlama anlamında Ajlan Aktuğ'la, Erdoğan Seren'le, Ufuk Bayraktar'la bütünleştirmesi de güzel bir tavırdır aslında. Geçen ay çıkan ve bendeki sinemaların uzun metraj kitabı olan "Kalpzaman Yeşilçam" kitabım biraz da ona dairdir.

Ne yalan söyleyeyim, Türk şiirinde küçük İskender dersem Türk sinemasında da Zeki Demirkubuz derim.

C Blok'tan Yazgı'ya, Masumiyet'ten Bekleme Odası'na, İtiraf'tan Kader'e hemen her filmi bendeki sinemaları anlatır. Bu denli sevdiğim ve kendime yakın bulduğum Zeki Demirkubuz benim neyimdir? Hiçbir şeyim elbette; kardeşim bile olmasını istemem! Şiir ve sinema adına Hüseyin Peker bana öyle bir abi ve kardeş ki, tanrı dahil hiç kimseyi yâdıma istemem! Bugünkü Hürriyet gazetesinde Ayşe Arman hanımefendiye kardeşim Zeki röportaj vermemiş; canyanım, bak bir kez daha gözüme girdin. Yıllar önce Hürriyet Kelebek ekinde şiir sayfası hazırlayan Ümit Yaşar Oğuzcan, bir utanç gibi bugün bile bu alelâdeliğiyle anımsanır. Oysa o kadar da kötü bir şair değildi. "Kum" şiirini ve sonelerini asla unutamam. Boyalı ve çok aynalı dükkân Ayşe Arman'a röportaj vermeyen, vermezken de böyle bir "görece güzelliği" Kıskanmak makasıyla budayan Zeki Demirkubuz benim bir kez daha kardeşimdir! Bu sözüm de Zeki'ye; "Kalpzaman Yeşilçam"ı sana imzalamamı bekliyor olabilirsin, o kitabı hiçbir zaman sana vermeyeceğim. Kurucusu olduğum Orhon Murat Arıburnu ödüllerinde en çok ödül alan kişi sen olmana rağmen, bunca yıldır yapılamayan bu ödül hakkında öyle ya da böyle bir şey sormanı beklerdim. Bu beklenti sen ötürü değil, Yeşilçam duyarlılığından ötürü olsa gerek. Bir de ben o ödülü Atıf Yılmaz ve Ömer Kavur'a beğendirmek için yaptım uzun yıllar; âh şimdi her ikisi de yok maalesef. Anımsar mısın Arzu Okay'ın da törenimize katıldığı bir yıldı, nedendir bilmem, sen de duygulanmış Arzu'anımı ve beni yeni filmlerinde oynatacağını söylemiştin.

Beni boşver, beni Viskonti bile gelse oynamaz artık. Ama şu Arzu Okay'a sen dahil herkesin borcu var unutma, Zeki kardeş!

Ayşe Arman'a bir tepki de ben vereyim derken bunları dile getireyim istedim. Çok zor ama, bir gün Arıburnu Ödülleri yeniden hayata geçerse, sen orda hiçbir zaman olmayacaksın!

Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 24-11-2009, 21:58
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Akatalpa Aralık‏

Güne Akatalpa ile başladım. Ajanstaki işlerimin yoğunluğuna rağmen güne bir dergi okuyarak başlamam, birkaç şiirle o güne kafa tutmam bir tavırdır aslında. Otobüslerde yer bulduğu halde, bir spor gazetesi bile okumadan boş boş oturanları hiç anlayamam nedense. Hele bu günlerde domuz gribinden korunmak için maske ve peçe(!) ile yolculuk yapanları küçük İskender sertliğinde otobüsten indirmek geçer içimden. Yine kötü bir giriş yaptım biliyorum; kötülüğün bile şiirden, geçelim. Bugün 120. sayısına ulaşan Akatalpa, çıkışından bu yana hiç terketmediğim dergilerden biri olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Bazı ani ve hızlı çıkışlarım sevgili Ramis Dara'yı kızdırabilir belki ama benim ondan çok Akatalpa tutkunu ve sürdürücüsü olduğumu neyse ki bilir. Dara'nın kendini ve Akatalpa'nın duruşunu savunan giriş yazılarını ne yalan söyleyeyim severek okurum. Aralık Akatalpa'sındaki "Niçin Çok ve Şok Şiir" yazısını da "nicelik" ve "nitelik" sorunsalında çok güzel kaleme almış. Bir dergide, hele ki sayfa sınırı olan Akatalpa gibi bir dergide çok şiir yayımlama elbette ki risklidir. Buna rağmen son bir-iki yıldır sevgili Dara'nın hem çok iyi imzalara hem de kimi dergilereoranla çok daha nitelikli şiirlere yer vermesi onun Akatalpa'ya "Yıllık" havası verdiğini çok güzel göstergesi. Nitekim bu sayıda da çok güzel imzalar ve şiirler var. Birkaçı: "Avlu"/Hayati Baki (9,0), "Adnan Satıcı Anıtı" /Muammer Karadaş (9,5), "Kış"/Osman Serhat Erkekle (8,0), "Yıkanmış Maden Taneleri"/Gökhan Arslan (8,5), "Hilale Bakan Kediler"/Ersan Erçelik (8,0), "Yokluğa"/Metin Fındıkçı (8,0), "Barışma"/Tamer Gülbek" (7,5), "Gün Açığı"/Muzaffer Kale (7,5), "Üsküdar Gazeli-5"/Deniz Dengiz (7,0), "Balkon"/Hayriye Ersöz (6,5), "Zamanın Bebeği"/Pelin Özer (6,0), "Suyun Aybı"/Emin Kaya (5,0), "Durum Vaziyet"/Halim Yazıcı (5,0).

İki de dize: "Her yol ölüme çıkar elbet; odur haritaya çizdiği ırmağın/Bunu kavramış her yüreğe, cızırtıyla boşalır ırmak."

Şiirle...

Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 01-12-2009, 11:37
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

"Her ölüm erken ölümdür!" demiş ya Cemal Süreya. Hangi yaşta olursa olsun şairin de sinemacının da ölümü bir kat daha erken ölümdür. Hele ki bu ad Ahmet Uluçay ise o ölümün yaşı da gençliği de asla anlatılamaz. 1990'ların başında tanıdığım sevgili Uluçay, şiir-sinema birlikteliğinde bana en yakın gelen beni en çok şaşırtan isimdi. Onun şair yanını çok az kişi bilir, şair kanı taşımasaydı "Optik Düşleri", "Uzun Metrajın Resmi"ni, "Koltuk Değneklerinden Kanat Yapmak"ı, dahası maalesef şu anda tek uzun metrajı olan "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak"ı yapamazdı. 1994'te Emek Sineması'nda gerçekleşen Siyad ödül törenine benim kollarımda katılmıştı. Belki de hayattaki tek düşmanı olan bazen iyi bazen kötü huylu o lanet tümör beynine yeni yeni yerleşmişti. O gün Tarık Akan'la tanıştırmıştım sevgili Ahmet'i; sevgili uzak jönüm Ahmet'imi benim köylüm sanmıştı herhalde. Sonra sinema tarihine geçen şu sözü söyleyip "Karpuz kabuğundan gemi değil, Titanic bile yaparsın. Bu işin gerçeği para değil, yürek meselesi" nerdeyse tüm Siyad ödüllerini toplamıştı bu sinema dehâsı. Tarık Akan'dan bana ve tüm salona herkesin yüzündeki şaşkınlığı bugün bile anlatamam. Yaşım ilerledikçe iki şeye çok kızıyor ve Allah'ına kadar küfrediyorum: Tabii ki ölüme ve Allah'a! Ey yüce ve korkak tanrı, yanına çağıracak başka dâhin yokmu? Sevgili Ahmet, canım! Umarım oğlun İdris'e ve çok sevgili karına bu sinema virüsünü en ince noktasına kadar bulaştırmışsındır. Yoksa başta "Bozkırda Deniz Kabuğu", şiirlerin ve tüm her şeyin yarım kalır. N'olur beni affet ve iyi uyu!

Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 01-12-2009, 14:28
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Görüntünün Şiirselliği...

Ahmet Uluçay'ın ölüm haberini dün gece bir öğrencimden aldım... Bekliyorduk bunu... Üzüntümü tarif etmenin olanağı yok, ama "ölümlere" alıştığımın da farkındayım...

Her güzel insana karşı vefasını esirgemeyen, çok uzaklardan, hatta yitik bir zamandan çıkıp gelmiş bir roman (tam bir Marquez romanı) kahramanı gibi istanbul'da dolaşan sevgili Hüseyin Alemdar'ın yazısı bana ulaşınca, Ahmet Bey ile ilgili ben de bir şeyler yazmak istedim.

Ahmet Bey'i 1990'ların başlarında tanıdım. İyi tanışırdık, "bakalım o neler" yapmış merakıyla birbirimizin filmleriyle ilgilenirdik. Birbirimizi sevdiğimizi biliyorum, ama yaşam koşuşturması içinde hiçbir zaman kendisiyle yakın dost olmadık. Kendisine "Ahmet Bey" diye hitabettiğim zaman, "Ne Ahmet Bey'i yahu, Ahmet de, gitsin" derdi. Bu iznine karşın kendisinden "yakın dostum" diye söz etmem doğru olmaz.

Ankara Film Festivali kapsamında ilk kısa filmlerimizin gösterildiği günlerdi. Onun, Koltuk Değneklerinden Kanat Yapmak, Optik Düşler, Uzun Metrajın Resmi adlı kısa filmleri beni epey ilgilendirmişti. "Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı..." değil... Ahmet Bey gerçekten de hem badem gözlü, hem sırma saçlı olanlardandı...

Çok daha sonra... İletişim bağlarımız koptuktan sonra Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak adlı filmini (bende iz bırakan, bende kalıcı bir film olmasına karşın, Ahmet Bey'den çok daha iyi filmler beklediğim için) biraz buruk izledim. Zira üzerinde uzun uzun sohbet ettiğimiz Bozkırda Deniz Kabuğu adlı projesini bekliyordum ondan...

Ahmet Bey, ben ve birkaç kısa film yönetmeniyle birlikte, TRT 2'nin bir programına katılmıştık. Hepimize ortak sorulan bir soruydu "Kısa film nedir?" Ben, kısa şiir ve kısa film bağı kurmaya çabalamıştım. Diğer yönetmenler de, "Çarpıcı bir konunun en kısa sürede anlatılması yöntemi" babında bir şeyler söylemişti. Oysa Ahmet Bey'in yanıtı, zihnime çakılı kalmıştır, zira dürüstlük doluydu ve (aslında) benim kısa filme bakışımı da ortaya koyuyordu: "Bizim ülkemizde kısa film, uzun film çekmek isteyip de çekemeyen yönetmenlerin çektiği filmlerdir" demişti.

Bu sözü onun ölümü arkasından gündeme getirmekten kastım, kısa film yönetmenlerinin tümünü bu tanımın içine koyduğumu vurgulamak değil... Dürüst olmak gerekir; biz kısa filmlerimizi bu nedenle çekiyorduk: Uzun film çekecek koşullarımız olmadığı için...

Tabi ki kısa filmi kısa film çekmek amacıyla; kısa filmin esprisine, ulviyetine, değerine, özelliğine sıkı sıkıya inanarak çeken arkadaşlarımız da var... Biz ise uzun filmlerin kısaltılmış hallerini çekip festivallerde gösteriyorduk. Tüm bunlara karşın bugün Ahmet Bey için, "dünyanın en iyi kısa filmcilerinden biri diyebilirim. Gerçekten olağanüstü bir gözdü onunki...

Benim için konunun önemi bu topraklarda Ahmet Bey gibi bir insanın yaşamış olması. Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinde mucizeler gerçekleştirerek olağanüstü kısa filmler ve bir tane de uzun film çeken bir insanın şu yalancı dünya üzerinde bir süre (çok kısa...) yaşamış olması anımsanmaya değerdir. Hatta onun yaşam öyküsü derlenip toparlanıp kitap halinde ortaya konulabilir, konulmalıdır da... Zira Onun Hikâyesi "kalburüstü bir insan hikâyesi"dir...

Türk sinemasının başı sağolsun...

Cengis T. Asiltürk
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 13-12-2009, 17:24
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Dün geceden kalma bir döküklükle güne beyaz bulmaca çözerek başlamak, pardon benim şairlerimden biri olan Mustafa Ergin Kılıç'ın "Beyaz Bulmaca!" şiiriyle başlamak nasıl da güzel!

Beyaz bulmaca!

abla kalk çocukluğumuzu düşürdüğümüz yere gidelim
kendimize yeni birer çokluk bakalım
ben bir adım misket sen bir adım dalya
bugün nasıldı diye denizi soralım gemici halatlarına

hadi ısır saat yapalım birbirimizin koluna
zaman dursun biz gidelim
ilk dostumuz çürümüş ahlatlar
başkalarından kovulup bizde çöreklenen ağıtlar

hatırlarsan sıkıldıkça dal kırardık
yaraya yara sahraya sahra
yeşil erik ve çağla bizde
olur mu diye bekletirdik

abla kalk süpürelim şu talaşları
görmesin ağaçlar içlerinden çıkanı
eskiyen her şeyi atalım kendimizden başlayıp

[...]

kalk abla hiçe gidelim
boş boş konuşan insanlara Niçe verelim
bu hayattan ne anladığımızı soranlara
çünkü hayat anlamadan anlatmak!

[...]


hadi abla beyaz bulmaca oynayalım
birbirimizin saçında

• Mustafa Ergin Kılıç, Yer Yara Kabuğu, yasakmeyve, Ekim 2009, 54 s.

P.S.: "Lâlfabe"den bu yana yakından takip ettiğim, giderek söz ve duygu montajı ustası olma hâline dönüşen
sevgili M. E. Kılıç sözcük oyunlarından arındığında daha başka bir şair olacak. Neyse ki bahsettiğim
bu sözcük oyunları YYK'da fazla yok.

Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 17-12-2009, 16:13
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Sezen Aksu'nun "Gülümse" albümüne adını veren bu parçanın bir Kemal Burkay şiiri olduğunu ve bir dizesinin (o dize "İşçiler iyi çalışsın, gülümse"dir) düşürülerek bestelenmiş olduğunu birçok kişi bilir.

Sezen Aksu'nun iyi bir yorumcu olmanın yanında yaptığı işi daima ticari düşündüğünü ise hemen herkes bilir. Yoksa bunca yıldır ayakta kalabilmesi mümkün olabilir miydi? Türkülere ve deyişlere yakınlığı ile de bilinen Sezen Aksu'yu yaşatan damarlardan biri de halk türküleridir. Kendi bakış açımla "Gülümse"meye, doğal olarak Kemal Burkay'a gelirsek, son on yılda sinema ve dergi anlamında birçok Kürt hareketine destek vermiş biri olarak hiçbir zaman Kemal Burkay'ı şair olarak görmedim, "Gülümse" dahil yazdıkları bu kadar kötü başka bir şair yoktur! Burada bir parantez açarak Burkay'ın toplu şiirlerini yayımlayan Kırmızı yayınları genel yayın yönetmeni sevgili Fahri Özdemir'e de bir sözüm olacak: Keşke birinci hamur kâğıda çok özel bir baskıyla yapılan bu hizmet, Gonca Özmen, Kemal Varol, Devrim Dirlikyapan, Nilay Özer, Onur Caymaz gibi genç ve geleceği parlak bir şair adına yapılsaydı.

Sezen Aksu'nun bestelerken çıkardığı bu dize şiirin toplumsal yanını eksiltmiş olabilir, nitekim olmuş da. Ama böylesine basit bir dize ancak Kemal Burkay şiirinde olabilir. Nerdeyse Ahmed Arif'le yaşıt olan ve benzer coğrafyada yaşamış bir şair hiç mi Arif ustadan ilham almamış! Bir Dersimli aydın olan Burkay'ın, davetlere rağmen "Kürt Açılım" sürecinde Türkiye'ye bir türlü yakınlaşmaması ise şiirdeki "Gülümse" yabanlığı yanında siyasetteki ürkekliği olsa gerek!

Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 18-12-2009, 14:14
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

BİR YIL DA BÖYLE GEÇTİ!

Bugünkü Radikal Kitap'ta Irmak Zileli'nin "2009'un Öne Çıkan Kitapları" başlıklı değerlendirme yazısını okumasaydım bir yılın daha bitmekte olduğunun farkına varamayacaktım. Sonu tek sayılı yılları pek sevmem; 2009'un gitmesine izin veriyorum. Ama 2010 yılı özellikle İstanbul ve biz kalem ve kelâm insanları için çok önemli bir yıl.

O nedenle yarından tezi yok yeni projelerimizi hayata geçirmek için karşılaşabileceğimiz binbir zorluğa rağmen çalışmalarımızı hızlandırmalıyız. 2009'da kalbimin yanına "Kalpzaman Yeşilçam" adlı bir naifliğini filmini yerleştirmek yine de tek kârım.

Zileli'nin yazısına gelirsek: Kimi eksiklerine rağmen bu 50 kitaplık seçki bir yılı özetleme anlamında önemli yine de. Severek takip ettiğim yazarlardan birkaçını bu listede bulmak doğrusu sevindirdi beni; kim mi bu yazarlar? Biri İrfan Yalçın, biri Emrah Serbes, biri Behçet Çelik. Ama bir Murat Özyaşar, bir Yavuz Ekinci, bir küçük İskender, bir Emirhan Oğuz böyle bir listede neden yok? Yokları çoğaltmayacağım; her şeye rağmen Irmak Zileli'nin değerlendirmesi samimi ve yanlı değil. Bu liste yanlı olsaydı, kendisini Türkiye'nin deneme ustası ve çok kitap yayımlamayı da az yazanlara göre bir üstünlük sayan pek değerli "birinci sınıf" yazar-şairimiz de bu listede pekâlâ olurdu. Çok yazan küçük İskender bile yok bu listede!

Turgut Uyar ve Edip Cansever'in dünyalarına eleştiri ve inceleme tadında yaklaşan, bence yılın iki enfes kitabı olmasa bu listede şiir kitabı da yok sahi! Sevgili Irmak Zileli'ye şu anda masamda duran bir şiir kitabını okumasını öneriyorum Nurullah Kuzu / "Dağınık Kara". Hayat biraz dağınık zaten, güzergâhını ve derdini şiirde ara!

Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 20-12-2009, 20:55
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

ZEKİ ÖKTEN: O ŞİMDİ KLARNET HÜZNÜ!‏

ÖLÜM PAZARI'NDAN SÜRÜ'YE, DÜŞMAN'DAN GÜLE GÜLE'YE SİNEMAYA ADANMIŞ BİR ÖMÜR: ZEKİ ÖKTEN, SİNEMANIN MÜTEVAZI ŞİİRİ

Ölümün, sinema ve şiir söyleyenlerin en genci olduğunu bir kez daha kabul ediyorum maalesef!

Geçen yıl görüntü yönetmenleri üzerinden plan plan çekimlerini gerçekleştiren ölüm, bu yıl da yönetmenler üzerinden sürdürdü ağır çekimini: Yücel Çakmaklı, Halit Refiğ, Ahmet Uluçay derken bu kez de Zeki Ökten! Sinemanın en büyük "çalgın"ı diyebileceğim sevgili Uluçay'ı gömeli bir ay bile olmadı ey ölüm! Sinemanın en mütavazı abisi sevgili Zeki Ökten'den ne istedin! Böyle bir aile büyüğüm oldu da böyle bir hocam neden olmadı ki! Şimdi gel de Zeki Demirkubuz'u bir kez daha kıskanma. Ah benim güzel abim, senle saygı ve sevgi bağlamında çok güzel anılarım var aslında.

Kurucusu olduğum ödül sebebiyle çok anı biriktirdik birlikte. O zamanlar ben "Hüzün Kitabı"na çalışıyordum sahi, senin başyapıtın diyebileceğim "Düttürü Dünya" beni o kadar etkilemişti ki oturup yedi enstrümantal hüznümden biri olan Klarnet Hüznü'nü senin için yazmıştım. Yazılarımda hep dalıp giderim ya, bak abim dalıp gittim yine. Hele bir de Pehlivan diye bir filmin var ya, onun üzerine "Kalpzaman Yeşilçam" yeniden yazılır. "Sürü" ve "Düşman" ile Yılmaz Güney'in içinde akmamış kanları da en iyi sen anladın. Şimdi sensiz Güler Ablam ne yapacak, nasıl yaşayacak?

Cadı kaynana rolü ona hiç gitmediydi zaten. Canım Abim, "Pehlivan" ve "Düttürü Dünya" filmlerinden ötürü her karşılaşmamızda seni över över bitiremezdim ya, sen "mütevazı"lığın şiirini anlatırdın durmadan, anlatırken de eleştirilecek yanım hiç yok mu derdin. Beni yanına asistan alırsın diye belki, ben övgüler dizmeyi sürdürürdüm. Birkaç övgü daha öyleyse: "Bir Demet Menekşe" kadar hakkı yenen bir başka Türk filmi yoktur; "Faize Hücum" yer yer kara mizahın izlerini süren "bir ilk film" olarak başyapıt ötesi bir filmdir; sahi Kemal Sunal'ı yaratan, bugün de çocuklara durmadan yaşatan da sensin. Birinin adı "Hanzo", birinin adı "Şaşkın Damat", birinin adı "Kapıcılar Kralı", birinin adı "Çöpçüler Kralı", birinin adı "Yoksul"; sanki bütün bunların toplamı ise "Düttürü Dünya". Şimdi Allah bilir sen Fatiha da istemezsin Zeki Abim; Fatiha ölüm aracılığıyla Tanrı'nın kullarından istediği en fiyaka yalaka sözdür. Madem eleştiri konusunda israr ettin, şunu söylememe izin ver öyleyse: "Gülüm" ve "Çinliler Geliyor" adında iki filmin var ya Zeki Abi, o iki filmi keşke stüdyoda öldürseydin!

Hüseyin ALEMDAR
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 23-12-2009, 15:06
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

AŞK YA DA HAZRETİ ŞEMS'İN KAYBOLUŞU‏

2010'a artık sayılı günler var... 1 Mart'ta, hâlâ yaşadığına inandığım sosyalizmin tanıdığım ilk büyük değeri A. Kadir bir kez daha ölecek ve ben bir yaş daha yaşlanacağım. Sert değil de bu kez çağla birlikte "efemine" bir hâle dönüşerek evlerimize, kütüphanemize ve hatta yatak odamıza kadar yerleşme yalakalığını gösteren süslü emperyalizm ne yazık ki artık bir parçamız, kaçarı yok! 2010'da "üzgün ve güzel yurdumuz" da önemli bir sınavdan geçecek, tabii ki kültür ve yaşam anlamında bizler de. 2010'a birkaç gün kala, Mevlâna'nın ilim ve aşk aynası kabul ettiği Şems'in kayboluşu üzerine rivayet edilen bir paragrafı buraya aktararak, sevgisizlik kavramını öldürmek üzere hepinizi/hepimizi cinsiyet gözetmeksizin aşka, birbirimizi ölümüne sevmeeye davet edeceğim.

Hazreti Şems'in Kayboluşu: Şems'in Konya'ya gelişine herkes sevindi. Mevlâna da hasretin sıkıntılarından kurtuldu. Antık Şems'in şerefine ziyafetler verildi, sema meclisleri tertip edildi. Fakat huzur, muhabbet, dostluk içinde süren günler pek fazla sürmedi; dedikodular ve can sıkıcı durumlar yeniden başladı. Şems, bu dedikoducu topluluğun yine kinle dolduğunu, gönüllerinden sevginin uçup gittiğini, akıllarının nefislerine esir olduğunu anladı ve kendisini ortadan kaldırmaya çalıştıklarını bildi ve Sultan Veled'e dedi ki: "Gördün ya, azgınlar azgınlıkta yine birleştiler. Doğru yolu göstermekte, bilginlikte eşi olmayan Mevlâna'nın huzurundan beni ayırmak, uzaklaştırmak ve sonra da sevinmek istiyorlar. Bu sefer öyle bir gideceğim ki, hiçkimse benim nerede olduğumu bilemeyecek. Beni aramakta herkes acze düşecek, kimse benden bir nişan dahi bulamayacak." İşte, Sultan Veled'e böyle yakınan Şems, öyle bir kaybolmuştur ki kaç bin yıldır aranan bir sırdır. Yine rivayet olunur ki, tekrar gelişi sonrası Şems, 1247-1248 tarihinde Konya'dan Şam'a dönüyorum diyerek anidan ortadan kayboldu. Şems'in kaybolmasından sonra Mevlâna herkesten ondan haber soruyordu. Kim Şems hakkında aslı esası olmayan bir haber bile verse, onu falan yerde gördüm dese bir müjde için sarığını ve hırkasını vererek "şükrâne"lerde bulunuyordu. Bir gün bir adam, Şems'i Şam'da gördüm diye bir haber verdi. Mevlâna bu habere tarif edilemeyecek biçimde sevindi ve o adama üzerinde ne var ne yok hepsini bağışladı. Dostlarının birisi, "bu haber yalandır, o şahıs Şems'i görmemiştir, yalandır" dediğinde, Mevlâna şu cevabı vermiştir: "Evet, onun verdiği bu yalan haberden ötürü üzerimde ne var ne yok hepsini verdim. Eğer doğru haber verseydi, canımı bile verirdim!"


İşte böyle. Ben de "Mevlâna-Şems aşkı" 2010'da başta Hüseyin Peker olmak üzere, Mukaddes'i (Akyol), Ertan'ı (Yılmaz), en büyük küçüğümü (tabii ki küçük İskender), Doğan Abimi (Hızlan), Banu'ma (Sağnak; ben onu öldüremedim, o beni öldürecek!), babama ve anneme, bana ilk defa üst baş alan eşime (eli sopalı Güllü değil artık!), Özlem'e (Sezer), tabii ki her zaman başucu şairim olan Ahmet'ime (Erhan), Onur'uma ve Gonca'ma (Caymaz ve Özmen), sinemadan ötürü tabii ki uzun U yaram Arzu'ya olan aşkımı çoğaltarak sürdüreceğim.

Herkese şimdiden aşk katında iyi yıllar.

Hüseyin ALEMDAR
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 12:58


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum